Karaciğer Kanseri
Karaciğerin kendi hücresinden kaynaklanan kötü huylu (
habis) tümörlere primer (
birincil)
karaciğer kanseri diyoruz.
Karaciğerin kendi hücrelerinden çıktığı için hepatosellüler (
karaciğer hücreli) karsinom adı ile anılır. En sık görülen ve en ölümcül tümörlerden biridir.
Karaciğer kanseri gelişimi açısından risk faktörleri nelerdir?
* Hepatit B virüsü enfeksiyonları * Hepatit C virüsü enfeksiyonları *Hepatit D virüsü enfeksiyonları * Aflatoksin (aspergillus flavuszehiri) * Sirozlar * Genetik.konjenital,metabolik hastalıklar *Hemakromatozis, Wilson, Glikojen depo hastalığı * Kimyasallar; Nitritler, hidrokarbonlar, solventler * (Belki de büyük olasılıkla multifaktöryel!)
Beyin Kanseri
Beyin tümörleri genellikle birincil ya da ikincil olarak sınıflandırılırlar ve bunlar (genellikle) vücudun herhangi bir yerinde başlayıp beyne metastaz yapanlar ve beyinde oluşanlardır. 9 yaş altı ve 55 yaş üstü daha sıklıkla görülen beyin kanserlerine, beyaz ırkta ve erkeklerde daha çok rastlanır. Beyin kanserlerinin belirtileri tıbbi olarak teşhisi zorlaştıracak şekilde zaman zaman yok olup zaman zaman ortaya çıkabilirler. Yukarıdaki belirtiler söz konusu olduğunda kafa içi basıncın artmasından şüphelenerek tam bir teşhis için beyni görüntülemek gerekir ve bu amaçla beyin tomografisi ve MRG çekilir. Beyin tümörleri kafatası içerisinde büyüyerek beyin üzerine baskı yaparlar. Bulundukları bölgeye ve baskı altında tuttukları beyin alanına göre belirtiler verirler. Ancak kafa içinde yer kaplayan bütün vakalarda olduğu gibi öncelikle kafa içi basıncın artmasına bağlı belirtileri gösterirler.. Tümör düzensiz bir şekilde büyümeye devam eder ve genişleme, büyüme imkanı olmayan kafatası içerisinde beyin üzerine baskı yapmaya başlar. Beyin baskı altında normal görüntüsünü kaybeder ve işlevlerini yerine getiremez.
Beynin her iki yarım küresi simetrik olarak yerleşmişlerdir. Her iki tarafta düzenli sınırlarla ayrılmışlardır. Bu normal yapıya giren herhangi bir yer kaplayan oluşum simetrik yapıyı bozacak ve beyin üzerine baskı yapacaktır.
Beyin Tümörleri iki çeşittir
1- İyi huylu tümörler: Beyin dokusundan kolaylıkla ayrılabilir ve tamamına yakını çıkartılabilir. Bu nedenle operasyon sonrası sonuçları iyidir. Ancak tümör her ne kadar iyi huylu da olsa beyinde bulunduğu bölge hayati önem taşıyan bir bölge ise ameliyat sonrası sonuçlar maalesef yüz güldürücü olmayabilir. Yavaş üreme hızına sahip olmalarına rağmen öldürücü olmasalar dahi vücutta kalıcı harabiyete ve işlev bozukluklarına sebep olabilirler.
2- Kötü huylu tümörler: Çok hızlı üreyen, çamur kıvamında ve operasyonla alınması oldukça zor olan tümörlerdir. Opere edilseler dahi belli bir süreçten sonra tekrar nüksederek beyne baskı yapmaya devam ederler. Ameliyat sonrası 5 yıl yaşama şansı veren tümörler olduğu gibi 5-6 ayda da hastanın ölümüne sebep olacak türleri mevcuttur.
Akciğer Kanseri
Kanserler genellikle ilk ortaya çıktığı dokuya göre adlandırılır. Akciğer kanseri ilk önce akciğerde başlar. Küçük hücreli akciğer kanseri akciğer dokularında kanser (habis, kötü huylu) hücrelerinin bulunduğu bir hastalıktır. Akciğerler göğüs boşluğumuzun büyük kısmını dolduran koni şeklinde, süngerimsi yapıda bir çift organdır (Şekil 1). Akciğerlerin başlıca görevi, vücut hücrelerinin artık maddesi olan karbondioksiti vücuttan atmak ve yaşam için temel gereksinim olan oksijeni vücuda almaktır. Akciğerler başlıca “bronş” denen hava içeren tüplerden, “alveol” denen hava keseciklerinden, kan ve akkan (lenf sıvısı) damarlarından oluşmuştur.Hücrelerin mikroskop altındaki görüntülerine dayanarak başlıca iki tip akciğer kanseri vardır: küçük hücreli akciğer kanseri ve küçük hücreli olmayan akciğer kanseri.
