Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan 12 SonuncuSonuncu
1 den 10´e kadar. Toplam 18 Sayfa bulundu

Konu: Müzik Bilimi - Müzik Bilimi'nin Tarihi & Tanımı ve Türleri (Dünyada)

  1. #1
    n@r_cicegi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Nerden
    Boğazın İncisi, Avrupa'nın Birincisi (İstanbul)
    Mesajlar
    8,726

    Muzik Müzik Bilimi - Müzik Bilimi'nin Tarihi & Tanımı ve Türleri (Dünyada)

    Müzik Bilimi'nin Tarihi Ve Tanımı

    Tanım

    üzikoloji müzik bilimidir. En geniş anlamıyla müzikle ilgili her türlü bilgi alanını araştıran bir bilim dalıdır. Bazılarına göre müzikte "icra ve bestecilik dışındaki tüm dalları kapsar" yaklaşımı ek******. Çünkü müzikoloji "icra ve besteciliği" de kapsayan bir bilim alanıdır. Tarih bilimleri, Felsefe bilimleri gibi çoğul kullanım olamıyacağı gibi "müzik bilimleri" gibi bir kullanım da doğru değildir

    Günümüzde özellikle Kuzey Amerika'da anlam değişikliğine uğramış ve müzik tarihinin incelenmesi olarak algılayanlar olmuştur. Bununla birlikte genellikle, müzikoloji yani müzik bilimi, bilimler sınıflandırmasında bağimsız bir bilim alanının adı olarak kabul edilmektedir. Müzikolojinin alt dalları olan "müzik teorisi", "müzik tarihi" ve "etnomüzikoloji"nin 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bağımsızlıklarını ilan etme çabaları olmuşsa da bugün bu üç dal hala müzikolojinin alt başlıkları olarak değerlendirilmektedir Hatta etnomüzikolojiyi müzik tarihinin içinde görüp ayrı bir araştırma alanı olarak kabul etmeyenler de vardır

    Müzik Bilimi'nin Tarihi

    Müzikoloji'nin ilk olarak "müzik bilimi" anlamındaki kelimenin geçtiği Jahrbuch für musikalische Wissenschaft (1863) adlı eseriyle Friedrich Chrysander tarafından kurulduğu kabul edilir (Randel, The new Harvard Dictionary of Music s. 521). Müzikolojinin o sıralarda henüz kendine özgü bir araştırma metodu yoktu. Eski yöntemlerle araştırmalarını yapıyordu. Üniversitelerde, konservatuarlarda ve özel

    Müzikoloji'nin kurulmasını sağlayan Germen ülkeleri müzik biliminde önemli eserler hazırladılar. A. W. Ambros (1816-1876) ve H. Riemann (1849-1919), "Guido Adler" (1855- 1941), F. Blume (1893-1975) önemli müzikbilimi eserleri, külliyatlar hazırladılar. Adler müzikolojinin metotları, amaçları, sistematize edilmesi gibi konularda önemli fikirler ileri sürmüştür. XIX. yy. bilginleri arasında August Wilhelm Ambros, Geschichte der Musik (5 cilt, Leipzig 1862-82) adlı geniş çaplı bir eser yazmış ayrıca Bach, Händel gibi bestekarların eserlerini de edite etmiştir. F. Blume'nin yöneticiliğinde yapılan Die Musik in Geschichte und Gegenwart (geçmişte ve günümüzde müzik) adlı eseri Alman müzikolojisinin gurur kaynağıdır. Almanlar müzik estetiğinde Stutgart ekolünü oluşturmuşlardır.

    Fransa'da ilk büyük müzik biyograficisi, bibliyografici ve eleştirmen François J. Fetis'dir (1784-1871). Daha sonra Raphael Kiesewetter'in müzik tarihi, Albert Lavignac (1846-1942) ansiklopedik çalışmaları ile A. Pierro (1869-1943) modern Fransız müzikolojisinin kurucusu olarak bilinirler. İtalya’da G. M. Gatti (1892-1973) İtalyanca müzik sözlüğü, C. Sartori (1913- ) müzik ve müzisyenler sözlüğü ile birlikte ansiklopedi ve kataloglarıyla ünlü oldular. İngiltere'de Oxford ve Cambridge çok zengin müzik arşivleriyle ünlüdürler. Opera tarihi üzerine çalışmalarıyla E. J. Dent (1876-1957), bir müzik ansiklopedisi ve müzik tarihine giriş çalışmasıyla J. Westrup (1904-1975), müzikoloji eseriyle D. Stevens (1922- ), bir müzik tarihi ile birlikte müzik yazmaları üzerine çalışmalarıyla bilinen G. Reaney (1924- ) burada çalışan büyük müzikologlardır. G. Grove'nin (1820-1900) müzik ve müzikçiler sözlüğü ölümünden sonrada yenilenerek birçok kez basılmıştır.

    İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ABD'ye göçen Alman müzikologlar yeni teknik olanaklarla bilimsel müzikolojiyi ABD'ye taşımışlardır (Randel, The New Harvard Dictionary of Music, s. 522). ABD'de müzikolojinin kurucusu Library of Congress'in müzik bölümünü ve The Musical Quarterly dergisini yöneten Oscar G. T. Sonneck'tir (1873-1928). Amerikan müziği üzerine bibliyografya ve katalog çalışması yapmıştır. Harvard üniversitesi için bir müzik sözlüğü hazırlayan (Randel, The New Harvard Dictionary of Music, s.522) müzikolog Don Michael Randel'e göre ABD'de müzikoloji Cornell Universitesi'nde 1930'da Otto Kinkeldey tarafından kurulmuştur. Amerikalı müzikolog Baary S. Brook birçok müzikolojik çalışmanın yöneticiliğini yapmıştır.

    Bununla birlikte müzikoloji sahasında önemli adımlar atan başkaları da olmuştur. Babillilerin (Sümerlerin) müzik ve çalgılarını Galpin Gün ışığına çıkarmıştır. Ortaçağ müzik anlayışını modern zamana göre açıklayan Cousmaker'dır. Müziğin simgeleri üzerinde önemli çalışmaları ve çözümlemeleri Max Schneider yapmıştır. Bütün bu müzikologlar geniş bir kültürle birlikte bilim araştırmalarını seven ve sebep-sonuç ilişkisini sentez yapabilen kişilerdir.

    Recep Uslu'nun Müzikoloji ve Kaynakları (İstanbul İTÜ Vakfı Yay 2006) araştırmasında belirttiği gibi XX. yüzyılın başlarına doğru Müzikoloji'nin çalışma alanı yalnızca Avrupa müziği olmamıştır Doğu müziği, Türk müziği Afrika müziği de müzikologlar tarafından araştırılmıştır Ancak evrim teorisinin ve felsefesinin etkisinde kalan bir kısım müzikologlar bu durumu kabul etmeyip Müzikolojinin çalışma alanını Avrupa müziğiyle sınırlayıp diğer müzikleri ilkel niteleyerek onların müzikolojinin değil yeni bir bilim dalı olarak ileri sürdükleri Etnomüzikoloji'nin çalışma alanı olarak görmek istediler XX. yüzyılın ortalarında bu görüş bazı müzikologlarca kabul edildi. Ancak XX. yüzyılın sonlarına doğru yapılan çalışmalar hiçbir müziğin ilkel olarak nitelenemeyeceğini gösterince "Etnomüzikoloji"nin, Avrupa dışındaki diğer müzikleri inceleyen etnomüzikologlar kültürel müzikolojiyi araştırma alanı olarak benimsediler.

    Bugün gelinen noktada ise genel kabule göre Müzikoloji bağımsız bir bilim dalıdır Müzik tarihi müzik teorisi gibi alt dallara müzik mitolojisine kadar varan araştırma alanına sahiptir. Bazıları "Etnomüzikoloji"yi "müzik tarihi"nin içinde bir araştırma alanı olarak kabul etmektedirler. Bununla birlikte Dünya müzikleri, "Karşılaştırmalı müzikoloji", "Kültürel müzikoloji" gibi adlandırılan alanlar da yine müzikolojinin alt dalı olan başlıklardır. Ayrıca bk. Türkiyede Müzikoloji, Müzikoloji Metodolojisi,

    Müziğin Tarihçesi

    Eski Hint Uygarlığı'na göre müziği, Tanrı Brahma'nın karısı Sarasvati bulmuş
    .

