yuregine emeghine sagLik Sekerim mcks![]()
Sağlıklı Yaşam İçin İpuçları
Kış aylarını grip olmadan geçirebilir miyiz?
Kış aylarının soğuk günleri geldi, birçok kişide 'üşütüp hasta olacak mıyım, grip olacak mıyım' kaygısı başladı. Kasım Ayı sonlarına doğru bir kişi ile konuşuyordum. 25 yaşlarında göstermesine karşın daha çok yaşlı insanlardan duyabileceğimiz kaygıları kendisi için dile getiriyordu. Soğuk havaların geleceği haberlerini duyar duymaz düzenli olarak antibiyotik hapları ve vitamin C hapları yutmaya başladığını, gribe karşı aşı da yaptırırsa kış aylarını sağlıklı geçirebileceğini sandığını söyledi. Bu kadarı yeterli değilmiş gibi, başka ne gibi ek önlemler alabileceğini düşünüyordu. İşte size ilaç endüstrisinin ençok sevdiği türden bir kişi.
Kışın bizi kolayca yatağa düşürebilen soğuk algınlığı ile yaz aylarının sıcak günlerinde çok ender karşılaşırız. Bunu açıklamak kolay. Viruslerin neden olduğu ve 'grip olmak' dediğimiz türden hastalıkların da yaz aylarında daha az, kış aylarında daha çok raslanıyor olmasını nasıl açıklayabiliriz? Bizi güçten düşürüp hasta eden grip virüsleri yaz aylarını uyuyarak mı geçiriyorlar, yoksa başka açıklamalar bulabilir miyiz?
Modern yaşamın sonucu olarak doğadan kopuk mekanlarda geçen yaşantımız, beynimiz ile gövdemiz arasındaki iletişimi ve koordinasyonu kaybetmemize neden oluyor. Bağışıklık sistemimizin zayıflamasının önemli nedenlerinden biri bu bence.
Soğuk algınlığına karşı neler yapabiliriz?
"Kendimizi sıcak tutarsak, soğuk algınlığına yakalanmayız" diyerek kolaycı bir yanıt verelim. Ama nasıl?
Bazı memeliler ortam sıcaklığı iyice düşünce kış uykusuna yatarlar. Biz insanlarda da kış uykusuna yatmanın evrimsel kalıntıları olsa gerek, kendi halimize bırakılırsak, kışın daha az fiziksel hareketliliğimiz, daha çok uyku gereksinimimiz var. İlginç olan, kış aylarında daha çok çalışıyoruz, daha enerjik olduğumuz yaz aylarında bol bol tatil yapıp dinleniyoruz. Bu çatışma sanırım bizi güçsüzleştiriyor.
Mevsimden mevsime, hatta birbirini izleyen günler arasında bile çevre ısısında büyük değişiklikler olurken, metabolizmamız çok dar bir beden ısısı aralığında bir denge sağlayarak yaşamımızı sürdürüyor.
Kış aylarında bağışıklık sistemimizdeki zayıflamayı ve enerjimizdeki değişimi şu teze dayandırırım: bedenimizde belli bir süre boyunca sürekli ısı kaybı olursa ve metabolizmamız bu ısıyı yeniden üretmekte zorlanırsa, metabolizma beden ısısını korumaya öncelik veriyor. Bedende bir dizi yaşamsal süreç yavaşlıyor. Bedenimizde yabancı orgamizmalara karşı savaş süreçleri de yavaşlıyor ya da etkinliği azalıyor, yani bağışıklık sistemimiz zayıflıyor. Bazı hastalıklara mevsim değişikliklerinde ya da soğuk kış aylarında daha sık yakalanmamızın açıklaması bu olabilir mi?
Bedenimiz soğuğa dayanabilir mi?
Havalar birkaç derece soğuyunca hafif üşümeye başlıyoruz. Çoğu durumda biraz daha kalın giysi giymek yerine omuzlarımızı içe doğru kapatırız, kaslarımızı kasarız, bedenimizi iyice büzüştürerek dış yüzeyini daraltır, hacmini küçültürüz. İstemli ve istem dışı davranışlarımızla içimizdeki ısıyı korumaya çalışırız.