Akciğer Kanseri Ne Kadar Sıklıkta Ortaya Çıkar?
Akciğer kanseri günümüzde bir salgın hastalıktır ve erkeklerde, tüm dünyada en çok öldüren kanser türüdür. Kardiovasküler hastalıklardan sonra ölüm nedenleri arasında 2. sırada yer almaktadır. ABD’de 1987’den beri kadınlarda da birinci öldürücü kanserdir. 1996 yılında ABD’de 64,000 kadın akciğer kanserinden, 44,000 kadın meme kanserinden ölmüştür. ABD’de akciğer kanseri olgularındaki 1990’lardaki artış, kadınlarda 1960’lardan sonra ortaya çıkan sigara içme alışkanlığındaki hızlı artışa bağlıdır. Kadın akciğer kanserlerindeki artışın ABD’de en azından 2010 yılına kadar devam edeceği, belki bu tarihten sonra artışın durabileceği tahmin edilmektedir. ABD dışındaki gelişmiş ülkelerde de hızla birinci neden olmaktadır. Tüm dünya ortalamasına baktığımızda erkeklerde birinci, kadınlarda meme kanserinden sonra ikinci sıradadır. Dünya Sağlık Örgütü 1985 yılında gelişmekte olan ülkelerde 300,000 kadının sigaraya bağlı hastalıklardan öldüğünü, bunun %21.1’inin akciğer kanserine bağlı olduğunu bildirmiştir.
Her yıl yeni ortaya çıkan hasta sayıları tüm dünyada artmaya devam etmektedir. 2000 yılında dünyada 2 milyon yeni akciğer kanseri saptanacağı, bunların %60’ının gelişmekte olan ülkelerde olacağı hesaplanmaktadır. Artış hızı özellikle kadınlarda daha belirgindir.
Oysa akciğer kanseri XX. YY.'ın başında son derece nadir bir hastalıktı. Tütünün sigara haline dönüşmesi ve tüketiminin hızla yaygınlaşması sonucu 1940’larda akciğer kanseri salgını ortaya çıkmıştır ve bu salgın etkisini, bütün dünyada, artan şekilde devam ettirmektedir.
Ülkemizde resmi rakamlara göre her yıl 20,000-25,000 yeni akciğer kanseri hastası ortaya çıkmakta ve bu rakamın 30,000-40,000 kadar ulaşabileceği düşünülmektedir. Çünkü ülkemizde güvenilir sağlık istatistikleri yoktur. Ülkemizde akciğer kanserlerinin çoğu erkeklerde görülmektedir. Kadın: erkek oranı 1: 7-8 civarındadır. Ancak 1980’lerden sonra ülkemizde de kadınlardaki artan sigara tiryakiliği bu oranı en geç 5-10 yıl içinde kadınlar lehine belirgin şekilde etkileyecektir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre 1983-1989 yılları arasında ülkemizde kanser sıklığı 32/100.000'dir. Bunun %26’lık bölümünü ilk sıradaki akciğer kanseri oluşturmaktadır. 1991-1992 verilerine göre solunum sistemi kanserlerinin oranı, tüm kanserler içinde %43’tür. Yine aynı verilere göre yapılan tahminlerde, gerçek kanser sıklığı 120-130/100.000 olmalıdır. Akciğer kanserinin bölgelere göre dağılımına bakılınca sırayla Ege Bölgesi %39.5, Marmara Bölgesi %26.9, Doğu Anadolu Bölgesi %26.1, Güneydoğu Anadolu Bölgesi %18.2, Akdeniz Bölgesi %18.1, İç Anadolu Bölgesi %16.6 oranındadır.
Tiroit Kanseri
Tıbben, genel anlamda,
tiroid'in büyümesine
guatr denilir. Halbuki halk arasında bütün
tiroid hastalıklarına "
guatr" denmektedir. Bir çok
guatr türü vardır.
