Modern insan Mutsuz Gülbahar Aytekin / anadolugenclik
Danışman psikolog & Psikoterapist Mehtap Kayaoğlu Modern insan Mutsuz
![]()
Hepinizin ilgisini celbetmiştir muhakkak son dönemlerde yaşanan cinnet, katliam ve cinayet vak´aları… Nasıl celbetmesin ki… Ne tarafa dönsek eli kanlı bir katil ya gazete manşetinden ya da televizyon ekranından bize doğru art niyetli bakışlar fırlatmakta… Normal ruh sağlığına sahip olanların anlamakta güçlük çektiği, anlasa dahi bi anlam veremediği, içler acısı cinayetlere her gün bir yenisi daha ekleniyor… Ritüelleştirilen magazinsel cinayetler yeni vakalara davetiye çıkarıyor adeta… Anlayacağınız toplum iyi değil! Ruhlar hiç iyi değil… İşte topluca ve toplumca içinden geçtiğimiz bu cinnet dolu günlerin anatomisini bir de uzmanına sorup, derin ve rahat bir nefes alalım, bir bilenin gözünden aktaralım istedik… Danışman psikolog&Psikoterapist Mehtap Kayaoğlu´nun sorularımıza verdiği içten yanıtlar her birimizi kendimizle yeniden yüzleşmeye çağırıyor...
n Kız arkadaşını kesip doğrayanlar, öz annesini öldüren çocuklar, komşusunun çocuğunu sandıklara kapatanlar, ailesini kurşuna dizenler, cinnetler, cinayetler… Sizce neler oluyor?
Toplum yavaş yavaş ruh sağlığını kaybetmeye başlıyor. Bahsettiğiniz durumlar, ruh sağlığı yerinde normal popülâsyonu temsil etmeyen; tam tersine, ruh sağlığı yerinde olmayan insanların verdiği tepkileri temsil ediyor. Her insanın sıkıntıları olabilir… Zorlukları… Baş etmekte güçlük çektiği sorunları…İletişim kurmada yetersiz olduğunu düşündüğü yerler… Ama her türlü hoşuna gitmeyen durum için kalkıp da etrafındaki insanları doğramaz. Kesmez… Kurşuna dizmez… Cinayet işlemez… Ruh sağlığı yerinde olmayan, anti sosyal kişilik özellikleri gösteren, düşmanlık ve zarar görme duyguları yüksek kişiler yapar bu tarz davranım kalıplarını. Sorunuza tekrar dönersek! Bence neler oluyor? Bence insanımızın ruh sağlığı iyiden iyiye bozuluyor. Günlük hayattaki esneme paylarını yitiriyor. Sabırsız ve düşmanca tutumlar sergiliyor. Ve hayatta olabilecek her türlü sıkıntıyla baş etme konusundaki yetersizlikleri artıyor. İnsanlarla iletişim kurma yollarını unutuyor. Öfkesini kontrol noktasında sürekli geri adım atıyor. Kendi yaşamında meydana gelen başarısızlıklar için çevresindeki insanları suçluyor. Ve suçlamalar sonucunda kendi öfkesini kırbaçlayarak, en yakınındaki insanları infaz ediyor.
n Eskiden gazetelerin üçüncü sayfalarında yer bulan cinayet, cinnet haberlerinin şimdilerde medyada-basında geniş yer bulmasını ve gazete manşetlerine taşınmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu tür haberlerin sırf reyting uğruna sürekli el altında olması kesinlikle yanlış… Çünkü bu tür duyguları bilinçaltında besleyen; ama ortaya çıkarma konusunda cesareti olmayan diğer hasta ruhlu insanları harekete geçirdiğini düşünüyorum. Özellikle antisosyal kişilik bozukluğu olan insanlar, düşünce öncesi davranış denilen süreci hızlı yaşıyorlar. Yani düşünmeden, tepkisel olarak harekete geçme dediğimiz durum. Şiddet içerikli düşünceleri var ama bir türlü yapamıyorsa, ekranda gördüğünde, gazetede okuduğunda kendi bilinçaltıyla ve yapmak istedikleriyle yüzleşir. Harekete geçmek istediğine karar vermesiyle birlikte cinnet/cinayet girişimleri vuku bulur. O nedenle bu tür haberlerin sürekli ortalıklarda gezinmesi son derece yanlış. Net olarak sansüre uğraması gerektiğine inanıyorum.
n Şiddete ve dahi vahşete doğru koşar adım yürüyüşümüzün sebebini nerelerde aramak lazım?
