Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan 12 SonuncuSonuncu
1 den 10´e kadar. Toplam 11 Sayfa bulundu

Konu: Osmanlı Devletinde Yapılan Savaşlar

  1. #1

    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    608

    Standart Osmanlı Devletinde Yapılan Savaşlar


    Pelekanon Savaşı


    Türklerin Kocaeli yarımadasındaki kaleleri alarak Boğaza inmeleri Bizans imparatorluğunu telâşa düşürdü. Hem zabtedilen kaleleri geri almak ve hem de epey zamandan beri kuşatılmakta olan İznik'i kurtarmak için Bizans İmparatoru III. Andronikos gizlice hazırlıkta bulunarak Rumeli'den getirttiği 2000 kişilik kuvvete İstanbul ve etrafından da kuvvet katarak bunlarla beraber Anadolu yakasına Üsküdar'a geçmiştir. III. Andronikos (Genç) 1329 mayısında Orhan'ın üzerine yürüyüp kendisine sahilde Flokren kasabasını karargâh yapmıştı.
    Bunu haber alan Orhan Bey, İznik muhasarasına bir miktar asker bırakarak seçme 8000 mevcutlu kuvvetlerinin başında olarak Pelekanon mevkiinde bizzat İmparatorun kumandasındaki Bizans kuvvetleriyle çarpıştı. Akşam olmuştu, geceleyin muharebeye devamın tehlikeli olduğunu gören İmparator ordugâhına döndüğü sırada bu vaziyeti gören Orhan'ın fırsatı kaçırmayarak şiddetle taarruza geçmesi üzerine, Bizans ordusunda müthiş bir panik oldu, birbirlerine girdiler. Yaralanan imparator deniz yoluyla İstanbul'a kaçtı (1329 veyahut 1330). Bu muharebede Orhan'ın kardeşi Pazarlu Bey de kumandan olarak bulunmuştur.
    Pelekanon zaferi sonrasında aynı sene içinde tekrar İznik üzerine döndü. Artık kendisine yardım imkânın göremeyen İznik (Nikea) kumandanı bazı şartlarla teslim oldu. Bursa'nın alınmasını müteakip halka karşı gösterilen yumuşaklık ve teslim şartlarına riayet edilmiş olması İznik'in tesliminde de gösterildi. Şehir ve kaleyi teslim alan Orhan Bey, halktan arzu edenlerinin eşyalarıyla beraber gitmesine müsaade etti ve hattâ bu müsaadekârlıkta daha ileri giderek İznik halkının kendi tabaasından olmak ve yalnız cizye vermek şartiyle âdet ve ananelerini muhafaza edebilecekleerini îlân etti. İznik muhafızı olan Rum beyi deniz yoluyla İstanbul'a gittiyse de halktan çoğu gitmedi. Harp sahasına yakın olduğu için geçici bir müddet beylik merkezi İznik'e naklolundu.
    İznik kuşatması esnasında kaledeki muhafız Rumlardan ve halktan gerek muharebede ve gerek açlık ve hastalık vesaire yüzünden ölenlerin dul kalmış olan kadınları İznik'te bulunan Orhan Bey'e başvurarak kendilerine bakacak kimseleri olmadığını söylemişler, Orhan Bey bu kadınları askerlerden arzu edenlerin nikâhla alabileceklerini ve bunlarla evlenenlerin iznik muhafazasında bırakılacaklarını söyleyerek bunlara yeni kocalar bulmuştur. İznik alındıktan sonra beylik merkezi yapılmasını müteakip Orhan Gazi bir büyük kiliseyi (Ayasofya) cami yaptı. Bir manastırı medreseye çevirip Yenişehir kapısı tarafında bir de imaret yaptırdı ve aynı zamanda zevcesi Nilüfer Hatun da yine burada bir imaret ve Orhan'ın oğlu Süleyman Paşa ise medrese inşa ettirdi, diğer hayır sahiplerinin yaptırdığı tesislerle az zamanda burası bir Türk şehri manzarası gösterdi. Bundan dört sene sonra da Bitinya'nın zahire ambarı olan Gemlik alındı (1334 M.) ve bunu Armutlu, Anahor mevkilerinin alınmaları takip eyledi.

  2. #2

    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    608

    Standart

    Sırp Sındığı Savaşı


    Osmanlılar zabtettikleri yerlerde teşkilât yapıp arazi işlerini tanzim ederlerken Edirne ile Filibe'nin geri alınması için Sırp ve Bulgarlar da faaliyette bulunuyorlar ve Papa vasıtasıyla Avrupa'yı
    harekete getirmek istiyorlardı.
    1364 senesinde Filibe'yi Türklere teslim ederek ailesiyle beraber Sırbistan'a gitmiş olan Bum kumandanı, Sırp kralı V. Uroş'a müracaat ve Türk kuvvetlerinin azlığından bahis ile kralı Osmanlılar aleyhine sevketti ve eğer bu işe göz yumulacak olursa vaziyetin çok vahim olacağını bildirdi. Papa V. Urban'ın teşvikiyle Macar kralı Layoş başta olarak Bulgarlar, Sırplar, Eflâk prensi ve Bosnalılar birleşip hazırlandılar; zaten bu sırada Papa'nın Sırp kralına göndermiş olduğu mektup da bu ittifakın yapılmasında etken olmuştu. Layoş (Lüdvig) muvaffak olursa öteden beri arzu ettiği üzere Bulgarları nüfuzu altına alacak ve burada Katolik mezhebini yayarak Papa'nın yüksek teveccühünü kazanacaktı.
    Yukarı Makedonya'da Sırplarla birleşmiş olan müttefikler süratle Edirne üzerine yürüdüler. Sultan Murad Hüdavendigâr o sırada Bursa'da bulunuyordu; Edirne'de beylerbeyi yani ordu kumandanı bulunan Lala Şahin Paşa, bu tehlikeli hali bir taraftan pâdişâha bildirmekle beraber diğer taraftan kendisi bir keşif kuvvetini düşmana karşı göndererek müttefiklerin vaziyetini öğrenmek istemişti. Müttefikler Meriç nehrini geçtikten sonra Hacı İlbeyi yetişebilmişti.
    Hacı İlbeyi, Meriç nehrini geçen ve kendilerine mukabele edilmediği için ihtiyatsız hareket eden düşmanın gaflertinden ve sarhoşluklarından istifade ile gece yarısı üç koldan yaptığı âni bir baskınla bunları şaşırtarak müthiş bir paniğe uğrattı. Bu suretle perişan bir halde dağılan düşmanın bir kısmı Meriç nehrinde boğuldu ve Macar kralı Layoş güç hal ile kurtuldu ve kurtuluşunu boynunda asılı olan Meryem'in tasvirine hamleyleyerek memleketine avdetinde onun adına bir kilise yaptırmıştır (765 H. / 1364 M.). Bazı Osmanlı tarihlerine göre Hacı İlbeyi'nin bir avuç askerle kazanmış olduğu bu büyük muvaffakiyeti beylerbeyi Lala Şahin Paşa çekemeyerek kendisini zehirletmek suretiyle ölümüne sebep olmuştur.
    Edirne'nin batısında Meriç nehri önünde, vukua gelen ve Osmanlı tarihlerinde Sırp sındığı denilen bu muharebede elde edilen muvaffakiyet Rumeli'de Türklerin süratle ilerlemelerine vesile oldu. Bosna'da olduğu gibi Balkan devletleri üzerinde de yüksek hâkimiyet tesis etmek isteyen Macarların Osmanlı Türkleriyle ilk temasları bu Meriç muharebesi'yle başlar.
    Osmanlı hükümdarı müttefiklerin Edirne üzerine geldiklerini haber alınca hemen kuvvetlerini toplayıp icabında Rumeli'den dönerken korsan gemileriyle kendilerini tehdid edecek olan ve Katalanların elinde bulunan Biga'yı bizzat kendisi karadan ve Aydıncık (Edincik) ve Gelibolu'dan getirttiği donanma denizden muhasara etmiş ve bu sırada Meriç muzafferiyetini haber almıştı; fakat Sultan Murad Biga muhasarasını kaldırmayarak burasını aldıktan sonra Bursa'ya dönmüştür (766 H./1365 M.).
    Bizim Osmanlı tarihlerine göre Sultan Murad, Sırp sındığı muzafferiyetinin şükranesi olarak Bilecik'te bir cami ve Yenişehir'de bir imaret ve Gazi Erenlerden Postin puş Baba'ya bir tekke ve Bursa hisarında bir cami ve Çekirge'de bir imaret, medrese ile eski kaphca ve han yaptırmıştır; bu tesislere 767 H./1366M. senesinde başlanmıştır.
    Osmanlılar, Sırp sındığı galibiyetiyle gururlanıp gevşemediler; esas programlan Balkanlarda (Rumeli'de) yerleşmek olduğundan bu haçlı seferi kendilerini îkaz ettiği için arkadan gelecek tehlikelere karşı daha hazırlıklı bulunmayı icap ettiren tedbirleri almakta gecikmediler. Muharebe icabı olarak Sultan Murad, merkezini Bursa'dan Edirne'ye naklettirdi (1365) ve Edirne şehri saray, cami, medrese ve sair ilmî ve içtimaî müesseselerle süslenmeğe başladı.
    1366'da Bizans imparatoru Yuannes'in dayısı Savua kontu Amadee kadırgalarla gelerek Osmanlılardan Gelibolu'yu alıp orayı imparatora verdiyse de burası 1 sene sonra tekrar Türklere geçti; Gelibolu'nun kısa bir zaman için elden çıkması Rumeli'deki durumu değiştirmedi.
    1367'de Kara Ali Bey oğlu Timurtaş Paşa, Bulgarlardan güneyde Kızılağaç'ı ve kuzeyde Yanbolu (Diampolis) ve Lala Şahin Paşa da İhtiman ile Sofya'nın güneyindeki Samakov'u aldılar ve bir sene sonra yani 1368'de bizzat Sultan Murad Balkan dağlarının güneyinde Burgaz yakınındaki Bulgarlara ait Aydos'dan başlayarak Karinabad, Sözepoli (îşepol) ve daha sonra Bizanslıların idaresindeki Hayrabolu'yu ve 1369'da ise Pınarhisar ve Vize (Vizya)'yi aldı ve evvelce zabtedilip sonradan elden çıkmış olan Kırkkilise (Kırklareli)'yi de tekrar aldıktan sonra Doğu Trakya fütuhatını tamamladı. İmparator Vize'yi geri almak istediyse de muvaffak olamadı. Tuna nehrinden Rodop Balkanlarına kadar orta ve güney Bulgaristan'a ve Osmanlı hakimiyetinden evvel de kısmen Trakya'ya sahip olan Bulgar kralı Yuvan Şişman Türklerle başa çıkamıyacağını anlayarak sulh yaptı ve bu suretle Osmanh himayesini ve vergiyi kabul etti ve kızkardeşi prenses Marya'yı da Sultan Murad'a verdi; Şişman, kendisine muhalif olup Macarları Vidiriz sokmuş olan biraderi Stratisimir'e karşı Murad'la Ulahlardan yardım alarak Vidin üzerine gittiyse de muvaffak olamadı. Merkezi olan Tırnova'ya avdetinde Lala Şahin paşa'nın Bulgaristan'a taarruz edeceğini anlayarak 1371'de Makedonya Sırp kralıyla birleşerek Samakov mevkiinde Lala Şahin'le harbe tutuştu ise de kesin olarak mağlup oldular. Bunun üzerine Çatalca ve havalisindeki bazı kaleleri zabt etmiş olan Sultan Murad; bu Makedonya Sırpları üzerine kuvvet sevketti.