GUATR'IN TÜRLERİ Tiroid bezesinin gereğinden daha fazla hormon salgıladığı
guatr türüne “
zehirli guatr” denir. Halk arasında bu tür
guatra "
iç guatr" da denilmektedir. Hormon düzeyi normal olan nodülsüz
guatr türüne “
basit guatr” denir. İçinde nodül bulunan
guatr’a “
nodüllü guatr” diyoruz. Nodül,
tiroid'de bulunmaması gereken yumru veya kitledir. Nodüllü
guatr, "
tek nodüllü" veya "
çok nodüllü"
guatr olarak ikiye ayrılabilir. Nodüller; "soğuk", "ılık" ve "sıcak" olarak 3 gruba ayrılır.
İÇ GUATR - DIŞ GUATR Halk arasında yaygın olarak kullanılmasına rağmen tıbbi tanımlamada iç guatr veya dış
guatr deyimlerini kullanmıyoruz.
Tiroid, bir hastalık ismi değildir.
Tiroid, herkeste bulunan bir organdır. Hormon üretir ve kanımıza verir. Bu hormon ise vücudumuz için hayati öneme sahiptir. Ömür boyunca bu hormona ihtiyaç duyarız. Bu hormonun adı "
tiroksin" dir.
Tiroksin, vücudumuzda T3 ve T4 şeklinde bulunur.
Bu hormondan başka, halk arasında daha az bilinen diğer bir hormon daha
tiroid tarafından üretilir. Bu hormona "
kalsitonin" deriz. Kemik metabolizması ile ilgilidir.
Tiroid'e, "
tiroid bezesi,
tiroid guddesi" de denir. "
Tiroid" ile "
tiroit" aynı anlama gelir. Türk Dil Kurumu, "
tiroit" kelimesini tercih ederken günlük kullanımda "
tiroid" daha çok tercih edilen kelimedir.
Tiroid, boğazımızda ön tarafta, adem elması ismi verilen çıkıntının hemen altında yerleşmiştir. Karşıdan görünümü "U" harfine benzer. Kelebeğe benzeten de vardır ama biz bu benzetmeye pek katılmıyoruz.
Tiroid'in sağ ve solunda kalpten temiz kanı beyine taşıyan şah damarı olarak isimlendirdiğimiz ana atardamarlarımız ve bununların dış tarafında da beyinden kullanılmış kanı kalbe getiren toplar damarlarımız vardır.
Tiroid'in altından, sağından ve solundan ses tellerini hareket ettiren sinirler ve onların dalları geçer. Bu sinirler, sağ ve sol olmak üzere 2 tanedir. Bu sinirlerin yerleşimi ve dallanması kişisel değişiklikler gösterir. O nedenle ameliyat sırasında cerrahı yanıltabilir. Bu sinirler çok önemlidir. Eğer bu sinirler ameliyatta zarar görürse veya
tiroid
kanseri tarafından sarılırsa ses kısıklığı ve ses kaybı olabilir.
Tiroid'in arka iç yüzüne gömülü ve yapışık, 4 tane, mercimek tanesi büyüklüğünde, kalsiyum bezesi (
paratiroid bezeleri) vardır. Bu kalsiyum bezelerinin sayısı 1 ile 6 arasında değişebilir.
Tiroid'in ameliyatlarında, kaçınılmaz olarak, bu kalsiyum bezelerinin de biri veya birkaçı veya hepsi çıkarılıp alınabilir. Bu durumda hastanın ömür boyunca kalsiyum ve destekleyici başka ilaçlar da kullanması gerekir. Aksi halde, ameliyat sonrasında kemik erimesi hızlanır. Zaten, ameliyatla bu kalsiyum bezeleri alınmasa dahi
tiroid hastalıklarının bir çoğu ve hatta tiroid ilaçlarının kendisi kemiklerde erime yapabilir.
Lenf Kanseri
Vücudumuzda "
lenf" adı verilen renksiz sıvıyı taşıyan çok küçük damarlardan oluşmuş bir ağ vardır. Bu ağa "
lenfatik sistem" denir.
Lenf sıvısı içinde, vücudumuzdaki enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı savaşan
lenfosit adlı beyaz kan hücreleri (
akyuvarlar) bulunur. Vücudumuzdaki bu geniş ağın bağlantı noktaları bezelye büyüklüğündeki lenf düğümleridir.