Bunun için öncelikle “şiddet nedir? Nasıl oluşur?” gibi bir soruya cevap aramak lazım. Dilerseniz size “Şiddet duygusu bilinçaltında nasıl oluşur?” onu anlatayım. Biraz kafa karıştırıcı gibi görünse de elimden geldiğince anlaşılır aktaracağım merak etmeyin, Herhangi bir duygunun bilinçaltında gelişim süreci son derece önemli bence. Şiddet nasıl oluşuyor anlarsak eğer, şiddetin önlenmesi konusunda neler yapabileceğimizi de daha güzel aktarabiliriz. Büyümeye başlayan insan yavrusu, ortalama üç yaşlarına geldiğinde kendisini “özne” olarak tanımlamaya başlar. Bir anlamda kendilik bünyesini oluşturmaya başlar. Bu kendilik bünyesinin ortaya çıkmasıyla birlikte “kimliklenme” süreci doğar. Onun başlangıçta, kendisine ait, kendi gözünden bir kimliği yoktur. Dünyayı annesinin penceresinden görür. Dâhil olduğu ortamın tanımlamalarıyla değerlendirilir. Bu tanımlamalar kendi inisiyatifinde değildir ve öznelliğine yeterli alan ve imkân sağlamaz. Bazı durumlarda toptan “yok” bile sayılabilir. Ciddi bir “yokoluş bunaltısı” oluşturan bu durumların dışına çıkmak ve “öteki”nin kapsamından çıkmak için “tepkime” gösterecektir. “Ben kimim?” sorusuna yanıt verme süreci, önemli ölçüde “Kim değilim?” merakına verilen cevapla başlar.
Bu süreç şu anda anlatmaya çalıştığım kadar kolay aşılamaz…! Çünkü evlatlarımızın yeni bir sınavı daha vardır: “iyi-kötü” ikilemiyle tanışmak ve bu ikilemi aşmak…! Duygusal ayrışma ve bireyselleşme sürecinde, bütünüyle “kötü” olan “öteki”; bütünüyle “iyi” olan “kendisi”dir. Sağlıklı, sağlam, esnek ve sürekli bir kimlik için “iyi” ve “kötü”nün bilinçaltında sağlıklı bir biçimde bütünleşmesi gerekir. Bütünleşmeden sonra sürekli, sağlam, esnek ve dayanıklı “kimlik” ortaya çıkar. Bütünleşmenin olmadığı bireylerde “kimlik karmaşası” veya “kimlik dağılması” yaşanır ve bizler bu sorunları çözmek için psikolojik destek verir dururuz! Böyle bir sağlıksız kimlik yapılanmasına “kırılgan kimlik” diyoruz! Kırılgan kimlik, karşılaştığı sıkıntı ve sorunlarda tolerans eksikliği yaşar ve yansıtmalı düzeneklerle kendisini korumaya çalışır. Hayal kırıklıklarının, üzüntülerinin, memnuniyetsizliklerinin sorumlularını “dışarı”da arar. Böylece “kötü” dışarıdadır. “iyi” kendindedir. Dışarıda “düşman” aranır! Dışarıdaki düşmana karşı yoğun kaygı, nefret ve dikkat gösterilerek, yani şiddet… Ve böylece şiddet “yapıştırıcı” olur! Yapıştırmaya engel olacak müdahalelerin tamamı daha da fazla öfkeye neden olur ve şiddeti artırır! Özetle iç dünyamızdaki saldırgan dürtüler bütünleşmeyi önler… İç dünyadaki “iyi” imgeleri korumak ve muhafaza edebilmek için, iç dünyadaki saldırgan dürtüler ve kötü imgeler dışarıya yansıtılır… Ve şiddet oluşur… Oluşan şiddetin de kontrolden çıkmasıyla yaşanan cinnetleri de zaten hep birlikte izliyoruz.
n Modern dünyada İnsanların daha tatminsiz, daha doyumsuz olmaları, umutsuzluğa ve mutsuzluğa daha meyilli olmaları ne ile açıklanabilir?