    Mısırlılar ise müziği yaratan tanrının Hermas, Osiris ve Horus olduğuna inanırlarmış. Yunanlılar ve Romalılar'a göre ise müzik Apollon, Minerve ve Mercure adlı tanrılar tarafından yaratılmış. İlkçağın en önemli şairlerinden Lucretius, bu inanışlara karşı gelmiş, müziğin tanrı icadı değil, kuş sesi, rüzgar gibi doğa seslerinin taklidinden oluştuğunu söylemiş. Müzik kelimesinin kökeni de Yunan Mitolojisi'ne dayanıyor. Mus veya Musa adı verilen, her biri ayrı bir çalgı çalan dokuz küçük tanrıçanın yaptıkları eyleme müzik denmiş. Bütün bunlar içinde Lucretius bana çok daha anlamlı geliyor.

    Bizim Deniz'e geri dönelim. Bir ay önce beraberce Antalya'ya bir ziyaret yaptık. Değerli ustam Fikret Otyam ve eşi Filiz Otyam da, kızımızdaki bu müzik tutkusunu keşfettiler. Filiz Hanım'ın ağlarken bile şarkı söyler gibi yapan Deniz'e aldığı darbuka, küçük kızımızın hoşuna gitse de, tahmin edeceğiniz gibi Antalya ziyareti sonrasında bizi biraz olumsuz etkiledi.

    Televizyonun insan hayatının tümünü işgal ettiği bu dönemde insanı yaşamın diğer alanlarına, renklerine ve tatlarına çekecek ilginin neredeyse tamamının müziğe endekslenmesi ve toplumun büyük bölümünün müzisyenliğe özendirilmesi yeni Mozart'lar yaratır mı bilemiyorum. Ancak görünen o ki, müzik artık popüler kültürün en önemli öğesi. Dinlediğimiz müzik, giyim tarzımızdan yediğimiz yemeğe kadar hayatımızın her alanına nüfuz ediyor. Arkadaşlarımızı bile dinlediğimiz müziğe göre seçiyoruz. Hatta müziğe göre bir sınıf oluşturuyoruz. Ya rockçı oluyoruz ya popçu ya arabeskçi oluyoruz ya da fazlasıyla klasik takılıyoruz.

    Dün yazılı basında, seçim kadar önemli bir olayda bile, televizyonlarımızın izlenme oranlarında en yüksek değerleri, halkımızın müzik dünyasına katmayı arzuladığı yarışmacıların programları elde etmiş. Tabii bu sadece Türkiye için geçerli değil, gelişmekte olan bütün ülkelerde ve gelişmiş ülkelerin izlenme oranlarını belirleyen varoşlarında da aynı. Bu yeni oluşumun en büyük mağdurları da müzik emekçileri. En çok şikayetler de onlardan duyuluyor.

    Recep Uslu'nun araştırmalarına göre müzik tarihi kendine ait metotlara sahip olmakla birlikte, genellikle tarih metodolojisini kullanır. Metodolojik anlamda müzik tarihi araştırmaları müzikolojinin kurulduğu yıllarda başlamıştır. Alan araştırmaları, güncel müzik tarihine girmektedir. Türe, ülkelere, coğrafi bölgelere, insan toplumlarına ve konularına göre müzik tarihi yazılabilir. Müzik tarihi metinlerinde araştırılan konunun terimlerine bağlı kalmak kabul edilen esaslardandır.
    Konu n@r_cicegi tarafından (26.10.08 Saat 12:49 ) değiştirilmiştir.



    BiZ 3 KiŞiYiZ;
    KeYFiM, BeN ve KaHYaSi...







  2. #2
    n@r_cicegi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Nerden
    Boğazın İncisi, Avrupa'nın Birincisi (İstanbul)
    Mesajlar
    8,726

    Standart

    Oratoryo - Oratoryo Nedir

    Oratoryo
    Vikipedi, özgür ansiklopedi






    Oratoryo, (İtalyanca: Oratorio), 16. yüzyılın ikinci yarısında Roma'da ortaya çıkan, hem kiliseyle, hem de tiyatroyla ilgili müzik türü. Lirik, epik ve dramatik türleri olan oratoryonun motet'le çile ile (paston), kantat ve kimi zaman da operayla yakınlığı vardır.

    Kaynağı kesin olarak bilinmemekle birlikte, çileyi anlatan dini şarkıların oratoryoyu ortaya çıkardığı düşünülmektedir. Obrecht, Sermizy ve Lassus çile'lerini besteledikleri sırada "dramatik diyalog" ilkesine uydular. 1563'e doğru Oratorium Tarikatı'nın kurucusu Aziz Filippo Neri, Anomuccia, Palestrina ve Soto da Langa'dan sonra da Felice Anerio'dan, San Girolamo della Carita veya Santa Maria in Vallicella kilisesinde düzenlediği dini toplantılar için Laudi spirituali'ler yazmalarını istedi. Oratoryo terimi işte buradan gelir.

    Tarihçe

    1600'de Emilio dei Cavaileri, Santa Maria in Vallicella'da, daha sonraları Agazzari ve Laudi'nin yazdıkları gibi gerçek bir ruhani opera olan Rappresentazione di Anima Corpo'yu (Ruh ve Bedenin Temsili) icra ettirdi. Carrisimi ise daha çok İncil ve Tevrat hikayeleri yazarak, bunlarda serbest melodi ile recitativo arasında tam bir denge kurmayı başardı: İtalya'da ve yabancı ülkelerde birçok besteci onu örnek aldı: Napoli'de Scarlatti, Viyana'da Caspar von Keril ve Fransız M.A. Charpentier.

    Napoli Okulu

    Bütün opera bestecileri oratoryolar yazdılar: İtalya'da Draghi, Stradella, A. Scarlatti, Lotti, Caldara ve Jommelli. Almanya'da ise, Heinrich Schütz, kutsal senfonilerinde ve Noel Oratoryosu'nda Monteverdi'yi sürdürüyor ve Johann Sebastian Bach'ı müjdeliyordu. Bu arada birçok öğrenci yetiştirdi. Provenzale ile Alessandro Scarlatti tarafından kurulan Napoli okulu 17. yüzyıl sonunda ve yüzyıl boyunca Venedik ve Roma okullarını gölgede bıraktı. Bu okula bağlı olanların bellibaşlıları: İtalya'da Piccinni, Anfossi, Galuppi ve Sacchini, sonraları Cimarosa, Paisiello, Salieri, Paer ve Zingarelli; Orta Avrupa'da Gassmann Kozeluh, Holzbauer, Josef Haydn, Wagenseil, Mozart, onları Beethoven devrine kadar izleyen Naumann, Himmel, Dittersdorf, Weigl ve Simon Mary.

    Almanya'da Oratoryo

    Alman oratoryosunda koronun büyük bir yer tutmasına karşılık, İtalyan operasında koro ikinci planda kaldı. Oratoryoyu Hamburg'a 1715'te Mattheson soktu. Onun, İncil ile ilgili bestelerinden otuziki oratoryosu ile Händel ve Çileleri ile Noel Oratoryosu (kır kantatları dizisi) gibi ölümsüz şaheserleri olan Johann Sebastian Bach ilham aldılar; Keiser, Telemann, Schieferdecker, Kunzen'ler C.P.E. Bach İsraeliten in den Wüsle (İsrailliler Çölde, 1775), İsa'nın ölümü, Händel estetiğini örnek alan oratoryolar bıraktılar. Haydn ise, konusunu Tekvin'den ve Milton'ın Kayıp Cenneti'nden alan Die Schöpfung (Yaratılış, 1798), ardından da Die Jahreszeiten'i (Mevsimler) yazdı.

    Fransa'da Oratoryo

    Fransa'da ise Mondonville'in Fransız oratoryoları aslında büyük motetlerdi. Persuis, Davesnes, Gossec, Edelmann, Rigel, Vogel, Le Noble, Le Sueur, dini bestelerine tasviri bölümler kattılar. Almanya'da 1803'te Beethowen Christus am Olberge (İsa Zeytin Dağında) adlı eserini verdi. Bundan kısa bir süre sonra da Mendelssohn, Schumann, Brahms, Liszt ve Dvorjak yeni şaheserler yarattılar. Fransa'da ise Cesar Franck Berlioz Gounod'nun eserleri sayılabilir.