Lenf düğümleri koltukaltında, ensede, kasıkta, göğüste ve karında yoğunlaşmıştır.
Lenf düğümleri,
lenf sıvısını filtre ederek bağışıklık yanıtının oluşmasını sağlar. Dalak, timüs bezi, bademcikler ve kemik iliği de lenfatik sisteme dahil olan organlardır.
Lenfoma en hızlı ilerleyen
kanser türlerinden biri olmasına karşın, tedavi başarısı oldukça yüksektir. En önemli belirtileri boyunda, koltuk altında ya da kasıklardaki ağrısız bezeler, gece terlemesi, düşmeyen ve sebebi bilinmeyen ateştir. Ayrıca sürekli yorgunluk ve kilo kaybı da
lenfomanın habercisi olabilir. Ancak bu belirtilerin başka hastalıklarda da görülebileceği unutulmamalıdır.
Böbrek Kanseri
Böbrekler, karın üst bölgesinde bulunan ve idrarı oluşturan bir çift organdır. Oluşan idrar üreter adı verilen iki ince borucuk aracılığıyla idrar kesesine aktarılır.
Böbrekler sırtta göğüs kafesinin iki yanında yer alırlar ve kuvvetli sırt adaleleri ve alt kaburga kemiklerince dış etkilere karşı korunurlar. Etrafında Gerota kılıfı adı verilen kalınca bir kılıfla kaplı olup ayrıca da üst yüzeyi tıpkı bir elmanın dış kırmızı kabuğu gibi bir zarla kaplıdır. Ana atardamar (Aorta)dan gelen bir damarla kanlanırken, toplayıcı damarı ana toplar damarlara (Vena Kava) boşalır. Vücutta metabolizma sonrası oluşan zararlı maddeleri ve fazla suyu idrar yoluyla uzaklaştırmak ana görevidir. Bunun yanısıra kan basıncını (
tansiyon) ayarlamada ve kan yapımında da rol oynarlar.
Böbrek kanseri genellikle 50-70 yaşları arasında ortaya çıkar. Erkekte kadına göre 2-3 kat daha fazla görülür.
Böbrek kanserinin nedeni henüz tam olarak bilinmemektedir.
Böbrek kanseri türlerini iyi huylu ve kötü huylu olmak üzere 2 guruba ayırırız.
Böbrekte en sık görülen kitle basit böbrek kistleridir.
Böbrek kisti iyi huylu bir kitle olup
kanserden tamamen farklıdır. Çoğu zaman raslantısal olarak ortaya çıkan
böbrek kistleri insan yaşamını hiçbir zaman tehdit etmez.
Böbrek kisti saptanan hastalar gereksiz yere paniğe kapılırlar ve tedavi arayışı içine girerler. Gerçekte
böbrek kistleri çoğu zaman tedaviyi bile gerektirmezler, yalnızca izlemek hemen daima yeterli olur.
Böbrek kanseri ise kötü huylu bir kitle olup,
böbrek kistlerinin aksine insan yaşamı için tehdit oluşturabilmektedir. Renal hücreli
kanser,
böbrekte kanı süzen ve idrar oluşturan dokulardan köken alır.
Böbrek kanseri büyüdükçe etrafında yer alan lenf bezeleri, karaciğer, kalın barsak ve pankreasa yayılabilir. Bunun yanında, ana tümörden kopan tümör parçaları vücudun diğer uzak taraflarına giderek yerleşebilir (Metastaz).
Gırtlak Kanseri
Gırtlak kanserleri, Kulak Burun Boğaz Hekimliğinde en sık görülen
kanser türlerinden biridir.
Tümör genellikle, çevre organlara ve boyuna yayılmadan önce uzun süre gırtlak içinde sınırlı kalır. Erken tanı ile hastalığın tam olarak tedavi edilme şansı vardır.
Ancak ileri dönemlerde başvuran hastalarda ve bunların tedavisi sonucunda, hastanın yaşam kalitesini düşüren ve sosyal yaşantısında büyük sıkıntılara yol açan kalıcı fonksiyon kayıpları ortaya çıkabilir.
Hastanın ses tellerini tamamen kaybetmesine, konuşamamasına ve çevre ile olan iletişiminin tamamen kopma noktasına gelmesine neden olan
gırtlağın tamamen çıkartılması,
Hastanın
boynunda nefes alabilmesi için kalıcı delik oluşturulması ortaya çıkabilecek sıkıntıların en uç noktasını oluşturur.
