1 den 4´e kadar. Toplam 4 Sayfa bulundu

Konu: Kanser Nedir?

  1. #1
    senem_38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    May 2009
    Nerden
    almanya,stuttgart
    Mesajlar
    651

    Standart Kanser Nedir?

    sevgili arkadaslar sizlerle paylasmak istedigim bir konu bicok insanin basa cikmaya calistigi kanser hastaligi malesef ki bu hastalik artik genc yasli demeden her insan da ortaya cikabiliyor ne kadar kanser cecidi oldugunu biliyormuusnuz?bilmeyenler icin elimden geldigince bir arastirma yaptim lutfen bu yazilanlari dikkate alin ve okuyun benim basima gelmez demeyin tsk

    KANSER CESiTLERI..

    • Cilt kanseri belirtileri
    • Pankreas Başı Kanseri
    • Mesane kanseri belirtileri
    • Belli başlı kanser ağrı tipleri
    • barsak kanseri bitkisel tedavisi
    • Meme kanseri belirtileri
    • Barsak Kanseri ve Tedavisi
    • Testis kanseri belirtileri
    • Karaciğer Kanseri Bitkisel Tedavisi
    • Mide Kanseri Tedavisi
    • Küçük hücreli akciğer kanseri
    • Rahim kanseri belirtileri
    • Barsak Kanseri
    • Mide Kanseri Nedir?
    • Pankreas Başı Kanseri Bitkisel Tedavisi
    • Kanser bilgileri
    • Kanserde erken tanı
    • Kanser nedir?
    • Akciğer kanseri belirtileri
    • Bağırsak Kanseri Belirtileri


    Kanserin Tarihcesi

    Kanserin en eski tanımı Mısır papirüslerinde yazılmıştır ve milattan önce 3000–1500 yılları arasındadır. İlk yazılan bilgiler göğüs Kanseri üzerinedir. 2400 yıl önce ki Peru İncalarından kalan bir mumyada malign melonamaya rastlanmıştır. Yine kalıntılarda en sık rastlanan tümör osteosarkomdur. Çünkü diğer dokular çürüse de kemik dokular günümüze kadar korunabilmektedir. Hipokrat ilk olarak iyi huylu ve kötü huylu tanımlamalarını yapmış ve yazılarında yengeç kıskacı ya da yunanca yengeç anlamına gelen karkinos adını vermiştir. Bu kelime İngilizceye çevrilirken de cancer veya carsinoma olarak geçmiş ve günümüzdeki terminolojiyi oluşturmuştur.
    Kanser hücrelerinin büyüme sebebi DNA hasarıdır. Normalde vücut bu hasarı tamir edebilirken, Kanser hücrelerindeki hasarı onaramamaktadır. Kanser genellikle solid dediğimiz kitle formasyonundadır. Lösemi gibi bazı Kanserler tümör formunda değildir. Tümörlerin tamamı Kanser değildir, bu tümörler çok nadir istisnalar dışında vücutta başka yerlere yayılmazlar (metastaz) ve hayatı tehdit etmezler.
    Bulundukları bölgeye göre Kanserler çok fazla farklılık gösterirler. Büyüme hızları, yayılmaları ve buna bağlı olarak da tedavileri farklılıklar gösterir. Kanserlerdeki yaşam süreleri kişiden kişiye farklılıklar gösterir. Bunda önemli olan yaşam tarzları, alkol, sigara kullanımı ve tüketilen genetik yapısıyla (tohumlarıyla) oynanmış hormonlu yiyeceklerdir.

    Kanser Nedenleri

    Kanser sebepleri genetik özelliklerden radyasyona, hormon kullanımından enfeksiyonlara (viral, parazitik, bakteriyel) kadar çeşitli şekillerde görülebilir. Tabiki vücudun asidik yapısı ve Kanser hücrelerinin çok sevdiği kan şekeri yüksekliği gibi sebeplerde Kanser gelişmesi ve yayılmasını hızlandırıcı etmenlerdir. Son dönemlerde yapılan çalışmalarla HPV - Human Papilloma Virüs, HTLV-I - T-cell Lymphyocytic Virüs- I, Hepatitis B Virüs, HIV - Human Immunodeficiency virüsünün Kanser yaptığı ispatlanmış bunların yanı sıra Helicobacter Pylori (midede bulunan bir bakteri) Kanserojen olduğu tespit edilmiştir.
    (Bakınız; Good for You: Reducing Your Risk by the American Cancer Society Robert Weinberg & the Search for the Cause of Cancer by Ann Gaines and Jim Whiting)

    Modern Kanser Tedavileri

    Kanser tedavileri Kanserin ilk tanımlandığı günden günümüze çeşitli aşamalar ve dönemlerden geçmiştir.

    Hormonal tedavi

    19.yüzyılın başlarında overi alınan tavşanlarda süt üretiminin durduğu tespit edilmiş ve buradan yola çıkarak göğüs dokusunun overler tarafından yönetildiği anlaşılmıştır. Yine aynı dönemde göğüs Kanseri vakalarında uygulanan oferektomi ile göğüs Kanserinin tedavi edilebileceği düşünülmüş ve günümüzdeki tamoksifen tedavisinin temelleri atılmıştır.
    Yarım yüzyıl sonra prostat Kanserlerinde testisin alınması sonucu gerileme olduğu görülmüştür. Günümüzde de erkek hormonlarının engellenmesi ile tedavi alışmaları devam etmektedir.

    Radyasyon Tedavisi: (Radyoterapi)

    19.yüzyılda bulunan röntgen ışını tanı amacı ile günümüzde de kullanılması yanı sıra Kanser tedavisinde yeni bir çığır açmış ve bulunduğu andan itibaren Kanser tedavisinde kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde radyoterapi gamma kanife gibi çok hassas cihazlardan, intra operatif radyasyon terapisine kadar çeşitli şekillerde kullanılmaya başlanmıştır.

    Hipertermi (ısı tedavisi)

    Isının Kanser hücrelerini öldürdüğü tespit edilmiştir. Ancak tel başına sls tedavisi Kanserde tam iyileşme sağlama ihtimali düşük bir tedavi yöntemidir. Bu yöntemde ısı yüksek boylu ses dalgaları ceya mikrodalga ile sağlanmakta hatta radyasyon bile kullanılmaktadır.

    Kemoterapi

    II. Dünya savaşı sırasında kullanılan hardal gazına maruz kalan askerlerde kemik iliği depresyonu görülmesi üzerine yapılan çalışmalar sonunda nitrojen mustard(hardal) denilen gaz bulundu ve bu gazın lenfoma üzerinde üzerinde pozitif etkileri olduğu görüldü. Bu madde çoğalan hücreler üzerinde etkiliydi ve DNA hasarı yaparak Kanser hücrelerini öldürüyordu (aynı zamanda çoğalan tüm hücreleri) bunlara alkilleyici ajanlar adı verildi.
    Sonraki yıllarda metotreksat adı verilen hücre çoğalmasını engelleyici bir ajan daha bulundu. Zaman içerisinde liposom teknoloji sayesinde kemotöropatik ajanların taşınmasını kolaylaştıran maddelerle birlikte kullanımı veya monoklonal antibody teknolojisi kemoterapi ilaçlarının sadece Kanser hücrelerine gitmesini sağlayan maddeler kullanılmaya başlandı.
    Otoriteler tarafından kombine tedaviler zaman içerisinde yapılmaya başlandı cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi üçlüsü.

    İmmüno therapy: (Biyolojik Tedavi)

    Günümüzde en modern tedavilerden birisi biyolojik terapilerdir. Yani immünotherapy. Bağışıklık sistemini güçlendiren ve düzenleyen tedaviler. Umudun bu tedavide olduğu anlaşılmış ve yapılan çalışmalar sonucunda da çeşitli aşılar geliştirilmeye başlanmıştır. Bunun ilk örneğini cerviks Kanserine karşı Avrupa da kullanıma sunulan aşı yapmaktadır.
    20. yüzyılda gelinen noktada ise anlaşılmıştır ki normal hücrede gelişen DNA hasarı hücrenin ölmesine sebep olurken Kanser hücresinde meydana gelen DNA hasarında Kanser hücresi ölmemektedir. Bu demektir ki KEMOTERAPİ Kanserİ YENEMEZ. Bir şekilde DNA nın tamir edilmesi gerekir burada da karşımıza Kanser Deşifresi Ekibinn ğeliştirdiği XP TONIC SLS çıkmaktadır.
    Kanser ve karaciğer kökenli hastalıklara yönelik Dünyanın hemen her yerinde birçok alternatif tedavi metodları geliştirilmiştir. Bu metodlar günümüzde de yeni versiyonlarla şekillendirilmektedir. Türkiye'de de birkaç, Alternatif Bitkisel Kanser Tedavi Metodları uygulamaları vardır. En dikkat çeken ve en yüksek başarıya sahip XP TONIC SLS metodudur.

