Prof. Dr. Türkkaya Ataöv, Ermenilerin sözde soykırım iddiasını temelden çürütecek iki önemli belgeyi ortaya çıkardığını söylüyor. Prof. Ataöv’ün ‘Adını verirsem derhal imha ederler’ dediği belgelerde... Prof. Dr. Türkkaya Ataöv, Ermenilerin sözde soykırım iddiasını temelden çürütecek iki önemli belgeyi ortaya çıkardı. Prof. Ataöv’ün ‘Adını verirsem derhal imha ederler’ dediği belgelerde, 1. Dünya Savaşı sırasında Türklere karşı, müttefik ordularının içinde 200 bin Ermeni’nin savaştığı itiraf ediliyor. TANINMIŞ tarihçilerden Prof. Dr. Türkkaya Ataöv, Ermeniler’in ‘Sözde Soykırım İddiası’nı da temelden çürütecek, iki önemli belgeyi ortaya çıkardı. Bu iki belgede de Ermeniler, 1. Dünya Savaşı sırasında Türkler’e karşı, müttefik ordularının içinde 200 bin Ermeni’nin savaştığı itiraf ediliyor. Ermeniler’in ve destekçilerinin, tarihi gerçekleri çarpıtarak ortaya koydukları birçok yalanı, bilimsel olarak sağlam belgelerle ortaya koyan Prof. Dr. Ataöv, bu alandaki ‘son bombasını’ Hürriyet aracılığıyla Türk ve dünya kamuoyuna açıklamayı yeğledi. Ataöv, ‘Adını verirsem, Ermeniler derhal imha ederler veya ettirirler’ dediği, belgeli bir Ermeni kaynağında şöyle deniyor: ‘Cihan Savaşı’nda bağımsız birimler ya da müttefik saflarında 200 bin kişi ile savaştık...’ Ataöv’ün elde ettiği ikinci bir Ermeni kaynağında ise şu itiraf yer alıyor: ‘200 binden fazla Ermeni Birinci Dünya Savaşı’nda savaşmıştır.’ Ataöv, ‘200 bin rakamı çok ciddi bir rakam. Bu rakam, bugün Irak’ta savaşan ABD ordusundan en az 65 bin daha fazla’ dedi. Ataöv, bu konuda Hürriyet’e şunları söyledi: AÇIKLARSAM YOK EDERLER Bu iki önemli tarihi Ermeni Belgesini yabancı kütüphane ve arşivlerden ele geçirdim. Bir zorunluluk doğmadıkça; zorlukla bulduğum ve kopyalarını alabildiğim bu belgeleri nereden sağladığımı şu sırada açıkça belirtemem. Bunu açıklarsam; bu belgelerin bulundukları yerlerden anında yok edileceğine kesin gözüyle bakılabilir. Önemli olan bunların varlığı ve içeriği. Yanlış bilgi yaymayı ‘Görev’ sayan Ermeniler’le onların yandaşları 1915 yılında ve dolaylarında Ermeniler’in, ‘Zayıf, ürkek, iyi niyetli, barışçı, demokrat ruhlu, sivil yaşantılı, boynu kıldan ince, işinde ve gücünde, hakka ve hukuka inanan kişiler oldukları’ yorumunu yayıyorlar.BAŞARDILAR Geçmişte ve bugün kitle iletişim araçları böyle bir görüntüyü canlı tutma peşinde oldular. Bunda büyük ölçüde başarılı da oldular. Dünya parlamentolarının büyük çoğunluğu ve onlara önceleri oy veren sıradan ama kalabalık yığınlar, güvenilir hiçbir belgeye dayanmadan bu görüşteler. BİLİM DIŞILAR Örneğin, birkaç ay önce ABD Purdue Üniversitesi’nde Uluslararası Soykırım Bilginleri Birliği Başkanı Prof. Robert Nelson, benim de bulunduğum ve yanıtladığım (Son derece tek yanlı ve bilim dışı) konuşmasında, 1915 yılı Ermenilerini, ‘güçsüz ve suya sabuna karışmayan sivil bir halk’ olarak tanımladı.’BELGE 1Prof. Ataöv’ün verdiği bilgiye göre; Lozan Anlaşması’nın ABD Hükümeti’nce reddedilmesini sağlayabilmek için Ermeni kökenli Amerikan yurttaşları, ‘Lozan Anlaşması ve Kemalist Türkiye’ başlığı altında bir raporu Washington’daki en üst düzey resmi makama sundular. 1924’te de küçük bir kitap olarak yayımlandı. Belgede, Türkiye ve Türkler küçük düşürülmeye çalışılıyor. Ermeniler’in ise 1. Dünya Savaşı’nda tam 200 bin bağımsız birim ya da müttefikler safında çarpışan silahlı askerler sıfatıyla galip devletlere hizmet verdikleri anımsatılıyor.BELGE 2‘Lozan Antlaşması, Türkiye ve Ermenistan’ başlığını taşıyan ve yine aynı çevrelerce hazırlanarak Washington yönetimine sunulan ve 1926’da da kitap olarak yayınlanan bu belgenin en son 143. sayfasında Türkler’e karşı savaşmış olan silahlı Ermeniler’in bu kez 200 binden de fazla olduğu, gayet açıkça ve rakamla belirtiliyor.Belge notuProf. Dr. Türkkaya Ataöv Son derece önemli koleksiyondan, çok eski ve