Böbrek Kanseri
Böbrekler, karın üst bölgesinde bulunan ve idrarı oluşturan bir çift organdır. Oluşan idrar üreter adı verilen iki ince borucuk aracılığıyla idrar kesesine aktarılır.
Böbrekler sırtta göğüs kafesinin iki yanında yer alırlar ve kuvvetli sırt adaleleri ve alt kaburga kemiklerince dış etkilere karşı korunurlar. Etrafında Gerota kılıfı adı verilen kalınca bir kılıfla kaplı olup ayrıca da üst yüzeyi tıpkı bir elmanın dış kırmızı kabuğu gibi bir zarla kaplıdır. Ana atardamar (Aorta)dan gelen bir damarla kanlanırken, toplayıcı damarı ana toplar damarlara (Vena Kava) boşalır. Vücutta metabolizma sonrası oluşan zararlı maddeleri ve fazla suyu idrar yoluyla uzaklaştırmak ana görevidir. Bunun yanısıra kan basıncını (
tansiyon) ayarlamada ve kan yapımında da rol oynarlar.
Böbrek kanseri genellikle 50-70 yaşları arasında ortaya çıkar. Erkekte kadına göre 2-3 kat daha fazla görülür.
Böbrek kanserinin nedeni henüz tam olarak bilinmemektedir.
Böbrek kanseri türlerini iyi huylu ve kötü huylu olmak üzere 2 guruba ayırırız.
Böbrekte en sık görülen kitle basit böbrek kistleridir.
Böbrek kisti iyi huylu bir kitle olup
kanserden tamamen farklıdır. Çoğu zaman raslantısal olarak ortaya çıkan
böbrek kistleri insan yaşamını hiçbir zaman tehdit etmez.
Böbrek kisti saptanan hastalar gereksiz yere paniğe kapılırlar ve tedavi arayışı içine girerler. Gerçekte
böbrek kistleri çoğu zaman tedaviyi bile gerektirmezler, yalnızca izlemek hemen daima yeterli olur.
Böbrek kanseri ise kötü huylu bir kitle olup,
böbrek kistlerinin aksine insan yaşamı için tehdit oluşturabilmektedir. Renal hücreli
kanser,
böbrekte kanı süzen ve idrar oluşturan dokulardan köken alır.
Böbrek kanseri büyüdükçe etrafında yer alan lenf bezeleri, karaciğer, kalın barsak ve pankreasa yayılabilir. Bunun yanında, ana tümörden kopan tümör parçaları vücudun diğer uzak taraflarına giderek yerleşebilir (Metastaz).
Rahim Kanseri
Çoğunlukla
rahim boynunda ve vajinanın başlangıç kısmında meydana gelen bir hastalıktır. Çok düşük yapan veya çok doğuran kadınlarda daha fazla görülür. Tıp dilinde
uterus kanseri denir. Vajinadan kan veya fena kokulu akıntı gelir. Böyle durumlarda, vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir.
Lösemi (Kan Kanseri)
Lösemi (söylenişi Fransızca'dan, aslında Yunanca'dan λευχαιμία, λευκό, lefkó - beyaz, ak ve αίμα, ema - kan),
kan hücrelerinin özellikle de lökositlerin normalin üzerinde çoğalması ile kendini gösteren bir kanser türüdür. Yüksek sayıdaki olgunlaşmamış ve malign hücrelerin normal ilik hücrelerinin yerini alması ile iliklerde hasar meydana gelir. Böylece
kan pıhtılaşmasında rol oynayan plateletler ve savunmada rol oynayan lökositlerin sayısı azalmaya başlar. Bu da
lösemi hastalarında zedelenmelerin ve kanamaların yoğun görülmesine, hastaların kolay enfeksiyon kapmasına neden olur. Savunma mekanizması zayıflar. İleri aşamalarda kırmızı
kan hücresi eksikliği anemiye, nefes darlığına neden olabilir. Bunun dışında zayıflık ve yorgunluk, ateş, bazı nörolojik semptomlar, dişetlerinde şişkinlik ve kanamalar gibi belirtileri de vardır.
