1 den 5´e kadar. Toplam 5 Sayfa bulundu

Konu: Tuna Boyu Şehidi

  1. #1
    cokgen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Mesajlar
    2,384

    Tuna Boyu Şehidi



    İdris Gürsoy'un kaleminden..Abisi İzzet Aytekin'in İdris Gürsoy'a göndermiş olduğu mektubundan Tuna Boyu Şehidi Ali Aytekin...

    "Allah ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun. Ben sizi 19.11.1994 tarihli "Tuna boyu şehidi" adlı yazınız için rahatsız etmiş bulunuyorum. Yaşınız benden küçük mü büyük mü bilemem ama, içimden abi diye hitap etmek geldi.

    .....

    Ben Gaziantep e bağlı Yavuzeli ilçesinin Ballık köyünden İzzet Aytekin. Yani Tuna boyu şehidinin abisiyim. Sizin yazınızı okuduktan sonra uzaktan da olsa tanışmaya karar verdim ve bu mektubu sizlere gönderdim. Yazınızı bir solukta okudum, tekrar okudum ve tekrar okudum. Hanımı çağırdım, söz ettim. Sanki bizim için Ali den bir parça gelmiş gibiydi. Sonra eve annem geldi, ona da okudum. Gözyaşlarının içine gömüldü, hıçkırarak ağlamaya başladı. Ve yine onu sizin deyiminizle "Kahraman anneler ağlamaz" diyerek teselli ettim.

    Sizlerle tanışmak amacıyla kendimden, ailemden ve Ali den söz edeyim. 2 si kız, 4 kardeşiz. Ali, bizim en küçüğümüz. Ali, küçük olduğu için en çok sevilenimizdi. İlkokulu Ballık köyünde bitirdi. Devlet parasız yatılı okulunda okudu. Küçükten beri, maneviyatına bağlı idi, namaz kılardı. Üniversite sınavına girdi, yüksek notla İlahiyat Fakültesi ni kazandı. Biraz içliydi, çok konuşmayı sevmez, ama konuştu mu çok şeyler anlatırdı. Küçük yaşta bile taşların üzerine çıkar, ezan okurdu. Okula kayıt olup okumaya başladı. Yanına gittim, arkadaşlarını tanıdım, çok memnun kalarak ayrıldım. Bir gün telefon çaldı. Babamdı, "Kardeşin, yurtdışına gitmek istiyor, ne yap yap vazgeçir" dedi. Ben de Ali yi arayıp, vazgeçmesi için telkinde bulundum. Bana "Siz de mi?" dedi. Sanki başımdan kaynar sular döküldü. "Ben de babamı abim ikna eder diye düşünüyordum" diye devam etti ve yardım istedi. Ben de onu kararlı görünce, "Tamam" dedim. Babama, "Gitsin, geri gelir, okuluna öyle devam eder" dedim. Kader onu yolcu etti. Veda için bir ara gelmişti. Babam ona, "Sana etraftan bu deli diyorlar. Nasıl okulu bırakır da gider" diyorlar, deyince, "Allahım çok şükür. Efendimiz(s.a.v.) in hadis�i şerifine nail oldum" diyordu.