Mevsim değişimi ya da seyahat nedeniyle karşışabileceğimiz ani iklim değişikliklerinde bünyemizin gereksinimlerini çoğu zaman gecikmeli olarak yerine getiririz. Bu geçiş dönemlerinde hasta olma riski de artıyor.
Ortamın 5 derece sıcaklıkta olduğu bir durumda bünyemizi ısıtmak için bedenimizin içinde 37 derece sıcaklıkta soba kuramayız. Bu ısıyı üretme kapasitesi olan bünyemizin çevre koşullarına uygun bir çalışma düzenine girmesini sağlayabiliriz. Giysiler yalnızca bedenimiz ile dış dünya arasında bir ısı yalıtımı sağlamak için. İçinizdeki soğukluk duygusunu giderecek bir ısı üretimi olmazsa, sürekli olarak 37c sıcaklığı olan bir fırında yaşamanız gerekir.
Dış ortam ile gövdemiz arasında koordinasyon:
Nefes süreci nefes alıp vermenin işlevi ve yararı havanın oksijeninden yararlanmak ile sınırlı değil. Aldığımız her nefes ile dış ortam hakkında bilgi toplarız, beynimiz bu bilgileri değerlendirir ve istemli ve istemdışı tepkilerimizle dış ortam ile fiziksel varlığımız arasındaki koordinasyon mekanizmalarını yönlendirir.
Nasıl ki ortamda bulunan her türlü sesi kulağımız algıladığı halde, ancak bilinçli olarak duymak istediğimiz seslerden bilgi oluşturuyoruz ve diğer sesler geri plan gürültüsü olarak kayboluyor, her an nefes almamıza karşın bilincimizi nefesimize yoğunlaştırdığımız anlarda bu sürecin inanılmaz yararlarından yararlanabiliriz.
Sıcak bir ortamdasınız, dışarıda müthiş bir soğuk var. Hasta olabilirim diye dışarı çıkmaya korkmak yerine, ortamdaki değişimi bünyenize tanıtırsanız, bünyeniz de ortama uyma konusunda çaba gösterecektir.
Bir an için düşüncenizi bedeninizde yoğunlaştırın. Yattığınız, oturduğunuz ya da ayakta durduğunuz yerde kendinizi rahat hissetmeye çalışın, kaslarınızın gereksiz yere kasılmamış olmasına özen gösterin. Başınızın, ellerinizin, kollarınızın ayaklarınızın, bacaklarınızın ve farkında olabileceğiniz her türlü ekleminizin rahat hareket edebildiğini düşünün, Hatta kendinizi hafifce sallayın, bedeninizin eklemli öğeleri silkeler gibi yapıp rahatlatın. Birkaç saniye sakin durun ve bedeninizde neler olup bittiğinin farkında olmaya çalışın.
Oturursanız ya da ayakta iseniz dik durun. Başınız dik ama çeneniz hafif içeri çekilmiş olmalı. Başınızın konumu öyle olmalı ki, sanki bin metre ötede duran bir insanın gözlerine bakıyormuş gibi yere paralel bir doğrultuda bakabilmelisiniz.
Göğüs kafesini açıp nefes sığanızı artırmak için omuzlarınız dışa doğru açık olmalı. Kollarınız gövdenizin yanlarında iken avuç içlerinizi tam karşınızda duran birine göstermek istermiş gibi kollarınızı dışa çevirdiğinizde, göğüs kafesinin genişlediğini ve nefes almanızın iyileştiğini göreceksiniz.
Burnunuzun tıkalı olmamasına dikkat edin. Burun deliklerini açmak üzere, buruna su çekebilirsiniz, ya da nane ve benzeri kokulardan yararlanabilirsiniz. Bir burun deliğini kapatıp nefesinizi hızla tek burun deliğinden hızla nefes alıp vererek tıkanıklığı açmaya çalışabilirsiniz.
Derin nefes almak üzere, önce akciğerlerin karına yakın alt bölümlerine doğru olmak üzere 3-4 saniye boyunca yavaş ve rahat bir şekilde, ama ciğerleriniz iyice dolana kadar havayı içinize çekin. Ciğerleriniz dolduğunda yarım saniye kadar bekleyin, sonra aynı yavaşlıkta nefesi geri verin.
