1 den 3´e kadar. Toplam 3 Sayfa bulundu

Konu: Tıp Sözlüğü

  1. #1
    LAViNYA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Jul 2009
    Mesajlar
    3,994
    Blog Entries
    7

    okk Tıp Sözlüğü

    ABORTUS: Çocuk düşürme,düşük.
    ABDOMİNAL: Karınla ilgili, karına ait
    ABSANS: Kısa süreli şuur kaybı.
    ABSE: Çevre dokulardan kese tarzında doku ile sinirli içerisi cerahat ile dolu oluşum.
    ABSORBSİYON: Emilme, örn.sindirim, gıdaların barsaklarda absorbsiyonudur denilebilir.
    ADAPTABİLİTİ: Çevre şartlarına uyabilme yeteneği, intibak kabiliyeti
    ADİNAMİ: Kaslarını güç kayıbı
    ADNEKSİTİS: Yumurtalık ve yumurtalık yolları iltihaplanması
    ADRENALİN: Böbreküstü bezlerinin iç kısımları tarafından salgılanan bir hormondur. Tabiatta bu hormonun görevi, organizmayi acil harekete hazırlamaktır ve etkisini, nabzın atışı, kanın iç organlar ve deriden kaslara sevk edilmesi, karacigerdeki glikojenin glikoza değismesi ve böylelikle acil bir enerji kaynağı saglanması şeklinde gösterir.
    AFAKİ: Gözde, lensin olmaması.
    AFAZİ: Beyindeki ilgili alanların tahribi sonucu, konuşma veya konuşulanı anlama yeteneğinin kaybı. Disfazi, ayni durumun daha hafif bir formudur.
    AFOİNİ: Ses kaybI. Kısmi veya tam olabilir.
    AFRODİZYAK: Cinsi arzuyu artırıcı maddeler, ilaçlara verilen isim.
    AFT: Ağız mukazasında görülen, küçük beyaz leke şeklindeki ülser
    AGLÜTİNASYON: Sivi bir süspansiyonda, ufak cisimciklerin bir araya gelip birbirlerine yapışmasıdır.
    AGORAFOBİ: Geniş, açık bir sahada yalnız kalınca hissedilen, kontrol edilemeyen bir korkudur.
    AJİTASYON: Kişinin etrafa saldırganlıgı, aşırı aktivitesi ile karakterize durum.
    AJİTE: Rahatsız, huzursuz, taşkınlık yapan.
    AKKOMODASYON: Gözün optik sisteminin çesitli uzaklıklara uyum yaparak net görmenin saglanması.
    AKNE: Yüz, omuzlar, sırt ve göğüsteki yağ bezleriyle ilgili kronik bir deri hastalığıdır.
    AKONDROPLAZİ: Tedavisi olmayan, sebebi bilinmeyen kalitsal bir cücelik tipidir. Gövde normal büyüklüte olup, kol ve bacaklar anormal derecede kısa ve baş normalden büyüktür.
    AKRODERMATİT: El ve ayak derisinin iltihaplanması
    AKUSTİK SİNİR: İşitme siniri.
    ALBA: Beyaz
    ALLANTOİN: Ürikasidin kristalleşmesi ile oluşan beyaz kristalleşmiş madde
    ALLERJEN: Allerji yaratan etken
    ALVEOL: Akçiğer hava keseçiği
    AMBLİYOPİ: Gözde belirli bir bozukluk olmaksızın oluşan görme tembelliği.
    AMENORE: Aybaşı yetmezliği
    AMİLAZ: Amilaz nişastayı dikstrin ve maltoza çeviren enzim
    AMİNAZ: Aminoasitlerin yapısındaki amino gruplarını parçalayıcı enzim
    AMNEZİ: Hafızanın kısmen veya tamamen kaybolması.
    ANAL: Anüs, makat
    ANALJEZİK: Ağrı kesici.
    ANAREOBE: Anaröb, oksijensiz ortamda yaşayan mikro organizma
    ANEMİ: Kısaca, halk arasında kansızlık olarak bilinen anemi, alyuvarların sayı olarak az olması ve alyuvarların içerisinde bulunan hemoglobin adı verilen maddenin miktarının azlığıdır.
    ANEMİK: Kan degerleri düşük olan, yani kan sayımında eritrosit sayıları ve hemoglobin mıktarı düşük olan kişi.
    ANEMNEZ: Hastanın tıbbi hikayesi
    ANERJİ: Özel bir antijene cevap verilmemesi hali. Organizmanin savunma yeteneğinin kaybolması.
    ANESTEZI: Doktorlar, ameliyat sırasında ağrı duymaması için, ameliyattan önce hastaya bir iğne yapar yada solunum yoluyla bir gaz verirler. Hastanın bilincini yitirerek uykuya geçmesine narkoz, böylece vücudundaki ağrıları duyamayacak duruma gelmesine anestezi, bu duyu yitimine yol açan maddelere de anestezik denir.
    ANJİNA PEKTORİS: Kalp anjini, Göğüste şiddetli ağrı nefes alamama ve baygınlık ile seyreden ani nöbetlerle belirgin durum.
    ANKSIETE: İç sıkıntısı, iç daralması.
    ANOREKSİ: Anorexia Nervosa, özellikle genç kadınlarda görülebilen, yemek yememek, çok az uyumak, buna ragmen çok aktif olmakla beliren psikolojik bir bozukluktur.
    ANOSMİ: Koku alamama, nezle grip gibi enfeksiyonlarda olabildiği gibi koku siniri ile ilgili beyin bölgesindeki patolojilerde de görülebilir.
    ANTSEFALİ: Beyin iltihabi.
    ANTİBAKTERİAL: Bakterileri öldürücü
    ANTİBODY: Antikor, herhangi bir antijene karşı vucutta oluşan bağışıklık cisimciği
    ANTİDİABETİK: Şeker hastalığına karşı kulanılan madde veya ilaç
    ANTİENFLAMATUAR: İltihabı reaksiyonu önleyen madde, ilaç...
    ANTİFLOGİSTİK: İltihapları önleyici
    ANTİHİPETENSİF: Yüksek tansiyon
    ANTİMİKOTİK: Mantarların gelişimini durdurucu veya öldürücü
    ANTİPİRETİK: Ateş düşürücü
    ANTİSEPTİK: Mikroplar öldürücü
    ANTİÜRETİK: İdrar oluşasını azaltıcı madde veya ilaç
    ANTİVİRAL: Virüslere karşı etkili, virüsün etkisini kıran veya azaltan
    ANÜS: Makat
    APANDİSİT: Kör bağırsak iltihaplanması
    APATİ: Kayıtsızlık, duygusuzluk
    APNE: Geçici nefes kesilmes
    APOFİLAKSİ: Kanın enfeksiyon etkenlerine karşı antikor oluşturma yeteneğinin azalması
    APOPLEKSİ: Beyin kanaması
    ARİTMİ: Kalp ritim bozuluğu
    ARTERİOSKLEROZ: Damar sertliği
    ARTERYOSKLEROZ: Damar sertliği
    ARTRİT: Eklem iltihaplanması
    ARTROZ: Eklem yıpranması veya bozulması
    ASPERGİLLOMA: Aspergillus mantar grubu ebep olduğu enfeksiyon, özelikle akçiğerde meydanagetirdiği tümrü andıran nodüler-kitle
    ASTIM: Nefes darlığı
    ATEROJEN: Deride gelişen düzensiz şişlikler, deri kisti, yağbezi
    ATRİUM: Kalp kulakcığı
    ATROFİ: Beslenme yetersizliği veya sağlıksız beslenme sonucu bir organ veya oluşumun normal yapı ve görevini kaybetmesi
    AVİTAMİNOZ: Vitamin yetersizliği