    Ve sonra da, "İmanınızdan dolayı size deli denmedikçe gerçek mü min olamazsınız" diye başlayan bir konuşma yaptı. Herkes sevindi, veda edildi. Hayır dualar onunla birlikteydi. Arada sırada arıyor, ana-babasının hatırını soruyordu. Ramazan Bayramı'ndan birkaç gün sonraydı çıkageldi. Kucaklaşmalar, sohbetler birbirini izliyordu. Düğün merasimi için toplanan komşu evinde bir köşeye oturuyor, kendisine "delisin" diyen dost, akrabalara hitaben yaptığı konuşma sonunda, "Ben gideyim mi, kalayım mı?" diye soruyor, herkes, "Git, Allah sizlerden razı olsun" cevabını alıyordu. Sık sık, "Sarı Saltuk Mevlana Horasan eri, Rabbim Anadolu eri yap bu mücrim neferi" diyor ve onların buralara niçin geldiğini anlatıyordu. Ayrılık vakti geldi. Annem anlatıyor: Kendini, çantasını hazırladık, yolluyoruz. Şöyle döndü eve baktı, baktı, derin bir nefes aldı ve "Ana, dönmesem benim için ağlama, sakın ağlama" diye tembihte bulundu. Hayır dualarla gözden kayboldu... Günler geçti. Çalan telefon ve acı haber... Ardı arkası kesilmeyen telefonlar... Artık yolculuk bitmiş ve dönüş başlamıştı. Kendisini Gaziantep girişinde karşıladık. Albayrak içinde yatan biricik Ali ydi... Annem kalp hastası, küçük bir can sıkıntısında saatlerce yatıyordu. Eve haber verildi. İlk şoklar geçtikten sonra yürekler yanmaya başlamıştı. Bir gün sonra cenazesini almaya hastaneye gittik. Düğün alayı gibi arabalar dizildi. Annem, babam ve ailem aynı arabada, Ali ortamızda. Annem, "Ben şehit anasıyım ağlamam oğluma sözüm var" diyor, gözlerinden yaş akmıyor, ağzından "oh" çıkmıyordu. Babam ona gayret veriyor, adeta gözyaşlarını içine akıtıyordu.

    Cuma namazı kılındı. Ali eller üstünde götürüldü, son namaz kılındı. Ebedî makamına indirmek bana nasip oldu. Tabut açıldı... Al kanlar akmaya başlamıştı. (Ölümünden 4 ay sonra gömülüyor. İ.G.)


    Misafirlere yemek ikram ederken, babam başımızda geziyor, bize kızıyordu: Şunu yetiştir, bunu yetiştir. Misafirlere bakın, diye.

    Annemse "Çocuklarıma nazar etmeyin" diyordu. Çünkü ay gibi parlak yüzler, Ballık köyüne tarihinin en aydınlık iklimini yaşatmıştı. Sevgili abicim, Böylelikle bitiyor. Bir mezar
    kalıyordu geriye, arkadaşları son bir hatıra olarak mezar taşına
    "Tuna boyu şehidi" yazdırdılar. Ben bunları gözlerimde boğulup kalan yaşlar içinde yazıyorum. Anam, babam sizleri ve arkadaşlarınızı çok seviyor. Hayır dualar ediyorlar. Bense Tuna boylarının sizler gibi yüreği pek akıncılara emanet olduğunu iyi biliyorum. Ali den ne çıkar, Ali ler feda olsun diyorum. Bize ve ailemize gösterdiğiniz teveccühten dolayı teşekkür ediyorum. Yazılacak çok şey var, ama yazmaya yüreğim yetmiyor. Doğu nun sert ikliminde sizlere, ihtiyar delikanlı amcalar ve akıncı namzetlerini Allah muvaffak etsin diyorum. Aytekin ailesi adına sonsuz teşekkürler."

    İzzet Aytekin

    __________________
    Uzaktan sevmek nedir? Gidin Hz. Vahşi (r.a)'ye sorun.

    Görmeden sevmekten başka bir şey bu.
    Görmek fakat yaklaşamamak,
    Bakmak ama konuşamamak.
    Sadece uzaktan seyretmek ve ağlamak,
    Ağladığını, sevdiğini söyleyememek.
    Zor olan budur.
    Görmek ama dokunamamak...


  2. #2
    cokgen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Mesajlar
    2,384

    Tuna ağliyormuş bazi geceler!

    TUNA AĞLIYORMUŞ BAZI GECELER!

    Gazi Antepli ilim erinin sevenleri çoktu. Her gittiğim yerde bana onu sordular. Mektup ve telefonların ardı-arkası kesilmedi.
    Abisi İzzet Aytekin'den gelen mektuptan sonra bu defa şehidimizin yakın arkadaşından bir mektup geldi.

    Hamza, Tuna Boyu Şehidi'nin yoldaşı. Şehit arkadaşının ardından yazdığı duygulu şiirde, "Tuna ağhyormuş bazı geceler" diyor, şehit Ali'nin Romanya günlerini anlatıyor. Eksik kareler böylece tamamlanıyordu.