    Modern Oratoryo

    Modern oratoryo besteleri arasında Fransa'da V. d'Indy, Debussy, Gabriel Pierné, Milhaud, Arthur Honegger (Kral Davut), Cl. Delvincourt (Lucifer) senfonik oratoryo geleneğini sürdürdüler. İtalya'da yeni klasikçilerden Raimondi, Perosi, Tebaldini ve Bossi'nin yanı sıra, uluslararası bir anlatıma ulaşmak isteyen Respighi ile Molipiero, İngiltere'de Elgar ile izleyicileri Delius, Bantock, Maclean, Holst, Vaughan Williams, Britten, Walton ve Berkeley, Belçika'da Sylvain ve Albert Dupuis, Léon Jongen, Ryelandt, Paul Gilson, İsviçre'de Gagnebin ve Frank Martin (Golgotha, İsa'nın Doğuşu), Joseph Lauber Herman Suter, Polonya'da Szlmanowski, Çekoslovakya'da Martinu, Brezilya'da da Villa-Lobus sayılabilir.

    Türk Oratoryoları

    Batı tekniğiyle beste yapan Türk müzisyenleri oratoryo türünde bazı eserler verdiler. Bunlardan en önemlileri, Ahmet Adnan Saygun, metni Yunus Emre'nin şiirlerine dayanan Yunus Emre Oratoryosu (1946) ile Nevit Kodallı'nın, Cahit Külebi'nin uzun bir şiiri üzerine bestelediği Atatürk Oratoryosu'dur (1953). Bu eserler, oratoryo türünün, dini konular dışında rahatlıkla taştığını göstermektedir.



    BiZ 3 KiŞiYiZ;
    KeYFiM, BeN ve KaHYaSi...







  3. #3
    n@r_cicegi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Nerden
    Boğazın İncisi, Avrupa'nın Birincisi (İstanbul)
    Mesajlar
    8,726

    Standart

    Jazz(Caz) Müzik Tarihi

    Caz, 20. yüzyılda New Orleans / ABD'de doğmuş olan bir müzik türüdür. Afrikalı-Amerikalı müzik stilini Batı müziği teknikleri ve teorisiyle birleştirmiştir. Caz mavi nota, senkopasyon, swing, polyritim ve doğaçlamayı kullanır.

    CAZ MUZİK Kansas City, New Orleans, Chicago, Dixieland, Harlem gibi merkezlerde bu yerlerin adlarıyla anılmıştır. 20.yy.ın ilkyarısında ragtime be-bop,swing, ikinci yarısında ise pop caz, caz rock gibi türleri olmuştur. Cazın en önemli özelliği doğaçlama olarak seslendirilmesidir. Afrika’dan kölelik yolu ile gelen zencilerin yaşadıkları zulümleri, acıları, üzüntüleri anlatmaları ile 19.yy.da başlamıştır. Bir çok türü oluşmuş, dünyaya yayılmıştır. Doğaçlamaları kalıcı kılmak için son elli yılda seslendirmeler notaya alınmışlardır. Caz Kelime olarak New Orleans’da çok kullanılan Fransızca Jaser (bağırmak, ölmek, cıvıldamak, gay guy etmek, konuşur gibi sözler çıkarmak) fiilinden mi türediği; yoksa 1915’te Chicago’da müziği ile büyük ilgi uyandıran Jospo Brown’ın adından mı kaynaklandığı tartışmaları müzikologlar tarafından sürmektedir. Blues Zencilerin (köle) çalışırken söylediği ruhani ezgilerden kaynaklı Amerikan halk müziği. Şarkıcısının hem melodik, hem ritimle özgürlüğü çok fazladır. Şarkı sözleri abartısız ve yalındır. Karşılıksız sevda, ekonomik sıkıntılar hüzünlü bir yorumla işlenir. Caz kimi kaynaklarda özel nefesli çalgıların caz müziği için karakteristik olduğu geçmektedir. Kimi fanatiklere göre ise New Orleans sitili caz türü kornet, trombon ve klarnetten oluşan üç seslilikle belirtmektedir. Daha sonra buna saksafon ailesi katılmıştır. Eğitilmemiş bir kulak için, cazla dans müziğinin günlük şarkılar arasındaki benzerliği o kadar büyüktür ki bu ikili sürekli karıştırılır. Zaten bu caz müziğin sürekli olarak kurban gittiği bir tersliktir. Popüler dev müziğin ticaretinin, uluslar arası çapta pazar çıkarları için, her şeyden olduğu gibi caz müziğinden de yararlanmaya kalktığı bilinmektedir. Cazla, pop müziğinin böylesine birbirine karıştırılması, ikinci tür müziği üreten sanayi açısından büyük bir çıkar anlamına gelmektedir. Zencilerin o eski, hüzünlü ve yüzyılların baskısını ve ezikliğini titreşimler halinde veren “blues”, gece kulüplerinin ve barların bunaltıcı dans müziği olmuştur. Caz müziğinde başından beri ritmik bir unsur olan”swing” müzik ticaretine alet edilmiştir. Dans içinde yalnız dinlemek için olan soyut ve karmaşık caz türü “be-bop”, bir çok ülkede dans okullarının uyguladığı akrobatik zıplamaların müziği haline gelmiştir. Buraya kadar caz müziği ne değilmiş bunu anlamaya çalıştık. Şimdi caz nedir? Sorusuna cevap bulalım. Caz müziği beyazların dünyasına girdiğinden beri, müzik bilimcilerinin ve caz eleştirmenlerinin kafasını hep kurcalamıştır. Aslında caz başlığı altında bu konuyu incelemek, cevap bulmak güçtür. Amerika’nın en tanınmış caz eleştirmenlerinden Marshall Stearns uzun çalışmalarından sonra şöyle bir sonuca varmıştır “Caz Avrupa Çalgılarını Kullanan ve Avrupa Armoniğinin ve Afrika ritminin unsurlarını birbirine bağlayan doğaçtan çalınan Amerikan müziğidir”. Bu terim bilimsel açıdan sağlam görülmektedir. Fakat içinde geçen bir sözden dolayı Avrupa caz uzmanlarını kızdırmıştır.



    BiZ 3 KiŞiYiZ;
    KeYFiM, BeN ve KaHYaSi...







  4. #4
    n@r_cicegi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Nerden
    Boğazın İncisi, Avrupa'nın Birincisi (İstanbul)
    Mesajlar
    8,726

    Standart

    R&B (Rhytim and Blues)

    R&B (R'n'B), yani açılımıyla Rhythim & Blues nedir?

    R&B (tıpkı rock gibi) bir üst türdür. Soul (tüm alt türleriyle birlikte), Funk (tüm alt türleriyle birlikte), Disco (tüm alt türleriyle birlikte), Hip-Hop (tüm alt türleriyle birlikte), Rap (tüm alt türleriyle birlikte), Motown ve Doo Wop gibi bir sürü tür
    R&B kategorisine girer. Pek çoklarına şaşırtıcı gelse de Ray Charles da R&B yapar, Wu-tang Clan de; Aretha Franklin de R&B yapar, Mary J. Blige de...

    Elbette
    R&B bütün bu türleriyle birlikte ortaya çıkmamıştır. 1940'ların sonlarında Blues'dan (özellikle jump blues'dan) türeyen R&B aslına bakılırsa müzikal anlamda blues'la çok da yakın değildir. Bir kere Blues'un temelinde "groove" yoktur; R&B Blues'dan aldığı mirası müziğe groove ekleyerek geliştirmiş, dönüştürmüştür. Blues daha ziyade doğaçlamaya dayanırken R&B'de önemli olan (bir "form" olarak) "şarkı"dır.