    Alternatif Bitkisel Kanser Tedavisi "XP TONIC SLS"

    Her hastalıkta olduğu gibi, Kanser tedavisinde de erken tanı büyük önem taşımaktadır. Çok pahalı olan ve kesin tedavi garantisi olmayan Klasik Modern Tedaviye Pozitif Bilim deniliyor ancak binlerce yıldır insanların tedavi oldukları esas yöntem olan bitkisel tedaviye negatif olarak bakılıyor. Ne yazık ki ülkemizde her nedense özellikle bazı çıkarcı medya gurupları tarafından, pozitif biliminde kabul ettiği Alternatif Kanser Tedavi Yöntemleri hala karalanmaktadır. Dolayısıyla Kanser gibi tehlikeli bir hastalıkda, biz elimizden gelen herşeyi yaptık, artık en fazla şu kadar yaşar denildikten sonra Allahtan ümit kesilmez diyen Klasik Modern Tıbbın çaresiz kaldığı, Hastanın tüm immün (bağışıklık) sistemi çökertildiği, hastalığın en üst evreye ulaştığı durumlarda, yapılabilecek herşeyin yapıldığı, çaresizlik dönemlerinde bir umut diye Alternatif tedavi yöntemlerine başvurulmakta.
    Dünya da bir çok gelişmiş ülke, Alternatif Tedavi yöntemlerine inanıyor, kullanıyorlar ve bu yöntemler sayesinde şifa buluyorlar. Özellikle Amerikanın bir çok eyaletinde Kanser Tedavi Merkezleri kuruluyor ve bu Tedavi Merkezlerinde bir çok Alternatif Tedavi Metotları uygulanıyor. Bu tedavi merkezlerinin morgları, ülkemizdeki üniversitelerin onkoloji morgları kadar işlek çalışmıyor.
    Zira henüz aşısı geliştirilmemiş bir hastalık olan Kanser sürecinde uygulanması gereken tedavi yöntemi ne olursa olsun, ister cerrahi, ister kemoterapi, ister radyoterapi isterse konumuz olan alternatif tedavi, özenli ve hassas olmalıdır.
    Alternatif Bitkisel Kanser Tedavisinde Alternatif Tedavi uygulaması kendini kanıtlamış bir yöntemdir.
    Her Kanser türü, her evresinde XP TONIC SLS ile tedavi edilir mi?
    Hastanın ve Ailesinin yardımı olmadan Asla !
    Hastanın Kainatta mükemmel dengeler üzerine kurulmuş Muhteşem ve Kurursuz Tabiatta "imkansız Diye Hiç birşeyin olmadığını" bilmesi, anlaması, kavraması, inanması gerekmektedir. Allah tabiatı bir eczane gibi insanlığın emrine sunmuştur. Hz. Lokman a.s. Peygamberimizin mesleği aktarlıktı. Zaten Klasik Modern Tıbbında kullandığı ilaçlar tabiatta var olan canlı cansız maddelerden elde edilmektedir.
    Tabiatta Var Olan Bir Bitki Tekbaşına Bir Şifa Kaygağımıdır?
    Bazı bitkilerden şifalanacak insanlar vardır. Bazı hastalıklar vardır. Bazı türleri vardır. Bazı yöntemleri vardır. Baş ağrısı için kullanılan tebeşir tozuna birkaç gram sarımsak karıştırıp fabrikalarda üretilen bilmem ne hap veya mantar değildir. XP TONIC SLS belli başına bir metot çalışmadır.
    XP TONIC SLS ile Kanser Tedavisi Mümkündür. Bakınız XP TONIC SLS Nedir.
    Tabiatta var olan bazı bitki, kök ve çiçeklerin beli başlı aşamalarda fermantasyona ügratıldıktan sonra defalarca distilasyon edilerek elde edilen bitkisel özel bir karışımdır.
    Alternatif Tedaviler içerisinde yer alan Bitkisel Tedavide, kullanan XP TONIC SLS uygulaması başlatılmadan önce, hastalığın türü, varsa metastazı (yayılması), evresi (yoğunluğu), hastanın piskolojik konumu (morali), aile piskolojisi, beslenme alışkanlıkları, yaşadığı coğrafi bölge, önceden uygulanmış veya uygulanmamış klasik modern tıp tedavi yöntemleri, uzmanlar tarafından incelendikten sonra, hastaya özel uygulanan bir yöntemdir. Her evredeki her Kanser türünü %100 tedavi edebildigi garanti edilmemektedir.
    XP TONIC SLS Klasik Modern Tedavi yöntemleri olan Cerrahi, Kemoterapi, Radyoterapi gibi yöntemlerin öncesinde tek başına, esnasında destekleyici, sonrasında da tamamlayıcı olarak kullanıldığı gibi tek başına da bir yöntemdir.

    XP TONIC SLS Etkili olduğu hastalıkları başlıca söyle sıralamak mümkündür; Karaciğer Kanseri, Karaciğer Yetmezliği, Mide Kanseri, Mide Ülseri, Beyin Kanseri, Kolon Kanseri, Böbrek Kanseri, Böbrek Yetmezliği, Triod (Guatr) Kanseri, Şeker Hastalığı, (Diabet), Kalp Damar Hastalığı, Lenf Kanseri, Akciğer Kanseri, Pankreas Kanseri, Prostat Kanseri, Meme Kanseri, Rahim Ağzı Kanseri, Hepatit A, Hepatit B, Hepatit C, Hepatit E, Lösemi, Deri Kanseri, Baş Boyun Kanseri, Gırtlak (Larenks) Kanseri, Mesane Kanseri, Kemik Kanseri, Testis Kanseri, Baş Boyun ve Bel Fıtığı.
    XP TONIC SLS Klasik tıp tedavi yöntemlerinin, çaresiz kaldığı birçok hastalıkların tedavisini başarmıştır. Çağımızın vebası olarak adlandırılan Kanserin tedavisini, bazı bitki, kök ve hücrelerin fermantasyona uğratılıp defalarca distilasyon edilerek elde edilen XP TONIC SLS kombinasyonu, tek başına sağlamaktadır. XP TONIC SLS Bir bedene uygulandığı andan itibaren bedenin genetik yapısında bulunan tüm savunma sistemlerini güçlendirilerek insan bedeninin kendi kendini onarabilme kapasitesini arttırır. Dünyada Kanser Hücrelerini Yok Edebilecek Tek Güç yine insan bedenin kendisinde bulunmuştur. Araştırmacı Herbalist Adnan AKAR tarafından, Amerika, Rusya, Çin ve Japonya başta olmak üzere Dünyanın birçok ülkesinde Kanser tedavisine yönelik alternatif metotlar bir araya getirilerek incelendikten sonra, Ülkemizde geliştirilen XP TONIC SLS Kimyasal veya sentetik hiç bir katkı maddesi içermemektedir.
    Tamamen insanın sistemine yönelik bir İMMÜN sistem solüsyondur. XP TONIC SLS benzeri bir uygulama ya da çalışma şuana kadar kamu oyuna hiç yansımamıştır. XP TONIC SLS Klasik Tıp tedavi yöntemlerinin (Kemoterapi, Radyoterapi, Cerrahi vb.) öncesinde veya sonrasında kullanılmaktadır. DNA Yapısının iç döngüsü hedef alınarak genetik kusur veya genetik hasarın tedavisi için DNA’nın moleküler yapısındaki organik ve amino asitler zincirini güçlendirir.

    XP TONIC SLS Karaciğer Kanserinin faktörlerini oluşturan etkenleri kaldırmak için, insan bedeninde Kanser hücrelerini yok edebilecek DNA yapısının iç döngüsünde mevcut genetik hasar, genetik kusuru DNA moleküler yapısının organik ve animo asit zincirini kuvvetlendirmektedir. Karaciğer tarafından üretilen organik ve amino asitler diğer tüm Kanser türlerinde görülen Kanser hücrelerini yok edebildiği gibi kendi Kanser hücrelerini daha hızlı yok etmektedir. XP TONIC SLS uygulaması başladığı andan itibaren karaciğere, sağlıklı olduğu zamanki işlevselliğini kazandırmaktadır. Bu Kombinasyon tek başına karaciğer Kanserini tedavi edebilen tek çalışmadır. Hiç bir yan etkisi olmayan ve kimyasal ya da sentetik hiç bir katkı maddesi içermeyen XP TONIC SLS Karaciğer Kanseri tedavisinde izlenilen klasik tıp yöntemlerinide desteklemektedir.







    AKCİĞER KANSERİ ÇEŞİTLERİ (Hücre Tipine Göre)

    KÜÇÜK HÜCRELİ DIŞI AKCİĞER KANSERİ

    A) YASSI EPİTEL HÜCRELİ AKCİĞER KANSERİ = EPİDERMOİD AKCİĞER KANSERİ
    • En sık görülen akciğer kanseridir. (%40-60)
    • Sigara içimi ile artış gösterir.
    • Daha çok ana bronşlarda yerleşir (bronkoskopla ulaşılabilir).
    • Diğer kanser tiplerine göre daha yavaş ilerler.
    B) ADENOKANSER
    • Akciğer kanserlerinin %10-20’dir.
    • Hava yollarının salgı yapan hücrelerinden kaynaklanır.
    • Sigara ile en az ilişkisi olan akciğer kanseridir. Yani sigara içmeyenlerde de görülür.
    • Genellikle akciğerin periferik( uç, kenar) kısımlarında yerleşir
    • Yassı epitel hücreli akciğer kanserlerinden daha kötü huylu olmakla birlikte küçük ve büyük hücreli akciğer kanserlerine oranla daha iyi özellik gösterirler.
    • Sıklıkla erken dönemde uzak metastazlara (sıçrama- yayılım) yol açar.
    Bronkoalveolaer Kanser
    • Adenokanserin bir alt tipidir.
    • Genellikle dağınık zatürre şeklinde bir görünümü vardır.
    • Bazı hastalarda bol köpüklü ve çok miktarda balgam çıkarma söz konusudur.