    Dünyanın dört bir yanında vazife yapan "nice Aileler"in duygu ve düşüncelerine bir nebze tercüman olabileceğini sandığım bu mektubu da özetlemek istiyorum:

    Hamza ile Ali, arkalanna bakmadan Dobruca ellerine koşuyor ve kutlu vazifeye başlıyorlar. Yeni yeni insanlarla tanışıyorlar. Dobrucalılara sürekli Allah'ı, Alemlerin Efendisi (savj'ni, Kur'ân-ı Kerim'i, islâm'ı anlatıyorlar...
    Hamza'nın ifadesi ile;
    "Mevsim, 14 asır evveline dönmüş gibidir. Sanki Mekke devrinde Allah Rasulü ile başlayan bu kutlu devir, tekrar tarih penceresinden gözükmeye başlamıştır."

    Ata yadigârı bu beldeleri köy köy, şehir şehir dolaşıyor, camilerin kapısındaki paslı kilitleri açıyorlar; minareler ezana, mescitler cemaate kavuşuyor, sohbet halkaları oluşuyor... Günler gecelere, geceler gündüzlere kanşıyor.

    ... Ve Ramazan geliyor..

    4 aydır damlanın düşmediği Dobruca'ya bardaktan boşa-nırcasına rahmet yağıyor. Sanki sema, Ramazan için sevinç gözyaşlan dökmeye başlamıştır.
    Tuna Boyu Şehidi ve Hamza, Ramazan'ın ilk teravih namazı için bir köye giderler. Teravihten önce vaaz edilir... Ramazan ayına sıladan, vatandan, anadan uzak, bir garip ilde "hoşgeldin " denilir, "
    Teravihten sonra iki can yoldaşı cemaatten izin ister, yola çıkarlar; şehre dönmek için gece geç saatlere kadar vâsıta beklerler. Ancak araba gelmez... Çaresiz geri, köye dönerler... Tanıdıktan kimse yoktur, hicaplanndan da hiçbir kapıyı çakmazlar ve Allah'ın evi, camiye sığınırlar. Tuna Boyu Şehidi mihrapta, arkadaşı Hamza minberin dibinde rüyalara dalarlar..
    Sahur vakti çantalarındaki kuru ekmekleriyle sahurlarını eder ve Rablerine şükrederler.

    Ramazan biter, bayram için Anavatan'a giderler.
    Tuna Boyu Şehidi, şehadete duyduğu özlem ve iştiyakla yanar durur. Sık sık Hamza'ya der ki; "Bu dâva çilesiz olmaz. Bu dâva ümitsiz olmaz. Bu dâva yarasız olmaz. Bu dâva şehitsiz olmaz."

    Bayramı sevdiklerinin yanında geçiren iki hizmet eri, Dobruca'ya dönüş gününü iple çekerler. Romanya'ya döndükten kısa bir süre sonra, Ali, talebeleri ile gittiği Tuna nehrinde boğularak, şehit tahtında Rabbine gülümser...
    Tuna nehri onu bağnna basmıştır., ve o, Ahmed'ine, Rasulüne (sav), hasretleri ile yanıp tutuştuğu döstlanna kavuşmuştur.
    Hamza da mektubunda, dua ediyor: "Rabbim bizi de bu nimetle nimetlendir."

    Hamza, mektubunun sonunda arkadaşı, can yoldaşı Tuna Boyu Şehidi'nin aziz hatırasına şu şiiri gönderiyor:


    Tuna Ağlıyormuş Bazı Geceler
    Tuna boylarında sıra selviler,
    Tan yeri estikçe sessiz ağlarmış.
    Gül bahçelerinde baykuşlar öter,

    Şu viranelikler, eski bağlanmış...
    Kırık minarelerden duyulmaz ezan.
    Hep ocaklar sönmüş, devrilmiş kazan!
    Bir inilti duydum sandım bir ezan.

    Sesime ses veren karlı dağlarmış.
    Söğüt dallarında hasta serçeler.
    Eski akın destanım heceler.
    Tuna ağlıyormuş bazı geceler...

    Göğsünde kefensiz şehitler varmış.
    Kırık minarelerden duyulmaz ezan.
    Hep ocaklar sönmüş devrilmiş kazan!
    Bir inilti duydum, sandım bir ezan.
    Sesime ses veren karlı dağlarmış.
    Uzaktan sevmek nedir? Gidin Hz. Vahşi (r.a)'ye sorun.

