cok güzel paylasim tskler NuR![]()
İnanç, Çanakkale ve Ötesi
Ahmet SEYFİ
Çanakkale zaferi tarihin zirvesine diktiğimiz ölümsüz bir abide, kanımızla yazdığım iz silinmez bir kitabe, yüreklerimizi heyecan ve iftihar dalgasıyla kabartan ebedi bir kahramanlık destanıdır.
Çanakkale, Müslüman Türk’ün yenilmezliğini, bütün dünyaya bir kere daha ilan eden muhteşem bir zaferdir.
Evet, Çanakkale ne kutlu bir yerdi ki, böyle bir kahramanlık destanına sahne oluyordu.
Tarihe insanlık adına şan ve şerefle dolu nice hatıralar bırakan, düşmanlarımızın korkulu rüyası koca imparatorluk yavaş yavaş gurup ediyordu. Üç kıtaya hükmeden o koca dev çöküyordu. Fakat imparatorluğun bu durumu bile düşmanlarımızı korkutuyordu. Tek kurtuluş çaresi “Hasta adam”ın vücudunun ortadan kaldırılmasıydı. Yani Müslüman Türk Milleti tarihten silinmeliydi. Ve bu karar uygulamaya konularak dörtbir taraftan taarruzu geçiliyor, birbiri ardına gelen Trablusgarb ve Balkan harplerine maruz bırakılıyor, şanlı tarihimiz kara bulutlarla örtülmek isteniyordu.
İşte bunlardan biri de 18 Mart 1915 de Çanakkale’de vuku buluyordu. Milli şairimiz bu olayı şöyle dile getiriyor:
“Eski dünya, yeni dünya, bütün akvamı beşer,
Kaynıyor kum gibi tufan gibi mahşer mahşer,
Yedi iklimi cihanın duruyor karşısında,
Ostralyayla beraber bakıyorsun, Kanada,
Çehreler başka, lisanlar başka, deriler rengarenk,
Sade bir hadise var ortada, vahşetlere denk.”[
(M. A.) .
Evet! bu adeta bir hac!, ordusuydu. Çehreleri derileri, lisanları bambaşka insanlar vatanımıza, Çanakkalemize saldırıyorlardı. ileri sürdükleri sebepte Rusya’ya yardım etmekti.
Sözde Rusya’ya yardım maksadıyla Çanakkale’ye saldıranlar, Müslüman Türkün yenilmez ve geçilmez iman dolu göğsü ile karşılaştılar. Müthiş bir boğaz harbi başlamıştı. Anadolu’ nun kalbi Çanakkale’de atıyordu. Vatanı ve milleti uğruna canını seve seve vermeye hazır olan Mehmetçik, şanlı destanlarına bir destan daha eklemeye hazırlanıyordu. “Ser”den geçecek, fakat vatanına namahrem eli değdirmeyecekti.
Canını dişine takan Mehmetcik düşmanı boğazdan bir adım ileri geçirmemeye adeta yemin etmişti. Anadolu bozkırının o zamana kadar deniz görmemiş çocukları, kırk yıldır denizlerde savaşmış ve pişmiş kişilere has becerileriyle zırhlı düşman gem ilerine geçiş hakkı tanımıyordu.
Gelibolu’da şimşekler çakıyor, atılan bombalar, elleri, kolları, bacakları koparıyor gözleri fırlatıyordu. Sözü burada yine milli şairimize bırakalım:
“Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin:
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam;
Atılan her lağamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer,
O ne müthiş tipidir; savrulur enkaz-ı beşer...”
................
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak
Boşanır sırtlara vadilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o namerd eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere
Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, haşa, edecek kahrına ram?
Çünkü tesis-i İlahi o metin istihkam.
(M.A.)
Bir düşman subayı Mehmetçiğin bu kahramanlığı karşısında daha sonra söyle diyecektir:
“Türk askeri gibi ölüme gülerek giden bir askerİ başka hiçbir millette bulamazsınız.”
Acaba Türk askerini böyle ölüme gülerek ***üren sebep ne idi. Bilmem bunu idrak edebiliyormuyuz.