Bu işlemi birkaç kere yineleyin. Bünyenizin kendisini dış ortama ayarlaması için bazı sinyaller ilgili hücrelere ulaştırılacaktır. Bu yazının kapsamı içinde konuşursak, soğuk sandığınız mekanlarda kendinizi o kadar soğuk hissetmeyeceksiniz. Beden ısısını dengede tutmak için ek ısı üretecek süreçler başlayacaktır. Şimdi de bu ısıyı korumak üzere sizi soğuktan yalıtacak türden giysiler giyin.
Ortam değiştirdiğiniz her durumda, özellikle sıcak bir ortamdan soğuk bir ortama geçtiğiniz zamanlarda, kendinize 10-15 saniye ayırıp bu nefes çalışmasını yapabilirsiniz.
Tibet'de, Nepal'de rahiplerin o yüksek ve soğuk coğrafi bölgelerde, çoğumuz için ince sayılabilecek kaftanlarla dolaşmaları, hatta üzerlerindeki ıslak giysileri kurutabilecek ısıyı bünyelerinde üretebilmelerinin sırrı, nefes ve konsantrasyon ile metabolizmalarındaki ısı üretme süreçlerini geliştirmeleri olsa gerek.
Isınmak için başka neler yapılabilir?
Aşağıda yazdıklarımın bir kısmı çok iyi bilinen şeyler, ama birarada derlenmiş olarak yazmak için burada sıralıyorum.
Bol bol sıcak içecekler içebiliriz. Çorba gibi sıcak sıvı yiyecekler alabiliriz.
İçindeki kafein durumu sizin için uygun olduğu sürece, sıcak çay ve kahve de ısınmanıza yardımcı olabilir. Öncelikli amaç sıcak içecek alma olduğu için, çay ya da kahvenin açık olmasında yarar var.
Çayda ve çorbada bolca limon kullanabiliriz.
Limonun anti-viral özelliği vardır.
Çay veya kahve sıcak sütlü olursa daha çok sıcaklık duygusu hissedebilirsiniz.
Şimdi söyleyeceğim bazı arkadaşların hoşuna gidebilir: sıcak çay ya da kahveye günde bir-iki kere ilaç niyetine bir-iki tatlı kaşığı viski ya da konyak ekleyebilirsiniz. Bunu yavaş yavaş için ki, tadı ve kokusu ile ilgili bilgiler beyine daha çok ulaşsın, boğazınızdan geçme süresi daha uzun olsun. Hem boğazınızdaki bakterileri etkisizleştirir, hem de içinizi sıcak tutar. Konyaklı çayı sabah içip işe gidecekseniz, alkolik damgası yememek için yol boyunca sarmısak çiğnemeyi unutmayın.
Bir karabiber tanesini ağzınızda beş dakika boyu tutup tadını ve kokusunu bol bol hissederseniz ve bu süre içinde derin nefesler alırsanız, hem bünyenizde bir ısınma mekanizması harekete geçecek, hem de, sanki sert bir kahve içmişcesine canlanacaksınız. İyice yumuşamış karabiber tanesini sonunda ister atın ister çiğneyip yutun.
Baharatlı sıcak yemeklerin canlandırıcı etkisini bilirsiniz. Daha pratik olarak, yarım çay bardağı kaynar su içinde bir çay kaşığı acı kırmızı biber ve birkaç damla limonu karıştırın. Her seferinde çok az bir yudum alın ve birkaç saniye ağzınızda bekletin. Bol bol nefes alın. Ağzınızdaki yudum ılıklaşınca yutun ya da atın.
Gövdemizin o en iç bölümlerine kadar ısınmak üzere, sıcak banyo, hamam veya sauna keyfinden yararlanabilirsiniz.
Kas hareketleri beden ısısı üretir. Kasılmış durumda kalmış sert kaslar ise, çalışmaları çok kısıtlandığı için beden ısısı üretimine fazla katkıda bulunamazlar. Kendimizi sıcak hissetmek istiyorsak öncelikle kaslamızın rahat ve esnek olması için çalışmalıyız.
Kendimize ayırabileceğimiz 10-15 dakikalık zaman dilimlerinde bile yapılabilecek çok şey vardır.
Evde, spor salonlarında, oyun sahalarında gerinme ve esneme hareketleri yapabiliriz. Çalıştığımız mekanlarda ve dış ortamlarda bile diğer insanların farkedemeyeceği türden bazı gerinme ve esneme hareketleri yapabiliriz.