    Görmeden sevmekten başka bir şey bu.
    Görmek fakat yaklaşamamak,
    Bakmak ama konuşamamak.
    Sadece uzaktan seyretmek ve ağlamak,
    Ağladığını, sevdiğini söyleyememek.
    Zor olan budur.
    Görmek ama dokunamamak...


  3. #3
    cokgen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Mesajlar
    2,384

    Bayram dönüşü son günleri

    BAYRAM DÖNÜŞÜ SON GÜNLERİ

    Romanya'da beraber olduğumuz arkadaşımız Abdullah Eğerci'nin Ali ile ilgili mülâhazalan şöyle:
    "O güne kadar neşeli, şen şakrak olan arkadaşımız son 15 gün iyice durgunlaşmıştı.

    Gerek Türkiye'deki hizmetimizdeki sıkıntılar, gerekse buradaki hizmetlerimizdeki karşılaştığımız sıkıntılar onu iyice bunaltmıştı.
    Hayatının son onbeş günü her gece hacet namazı kılarak yatar, geceleri teheccüde kalkardı ve daima abdestli gezerdi. Tesbihatı, duayı dilinden düşürmezdi. Son gününde (11 Temmuz 93'de) ise sabah erkenden kalkmış sabah namazını kılmış ve Kur'ân okuyarak, dua okuyarak, evden ayrılmıştı.

    Diğer günlerdekinin aksine oldukça neşeli idi. Etrafına gülücükler gönderiyor, şakalaşıyordu. Pikniğe gideceği çocukları minibüse bindirmiş yolda onlara Tuna Marşını söyletmişti".

    Evet Abdullah kardeşimizin anlattıklarına şimdilik ara verip, son günlere ait bir iki hatıramı anlatayım:

    "Gerçekten Abdullah kardeşimizin dediği gibi son günlerde hepimizin üzerine bir ağırlık çökmüştü. Ben 10 Temmuz günü sıkıntıdan patlayacak halde idim. Can sıkıntısını gidermek için çarşıya çıktım. Rastgele dolaşıyordum. Akşam eve geldim. Ali kardeşimizle Köstence'de bir evde beraber kalıyorduk. Son gece yatsı namazını beraber kıldık ve namazdan sonra saatler süren sohbete daldık.

    Bana Romanya'da geçen bir yılın değerlendirmesini yapıyordu. Sanki geçmişinin hesabını veriyor gibiydi:

    "Canım sıkılıyor, buradaki hizmetler takıldı kaldı, içimde tuhaf duygular var" diyordu. Gece geç saatlere kadar sohbet etmiştik...

    Yine Abdullah Eğerçi kardeşimizin hatıralarına dönüyoruz: "11 Temmuz Pazar günü namazdan sonra hazırlanmış yola çıkmıştık. İlk defa Tuna nehri kenannda piknik yapacaktık. Ali kardeşimiz her zamankinden daha neşeli idi. Minibüste çocuklara Tuna Marşını söyletiyordu.



    Tuna kenarına vardığımızda saat 11.00 gibiydi. Biraz top oynamış dinlendikten sonra da suya girmek istemiştik. Piknik yaptığımız yer uzun bir vadi idi. İki tarafı ağaçlık güzel bir yerdi. Asıl Tuna değil, Tuna'nın bir kolu idi. Yurt müdürü arkadaşımız ve üç-beş talebe kenarda bulunan bir tekneye binmiş ve açılmışlardı. Ali ve ben de biraz geriden suya girdik üzerimizde tişört ve eşofman vardı. Suda ağırlık yapıyordu. Biraz ilerlemiştik. Ali bir ara bana: "Bak şu kayıktakilere bir şaka yapayım da gör" dedi. Beraber biraz daha ilerledik. Su derinleşmeye başlayınca bana: "Burası tehlikeli, ben gidiyorum, sen dön!" dedi. Yüzmeyi iyi biliyordu. Birkaç kere balık gibi dalmış-çıkmış, yavaş yavaş yüzmüştü. Ben fazla yüzme bilmediğim ve biraz da korkmaya başladığım için geri döndüm. Kayıktaki arkadaşlar da az sonra çıktılar. Onlara Ali'yi sordum. 'Yanınıza gelmedi mi?' dedim. Onlarda: 'Hayır, görmedik, gelmedi,' dediler. Biz 'Belki yorulmuş, karşıya çıkmış dinleniyordur, az sonra gelir' dedik.