  3. #3

    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    608

    Standart

    I. Kosova Savaşı



    İki Tarafın Harp Nizamı



    Sultan Murad bu son seferine hareketi esnasında Anadolu'daki arazisinin muhafazası için beylerinden beş kişiyi bıraktıktan sonra Rumeli'ye geçti; oğullarından Kütahya ve Hamid tarafları sancak beyi Bayezid ile Karesi (Balıkesir vilâyeti) sancak beyi Yakub'u da sefere çağırmış ve Anadolu beylerinden istemiş olduğu kuvvetleri de beraberinde götürmüştü. Bunlardan başka Makedonya'da bulunan ve Osmanlı himayesini kabul etmiş olan Sırp beyleri ile Dobruca'daki Tatarların beyi Saraç Bey ve Köstendil prensi Kostantin de askerleriyle pâdişâhın ordusuna iltihak etmişlerdi.
    Bir müddet evvel hacca giden Gazi Evrenuz gibi tecrübeli bir Rumeli akıncı kumandanın o sırada gelerek orduya katılması ve böyle bir savaşta hazır bulunması Türk ordusunun maneviyatının artmasına sebep olmuştu.
    Bulgaristan işini halleden vezir-i âzam Ali Paşa, Yanbolu'ya dönerek pâdişâhla orada buluştu. Osmanlı kuvvetleri İhtiman (Sofya il Tatarpazarı arasında), Sofya, Köstendil, Kratova yoluyla düşman kuvvetlerine doğru hareket etti. Bu sırada Sırp elçisi gelerek meydan okuyup muharebeye hazır olduklarını bildirdi. Elçinin gelişinin sebebi hakikatte Osmanlı ordusunun vaziyetini öğrenmekti; bu son mevkide harp meclisi toplandı oy birliğiyle asıl düşman kuvvetleriyle karşılanmak ve Evrenuz Bey'in tavsiyesiyle düşmandan evvel varıp iyi yer tutmak üzere ileriye gidilmesine karar verildi ve Sırp despotu Lazar'ın merkezi olan Priştine'ye doğru yüründü.
    Ordunun öncü kuvvetleri Gazî Evrenuz Bey ile Paşa Yiğit kumandasında idiler; Macarların (Riko Majo) dedikleri Priştine'nin güneyinde yani Priştine'ye 3 kilometre daha yakın olarak Üsküp ile Priştine arasındaki Kosova ovasına gelindiği zaman müttefik düşman kuvvetleriyle karşılaştılar; bunların kuvvetleri Osmanlılardan çoktu. Sırp kaynaklarının da söyledikleri veçhile Türk ordusu geçtiği yerlerde hiç bir suretle yağma ve tahribat yapmamıştı.
    Düşmanla karşılaşınca Sultan Murad derhal harbe girişilmesini söyledi ise de Evrenuz Bey havanın sıcak ve askerin yorgunluğu sebebi ile harbin ertesi güne bırakılmasını arz ettiğinden öyle yapıldı.

    İki Tarafın Harp Nizamı



    Osmanlıların Balkanlardaki durumunu tâyin edecek olan bu muharebe, Sırp kaynaklarına göre 20 Haziran 1389 ve bizim tarihlerdeki kaynakların tetkikine göre (Bakınız Hammer tercümesi c. 3, s. 330) takvim hesabı üzere 16 Şaban 791 / 10 Ağustos 1389 salı günü Kosova sahrasında yapıldı. Ordunun sağ koluna Kütahya ve Hamid sancak beyi şehzade Bayezid kumandasında Rumeli beylerbeyi olan Kara Timurtaş Paşa ve Evrenuz Bey ve diğer tecrübeli beyler ve sol kola Karesi sancak beyi Yakup Bey kumandasında olarak Anadolu beylerbeyi Saruca Paşa, Kastamonu Germiyan, Hamid, Teke ve Menteşe, Aydın kuvvetleri konulmuştu.
    Başkumandan olan <A href="http://www.osmanlimedeniyeti.com/Bilgi/I.%20Sultan%20Murad">Sultan Murad; âdet olduğu üzere ordu merkezinde yer almıştı. Merkez kuvvetlerinin önünde yeniçeriler ve onların önünde de toplar vardı. Evrenuz Bey'in tavsiyesiyle ordunun sağ ve sol kanatlarının önüne biner okçu konmuştu. Sağ cenah okçu kumandanı Hamidoğlu Malkoç ve sol kol okçu kumandanı da Hamidoğlu'nun oğlu Mustafa Bey'di. Vezir-i âzam Ali Paşa pâdişâhın yanında bulunuyordu.
    Karşı taraf düşman ordusunun merkezinde Sırp despotu Lazar sağ cenahta yeğeni ve damadı Brankoviç, sol cenahta Bosna kiralı Tvartko kuvvetleri vardı. Düşman kuvvetleri Sırp, Bosna, Macar, Ulah (Eflâk) Arnavud ve Osmanlı tarihlerinde görülen Leh ve Çek kuvvetlerinden oluşuyordu. İki taraf kuvvetlerinin miktarı bilinmiyor. Osmanlılar düşman kuvvetinin kendi kuvvetlerinden ziyade olduğunu söyledikleri gibi karşı taraf da aksini beyan ediyor; fakat Hammer'in de kaydettiği gibi düşman kuvvetinin Osmanlı kuvvetinden epey fazla olması pâdişâhı tereddüt ve endişeye düşürmüş olduğu görülüyor ki bu tereddüdü Neşrî de kaydederek pâdişâhın endişesini def’ için Ali Paşa, Allah'ın inayetiyle azlığın çokluğa galebesine dair âyet okumuş ve Sultan Murad'ın maneviyatını kuvvetlendirmiştir. Bu kayıtlar düşman kuvvetinin çokluğunu göstermektedir.
    Muharebeye önce düşmanın atmış olduğu topla başlandı. Muharebe esnasında Osmanlı ordusunun sol kolu sarsıldı ise de Şehzade Bayezid'in bu kola yardımı ve düşman saflarını yarması üzerine tehlikeli durum düzeldi (Kosova fetihnamesi).
    Sultan Murad’ın Şehâdeti
    Türk ordusunun kahramanlığı ve harb plânının mükemmel surette düzenlenmiş ve uygulanmış olması sayesinde üstün kuvvette olan düşman bozulmuş ve Bosna kuvvetleri süratle çekilmişti. Kosova savaşı 8 saat sürmüştür; Sultan Murad harp sahasından ayrılıp otağına gelmeden, bu zafer sevinci dolayısıyla şükrane olarak harp sahasını gezdiği sırada Miloş Obiliç adında yaralı bir Sırp asilzadesi tarafından hançerlenmiştir.
    Muharebe henüz bitmediğinden ağır yaralı olmasına rağmen Sultan Murad muhar*****n sonuna ve kat'i zafere kadar emir ve kumandayı elinden bırakmadı; bu sırada Osmanlı kuvvetleri tarafından sarılarak kaçamayan Sırp despotu Lazar ile oğlu ve bin kadar maiyyeti ve beyleriyle esir edilmiştir.
    Öleceğini anlayan Sultan Murad düşmanı takip etmekte olan büyük oğlu Bayezid'i çağırttı ve devlet erkânının ittifakıyla hükümdarlığı, birçok seferinde kudret ve kabiliyetini gördüğü bu değerli oğluna bıraktı ve az sonra da vefat etti; Murad'ın ölümünün ardından Despot Lazar ile oğlu derhal katledildiler.
    Sultan Murad'ın cesedi mumyalanarak Bursa’da Çekirge’de yaptırmış olduğu türbesine gönderilerek iç organları vefat ettiği yere gömülmüş ve üzerine türbe yapılarak zamanımıza yakın devre kadar "Meşhed-i Hüdavendigâr" adıyla devam etmiştir. Bayezid, babasının yanına davet edildiği zaman diğer şehzade Yakub Çelebi bozulmuş olan düşmanı takip etmekte olup babasının yaralanarak ölümünden haberi yoktu. Kendisine “baban çağırıyor” diye haber gönderdiler ve gelir gelmez saltanat iddiasına kalkmasın diye devlet erkânının kararıyla boğduruldu ve onun cesedi de babasının tabutuyla beraber Bursa'ya gönderilerek onun yanına defnedildi. Yakub Bey şehit edildiği zaman otuz yaşında bulunuyordu; mağduren vefatı orduda ıztırap uyandırdı.

  4. #4

    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    608

    Standart


    Kırkdilim Savaşı


    Kastamonu'nun işgalini müteakip o mıntıka ile Yeşilırmak tarafında Kadı Burhaneddin'in nüfuzu altındaki beyler —ki Burhaneddin'den nefret ediyorlardı— Osmanlıların yüksek hâkimiyetini tanımışlardı. Bu hâdise artık Orta Anadolu'yu işgal etmek üzere bulunan Osmanlı devletiyle Kadı Burhaneddin arasında muharebeye sebep olmuştur.
    Osmanlı hükümdarı, hasmı olan Süleyman Paşa'yı öldürünce Kadı Burhaneddin'e bir nâme yollayıp onun müttefiki olan Candaroğlu'nun katlini bildirmiş ve zımnen tehdid etmişti. Bundan başka asıl Kadı Burhaneddin'den yüz çeviren Amasya, Osmancık ve Maden tarafındaki beylerin Osmanlı himayesini kabul etmeleri de bu muhar*****n başlıca sebeplerinden olup Burhaneddin'in otoritesini kırmıştı.
    Takriben 794 H. / 1392 Temmuzu'nda Çorum sahrasında Osmanlıların zabtetmiş oldukları Kırkdilim kalesi önündeki Kırkdilim mevkiinde Kadı Burhaneddin ile Yıldırım'ın oğullarından Aydın ili sancak beyi bulunan Şehzade Ertuğrul'un kumanda ettiği Osmanlı kuvvetleri arasında 3 gün süren muharebede Osmanlı kuvvetleri mağlup ve Ertuğrul maktul olmuş ve Burhaneddin'in müsaadesiyle İskilip, Ankara, Kalecik ve Sivrihisar tarafları Moğollar tarafından yağmalanmıştır.
    Osmanlı kuvvetlerinin bu mağlubiyetinden sonra aradaki düşmanlık artmış, Burhaneddin, Osmanlıların himayesine girmiş olan Amasya'yı almak üzere o tarafa gitmiş ise de Osmanlıların Amasya'yı kurtarmak üzere sevkettikleri kuvvetlerin Merzifon'a, geldiğini duyunca harbe girişmeye cesaret edemeyerek Sivas'a dönmüştür. Artık bundan sonra Yeşilırmak havalisindeki yerler tamamen Osmanlı hâkimiyeti altına girmiştir.
    Kadı Burhaneddin, diğer Anadolu beyleri gibi çekingen olmayıp cevval, gözü pek ve mücadeleci, durup dinlenmek bilmeyen bir hükümdar olduğundan Osmanlıların karşısında Anadolu'da ehemmiyetli bir hasımdı; fakat elindeki kuvvet Osmanlılarla sürekli olarak savaşacak gibi muntazam yetiştirilmiş olmayıp toplama kuvvetlerdi; bununla beraber Kırkdilim muharebesindeki galibiyeti kendisinin kolay kolay diş geçirilmez bir hükümdar olduğunu göstermişti.
    Amasya emiri Ahmed Bey, Kadı Burhaneddin'in kendisine karşı devam eden mücadelesinden usanmış olduğundan Osmanlı hükümdarına müracaat ederek Amasya'yı terk etmek isteyip mukabilinde kendisine başka bir mahalde sancak verilmesini rica etmesi üzerine Şehzade Çelebi Mehmed kumandasıyla 30.000 kişilik bir Osmanlı kuvveti gelerek Amasya'yı işgal etmiştir ( 795 H./1393 M.). Bunun üzerine Kadı Burhaneddin, Osmanlıların daha güneye inmelerini önlemek üzere geçitleri tahkim eylemiştir.
    1393'de Osmanlı şehzadesi Çelebi Mehmed'in sancak beyliğiyle ve mühim bir kuvvetle Amasya'ya gönderilmesi bunun ilk defa hizmete girdiğini gösterir; kendisi bundan sonra biraderleriyle olan mücadelesinde burasını merkez yapmış ve Bayezid Paşa ve Hacı ivaz Paşa ve Biceroğlu Hamza Bey gibi sâdık adamlarını burada bulmuştu ki bunlardan Bayezid Paşa Amasyalı ve Hacı İvaz Paşa ile Hamza Bey Tokatlı idiler. Amasya'nın elden çıkması Burhaneddin'e büyük bir darbe oldu. Bu defaki Osmanlı harekâtı Osmanlılara Kastamonu, Osmancık, Merzifon, Amasya ve o taraflardaki kaleleri kazandırmış ve Tokat ile Amasya arasında Osmanlı ve Burhaneddin kuvvetleri arasında çarpışmalar olmuştur. Amasya'nın alınması, Osmanlılara Tokat ve Sivas'a inmeleri için mühim bir adım teşkil etmiş ise de yâ zorlu bir hasım olduğundan ve daha ziyade Rumeli'de çok daha mühim işler olmasından dolayı Burhaneddin'in ölümüne kadar o taraflara bir hareket yapılmamıştır.