    BAĞIRSAKFLORASI: Bağırsaklardaki bakterilere verilen isim, toptan faydalı veya zararlı hepisi
    BERİ-BERİ: Vitamin B1 (tiamin) eksikliğiyle oluşan el ve ayaklarda poli nevrit ile oluşan hastalık
    BORRELİOZ: Kenenin taşıdığı virüsun sebep olduğu enfeksiyon
    BOTULİSMUS: Basillus Botulismus toksinleri ile meydana gelen zehirlenme
    BRADİKARDİ: Kalbin dakikadaki atım sayısının azalması
    BRAKİYALJİ: Kol ağrısı.
    BRONŞİT: Bronşların iltihaplanması
    BRONCHİOLİTİS: Solunum sisteminin en küçük fonksiyonel üniteleri olan bronşiollerin iltihabına denir.
    BROŞODİLATASYON: Broşları genişletici
    BÜL: Ciltte içi sıvı dolu kabarık oluşumlar. Çapları 0.5 cm'den büyüktür. Küçük olanlarına vezikül denir.
    BÜLLÖZ: Büllerden oluşan lezyon.

    CAISSON HASTALIĞI: Vurgun. Dalgıçlarda ve çok yükselen havacılarda atmosfer basıncının ani değişimlerine bağlı olarak meydana gelir.
    CANDIDA: Bir mantar çeşidi.
    CANDİDA: Küf mantarı
    ÇEKUM (Caecum): İncebarsakla kalınbarsağın birleştiği yerdeki kesedir. Bu bölgede, iltihaplanma, ülserasyon veya kanser görülebilir.
    CERAHAT: Alyuvarlar, bakteri ve yıkılmış doku kalıntıları gibi iltihap ürünlerini kapsayan doku sıvısıdır.
    CERRAHİ: Tıbbın en eski dallarından biridir. İlaçla ya da başka tedavi yöntemleriyle iyileştirilemeyen hastalıkların, yaralanmaların, vücuttaki yapı bozukluklarının ameliyatla onarılmasına ya da hastalıklı organı kesip çıkararak iyileştirilmesine dayanır.
    CERUMEN: Kulak kiri. İnsan kulağında normal olarak bulunan balmumu kıvamındaki salgıdır. Bu salgının fazlalığı, kulak tıkanması ve geçici sağırlığa yol açar.
    CESTODIASIS: Yassı solucan enfeksiyonudur.
    ÇIBAN: Çıbanlar, derideki ter bezleri veya kıl keselerinin enfeksiyonlarıdır.
    ÇİÇEK: Akut, enfeksiyöz bir hastalıktır. Her yaşta ve her cinsten kişiler bu hastalığa yakalanabilir. İki tipi vardır: Variola major ve variola minor.
    ÇİL: Deride, güneşe maruz kalma sonucu beliren, ufak lekelerdir. Bunlar, daha fazla, lokalize güneş yanıklarına benzetilebilir ve ekseriyetle sarışın veya kızıl saçlılarda görülen melanin pigmenti birikimidir.
    COLON İRRİTABİLE: Kolon hasaslaşması
    COR: Kalp.
    COXAE: Kalça kemiği.
    CYSTİTİS: Mesane iltihaplanması

    DAKRİYOADENİT: Gözyaşı bezi iltihabı.
    DAKRİYOLİT: Gözyaşı taşı.
    DAKRİYOSİSTEKTOMİ: Gözyaşı kesesinin ameliyatla çıkartılması.
    DAKRİYOSİSTİT: Gözyaşı kesesi iltihabı.
    DAKRİYOSİSTOGRAFİ: Kontrast madde verilerek gözyaşı kesesi ve kanalının radyolojik olarak incelenmesi.
    DAKRİYOSİSTORİNOSTOMİ: Gözyaşı kanalının tıkalı olduğu durumlarda uygulanan, kesenin burun boşluğuna diranajını sağlayan ameliyat.
    DALTONİZM: Renk körlüğü.
    DANSİMETRE: Yoğunluk ölçen cihaz.
    DEBİLİTE: Zeka geriliği.
    DEFEKASYON: Dışkının dışarı atılması.
    DEFEKT: Eksiklik, kusur.
    DEF-İ HACET: Dışkı
    DEFİBRİLATÖR: Kalbin normal dışı hızlı atımını durdurarak tekrar normal kalp ritmine dönmesini sağlayan araç.
    DEFLORASYON: Kızlık zarının yırtılması.
    DEFORMASYON: Şeklini bozma.
    DEFORMİTE: Şekil bozukluğu.
    DEJENERASYON: Dokuların normal yapılarının bozulup normal fonksiyonlarını yapamıyacak hale gelmeleri.
    DEKOMPRESYON: Baskı yapan gücün veya baskının kaldırılması.
    DEKONJESSAN: Konjesyonu (şişme) azaltan, dekonjessif.
    DEKÜBİTİS: Yatalak olanlarda hareketsizlik sonucu sırtta ve kalçalarda açılan yaralar.
    DELİRİUM: Zehirlenmeler, ateşli hastalıklar, epilepsi, histeri ve akıl hastalıklarında görülebilen, titreme, hallüsinasyonlar ve saldırganlıkla birlikte bilincin kaybolması tablosuna verilen isim.
    DEMANS: Bunama, muhtelif formları vardır. Senil Demans, Presenil Demans, Toxic Demans.
    DEMENS: Bunama
    DEMİYELİNİZASYON: Sinir liflerinin etrafını saran myelin tabakasının kaybı.
    DEMONSTRASYON: Göstererek öğretme.
    DEMORALİZASYON: Moral çöküntü.
    DEONTOLOJİ: Aynı meslek grubunda olan insanların birbirleri ile olan ilişkilerinde uyulması öngörülen ahlaki, moral değerler.
    DEPİLASYON: Kılların çıkartılması işlemi.
    DEPRESYON: Ruhi çöküntü
    DEPRESYON: Ruhsal ve bedensel çöküntü, isteksizlik.
    DERMABRAZYON: Deri üzerindeki benler veya yara izlerini ortadan kaldırma amacı ile yapılan kazıma işlemi.
    DERMATİT: Cildin iltihabi durumu.
    DERMATOLOJİ: Cildiye, cilt hastalıklarını inceleyen bilim dalı.
    DERMİS: Ciltte en üst tabaka olan Epidermis'in altındaki tabakaya dermis adı verilir.
    DİABET: Şeker hastalığı
    DİFTERİ: Kuşpalazı
    DİSK HERNİSİ:Bel fıtığı
    DİSKRAZİ: Herhangi bir vücut sıvısının normal birleşimini kaybetmesi, vücut sıvısının yapısal unsurları arasındaki dengenin bozukluğu ile belirgin durum
    DİSMENORE: Ağrılı ve sancılı adet görme
    DİSMENORE: Sancılı adethali
    DİSPEPSİ: Hazımsızlık, sindirim yetersizliği
    DİSPNÖ: Nefes darlığı
    DİSTONİ: Kas tonüsünün bozulması
    DİSÜRİ: Ağrılı idrar yapma
    DİSÜRİ: İdrar yapmakta zorlanma
    DİÜRETİK: İdrar atırıcı
    DİYARE: İshal
    DİZANTERİ: Ağrılı ve sancılı ishalle beliren, yaralara yolaçan bulaşıcı, salğın hastalık
    DRASTİK: Kuvvetli müshil yapıcı
    DÜŞÜK: Fetusun, gebeliğin 28. haftasından önce ölümü, ve rahmin dışa atılmasıdır.