    C) BÜYÜK HÜCRELİ AKCİĞER KANSERİ
    • Akciğer kanserlerinin %5-10’dur.
    • Akciğerin periferik (uç- kenar) kısımlarında yerleşir.
    • Büyük kitleler yapabilir.
    • Adenokanserler gibi seyreder.
    KÜÇÜK HÜCRELİ AKCİĞER KANSERİ
    • Akciğer kanserlerinin %15-25’dir.
    • Sıklıkla akciğerin merkezi kısımlarında yerleşir. Yani daha çok ana bronşlar ve lob bronşlarında yerleşir.
    • Sigara kullanımı ile direkt ilişkilidir. Sigara içenlerde içmeyenlere göre görülme sıklığı daha fazladır.
    • Akciğer kanserleri arasında en hızlı seyreden ve en erken metastaz yapan (yayılan) akciğer kanseridir.
    • Hastaların 2/3’de kanser tanısı konduğunda diğer doku ve organlara yayılım vardır.
    • Yassı epitelyum hücreli akciğer kanserine göre daha erken yaşlarda ortaya çıkar.
    EVRELEME


    Kanserli hastaları hastalığın seyrine göre gruplayıp, tedavilerini planlama ihtiyacı bir evreleme sisteminin geliştirilmesine yol açmıştır. İlk kez 1946’da önerilen TNM sistemi 1986’dan beri ’Uluslararası Akciğer Kanseri Evreleme Sistemi’ adı altında kullanılmaktadır. Burada ‘T’ tümörün büyüklüğünü, ‘N’ lenf bezlerinin tutulumunu, ‘M’ ise uzak metastaz varlığını anlatır.
    Küçük hücreli dışı akciğer kanserinde evrelendirme, TNM (Tümör, Lenf düğümü, Metastaz) sistemine göre yapılır. Genel olarak, küçük ve metastaz yapmamış bir tümör düşük evreli, büyük ve metastazları olan bir tümör ileri evrelidir. Düşük evreli olgularda uygun tedavi ile tam iyileşme şansı vardır. Ancak, hastaların pek azı bu evrelerde saptanır. . Evrelendirme ile ilgili kurallar özet olarak şöyledir:

    T ----- Tümör büyüklüğü ( 3cm’den büyük ya da küçük ), tümörün bronkoskopik görünümü gibi özelliklerini tanımlar.
    N ----- Tümörün bulunduğu bölgede lenf bezlerinde (lenf bezleri küçük, fasulye benzeri oluşumlardır ve tüm vücutta bulunmaktadır. Vücutta mikroplarla savaşan hücreleri yapar ve depolarlar) veya tümörden uzakta lenf bezlerinde tümör metastazı olup olmadığını tanımlar.
    M ----- Uzak organ metastazı varlığını tanımlar.

    Akciğer kanserli hastaların yaklaşık 1/3’ü uzak metastaza bağlı semptomlar gösterir. Beyin, karaciğer, böbreküstü bezleri, kemikler ve kemik iliği, karşı akciğer ve böbrekler en sık metastaz görülen organ ve bölgeler olmakla birlikte, vücudun her yerine metastas olabilir.











    Karadeniz'in kanser rakamları korkutuyor



    Kanser vakaları nedeniyle mercek altında olan Karadeniz Bölgesi'nde ilk resmi kanser taraması yapıldı. Tarama sonuçları ne yazık ki rahatlatıcı değil. Bölgede 11 yılda 9 ilde 13 bin 691 kanserli hasta tespit edildi
    Karadeniz Bölgesi'nde ilk resmi kanser taramasının rakamları belli olmaya başladı. 1995 yılında 131 kişinin kansere yakalandığı tespiti yapılan Ordu'da bu rakamın, 2005 yılında 3 bin 73'e yükseldiği görüldü ve kanser tarama merkezi yapımı kararlaştırıldı.

    SONUÇLAR OLUMLU DEĞİL

    'Çernobil faciası'nın Karadeniz Bölgesi'nde kanser vakalarını arttırıp arttırmadığına ilişkin tartışmalar sürerken, yapılan resmi bir çalışmanın sonuçları gelmeye başladı. Ordu Sağlık Müdürlüğü, Ordu, Trabzon, Artvin, Giresun, Rize, Samsun, Çorum, Kastamonu ve Sinop illerinde, sağlık kuruluşları ve sağlık müdürlükleriyle birlikte yaptığı çalışmanın bir bölümünü tamamladı. İlk grupta, Artvin, Giresun, Rize, Samsun, Trabzon ve Ordu illerinde, 1995 ve 1999 yıllarını kapsayan kanser vakalarına ilişkin rakamlar çıkarıldı. Bu illerde 2000 yılından sonraki tarama çalışmaları sürüyor. İkinci aşamada ise Çorum, Kastamonu, Ordu ve Sinop illerinde, 2000 yılından sonraki kanser vakaları araştırıldı.

    RAKAMLAR HER YIL YÜKSELİYOR

    Ordu ilinin 1995-2005 yılları arasındaki 11 yıllık kanserli hasta sayısına ilişkin çalışması tamamlandı. Buna göre, 1995 yılında 131 kanserlinin tespit edildiği Ordu'da, rakamlar genel olarak yükselmiş.
    İlk 5 yılda bin 321 kanserlinin tespit edildiği Ordu'da, sonraki 6 yılda bu rakama, bin 752 kanser hastası daha eklenerek, sayı 3 bin 73'e ulaştı. Bu 9 ilde 11 yılda yapılan tespit edilen kanserli sayısı, 13 bin 961. Ancak Artvin, Giresun, Rize, Samsun ve Trabzon illerinde son 6 yılın rakamlarının, Çorum, Kastamonu ve Sinop illerinde de önceki 5 yılın rakamlarının olmadığı düşünülürse, Karadeniz'in kanserli sayısının çok daha yüksek olduğu düşünülüyor. 1995-1999'u kapsayan 5 yılın rakamlarına göre, Artvin'de 576, Giresun'da bin 30, Rize'de 818, Samsun'da 4 bin 69, Trabzon'da 2 bin 798 kanser hastasının olduğu görülüyor. Son 6 yıllık çalışmaya göre ise Çorum'da 454, Kastamonu'da 562, Sinop'ta da 311 kişinin kansere yakalandığı görülüyor.

    ORDU'YA TARAMA MERKEZİ

    Tarama çalışmalarının tamamlandığı Ordu'daki Boztepe Devlet Hastanesi bünyesinde, 'Kanser tarama merkezi' kurulmasına karar verildi. Ordu Sağlık Müdürü Halis Türkyılmaz, araştırma sonucuna göre, kanserli hasta sayısında artış görüldüğünü, ancak bunu "Çernobil kanseri tetikledi" şeklinde yorumlamanın bilimsel olmayacağını söyledi. Kanser vakalarının erken teşhisi için Sağlık Bakanlığı tarafından, bu ay içinde Ordu Boztepe Devlet Hastanesi'nde Kanser Tarama ve Eğitim Merkezi açılacağını açıklayan Türkyılmaz, öncelikli hedefin bölgedeki kanserli hasta taraması, ikinci olarak da hastalığın tedavisi olduğunu ifade etti.







    ÜROLOJİ - BÖBREK TÜMÖRÜ

    BÖBREK TÜMÖRÜ NEDİR?

    Böbrekler kandaki atık maddeleri ve vücuddaki fazla su ve tuzu temizlemekten sorumlu, her iki boşuk bölgemizde yerleşmiş olan organlardır.

    ÜROLOJİ -

    ALT BÖLÜMLERİ


    - PROSTAT

    -BÖBREK TÜMÖRÜ
    - PROSTAT KANSERİ
    - İDRAR KAÇIRMA
    - ÜRETRAL SENDROM
    - İKTİDARSIZLIK
    - ÜRETRİT
    - ERKEN BOŞALMA
    - BÖBREK TAŞI

    Buradan kaynağını alan kanserlere böbrek tümörü adı verilir.

    Kaç tip böbrek tümörü vardır ?

    En sık görüleni böbrek hücreli kanserlerdir (% 85oranında). Bunun haricinde böbreğin toplayıcı bölümünde ortaya çıkabilen değişici epitel hücreli kanserler % 6-7 oranında görülür. Çocuklarda ise % 5-6 oranında Wilm's tümörü adını alan daha farklı bir böbrek kanseri ortaya çıkabilir. Bunun dışında nadir olarak görülen böbrek sarkomları, böbrek adenomları, onkositomlar ve anjiomiyolipomlar sayılabilir.



    Tüm böbrek tümörleri kanser midir ?

    Böbrekte kanser olmayan tümöral oluşumlar da görülebilir. Bunların arasında daha önce bahsettiğimiz adenomlar, onkositomlar ve anjiyomiyolipomlar kanser değillerdir. Ancak teşhisleri konulana kadar böbrekte görülen her kitle kanser olarak kabul edilmelidir.