    R&B'nin ilk büyük yıldızı olarak Ray Charles'ı göstermek sanıyorum yanlış olmayacaktır. 50'lerde Ray Charles, Sam Cooke, Fats Domino, The Coasters, Lloyd Price, Jackie Wilson gibi R&B müzisyenlerinin yanında pek çok Doo Wop grubu da R&Bb'nin temelini oluşturmuş. The Del Vikings, The Five Satins, The Drifters, The Penguins, The Chords, The Clovers, The Skyliners gibi gruplar önemli Doo Wop grupları olarak örneklenebilir. Ayrıca Little Richard, Larry Williams gibi yaptığı müzikler genellikle "Rock & Roll" olarak tanımlanan müzisyenler de aslında R&B müzisyenleriydi. Aslına bakılırsa Rock & Roll ve Rock için "beyazların yaptığı ve biraz daha sertleştirdiği R&B" demek abartı olmayacaktır; çünkü 20. yüzyıl popüler müziğinin en önemli temelleri 50'lerde siyah r&b müzisyenleri tarafından atılmaktaydı.

    1950'lerin sonu, 60'ların başına gelindiğinde ise
    R&B içinde bir dönüşüm yaşanıp müzikler daha çok "groove" ve dinamizm" kazandı. Böylelikle Soul ortaya çıktı. Soul da üretildiği yere göre farklılıklar göstermekteydi. ABD'nin New York ve Chicago gibi büyük şehirlerinde yapılan Soul müzik daha steril, daha düzgün ve daha ziyade vokal eksenliydi. Detroit'te Motown Nam bir plak şirketi çıkmış, başlı başına bir müzik türüne adını vermişti. Motown şarkıları; R&B, Gospel ve Rock & Roll etkilenimlerinin hepsini birden taşımanın yanında popüler şarkı formuna sadık bir özellik gösteriyordu. ABD'nin güneyinde ise soul daha sert ve çiğ olup, melodiden ziyade ritme dayalı bir özelliğe sahipti. Birbirinden çeşitli noktalarda ayrılmalarına rağmen bütün bu müzikler soul'u oluşturmaktaydı ve 60'lar boyunca listeleri kasıp kavurdu, tüm dünyada pek çok gencin hayatını değiştirip gruplar kurmalarına sebep oldu (bkz: The Beatles, The Who, The Small Faces).

    60'ların sonlarında ise özellikle James Brown, Sly and The Family Stone, The Meters gibi isimlerin öncülüğünde funk diye bir tür gelişti, az zamanda büyük işler başardı. Daha dinamik, daha çok ritim temelli ve daha "groovy" olan bu müzik herkesin kafasını bir öne bir arkaya sallanmaya teşne hale getirdi.

    70'ler boyunca etkisini sürdüren Soul, Funk gibi siyah müzikler 70'lerin sonunda Disco akımına sebebiyet verdi. 80'lerden sonra da gelsin Rap'ler gitsin Hip-Hop'lar, Urban'lar, Gangsta'lar, şunlar ve bunlar...

    R&B böyle bir deryadır, içinden çıkılmaz; girmesini bilene.
    Konu n@r_cicegi tarafından (27.10.08 Saat 08:32 ) değiştirilmiştir.



    BiZ 3 KiŞiYiZ;
    KeYFiM, BeN ve KaHYaSi...







  5. #5
    n@r_cicegi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Nerden
    Boğazın İncisi, Avrupa'nın Birincisi (İstanbul)
    Mesajlar
    8,726

    Standart

    New Wave Müzik

    New Wave
    Vikipedi, özgür ansiklopedi

    New Wave (Yeni Akım), müzik alanında pek çok gelişmeyi tanımlamakta kullanılsa da, en yaygın olarak 1970'lerin sonlarında ve 1980'lerin başlarında Batı popüler müziğinde punk rock hareketinden esinlerek ortaya çıkan müzik akımının adıdır. Bu müzik türü, 1980'ler boyunca popülerliğini sürdürmüş ve 2000'lerde tekrar bunu elde etmiştir. Başlangıçta punk rock'dan esinlenen New Wave; Funk, Disco, Reggae ve Ska türlerinin de bir karışımıdır.

    Akım Hakkında
    New Wave, bir terim olarak pek çok karışıklığa neden olmuştur. Aslında, Sire Records'un başkanı Seymour Stein o zamanlar yeni kontrat imzaladığı bir müzik grubunu pazarlamak için bir isim arıyordu. Çünkü radyolar dinleyicilerine o dönemde Punk Rock'ın geçici bir heves olduğunu ısrarla söylüyorlardı ve Stein, New Wave terimide karar kıldı. Stein, bu müzik akımının 1960'larda Fransız film sektöründeki New Wave akımıyla denk tutuyordu. Çünkü, tıpkı Fransız film yapımcıları gibi, onun yeni sanatçıları (özellikle de Talking Heads), "anlaşmaya yanaşmayan, deneyimci ve kendi icra ettikleri müziğin eleştirel tüketicileri olan" bir nesildi. Bu yüzden de New Wave ilk başta Punk Rock'la aynı görülüyordu. Bu dönemde, akım rock müzikte üçüncü değişim akımı gibi görüldü; birinci akım 1950'lerdeki Rock and Roll akımı, ikinci akım 1960'lardaki British Invasion'dı. Ve 1970'lerde ortaya çıkan bu "New Wave", yani "yeni akım" da üçüncü akım olarak görüldü.

    Zamanla, dinleyiciler de bu müzisyenlerin kendi zamanlarının müzisyenlerinden farklı olduğunu fark ettiler. The Ramones ve Sex Pistols'u takip eden anarşik garaj gruplarının yapıları "punk" olarak tanımlanırken, deneyselliğe, sözsel derinliğe ve daha ince yapımlara yönelen Missing Persons, Talking Heads, The Nerves, Blondie, Paul Collins' Beat, Television, Patti Smith, The Jam, The B-52's, Devo, Elvis Costello, Tubeway Army ve bunlar gibileri "New Wave" yani "Yeni Akım" olarak adlandırıldılar. Yine de bu sanatçılar, "temelde punk olarak" sınıflandırıldılar.

    Tom Petty (belki bir şaka sırasında) "New Wave"i bulan kişi olarak belirtilir. Paul Zollo'nun "Conversations with Tom Petty" ( Tom Petty ile Konuşmalar) adlı kitabında, gazetecilerin Petty'nin grubu The Heartbreakers'ı tanımakta zorlandıklarını, grubun punk olmadığı farkettiklerini ama yine de onları Elvis Costello ve Sex Pistols'la tanımlamaya çalıştıklarını söylüyor. Petty, -belki biraz da şakayla- You're Gonna Get It! (1978) albümündeki "When the Time Comes" şarkısının "New Wave'i başlatmış olabileceğini" söyledi.

    Sonunda terim, ska, reggae, ya da deneysel olup olmadığına bakılmaksızın basit, gürültülü ve hızlı müziği benimsemeyen bütün müzik gruplarını tanımlamakta kullanıldı. Bu yüzden The Police, The Records, R.E.M. ve The (English) Beat, birbirleriyle olduğu kadar The Clash ya da The Stranglers gibi punk gruplarıyla da çok az ortak noktası olduğu için New Wave olarak kabul edildiler.

    Yine de daha sonra, "post-punk" daha karanlık ve daha az pop etkisi altındaki grupları tanımlamakta kullanılırken New Wave daha az gürültülü, daha çok pop sesleri içeren müzikler için kullanıldı. Yine de punk, New Wave ve post-punk 1970'lerin abartılı pop müziğine bir tepki olma özelliklerini korudu. Pek çok müzik grubu, yaşamları boyunca kolayca ikisine hatta her üç katagoriye de girdiler.

    MTV 1981'de yayına başladığında, pek çok müzik türü gibi New Wave müzik videoları da artış gösterdi. New Wave sanatçıları MTV'nin kuruluşundan önce de videoları kendi tanıtımlarında kullanarak, müzik videolarının grup tanıtımlarının kullanımında öncülük ettiler. Sonuçta New Wave, 1980'lerin müziğiyle bağdaştırılıp o dönemin olmazsa olmazları arasında girdiler.