    E.E.G: Elektroansefalografi kelimesi için kullanılan kısaltma.
    E.K.G: Elektrokardiogram kelimesi için kullanılan kısaltma.
    EDEMA: Ödem, vücudun her hangi bir yerinde hücre dışında anormal su birikmesi.
    EPİDİDİMİT: Testis üstbezinin iltihaplanması
    EFERVESAN: Suya atıldığı zaman küçük gaz kabarcıkları çıkartarak köpüren, eriyen.
    EFFEKT: Tesir, etki.
    EFFEKTİF: Etkili, tesirli.
    EFFÜZYON: Vücut boşluklarında veya doku içerisinde sıvı birikmesi. "Plevral effüzyon" iki plevra yaprağı arasında sıvı birikmesidir.
    EİJAKULASYON: Boşalma (meninin penisten boşalması)
    EKİNOKOK: Köpek ve kurtlar, nadiren kedilerde bulunan bir parazit olup larvaları memeli canlılarda büyüyerek hidatik kistleri yaparlar.
    EKLAMPSİ: Gebelerde plasentadan gelen toksinlerle oluşan bilinç kaybı ve konvulsiyonlarla birlikte seyreden tablo.
    EKLAMPSİ: İlerlemiş gebeliklerde veya doğumdan hemen sonra yüksek kan basıncı, ödem ve idrarda protein yükselmesi ile karekterize nöbetler ve önlem alınmazsa bilincin kaybolması hali.
    EKO: Yankı.
    EKOENSEFALOGRAM: Beynin ekoensefalografi ile elde edilen çizelgesi.
    EKOKARDİYOGRAM: Ekokardiyografi yoluyla elde edilen çizelge.
    EKOKARDİYOGRFİ: Kalp, damar sisteminin teşhisinde kullanılan ultrasonik bir yöntem.
    EKOLALİ: Hastanın kendisine söylenilen sözleri anlamsız şekilde aynen tekrarlaması.
    EKSALASYON: Vecit, kendinde manevi kuvvetler hissetme
    EKSİZYON: Bir dokunun çıkartılıp atılması.
    EKSOJENİK: Hariçi olan
    EKSOKRİN: Salğısını kana aracılığı ile aktaran
    EKSOKRİN: Salğısını kanal aracılığı ile dışarı atan
    EKTAZİ: Genişleme.
    EKTODERM: Derinin en dış tabakası.
    EKTOPİ: Her hangi bir organın normal bulunması gereken yerde değilde, vücudun başka bir yerinde olması hali.
    EKTROPİON: Göz kapaklarının serbest kenarlarının dış tarafa kıvrılmaları.
    EKZEMA: Deride kızarıklık, şişme, veziküller, kaşıntı gibi belirtilerle görülen daha çok psikosomatik nedenli cilt rahatsızlığı. Akut ve Kronik diye ayrıldığı gibi Yaş ve Kuru ekzema cinsleri de vardır.
    ELEKTROANSEFALOGRAFİ: Beynin elektriki faaliyetlerinin grafik olarak gösterilmesi.
    ELEKTROKARDİOGRAFİ: Kalp adelesinin faaliyetlerinin grafik olarak gösterilmesi.
    EMPİRİK: Tecrübeli
    EMPOTANS: İkdidarsizlik,
    ENDEMİK: Beli bir bölgede sıkca görülen
    ENDOJENİK: Dahili olan
    ENDOKADİT: Kalbin iç yüzeyindeki zarın iltihaplanması
    ENDOKRİN: Iç salğı yapan, salğısını kana veya lenfe aktaran
    ENDOKRİN: Salğısını kana ve lenfe akıtan
    ENDOKRİNOLOG: Endokrin sistemin yapı, patolojileri ve tedavisi konusunda uzman kişi.
    ENDOKRİNOLOJİ: İç salgı bezlerinin fonksiyonlarını, normal dışı çalışma sonucu oluşan hastalıklarını ve bunların tedavilerini inceleyen tıp dalıdır.
    ENDOMETRİT: Rahim mukazasının rahim dışında iltihaplanması
    ENDOMETRİUM: Rahim mukozası
    ENFEKSİYON: Bulaşıcı
    ENKÜBASYON: Hastalığa sebep olan bakteri veya virüsün vücuda girdikten sonra hastalığın ortaya çıkmasına kadar geçen süre, kuluçka devresi
    ENKÜBASYON: Hastalığa sebep olan etkenin vücuda girişi ile hastalık belitilerinin ortaya çıkması arasında geçen zaman
    ENSEFALİT: Beyin iltihaplanması
    ENSEFALON: Beyin.
    ENTERAL: Bağırsal yoluyla
    ENVAZYON: Yayılma, örneğin kafatasındaki bir tümörün beyin dokusuna envazyonu denince tümörün beyine yayılması kastedilir.
    EPİLEPSİ: Sara, tutarga
    EPİSİTOMİ: Amaliyat sonrası tedavi
    EPİTAKİS: Burun kanaması
    EPİTEL: Organ ve vücut yüzeylerini örten hücre tabakası.
    EPİTLİOMO: Deride gelişen kanserli hücre
    EROTİK: Şehvet, erotik
    EROZYON: Deri veya mukozada görülen, sınırlı bir bölgede epitel kaybı, yüzeyel yaralar. Örneğin; Cervical erozyon, halk arasında rahim ağzında yara olarak bilinir.
    ESKALASYON: Adım adım yükselme (savaş)
    ESOTERİK: Mahrem, batını