    Fakat aradan on-beş-yirmi dakika geçtiği halde halen ortalıkta görünmedi. Bize bir şaka yaptığını sanıyorduk. Saklanacak, bizi meraklandıracak, sonra da, halimize bakıp gülecek diye düşünüyorduk. Ama bütün seslenmelerimize, aramalarımıza rağmen ortalıkta yoktu. Meraklanmaya ve korkmaya başladık. Bir saate yakın bir zaman geçmişti. Bunun üzerine etraftan yardım istedik. Birkaç arkadaş polise haber verdi.

    Acı haberi aldıktan sonra Orhan abi yanıma gelmiş ve beraberce Tuna kenarına gitmiştik. Oraya gidinceye kadar hep içimden dua ettim. İnşaallah birşey olmamıştır diye temenni ediyordum. Hâlâ olayın şokunu atlatamamış olan arkadaşımızın yanına vardığımızda biz de o havaya girmiştik. Çaresizliğin verdiği duygu ile ne yapacağımızı şaşırmıştık. Olayın nasıl olduğunu defalarca arkadaşımıza anlattınyor, fakat bir türlü inanmak istemiyorduk.

    O gün akşama kadar aradık, artık tamamen ümidi kesmiştik. Hava karardığı için aramalan orada bulunan balıkçılara devredip ertesi gün dalgıç getirmek üzere Köstence'ye döndük.

    Hâlâ ailesine haber vermemiştik. Geceyi nasıl geçirdiğimizi bilemiyorum. Sabahın ilk ışıklanyla beraber dalgıç aramak için yola koyulduk. Fakat bürokrasi engeline takılmıştık. Resmî kanallardan iş yaptırmak oldukça zor ve yavaş oluyordu.
    Nihayet işlerimiz öğleye yakın bitti ve hemen dalgıçları alarak yola koyulduk. Tuna kenarına vardığımızda dalgıçlara iş kalmadığını gördük. Çünkü balıkçılar geceden bulmuş ve nehir kenarında bekletmişlerdi. Daha sonra yine bürokratik işlemler devam etti. Ama kendimizi bir türlü inandıramadığımız olay gerçekleştniş ve arkadaşımız ruhunu teslim etmişti. Hem de elini su altında bir dala yapıştırmış, kramp girmiş olan ayaklarını içeri çekerek sanki secde eder vaziyette öylece ruhunu teslim etmişti.
    Sudan çıkanldığında yüzünde tatlı bir tebessüm vardı.
    Pazar günü vefat eden arkadaşımız Pazartesi günü bulunmuş, resmî işlemleri ikindi sonrasına kadar uzadığı için bir iş yapamamıştık.
    Resmî işlemler bittikten sonra Köstence'ye getirdik ve hastahanepin morguna koyduk. "Acı haber tez duyulur" derler, biz de telefonu açtığımızda ne diyeceğimizi şaşırmıştık. Güç de olsa haber verdik.


    Bu arada biz acı içinde kıvranırken cenaze işlemlerine devam ediyorduk. Hem ailesi istediği hem de resmî işlemler gerektirdiği için otopsi yapılması karan verildi. O da bir güne yakın sürdü. Salı günü otopsi işlemi için geçmişti. Çarşamba günü ise cenazeyi yıkama, kefenleme ve tabuta koyup cenaze namazını kılma işlemleri ile geçmişti. Pazar günü ruhunu teslim eden arkadaşımızın cenaze namazını çarşamba günü kılmış ve tabutlayıp Türkiye'ye kadar karayolu ile göndermiştik. Bu arada İstanbul Atatürk Havaalanından Gazi Antep'e uçakta yer ayırtılmıştı. Fakat yola çıkan arkadaşlarımız çeşitli gümrük işlemleri engellere takılınca uçağı 10 dakika ile kaçırmıştı ve birkaç saat sonra Adana uçağında yer alındı. Uçak

    Adana Havaalanına vardığında kalabalık bir ekip karşılamıştı. Yine Adana'dan Gazi Antep'e kadar karayolu ile giden cenaze akşam vakti Gazi Antep'e ulaşmıştı. Defin işlemi cuma gününü bulmuştu. Mahşerî bir kalabalık ile cenaze namazı -ikinci kere- kılınmış ve defnedilmişti. Bu arada şehidimizin ailesi kendi derdini unutmuş, misafirlerine ikram iltifat ile ilgilenmiş...