    Böbrek kanseri için risk faktörleri nelerdir?
    Bir kişinin belirli bir hastalığa yakalanma şansını arttıran herşey o hastalık için risk faktörü sayılır.Erkelerde böbrek kanseri olma ihtimali kadınlara göre 2 kat daha fazladır.


    Çevresel veya işe bağlı risk faktörleri :
    • Sigara kullanımı
    • İçerisinde fenasetin olan ağrı kesiciler
    • Asbest işinde çalışanlar
    • Kadmiyum işinde çalışanlar
    Aileden geçiş:
    Tüberoz skleroz veya Von Hippel Lindau Hastalığı olan ailelerde böbrek tümörü görülme sıklığının arttığı bildirilmiştir. Ailesel böbrek tümörlerinin iki taraflı olma özellikleri vardır.

    Diyet ve kilo
    Bazı çalışmalar şişman ve yağlı yiyecek ile beslenenlerin böbrek kanseri olma riskinin fazla olduğunu bildirmiştir.

    Teşhis nasıl konur ?

    Böbrek tümörleri herhangi bir rahatsızlık veya ağrı yapmadan çok büyüyebilirler. Ne yazık ki böbrek tümörünün teşhisini kolaylaştıracak bir kan testi yoktur. İdrarda kan görülmesi en sık karşılaşılan şikayettir. Herhangi bir çarpma veya darp olmadan yan ağıları,karında bir kitle veya şişkinlik, yorgunluk hali, beklenmedik ani kilo kaybı, herhangi bir soğuk algınlığı ile alakalı olmayan ateş, bacaklarda ödem, şişlik görüldüğü zaman doktora başvurmak gerekir.

    Bazen ise başka nedenlerle yapılan tetkikler sırasında böbrekteki tümör görülebilir. Bu tip kanserlere rastlantısal kanser adı verilir ve bunların tedavileri diğerlerine göre daha başarılıdır.

    Böbrek kanserinde yaşama şansı:
    Eğer kanser vücudun başk organlarına sıçramadan yakalanabilirse beş yıllık yaşama oranı % 79-100 arasındadır. Tüm evrelerdeki böbrek kanserleri göz önüne alındıklarında bu oran % 40-45 arasındadır.

    Böbrek Kanserinde Tedavi:
    Cerrahi: Böbrek tümöründe esas tedaviyi oluşturur. Cerrahi yaklaşımlarla çıkarılmadan büyük bir böbrek tümörü varlığında yaşama şansı çok düşüktür. En sık uygulanan cerrahi şekli radikal nefrektomi dir. Bu ameliyatta böbrek ve çevresindeki tüm dokular çıkarılır. Bunun dışında böbreğin sadece bir noktasında yerleşmiş ve küçük tümörlerde veya sadece tümörlü olan tek böbreği olanlarda böbreğin tümünün çıkarılması yerine bugün parsiyel nefrektomi adı verilen sadece tümörlü doku ve bu dokunun hemen çevresinden 1 cm lik sağlam dokunun çıkarılması işlemi de yapılabilmektedir. Bu işlemin tüm böbrek tümörlerinde yapılması mümkün olamamaktadır. Eğer hastalık akciğer veya büyük damarlarına sıçramışsa bu bölgelere de müdahale edilmesi gerekebilir. Büyük bir ameliyat olan böbrek tümörü ameliyatını her bünye taşıyamıyabileceğinden bu konudaki kararın doktor, hasta ve hasta yakınlarının beraberce vermeleri gerekir.
    Kemoterapi: Kanser ilaçlarının ağızdan veya damarlardan hastaya verilmesi demektir. Ne yazık ki böbrek tümörü, kanser ilaçlarından fazla etkilenmez. Bu nedenle böbrek kanseri için standart bir kemoterapi yoktur.
    Radyoterapi: Işın tedavisi- Radyasyon ışınları kanser hücrelerini öldürür. Radyasyon tedavisi cerrahi uygulanan larda ek tedavi olarak veya genel durumu cerrahi tedavileri kaldıramayacak durumda olanlarda esas tedavi olarak uygulanır. İleri evrelerdeki kanserlerde yayılmalar( metastazlara) bağlı olarak ortaya çıkan kanama, ağrı gibi şikayetlerin tedavi edilmesinde de kullanılmaktadır.
    Böbrek tümörleri de erken teşhis edildiklerinde tedavi şansları yüksek olan kanserlerdendir. Şüphe halinde bile teşhis ve tedavi edilmesi için ivedilikle hareket edilmesi gereken hastalıkların başında gelmektedir. Tedavi için doktor-hasta- ve hasta yakınları birlikte karar vermelidir.



    Konu Fidem tarafından (04.06.09 Saat 09:44 ) değiştirilmiştir. Sebep: yanlislik düzeltme

  2. #2
    senem_38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    May 2009
    Nerden
    almanya,stuttgart
    Mesajlar
    651

    Standart



    Kadınların korkulu rüyası olan meme kanseri sanayi ülkelerinde her 10 kadından birinin yaşamının herhangi bir döneminde yakalandığı bir hastalıktır.35-54 yaş arasındaki kadınlarda ilk sırada gelen ölüm nedenidir. Meme kanserini önleyemeyiz. Ancak erken tanı ve tedavi ile başarılı sonuçlar alırız. Erken tanı tüm kanserler için önemlidir. Ancak meme kanseri için hayat kurtarıcıdır. Pek çok meme kanserinin erken tanı konduğunda tamamen tedavi edilebildiği unutulmamalıdır.
    Meme hastalıkları oldukça sık görülen özellikle kadınların hekime başvurmasında önde gelen sebeplerden biridir. Hastaların en sık şikâyeti meme kitlesidir. Diğer şikâyetleri, meme başı akıntısı, memede büyüme, meme başında içe çekilme ve kozmetik problemlerdir. Kozmetik problemler her ne kadar plastik cerrahi ile ilgilide olsa da iri göğüslerin ağrı şikâyetlerinin sık olması cerrahi muayeneyi gerekli kılar.

    BELİRTİLERİ:

    Meme hastalıklarının yakınma konuları arasında birinci sırayı hastanın sancı ya da acıma olarak tarif ettiği meme ağrısı alır. Ağrı eğer yanında başka bir belirti yoksa patolojik anlam taşımaz Ancak ailede meme kanseri öyküsü olması bunun dışında bırakılmalıdır.

    TEŞHİS:

    Meme hastalıkları tanısında en önemli iki nokta hasta öyküsü ve fizik muayenedir. Fizik muayene genel beden muayenesini de kapsamalıdır. Özellikle koltuk altı ve supraklavikuler lenf bezleri mutlaka aranmalıdır. Meme muayenesi yapılırken kadının menstrüel siklusun hangi döneminde olduğu dikkate alınmalı ve her kadın özenle, oturarak ve yatarak ayrı ayrı muayene edilmelidir.
    Muayene ve hasta öyküsü bir hekimin en büyük silahı olsa da meme hastalıkları tanı ve tedavisinde yeterli değildir. Bu aşamada ültrasonografi ve mamografi gibi tanı imkânları olaya katılır. Mamografi ile palpabl olmadan iki yıl önce meme kanseri tanısı konabilir.

    MEME HASTALIKLARINDA EN YAYGIN OLANI :

    Meme kanseri kadınların en sık görülen habis tümörü ve kanserden ölümlerin başta gelen nedenidir. Hayatı boyunca yaşla birlikte artmakla beraber her kadın için meme kanseri olma riski % 10 dur. Halen ABD her yıl 120 bin kadın bu hastalığa yakalanmakta ve 40 bin kadın bu kanserden ölmektedir.

    MEME KANSERİNDE RİSK FAKTÖRLERİ :

    Meme kanseri riski 30 yaşından sonra hızla artar ve 50 ye kadar çok yükselmiş olur. Menopozdan sonra da daha yavaşlamış olarak yaşla birlikte artmaya devam eder. Ailede ( kan akrabalarında ) meme kanseri öyküsü özellikle anne ya da kız kardeşte tanı konmuşsa önemli bir risk faktörüdür. Bunun dışında da başka risk faktörleri vardır. Ancak şu bilinmelidir ki meme dokusuna sahip her kadın için meme kanseri bakımından risk vardır.

    MEME KANSERİNDE TEŞHİSİN ÖNEMİ:

    Meme kanserinde de diğer kanserlerde olduğu gibi en önemli silah erken teşhistir. Bu kanser türünün erken tanınmasında da iki önemli nokta söz konusudur. İlki, kadınların kendi *******i hakkında bilgi sahibi olmaları, ikincisi ise tarama yöntemidir. Kadınların kendi *******ini periyodik olarak muayene etmeleri önemlidir. Çünkü meme kanserli kadınların %90 ından fazlası kanserlerini kendileri bulmaktadır.