  5. #5

    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    608

    Standart


    Varna Savaşı


    İki Tarafın Savaş Düzeni
    Türk ordusunun sağ koluna Anadolu Beylerbeyi Karaca, sol kola Rumeli Beğlerbeyi Hadım Şehabeddin Paşalar tâyin edilmişlerdi; merkezde başkumandan olarak II. Murad bulunuyordu. Merkez cephesinin önüne bir mızrak ucuna takılmış olarak Edirne-Segedin Anlaşması dikilmişti; ordunun gerisi tahkim edilmediğinden sarılmak tehlikesi vardı. Merkezde yeniçerilerin önünde kazıklarla muhafaza edilmiş hendek bulunuyordu.
    Müttefiklerin, Ulahlar ve beş bölük Macar’dan müteşekkil sol cenahı Varna bataklıklarıyla muhafaza altına alınmış ve sağ cenah ise açık ovaya ve şehre doğru düşmüştü; bu kol açık ve tehdide maruz olduğundan Macar kuvvetleri tamamen burada toplanmışlardı. Bayrakları siyahtı. Kardinal Jülyen Sezarini'nin kumandasındaki kuvvetler bu kolda idi. Kral Ladislas, merkezde Sen Jorj sancağı altında bulunup elli süvari ile muhafaza altına alınmıştı. Başkumandan Hunyad bütün kollara kumanda edeceği için seyyar bir halde idi.
    İki taraf kuvvetlerinin miktarı hakikî olarak malûm değilse de düşman kuvvetinin, Türk kuvvetinden ziyade olduğu muhakkaktır. Varna savaşı 10 Kasım 1444 (28 Receb 848) salı günü yapılmıştır. O gün Sen Marten yortusu'na tesadüf ettiği için haçlılarca uğurlu sayılmıştı. Osmanlı ordusunun sağ koluna Anadolu beylerbeyi Karaca Paşa ve sol koluna Hadım Şehabeddin Paşa kumanda ediyorlardı. II. Murad, kaide üzere merkezde yeniçerilerle beraber yerini almıştı.
    Muharebe başlar başlamaz Jan Hunyad, Osmanlı ordusunun Karaca Bey kumandasındaki sağ koluna bizzat hücum ederek bu kolu geri sürdü; sol cenaha yüklenen Eflâk kuvvetleri ise bu kolu bozdular ve hattâ yandan pâdişâhın bulunduğu ordu merkezine doğru yürüdülerse de püskürtüldüler. Ordunun gerisinin tahkim edilmemesinden dolayı (burada ağırlıklar ve develer bulunuyordu) bu kısım tehdid edildi. Sağ ve sol kollar dağılmış olduklarından ordu merkezinde yalnız hükümdar, maiyyeti ve kapıkulu kuvvetleri kalmıştı; fakat Sultan Murad telâş göstermeyerek yerinde duruyor ve kumandayı bırakmıyordu.
    Osmanlı ordusunun sağ ve sol kollarının bozulduklarını gören Macaristan kralı Ladislas (III. Vladislas) heyecana gelip Jan Hunyad'ın men etmesine rağmen kendisini tutamayarak Polonyalı kuvvetlerle beraber Osmanlı ordusu merkezine ve pâdişâhın üzerine hücum ederek sancakların bulunduğu yere kadar geldi. Yeniçeriler şiddetle müdafaada bulundular ve merkezden içeriye giren düşman kuvvetlerini çevirdiler; bu sıra yeniçerilerden Timurtaş adlı bir yiğit kralın atının ayağına bir balta vurarak atı ve kralı yere düşürdü; kralın düştüğünü gören yayabaşı (Yeniçeri bölüklerinden birisinin kumandanı) Koca Hızır hemen koştu ve derhal kralın başını kesti ve bunu bir mızrak ucuna takarak gösterip yüksek sesle bağırmağa başlayınca Polonya kuvvetlerinin kuvve-i mâneviyeleri bozulup kaçmağa başladılar ve fakat hiç birisi kaçamayarak maktul düştüler. Varna muharebesi Haçlıların Kostantaniyye'yi kurtarmak için yaptıkları son seferdi.

    Sonuç:
    Bu sırada Osmanlıların sol cenahını çevirmekte olan Jan Hunyad süratle yetişerek vaziyeti düzeltmeğe ve kralın ölüsünü almağa ve "biz kral için değil dinimiz için vuruşmağa geldik" diye askeri cesaretlendirmeye çalıştı ve hattâ bir iki hamle daha yaptıysa da kralın katlini duyan Türk kuvvetlerinin dönerek kuvvetin arttığını görmesi üzerine kendi kuvvetini toplamağa muvaffak olamamış ve kralın katli duyularak haçlı ordusunda umumî bir panik husule gelmiştir. Bunun üzerine Jan Hunyad da Polonyalı kuvvetlerden kurtulanları alarak kaçmış ve Sultan Murad'ın muharebe meydanını terk etmemesi bu büyük başarının elde edilmesine sebep olmuştur.
    Varna muharebesinde Anadolu beylerbeyi Damat Karaca Paşa ile Kara Timurtaş Paşa’nın torunu Umur Bey'in oğlu Osman Bey şehid olmuşlardır. Düşman ordusundan ise Kral Ladislas ve anlaşmanın bozulmasında birinci derecede âmil olan Kardinal Jülyen Sezarini maktul düşmüşlerdir. Düşmanın ileri gelen kumandanlarından bazıları esir düştüler; kaçanlar Tuna boyuna kadar takip olunup bir kısmı katlolunmuşlardır. Arab kaynaklarına göre Osmanlıların kaybı on bin kadar olup düşmanın ise daha çoktu. Varna muharebesi ve Jan Hunyad'ın mağlûp olması Osmanlıların daha evvelki mağlûbiyet lekesini silmiş ve Türklerin Rumeli'de iyice istikrarını temin eylemiştir. Varna harbi sabahtan ikindiye kadar sekiz, dokuz saat sürmüştür.

    II. Murad'ın ikinci defa hükümdarlığı
    Sultan Murad Varna'dan Edirne'ye dönünce Anadolu'ya geçmeyerek Veziriâzam Halil Paşa ile diğer ileri gelenlerin tesiriyle ihtimal ki tehlike iyice geçinceye kadar oğluyla müşterek olarak ikinci defa hükümdar olmuştur.
    Bu muzafferiyet fetihnameler ile Memlûk sultanı Melik Zahir Çakmak ile Timurlulardan Şahruh Mirza'ya ve Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah'a bildirilmiş, harb esirleriyle beraber hediyeler gönderilmiştir; Azab Bey elçiliği ile Memlûk sultanına gönderilen hediyelerden başka yüksek dereceli esirlerden harb kıyafetleriyle yirmi beş tutsak da yollanmıştır.

    II. Mehmed'in ikinci defa hükümdarlığı
    Sultan Murad bu ikinci defaki hükümdarlığında bir seneden az bir zaman kaldıktan ve hükümdarlığa bir tehlike başgöstermediğini gördükten sonra ikinci defa oğlunu Oruç Bey'in kaydına göre (s. 58) istikbali üzere hükümdar yaparak Manisa'ya gitmiştir (takriben 849 Ramazan başı / 1445 Aralık); Sultan Mehmed, babasının arzusuyla saltanattan çekilerek yerine hükümdar olduğunu bir nâme ve hediyelerle Memlûk Sultanına bildirmiştir.
    Sultan Mehmed'in bu ikinci hükümdarlığı da kısa sürdü. Genç hükümdarın etrafında veziriâzam Halil Paşa'ya rakip olan Zağanos Paşa partisi onu fütuhata teşvik ediyorlardı. Halil Paşa ise henüz tehlikenin geçmediğini ve Eflâk prensinin iltihakiyle Tuna nehrinin ötesinde bulunan Jan Hunyad'ın tehdidini görerek (Iorga c. I, s. 444) ihtiyatlı hareket edilmesini ileri sürüyordu. Filhakika taarruz taraftarlarının bazı hareketler üzerine Sırp despotu ile Karaman ve Candar hükümdarları Manisa'ya Sultan Murad'a şikâyette bulunmuşlar ve o da oğluna kati yazarak bu taarruz hareketini önlemiştir (Heşt Bihişt, Behiştî, Âlî). 849 Zilhicce /1446 Martta Edirne'de bir büyük yangın çıkmış ve bunu takiben yeniçerilerin Edirne haricinde ada'da bir tepede toplanmak suretiyle isyanları vukua gelmiş. Bunlar devlet erkânından bazılarıyla bilhassa veziriâzam Halil Paşa'nın birinci hasmı olan Rumeli beylerbeyi Hadım Şahabeddin Paşa'nın konağını yağma edip kendisini öldürmek istemişlerse de Sultan Mehmed'in yanına saraya kaçarak kurtulmuştur. Para ayarının düşüklüğünden dolayı vuku bulduğu söylenen bu isyan bunların yevmiyelerine yarımşar akçe zam suretiyle bastırılmış ise de Vezir-i âzam Halil Paşa ile diğer devlet adamları İshak, Saruca Paşa'larla yeniçeri ağası Kurtçu Doğan ve Anadolu Beylerbeyi Ozguroğlu İsa Bey aralarında gizlice görüşerek Sultan Murad'ı yine hükümdarlığa getirmeğe karar vermişler ve kendisini getirmek üzere Saruca Paşa'yı Manisa'ya göndermişlerdir.

    Sultan Murad'ın üçüncü defa hükümdarlığı Alınan tertibat üzerine Sultan Mehmed bir in eğlencesi yapmak üzere şehirden dışarı çıkarılacak ve Sultan Murad gizlice getirtilip hükümdar îlân olunacaktı. Bunun neticesinde Sultan Murad gelerek hükümdar olmuş ve Sultan Mehmed de yine eski sancağı olan Manisa'ya, gönderilmiştir. Sultan Mehmed'in veziri ve akıl hocası Zağanos Paşa bazı tarihlere göre Sultan Mehmed'le beraber Manisa'ya gitmiş ve bazı kayıdlara göre de azlolunarak Balıkesir'de oturtulmuştur. Sultan Mehmed, kendisinin iki defa saltanattan hal'ine sebep olan Halil Paşa'ya iyice kin bağlamış ve İstanbul fethini müteakip İstanbul fethine mâni olmak istediği vesilesiyle öldürterek intikamını almıştır. Sultan Mehmed'in bu ikinci hükümdarlık tarihi üç buçuk ay kadar sürmüştür.

  6. #6

    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    608

    Standart


    II. Kosova Savaşı


    Jan Hunyad’ın Yeni Bir Haçlı Seferi
    Osmanlı hükümeti İskender Bey'in ayaklandırdığı Arnavutları yola getirmek için uğraşıyordu. II. Murat, bizzat İskender'in merkezi olan Kroya (Akçahisar)'yı muhasara ettiği sırada Jan Hunyad'ın hududu geçmek üzere olduğunu, gerek Vidin sancak beyinden ve gerek Sırp despotundan aldığı haberlerle öğrenmiş olduğundan muhasarayı kaldırıp dönmüştü. Jan Hunyad, Albert'in oğlu küçük Ladislas'a naip olmuş ve bütün işleri eline almıştı; Varna mağlûbiyetinin lekesini silmek istiyordu. Jan Hunyad Macarlardan başka Eflâk, Polonya, Erdel'den ve Almanya'dan da kuvvet toplamıştı.