    FALKS SEREBRİ: Beynin sağ ve sol yarı kürelerini birbirinden ayıran, orağa benzediği için bu isim verilen kalın zar.
    FALLOP TÜPLERİ: Her biri yaklaşık 10 ar cm. uzunluğunda, uterusun üst köşelerinden yumurtalıklara kadar uzanan iki borudur. Tuba uterina veya uterus tüpleri de denir.
    FALLOT'S TETRALOGY: Kalbin doğumsal bir anomalisine verilen isim.
    FAMİLYAL: İrsi, kalıtsal, herediter.
    FARANJİT: Boğaz iltihaplanması
    FARENJİT: Boğaz iltihaplanması
    FARİNKS: Yutak.
    FASİAL PARALİZİ: Yüz siniri felci, bu sinirin felcinde yüzün yarısı kısmen hareketsiz ve ifadesiz kalır. Santral ve eriferik olmak üzere iki türlü olur.
    FASİAL SİNİR: Yüz siniri, yedinci kafa çifti.
    FAT: Yağ.
    FATAL: Öldürücü, ölümle sonuçlanan.
    FEBRİL: Ateşli, hummalı.
    FECES: Dişkı
    FEÇES: Dışkı.
    FEKALİT: Barsakta bir kısım dışkının sertleşmesi sonucu oluşan dışkı taşı.
    FEMUR: Uyluk kemiği.
    FERMENT: Bazı organların salgılarında bulunup kimyasal değişikliklere etki eden maddeler.
    FERMENTASYON: Mayalanma.
    FERRİTİN: Demir elementinin vücutta depo edilen şekli.
    FERTİL: Gelişme yeteneği olan, doğurabilen.
    FERTİLİTE: Doğurma yeteneği, verimlilik.
    FETAL: Fetus'a ait.
    FETUS: Üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki canlıya verilen isim.
    FİBRİN: Kanın pıhtılaşmasına yarayan albumin cinsinden bir madde.
    FİBRİNEMİ: Kanda fibrin bulunması.
    FİBRİNLER: Protein artıklarından oluşan lifler
    FİBRİNÜRİ: İdrarda fidrin çıkması.
    FİBROM: İyi huylu bağ dokusu uru.
    FİBRO-SARKOM: Bağ dokusunun kötü huylu tümörü.
    FİBRÖZ: Lif dokusu
    FİBROZ: Ödemin sertleşmesi
    FİLARİA: Omurgalı canlıların kanında ve dokularında yaşayan kıl kurdu cinsi parazit. Elefantiazis denilen rahatsızlığa neden olur.
    FLATULUS: Mide veya bağırsakta toplanan gaz
    FOBİ: Herhangi bir nesneden korkma
    FRENİK SİNİR: Nervus Frenicus. Göğüs boşluğu ile karın boşluğunu birbirinden ayıran diafragmanın sinirine verilen addır.
    FRİGİD: Kadında cinsel soğukluk
    FUNGUZİT: Mantarları öldürücü

    GAİTA: Dşkı
    GALAKTEMİ: Kanda süt bulunması.
    GALAKTORE: Memeden kendiliğinden süt gelmesi.
    GALAKTOSEL: Memede, içi süt dolu kist.
    GALAKTOZ: Süt şekeri.
    GALAKTOZÜRİ: Gebelerde idrarla galaktoz çıkması.
    GALAKTÜRİ: İdrarın süt görünümünde çıkması.
    GANGLİON: Lenf bezi, bazı ufak urlara verilen isim.
    GANGREN: Dokunun ölmesidir, ancak halk arasında daha çok bir uzvun vücuda bağlıyken ölmesi anlaşılır.
    GASTRİT: Mide iltihabı.
    GASTRODÜODENİT: Mide ve onikiparmak barsağının iltihabı.
    GASTROENTERELOG: Mide, barsak hastalıkları mütehassısı.
    GASTROENTERİT: İshalle seyreden mide barsak iltihabı.
    GASTROENTEROLOJİ: Mide, barsak hastalıkları bilgisi.
    GASTROİNTESTİNAL: Mide - barsak.
    GASTROLİT: Mide taşı.
    GASTROMEGALİ: Midenin genişlemesi.
    GASTRONOMİ: İyi yemek yeme bilimi.
    GASTROPTOZİS: Mide düşüklüğü.
    GASTROSKOPİ: Hastaya yutturulan bir kamera ile midenin görerek muayene edilmesi.
    GİARDİA: Tek hücreli organizmalardandır. Esas adı Giardia Lamblialis olup, sindirim sisteminde yerleşir.
    GİARDİASİS: Giardia İntestinalis adlı mikroorgnizmanın sebep olduğu hastalık.
    GLOKOM: Karasu, göz iç basıncının artması ile belirgin göz hastalığı
    GLOMERÜLİT: Böbrek hücre demetinin iltihaplanması
    GLUKOM: Göz basıncının arması, sonucu ortaya çıkan rahatsızlık
    GNORE: Bel soğukluğu
    GRİND: Yara kabuğu