    KENDİ KENDİNE MUAYENE:

    Adet gören kadınlar için kanamanın bitiminden sonraki 5-10 günler arasında yapılacak muayene kadına memesi hakkında doğru bilgiler verecek ve onun memesini tanımasını sağlayacaktır. Bu da sonradan gelişebilecek bir değişikliği zamanında fark edilebilmesini mümkün kılacaktır. Aynı muayene menopozdaki kadınlar için de her ay kendilerinin seçeceği bir zaman dilimi içinde yapılmalıdır. Bu muayene sanıldığından çok basittir, ancak belirtilere dikkat etmek gerekir. İlk aşamada kadın ayna karşısında belden yukarısı çıplak iken her iki memenin dış görünümünü araştırmalıdır. Bu sayede meme kanserinin dikkat çeken belirtileri gözle görülebilir. Meme başında veya cildinde çekilme, yara açılması, kitle, ciltte nokta şeklinde döküntüler oluşması ( portakal kabuğu görünümü) bu muayenede anlaşılabilir. Belirtiler arasında meme başından kanlı akıntı gelmesi de söz konusudur. Kadının kendi *******ini kontrol etmesi için uygulayacağı ikinci aşama ise sırt üstü yatmayı gerektirir. Bu pozisyondayken muayene edilecek meme tarafındaki kol, baş altına sokulur. Sağ elin avuç içi ile sol meme, sol elin avuç içi ile de sağ meme dokusu hafifçe göğüs duvarı üstünde bastırılarak muayene edilir. Bu aylık muayenenin başlangıçtaki amacı kadının memesini tanımasıdır. Bundan sonraki aşama ise kişinin tıpkı yüzünde çıkan bir sivilceyi fark etmesi gibi memesindeki herhangi bir farklılığı kavramasıdır. Sözünü ettiğimiz kendi kendine muayene risk grubuna giren kadınlar için daha da önemlidir.

    Son olarak meme hastalıkları mutlaka bir cerrah tarafından değerlendirilmelidir. Özellikle mamografi veya cerrahi girişim kararı muayene eden hekim tarafından verilmelidir. Meme hastaları panik, telaşlı ve endişeli hastalardır. Onlar için tanı çabuk ve en az maliyetle konmalıdır. Hasta psikolojisi düzeltilirken takip ve tedavi planı tespit edilmelidir. Meme hastalıkları tanısı ve tedavisi muayene, radyoloji ve laboratuar üçlüsünden oluşur. Her biri tek başına değerlidir, ancak birlikteyken anlamlıdır.

    KANSER İLE İLGİLİ CÜMLELER

    • “Kansersiz Yaşam Elinizde”,
    • “Kanserden Korunabilirsiniz”,
    • “Kansersiz Yaşama Doğru”,
    • “Kanserde Erken Teşhis Hayat Kurtarabilir”,
    • “Meme Kanserinden Korunabilirsiniz”,
    • “Kendi Kendine Meme Muayenesi Hayatınızı Kurtarabilir”,
    • “Kendinize Bir “Şans Verin, Kendi Kendine Meme Muayenesi Yapın”,
    • “20 Yaş Üstü Bayanlar Her Ay Kendi Kendine Meme Muayenesi Yapıyor musunuz?”,
    • “Bayanlar Sağlığınız Parmaklarınızın Ucunda, Kendi Kendine Meme Muayenesi Yapınız”, “
    • “Personeli ve Halk Elele, Kanser Sana Güle Güle”,
    • “Sağlıklı Beslenmek Kanseri Önler”,
    • “Sigarasız Hayat, Oh Ne Rahat!”,
    • “Çocukları Koruyun, Onlara Dumanı Solutmayın”,
    • “Sigara Erken Yaşlandırır”
    . Kanserle erken tanıyarak savaş"
    . Kanserden değil geç kalmaktan kork"
    . Kanserde erken tanı hayat kurtarır
    . Taramalar Kanseri Önler
    Konu Fidem tarafından (04.06.09 Saat 09:26 ) değiştirilmiştir.

  3. #3
    senem_38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    May 2009
    Nerden
    almanya,stuttgart
    Mesajlar
    651

    Standart

    PROSTAT KANSERİ NEDİR?
    Vücudumuzda bulunan bütün hücreler belli bir düzende kontrol altında çoğalırlar ve kendini yenilerler. Bazı nedenlerden dolayı -bu nedenleri birazdan inceleyeceğiz- ise hücrelerin çoğalması kontrol edilemez. Bu kontrolsüz çoğalma sonucu oluşan hücreler birarada birikerek tümör oluştururlar. Tümör dediğimiz şey hücre topluluğudur. Tümörlerin bir kısmı çoğaldığı yerde kalır fakat bir kısmı ise dolaşımla daha başka organlara yayılırlar ve onları tahrip edebilir. İşte bu yayılan tümörlere kötü huylu tümör ya da "kanser" denir. Kanser hücreleri başka yere yerleşip orada çoğalma özelliğine sahiptir. Prostat ise bütün erkeklerde bulunan bir organdır. Erkekte meninin yapımından sorumludur. Bu bezde ortaya çıkan kansere prostat kanseri denir.

    KİMLERDE GÖRÜLÜR?
    Erkeklerde en sık görülen iç organ kanseri prostattır. 50 yaşın üstündeki erkeklerde akciğer kanserinden sonra en çok öldüren kanser türüdür. 65-75 yaş arasında görülme ihtimali en fazladır ve yaşlı erkeklerin hastalığı diye de bilinir. Belirti vermeyen türü daha yaygındır ve 75 yaşından sonra bu türün görülme sıklığı yüzde 50'nin üzerindedir. Yaş ilerledikçe prostat kanseri riski artmaktadır. Çünkü yapılan araştırmalara göre 65 yaşın üzerindeki kişilerde görülme ihtimali fazladır.

    PROSTAT KANSERİNİN NEDENLERİ
    Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte hormonların genetik (aileden gelen) ve çevresel faktörlerin bu hastalığın oluşmasında sebepler olduğu düşünülmektedir. Ergenlikten önce ortaya çıkmadığı için ergenlikten sonra salgılanan hormonlar ve bu kanserin tedavisinde kullanılan hormonların (östrojen gibi) varlığı hormonların bu hastalık üzerinde etkili olduğunu göstermektedir.
    Prostat kanserli kişilerin birinci derecede akrabalarında da hastalık riskinin arttığı belirlenmiştir. Bu yüzden genetik faktörler de prostat kanserinden sorumlu tutulmaktadır. Amerikalı siyah ırkta afrika kökenlilerde daha fazla görülür ve daha erken yaşta ortaya çıkar. Bu durumun sebebi henüz bilinmemektedir. Prostat kanserine neden olan genleri bulmak için hala çalışmalar devam etmektedir.
    Belirli coğrafik yerlerde prostat kanserinin daha çok görülmesi çevresel faktörlerin de rol oynadığını düşündürmektedir. Özellikle İskandinav ülkelerinde daha çok görülür. Japonya ve bazı asya ülkelerinde daha az görülmektedir. Bu bölgelerden riskli bölgelere göç sonucu hastalık riski artmamış fakat sonraki nesilde arttığı görülmüştür. Bu da çevresel etkinin önemini göstermektedir. Hayvansal yağ içeriği yüksek olan besinlerle beslenmenin de hastalık riskinin arttırdığı düşünülmektedir.

    PROSTAT KANSERİNİN BELİRTİLERİ
    Hastalık sinsi seyreden ve yavaş gelişen bir durum olduğundan genelde hastalığın erken döneminde belirti vermez. Hastanın da pek şikayeti olmaz. Ama hastalık ilerledikten sonra -genelde idrar yolunun tıkanmasıyla ortaya çıkar- şu belirtiler görülür:
    • idrar yaparken zorlanma
    • sık sık idrara çıkma ve gece bunun için uyanma
    • idrarda kan görülmesi.
    Bu yukarıdaki belirtiler prsotatın büyümesi sonucu ortaya çıkar. Tümör yayıldığında ise vücutta ağrı (genelde bel ağrısı) kilo kaybı gibi durumlar görülür.

    PROSTAT KANSERİ TANISI NASIL KONUR?
    PSA düzeyinin ölçülmesi elle yapılan muayene ultrason röntgen prostattan parça alarak prostat kanseri tanısı yapılır. PSA prostatta üretilen bir madde olduğundan bunun kanda olması gereken miktardan fazla olması tanı konmasında önemlidir. Normal değer 4 ng/dl ve bunun altıdır. Elle yapılan muayeneyle oluşmuş tümör varsa anlaşılır fakat bu yeterli bir yöntem değildir. Kanserin kemiklere yayılıp yayılmadığını anlamak için kemik filmi çekilir. Aynı durum akciğer için de geçerlidir. Ultrasonla kanser görülebilir ve nerelere yayıldığına büyüklüğüne bakılır. Prostattan alınan parçayla mikroskobik olarak inceleme sonucu kanser tanısı konabilir.