    Yaklaşık olarak 1992'lere kadar pop müzik üstünde hala etkilerini sürdürse de akımın 1986'larda öldüğü söylenir. 1990'ın sonlarında Nebraska temelli müzik grubu Saddle Creek Record tarafından 1998'de yayınlanan The Faint, debut albümü Media'yı çıkarırken New Wave'e yöneldi. 1990'larda, popüler grup No Doubt da New Wave üzerinde etkili oldu. 21. yüzyılın başlarında da Brooklyn ve Londra'daki sahnelerde 1980'lerde doğan çocuklar için New Wave tekrar canlandı. Pek çok indie rock grubu da post-punk hareketini tekrar yaşatmaya çalışırken farklı başarılar göstererek New Wave müziğini tekrar canlandırdı. Bunun en popüler örneği The Killers ve The Bravery'dir.



    BiZ 3 KiŞiYiZ;
    KeYFiM, BeN ve KaHYaSi...







  6. #6
    n@r_cicegi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Nerden
    Boğazın İncisi, Avrupa'nın Birincisi (İstanbul)
    Mesajlar
    8,726

    Standart

    House Müzik / House Music

    House Müzik / House Music

    1985, House müziğinin temellerinin atıldığı bir yıldı. Electronic drum trackslarından sonra House Chicaco'da görülmeye başlanmıştı. Aradan bir yıl geçmeden House müzik dikkat çekici bir şekilde yaygınlaştı ve önemli kayıtlar yapılmaya başlandı. Avrupa'nın en önemli DJ'leri Chicago'da hakim olmaya başlamıştı. Bu müziğe öncülük eden iki önemli club vardı. Chicago'da Frankie Knuckles yönetiminde olan 'Warehouse' ve NY'de Larry Levan tarafından yönetilen 'Paradise Garage' dı.

    Eski Chicago Club'ı olan Warehouse bir bakıma House müziğin isim annesidir. House aylarca yerel radyolarda destek görmedi, insanların clublara gitmeleri sonucu şimdiki temeller atılmış oldu ve üç önemli kayıt onların gücüyle listelerde top ten listelerine girdi. Farley 'Jackmaster', Funk 'Love Can't Turn Around', Raze 'Jack The Groove' hemen arkasından Steve 'Silk', Hurley 'Jack Your Body' parçaları clublarda istenen yerini aldı.

    Disco'lar bilhassa hedefe yaklaşan ilk kayıtların üretimi için hazırlardı. Sinnamon tarafından yapılan 'Thanks to You', 'D-Train', 'You're The One For Me' ve 'The Peech Boys', 'Don't Make Me Wait' kayıtlarında yeni olarak dup effect ve drop-out'ları tanıtmaya çalıştılar, ancak önceleri isimlerini pek duyuramadılar, çünkü tam bir USA müziği değildi, oysaki Avrupa müziğinin içinde yani NY ve Chicago'da İngiliz Electronic Pop Müziği (Depeche Mode ve Soft Cell gibi) Giorgio Morader, Klein & MBO ve binlerce İtalyan ürünü mevcuttu.

    DJ Frankie Knukles eski disko klasiklerini, yeni Eurobeat popunu ve sentezlenmiş beat'leri mixleyerek house müziğe yeni canlar kattı. O yıllarda Frankie üzerine yapılan yorumlarda karışımların sanatını yapan bir müzik mimarı diye adlandırıyorlardı onu. En büyük house starı Frankie Knuckles club'larda yüksek bir kabinde duayyen gibi çalıyordu, müzik onsekiz saat kesintisiz devam ediyor ve fanatikleri çılgınca dans ediyordu.

    Hafızalarımızı zorlayacak olursak Warehouse Chicago'nun en farklı atmosfere sahip mekanı olarak adlandırılıyordu ve Frankie'nin katkıları kadar mekana renk katan bir isim ise Prof. Funk diye adlandırılan George Clinton'dı. Farklı kişiliği, yaratıcılığı ve ilginç giyim tarzıyla Warehouse'un yaratıcısı olmuştu.

    First Choice 'Let No Put Asunder', Candido 'Jingo', Shirley Lites 'Heat You Up', The Human League 'BEF', 'Telex', 'New Order' gibi eski kayıtlarda Frankie'nin elinde bulunuyordu. F.Knuckles'ın yönetiminde olan Warehouse'da Harold Melvin tarafından eski 'Philly Klasikleri', Billy Paul ve 'The O'Jays ile Martin Circus'un 'Disco Circus' gibi mix çalışmaları yapılıyordu.

    Ayrıca KraftWerk ve 00Telex gibi gruplarda pop müzik sentezleri yapıyorlardı. Warehouse'da çalışmalar ve yenilikler hızla devam ederken Paradise Garage cephesinde de 'Set It Off' diye adlandırılan oniki kayıt yaratılmaya başlanmıştı. Orjinalleri Walter Gibbon tarafından yapılmıştı.

    Ardından underground club'larda şükran ve sevinç ilahileri yapılmaya başlandı Chicago'da. Bu çalışmalar Frankie ve Farley'in jenerasyonunu kapsayan DJ'ler tarafından yapıldı ve yerel radyo istasyonlarında düzenli olarak çalınmaya başlandı. 1986 yılında tatsız birtakım olaylar yaşandı. NY'de yapılan 'New Music' seminerinde, uluslararası DJ 'lerin isimleri çalındı ve onları küçültücü bir şekilde etiketlendirdiler, kayıtlarını dünyanın çeşitli yerlerinde sattılar. Bu olayı takip eden 87 yılı içerisinde yeni kayıt stüdyoları Chicago'dan kaçmaya başladı.

    Bu zaman zarfında UK'de de çalışmalar yapılıyordu House müzik üzerine. Londra'nın ilk club'ı olan 'Delirium' Mike Pickering, Colin Fover, Eddie Richards, Mark Moore, Noel ve Maurice Watson DJ 'lere kendi club'ı bünyesinde destekler veriyordu. 1987 yılında kariyerleri için artı bir şans yakalayacak olan; Adonis, Marshall Jefferson, Fingers Inc ve Kevin Irving düzenlenen 'Chicago House Party' de yüksek performans sergilediler ve ardından UK clublarına turneye çıktılar. 1986'dan sonra sadece USA değil, dünyanın çeşitli yerlerinde'de House yaygınlaştı ve electronic keyboard'lar piyasaya sürüldü. David Moroles, Robert Clivilles ve David Cole bu yeni çalışmalara katkıda bulunan isimlerdendir.

    Marshall Jefersson turnenin ardından Harri Dennis ve Vince Lawrence ile Jungle Wonz ve Wirgo gibi ile yeni projeler üzerinde çalıştı, iki ünlü Trax'i olan 120 BPM 'Move Your Body' ve takiben 'Ride The Rythm'le ünlendi ve mesleğinde zirvede olan Adonis'e rakip oldu. 1987'de House müzik yaygınlaştıkça çeşitlilik gösterdi ve Chicago'da Deeep House tutulmaya başladı. House'un derin, kültürlü, güçlü ve daima teşvik edici bir imajı vardı. Fakat sound'lar can sıkıcı şekilde birbirine benzer olarak yayılmaya başlamıştı. Bu süreçte 'Atkins' atımlarda bulunurak (Model 500,No UFO gibi) müzik kayıtlarını değişime uğrattı.

    İkinci jenerasyon House Phutures'ın 'Acid Tracks'i ile uluslararası başarısı başlamıştır. Acid house 88'den önce patlamaya hazırdı. Küçük bir grup Londralı DJ kendi Turntable'ları ile kayıt stüdyosu açtılar. Chicagolular ise DJ Pierre gibi bir ustadan tracklerin nasıl yapıldığını öğreniyorlardı ve donanım satın alıyorlardı. Bu tecrübelerle Derrick May ve Kevin Saunderson tarafından 'Triangle of Love' yapıldı.

    Club'ların ve müziğin çeşitlilik göstermesiyle ciddi bir problem ortaya çıktı. Chicago'da Acid'de dans edenler LSD ve bilimum ectasy cinsi haplar konusunda tecrübelilerdi. Drug gösterilerde adet haline gelmişti. Fakat house müzikte böyle bir çirkinliğe yer yoktu. House'un adı drug'la kötüye kullanılmak istenmedi hiçbir zaman. Frankie Knuckles'ın görüşüne göre house ritmleri duyan insanların tüm kötülüklerin dışına çıkacağını düşünüyorlardı.