    HABİTÜEL: İtiyadi, alışkanlığa bağlı.
    HAİRY-CELL: Tüysü hücreler
    HALLUKS: Ayak başparmağı.
    HALLÜSİNASYON: Gerçekte olmayan şeyleri algılamak.
    HALOTAN: Anestezik bir madde.
    HALUSİNASYON: Hayalet görme
    HAMARTOM: Yeni oluşmuş kan damarlarında meydana gelen tümör.
    HAMARTROZ: Eklem boşluğuna kan dolması.
    HARMONİ: Ahenk, uyum
    HAŞİŞ: Esrar, haşhaş.
    HEMAGLÜTİNASYON: Kan yuvarlarının aglütinasyonu.
    HEMANJİEKTAZİ: Kan damarlarının genişlemesi.
    HEMANJİOM: Kan damarlarından dogan urlar.
    HEMATEMEZ: Kan kusma.
    HEMATOLOG: Kan hastalıkları uzmanı.
    HEMATOM: Damar veya damarlardan çevresine kann sızması
    HEMATOM: Dokuda kan toplanması
    HEMATOM: Organ içerisinde veya aralarında kan birikmesi.
    HEMATOMİYELİ: Omurilikte kanama.
    HEMATOSEL: Testis torbalarında kan birikmesi.
    HEMAÜRİ: İdrarda kan görünmesi
    HEMİPLEJİ: Yarı felç
    HEMORAJİ: Kanama.
    HEMOROİD: Basur
    HEPATİT: Karaciğer iltihaplanması
    HERPES SİMPLEKS: Aynı adı taşıyan virüsün sebep olduğu çeşitli deri ve mukoza bölgelerinde yaygın, küçük, içi sıvı dolu oluşumlar ile belirgin virütik enfeksiyon., uçuk.
    HERPES: Uçuk
    HERPES: Uçuk, içi sıvı dolu vezikül.
    HİOERMENORE: Aşırı ve uzun süreli adethali
    HİPERHİDROZİZ: Aşırı terleme
    HİPERKROMAZİ: Pigment fazlalığı gösteren.
    HİPERMETROP: Yakını net olarak göremeyen kişi
    HİPERTANSİYON: Yüksek tansiyon
    HİPERTERMİ: Yüksek ateş
    HİPERTİROİDZM: Tiroid bezesinin aşırı çalışması
    HİPOFİZ: Beyin tabanında burun arkasının üst kısmına uyan bölgede hormon salgılayan bir bezdir.
    HİPOFİZ: Mercimek büyüklüğünde bir gude olup hipotalamustan gelen emirlere göre hareketeder.
    HİPOGONADİSMUS: Husyelerein yeterince hormon salğılıyamaması
    HİPOKONDRİ: Sürekli hasta olduğu vehmine kapılma
    HİPOKSİ: Organ ve dokularda oksijen azlığı
    HİPOSPADİAS: Penisin doğumsal bir şekil bozukluğudur. İdrar yolunun son kısmı olan üretra'nın dışa açılan deliğinin normal yerinde değil, penisin alt yüzünde herhangi bir yerde olması halidir.
    HİPOTALAMUS: Orta beynin altında bulunan bu merkezsinir ve hormonları konturoleder.
    HİPOTANSİYON: Alçak tansiyon

    İDİOPATİK: Oluşumunda bir sebeb gösterilemeyen.
    İDİOT: Doğuştan aptal.
    İHTİYOZİS: Cildin pul pul ve kuru oluşu ile kendini gösteren bir hastalık.
    İKTER: Sarılık.
    İKTUS: İnme. darbe.
    İLEİTİS: İnce barsak iltihabı.
    İLEUM: İnce barsağın son bölümü.
    İLEUS: Barsak tıkanması.
    İLLUZYON: Dışarıdan gelen görsel uyarıların olduklarından faklı algılanması.
    İMBESİL: Geri zekalı.
    İMİTASYON: Taklit.
    İMMATÜR: Tam gelişmemiş.
    İMMİNENT ABORTUS: Düşük tehdidi altındaki gebelik.
    İMMİNENT: Tehdit eden.
    İMMOBİL: Hareketsiz.
    İMMÜN: Bağışık,bulaşıcı hastalıktan muaf.
    İMMÜNİTE: Bağışıklık, muafiyet.
    İMMÜNİZE: Bağışık kılmak.
    İMMÜNOLOG: Bağışıklık uzmanı.
    İMMÜNOLOJİ: Bağışıklığı inceleyen bilim.
    İMPETİGİNOS: Ağız vebrun civarında önce kabarcıklı, sonra kabuklu yaraların oluşması
    İNFLAMASYON: Çeşitli mikrobik ajanlar veya toksinlerine karşı vücudun göstermiş olduğu; hararet artması, kızarıklık ile karakterize iltihabi reaksiyon.
    İNİSİAL: Başlamakta olan
    İNSOMNİA: Uykuya dalamama
    İNSÜLİN: Pancreas tarafından üretilen hormon vücudun şeker oranın denğede kalmasını sağlar.
    İNTERMEDİER: Arada oluşan, meydana gelen.
    İNTRAEPİTELİAL: Epital hücreleri içerisinde.
    İSKEMİ: Beli bir bölgede kansızlık

    JARGON: Kelimeleri yerinde kullanamama ile karekterize anlamsız ve anlaşılmaz konuşma.
    JEJUNİT: Jejunum iltihabı.
    JEJUNUM: Oniki parmak barsağından sonra gelen ince barsak bölümü.
    JİGANTİZM: Ergenlik çağından önce oluşan hipofiz bezi tümörlerinde büyüme olayının kontrolden çıkması sonucu oluşan dev görünüm.
    JİNEKOLOJİ: Kadın hastalıkları ile ilgili tıp dalı.
    JİNEKOMASTİ: Erkeklerde memenin anormal ölçüde büyümesi.
    JİNJİVİT: Diştleri iltihabı.
    JOİNT: Eklem.
    JUVENİL: Gençliğe ait.