    PROSTAT KANSERİ TEDAVİ YÖNTEMLERİ NELERDİR?
    Prostat kanseri erken tanısında tamamiyle tedavi edilebilen bir hastalıktır. Öncelikle uygun tedavi için tümörün incelenmesi gerekir. Kanserin yayılması incelenir. Tümörün nerelerde bulunduğuna bakılır. Tedavi yöntemlerinden biri ilaç tedavisidir. Kanser hücrelerini yok etmede kullanılan ilaçlarla yapılır. Ayrıca yapılan hormon tedavisi de ilerlemiş prostta kanserlerinde uygulanır. Östrojen hormonu verilir. Bir diğer tedavi şekli ışın tedavisidir. Radyoterapi denilen yöntemdir. Amaç kanser hücrelerini öldürmektir. Ameliyatla yapılan tedavi sonucu prostat bezi tümörün yayıldığı organlar çıkarılır.
    Ancak şunları unutmamak gerekir ki herkes için aynı tedavi yapılmaz. Tedavideki amaç ömrü uzatmaktır. Hastalık çok ilerlerse tedaviyle hastalık sadece yavaşlatılabilir. Hemen tedavi edilebilen bir hastalık değildir. Bu yüzden 50 yaşın üzerindekiler hastalığın taraması için doktor tarafından kontrol edilmelidir. Hastalık pek belirti vermediği için erken tanı konması çok önemlidir. Ayrıca tedaviler o kadar rahat ve yan etkisiz değildir. Mutlaka size en uygun tedavi seçilmelidir.
    Konu Fidem tarafından (04.06.09 Saat 09:50 ) değiştirilmiştir. Sebep: düzeltme

  4. #4
    senem_38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    May 2009
    Nerden
    almanya,stuttgart
    Mesajlar
    651

    Standart









    Karaciğer Kanseri



    Karaciğerin kendi hücresinden kaynaklanan kötü huylu (habis) tümörlere primer (birincil) karaciğer kanseri diyoruz. Karaciğerin kendi hücrelerinden çıktığı için hepatosellüler (karaciğer hücreli) karsinom adı ile anılır. En sık görülen ve en ölümcül tümörlerden biridir. Karaciğer kanseri gelişimi açısından risk faktörleri nelerdir?
    * Hepatit B virüsü enfeksiyonları * Hepatit C virüsü enfeksiyonları *Hepatit D virüsü enfeksiyonları * Aflatoksin (aspergillus flavuszehiri) * Sirozlar * Genetik.konjenital,metabolik hastalıklar *Hemakromatozis, Wilson, Glikojen depo hastalığı * Kimyasallar; Nitritler, hidrokarbonlar, solventler * (Belki de büyük olasılıkla multifaktöryel!)

    Beyin Kanseri



    Beyin tümörleri genellikle birincil ya da ikincil olarak sınıflandırılırlar ve bunlar (genellikle) vücudun herhangi bir yerinde başlayıp beyne metastaz yapanlar ve beyinde oluşanlardır. 9 yaş altı ve 55 yaş üstü daha sıklıkla görülen beyin kanserlerine, beyaz ırkta ve erkeklerde daha çok rastlanır. Beyin kanserlerinin belirtileri tıbbi olarak teşhisi zorlaştıracak şekilde zaman zaman yok olup zaman zaman ortaya çıkabilirler. Yukarıdaki belirtiler söz konusu olduğunda kafa içi basıncın artmasından şüphelenerek tam bir teşhis için beyni görüntülemek gerekir ve bu amaçla beyin tomografisi ve MRG çekilir. Beyin tümörleri kafatası içerisinde büyüyerek beyin üzerine baskı yaparlar. Bulundukları bölgeye ve baskı altında tuttukları beyin alanına göre belirtiler verirler. Ancak kafa içinde yer kaplayan bütün vakalarda olduğu gibi öncelikle kafa içi basıncın artmasına bağlı belirtileri gösterirler.. Tümör düzensiz bir şekilde büyümeye devam eder ve genişleme, büyüme imkanı olmayan kafatası içerisinde beyin üzerine baskı yapmaya başlar. Beyin baskı altında normal görüntüsünü kaybeder ve işlevlerini yerine getiremez.
    Beynin her iki yarım küresi simetrik olarak yerleşmişlerdir. Her iki tarafta düzenli sınırlarla ayrılmışlardır. Bu normal yapıya giren herhangi bir yer kaplayan oluşum simetrik yapıyı bozacak ve beyin üzerine baskı yapacaktır. Beyin Tümörleri iki çeşittir
    1- İyi huylu tümörler: Beyin dokusundan kolaylıkla ayrılabilir ve tamamına yakını çıkartılabilir. Bu nedenle operasyon sonrası sonuçları iyidir. Ancak tümör her ne kadar iyi huylu da olsa beyinde bulunduğu bölge hayati önem taşıyan bir bölge ise ameliyat sonrası sonuçlar maalesef yüz güldürücü olmayabilir. Yavaş üreme hızına sahip olmalarına rağmen öldürücü olmasalar dahi vücutta kalıcı harabiyete ve işlev bozukluklarına sebep olabilirler.
    2- Kötü huylu tümörler: Çok hızlı üreyen, çamur kıvamında ve operasyonla alınması oldukça zor olan tümörlerdir. Opere edilseler dahi belli bir süreçten sonra tekrar nüksederek beyne baskı yapmaya devam ederler. Ameliyat sonrası 5 yıl yaşama şansı veren tümörler olduğu gibi 5-6 ayda da hastanın ölümüne sebep olacak türleri mevcuttur.

    Akciğer Kanseri



    Kanserler genellikle ilk ortaya çıktığı dokuya göre adlandırılır. Akciğer kanseri ilk önce akciğerde başlar. Küçük hücreli akciğer kanseri akciğer dokularında kanser (habis, kötü huylu) hücrelerinin bulunduğu bir hastalıktır. Akciğerler göğüs boşluğumuzun büyük kısmını dolduran koni şeklinde, süngerimsi yapıda bir çift organdır (Şekil 1). Akciğerlerin başlıca görevi, vücut hücrelerinin artık maddesi olan karbondioksiti vücuttan atmak ve yaşam için temel gereksinim olan oksijeni vücuda almaktır. Akciğerler başlıca “bronş” denen hava içeren tüplerden, “alveol” denen hava keseciklerinden, kan ve akkan (lenf sıvısı) damarlarından oluşmuştur.Hücrelerin mikroskop altındaki görüntülerine dayanarak başlıca iki tip akciğer kanseri vardır: küçük hücreli akciğer kanseri ve küçük hücreli olmayan akciğer kanseri.
    Akciğer Kanseri Ne Kadar Sıklıkta Ortaya Çıkar?
    Akciğer kanseri günümüzde bir salgın hastalıktır ve erkeklerde, tüm dünyada en çok öldüren kanser türüdür. Kardiovasküler hastalıklardan sonra ölüm nedenleri arasında 2. sırada yer almaktadır. ABD’de 1987’den beri kadınlarda da birinci öldürücü kanserdir. 1996 yılında ABD’de 64,000 kadın akciğer kanserinden, 44,000 kadın meme kanserinden ölmüştür. ABD’de akciğer kanseri olgularındaki 1990’lardaki artış, kadınlarda 1960’lardan sonra ortaya çıkan sigara içme alışkanlığındaki hızlı artışa bağlıdır. Kadın akciğer kanserlerindeki artışın ABD’de en azından 2010 yılına kadar devam edeceği, belki bu tarihten sonra artışın durabileceği tahmin edilmektedir. ABD dışındaki gelişmiş ülkelerde de hızla birinci neden olmaktadır. Tüm dünya ortalamasına baktığımızda erkeklerde birinci, kadınlarda meme kanserinden sonra ikinci sıradadır. Dünya Sağlık Örgütü 1985 yılında gelişmekte olan ülkelerde 300,000 kadının sigaraya bağlı hastalıklardan öldüğünü, bunun %21.1’inin akciğer kanserine bağlı olduğunu bildirmiştir.
    Her yıl yeni ortaya çıkan hasta sayıları tüm dünyada artmaya devam etmektedir. 2000 yılında dünyada 2 milyon yeni akciğer kanseri saptanacağı, bunların %60’ının gelişmekte olan ülkelerde olacağı hesaplanmaktadır. Artış hızı özellikle kadınlarda daha belirgindir.
    Oysa akciğer kanseri XX. YY.'ın başında son derece nadir bir hastalıktı. Tütünün sigara haline dönüşmesi ve tüketiminin hızla yaygınlaşması sonucu 1940’larda akciğer kanseri salgını ortaya çıkmıştır ve bu salgın etkisini, bütün dünyada, artan şekilde devam ettirmektedir.
    Ülkemizde resmi rakamlara göre her yıl 20,000-25,000 yeni akciğer kanseri hastası ortaya çıkmakta ve bu rakamın 30,000-40,000 kadar ulaşabileceği düşünülmektedir. Çünkü ülkemizde güvenilir sağlık istatistikleri yoktur. Ülkemizde akciğer kanserlerinin çoğu erkeklerde görülmektedir. Kadın: erkek oranı 1: 7-8 civarındadır. Ancak 1980’lerden sonra ülkemizde de kadınlardaki artan sigara tiryakiliği bu oranı en geç 5-10 yıl içinde kadınlar lehine belirgin şekilde etkileyecektir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre 1983-1989 yılları arasında ülkemizde kanser sıklığı 32/100.000'dir. Bunun %26’lık bölümünü ilk sıradaki akciğer kanseri oluşturmaktadır. 1991-1992 verilerine göre solunum sistemi kanserlerinin oranı, tüm kanserler içinde %43’tür. Yine aynı verilere göre yapılan tahminlerde, gerçek kanser sıklığı 120-130/100.000 olmalıdır. Akciğer kanserinin bölgelere göre dağılımına bakılınca sırayla Ege Bölgesi %39.5, Marmara Bölgesi %26.9, Doğu Anadolu Bölgesi %26.1, Güneydoğu Anadolu Bölgesi %18.2, Akdeniz Bölgesi %18.1, İç Anadolu Bölgesi %16.6 oranındadır.