Kan kanserinin hücre tipine göre (myeloit, lenfoit gibi) ve hastalığın süresine göre (müzmin ve had) çeşitleri vardır. Bazı tipler daha hızlı ve kötü bir gidiş gösterir. Çocukluk çağında
lösemi tipleri diğer kanser tiplerine göre daha sık görülmektedir.
Prostat Kanseri
Prostat sadece erkeklerde bulunan bir bezdir. Ceviz büyüklüğündedir ve rektumun hemen önünde iç kısmında, penisin dip kısmının hemen altında yer alır.
Prostat idrarı ve semeni penisin dışına taşıyan üretranın iç kısmını sarmalamaktadır.
Prostat bezinin fonksiyonlarından biriside spermleri canlı tutan ve koruyan seminal sıvının bir kısmını üretmesidir.
Prostat bezi dokusunu oluşturan hücreler temel erkeklik hormonunu testosteronun etkisi ile büyür ve sağlıklı kalır. Erkeklik hormonlarının hepsine verilen genel isim androjendir.
Prostat kanseri hücreleri prostat bezi hücrelerinden gelişir. Hemen hemen bütün
prostat kanserleri bez dokusundan gelişir ( adenocarcinomas).
Prostat kanseri genel olarak
prostat bez içersinde çok yavaş gelişir ve gelişirken sonunda
prostat bezinin dış yüzüne nüfuz eder. Komşu organların dokularınada direk olarak sıçrayabilmektedir. Nihayetinde vücudumuzun uzak dokularına ve özellikle kemiklere işleyebilmektedir (mestastasize = lenf sistemi ve kan dolaşımı ile diğer dokulara sıçrama). Eğer
prostat kanseri yayılırsa ilk olarak lenfatik kanallardan pelvik bölgedeki lenf bezlerine atlamaktadır. Lenfatik doku, bağışıklık sistemi hücreleri ihtiva eden renksiz şeffaf bir sıvıdır. Lemfatik damarlar bu sıvıyı lenf bezlerine ( lymph nodes: küçük barbunya şeklinde mikroplarla savaşan bağışıklık sistemi hücrelerinin toplandığı kesecikler) taşır.
Kanserli hücreler lenf kanallarına girerek lenf bezlerine geçebilirler ve buradan yayılmalarına devam edebilirler. Eğer
Prostat kanser hücreleri lenf bezlerine ulaşırsa oradan vücudumuzun diğer organlarına da geçebilmeleri mumkundur.
Deri Kanseri
Kısa tanımlama ile
deri kanseri cilt üzerindeki iyileşmeyen yaradır. Görünür yerde olduğu için tanısı kolay ve tedavi edildiği takdirde ölüm riski düşük
tümörlerdir. Vücudun her yerinde görülürse de sık olarak güneşe maruz kalan bölgelerde rastlanır. Yüz, kulaklar, eller, kollar ve ensede sık görülmesi, bu bölgelerin güneş ışınlarına sürekli maruz kalmasıyla ilişkilendirilmektedir.
Deri kanseri, hayat boyu güneşe maruz kalma süresi ile ilgilidir ve genellikle 50 yaşından sonra görülür, ancak derideki güneş ışını hasarı çocukluktan itibaren başladığı için, daha sonraki hayatlarında
deri kanserine yakalanmamaları için , önlemlerin bu yaştan itibaren başlaması gerekmektedir.
Tiroit Kanseri
Tıbben, genel anlamda,
tiroid'in büyümesine
guatr denilir. Halbuki halk arasında bütün
tiroid hastalıklarına "
guatr" denmektedir. Bir çok
guatr türü vardır.
GUATR'IN TÜRLERİ Tiroid bezesinin gereğinden daha fazla hormon salgıladığı
guatr türüne “
zehirli guatr” denir. Halk arasında bu tür
guatra "
iç guatr" da denilmektedir. Hormon düzeyi normal olan nodülsüz
guatr türüne “
basit guatr” denir. İçinde nodül bulunan
guatr’a “
nodüllü guatr” diyoruz. Nodül,
tiroid'de bulunmaması gereken yumru veya kitledir. Nodüllü
guatr, "
tek nodüllü" veya "
çok nodüllü"
guatr olarak ikiye ayrılabilir. Nodüller; "soğuk", "ılık" ve "sıcak" olarak 3 gruba ayrılır.
İÇ GUATR - DIŞ GUATR Halk arasında yaygın olarak kullanılmasına rağmen tıbbi tanımlamada iç guatr veya dış
guatr dey
Bookmarks