    Jan Hunyad'ın Hududu Geçmesi
    Jan Hunyad, Macarlardan müteşekkil yirmi beş bin kişilik kuvvetinden başka Eflâk, Bohemya, Polonya'dan ve Almanlardan aldığı toplamı doksan bin kişilik bir ordu ile kendisiyle beraber olmayan Sırbistan'ı işgal eyleyerek yürüdü; Arnavutluk beyi İskender de kendisine kuvvet göndermeği vadetmişti.
    Sultan Murad, Hunyad'ın, Tuna'yı geçmek üzere olduğunu haber aldıktan sonra süratle Arnavutluktan çıkarak Sofya'ya, gelmiş ve orduyu terhis etmeyerek tımarlı sipahilere memleketlerinden harçlık getirmek üzere harçlıkçılar tâyin edip Sofya'da oturmuştu. Jan Hunyad, Sırbistan'dan çıkarak Osmanlı topraklarına girdikten sonra 852 Şevval /1448 Ekim ayı ortalarında Kosova’ya geldi. Onu müteakip seksen, yüz bin kişilik bir kuvvetle de Sultan Murad yetişti. Osmanlı ordusunda anlaşma mucibince Karamanoğlu'nun göndermiş olduğu yardımcı kuvvetler de vardı.
    Sultan II. Murad, muharebeden evvel Jan Hunyad'la bir anlaşma ile barış yapmak üzere bir elçi gönderdiyse de teklifi kabul edilmediğinden elçi döndü. İki ordu karşılıklı olarak bir gün bir gece durdular; hücumdan evvel top, tüfek ve oklarla bulundukları mahalde muharebe yaptılar.
    II. Murad'la bu savaşta hudud akıncı kumandanı olarak eski kumandanların yetişmiş oğulları yani İshak Bey oğlu İsa, Paşa Yiğit oğlu Turahan; Mihaloğlu Hızır Beyler bulunuyorlardı. Varna muharebesi’ndeki durumdan ders alınarak ordunun gerisi ağırlıklarla doldurulup seyis ve uşak takımından olan kişiler silâhlandırılıp üzerlerine de Saruca Paşa'nın kardeşi Sinan Bey tâyin edildi.
    Muharebe 1448 Ekim ayının 17, 18, 19’uncu günü olmak üzere üç gün sürdü. Muharebe Jan Hunyad'ın hücumuyla başladı; ordu çavuşları yüksek sesle ve heyecana getirici sözlerle askeri tahrik edip ve cesaretlendiriyorlardı. Osmanlı ordusu adet olduğu üzere sağ ve sol ve merkez kolundan mürekkepti. Düşmanın sağ kolunda Macarlar, Sicilyalılar ve sol kolda da Alman, Bohemya, Transilvanya ve bunların arasında Ulah (Eflâk) kuvvetleri bulunuyorlardı.

    Üç Gün Süren Savaş
    Hunyad, Varna muharebesinin kaybedilmesine Ladislas'ın heyecana kapılarak Sultan Murad'ın merkez koluna hücum etmesinin sebep olduğunu bildiğinden ve bu defa ise kumanda kendi elinde olduğundan galip geleceğinden emindi. Haçlı ordusunda I. Murad'ın oğlu olup babası Savcı Bey'in katlinden sonra kaçmağa muvaffak olan Davud isminde bir şahıs da vardı.
    Muhar*****n birinci günü (17 Ekim) hafif silâhlı askerler arasındaki muharebe eşit şartlar altında devam etti. Jan Hunyad, kuvvetlerine güvendiği için Osmanlı ordusunun ikinci günü muharebeyi müteakip çekileceklerini zannetmişti. Asıl hücum ikinci günü öğle vakti başladı ve o gün akşama kadar devam etti ise de iki taraftan hiç biri üstün gelemedi. Savcı'nın oğlu Davud'un tavsiyesiyle gece yarısı Osmanlı ordusuna yapılan baskın da neticesiz kaldı. Kat'î neticeyi üçüncü günkü muharebe gösterdi.
    Üçüncü günkü muharebe, gün doğmasıyla başladı; plân mucibince Osmanlı cenahları mukavemet edememiş gibi geri çekildi, bu suretle merkez kolu düşmana karşı açık kalmış olduğundan düşman buraya şiddetle hücum etti; yeniçeriler müthiş surette karşı koydular ve yine plân mucibince merkez kuvvetleri de yavaş yavaş geri alınıyordu; işte bu sırada sağ ve soldaki Osmanlı kuvvetleri merkeze girmiş olan düşman kuvvetlerini yandan ve geriden sarmağa başladılar; bu sırada Turahan Bey'in bulunduğu sağ cenah Osmanlı mukabil taarruzunun merkezini teşkil ediyordu; çünkü Osmanlıların sol kolu ile harb etmekte olan Jan Hunyad'ın sağ cenahını Turahan Bey kuvvetleri çevirmekte idi. Düşman çevrildiğini anladığından ümitsiz harb ediyordu.
    İşte bu sırada Vezir-i âzam Çandarlızade Halil Paşa'nın delâleti ve birtakım vaidlerle Eflâk prensi ele alındığından tam bu mühim anda Eflâk kuvvetlerinin Haçlı ordusundan ayrılmasıyla düşman bütün bütün sarsıldı. Zaten önden ve geriden hücuma uğramış olan haçlılarda panik başladı; bununla beraber bir dereceye kadar geri çekilerek asıl siperlerine girebildiler; Hunyad, kumandanlarını toplayarak görüştü. Almanlarla topçulara Murad karargâhının karşısına gitmelerini emretti ve kendisi de gizlice ordugâhtan çıkarak seçkin süvarileriyle beraber gece yarısı kaçtı. 19 Ekim'de, muhar*****n üçüncü günü Türkler Hunyad'ın tahkim etmiş olduğu ordu merkezine hücum ettiler, Almanlarla Bohemyalılar kendilerini müdafaa ettilerse de Türklere meydan okuyan başkumandanları Jan Hunyad gece kaçmış olduğundan dağıldılar; düşmandan pek azı kurtuldu; düşman zayiatı on yedi bin kadardı; bunların arasında Macar asilzadeleri de vardı. Hammer, üç gün süren bu müthiş muharebede Türk ordusunun zayiatı kırk bin olduğunu yazıyor ise de pek mübalağalı olduğu meydandadır; Halkondil ise bunu dört bin göstermektedir.

  7. #7

    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    608

    Standart


    Ankara Meydan Savaşı


    Osmanlı Padişahının Durumu
    Timur'un Bağdad'ı ilk defa almasını müteakip doğudan gelmekte olan tehlikeyi hisseden ve durumu henüz hayatta bulunan Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin Ahmed, Osmanlı ve Mısır hükümdarlarına başvurarak endişe verici durumu anlatarak Timur'a karşı ittifak teklif etmiş ise de her iki hükümdar da bununla olan maceraları ve kendisine îtimadları olmamasından dolayı bu müracaata ehemmiyet vermemişlerdi.
    Burhaneddin Ahmed'in ölümünden sonra Sivas, Malatya, Divriği ve havalisine sahip olan Osmanlılar Timur'un ilk hedefini teşkil ediyorlardı. Bundan dolayı Yıldırım Bayezid, Kadı Burhaneddin'in yaptığı gibi Memlûk sultanına müra Caat ile Timur'a karşı müttefikan hareket edilmesini teklif etti ise de Osmanlı hükümdarının Malatya'yı işgalinden müteessir olan Memlûk emirleri bu müracaatı kabul etmiyerek vaziyeti Timur'a müsait bırakmışlardı; o da bu gerginlikten istifade etmekte gecikmiyerek şaşırtıcı hareketlerle her iki devleti de ayrı ayrı vurmağa muvaffak oldu.
    Sivas'ı zabt ve tahrip eden Timur bu suretle Osmanlılara ilk darbeyi indirdikten sonra daha ileri gitmemişti. Sivas'ın acıklı vaziyetini duyan Bayezid pek müteessir olmuş ve hazırlıksız olması sebebiyle, derhal mukabele edememiş ve Timur'un daha içeri gireceğini tahmin ile onu dahilde karşılamağı muvafık bularak Kayseri’ye gelip Timur'ı beklemişti; fakat Timur böyle yapmayarak Sivas önünden dönüp hemen Suriye üzerine yürümüştü.
    Bunun üzerine Bayezid, bizzat ordusunun başına geçerek doğu hududuna gelmiş Erzincan ile Kemah'ı Timur'un müttefiki ve aralarının açılmasında âmil olan Mutahharten'in elinden almış ve kendisinin yüksek hâkimiyetini tanımak şartıyla yine ona vermiş ise de Kemah kalesini iade etmeyerek buraya muhafız koymuş ve rivayete göre Mutahharten'in ailesini de rehine alarak Bursa'ya göndermiştir (803 Zilhicce / 1401 Temmuz). Bu suretle Timur'a tâbi olan Erzincan ve Kemah beyine karşı yapılan bu muamele Bayezid'le Timur'un arasını büsbütün açmıştır.
    Timur, Suriye seferi esnasında Bayezid'e gönderdiği tehdidi havi mektupta kendi muvaffakiyetlerini sayıp döktükten sonra neticede Bayezid'in kendisine itaat etmesini bildirmiş ve buna karşı Bayezid de elçisi Yakup Bey ile yolladığı mektup ile kendi aslını, neslini ve muzafferiyetlerini sayıp döktükten sonra karşısına çıkacak düşmana karşı hazır olduğunu bildirmiştir. Timur bu cevaba karşı arada kurulacak dostluğun kâfirlere karşı İslâm’ın kuvvetini arttıracağını söyledikten sonra oğullarından birisinin kendisine göndermesini bildirmiştir. Timur'un bu tarzdaki yumuşak görünen hareketi hakikatte Bayezid'i kendi nüfuzu altına almak olduğu için onun oğullarından birisinin kendi yanında bulunmasını, yani rehin olmasını istiyordu.
    Timur'un zaferden zafere koştuğunu gören Osmanlı devleti erkânı başta vezir-i âzam Çandarlı zade Ali Paşa olduğu halde Yıldırım Bayezid üzerinde etkili olarak onu barışa meylettirmişler ve bu yolda Timur'a elçi göndertmeğe muvaffak olmuşlardır. Bayezid gönderdiği nâmede aradaki nefrete hiç bir sebep olmadığını ve bütün ecdadı gibi kendisinin de küffar ile gazada olduğunu beyan ile anlaşma teklif ediyordu; Timur, ilk baharda Anadolu hududuna gelerek Bayezid'in cevabını orada bekleyeceğini bildirerek elçilerin dönmesine izin vermiş ve kendi elçisini de onlarla beraber yollamıştı.
    Timur, bilhassa Kara Yusuf'un ölü veya diri olarak kendisine teslimini istiyordu; Bayezid, bir mültecinin teslim edilemeyeceğini ve zaten Kara Yusuf'un evvelce gitmiş olduğunu ve tekrar gelecek olursa yine kabul edilmesinin misafirperverlik icabından olduğunu, mamafih Kara Yusuf'a hiç bir veçhile yardım etmeyeceğini cevaben bildirmişti.
    Timur, Bayezid'e karşı diğer yerlerde olduğu gibi elindeki kuvvetle bir iş göremeyeceğini anlayarak, Orta Asya'da bulunan en güzide kuvvetlerini getirtmeğe mecbur olmuş ve kışı Karabağ' da geçirdikten sonra Anadolu'ya yürümeğe karar vermiştir. Bu sırada Çin İmparatoru ölmüş ve Çin'de karışıklıklar çıkmıştı; Timur Çin'in istilâsını iyi bir netice saymakta ise de burada bir netice almadan geri dönecek olursa Bayezid'in Irak, Elcezire ve Azerbaycan taraflarını elde etmesi ihtimalini düşünerek bu kuvvetli rakibi arkasında bırakmak istemiyordu; kendisini Anadolu harekâtından men etmek isteyenler ve muvaffakiyetin şüpheli olduğunu ve hezimet olursa neticenin felâketi mucip olacağını söyleyenler oldu ise de kendisini teşvik edenler de vardı. Nihayet ordusunu, getirttiği büyük kuvvetlerle takviye eden Timur, Bayezid'den başlıca aşağıdaki isteklerinin kabulünü istedi:

    1 —Kemah'ın Mutahharten'e geri verilmesiyle ailesinin serbest bırakılması.
    2 — Şehzadelerden birisinin kendi yanına gönderilmesi.
    3 — Metbuiyet alâmeti olarak kendisine gönderilecek olan külah ile kemerin kabul edilmesi.
    4 — Anadolu beylerinden alınan yerlerin yine eski sahiblerine iadesi.
    5 — Kara Yusuf'un kendisine teslimi olup halbuki Kara Yusuf daha evvel Osmanlıların yanından ayrılmış olduğundan bunun ailesinin teslimi istenmekte ve diğer bazı tekliflerde bulunulmakta ve bunlara mukabil kâfirlerle muharebe eden Osmanlılara yardım edileceği beyan olunmakta idi.
    Bütün bunlara karşı ihtiyatlı hareket edilmesini tavsiye eden vezir-i âzam Ali Paşa'ya Sultan Bayezid :
    — "Şerefimiz ve karşı koyacak kuvvetimiz vardır; tâbi olamayız ve istiklâlsiz yaşayamayız" sözleriyle mukabele etmiş ve Timur'la harbin tahakkuk etmesi üzerine malûm şekilde imparatorla anlaşarak İstanbul muhasarasını kaldırıp oradaki askerini çekmiştir.
    Diğer bazı kayıtlara göre Yıldırım'ın son gönderdiği hediyeler de Timur'un canını sıkmıştı. Hediyelerden her kısmın miktarı on adetti; halbuki Türklerde makbul rakam dokuz olduğundan hediyeler dokuzar olmalı idi. Bundan başka Bayezid nâmesinde kendi adını yaldızlı olarak iri harflerle yazdığı halde Timur'un adını siyah ve küçük harflerle yazmıştı.
    İki Taraf Ordularının Hareketi
    Nihayet muharebe iki tarafça da kaçınılmasının hareketi mümkün olmayan bir hal alınca ordular harekete başladı, iki koldan yürüyen Osmanlı ordusu Ankara önüne geldi. Timur da harekete geçti ve torunu Mirza Mehmed sultan'ı göndererek on iki gün muhasaradan sonra Kemah kalesini alarak yine eski sahibi Mutahharten'e verdi. Timur sonra Sivas'a yürüdü. Muntazam casus teşkilâtıyla Osmanlı ordusundan ve vilâyetlerden haber alıyordu.
    Yıldırım Bayezid, Timur'un Sivas'ta olduğunu haber alınca ağırlığını Ankara'da bırakarak Akdağ madeni ve Kadı şehri dağlık mıntıkasında mevzi almak istedi; askerlerinin yaya kısmı ziyade olduğundan Timur'un atlı kuvvetlerine karşı bu tarzda hareket etmeyi muvafık buldu. Vezir-i âzam Çandarlızade Ali Paşa ile kumandanların çoğu meydan muharebesi yapılmayarak Timur'un bulunduğu mıntıkanın hariçle bağlantısının tamamen kesilmesini ve ayrı düşen kuvvetlerinin vurulmasını müteakip taarruza geçilmesini tavsiye ettilerse de Bayezid kuvvetine ve kendisine güvenerek bu mütalaalara yanaşmadı.
    Ankara Meydan Savaşı
    Yıldırım Bayezid ile Timur'un öncü kuvvetleri Sivas ve Tokat mıntıkalarında temasa geldilerse de Osmanlı hükümdarı Sivas ile Tokat arasındaki geçitleri tutmuş olduğundan burada muharebe yapılmasını kendisi için tehlikeli gören Timur, Osmanlı kuvvetleri hakkında epey malûmat almış olduğundan Kayseri'ye doğru yürüdü; yandan bir taarruza uğramamak için pek ihtiyatlı ve çok ağır gidiyordu. Timur'un Sivas'la Tokat arasında muharebeyi kabul etmemesi üzerine Osmanlı kuvvetleri de mevzilerini terk ederek kendi istikametlerinde Timur kuvvetlerine muvazi olarak batıya doğru çekiliyorlardı. Timur, Bayezid'i kendisine doğru çekmek istediyse de vaziyete vakıf olan Osmanlı hükümdarı bu tuzağa düşmedi ve yapacağı taarruzun zamanını bekledi.
    Timur, Kırşehir'e doğru yürüyordu; o sırada Osmanlı kuvvetlerinin kendi üzerine doğru gelmekte olduğunu haber alınca vaziyetin kendisine müsait olmamasından dolayı telâş etti; ordusu erkânıyla görüşerek süratle ileriye gitmeyi ve düşmanı arkasında bırakmağı muvafık gördü ve Ankara yolunu tuttu.
    Timur, Ankara önüne gelir gelmez kaleyi kuşattı; kale muhafızı olan Yakup Bey, burasını şiddetle müdafaa etti. Timur, Bayezid'in kendisinin geldiği yoldan geleceğini tahmin ile o cepheyi iyice tahkim etti ve Ankara kalesini kuzey-doğu yani iç kale tarafından almak istiyor ve kalenin suyunu keserek Osmanlı kuvvetleri gelmeden önce burayı düşürmeğe çalışıyordu.
    Timur Osmanlı ordusunun daha geç geleceğini tahmin etmiş ise de bu tahmininde aldanmıştı; çünkü Bayezid kuvvetleri seri bir yürüyüşle çok daha evvel ve hem de Timur'un hiç beklemediği bir yoldan meydana çıkıvermişti. Halbuki Timur, Osmanlı ordusunu güney-doğudan gelecek diye beklerken Osmanlılar kuzey-doğudan yani Kalecik, Bavlı üzerinden gelerek Çubukova'da Melikşah köyü'ne inmişlerdi. Bu hale göre Timur bir baskına uğramış demekti. Bu an ve tehlikeli vaziyet karşısında Timur çok buhran geçirmekle beraber itidalini muhafaza etti, bütün gece çalışarak cephesini değiştirdi ve kalenin kenarından da çekildi.
    Timur'u böyle bir vaziyette yakalayan Yıldırım Bayezid, oğullarının ve kumandanlarının derhal taarruza geçirilmesi hakkındaki ısrarlarını dinlemedi ve bu mütalaaları reddederek büyük bir fırsatı kaçırdı ve kaide üzere mertçe harb etmeği muvafık gördü; tabii bu hareket Timur'a vakit kazandırıp onu düşmüş olduğu tehlikeli durumdan kurtardı. Ankara muharebesi diye meşhur olan ve Osmanlı istilâsını yarım asır gerileten bu savaş ya 19 Zilhicce 804/20 Temmuz 1402 Cuma günü, yahud 27 Zilhicce 804/28 Temmuz 1402 Cuma günü yapılmıştır.
    İki taraf kuvvetleri nisbetsizdi. Timur, Bayezid'in korkunç bir hasım olduğunu anladığından Maveraünnehir'deki en kudretli ve zırhlarla donanmış kuvvetlerini de getirtmiş olup onun ordusunun mevcudu 160.000 ve Osmanlı kuvvetleri ise Timur'un Fetihnâmesindeki kayda göre 70.000. Sırp despotunun yardımcı zırhlı kuvveti de bu yekûna dahildi. Bu suretle Timur'un kuvvetleri adetçe üstün olduğu gibi bilhassa süvari adedi de pek çoktu. Bundan başka Timur ordusunda 32 fil vardı. Bu durum üzerine Yıldırım Bayezid, ordu kumandanlarına muvaffak olmak için fedakârane gayrette bulunmalarını söylemişti.
    Osmanlıların harb nizamı üzere merkezde pâdişâh ve vezir-i âzam ile şehzadeleri Mustafa, Musa ve İsa Çelebiler bulunuyorlardı. Sağ kolda Anadolu kuvvetleri, Kara Tatarlar ve onların sağında okçular ve okçuların sağında ise Mire dag'ı vardı. Sırp despotu bu kolda olup kuvvetleri 20.000 kadardı. Bir miktar Arnavut kuvveti de vardı.
    Sol kolda ise Aydın, Saruhan ve Karesi sancakları valisi Şehzade Süleyman Çelebi ve Rumeli eyaleti kuvvetleri ve bunların gerisinde de Timur'un gizlice elde ettiği Kara Tatarlar ve onların gerisinde de Amasya sancak beyi Şehzade Mehmed bulunmakta idi ki ihtiyat kuvvetlerini teşkil ediyordu; sol cenah ova tarafına düşüyordu.
    Timur ordusunun sağ kolunda Timur'un oğlu Miranşah ve Emirzâde Mehmed Sultan ve diğer emirler ve sol kolda yine Timur'un oğlu Şahruh Bahadır ile Halil Sultan ve emirler bulunuyorlardı. Yıldırım Bayezid merkezde Melikşah köyü'nün güneyindeki tepede bulunup önünde ve çevresinde kanun üzere yeniçeriler ve onların önlerinde de Azap denilen hafif yaya kuvvetleri bulunmakta idi.
    Osmanlıların sol koluna yüklenen Timur kuvvetleri ilk zamanlarda bir şey yapamadılar; fakat sol cenahın gerisindeki Kara Tatarların —ki Timur tarafından gizlice elde edilmişlerdi— geriden Rumeli askerleri üzerine ok atarak bu cenahı iki ateş arasında bırakmaları ve buna mukabil ihtiyat kuvvetlerinin vaziyeti düzeltmek için yaptıkları gayretin boşa gitmesi üzerine Osmanlı sol kolu bu ihanetin kurbanı olarak geri çekilmeğe mecbur olmuştu.
    Merkeze yapılan hücumlara karşı Yeniçerilerin müdafaaları burada Osmanlıların hâkim vaziyetini gösteriyordu. Sağ koldaki muharebede de bu kol yine hıyanetle karşılaşmıştı. Bu kolda galip gelen Osmanlı kuvvetleri düşmanı sürmüşlerdi; bunun üzerine takviye alan Timur kuvvetleri tekrar faaliyete geçtilerse de muvaffakiyet Osmanlılarda idi; hattâ Timur buradaki kritik durumu ehemmiyetli gördüğü için muharebeyi büyük bir alâka ile takip ediyordu, işte tam bu sırada Anadolu beylerine tâbi tımarlı sipahiler Timur tarafına geçiverince bu cenah da geri çekilmeğe mecbur oldu. Bu durum üzerine merkezde mukavemet eden kuvvetlerin iki yanları açılmış ve mağlûp olan kollar dağılmak üzere bulunmuştu; muharebeye iştirak etmiş olan Sırp kuvvetleri kahramanca dövüştüler, bunların savaşını Timur bile takdir etmişti.