    KAKOZMİ: Pis koku.
    KALP ANJİNİ: Göğüs kafesinde ağrı ve sıkıntı verici bir sıkışm ve burkulma hisi verir
    KALP ANJİNİ: Kalp sıkışması ve daralması
    KALP ENFAKTÜSÜ: Klap krizi
    KALYUM: Potasyum.
    KANSEROJEN: Kanser yapıcı
    KARDİAK: Kalbe ait.
    KARİES: Diş çürüğü
    KARİES: Diş çürümesi
    KARİNA: Trakeanın (nefes borusu), sağ ve sol akciğerlere girmeden önce ikiye ayrıldığı kısıma verilen ad.
    KAŞEKSİ: Genel sağlık durumunun bozukluğu ile ilgili ileri derecede zayıflama hali.
    KATABOLİZMA: Maddelerin yüksek terkiplerinin, dokularda yakılarak daha basit terkipte maddeler meydana gelmesi.
    KATAR: Mukoza iltihaplanması, mukozit
    KATARAK: Göze merceğinin donuklaşması nedeniyle gözün önüne perde inmiş gibi durum
    KATETER: Sonda
    KELOİD: Eski bir kesi veya ameliyat yerinde aşırı nedbe dokusu oluşmasıdır.
    KERATİN: Tırnak ve boynuzun ana maddesi.
    KERATİNİZASYON: Boynuzlaşma.
    KERATİT: Kornea iltihabı.
    KERATOMA: Nasır.
    KERATOMETRE: Kornea kavislerini ölçmekte kullanılan alet.
    KERATOPLASTİ: Matlaşmış korneanın yerine başkasından alınan korneanın konulması ameliyatı.
    KERATOSKOP: Korneayı muayene aleti.
    KERNİCTERUS: Yeni doğanın şiddetli ikterinde beynin bazı çekirdeklerinin bilüribinin etkisiyle toksik degenerasyonudur.Çocukta zeka geriliği ve spastisite görülebilir.
    KETONEMİ: Kanda keton cisimciklerinin bulunması.
    KETONÜRİ: Idrarla keton çıkarılması.
    KİFOZ: Omurganın açıklığı öne bakan kanburluğuna verilen ad.
    KİNESİYA: Deniz veya araba tutması
    KİST HİDATİK: Bazı organlarda (daha çok karaciger, akciğer , beyin) ekinokok adı verilen parazitlerin neden olduğu içi berrak su görünümünde kistler.
    KİST SEBASE: Yağ bezlerinin büyümesi sonucu deri altında oluşan kistler.
    KİST: Etrafı membranla (zar) çevrili içi sıvı dolu oluşumlar.
    KIZAMIK: Salgın yapan virütik bir çocukluk çağı hastalığıdır.
    KLEPTOMANİ: İhtiyacı olmaksızın patalojik çalma dürtüsüne verilen addır.
    KLİMAKTERİUM: Adet kesilmesi
    KLONİK: Kasların istem dışı kasılma ve gevşemesi
    KLOSTROFOBİ: Kapalı yerlerden sebebsiz yere korkma reaksiyonudur.
    KOCH BASİLİ: Tüberküloz basiline, bulanın adına izafeten verilen ad.
    KOLAPS: Kolapsüs
    KOLELİTİAZİS: Safra kesesi taşı
    KOLESİSTİT: Safra kesesi iltihabı
    KOLESTEROL: Hayvansal ve bitkisel yağların içerisinde bulunan, karaciğer tarafından sentez edilen bir maddedir. Kanda normalden fazla bulunması halinde, damar sertliğine neden olur, ve bazanda safra pigmentleri ile birleşerek safra taşlarının oluşumunda rol oynar.
    KOLİK: Kramplı ağrılar.
    KOLLAJEN HASTALIĞI: Bağ dokusu hastalığı
    KOLİT: Kalın bağırsak iltihabı
    KOLONİT: Kalın bağırsak iltihabı
    KONJUNKTİVİT: Göz akı iltihaplanması
    KONTRAKSİYON: Büzülme, çekilem, tenakkuz
    KONTRASİYON: Kalp kaslarını büzücü
    KONVÜLSİON: Çırpıntı
    KORPUS: Gövde.
    KRAMP: Kas veya kas grubunun aniden istem dışı ağrılı kasılma
    KRON: Taç
    KRUP: Krup hastalığı
    KUMULATİF: Birikme, yığılma
    KÜRTAJ: Küretajın kelime anlamı kazımaktır. Ama burada adı geçen Kürtaj halk arasında, küçük hamileliklerde rahim içerisindeki ceninin tıbbi müdahele ile alınması kastedilmektedir.

    LABİL: Kararsız, çabuk değişen.
    LAGOFTALMİ: Göz kapaklarındaki bozukluk nedeniyle gözlerin tam kapanmaması hali.
    LAKRİMA: Göz yaşı.
    LAKTASYON: Annenin süt verme devresi.
    LAKTOZ: Süt şekeri
    LAKÜN: Küçük boşluk, delik.
    LAP: Lenfadenopati'nin kısaltılmış şeklidir. Lenfadenopati, lenf bezlerinde büyüme anlamına gelir.
    LAPARATOMİ: Teşhis amaçlı veya ameliyat için karın boşluğunun açılması.
    LAPAROSKOPİ: Ucunda kamera olan, laparoskop denilen aletle karın boşluğunun endoskopik incelenmesi.
    LAPPİG: Loplu
    LARENGOSKOP: Bogazın muayenesine yarayan aynalı ışıklı alet.
    LARENGOSKOPİ: Gırtlağın içinin larengoskop ile muayenesi.
    LARENJİT: Gırtlak iltihaplanması
    LARENJİT: Larenks iltihabı, gırtlak iltihaplanması
    LARENKS: Gırtlak.
    LARVA: Tırtıl, kurtçuk.
    LENF ÖDEMİ: Lenfin su toplaması
    LENFATİK SİSTEM: Beyaz kann dolaşımı
    LENFOM: Lenf bezi kanseri
    LENFOMA: Başlangıcını lenfoid dokudan almış ur, lenf kanseri
    LENS: Göz merceği
    LEZYON: Genel anlamda henüz tam olarak niteliği tespit edilmemiş bozukluk.
    LİBİDO: Cinsel arzu, şehvet
    LİGAMENT: Vücudun muhtelif eklemlerinde, organlarında bulunan bağlara verilen isimdir.
    LİPAZ: Yağları, yağasitleri ve gliserola çeviren enzim
    LUMBAGO: Bel ağrısı