    __________________
    Uzaktan sevmek nedir? Gidin Hz. Vahşi (r.a)'ye sorun.

    Görmeden sevmekten başka bir şey bu.
    Görmek fakat yaklaşamamak,
    Bakmak ama konuşamamak.
    Sadece uzaktan seyretmek ve ağlamak,
    Ağladığını, sevdiğini söyleyememek.
    Zor olan budur.
    Görmek ama dokunamamak...


  4. #4
    cokgen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Mesajlar
    2,384

    Standart Abaya son mektup

    BABAYA SON MEKTUP

    Çok kıymetli Babacığım!
    Herşeyden önce Allah'ın sıhhat ve selametinin üzeninize olmasını diler, Hasret ve Hürmetle ellerinizden öperim. Anneme selam eder, ellerinden öperim. Kadir Abime selam eder, ellerinden öperim. Allah'ıma binlerce hamdolsun ki bizleri mümin olarak yaratmış, Hz. Muhhammed (sav)'in ümmetinden kılmış ve sizin gibi mukterem bir aileye mensub eylemiş. Bu nimetlerin şükrünü eda edebilmek için yolunda olmaya çalışıyorum. (Rab-bim bizi o yoldan ayırmasın).Allah'ın yolunda açılan bir kizmet kapısına hiçbir mü'min hayır demez. Bu bir döneklik olur, mü'mine yakışmaz. Ben de karşıma çıkan böyle bir fırsata kayır diyemedim. Böyle bir şey bana da bize de yakışmazdı. Ben de sizin oğlunuza yakışanı yaptım.

    Bu din bize kadar ulaşırken bu işe omuz veren bir kısım akıncılarla oldu. Hz. Mevlâna da Horasan'dan kalkıp gelmiş. Şimdi de Horasan erenleri ile birlikte gönlümüze taht kurmuş, eğer onlar olmasaydı bu din bize nasıl ulaşacaktı? Diğer Peygamberimiz (sav) sahabe efendilerimizi dini tebliğ için etrafa göndermeseydi, bu din nasıl yayılacaktı, insanlar hakkı nasıl bulacaklardı? Peygamberimizin ashabı içinde dönek yoktu. Eğer onlar o vazifeyi yapamasalardı, belki Allah Korusun biz de puta tapan, ateşin etrafında dans eden insanlardan olurduk. Biz günde beş defa Allah'a bağlılığımıza yemin ediyor ve bizi bu yoldan ayırmaması için dua dua yalvarıyoruz. Allah da bize onun yolunda kizmet etmek için fırsat veriyor. -Hamdolsun. Size en çok yakışan "yürü oğlum Allah yardımcın olsun" deyip sırtımı sıvazlamak olacaktır, niyetimiz insanlara Allah'ı anlatmaktır. Bana akıncı olmak yakışır mı bilmem ama) .sizlere akıncı babası, akıncı annesi olmak çok yakışır. Allah her aileye böyle bir şey lütfetmez. Başınız dik, alnınız açık, gönlünüz mesrur, gözünüz aydın olsun. Sizler tarihin altın sakifelerine akıncı anne-babası olarak geçebilirsiniz. Bu Allah'ın büyük bir lütfudur. Başka türlü yapmak çocukluk olur, size yakışmaz.

    Belki de bu mektubu kiç okumayacak, yırtıp atacaksınız. Ama ne yaparsanız yapın, ben sizi her zaman seviyorum.
    .Ama Allah adına seviyorum. Ben diplomalı bir dönek olmaktansa, diplomamı bir sene sonra alır muhacir olurum (inşaal-lah). Size de yakışan bu olur. İnşaallah Rabbim size anlayış lütfeder.