    Frankie'nin ardından gelen house müziğinin altın çocuğu olarak adlandırılan Brooklyn'li Todd Terry doğuştan bir yetenek olarak görülüyordu. Onun bütün hayatı ve enerjisi club kültürü için harcanmıştır adeta. Hi-Tech müziğin extreme'lerinde deney sahibi olmuş Todd Terry 'Just Wanna Dance' ile modern House'un garage ruhunu yakalamıştır.






    BiZ 3 KiŞiYiZ;
    KeYFiM, BeN ve KaHYaSi...







  7. #7
    n@r_cicegi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Nerden
    Boğazın İncisi, Avrupa'nın Birincisi (İstanbul)
    Mesajlar
    8,726

    Standart

    Bilgisayarlı Müzik

    Sayısal (dijital) bilgisayarlar ve başka elektronik bilgiişlem araçlarıyla yapılan müzik.

    Müzik araştırması ya da beste yapmak amacıyla kullanılan bu yöntem 1948’de geliştirilmeye başlamıştır. Bilgisayar teknolojisinin sağladığı yeni yöntemlerle müzikte belirli biçimlerin (örnek: 16. yy. İtalyan müziği veya belirli bir bestecinin yapıtları gibi) indekslenmesi olanaklıdır. Ayrıca bu teknolojinin kullanılmasının üslup, ton, armonik yapı ve besteleniş süreci bakımından analiz edilmesinde yararlı olduğu görülmüştür. Bilgisayar besteleme aracı olarak kullanıldığında, besteci tarafından perde, ritim, ses rengi ve başka müzik ögelerini oluşturacak ve gene kendi seçtiği ölçütlere göre eleyip seçecek biçimde programlanır. Bilgisayarın çıktısı, müzik aletlerinde çalınmak üzere başka aygıta aktarılır.

    1963’te Bell Telefon Laboratuarları’nda Max Vernon Mathews ve çalışma arkadaşları sesin doğrudan yapay olarak elde edilmesini sağlayan bir bilgisayarın tasarımını yaptılar. Bu sistemde bestecinin matematiksel fonksiyonlar biçiminde aktardığı verileri bilgisayar yapay olarak müziğe dönüştürür ve bunu magnetik şeride yükler; bu şerit de istendiği zaman dinlenebilir. Donanımın son derece esnek bir yapısı olması ve kesin sonuçlar vermesi nedeniyle böyle bir aygıt çok çeşitli müzik uygulamalarında kullanılabilir. Bilgisayar geleneksel üslupta ve çalgıların renk seslerini taşıyan müzik üretmek için programlanabilse de, bestecilerin asıl ilgisini çeken, aygıtın tını, perde gibi müzik ögelerinin mevcut sınırlarını genişletebilmesi ve müzik formlarına yeni yaklaşımları olanaklı kılmasıdır.


    AnaBritannica



    BiZ 3 KiŞiYiZ;
    KeYFiM, BeN ve KaHYaSi...







  8. #8
    n@r_cicegi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Nerden
    Boğazın İncisi, Avrupa'nın Birincisi (İstanbul)
    Mesajlar
    8,726

    Standart

    Techno Müzik

    Tarihi

    70'ler boyunca gittikçe bir çılgınlık haline gelen Disco 80'lerin başında kendini tüketti. Basın Disco'nun öldüğünü ilan etti ve bir “Disco ****s” kampanyası başlattı. İnsanlar tuhaf bir şekilde Chicago’da Komishi parkında biraraya gelip eski Disco plaklarını yaktılar. Oysa Disco ölmemiş, çıkış noktası olan underground'a dönmüştü. Disco’nun ardından dans müziği New York’ta ve Chicago’da farklı yönlerde ilerledi. Bu dönemde Paradise Garage'ın efsanevi Dj'i Larry Levan, Funk, Soul, Disco ve biraz da New Wave etkileri taşıyan bir müzik çalıyordu. Yoğun ve güçlü baslar, Gospel etkisi taşıyan duygusal vokallerden oluşan bu müzik Garage sound'unun ilk örneğiydi. New York’ta gelişen Garage, Disco'nun devamıydi diyebiliriz. Chicago’da ise vokal yerine daha elektronik seslerin yeraldığı House ortaya çıktı. Chicago sound’una Deep House da deniyordu. Disco'dan House'a geçiş oldukça yumuşak ve belirsiz oldu. 1987 Disco, Garage ve House'un ayni anda hatta birarada varoldugu bir yildi. Larry Levan gibi Dj'ler, Chicago, New York ve Detroit'ten gelen son house prodüksiyonlarini setlerine katiyorlardi. New York'taki Sound Factory Bar gibi mekanlarda Disco ve House birarada çaliniyordu.

    HI-NRG ve arayışlar

    Disco ile House arasindaki geçiş döneminde Hi-NRG adi verilen bir müzik türü ortaya çikti. Adindan da anlaşilabilecegi gibi oldukça hizli bir dans müzik olan Hi-NRG'de arada yumuşama, durulma bölümleri yoktu. Hi-NRG tam da Disco'nun underground'a çekildigi bir dönemde ortaya çikti. Gloria Gaynor'in 'Never Can Say Goodbye'i Hi-NRG etkisi taşiyan ilk parçaydi. Hi-NRG büyük ölçüde Cerrone ve Giorgio Moroder'in Euro-Disco sound'unun etkilerini taşiyordu. Kisa süre sonra son derece hizli, duygusalliktan uzak, monoton ve yogun erotik göndermeleri olan bu müzik kulüplerde çalinmaya başladi. Hi-NRG prodüktörleri hem high-tech, ve bir o kadar da ilkel bir sound'un peşindeydiler. Basit melodik yapilar hem insanlarin hoşuna gidiyor hem de kulüpteki herkesin bir bütün haline gelmesini kolaylaştiriyordu. 80'lerin ortasinda House'un güçlenmesiyle Hi-NRG kulüplerden çekildi fakat 80'lerin pop müzigi üzerindeki etkisi bir süre daha devam etti.

    Disco'nun olanaklari tükenmiş, prodüktörler ise kendilerini Hi-NRG'nin monotonluguna kaptirmişken, Chicago ve New York'taki Dj'ler teknolojiyle duygusalligin biraraya geldigi, aşagi yukari 120 bpm civarinda bir müzik arayişi içindeydiler. Bu arayişlar basit bas melodileri ve “four to the floor” ritmi üzerine Chicago'da teknik oyunlardan, New York'ta ise gospel ve soul etkisindeki vokallerden oluşan iki farkli yönde ilerledi. New York’ta Disco’nun çıkışında önemli rol oynayan Paradise Garage gibi , Chicago’daki Warehouse da House müziğin doğduğu yer oldu.

    Warehouse ve Frankie Knuckles

    House'un ortaya çıkışındaki önemli isimlerden biri olan Frankie Knuckles, Larry Levan gibi, liste başı parçalar çalmak yerine underground alanlarda dolanan bir Dj'di. 1977'de Chicago'daki Warehouse'un açılış gecesine davet edilmişti. Sonraları House müzik adını bu kulüpten aldı. Knuckles bundan sonra birkaç kez daha Warehouse'ta çaldı. Warehouse'taki dinleyici kitlesi Knuckles'ın çok hoşuna gitmişti. Chicago'dakiler New York'a göre daha hızlı ve sert bir sounddan hoşlanıyorlardı. Özellikle Warehouse'ta Avrupa kökenli avant-guarde çalışmalara yoğun bir ilgi vardı.Chicago gençliği Kraftwerk'i Barry White'a tercih ediyordu.

    Funk, Avrupa dans müziği ve teknoloji faktörü House'un temelini oluşturdu. Bu dönemde çalınan parçalara "şarkı" yerine "track" demeye başladı. Bu terim şarkının tekbaşına varlığının yanısıra, Dj setinin bir parçası, bir birimi olduğunu da ifade ediyordu.

    Disco ve Hip-hop gibi House da önce bir Dj tarzı olarak ortaya çıktı, daha sonra bu tarzda müziklerin plağa basılmasıyla bir müzik türü haline geldi. House’un ortaya çıkışıyla bilinen sounduna ulaşması da on yıllık bir süreci kapsıyor. O dönemde basılan plaklardan hangisinin ilk House plağı olduğu konusu oldukça tartışmalı. Fakat birçok kaynağa göre Jesse Saunders’ın Mitchball’dan çıkan “Fantasy” ve “I Like To Do It In Fast Cars” ı ilk House parçaları sayılıyor. Şimdi kulağa oldukça eski gelen bu parçalar minimal ritm yapısı ve synthesizer cızırtılarıyla 15 yıl önce insanlar için son derece yeni ve inanılmazdı.