    MAGNET: Mıknatıs.
    MAKRO: Büyük.
    MAKROFAJ: Bakteri ve virüsleri zararsızhale getiren alyuvarların bir alt türevi
    MAKROFAJ: T-Öldürücü hücreleri, bakteri, virüs ve manatarlar gibi mikrolara karşı mücadeleeder.
    MAKROSEFALİ: Başın (beynin) normalden büyük olması.
    MALABSORBSİYON: Emilimin bozuk oluşu.
    MALADİ: Hastalık.
    MALARYA: Sıtma.
    MALASİ: Keyifsizlik, kırıklık.
    MALE: Erkek.
    MALFONKSİYON: Her hangi bir organın yetersiz veya dengesiz görev yapması.
    MALFORMASYON: Kusurlu oluş, sakatlık.
    MALİN: Habis, kötü huylu.
    MALLEOL: Ayak ekleminin her iki tarafındaki kemik çıkıntılarına verilen isim.
    MALLEUS: Orta kulaktaki çekiç kemik.
    MALNUTRİSYON: Sağlık için şart olan, vitamin, mineral, protein ve benzeri maddelerin yetersiz alınmasından doğan hastalıkları tanımlayan bir terimdir.
    MALPRAKTİS: Tıpta yanlış, özensiz tedavi.
    MAMİLLA: Meme başı.
    MAMMA: Meme
    MAMOGRAFİ: Meme filmi.
    MANDİBULA: Alt çene kemiği.
    MANİ: Aşırı neşe şeklinde beliren psişik hastalık.
    MANİFEST: Aşikar, gizli olmayan.
    MARFAN SENDROMU: Sebebi bilinmeyen herediter genetik bir hastalık.
    MARİHUANA: Esrar.
    MASTEKTOMİ: Ameliyatla memenin alınması.
    MASTEKTOMİ: Memenin her hangi bir rahatsızlık nedeniyle alınmasıdır.
    MASTİT: Göğüs iltihaplanması
    MASTİT: Memenin iltihabıdır, emziren annelerde sütün birikmesi nedeniyle veya meme başındaki çatlak nedeniyle sık rastlanan bir durumdur.
    MASTODİNİ: Meme ağrısı
    MASTOİDEKTOMİ: Mastoid hücrelerin iltihaplanması nedeniyle mastoid kemiğin çıkartılması ameliyatıdır.
    MASTOİDİT: Kulak arkasında bulunan mastoid kemikteki, mastoid hücrelerinin iltihabıdır. Genellikle orta kulak iltihaplarını takip eder.
    MAZOHİST: İşkenceden zevk alan, işkence tarzı hareketlerden cinsel haz duyan.
    MENENJİT: Beyin zarları iltihabı
    Menenjit: Beyinzarı iltihaplanması
    MENOPOZ: Adet kesilmesi
    MENOPOZ: Adetten kesilme.
    MENORAJ: Aşırı süreli adet hali
    MENORAJİ: Uzun süren adethali
    MENORE: Adet hali
    MENSTRUAL ***LUS: Adet görme dönemleri, iki adet arası.
    MENSTRUAL: Menstruasyonla ile ilgili, adet görme ile ilgili.
    MENTAL RETERDATION: Zeka gelişiminde gerilik.
    MENTRUASYON: Adet görme, ay başı. (bayanlarda periodik kanama)
    METASTATİK: Metastaz yapmış lezyona verilen isim. (Başka bir organdan atlamış tümöral oluşum)
    METASTAZ: Herhangi bir organdaki kanser hücrelerinin, vücudun başka bir bölümüne atlamasıdır.
    METRİT: Rahim iltihaplanması
    MİGREN: Yarım başağrısı
    MİKOTOKSİN: Mantarlar tarafından salğılanan toksik madde
    MİKOTOKSİN: Mantarlarin slğıladığı zehirli maddeler
    MİKOZ: Mantarlar, genelikle sindirim ve nefes yollarında yaşayan parazi bakteri ve virüslerdendetehlikeli olabilir.
    MİKOZİS: Mantarlar, genelikle sindirim ve nefes yollarında yaşayan parazi bakteri ve virüslerdende tehlikeli olabilir.
    MİKROPLAR: Hastalık yapıcı bakteri, virüs ve mantarlar
    MİSTERİÖZ: Gizli, saklı, esrarengiz
    MİTOZ: Hücre bölünmesi.
    MİYOKARDİT: Kalp kaslarının iltihaplanması
    MİYOKARDİT: Kalp kaslarının iltihaplanması
    MİYOM: Uterus adalesinin iyi huylu tümörüdür.
    MİYOPİ: Uzağı görememe
    MORBUS HODGKİN: Lenfom, Lenf bezi kanseri
    MORBUS: Hastalık
    MUKOLİTİK: Mukus'u eriten anlamındadır. Yani, akciğerlerde oluşan ve katılığı nedeniyle çıkarılmakta güçlükle karşılaşılan mukus'un (balgam) kıvamını azaltarak, atılmasını sağlayan ilaçlar.
    MUKOZA: Bazı organların iç yüzlerini kaplayan ve salgı üreten doku tabakası, iç deri
    MUKOZA: Sümmüksü iç deri
    MUKOZİT: Mukoza iltihaplanması
    MUKUZ: Mukozan salğıladığı yapışkan sıvı (tükrük, sümük vb. )
    MUKUZ: Sümüksü salğı
    MS: multiple sclerosis veya disseminated sclerosis demek olup, beyin ve omurilikte görülen yer yer sertleşmeler nedeniyle kaslarda felce varan kuvvet kaybı ve istemli hareketleri konturol edememe ve diger sinirsel hastalıklarla kendini beli eden hastalık
    MUTAJENİK: Genetik değişim yaratan

    NANOSOMNİ: Cücelik
    NARKOANALİZ: Psikanalize yardımcı olmak amacıyla, bir narkotik ilacın kullanılmasıdır.
    NARKOLEPSİ: Önüne geçilemiyecek kadar şiddetli uyuma eğilimi.
    NARKOTİK: Uyutucu, uyuşturucu.
    NARKOZ: Ameliyat yapmak için duyu, hareket ve bilincin damar yolu veya solunum yolu ile narkotik madde verilerek uyuşturulmasıdır.
    NARSİZM: Kendi kendini sevmek anlamına gelir.Aslında gelişimin normal bir safhasını teşkil eder,ancak hayatın ileri devrelerinde varlığı anormal sayılır.
    NATAL: Doğuşa ait.
    NATRİUM: Sodyum.
    NATUREL: Normal, tabii.
    NAUSEA: Mide bulantısı.
    NAZOFARİNKS: Burnun arka kısmı ile yutağın komşuluk yaptığı bölge.
    NEBULİZER: Sıvıyı püskürterek uygulamaya yarayan alet.
    NEFRİT: Böbrek iltihaplanması
    NEFRON: Böbrek hücresi
    NEMFOMANİ: Kadınlarda görülen aşırı cinsel arzu
    NEMFOMANYAK: Aşırı cinsel arzulu kadın
    NEONATAL: Yeni doğana ait.
    NEOPLAZİ: Patalojik anlamda yeni doku oluşumu.
    NERVİT: Sinir iltihaplanması
    NEVRALJİ: Sinirsel ağrı
    NEVROZ: Hafif psikoljik rahatsızlık
    NİKTÜRİ: Gece sık sık idrar yapma
    NODÜL: Yuvarlak, çapı 1 cm'den küçük patolojik oluşumlar.
    NÖRASTENİ: Sinirsel yorğunluk
    NÖRODERMATİT: Allerjik ekzem iltihaplanması
    NÖRODERMATOZ: Allerjik ekzem
    NÖROLEPTİKA: Epilepsiya karşı ilaç
    NÖROLOJİ: Asabiye, sinir hastalıkları.
    NÖRON: Sinir hücresi
    NÖROŞİRÜRJİ: Beyin cerrahisi.
    NÖROTRANSMİTTER: Sinir hücreleri arasında haber taşıyan madde