    Okul meselesine gelince; işin ucunda ölüm yok ya bir sene sonra mezun oluruz, mesele değil. Yeter ki siz benden razı olun. Ben sizden razıyım. .Allah da razı olsun.
    Size. karşı evlatlık vazifemizi yapamadık. Doğru, ama büyüklük size yakışıyor. Affedersiniz, zaten hakkınızı ödememiz mümkün değil.

    Ama gelin siz bir âlicenaplık daha yapın altı evlattan birisini de Resulullah'a hediye edin.Yaşınız geçmiş, hepimiz toprak olacağız. Rasulullah'ın huzuruna da hediyesiz gidilmez ki. Ayıp olmaz mı yani, yakışır mı size? Merak etmeyin Allah yolundayız inşaallah. Hele annem bir çay koysun kaynayıncaya dek gelirim ben. Başka da bir şey istemem, ellerinizden öper ve müsaade isterim, yolcu yolunda gerek akıncılar oiurur mu kiç? Gülerler sonra adama .

    Rasulullah (sav) kevserin başında bizleri beklermiş, davranın hele bekletmeyelim. Ölmüş ecdadımızı düşünün bir Kere. Toprağın altından bizi seyrediyorlar. Anne baksana.ninem kızıyor sana; Koyverin evladımı gitsin, diyor akına". 'Hem dayım da Kızmıyor bana. Çünkü; yasinim ulaştı ona. Daba, dedem Kızmaz mi sana? yakışır mı erlere alandan geri kalmak?

    Allah Korusun ömrü yatakta geçmiş, derbeder, miskin, leş yığını olarak ölmemi mi istiyorsunuz? Allah bizi size emanet olarak verdi, şimdi de istiyor, gelin siz hayır demeyin, Nasılsa bu can, bu tende durmaz. Azrail (as) kapıyı çalar bir gün.

    Uzun sözün kısası bu Allah'ın bir lütfudur, gelin geri çevirmeyin. Ben döneklik etmemeye kararlıyım, size de yakışmaz.
    Tekrar selam eder, cümlenizin ellerinden kasret ve kür-metle öper, dualarınızı beklerim. Hakkınızı kelal edin.


    Baba gözün aydın oğlun akında
    Anneler annesi ne mutlu sana
    Ağam sabret hele dönerim bir gün;
    Demlensin çayımız dönüş yakında.

    Pürkusur oğlunuz Ali

    __________________
    Uzaktan sevmek nedir? Gidin Hz. Vahşi (r.a)'ye sorun.

    Görmeden sevmekten başka bir şey bu.
    Görmek fakat yaklaşamamak,
    Bakmak ama konuşamamak.
    Sadece uzaktan seyretmek ve ağlamak,
    Ağladığını, sevdiğini söyleyememek.
    Zor olan budur.
    Görmek ama dokunamamak...


  5. #5
    cokgen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Mesajlar
    2,384

    Standart Sevenlerinin dilinden

    SEVENLERİNİN DİLİNDEN

    Tuna'yı duydum mu hep gözlerim dolardı zaten. Şehadet ve Tuna kelimeleri bana Ali Abimi hatırlatırdı.
    Daha önce gazetede aynı konunun tarafınızdan işlendiğini babamdan duymuş ancak okuyamamıştım. inanın sabırsızlıkla bekledim, iki gün boyunca yazıyı hergün sabah erkenden bir solukta bitiriveriyorum. Bilmem ki gözyaşlanmı da anlatmama gerek var mı?

    Yedi sene önce tanımıştım Ali Abiyi. Arkadaşlanyla tuttukları bodrum katta bir evde kalıyorlardı. İlahiyat Fakültesinde babamın talebesi idi. Kendisinden çok şeyler öğrenmistim. Kaydını dondurup Romanya'ya gideceğini öğrendiğimde hiç şaşırmamıştım. O ve arkadaştan hangi durumda olursa olsun ve nereye olursa olsun gitmeye hazırlardı, Allah rızası için.

    Bir sene sonra idi zannediyorum, Konya'ya geldiğinde yerinde duramıyordu. Eski arkadaşlarını, ailesini görmüş, hasret gidermişti ama Romanya'da onu bekleyen vazifeye duyduğu aşk herşeyin önüne geçmişti. Birkaç defa görüşebildik. Oralan anlam. Kahraman edası yoktu, "Yaptım, ettim" demiyordu. Utanıyordu; orada gördüğü Horasan erlerinin mezarlannı anlatıyor ve "Biz henüz bir şey yapamadık, çok geç kaldık" diyordu.