    Bu tehlikeli hal üzerine Bayezid'e geri çekilmesini tavsiye ettilerse de başta bunu kabul etmedi. Harbin kaybedildiğini gören vezir-i âzam Ali Paşa ile Murad Paşa, Yeniçeri ağası Hasan Ağa ve Karesi subaşısı İnebey büyük şehzade Süleyman Çelebi'yi alıp kaçtıkları gibi ihtiyat kumandanı olan Çelebi Mehmed de bin kadar maiyyeti kuvvetleriyle sancak merkezi olan Amasya'ya doğru kaçmıştı. Bundan başka Sırp despotu ile kardeşinin kumandası altındaki kuvvetler de kaçmışlardı; Yıldırım Bayezid ise yerinde duruyordu. Ümeradan Minnet Bey'in kaçma teklifini reddederek şerefle ölmeği tercih ettiğini söyledi. Fakat bulunduğu yerde kalmasının muvafık olmadığım anlayarak daha gerideki Çataltepe'ye çekildi; maiyetinde ancak iki, üç bin yaya ve atlı kuvveti kalmıştı. Bu kuvvetlere karşı merkezden yetmiş bin kişilik Timur kuvvetleri hücum ediyordu; Çataltepe bir kaç kat Timur kuvvetiyle sarılmıştı; Bayezid, orada elinde balta ile hücum edenleri düşürüyordu.
    Bayezid kaçabilmek için ortalığın kararmasını bekliyordu; bir aralık az bir kuvvetle birinci muhasara hattını yarıp fırlamağa muvaffak oldu, fakat çok sayıda çemberle çevrilmiş olduğundan her bir muhasara hattını zorlukla geçiyordu; kaçtığı haber alınınca takibine çok kuvvet sevk edildi; nihayet son müdafaa tepesinden üç saat ayrıldıktan sonra atı yuvarlandı; tekrar bir ata binmesine meydan kalmadan yakalandı.
    Bayezid'i, Timur'un yanına getirdikleri zaman, Timur kendisini karşıladı ve hakkında hürmet gösterdi ve kendisini teselli etti; bu hale sebebiyet verenin kendisi olduğunu söyledi; hil'at giydirdi ve kaçırılmaması için tertibat alındı. Bayezid'le beraber oğullarından Musa ve Mustafa Çelebilerle beylerbeyi Sarı Timurtaş Paşa, Kara Timurtaş Paşa oğullarından Ali Bey esir düşerek Kara Timurtaş'ın diğer oğlu Yahşi Bey maktul oldu. Yine Osmanlı ümerasından Hoca Firuz paşa —ki Timur'la harb taraftarı idi— Minnet bey, Mustafa bey esir düştürler.
    Timur, Ankara muzafferiyetini bildirmek üzere Fransa kralı VI. Şarl ile İngiltere kralı IV. Hanri'ye nâme yollamış ve kendilerinin — Niğbolu muharebesinde — yenemedikleri Osmanlı hükümdarına galip geldiğini bildirmiştir.
    Timur, muharebeden sonra Osmanlı kuvvetlerini takip için asker sevk ettiği gibi Osmanlı şehzadesi Süleyman Çelebi'yi yakalamak üzere torunu Mehmed Mirza'yı otuz bin kişilik bir kuvvetle ‘’Bursa’’ tarafına göndermiştir.
    Timur, Ankara önünde sekiz gün kaldıktan sonra Kütahya'ya gelmiş ve buradan hoşlanarak bir ay kadar oturmuştur. Timur Kütahya'da bulunurken Bursa'dan esir edilen Bayezid'in damadı Seyyid Mehmed Buharı ve Molla Fenarî diye meşhur Şemseddin Mehmed ile Şemseddin Cezerî gibi üç büyük zatı getirmişlerdi. Bunlardan başka Bursa'da. nezaret altında bulunan Karamanoğulları'ndan Maktul Alâaddin Bey'in oğullan Mehmed ve Ali Beyler de kurtarılarak Kütahya'ya getirilmiş Timur bunlara iltifat etmiş babalarının mülklerinden başka Osmanlılara ait olan Kayseri, Beypazarı, Akşehir, Sivrihisar Bolvadin taraflarını da Karamanoğulları'na vermişti.
    Osmanlı tarihleri ile Bizans kaynakları Yıldırım Bayezid'i esaretten kurtarıp kaçırmak için oğlu Çelebi Mehmed'in teşebbüsünü beyan ederlerse de, ne dereceye kadar doğru veya hangi kısmı hakikat olduğu anlaşılamamaktadır.
    Ankara Savaşından Sonraki Durum
    Ankara muharebesinden sonra yukarıda görüldüğü gibi, Timur Bursa, Konya, Akşehir, Karahisar ve diğer mahallere kol kol kuvvetler sevk etmişti. Bursa'ya giden Mehmed Mirza kumandasındaki otuz bin kişilik kuvvet şehzade Süleyman Çelebi'yi yakalamak istedi ise de muvaffak olamadı. Süleyman Çelebi, vezir-i âzam Ali Paşa ile muharebe meydanından kaçtıktan sonra Bursa'ya gelmiş ve oradan hazineyi ve kız kardeşi Fatma Sultan ile küçük kardeşi şehzade Kasım'ı alarak hemen Gemlik sahiline inmiş ve oradan da deniz yoluyla Darıca veya Boğazdaki Güzelcehisar'a yani Anadoluhisarı’na geçmeye muvaffak olmuş, Gemlik’e kadar gelmiş olan Ebubekir Mirza bunları yakalayamamıştır. Süleyman Çelebi pederinin ailesini götürememiş ve bunlar Bursa Yenişehir’de bulunurlarken on bin kadar kuvvetle kendisini takip eden Emir Mirza Ebu Bekir'in eline esir düştüler. Bayezid'in Sırp despotunun kız kardeşi olan zevcesi ile iki kızı Yenişehir'de bir evde saklanmışlardı. Yakalanıp Kütahya'da bulunan Timur'un yanına götürüldüler. Timur bunları Bayezid'in yanına gönderdi. Zafernâme’nin kaydına göre Bayezid'in bir kızı Timur'un torunu Ebu Bekir Mirza'ya nikahlandı. Bursa'da Şehzade Mustafa'ya nişanlanmış olan Sultan Ahmed Celâyirî'nin kızı da ele geçti; Emir Şeyh Nureddin Bursa kalesine giderek oradaki hazinede altın, gümüş, mücevherat ve kumaş ne varsa aldı ve bir defterini yaptırdı; Bursa da yağma edildikten sonra şehir ateşe verildi.
    Timur Kütahya'da bulunduğu müddet zarfında etrafı vurdurup sindirip emniyet hasıl ettikten sonra Yıldırım Bayezid'in memleketlerini almış olduğu Karaman, Germiyan, Aydın, Saruhan, Menteşe ve Hamidoğulları'nın beyliklerini iade etti; bunlar Timur'un yüksek hâkimiyeti altında ecdatlarından kalan yerlere sahip oldular.
    Sinop hükümdarı Candaroğlu İsfendiyar Bey, daha Timur Bayezid üzerine yürümeden evvel Erzincan emiri Mutahharten'in yanına gitmişti. Mutahharten onu beraberine alarak Alıncak kalesini görmeğe gelen Timur'un yanına götürmüş, İsfendiyar sonra yine memleketine dönmüştü. Timur, İzmir tarafına giderken İsfendiyar Bey, Menteşeoğlu Mehmed Bey'le beraber Timur'a peşkeşlerini çekerek tazimlerini arzeylemişti; Timur ona Sinop'tan başka ecdadının tekmil yerlerini yani Kastamonu, Tosya, Çankırı, Kalecik taraflarını da verdi. Timur Kütahya'dan kalkarak Denizli'ye, Menderes vadisine ve Aydın Güzelhisarı'na. ve oradan Ayasoluğ (Selçuk) ve Tire'ye gelmiş ve İzmir üzerine giderek Rodos şövalyelerine kalenin teslimini yahut vergiyi kabul etmelerini teklif etti ise de şiddetle red cevabı alınca şehrin etrafına sedler ve harb kuleleri yaptırıp orasını da derhal muhasara ile on beş gün dayanabilerek alınmıştır (6 Cemaziyelevvel 805/2 Aralık 1402). Malûm olduğu üzere bu sahil İzmir'i Frenkler Aydınoğlu Umur Bey'den almışlardı. Umur Bey burasını geri alamayarak bu uğurda şehid düşmüştü. Hayrete şayandır ki en müstahkem surlar bile bu cihangirin önünde dayanamamakta idi. Bundan sonra Foça ile Sakız adasındaki Latinler de Timur'a vergiyi kabul etmişlerdi. Timur, İzmir'i Aydınoğulları'na bırakarak onlara harb levazımı da verdi.
    Timur Bayezid'in oğlu Emir Süleyman Çelebi'ye de nâme yazarak kendisine tâbi olmasını bildirmiş ve o da Şeyh Ramazan ismindeki elçisi vasıtasiyle bu teklifi kabul eylediğinden kendisine bağlılık alâmeti olarak tac ve hil'at gönderilmişti.
    Yine bu İzmir fethinden sonra Yıldırım'ın diğer oğlu İsa Çelebi de Foça'nın Timur'un hâkimiyetini tanıdığı sırada Kutbeddin ismindeki elçisi ile itaatini arz eylediğinden ona da kemer, külah ve hediyeler gönderdi. Amasya sancak beyi Mehmed Çelebi'nin, Timur'a elçi gönderdiğine dair Zafernâme-lerde bir kayıt yoksa da Osmanlı tarihlerinde bu hususta malûmat vardır; Timur, Bayezid sağ iken Amasya valisi Çelebi Mehmed'i yanına davet etmiş, Çelebi Mehmed yola çıkarak yolunu kesenlerle çarpışa çarpışa Ankara civarına kadar gelebilmişti. Bu durum üzerine Çelebi etrafının muhaliflerle sarılı olup yolunu kestiklerini arz eyleyerek Sofu Bayezid ismindeki hocasını göndermiş ve ona verdiği nâme ile vaziyetini Timur'a bildirmiş ve hediyelerini de takdim eylemiştir; Çelebi Mehmed'in, Meskukât kataloglarında Timur namına sikkesi olduğu malûm olduğundan onun da Timur'un yüksek hâkimiyetini kabul etmiş olduğu görülüyor.
    Timur'un Rumeli'ye geçeceğinden bahis ile gemi hazırlaması hakkında gönderdiği nâmeden korkan Bizans imparatoru Manuel, Timur'a itaatini arz ile haracı kabul ederek bir çok altın ve hediyeler takdim eyledi. Mısır ve Suriye'ye sahip olan Memlûk Sultanı Ferec de Timur'un yüksek hâkimiyetini kabul etmişti. Timur sekiz ay Anadolu'da kalmış ve Rumeli'yi, Adaları ve Bizans İmparatoru ile, Memlûk sultanını nüfuzu altına alıp Anadolu'da parça parça eski beylikleri tekrar kurarak Osmanlı İmparatorluğu’nu dağıtıp karışıklık içinde bıraktıktan sonra memleketine dönmüştür. Timur giderken Moğolların, Selçuklular zamanında Anadolu'ya getirip yerleştirdikleri Kara Tatarlar’ı da götürmeye karar vermiştir. Kara Tatarların ileri gelenlerinden Teberruk ve Mürüvvet isimlerinde iki kişiyi davet ederek onları yine eski yurtlarına götürmek istediğini söylemiş ve onlar da muvafakat eylemişler ve bunun üzerine bir hile ile hiçbir tarafa kaçmamaları için evvelce alınan tertibat üzerine bütün mal ve aileleriyle ve hiç bir surette incitmeden pek azı müstesna alıp götürmüştür.