Modern dünya maalesef insanları bireyselleştirme çabası içine girdi. “Birey olmak” ile “bireyselleşmek” arasındaki farkı göz ardı ederek. Ve Batı, yani modern hayat insanı yalnızlaştırdı. İnsanı insan yapan değerlerin devre dışı kalması, manevi doyum ve insani melekelerin yok edilmesi de bunlara eklenince!.. Günümüz insanı maalesef mutsuz.
n Bir uzman Danışman Psikolog&psikoterapist olarak günümüzde ailelerin en çok hangi konularda çözülmeler yaşadığını düşünüyorsunuz?
İnsanlar günümüzde kavram kargaşası yaşıyor. Yaşanan kavram kargaşaları hem bireysel hayatımızda hem de aile hayatımızda, kelimelerin anlamlarını yanlış algılamamıza, dolayısıyla da yanlış yaşamamıza neden oluyor. Evlenmek… Çift olmak… Yani çift olarak hayatı yaşamak neredeyse unutulmaya başlandı. Eşler artık birbirleri için daha az fedakârlık yapmaya; hata ve kusurları daha fazla ön plana çıkarmaya ve daha fazla bireysel tavırlar sergilemeye başladılar. Oysa evlilik; tanımı ve yaşam biçimi itibariyle “bağlayıcı” bir ilişki şeklidir. Birinin diğerine göre konumlandığı/konumlanması gereken; bireysel özgürlükleri “öteki”ne göre yani hayat arkadaşımıza göre düzenlememiz gereken bir yaşam durumudur.
Günümüzde gençler hem evli olalım hem de kendi hayatımızı yaşayalım istiyorlar. Ben de diyorum ki “Kusura bakmayın…!” Evlendiyseniz… Karşı tarafı kayırarak ve onunla ortak bir oluşumu başlatarak yaşamak zorundasınız! Bu durumu beğenmeyen ve ben kendi hayatımı yaşamak istiyorum diyenler evlenmesin! Birbirini seven ve birbirine olan bağlılığını bir ömür boyu sürdürmek isteyen insanlar evlensin.
n Psikolojimizi bireysel ve toplumsal olarak korumanın-iyileştirmenin gerek maddi gerekse manevi reçetesi nedir, fert olarak yapmamız gerekenler nelerdir?
Zor soru soruyorsunuz.. Bu konu başlığı altında kocaman kalın bir kitap yazabilirim rahatlıkla… Ama özetle söylemem gerekirse öncelikle kendi kişisel hayatımızda ne yaptığını bilen, neyi neden yapmadığını bilen insanlar olarak kaliteli bir yaşam sürmeyi prensip edinmeliyiz. Kendimizden yola çıkarsak öncelikle kendi ruh sağlığımıza yatırım yapmayı denemeliyiz. Çünkü bireysel olarak herkes kendi ruh sağlığını korursa, toplum zaten otomatikman iyileşecektir.
Bunun için kendimize zaman ayırmalı, kendimizi geliştirici çalışmalara yer vermeliyiz. Sevdiğimiz insanlarla içi dolu sohbetler etmeliyiz. Ailemizi sevmeye ve onlarla iyi geçinmeye çalışmalıyız. Olabilecek her türlü sıkıntının ortasında bile, bunlardan uzaklaşmanın sayısız yolu olduğunu hatırlamaya çalışmalıyız. Problem yaşamaktan korkmamalıyız. Bilmeliyiz ki en yoğun sıkıntının olduğu anda bile sayısız çözüm bize bakıyordur da bizim haberimiz bile olmayabilir. Ama doğru yerlere bakmayı başarırsak, bize gülümseyen çözüm yollarıyla göz göze geliriz. Ve “üstesinden gelmek” kavramını doyasıya yaşarız…
Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)
Bookmarks