Çanakkale’de akıllara durgunluk veren savaş, bütün şiddetiyle devam ediyordu. Savaşanların Saadet asrındaki müslümanlarla aynı ruh yapısına sahip olduklarını isbat eder gibi Asr-ı Saadetteki Ebu Akil (r.) hadisesi Yüce Yaratıcı tarafından, biraz değişikliklerle Çanakkale ‘de de sahneye konuluyordu. Türkiye’nin ilk hastabakıcısı Bayan Safiye Hüseyin anlatıyor:
“Çanakkale’de facialar kopuyordu. Ölüler ve yaralılar devamlı artıyordu. Yaralılar için bir gemiyi seyyar hastane yapmaya karar verdik. İşte bu gemiye birgün Bekir Çavuş isminde bir ağır yaralı getirdik. Onu cephenin ön saflarında bulmuştuk. Bir ayağı kangren olmuştu. Hemen seyyar hastanede ameliyat masasına yatırdık. Ayağının birini kestik. Bir tek ayağı kalmıştı. Aynı zamanda çok kan kaybetmişti. Durumu çok tehlikeliydi. Adeta ölmesini bekliyorduk. 0 gece sabaha karşı odamın kapısı hızlı hızlı vuruldu. Kalktım. Dışarıda bir ses:
“Baş hemşire.. baş hemşire” diye bağırıyordu. Hemen giyinip fırladım. Genç bir hastabakıcı:
“Hani bir ayağını kestiğimiz yaralı yok mu?”
“Bekir Çavuş mu?”
“Evet.”
“Ne oldu peki?”
“Kendisine bir hal geldi hemşire. Tek bacağıyla ayağa kalktı. Odanın içinde dolaşmak istiyor.”
Hemen koştum. Bekir Çavuş kesik ayağından kanlar aka aka ayakta dolaşıyordu. Yanına koştum, bileğinden tuttum. Müthiş ateşi vardı.
“Aman Bekir Çavuş” dedim. “Ne yapıyorsun. Bu halde ayağa kalkılır mı hiç?”
Bekir Çavuş kendini kaybetmiş, beni duymuyordu bile. Kendisini hala savaşta zannediyordu.
“Aman” dedi. “Sen ne diyorsun? Emir geldi emir. Emri yerine getirmem lazım. Kalkıp gitmem lazım.” diyordu.
Bekir Çavuşu zorla yatırabildik. Sabaha kadar kollarım izin arasında kaldı. Sabaha karşı gözlerini ebedi âlemde açmak üzere kapamıştı.
Evet...! 0 sahabe—misal Bekir Çavuş son dakikasında bile kesik ayağını, ailesini, çoluk çocuğunu değil, vat anını düşünüyordu. Ölüm anında bile kumandanın emrini yerine getirmekten, kendisine verilen vatan vazifesini yapmaktan başka bir şey düşünmeyen Bekir Çavuş’a bu yüce duygu nereden geliyordu.
“Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir Hilal uğruna, Ya Rab, ne güneşler batıyor.
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker,
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksünki kanın kurtarıyor Tevhid’ i,
Bedr’ in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
..................
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.
(M.A.)
İşte Çanakkale’yi geçilmez yapan, böyle yüce duygular taşıyan Mehmetciğin, vatanı ve imanı uğruna akıttığı kan deryası olmuştur.
Dur Yolcu!
Bilmeden basıp geçtiğin bu toprak
Bir devrin battığı yerdir,
Eğilde kulak ver, bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.
Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme tanı
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme yazık tır, atanı
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı,
(M.A.)
ALINTI
cok güzel paylasim tskler NuR![]()
♫ ♥ ♪ sadece müzik...
![]()
Gözlerine saglik GuLCe..
Konu NUR tarafından (27.05.08 Saat 13:21 ) değiştirilmiştir.
Nur bunu nerden kopyala yapıştır yaptın bilmiyorum ama;
hem bunu hazırlayan, hemde senin tarihi bilmediğine eminim...