  8. #8

    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    608

    Standart


    Otlukbeli Savaşı


    Hasan Pâdişâh, HasMurad kuvvetlerini imha ettikten sonra meydana çıkmayarak şaşırtıcı bir plân takip etmekte idi. Bu plân mucibince Hasan Bey, Osmanlıları yandan tehdide Gâvur İshak adında bir kumandanı memur etmişti; buna karşı Anadolu beylerbeyi Davut Paşa ile onu takviye için Mahmud Paşa gönderildi ve bu suretle Osmanlılar ister istemez Otlukbeli veya Başkent denilen bu mevkide muharebeyi kabul ettiler. Hasan Bey kuvvetleri Otlukbeli tepelerini tutmuşlardı.
    İşte bu suretle Fırat havzasını Çoruh suyu menbalarından ayıran ve Otlukbeli diye şöhret bulan mevkide iki büyük Türk devletinin orduları arasında meşhur muharebe yapıldı.
    Osmanlı ordusunun merkezinde Fatih Sultan Mehmed, sağ kolunda Şehzade Bayezid, sol kolda Şehzade Mustafa bulunuyordu; pâdişâhın yanında yani merkez kolunda Kapıkulu ocakları ve şehzadelerin kumandaları altında da eyalet kuvvetleri vardı. Hasan Bey ordusunun sağ kolunda oğullarından Kör Zeynel Mirza ve sol kolda Uğurlu Mehmed Mirza bulunup Hasan Bey de merkezde idi.
    İki taraf arasında 16 Rebiülevvel 878 H./ 11 Ağustos 1473 M. de Çarşamba günü muharebe yapıldı. İlk muvaffakiyet Osmanlıların sol kolunda görüldü ve muharebe esnasında bütün hücum Hasan Bey'in merkez koluna tevcih edilerek burası top ve tüfek ateşi altına alındı; Hasan Bey zor kaçtı, kuvvetleri bozuldu; oğlu Zeynel Mirza ile ordusundaki yardımcı Gürcü kuvvetleri kumandanı maktul düştüler. Alınan esirler arasında Timurlulardan olup, Kara Yülük Osman Bey'in kızından doğan Mirza Miranşah torunlarından Mirza Mehmed Bakır, Mirza Zeynel, Mirza Muzaffer vardı. Diğer esir edilenlerden Kadı Mahmud Süreyhî ile Hasan Bey'in nişancısı Hoca Seyyid Mehmed Münşî ve imam ve musahibi Hısn-ı Keyfli Kadı Ali haklarında hürmet gösterildi; bunların hepsi serbest bırakıldılar. Bir de Fatih Sultan Mehmed, Karakoyunlulardan olup bu harpte Uzun Hasan'la beraber bulunanları serbest bırakmış ve yalnız esir düşen ve Hasan Bey'e benzeyen Pîr Mehmed Alpagot'u serbest bırakmamıştı.
    İşte bu suretle üssünden çok uzak bir yerde muharebeyi kabul etmiş olan Osmanlı ordusu harp tekniği sayesinde düşman memleketi içinde hasmına kuvvetli bir darbe vurmuştur. Harp önce sağ ve sol cenahlarda yapılmış ise de asıl kat'î netice Hasan Bey'in merkez koluna yapılan şiddetli hücum üzerine elde edilmiştir.
    Hasan Bey pek az bir maiyyet ile kaçmıştı. Kendisine pek benzeyen Pîr Mehmed Bey Alpagot onun yerinde durup "Hasan Pâdişâh benim” dediği için yakalayıp Şehzade Bayezid'in yanına götürüldü ise de Hasan Bey olmadığı anlaşıldı; bu sırada Turahan Bey oğlu Ömer Bey de esirliklen kurtarıldı.
    Zaferden sonra üç gün muharebe meydanında kalındı; pâdişâh ve diğer ordu erkânının arzularının tersine Mahmud Paşa'nın ısrarıyla Uzun Hasan Bey takip edilmeyerek buradan geri dönüldü; bu da Mahmud Paşa hakkında hasımları tarafından bir dedikodu mevzuu oldu. Dönüşte Şarkî Karahisar teslim oldu ve buranın kumandanı Darab Bey Purnâk'e Rumelide Çirmen sancağı beyliği verildi. Burada bulunulduğu sırada her tarafa fetihnameler gönderildi. Has Murad Paşa kuvvetlerinin imhasıyla zaferden ümidi sarsılmış olan Fatih Sultan Mehmed, bu muzafferiyetin şükranesi olarak kırk bin köle ve cariye azâd etti ve sefere hareket ederken maaşlarına mahsuben askere borç olarak verilen yüz yük akçeyi (on milyon gümüş para) bağışladı.

    Fatih'in Hüseyin Baykara'ya fetihnamesi
    Fatih Sultan Mehmed, bir İslâm ve Türk devleti hükümdarı olan Uzun Hasan Bey'in kendi aleyhine olarak Hıristiyanlarla ittifak etmiş olmasından dolayı ziyadesiyle müteessir olmuş ve Otlukbeli zaferi münasebetiyle Horasan hükümdarı Hüseyin Baykara'ya gönderdiği fetihnamesinde: "Şimdi anlaşıldı ki Uzun Hasan beyin ahd ve peyman dilinde olup ef’alinde yokmuş; çünkü diyar-ı İslam’a taarruz için gayr-i müslimlerle mektuplaşıp anları tahrik etmiştir” sözleriyle buna işaret etmiştir. Filhakika bu muharebe esnasında Hasan Bey'in müttefikleri olan Venedik, Papa, Napoli ve Rodos şövalyeleri donanmaları, Batı ve Güney Anadolu liman ve sahil şehirlerinden bazılarını zabtederek yakmışlardır ki İzmir, Antalya, Midilli bu yanmış olan şehirler arasındadır.

    Vezir-i âzam Mahmud Paşanın Azli
    Pâdişâh İstanbul'a gelince bu sefer esnasında bazı mütalealarından hoşlanmadığı Mahmud Paşa'yı ikinci defa vezir-i âzamlıktan azlederek Edirne civarında Uzuncaova Hasköyü ismi verilen yerde -ki burada Mahmud Paşa'nın vakıfları vardı— ikamete memur edip yerine Gedik Ahmed Paşa’yı tayin etti (1474).
    Mahmud Paşa, uzun müddet ma'zul olarak yaşamadı. Osmanlı tarihlerine göre aynı senede Karaman valisi Şehzade Mustafa vefat etmişti; Mahmud Paşa bunu duyunca pâdişâhı taziyet için İstanbul'a gelmişti; düşmanları tekrar vezir-i âzam olmasından korkup aleyhine bir entrika tertip ettiler. Mahmud Paşa'nın, ölen Şehzade Mustafa ile arası açıktı; Şehzadenin ölümünden paşanın memnun olduğunu söylediler; evine gönderilen bir casus paşanın beyaz elbise giyerek satranç oynadığı haberini getirdi; bundan başka pâdişâhın Mahmud Paşa hakkındaki infialine daha başka sebepler de vardı. Bunun üzerine Mahmud Paşa tevkif edilerek on sekiz gün Yedikule’de hapsedildikten sonra 17 Ağustos 1474 (3 Rebiulâhır 879) da îdam olundu. İstanbul'da Mahmud Paşa Camii diye meşhur olan camiinin yanındaki türbeye defnedildi. Halk arasında "Mahmud Pâşa-yı Velî” diye şöhreti vardır. Âlim, fazıl ve çok değerli bir devlet adamı olduğunda tarihlerin ittifakı vardır.

    Uğurlu Mehmed Bey'in Macerası
    Uzun Hasan Bey'in büyük oğlu olup Şîraz valisi bulunan Uğurlu Mehmed, babasından sonra Akkoyunlu hükümdarı olmak istiyor ve yaş itibariyle bunu tabii görüyordu; fakat karşısında buna mani olmak isteyen Uzun Hasan'ın sevgili zevcesi, Halil ve Yakup Beylerin valideleri olan Selçuk Begüm Sultan vardı; Selçuk Begüm, Uğurlu Mehmed aleyhinde söyleye söyleye nihayet babasını kendisinden soğutmuş ve hayatı da tehlikeli bir duruma düşmüştü. Kendisini artık emniyet içinde görmeyen Uğurlu Mehmed 879 H. 1474 M. de yani Otlukbeli muharebesini müteakip babasına isyan ederek Memlûk devletine iltica ile onlardan yardım istemiştir.
    Uzun Hasan'ın Memlûk devletinin kuzey hudutları üzerindeki emellerini ve bu hususta yaptığı taarruzları bilen Memlûk sultanı, Uğurlu Mehmed'in ilticasından istifade ile şehzadenin istediği kuvveti verip onu Irak taraflarına gön¬dermişti. Uğurlu Mehmed, babasının kuvvetleriyle harp etmişse de muvaffak olamayarak ağır surette yaralanıp kaçmış ve validesini, Memlûk sultanı Melik Eşref Kayıttaay'a yollayarak babasıyla arasının bulunması ve affedilmesi için delâletini rica etmiştir.
    Uğurlu Mehmed, arzusuna nail olamayınca bu defa da Osmanlıların yanına gelmiş ve bu halinden Uzun Hasan pek ziyade kuşkulanmıştı. Fatih Sultan Mehmed, Uğurlu Mehmed'i iyi karşılamış ve Hasan Bey'in Karaman oğullarına yaptığına mukabele eylemek istemiş onu kızı Gevherhan Sultan ile evlendirerek Sivas beylerbeyliğiyle hududa göndermiştir.
    Uğurlu Mehmed'in hudut üzerinde bulunması Selçuk Begüm Sultan'in emeline mani olacağından dolayı hükümdarlık vaadi hilesiyle Uğurlu Mehmed davet edilmiş ve o da bu hileye aldanarak Sivas'tan kalkıp Erzincan'a gittiği gibi yakalanarak öldürülmüştür (882 H. 1477 M.). Uğurlu Mehmed'le Gevherhan Sultan'ın izdivacından Göde Ahmed Bey doğmuştu. Uğurlu Mehmed'in öldürüldüğü pâdişâh tarafından haber alınınca kızıyla beraber torununu Erzincan'dan İstanbul'a getirtmiştir. Otlukbeli muharebesinden sonra Uzun Hasan'la barış yapılmayarak bu hal Akkoyunlu hükümdarının ölümüne kadar sürmüş ve yerine geçen oğlu Sultan Halil, dostluğun yeniden tesisi için ulemadan Kadı Alâaddin Beyhakî'yi İstanbul'a yollayarak bu suretle iyi ilişkiler yeniden kurulmuştur.

  9. #9

    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    608

    Standart


    Çaldıran Savaşı


    Çaldıran muharebesi

    İki Tarafın Harp Nizamı
    İki ordu Azerbaycan vilâyetinin kuzey batısında ve Doğu Bayezid kasabasının seksen kilometre güney doğusuyla Van gölünün kuzey doğusunda bulunan Çaldıran ovasında karşılaştılar (2 Receb 920-Ağustos 1514).
    Osmanlı ordusu Çaldıran’a geldiği vakit Şah İsmail orada idi. Gerek Ustaclu oğlu Mehmed ve gerek Osmanlı memleketlerinde propaganda yapmış olan Nureddin veya Nur Ali Halife, Osmanlılar harp saflarını tanzim etmeden evvel hücum edilmesini söyledilerse de Durmuş Han Şamlu bu mütalaayı kabul etmedi.
    Çaldıran sırtlarından ovaya inen Osmanlı ordusu tertibatını aldı; usul üzere pâdişâh, Kapıkulu efradıyla yani yeniçeri, topçu ve cebeci ve Kapıkulu süvarisiyle ordu merkezinde yerini aldı. Maiyyetinde vezir-i âzam Hersekzade Ahmed Paşa ile ikinci vezir Dukakin oğlu Ahmed Paşa ve üçüncü vezir Mustafa Paşa vardı. Sağ cenaha Anadolu beylerbeyi Hadım Sinan Paşa ve sol cenaha Rumeli beylerbeyi Hasan Paşa kumanda edecekti.
    Şah İsmail sağ kola en büyük kumandanı Durmuş Han Şamlu ve Nur Ali Halife ile diğerlerini, sol kola Diyarbakır beylerbeği Ustaclu oğlu Mehmed Han'ı koymuş ve kendisi de muhafız efrad ile geride ihtiyatta kalmıştı. İki taraf kuvvetleri müsavi gibi idi.

    İki Ordunun Durumu
    Osmanlıların yaya yani yeniçeri kuvvetleri çok muntazam olup buna mukabil şahın da altmış bin kişilik mükemmel süvari kuvveti vardı. Şahın kuvvetleri yorgun değildi; fakat Osmanlı kuvvetleri bin türlü açlık ve sıkıntı içinde iki bin beş yüz kilometrelik yolu katedip yorgun ve aç bir halde gelmişlerdi. Zaten şahın maksadı da Osmanlı ordusunu harabelerden içeri çektikten sonra imha etmekti; Osmanlı süvarisi bitkindi; buna mukabil İran ordusunda da top yoktu.