    Tiroit Kanseri



    Tıbben, genel anlamda, tiroid'in büyümesine guatr denilir. Halbuki halk arasında bütün tiroid hastalıklarına "guatr" denmektedir. Bir çok guatr türü vardır.
    GUATR'IN TÜRLERİ Tiroid bezesinin gereğinden daha fazla hormon salgıladığı guatr türüne “zehirli guatr” denir. Halk arasında bu tür guatra " guatr" da denilmektedir. Hormon düzeyi normal olan nodülsüz guatr türüne “basit guatr” denir. İçinde nodül bulunan guatr’a “nodüllü guatr” diyoruz. Nodül, tiroid'de bulunmaması gereken yumru veya kitledir. Nodüllü guatr, "tek nodüllü" veya "çok nodüllü" guatr olarak ikiye ayrılabilir. Nodüller; "soğuk", "ılık" ve "sıcak" olarak 3 gruba ayrılır.
    İÇ GUATR - DIŞ GUATR Halk arasında yaygın olarak kullanılmasına rağmen tıbbi tanımlamada iç guatr veya dış guatr deyimlerini kullanmıyoruz.
    Tiroid, bir hastalık ismi değildir. Tiroid, herkeste bulunan bir organdır. Hormon üretir ve kanımıza verir. Bu hormon ise vücudumuz için hayati öneme sahiptir. Ömür boyunca bu hormona ihtiyaç duyarız. Bu hormonun adı "tiroksin" dir. Tiroksin, vücudumuzda T3 ve T4 şeklinde bulunur.
    Bu hormondan başka, halk arasında daha az bilinen diğer bir hormon daha tiroid tarafından üretilir. Bu hormona "kalsitonin" deriz. Kemik metabolizması ile ilgilidir.
    Tiroid'e, "tiroid bezesi, tiroid guddesi" de denir. "Tiroid" ile "tiroit" aynı anlama gelir. Türk Dil Kurumu, "tiroit" kelimesini tercih ederken günlük kullanımda "tiroid" daha çok tercih edilen kelimedir.
    Tiroid, boğazımızda ön tarafta, adem elması ismi verilen çıkıntının hemen altında yerleşmiştir. Karşıdan görünümü "U" harfine benzer. Kelebeğe benzeten de vardır ama biz bu benzetmeye pek katılmıyoruz.
    Tiroid'in sağ ve solunda kalpten temiz kanı beyine taşıyan şah damarı olarak isimlendirdiğimiz ana atardamarlarımız ve bununların dış tarafında da beyinden kullanılmış kanı kalbe getiren toplar damarlarımız vardır.
    Tiroid'in altından, sağından ve solundan ses tellerini hareket ettiren sinirler ve onların dalları geçer. Bu sinirler, sağ ve sol olmak üzere 2 tanedir. Bu sinirlerin yerleşimi ve dallanması kişisel değişiklikler gösterir. O nedenle ameliyat sırasında cerrahı yanıltabilir. Bu sinirler çok önemlidir. Eğer bu sinirler ameliyatta zarar görürse veya tiroid
    kanseri
    tarafından sarılırsa ses kısıklığı ve ses kaybı olabilir.
    Tiroid'in arka iç yüzüne gömülü ve yapışık, 4 tane, mercimek tanesi büyüklüğünde, kalsiyum bezesi (paratiroid bezeleri) vardır. Bu kalsiyum bezelerinin sayısı 1 ile 6 arasında değişebilir. Tiroid'in ameliyatlarında, kaçınılmaz olarak, bu kalsiyum bezelerinin de biri veya birkaçı veya hepsi çıkarılıp alınabilir. Bu durumda hastanın ömür boyunca kalsiyum ve destekleyici başka ilaçlar da kullanması gerekir. Aksi halde, ameliyat sonrasında kemik erimesi hızlanır. Zaten, ameliyatla bu kalsiyum bezeleri alınmasa dahi tiroid hastalıklarının bir çoğu ve hatta tiroid ilaçlarının kendisi kemiklerde erime yapabilir.

    Lenf Kanseri



    Vücudumuzda "lenf" adı verilen renksiz sıvıyı taşıyan çok küçük damarlardan oluşmuş bir ağ vardır. Bu ağa "lenfatik sistem" denir. Lenf sıvısı içinde, vücudumuzdaki enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı savaşan lenfosit adlı beyaz kan hücreleri (akyuvarlar) bulunur. Vücudumuzdaki bu geniş ağın bağlantı noktaları bezelye büyüklüğündeki lenf düğümleridir. Lenf düğümleri koltukaltında, ensede, kasıkta, göğüste ve karında yoğunlaşmıştır. Lenf düğümleri, lenf sıvısını filtre ederek bağışıklık yanıtının oluşmasını sağlar. Dalak, timüs bezi, bademcikler ve kemik iliği de lenfatik sisteme dahil olan organlardır.
    Lenfoma en hızlı ilerleyen kanser türlerinden biri olmasına karşın, tedavi başarısı oldukça yüksektir. En önemli belirtileri boyunda, koltuk altında ya da kasıklardaki ağrısız bezeler, gece terlemesi, düşmeyen ve sebebi bilinmeyen ateştir. Ayrıca sürekli yorgunluk ve kilo kaybı da lenfomanın habercisi olabilir. Ancak bu belirtilerin başka hastalıklarda da görülebileceği unutulmamalıdır.

    Böbrek Kanseri



    Böbrekler, karın üst bölgesinde bulunan ve idrarı oluşturan bir çift organdır. Oluşan idrar üreter adı verilen iki ince borucuk aracılığıyla idrar kesesine aktarılır. Böbrekler sırtta göğüs kafesinin iki yanında yer alırlar ve kuvvetli sırt adaleleri ve alt kaburga kemiklerince dış etkilere karşı korunurlar. Etrafında Gerota kılıfı adı verilen kalınca bir kılıfla kaplı olup ayrıca da üst yüzeyi tıpkı bir elmanın dış kırmızı kabuğu gibi bir zarla kaplıdır. Ana atardamar (Aorta)dan gelen bir damarla kanlanırken, toplayıcı damarı ana toplar damarlara (Vena Kava) boşalır. Vücutta metabolizma sonrası oluşan zararlı maddeleri ve fazla suyu idrar yoluyla uzaklaştırmak ana görevidir. Bunun yanısıra kan basıncını (tansiyon) ayarlamada ve kan yapımında da rol oynarlar. Böbrek kanseri genellikle 50-70 yaşları arasında ortaya çıkar. Erkekte kadına göre 2-3 kat daha fazla görülür. Böbrek kanserinin nedeni henüz tam olarak bilinmemektedir. Böbrek kanseri türlerini iyi huylu ve kötü huylu olmak üzere 2 guruba ayırırız. Böbrekte en sık görülen kitle basit böbrek kistleridir. Böbrek kisti iyi huylu bir kitle olup kanserden tamamen farklıdır. Çoğu zaman raslantısal olarak ortaya çıkan böbrek kistleri insan yaşamını hiçbir zaman tehdit etmez. Böbrek kisti saptanan hastalar gereksiz yere paniğe kapılırlar ve tedavi arayışı içine girerler. Gerçekte böbrek kistleri çoğu zaman tedaviyi bile gerektirmezler, yalnızca izlemek hemen daima yeterli olur. Böbrek kanseri ise kötü huylu bir kitle olup, böbrek kistlerinin aksine insan yaşamı için tehdit oluşturabilmektedir. Renal hücreli kanser, böbrekte kanı süzen ve idrar oluşturan dokulardan köken alır. Böbrek kanseri büyüdükçe etrafında yer alan lenf bezeleri, karaciğer, kalın barsak ve pankreasa yayılabilir. Bunun yanında, ana tümörden kopan tümör parçaları vücudun diğer uzak taraflarına giderek yerleşebilir (Metastaz).

    Gırtlak Kanseri



    Gırtlak kanserleri, Kulak Burun Boğaz Hekimliğinde en sık görülen kanser türlerinden biridir.
    Tümör genellikle, çevre organlara ve boyuna yayılmadan önce uzun süre gırtlak içinde sınırlı kalır. Erken tanı ile hastalığın tam olarak tedavi edilme şansı vardır.
    Ancak ileri dönemlerde başvuran hastalarda ve bunların tedavisi sonucunda, hastanın yaşam kalitesini düşüren ve sosyal yaşantısında büyük sıkıntılara yol açan kalıcı fonksiyon kayıpları ortaya çıkabilir.
    Hastanın ses tellerini tamamen kaybetmesine, konuşamamasına ve çevre ile olan iletişiminin tamamen kopma noktasına gelmesine neden olan gırtlağın tamamen çıkartılması,
    Hastanın boynunda nefes alabilmesi için kalıcı delik oluşturulması ortaya çıkabilecek sıkıntıların en uç noktasını oluşturur.