    Geri döndü Romanya'ya. Herkes onu okuluna devam edecek zannediyordu ancak o ölmeden dönmemeye çoktan karar vermişti. Şehadet haberini eski sınıf arkadaşı verdi bize. İnanamadım. Hatta ağlayamadım bile. Ve cesaret edip gidemedim cenazesine.

    Şimdi bende kalan, sizin de yayınladığınız günlüğünün fotokopisi, birkaç fotoğraf ve onunla birlikte geçen yılların verdiği gurur.

    Kaç defa elini öpmüştüm Ali Abimin. Hicretteydi, cihad-daydı hem de suda boğularak vefat etmişti.
    Üç katlı şehadeti yaşadı Ali Abim. iki gün sonra pak naaşım bulduklannda hâlâ kanının donmadığını söylediler. Keşke daha çok öpseydim eli ayağını!

    "Allah bize de nasip etsin böyle şehadeti! Biz tarih yapan bir milletiz. Ama onu bir türlü yazmayı be-ceremeyiz. Gelecek nesillere bir kahraman olarak tanıtacağımız ve şimdi dâhi hicret ve cihadı anlatırken sözlerimize süs diye kattığımız Ali Aytekin Ahimizin kaleminde destanlaşan anı-lannı okudukça dualanmızda sizi de anıyoruz.

    Allah sizden ebeden razı olsun.

    Ertuğrul Uzun-Konya



    "Kendi içinden numune misallerini çıkaran bir topluluk ayaklannm üzerine doğrulmuştur".
    Ali Abi bu topluluğun içinden çıkmış güzel bir misal. Biz de, artık Altın Neslin vasıflannı anlatırken; Asr-ı Saadet, sa-habiden, Osman Gazflerden, Çanakkale'den verdiğimiz örnekleri kendi örneklerimizle noktalıyoruz ve onlarla bütünleşiyoruz.
    Ali Abi ile üniversiteyi kazandığım sene tanıştım.
    Hatırladığım; emanetim dediği, yiğidim dediği öğrenciler ile ilgilenmesidir. Onlan, giderken Ahmed'e (Gonca'nın şehidine) emanet etmişti. Gonca, Ahmed'in kaldığı evin adı idi. Ah-med de Ali gibi fazla konuşmazdı ama içine doğru derinleşmişti. Onun emanetleri için çıktığı bir yolculuk dönüşü, trafik kazasında şehid olmuştu. Şehid olduğunu duyduğumuzda bölümdeki herkes gibi çok üzülmüştük.
    Tuna Boyu Şehidi'nin ailesinin gösterdiği kahramanlığı tebrik ediyor size ve gazetenize teşekkür ediyorum.

    M. Kırbıyık

    __________________
    Uzaktan sevmek nedir? Gidin Hz. Vahşi (r.a)'ye sorun.

    Görmeden sevmekten başka bir şey bu.
    Görmek fakat yaklaşamamak,
    Bakmak ama konuşamamak.
    Sadece uzaktan seyretmek ve ağlamak,
    Ağladığını, sevdiğini söyleyememek.
    Zor olan budur.
    Görmek ama dokunamamak...


Konu Bilgisi

Uye Bu Konuya Bakiyor

Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)

Benzer Konular

  1. Tuna Tabu - Aşkın Ölüm Kokuyor
    By Fidem in forum Resimli Şarkılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06.06.08, 21:42
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 13.04.08, 01:22
  3. Boyu 2.59; hala uzuyor
    By hAkAnN in forum Haber Arşivi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 25.03.08, 16:44
  4. Kokoşluk Diz Boyu
    By BoDrUmLu1905 in forum Komik Resimler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 16.03.08, 15:22
  5. Oguzhan Tuna (ibrahim Sadri-- Adin Batsin)
    By _Kirmizi_Baslikli_Kiz_ in forum Videolarınız
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 07.03.08, 10:05

Eklenmis Olan Tag'lar

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Yeni Konu Acamazsin
  • Konuya Cevap Yazamazsin
  • Konuya Eklenti Ekleyemezsin
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372