    Dinleyenler önce neye uğradığını şaşırıyor, bir süre sonra da dansetmeye başlıyorlardı.

    The Music Box

    Bu dönemde Chicago’da “The Music Box” adlı kulüp açıldı. Aynı zamanda Frankie Knuckles da Warehouse’ta çalmayı bıraktı. Knuckles’ın sound’u House’un temellerini ortaya atmasına rağmen hala Disco etkileri taşıyordu. The Music Box’un en önemli Dj’i olan Ron Hardy ise House olayının patlamasına sebep olan ortamı hazırladı. Hardy’nin soundu güçlü ve cesurdu. Alışılmadık ritm yapıları kullanıyordu. Chicago’da yetişen ikinci jenerasyon Dj’ler müzikal gelişimlerinin önemli bir kismini The Music Box’ta yaşadilar. Cesur bir sound’un kendine yer edindiği The Music Box oldukça underground bir mekandı. Kış ortasında bile tıkabasa dolu ve deli gibi sıcak olan mekanda insanlar tişörtlerini çıkarmış, terden sırılsıklam bir şekilde dolaşıyorlardı.

    Dj. Farley ve “Hot Mix 5” adlı Dj kollektivitesi (Mickey Oliver, Ralphie Rosario, Mario Diaz, Julian Perez, Steve Hurley) WBMX gibi radyolarda House müziğin partilere gitmeyen insanlar tarafından da duyulmasını sağladılar. Larry Heard ve Robert Owens “Fingers Inc.”yi kurdular. Adonis, Mr. Lee, K. Alexi, Marshall Jefferson gibi prodüktörler durmaksızın parça üretiyorlardı. Lil Louis kendi partilerini düzenliyor, bu partilerde çalıyordu. Fingers Inc. Ve Steve Hurley gibi müzisyenler House konusunda araştırmalar, deneyler yapıyor, yeni sesler arıyorlardı. Biraz da diğer Dj’lerin hiçbirinde olmayan şeyler çalabilmek amaciyla yaptiklari prodüksiyonlar tutulmaya başlayinca Dj International Records’ı kurdular. Dj International ve Larry Sherman’ın kurduğu Trax Records dönemin en önemli iki plak şirketi oldu. Bu dönemde prodüktörler ve plak şirketleri arasında sürekli “Sen benden çaldın, o benim parçamı sample etmiş..” gibi tartışmalar ve suçlamalar sürüp gidiyordu.

    1987’lerde David Morales, Todd Terry gibi isimler duyulmaya başlandi. New York’ta kapanmış olan Paradise Garage’ın yerini Blaze aldı. Frankie Knuckles “Let The Music Use You” adlı vokal House parçasını yayınladı. Bu plak bir sene sonra İngiltere’de patlak verecek olan Summer of Love’ın vazgeçilmezleri arasında yeralacaktı. 87’de House artık New York ve Chicago’nun sınırlarını aşmış, Avrupa’ya ve dünyaya yayılmaya başlamıştı. Bu yaygınlaşma sürecinde popülaritesi artarken House müzik Pop’laşmaya, Pop müzik House’laşmaya başladi. Underground’dan popülere olan kaçınılmaz evrim gerçekleşirken Detroit’teyse içten içi birşeyler kayniyor Juan Atkins, Derrick May, Kevin Saunderson gibi isimler Techno’nun temellerini atıyorlardı. Aynı dönemde Chicago’da Dj Pierre, Roland 303 adlı bir bas makinasının içinden Acid House denen şeyi çıkardı. Acid House ve Summer of love’la İngiltere, Punk’tan bu yana en büyük gençlik olayını yaşayacak ve rave kavram ortaya çıkacaktı.

    Chicago'daki Warehouse, Powerplant, The Music Box gibi mekanlarda New York'taki Paradise Garage'ın House versiyonu yaşanıyordu. Djler 10 saat süren setler çalıyor, insanlar güneş doğarken sürünerek evlerine dönüyorlardı. Sosyal baskılardan uzak bir ortamda kendini müziğin hükümdarlığına bırakmak dönemin ve House'un temel duygusu haline geldi. House denen şey aynı zamanda dış etkilerden uzak, sıcak ve güvenli bir ev gibiydi.

    Warehouse'ta gecenin "peak" noktasında Frankie Knuckles kulüpteki bütün ışıklar kapatıp kulağı sağır edecek kadar yüksek bir volümde, son hızla giden bir tren sesi çalıyordu. Pencereleri de siyaha boyalı olan Warehouse'ta tamamen karanlığa gömülen insanlar çeşitli uyarıcı ve uyuşturucuların ve son derece tuhaf bir tren gürültüsünün etkisiyle çığlık çığlığa bağırıyorlardı. House takipçileri bir süre sonra oldukça bilinçi dinleyiciler haline geldiler. Dj kötü bir mix yaptığı zaman bağırıp dakikasında rezil ediyorlardı, çünkü dinleyicilerin neredeyse yarısı bu işlerin nasıl yapıldığını zaten biliyordu.

    The feeling
    Disco son derece neşeli ve eğlenceli bir dans müziğiydi. Disco’dan türeyen House’ta ise herşeye ragmen melankolik bir hava vardi. Endüstriyel ve elektronik seslerin hüznü işin içine girdiginden House hem eglenceli ve hareketli, bir yaniyla da hüzünlü ve duygusal bir müzik oldu. Garage vokallerindeki gospel etkisi de sadece müzikal degildi, Hristiyan gelenegine ait bazi kavramlar bu müzikte yeni anlamlar kazandilar. House sevgi dolu ve dogru bir dünyada yaşama istegini dile getiriyordu. Fakat bu istek bir amaci, inanci, ütopyalari yansitmiyordu. House’un eğlenceli yanı bu isteği, hüzünlü yanı ise dünyanın içinde bulunduğu durumun bilincinde olma konumunu yansıtıyordu. Onların dünyayı değiştirmek gibi bir amacı yoktu. Birşeylerin, hatta birçok şeyin yanlış olduğunu biliyorlar, bulundukları yerde yani “ev”de, beraber oldukları insanlarla güzel bir anı paylaşıyor, güzel bir anı uzatıyorlardı. Farkındalığın verdiği hüzün ve aynı zamanda içindebulunduğu anı en yoğun ve güzel şekliyle yaşamak bir jenerasyonun temel duygusu oldu. Sürekli bir yabancılaşma duygusu artık, gülümseyerek danseden bir kalabalığın içinde paylaşılıyordu..

    House

    Acid House, Summer of love, Rave

    Chicago’dan Londra’ya

    70’ler ve 80’lerde Amerika’da ortaya çıkan Disco, Hi-NRG ve House gibi akımlar Avrupa’da küçük çapta da olsa karşiligini bulmuştu. Club kültürünün Amerika’dan sonra en çok kabul gördüğü İngiltere’de 80’ler boyunca, M/A/R/R/S, Cold Cut, Bomb The Bass, S-Xpress gibi elektronik dans müziği yapan gruplar ortaya çıktı. Fakat bu alanda Avrupa’da kitlesel olarak geniş ilgi gören ilk akim Acid House oldu. Bu yillarda Avrupa gençligi Ibiza’yı keşfetti. İngiltere’de de İbiza atmosferini yakalamak için birtakım partiler düzenlenmeye başladı. Londra’da Heaven, Shoom, ve Project Club gibi kulüpler açıldı. Shoom’da Dj Danny Rampling, Heaven’da Paul Oakenfold gibi isimler Chicago House, Acid House, Indie ve Hip-hop karışımı bir müzik çalıyorlardı. Bu dönemde kulüplere gidilirken İbiza’da geçen yaz tatillerini anımsatan yazlık giysiler, özellikle de beyaz tişörtler giyiliyor, fosforlu, parlak renklerle gerçek üstü bir ortam yaratılıyordu. Kısa süre içinde Acid House Londra gece hayatının önemli bir parçası haline geldi.