    Harp Meclisi
    Yavuz Sultan Selim, Çaldıran sahrasına gelir meclisi gelmez derhal bir harp meclisi akteyledi; askerin istirahati için harbin yirmi dört saat tehiri mi yoksa sabahleyin şafakla beraber harp edilmesi mi muvafık olacağı görüşüldü. Vezirler birinci şıkkı muvafık buldular; başdefterdar Pirî Mehmed Çelebi, asker arasında Şah İsmail'e taraftar bulunması ve bilhassa akıncıların büyük bir kısmının Alevî olmalarına binaen bunların karşı tarafla anlaşmadan evvel harbe girilmenin muvafık olduğunu söyledi.
    Başdefterdarın bu mütalaası Yavuz'un hoşuna giderek: "İşte yegâne rey sahibi bir adam, yazık ki vezir olmamış” demiş ve sabah şafak sökerken harp olmasına karar verilmiş ve ertesi gün savaş başlamıştır (3 Receb 920 ve Ağustos 1514).

    Savaş
    Şah İsmail esir ettiği bir asker vasıtasıyla Osmanlı ordusunun tertibatını öğrenmiş olduğundan bir tuzağa düşmemeğe çalışıyordu. Bundan dolayı hücum etmeyerek cenaha (sol kola) yükleniyordu. Şahın sağ cenahı, Osmanlıların sol cenahını bozmuş ve beylerbeyi Hasan Paşa maktul düşmüştü; bu cenahın bozulmasına sebep ordu önünde bulunan azapların (hafif piyade kuvvetlen) topların önünden içeri alınamayarak topların zamanında işletilememesi olmuştur; fakat sağ cenah kumandanı Hadım Sinan Paşa topları tam zamanında ateşliyerek şahın sol cenah kumandanı Ustaçlu oğlu Mehmed Han maktul olarak kuvvetleri bozulmuş ve Rumeli koluna yardım etmek üzere merkezdeki yeniçerilerin tüfek ateşi karşısında şahın galib gelen sağ cenahı da bozulmuş ve bütün İran cephesinde bozgun baş göstermişti.

    Şah'ın Kaçışı
    Bu sırada Şah İsmail kurşunla kolundan yaralanarak atından düşmüştü. Bir Osmanlı süvarisinin mızrakla hücumu üzerine şahın maiyetindeki zabitlerden Mirza Sultan Ali, "Şah benim” diye süvariye doğru koşarak esir düştü, bu sırada Hızır adında bir seyis şaha atını vererek onun kaçmasını temin etti. Şah bu suretle ve zorlukla kendisini kurtarabilmiş, fakat bütün eşya ve karargâhı ele geçip haremi Taçlı Hanım esir edilmiştir. Muharebe esnasında akıncı kumandanlarından Malkoçzade Bâli Bey'in küçük oğlu Silistire sancakbeyi Tur Ali Bey bizzat Şah İsmail tarafından öldürülmüştür.
    Çaldıran mağlûbiyeti üzerine Şah İsmail Tebriz de tutunamayacağını anlayarak Dergüzine kaçmış ve Osmanlı kuvvetleri Tebriz'i işgal eylemişlerdir. Yavuz, Tebriz'de sekiz dokuz gün kadar kaldı ve Tebriz'deki sanat erbabı, tüccar ve sair işe yarayacaklardan bin haneyi İstanbul'a naklettirdi ve bu meyanda Timur'un ahfadından Bedi'ü’z-zaman da vardı.

    Çaldıran Savaşı Dönüşü
    Yavuz Sultan Selim bu savaştan sonra Şah İsmail’in yakasını bırakmak istemeyerek onu tamamen ezmek azminde idi; bundan dolayı o sene kışı Azerbaycan'da Karabağ'da geçirip ertesi sene tekrar harekete geçmek istiyordu. Bu maksatla Karabağ'a yönelmişti; fakat Aras nehri kenarında yine bazı devlet adamlarının yeniçerileri kışkırtmaları üzerine orada oturamayarak ortalık sükûnet buluncaya kadar Amasya'da oturup orada kışlamayı uygun gördü ve hareket etti.
    Dönüşte Nahcivan'da iken askerlerin bazı köy evlerini yakmalarını vesile yaparak, "Siz askeri muhafazada ihmal gösteriyorsunuz” diye vezir-i âzam Hersekzade ile ikinci vezir Dukakinzâde'nin çadırlarını başlarına yıktırarak azletti ve böylece Amasya'ya geldi; buradan ilkbaharda tekrar İran seferine gideceği mütalaasıyla top ve cephaneyi Şarkî Karahisar'da bırakmış ve askerin de Ankara'da kışlamasını emreylemişti.

    Dukakinzade’nin Veziriazamlığı ve Katli
    Yavuz Sultan Selim bu suretle Amasya'da oturduğu sırada (920 Zilkade) Dukakinoğlu Ahmed Paşa'yı vezir-i âzam ve başdefterdar Pirî Mehmed Efendi'yi de üçüncü vezir tayin etmişti. Dukakinoğlu'nun vezir-i âzam olmasından iki ay sonra yani 921 Muharreminde (1515 Şubat) padişahı İran seferinden alıkoymak için yine devlet erkânının tahrikiyle bir yeniçeri ayaklanması vukua gelmiş ve yeniçeriler Amasya'da divan-ı hümâyun kabul edilen yere gelerek ileri geri lakırdı etmişlerdi. Bu hale karşı canı sıkılan Yavuz bu hâdiseden on gün sonra Dukakinoğlu Ahmed Paşa'nın hâdisede muharrik ve müşevvik olduğunu ve aynı zamanda vezir-i âzamin Dulkadiroğlu'yla ittifakı olup mektuplaştığını anladıktan sonra Ahmed Paşa’yı huzuruna çağırıp bizzat kendi hançeri ile yaraladıktan sonra içoğlanlara başını kestirmiş ve bir müddet veziri-i âzamlığa kimseyi tayin etmemiştir.
    İran Şahı Tarafından Elçi Gelmesi Padişah Amasya'da bulunduğu sırada Şah İsmail tarafından Abdülvehhab adında bir elçi gelerek sulh istediyse de İran seferini devam ettirmek isteyen pâdişâh, cevap vermeyerek elçiyi nezaret altına aldırmıştır.

  10. #10

    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    608

    Standart


    Mercidabık Savaşı


    İki Taraf Orduları
    Memlûk sultanı Kansu Gavri, yanında halife de olduğu halde bütün ordusuyla Haleb'ten çıkarak Mercidâbık'a gelmiş ve karargâhını kurmuştu. Selim'e, son olarak gönderdiği mektupta Haleb'e gelmesinin kendi elinde olmayıp ümerasının ısrarıyle olduğunu beyan ile özür diliyordu. Fakat Mercidâbık'a gelmesi artık bütün ümitleri kırdı.
    24 Ağustos 1516 (26 Receb 922)'da Mercidâbık'ta iki taraf karşılaştı. Osmanlı ordusunun sağ kolunda Anadolu beylerbeyi Zeynel Paşa, sol kolunda Rumeli beylerbeğisi Küçük Sinan Paşa ve merkezde pâdişâh ile Kapıkulu yaya ve atlılariyle topçular bulunmakta idi.
    Memlûklerin sağ kolunda Haleb nâibü's-saltanası Hayır Bey, sol kolda, Şam nâibü's-saltanası Si bay ve merkezde de Sultan Gavri maiyyetiyle cephe almışlardı.

    Bozgun
    Muharebede ibtida Memlûklerin sağ kol kumandanı Hayır Bey bozulup Haleb'e ve oradan da Şam'a doğru kaçtı. Bu suretle beş altı saat içinde Memlûk ordusu tarumar oldu. Kansu Gavri yalnız kalmıştı; Silâhdar Emîr Timur'un ihtarı üzerine Haleb'e kaçmak istedi; fakat üzüntüden inme inerek öldü. Vefatında seksen dört yaşında olup hunhar ve merhametsiz idi. İbn-i Ayaş, Kansu'nun gaddar olduğunu, on beş sene on ay süren saltanat müddeti esnasında her gününün ahaliye bin sene kadar ağır geldiğini yazmaktadır.
    Mercidâbık muharebesi güneş doğmasıyla başlayıp öğleden sonraya kadar devam etmiştir. Memlûk sultanının karargâhı bütün eşyasıyla elde edildi; Osmanlı kuvvetleri vezir Yunus Paşa kumandasiyle sür'atle hareket ederek Haleb'e girdi ve oradan da kaçanlara göz açtırmayarak Hama ve Humus'u, arkasından da sür'atle Şam'ı işgal eyledi. Memlûk kuvvetleri müthiş bir panik halinde olup bu kuvvetleri toplayacak bir baş yoktu. Osmanlı kuvvetleri sür'atle hareket ettiği için bunlara göz açtırmayıp bulduğunu imha ediyordu.
    Sultan Selim, Halep beylerbeyiliğine pişdar kumandanı Karaca Ahmed Paşa'yı tayin etti ve buradan oğlu Şehzade Süleyman ile ecnebi devletlerine 27 Ağustos 1516 tarihli fetihnameler gönderdi.

    Mısır Seferine Hazırlık
    Şam'ın işgalinden sonra derhal Mısır üzerine gidilmedi; Yavuz Sultan Selim orduyu yeniden düzenledi; aynı zamanda Urban elde ederek bunlara bol para ve hediye verip gönüllerini aldı. Kendisine bağlanan eden bir kısım ümerayı affetti; Suriye sancaklarına kendi tarafından sancakbeyleri tayin eyledi. Dürzîlerin memnun olması için onların beylerinden olan Maan oğlu'na sancakbeyliği verdi.
    Memlûklerin ordusunun çoğu imha edilip Suriye, Elcezire ve Kilikya ile Filistin elden çıkmış olduğundan bundan sonra Suriye tarafına bir ordu sevkedecek kuvvetleri yoktu. Osmanlılar dört beş ayda kendilerine göre buraları teşkilâtlandırmişlardı. Güney Suriye ve Filistin'deki belli başlı şehirlerden Safed, Nablüs, Kudüs, Aclûn, Gazze sancakları ve etraf kazaları alındı. Vezir-i âzam Sinan Paşa kumandasiyle ileri sevkedilen yani Mısır'a doğru yürüyecek olan ileri kuvvetlere karşı, Memlûklerin Gazze valisi Canberdi Gazalî mukavemete kalktıysa da mağlûp olarak çekildi ve böylece Mısır'a kadar Osmanlı ordusunun önünde bir mani kalmadı.

    Tomanbay’ın Hükümdarlığı
    Memlûk ordusunun bozulmasından sonra bozgun kuvvetlerle kaçabilen beyler, Kahire'ye gittiler. Kansu'nun yerine onun vekili olarak Mısır'da bırakılan biraderinin oğlu olup Devadar (Divittar) bulunan Emîr Tomanbay'ı hükümdar intihap ettiler. Tomanbay hükümdar olmamak için son derece ısrar ettiyse de mukabil baskılara karşı duramayıp Memlûk sultanlığını kabule mecbur oldu (14 Ramazan 922 ve Kasım 1516). Sultan Selim, bizzat Mısır'a doğru yürümeden evvel 922 senesi zilkadesinde ( Aralık 1516 ) Tomanbay'a bir nâme yollayarak kendisine tâbi olmasını istiyor ve Gazze'den itibaren Mısır'ı kendisine bırakacağını bildiriyordu. Selim, bundan başka Hayır Bey vasıtasıyla Mısır beylerini Osmanlılara itaate davet ediyor ve kendisi lehinde propaganda mektupları yolluyordu.

Konu Bilgisi

Uye Bu Konuya Bakiyor

Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)

Benzer Konular

  1. OsmanLı TabLoLarı
    By Fidem in forum Osmanli Tarihi
    Cevaplar: 12
    Son Mesaj: 13.06.08, 23:23
  2. Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 19.03.08, 21:43
  3. Osmanlı Tuğraları
    By TUGBA in forum Osmanli Tarihi
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 04.03.08, 21:22
  4. ßir OsmanLı Hikayesi
    By ßesgen in forum Osmanli Tarihi
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 02.03.08, 20:16

Eklenmis Olan Tag'lar

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Yeni Konu Acamazsin
  • Konuya Cevap Yazamazsin
  • Konuya Eklenti Ekleyemezsin
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372