Derin bir nefes alarak, hedef aldığınız kasları uzatacak şekilde ama fazla zorlamadan uzatarak gerin. Nefes verirken o gergide bekleyin veya gergiyi çok az gevşetin. Her nefes alışta kaslarınızı biraz daha uzatmaya çalışın. Derin nefes almayı ihmal ederek yapılacak germe ve esneme çabası çok daha az bir gevşeme ve rahatlama sağlar.
Sırtımızda o üçgen biçimli trapezius kas çiftinin çalışması bizi çok güzel ısıtır. Bu kasları çalışmasını bazı yararlı işler yaparak sağlayabilirsiniz. Örneğin bir testere alın, iş olsun diye ya da zevk olsun diye kalın bir kereste ya da odun kesin. Buram buram ısınacaksınız. Ya da, elinize bir temizlik bezi alın, mutfak tezgahlarını, banyoları, yerleri, dışarıda otomobilinizi üzerine bastırarak ovun, kolunuz ileri geri hareket etsin, trapezius kaslarınız çalışsın. Yararlı bir iş yapma niyetiniz yoksa bile, bu tür işleri yapıyormuşcasına kaslarınızı çalıştırabilirsiniz.
Bedenimizdeki fiziksel ve biyokimyasal süreçlerin düzenli çalışmasına gereksinimimiz olduğunu sinir sistemimize hatırlatmak üzere, yürüyüş, spor, esneme ve gerinme, yoga gibi çalışmalar yapabiliriz. Bu fiziksel hareketler sabah olursa daha da yararlı olur. Bu çalışmalar sırasında beynimizi bedenimiz üzerinde yoğunlaştırmalıyızç Aldığımız ve verdiğimiz her nefesin farkında olmalıyız. Spor merkezlerinde, bisklet aletinin üzerinde pedal çevirirken kitap okuyan kişiler ne yazık ki umdukları yararın çok azını elde edebiliyorlar.
Bol bol dansedin.
Grip olmamak için ne yapabiliriz?
Bakterileri antibiyotiklerle öldürebiliyoruz. Oysa virüsler hücre DNA'sı içinde yuvalandıkları için, virüs bulaşmış hücreleri ayırd edip yokedecek ilaçlar diğer hücrelerimizde de önemli yıkımlar oluşturuyor. Bu tür anti-viral ilaçlar şimdilik ender olarak kullanılıyor. O halde bağışıklık sisteminin güçlü tutmamız en iyi çare.
Bünyemizi yeterince sıcak tutmalıyız ki, hücrelerin çalışması durağanlaşmasın ve bağışıklık sistemimiz üst düzeylerde çalışsın.
Bağışıklık sistemimizi güçlendirmek üzere, önceki bölümlerde anlattığım çalışmalar virüslere karşı direncimizi artırmak için de yararlıdır.
Yeterince dinlenmeliyiz. Aşırı çalışma, stres gibi nedenlerle bünyemizde yıpranma başlamasın.
Bize gerekli temel vitaminler ve mineraller içeren doğal besinleri gerekli miktarlarda almalıyız. Vitaminleri doğal yollardan almalıyız. B12 vitamini dışında diğer vitaminleri haplar ile almanın bazı sakıncalarını bir sonraki bölümde anlatacağım.
Hapı yutalım mı?
Yazının başında bahsettiğim kişi gibi, hastalıklardan kendimizi korumak üzere hergün birkaç hap yutarak kolay bir çözüm bulabilir miyiz?
Durup dururken anti-biyotik almanın sakıncalarını hepimiz çok iyi biliyoruz.
Virüs aşısına gelince, daha önceki zamanlarda ortaya çıkmış virüslerden size bir grip aşısı dozu hazırlıyorlar. Bu virüslerle şimdiye kadar karşılaşmamışsanız fakat bu sene karşılaşma olasılığınız varsa, bu aşı yararlı olabilir. Büyük bir olasılıkla, bu virüslerle karşılaştık, ya bağışıklık sistemimiz bize hissettirmeden bu virüsleri etkisizleştirdi, ya da hasta olduk ama sonucunda bağışıklık geliştirdik. Bu seneki kış mevsiminin modası olan virüsler için aşıyı ise ancak bu virüslerle tanıştıktan sonra üretebilecekler.