    Böbrek Kanseri



    Böbrekler, karın üst bölgesinde bulunan ve idrarı oluşturan bir çift organdır. Oluşan idrar üreter adı verilen iki ince borucuk aracılığıyla idrar kesesine aktarılır. Böbrekler sırtta göğüs kafesinin iki yanında yer alırlar ve kuvvetli sırt adaleleri ve alt kaburga kemiklerince dış etkilere karşı korunurlar. Etrafında Gerota kılıfı adı verilen kalınca bir kılıfla kaplı olup ayrıca da üst yüzeyi tıpkı bir elmanın dış kırmızı kabuğu gibi bir zarla kaplıdır. Ana atardamar (Aorta)dan gelen bir damarla kanlanırken, toplayıcı damarı ana toplar damarlara (Vena Kava) boşalır. Vücutta metabolizma sonrası oluşan zararlı maddeleri ve fazla suyu idrar yoluyla uzaklaştırmak ana görevidir. Bunun yanısıra kan basıncını (tansiyon) ayarlamada ve kan yapımında da rol oynarlar. Böbrek kanseri genellikle 50-70 yaşları arasında ortaya çıkar. Erkekte kadına göre 2-3 kat daha fazla görülür. Böbrek kanserinin nedeni henüz tam olarak bilinmemektedir. Böbrek kanseri türlerini iyi huylu ve kötü huylu olmak üzere 2 guruba ayırırız. Böbrekte en sık görülen kitle basit böbrek kistleridir. Böbrek kisti iyi huylu bir kitle olup kanserden tamamen farklıdır. Çoğu zaman raslantısal olarak ortaya çıkan böbrek kistleri insan yaşamını hiçbir zaman tehdit etmez. Böbrek kisti saptanan hastalar gereksiz yere paniğe kapılırlar ve tedavi arayışı içine girerler. Gerçekte böbrek kistleri çoğu zaman tedaviyi bile gerektirmezler, yalnızca izlemek hemen daima yeterli olur. Böbrek kanseri ise kötü huylu bir kitle olup, böbrek kistlerinin aksine insan yaşamı için tehdit oluşturabilmektedir. Renal hücreli kanser, böbrekte kanı süzen ve idrar oluşturan dokulardan köken alır. Böbrek kanseri büyüdükçe etrafında yer alan lenf bezeleri, karaciğer, kalın barsak ve pankreasa yayılabilir. Bunun yanında, ana tümörden kopan tümör parçaları vücudun diğer uzak taraflarına giderek yerleşebilir (Metastaz).

    Rahim Kanseri



    Çoğunlukla rahim boynunda ve vajinanın başlangıç kısmında meydana gelen bir hastalıktır. Çok düşük yapan veya çok doğuran kadınlarda daha fazla görülür. Tıp dilinde uterus kanseri denir. Vajinadan kan veya fena kokulu akıntı gelir. Böyle durumlarda, vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir.

    Lösemi (Kan Kanseri)



    Lösemi (söylenişi Fransızca'dan, aslında Yunanca'dan λευχαιμία, λευκό, lefkó - beyaz, ak ve αίμα, ema - kan), kan hücrelerinin özellikle de lökositlerin normalin üzerinde çoğalması ile kendini gösteren bir kanser türüdür. Yüksek sayıdaki olgunlaşmamış ve malign hücrelerin normal ilik hücrelerinin yerini alması ile iliklerde hasar meydana gelir. Böylece kan pıhtılaşmasında rol oynayan plateletler ve savunmada rol oynayan lökositlerin sayısı azalmaya başlar. Bu da lösemi hastalarında zedelenmelerin ve kanamaların yoğun görülmesine, hastaların kolay enfeksiyon kapmasına neden olur. Savunma mekanizması zayıflar. İleri aşamalarda kırmızı kan hücresi eksikliği anemiye, nefes darlığına neden olabilir. Bunun dışında zayıflık ve yorgunluk, ateş, bazı nörolojik semptomlar, dişetlerinde şişkinlik ve kanamalar gibi belirtileri de vardır.
    Kan kanserinin hücre tipine göre (myeloit, lenfoit gibi) ve hastalığın süresine göre (müzmin ve had) çeşitleri vardır. Bazı tipler daha hızlı ve kötü bir gidiş gösterir. Çocukluk çağında lösemi tipleri diğer kanser tiplerine göre daha sık görülmektedir.

    Prostat Kanseri



    Prostat sadece erkeklerde bulunan bir bezdir. Ceviz büyüklüğündedir ve rektumun hemen önünde iç kısmında, penisin dip kısmının hemen altında yer alır. Prostat idrarı ve semeni penisin dışına taşıyan üretranın iç kısmını sarmalamaktadır. Prostat bezinin fonksiyonlarından biriside spermleri canlı tutan ve koruyan seminal sıvının bir kısmını üretmesidir. Prostat bezi dokusunu oluşturan hücreler temel erkeklik hormonunu testosteronun etkisi ile büyür ve sağlıklı kalır. Erkeklik hormonlarının hepsine verilen genel isim androjendir.
    Prostat kanseri hücreleri prostat bezi hücrelerinden gelişir. Hemen hemen bütün prostat kanserleri bez dokusundan gelişir ( adenocarcinomas). Prostat kanseri genel olarak prostat bez içersinde çok yavaş gelişir ve gelişirken sonunda prostat bezinin dış yüzüne nüfuz eder. Komşu organların dokularınada direk olarak sıçrayabilmektedir. Nihayetinde vücudumuzun uzak dokularına ve özellikle kemiklere işleyebilmektedir (mestastasize = lenf sistemi ve kan dolaşımı ile diğer dokulara sıçrama). Eğer prostat kanseri yayılırsa ilk olarak lenfatik kanallardan pelvik bölgedeki lenf bezlerine atlamaktadır. Lenfatik doku, bağışıklık sistemi hücreleri ihtiva eden renksiz şeffaf bir sıvıdır. Lemfatik damarlar bu sıvıyı lenf bezlerine ( lymph nodes: küçük barbunya şeklinde mikroplarla savaşan bağışıklık sistemi hücrelerinin toplandığı kesecikler) taşır. Kanserli hücreler lenf kanallarına girerek lenf bezlerine geçebilirler ve buradan yayılmalarına devam edebilirler. Eğer Prostat kanser hücreleri lenf bezlerine ulaşırsa oradan vücudumuzun diğer organlarına da geçebilmeleri mumkundur.

    Deri Kanseri





    Kısa tanımlama ile deri kanseri cilt üzerindeki iyileşmeyen yaradır. Görünür yerde olduğu için tanısı kolay ve tedavi edildiği takdirde ölüm riski düşük tümörlerdir. Vücudun her yerinde görülürse de sık olarak güneşe maruz kalan bölgelerde rastlanır. Yüz, kulaklar, eller, kollar ve ensede sık görülmesi, bu bölgelerin güneş ışınlarına sürekli maruz kalmasıyla ilişkilendirilmektedir. Deri kanseri, hayat boyu güneşe maruz kalma süresi ile ilgilidir ve genellikle 50 yaşından sonra görülür, ancak derideki güneş ışını hasarı çocukluktan itibaren başladığı için, daha sonraki hayatlarında deri kanserine yakalanmamaları için , önlemlerin bu yaştan itibaren başlaması gerekmektedir.



    Tiroit Kanseri



    Tıbben, genel anlamda, tiroid'in büyümesine guatr denilir. Halbuki halk arasında bütün tiroid hastalıklarına "guatr" denmektedir. Bir çok guatr türü vardır.
    GUATR'IN TÜRLERİ Tiroid bezesinin gereğinden daha fazla hormon salgıladığı guatr türüne “zehirli guatr” denir. Halk arasında bu tür guatra " guatr" da denilmektedir. Hormon düzeyi normal olan nodülsüz guatr türüne “basit guatr” denir. İçinde nodül bulunan guatr’a “nodüllü guatr” diyoruz. Nodül, tiroid'de bulunmaması gereken yumru veya kitledir. Nodüllü guatr, "tek nodüllü" veya "çok nodüllü" guatr olarak ikiye ayrılabilir. Nodüller; "soğuk", "ılık" ve "sıcak" olarak 3 gruba ayrılır.
    İÇ GUATR - DIŞ GUATR Halk arasında yaygın olarak kullanılmasına rağmen tıbbi tanımlamada iç guatr veya dış guatr dey
    Konu Fidem tarafından (04.06.09 Saat 09:23 ) değiştirilmiştir. Sebep: düzeltme

Konu Bilgisi

Uye Bu Konuya Bakiyor

Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)

Benzer Konular

  1. Öksürük Kanser Habercisi...!!!!
    By CASPER_CASPER_ in forum Haber Arşivi
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 22.11.08, 16:38
  2. Cruiser nedir - Chopper nedir ?
    By KaCaK in forum MotorLu TaşıtLar (tanıtım)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05.09.08, 21:36
  3. Kanser çiğ Gibi Geliyor
    By alaraa-- in forum Haber Arşivi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 22.04.08, 11:01
  4. Kanser Tedavisinde Mıknatıs
    By n@r_cicegi in forum Haber Arşivi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21.04.08, 10:49
  5. 1-7 Nisan Kanser Haftası
    By alaraa-- in forum Haber Arşivi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05.04.08, 17:50

Eklenmis Olan Tag'lar

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Yeni Konu Acamazsin
  • Konuya Cevap Yazamazsin
  • Konuya Eklenti Ekleyemezsin
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351