yıpranmış kitapların fotokopilerinin alınması yasaktı. Güvenlik örgütlerinin talimatları üzerine, oradaki görevliler, bu tür kitapları alanların fotoğraflarını çekiyorlar, kayıtlara geçiriyorlar. Bu belgelerin kopyalarını bu koşullar altında, çeşitli güçlüklerle almak zorunda kaldım. Oldukça heyecan vericiydi. Ama bu güçlüklerin ayrıntısına şimdilik girmiyorum.Van’da kan dökmüşlerdirProf. Dr. Türkkaya Ataöv, Ermeniler’in kan döktüklerini şöyle örnekledi: ‘Aslında okuru ve karar verecek kişileri yanıltmak için ileri sürülen yanlış değerlendirmelerin aksine Ermeniler’in neden oldukları kan dökümünde komutan konumunda olan General G. Pasdermadjian, General G. Gorganian ve General Antranik Ozanyan gibilerinin anı kitapları ve açıklamaları, ayrıca A. H. Hacobian ve V. H. Kalenderian örneği yazarların kapsamlı incelemeleri, giderek G. Korganoff, C. L. Leese, R. Pinon, E. J. Robinson ve F.R. Sacatcherd’in başını çektiği yabancılar daha çok kitap ve makaleleri ile çok sayıda Ermeni’nin çatışmalara silahlı olarak katıldıklarına ilişkin çok ciddi ipuçları verdiler. Bunlar içinde kimileri tüm savaşın müttefiklerce kazanılmasını, silahlı Ermeniler’in katkısıyla açıklayan savlarda da bulunuyor. Pasdermadjian’ın 1919’da çıkardığı bir kitap daha başlığında, ‘Savaşın Kazanılmasında Temel Öge’ olarak, Ermenistan’ı gösteriyor.’Pastermadjian’ın, ‘Ermenilerin Savaşta Rolü’ adlı önceki kitabında da (1918) aynı tezi savunduğunu belirten Ataöv, Kalenderian’ın ‘Asker Olarak Ermeniler’ adlı kitabında ise Ermeniler’i sivil değil, silahlı bir toplum ve büyük bir ordu görüntüsünde yansıttığını bildirdi.Yukarıda sözünü ettiği diğer yabancıların da aynı görüşte olduklarını anlatan Ataöv, yayınlarında ‘Bizim müttefikimizdir. Savaşa katılmışlardır. Çıkarları bundadır. Van’da kan dökmüşlerdir’ gibi başlıklar attıklarını kaydetti.ERMENİ SORUNUNUN ORTAYA ÇIKIŞIOsmanlı devleti zayıflamaya başlayıp, misyoner okulları kurulup, hemen her konuda Avrupa'nın müdahalesine maruz kalınca, Türk-Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Bazı devletler, Osmanlı devletini bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için, Ermenileri Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir.Özellikle Avrupa'nın bazı büyük devletleri "ıslahat" adı altında bir yandan Osmanlı devletinin iç işlerine karışırken, bir yandan da Ermenileri Osmanlı yönetimine karşı teşkilatlandırmışlardır.Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan Ermeni komiteleri ile Ermeni kiliselerinin kışkırtıcı faaliyetleri sonucunda, Ermeni toplumu yavaş yavaş Türklerden uzaklaşmaya başlamıştır.Türklerin iyi tutumuna karşın, yabancı devletlerle işbirliğine girmek suretiyle Türklerle mücadeleye başlayan Ermeniler, Batının desteğini alabilmek için kendilerini "ezilen bir toplum" olarak göstermeye ve "Anadolu üzerindeki egemenlik haklarını Türklerin gasp ettiği" iddiasını dile getirmeye başlamışlardır.Islahat Fermanı ile müslümanlar ve gayr-i müslimler hukuk önünde eşit statüye getirilince ayrıcalıklarını kaybeden Ermeniler, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Rusya'dan, " işgal ettiği Doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını " istemişlerdir. Ermenilerin bu talebi, Rusya tarafından kısmen kabullenilmiş, Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından imzalanan Yeşilköy, eski adıyla Ayastefanos Anlaşması ve daha sonraki Berlin Anlaşması’yla Ermeni sorunu uluslar arası bir boyuta taşınmıştır. Böylece, Türkiye’yi bölmek isteyen yabancı güçler, Türk-Ermeni ilişkilerine müdahale etmeye başlamışlardır. İngiltere ve Rusya tarafından tarih sahnesine sunulan Ermeni Sorunu, aslında emperyalizmin Osmanlı devletini yıkma ve paylaşma politikasının bir uzantısıdır. Sözde Ermeni soykırımı iddiaları ve yalanları da işte bu politikanın propaganda ürünüdürERMENİ İSYAN ve KATLİAMLARIBerlin Antlaşması'nın imzalanmasını izleyen dönemde Ermeni sorunu iki yönde gelişmiştir. Bunlardan ilki, Batılı devletlerin Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki baskı ve müdahaleleri; ikincisi ise, Anadolu, Suriye ve Rumeli'de yaşayan Ermenilerin Anadolu'nun çeşitli yerlerinde, özellikle Doğu Anadolu ve Klikya'da yeraltında örgütlenmeleri ve silahlanmalarıdır.