çanakkale deniz savaşları 3 kasım 1914 te başlamış, 18 mart 1915 te bitmiştir...
kara savaşları ise;
şaşırtma çıkarmalar hariç (kumkale savaşları - halileli saldırıları) 25 nisan 1915 başlar, 9 0cak 1916 da biter...
yani 18 mart günü sadece düşmn donanması batmıştır...
hiç bir türk evladı vurulmamıştır.....
tarih soyut olursa gerçek olursa güzeldir, değerlidir....
yoksa hurafelerle, birtakım görüşlerle şekillendirildiğinde sadece pembe dizi olur....
bu gün herkesin dilindedir çanakkale...
ama biliyormusun türk halkı çanakkaleyi 1967 de bir grup avustralyalının geliboluya gelmesiyle öğrenmiştir...
1967 ye kadar kimsenin umrunda değildir çanakkale...
aynı şu an dumlupınar, sakarya, inönü'nün olduğu gibi...
biz çanakkale savaşı deyince sadece geliboluyu biliriz....
hiç duydunmu kumkaleyi..
halileli'yi........
yabancılara ayıp olmasın diye sırf onlara şirin görünmek için şehitlikleri yapmışız...
ama kumkale'de halileli'de halaa şehit kemikleri yol üstlerinde.. tarlalarda....
oraları hatırlayan yok...
bi tutturmuşuz gelibolu...
onuda yok yeşil sarıklı yok aksakalı diye aklımızca kutsallaştırıyoruz...
daha düne kadar ordaki şehit sayısını bilmiyorduk...
türk'ü fransızı, ingilizi, anzacı toplam 240 küsür bin kayıp var.. (şehit,esir yaralı)
ama dilimize dolamışız 250 bin şehit diye...
bunun için arkadaşım tarihi doğru bilelim, doğru paylaşalım....
evet haklısın arkadaşım tarihi iyi bilelim okuyalım mümkünse sadece belli görüşlere sahip tarihçileri okumayallım.Yeşil sarıklıları biz demiyoz bunlar itilaf devletlerinin kaynaklarında var.Sen o zaman Seyit Çavuşada inanmazsın![]()
Uzaktan sevmek nedir? Gidin Hz. Vahşi (r.a)'ye sorun.
Görmeden sevmekten başka bir şey bu.
Görmek fakat yaklaşamamak,
Bakmak ama konuşamamak.
Sadece uzaktan seyretmek ve ağlamak,
Ağladığını, sevdiğini söyleyememek.
Zor olan budur.
Görmek ama dokunamamak...
Yol kenarlarında ve tarlalarda kemikler kuru kafalar söylemlerini yakınlarda bir seminerde duymuştum.
Yeşil sarıklılar deyimlerine bizzat şahit olan benim öz ve öz halamoğludur. Çanakkale gezisinde ordan koparılıp getirilen bir kır çiçeğinin yerine geri getirilmesini söyleyen, tarih sayfalarından çıkıp gelmiş bir asker, sabah namazına giderken onun önüne geçip söylemiş. O, bunu anlatırken nasıl titriyordu, yüzü sapsarı kesiliyordu bir görseniz.
dediğin gibi ben onada inanmıyorum.. (seyyit onbaşı'ya)
eğer güzelyalı'da ki topları görseydin bana hak verirdin..
90 derece dik 14 basamağı sırtındaki mermiyle çıkacağına kimse inanmıyor zaten.. bu olay fatih'in tepelerden gemi yürütme olayına benziyor...
yabancı kaynaklara gelince..
avustralya anzac kuvvetlerinden yüzbaşı andrew var..
askerlerimiz kırılınca geride kalanların moralleri bozulmasın diye beyaz bulut masalını komutanımız uyduırdu diyor...
çanakkaleliyim..
karış karış heryeri biliyorum...
tarihinide ezbere biliyorum..
ihtiyaç duyduğunda sana her konuda yardımcı olurum...
Suskunluğum AsaLetimdendir.Her Lafa verecek cevabım var.Ama bir Lafa bakarım, Lafmı diye. Birde söyLeyene bakarım Adammı diye
Canakkale tarihini teorik olarak bilebilirsin ama ruhundan bi habersin,canturk_ arkadasim
Konu NUR tarafından (01.06.08 Saat 23:07 ) değiştirilmiştir.
Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)
Bookmarks