Birçok vitaminler ve diğer organik maddeler belli dozlarda yararlıdır. Genel olarak bu maddelerin yararlı olmaları için sinerjisi olan bazı başka maddeler de gerekmektedir . Bu aktif maddelerin kontrolsuz çalışıp zarar vermesini önleyecek bazı sınırlayıcı maddeler de bedenimizde bulunmalıdır.
C vitamini örneğini ele alalım. Portakal yediğiniz zaman, C vitamininin sinerjisi olan P vitaminini de alıyorsunuz. Sentetik C vitamini haplarından aldığınız durumda, eğer bedenimiz P vitaminini başka yerlerden edinemediyse, bi yarar sağlayamıyorsunuz. Sentetik C vitamininin böbreklerde kristalleşip taş oluşturması artık bilinen bir zarar. Öyle ki, düzenli vitamin hapı almanın bir gelenek haline geldiği ABD'de son yapılan bazı tıbbi araştırmalar, C vitamini haplarının zararlarına dikkat çekiyor.
Yaygın alınan haplardan biri de B grubu vitamin haplarıdır. B12 vitamini dışında diğer bütün B grubu vitaminlerini bünyemiz ya da bağırsak bakterilerimiz sentezleyebiliyor. Düzenli olarak B grubu vitamin hapları aldığınızda, bir süre sonra bünyenin vitamin sentezleme mekanizması duruyor. Hap almayı geciktirdiğiniz anda ani bir yorgunluk ve çöküntü başlıyor.
B12 vitamini, suda çözünen ve midede emilen bir vitamin. Bedenimizde sentezlenmez ama, normal koşullarda bize bir-iki yıl yetecek kadarı karaciğerde depolanmıştır. Süt ürünleri ve yumurta bile yemeyen türden saf vejetaryan iseniz, bitkisel gıdalarda bunu bulamazsınız, dışarıdan B12 desteği almalısınız. Hayvansal gıdalar yiyen insanlarda, mide iyi çalışıyorsa B12 eksikliği olmaması gerekir. Kendinizi yorgun hissettiğiniz zamanlarda arasıra B12 desteği almanız zarar vermez.
Mineraller organik madde olmadıkları için bunları hap olarak alabiliriz. Ülkemizde yenilen gıda türlerinin çeşitliliği nedeniyle, bu maddeleri doğal besinlerden yeterince alıyor olmamız gerekir. Ek destek olarak birkaç günde bir, vitamin içermeyen, yalnızca mineral içeren haplardan düşük dozda alabilirsiniz.
Yorgun kaslar için mağnesyum yararlıdır. Hatta kalp kaslarımızın yorgunluğunu gidermek için de yararlıdır.
Çinko ve selenyum minerallerinin bağışıklık sistemimizi güçlendirme, virüslere karşı direnç oluşturma yönünde yararları anlaşılmıştır.
Öte yandan, bedenimiz kullanabileceğinden çok daha fazla miktarlarda organik ya da inorganik maddeler ile yüklenirse bu maddelerin yolaçtığı zehirlenmeler olur. "Azı yarar çoğu zarar" sözü vitaminler ve mineraller için de geçerli.
Kış hastalıklarından korunmak bu kadar kolay mı?
İster ilaç kullanalım, ister kullanmayalım, kış hastalıklarına yakalanmamanın en iyi çaresinin bünyemizi zinde tutmak ve bağışıklık sistemimizi güçlendirmek olduğunu biliyoruz.
Bazı çok güçlü bakteriler ve güçlü virüsler var ki, bağışıklık sistemimiz onlarla başedemeden onlar bize üstün gelebilir. Ama birçok bakteri ve virüs türü ise, yeterince güçlü olamadığımız zamanlarda bizi yatağa düşürüyorlar.
Beyinimiz ile bedenimiz arasındaki koordinasyonu aksatmadan bedensel varlığımızın sürekli farkında olmamız ile ve metabolik süreçlerin iyi çalışması gerekliliğini bünyemize hatırlatacak fiziksel çabalarımız ile herzaman gücümüzün zirvesinde olabiliriz.
BiZ 3 KiŞiYiZ;
KeYFiM, BeN ve KaHYaSi...
Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)
Bookmarks