    OBDUKSİYON: Otopsi.
    OBEZ: Şişman.
    OBEZİTE: Şişmanlık.
    OBJE: Görülebilen veya dokunulanilen herhangi bir şey.
    OBJEKTİF: Duyulup, görülebilen, idrak edilebilen.
    OBLİTERASYON: Vücuttaki boşlukların tıkanması.
    OBSERVASYON: Müşahade.
    OBSESYON: Daimi endişe, fikri sabit, nöroz.
    OBSTETRİ: Doğum bilgisi.
    OBSTRÜKSİYON: Tıkanma, engel.
    ÖDEM: Vücutta anormal miktarda su toplanmasıdır.Kalp, damar ve böbrek hastalıklarının bir belirtisi olabildiği gibi bazı allerjik durumlarda ve beyin travmalarında ciddi sonuçlar doğurabilir.
    ODİOGRAM: Kulağın işitme gücünün kaydıdır, odiometri cihazı ile ölçülür.
    ODONTOİD: Diş şeklinde.
    OEDİPUS KOMPLEKSİ: Erkek çocuğun annesine karşı duyduğu bilinçsiz yakınlık nedeniyle babasını kıskanması ve bununla ilgili ruhsal bozukluklar kompleksine verilen isimdir.
    OFTALMİK: Göze ait.
    OFTALMOLOJİ: Göz ve göz hastalıkları ile uğraşan bilim dalı.
    OFTALMOLOJİST: Göz hastalıkları uzmanı, göz mütehassısı.
    OFTALMOPLEJİ: Göze ait sinirlerin felci sonucu göz kapağının düşmesi ve gözün hareket edememesi ile birlikte oluşan tablo.
    OFTALMOSKOP: Göz içi muayenesinde kullanılan bir alet.
    OFTALMOSKOPİ: Oftalmoskop ile gözün içinin muayene edilmesi.
    OFTALMOTONOMETRİ: Göz içi basıncın ölçülmesi.
    OKKULT: Gizli, kapalı.
    OKLUDE: Kapalı, tıkalı.
    OKSİPUT: Başın arka kısmı.
    OKÜLER: Göze ait.
    OKULOMOTORYUS: Gözü hareket ettiren sinirlerden birisidir. (3.kafa çifti Nervus Oculomotorius)
    OLEKRANON: Dirsekteki çıkıntı.
    OLFAKTORYUS: Koku siniri. (Nervus Olfactorius)
    OLİGO: Geri, küçük.
    OLİGODENDROGLİOMA: Sinir sistemi destek dokusuna ait, özellikle beyincikte görülen kötü huylu tümör.
    OLİGOMENORE: Seyrek görülen adethali
    OLİGOSPERMİ: Menide spermatozoidlerin normalden az oluşu.
    OLİGÜRİ: İdrarın normalden az çıkartılması
    OMENTUM: Karın içerisinde, barsakları örten oluşum.
    ONANİZM: Genital organlar ile oynayarak kendi kendine tatmin.
    ONKOLOJİ: Tümöral oluşumlarla ilgili bilim dalı.
    OPAK: Donuk, şeffaf olmayan.
    OPERABL: Ameliyat edilebilir, ameliyat edilmekle halen bir şansı olan. ( aksi; inoperabl )
    OPERASYON: Cerrahi müdahale, ameliyat.
    OPİAT: Afyonlu ilaç, uyuşturucu.
    OPİSTOTONUS: Bazı hastalıklarda vücudun ekstansör (gerici ) kaslarının gerilmesi sonucu gövdenin yay biçimi alarak kasılmış hali.
    ORŞİT: Testis iltihaplanması
    ÖSTAKİ BORUSU: Orta kulakla nazofarenksi birleştiren, atmosfer basıncı ile orta kulak içi basıncı dengeliyen yola verilen isimdir.
    OSTEOFİT: Kemiklerde patalojik olarak oluşan çıkıntı şeklindeki oluşumlar.
    OSTEOGENESİS İMPERFEKTA: Kemiklerin kolayca kırılacak şekilde gevrek oluşu ile karekterize kalıtsal nitelik gösteren hastalık.
    OSTEOGENESİS: Kemik oluşumu, kemiklerin gelişimi.
    OSTEOİD: Kemik gibi, kemiğimsi.
    OSTEOJENİK: Kemik yapıcı.
    OSTEOLİZ: Kemiğin çürümesi, nekrozu, erimesi.
    OSTEOMALASİ: Kemiklerin yumuşaması ile karekterize bir hastalık.
    OSTEOMİYELİT: Kemik iltihabı.
    OSTEOPLASTİ: Kusurrlu kemiği düzeltme veya sağlam kemikle değiştirme ameliyatı.
    OSTEOPOROZ: Kemik erimesi
    ÖSTROJEN: Yumurtalıklardan salgılanan ve insanlarda sekonder cinsel karakterlerin gelişmesini sağlıyan hormondur.
    ÖTENAZİ: Kısaca ölüm hakkı da denilebilir. Yasal değildir.
    OTİTİS MEDİA: Ortakulak iltihaplanması
    OTOİMMÜN: Vücudun dokusuna karşı antikor üretmesi
    OTOJEN: Kendi kendine canlılık kazanma (Meditasyonla vb.)
    OVOBLAST: Yumurtanın geliştiği hücre, yumurta hücresi.
    OVOSİT: Olgunlaşma devresinden önceki dişi cinsiyet hücresi.
    OVÜLASYON: Kadınlarda yumurtalıklarda ovüm'ün (Yumurtanın) atılmasıdır. Ovülasyon genellikle adet dönemlerinin ortasına rastlayan 11-14. günler arasında olur.
    ÖZEFAGUS: Yemek borusuna verilen isimdir, yutak ile mideyi birleştirir.
    Bir el tutmak istersin ya bazen, yada birine sarılmak. Malesef izin vermez buna hayat. Kendine sarılmalısın sen de hayata inat !!
    Can Yücel

  2. #2
    arzum34 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Aug 2009
    Nerden
    ALMANYA
    Mesajlar
    2,031

    Standart

    Bende bunlar ne demek diye cok merak ediyordum tskler canisimm... Beni cahillikten kurtardin

  3. #3
    LAViNYA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Jul 2009
    Mesajlar
    3,994
    Blog Entries
    7

    Standart

    Rica ederim canimm.. Umarim bilgiler faydali olur..
    Bir el tutmak istersin ya bazen, yada birine sarılmak. Malesef izin vermez buna hayat. Kendine sarılmalısın sen de hayata inat !!
    Can Yücel

Konu Bilgisi

Uye Bu Konuya Bakiyor

Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)

Benzer Konular

  1. Tarif SözLüğü
    By Fidem in forum Teknikler ve Püf Noktaları
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 14.06.08, 22:16
  2. Astroloji Sözlüğü
    By KaCaK in forum Astroloji Burçlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 24.05.08, 13:18
  3. Tıp Sözlüğü
    By n@r_cicegi in forum Sağlığınız Ne Kadar ÖnemLi??
    Cevaplar: 22
    Son Mesaj: 29.04.08, 16:09
  4. Hac & Umre SözLüğü
    By Fidem in forum iLmihaL BiLgiLeri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07.04.08, 15:47
  5. Webmaster Sözlüğü
    By n@r_cicegi in forum Webmaster Sayfası
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 15.03.08, 21:20

Eklenmis Olan Tag'lar

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Yeni Konu Acamazsin
  • Konuya Cevap Yazamazsin
  • Konuya Eklenti Ekleyemezsin
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351