İlk kışkırtmalar Rusya'dan gelmeye başlamış, Rusların bu tutumu İngiliz ve Fransızları Ermenilerle daha çok ilgilenmeye sevk etmiştir. Doğu Anadolu'daki İngiliz Konsoloslukları'nın sayısı hızla artmış, ayrıca bölgeye çok sayıda Protestan misyonerler gönderilmiştir. Bu kışkırtmalar sonucunda Doğu Anadolu'da 1880'den itibaren çeşitli Ermeni komiteleri kurulmaya başlamıştır. Ancak, yerel düzeyde kalan bu komiteler, Osmanlı yönetiminden şikayeti olmayan, barış ve refah içinde yaşayan Ermeni halkının ilgisini çekmediğinden başarılı olamamıştır.Osmanlı Ermenilerini içeride kurulan komiteler yoluyla devlete karşı harekete geçirmek mümkün olmayınca, bu kez Rus Ermenilerine Osmanlı toprakları dışında komiteler kurdurulması yoluna gidilmiştir. Böylece 1887'de Cenevre'de sosyalist eğilimli, ılımlı militan Hınçak, 1890'da ise Tiflis'te aşırı, terör, isyan, mücadele ve bağımsızlık yanlısı Taşnak Komiteleri ortaya çıkmıştır. Bu komitelere, "Anadolu topraklarının ve Osmanlı Ermenilerinin kurtarılması" hedef olarak gösterilmiştir.İstanbul'da örgütlenen ve Avrupa devletlerinin dikkatlerini Ermeni meselesine çekerek Osmanlı Ermenilerini kışkırtmayı hedefleyen Hınçakların başlattığı ayaklanma girişimlerini, aralarında siyasi mücadele başlayan Taşnaklarınki izlemiştir. Bu ayaklanma girişimlerinin ortak özellikleri; Osmanlı ülkesine dışarıdan gelen komitelerce planlanmış ve yönlendirilmiş olmaları ile örgütlenme faaliyetlerinde Anadolu'ya yayılan misyonerlerin büyük katkısının bulunmasıdır.İlk isyan 1890'daki Erzurum'da gerçekleşmiştir. Bunu, yine aynı yıl meydana gelen Kumkapı gösterisi, 1892-93'te Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, 1894'te Sasun isyanı, Babıali gösterisi ve Zeytun isyanı, 1896'da Van isyanı ve Osmanlı Bankası'nın işgali, 1903'te ikinci Sasun isyanı, 1905'te Sultan Abdülhamid'e suikast girişimi ve nihayet 1909'da gerçekleşen Adana isyanı izlemiştir. 1914'de Zeytun'da 100, 1915 Van olaylarında 3.000 ve 1914-1915 Muş olaylarında 20.000 Türk, Ermeni mezalimi sonucu hayatlarını kaybetmiştir.İsyanların Osmanlı kuvvetlerince bastırılması, dünya kamuoyuna propaganda maksatlı olarak "Müslümanlar Hıristiyanları katlediyor" mesajıyla yansıtılmış ve Ermeni sorunu giderek uluslararası bir sorun niteliği kazanmıştır. Nitekim, döneme ait İngiliz ve Rus diplomatik temsilciliklerinin raporları, "Ermeni ihtilalcilerin hedefinin karışıklıklar çıkararak Osmanlıların karşılık vermesini ve böylece yabancı ülkelerin duruma müdahalesini sağlamak" olduğunu kaydetmektedir.Öte yandan sömürgeci devletlerin diplomatik temsilcilikleri Anadolu'ya dağılmış Hıristiyan misyonerler ile birlikte Ermeni propagandasının Batı kamuoyuna iletilmesinde ve benimsetilmesinde büyük rol oynamışlardır.Ermeniler, Türk halkına en büyük zararı, Birinci Dünya Savaşı sırasında giriştikleri katliamlarla vermişlerdir. Bu dönemde Ermeniler; Ruslar hesabına casusluk yapmış, seferberlik gereği yapılan askere alma çağrısına uymaksızın askerden kaçmış, askere gelip silah altına alınanlar ise silahları ile birlikte Rus ordusu saflarına geçerek, "vatana ihanet" suçunu topluca işlemişlerdir.Daha seferberliğin başlangıcında, Türk birliklerine karşı saldırıya geçen Ermeni çeteleri, büyük katliamlara girişmiş, Türk köylerine baskınlar düzenlemek suretiyle sivil halka büyük zararlar vermişlerdir. Örneğin Van'ın Zeve Köyü'nün bütün halkı, kadın, çocuk ve yaşlı demeden, Ermeniler tarafından öldürülmüştür.