TUNA AĞLIYORMUŞ BAZI GECELER!
Gazi Antepli ilim erinin sevenleri çoktu. Her gittiğim yerde bana onu sordular. Mektup ve telefonların ardı-arkası kesilmedi.
Abisi İzzet Aytekin'den gelen mektuptan sonra bu defa şehidimizin yakın arkadaşından bir mektup geldi.
Hamza, Tuna Boyu Şehidi'nin yoldaşı. Şehit arkadaşının ardından yazdığı duygulu şiirde, "Tuna ağhyormuş bazı geceler" diyor, şehit Ali'nin Romanya günlerini anlatıyor. Eksik kareler böylece tamamlanıyordu.
Dünyanın dört bir yanında vazife yapan "nice Aileler"in duygu ve düşüncelerine bir nebze tercüman olabileceğini sandığım bu mektubu da özetlemek istiyorum:
Hamza ile Ali, arkalanna bakmadan Dobruca ellerine koşuyor ve kutlu vazifeye başlıyorlar. Yeni yeni insanlarla tanışıyorlar. Dobrucalılara sürekli Allah'ı, Alemlerin Efendisi (savj'ni, Kur'ân-ı Kerim'i, islâm'ı anlatıyorlar...
Hamza'nın ifadesi ile;
"Mevsim, 14 asır evveline dönmüş gibidir. Sanki Mekke devrinde Allah Rasulü ile başlayan bu kutlu devir, tekrar tarih penceresinden gözükmeye başlamıştır."
Ata yadigârı bu beldeleri köy köy, şehir şehir dolaşıyor, camilerin kapısındaki paslı kilitleri açıyorlar; minareler ezana, mescitler cemaate kavuşuyor, sohbet halkaları oluşuyor... Günler gecelere, geceler gündüzlere kanşıyor.
... Ve Ramazan geliyor..
4 aydır damlanın düşmediği Dobruca'ya bardaktan boşa-nırcasına rahmet yağıyor. Sanki sema, Ramazan için sevinç gözyaşlan dökmeye başlamıştır.
Tuna Boyu Şehidi ve Hamza, Ramazan'ın ilk teravih namazı için bir köye giderler. Teravihten önce vaaz edilir... Ramazan ayına sıladan, vatandan, anadan uzak, bir garip ilde "hoşgeldin " denilir, "
Teravihten sonra iki can yoldaşı cemaatten izin ister, yola çıkarlar; şehre dönmek için gece geç saatlere kadar vâsıta beklerler. Ancak araba gelmez... Çaresiz geri, köye dönerler... Tanıdıktan kimse yoktur, hicaplanndan da hiçbir kapıyı çakmazlar ve Allah'ın evi, camiye sığınırlar. Tuna Boyu Şehidi mihrapta, arkadaşı Hamza minberin dibinde rüyalara dalarlar..
Sahur vakti çantalarındaki kuru ekmekleriyle sahurlarını eder ve Rablerine şükrederler.
Ramazan biter, bayram için Anavatan'a giderler.
Tuna Boyu Şehidi, şehadete duyduğu özlem ve iştiyakla yanar durur. Sık sık Hamza'ya der ki; "Bu dâva çilesiz olmaz. Bu dâva ümitsiz olmaz. Bu dâva yarasız olmaz. Bu dâva şehitsiz olmaz."
Bayramı sevdiklerinin yanında geçiren iki hizmet eri, Dobruca'ya dönüş gününü iple çekerler. Romanya'ya döndükten kısa bir süre sonra, Ali, talebeleri ile gittiği Tuna nehrinde boğularak, şehit tahtında Rabbine gülümser...
Tuna nehri onu bağnna basmıştır., ve o, Ahmed'ine, Rasulüne (sav), hasretleri ile yanıp tutuştuğu döstlanna kavuşmuştur.
Hamza da mektubunda, dua ediyor: "Rabbim bizi de bu nimetle nimetlendir."
Hamza, mektubunun sonunda arkadaşı, can yoldaşı Tuna Boyu Şehidi'nin aziz hatırasına şu şiiri gönderiyor:
Tuna Ağlıyormuş Bazı Geceler
Tuna boylarında sıra selviler,
Tan yeri estikçe sessiz ağlarmış.
Gül bahçelerinde baykuşlar öter,
Şu viranelikler, eski bağlanmış...
Kırık minarelerden duyulmaz ezan.
Hep ocaklar sönmüş, devrilmiş kazan!
Bir inilti duydum sandım bir ezan.
Sesime ses veren karlı dağlarmış.
Söğüt dallarında hasta serçeler.
Eski akın destanım heceler.
Tuna ağlıyormuş bazı geceler...
Göğsünde kefensiz şehitler varmış.
Kırık minarelerden duyulmaz ezan.
Hep ocaklar sönmüş devrilmiş kazan!
Bir inilti duydum, sandım bir ezan.
Sesime ses veren karlı dağlarmış.



LinkBack URL
About LinkBacks





Alıntı ile Cevapla


Bookmarks