    303 State
    Chicago House’un bir alt türü olarak ortaya çıkan Acid House varlığını Roland TBR-303 adlı bas makinasına borçluydu. Roland bu aleti TR-606 davul makinasına tamalayıcı bir unsur olarak 1981’de piyasaya sürdü. Tek oktavlık klavyesi ve altı ayar düğmesi olan 303’ün satışları öyle kötüydü ki iki sene sonra piyasadan kaldırıldı. TR-909’un ortaya çıkışıyla eski davul makinaları da tarihe karıştı. Fakat Chicago’daki House müzisyenleri 80’lerin ortasında 303’ü tekrar keşfettiler ve üretimi durdurulup bir kenara atilan bu küçük kutudan Acid House denen müzigi çikardilar.

    Dj Pierre ve arkadaşi Spanky kendilerine bir 303 aldiklarinda aleti kullanim kilavuzunda yazildigi gibi, bas melodileri yazmak için kullanmayi amaçliyorlardi. Fakat aletin üstündeki ayarlar ve rezonans filtreleriyle sesleri tamamen degiştirebildiklerini farkettiler ve sesler üzerinde oynamaya, olanaklarin sinirlarini zorlamaya başladilar. Acid soundu 303’ün içinde zaten vardı diyen Pierre ve Spanky yaptıkları kayıtları The Music Box adlı kulübün ünlü Dj’i Ron Hardy’ye verdiler. Benzeri kayıtlar korsan kasetlerle yayıldı ve insanlar müzik dükkanlarına gidip bu tuhaf müziği aramaya başladılar. Acid House’a adını veren Pierre, bu adı seçerken ps.kadelik özelliklerinden dolayı Acid Rock’tan etkilendiklerini ve de LSD’yle ilgisi olmadığını, kendisinin de hiç uyuşturucu kullanmadığını söylüyordu.

    Aynı dönemde Phuture, ardından da Slazy D, Adonis, BamBam gibi Dj’ler de 303’ü kullanmaya başladilar. Iki sene sonra Acid House’u keşfeden Avrupa’lı müzisyenler 303’ü değil de bir sonraki modeli olan 909’u tercih ettiler. Fakat şimdi bile birçok müzisyen bir klas.k olan 303’ün yerini hiçbir aletin tutamayacağını söylüyor. Kimilerine göre tekerlek gibi, asla eskimeyecek ve değişmeyecek bir icat olan 303’le elde edilen seslerin ve uyarıcılarla beraber yaratabileceği etkilerin sınırı yoktu. Bir süre sonra bu sesler partileri ve kulüpleri sardı. Güneş gözlüklü, beyaz tişörtlü gençler kulüpleri doldurdu. Şık ve abartılı kıyafetlerle kulübe gitme dönemi kapandı. Rahat dansedilebilen yazlık kıyafetler ve spor ayakkabılar tercih edilmeye başladı. Önceleri underground hippie’lerin kullandığı sarı “smiley” sembolü bu yıllarda tekrar keşfedildi ve Acid House kültürünün simgesi oldu. Smiley güneş, eğlence ve mutluluğun sembolüydü. Bir yıl içinde Smiley Londra sınırlarını aştı ve Avrupa’yı sardı. Avrupa ilk kez dans üzerine kurulu bir altkültür hareketine sahne oluyordu.

    Acid House
    Acid House’un çıkışının ardından 1988 yılında İngiltere’de ikinci Summer of Love yaşandi. Ilk Summer of Love 1967 yilinda San Fransisco’da Hippie hareketiyle yaşanmişti. 68 kuşaginin çocuklari 88 yilinda Hippie ruhunu farkli bir şekilde canlandirdilar. Büyük depolarda illegal partiler düzenleniyordu. Olasi polis baskinlarinda müzik sistemini kaçirabilmek için kapida büyük bir kamyon hazirda tutuluyordu. Parti haberleri elden dagitilan flyer’lar ve zincirleme telefonlarla duyuruluyordu. Ardarda partilerin yapıldığı bu dönemde işin içinde olan insanlar zaten iletişim ağının bir parçası oluyor, bir sonraki olayın nerede gerçekleşeceğini biliyorlardı. Ruhsatsız içki satışı ve uyuşturucu kullanımı yüzünden sık sık polis baskınları yapılıyordu. İnsanlar sırtlarında hoparlörlerle polisten kaçıyor, bazen parti bir gece içinde yedi kez yer değiştiriyordu. Baskın korkusu, olmayan ışık ve havalandırma sistemleri, kendi içeceklerini partiye taşımak gibi sıkıntıların yaşandığı bu dönemde insanlar hiçbirşeyi yeterince beğenmeyip, herşeyden şikayet etmeye henüz başlamışlardı. İyi müzikler ve birarada olmak o zamanlar mutlu olmak için yeterliydi. En zor şartlar altında, Clubbing denen olayın en saf hali yaşanıyordu.

    Acid House Punk’tan bu yana Avrupa’da yaşanan en büyük gençlik hareketiydi. Öfkeli ve sert Punk akiminin ardindan barişçil, eglence ve dans üzerine kurulu bir hareket gençleri biraraya getirdi. Belirgin bir politik tavri olmayan, hatta politikayi reddeden Acid House etrafinda hedonistik bir kültür oluştu. Bu apolitik tavir da farkli bir duruşun ve tepkinin ifadesiydi. 80’lerin gençliği belirsiz ütopyalar peşinde koşmak yerine yaşadıkları an içinde mutlu olmayı tercih ediyordu. Summer of Love’la beraber hayat, Ecstacy destekli, bitmek bilmeyen bir partiye dönüştü. Mutluluk şimdi, bir çati altinda gülümseyerek danseden, terden sirilsiklam ve yariçiplak yüzlerce gençten biri olmakti.

    Rave
    Rave sözcügü dans müzigiyle ilgili anlamıni Jamaika’da “raving”adı verilen danslı eğlencelerden alıyordu. Raver sözüğü İngiltere’de ise Rap ve House müzik dinleyip underground partilere giden siyahlar için kullanılıyordu. 1988 yılında Manchester’da güçlü bir clubbing ortam oluşmaya başlamışti. Bu dönemde Manchester’daki kulüplerde gitar melodilerine dayalı İngiliz müzikleri ve house birarada çalınıyordu. Hacienda gibi kulüplerde farklı kaynaklardan gelen müzisyenler biraraya geliyorlar, gitar müziğini yeni dans beat’leriyle birleştiriyorlardi. Primal Scream, Happy Mondays, Stone Roses, The Farm gibi gruplar, Andy Weatherall ve Paul Oakenfold gibi Dj’lerle çalışıyorlardı. Manchester’da çıkan bu akıma “Rave”, yaşanan müzik devrimine de “Rave-O-lution” dendi.

    Rave partilerin ilk örneklerinde önce Dj’ler çalıyor, ardından gruplar sahne alıyordu. Normalde konserlerde en fazla ayağıyla tempo tutup şöyle bir başını sallayan insanlar bu grupları partide dinlediğinde deliler gibi dansediyordu. Gitgide silinmekte olan müzik grubu kavramı Rave’lerle tekrar canlandı. Pop müzikle dans müziğinin biraraya gelişi, Dj’lere remix yapmak açısından büyük bir özgürlük sağladı. Andy Weatherall, Paul Oakenfold, Terry Farley gibi Dj’ler Rave sound’unun oluşmasinda belirleyici oldular. Alman Rave ortamlarindaysa Dj Hell, Dj Olaf, Dj Woody, Sven Vath, Westbam gibi isimler duyulmaya başladi. Bu dönemde Dj’ler de statü kazandı ve diğer müzisyenlerle aynı seviyede görülmeye başladı.

    Can you feel it?
    Rave sadece müzik ve uyuşturucudan ibaret bir şey değildi. Temelini birçok kültürde farklı şekillerde yeralan müzikle transa geçme geleneğinden alan Rave, yeni çağın paganları için; kendi ahlak ve değer yargıları, alışkanlıkları, ritüelleri olan bir yaşam biçimi, adeta bir din oldu. Öyküler anlatan sözlü şarkı geleneğinin aksine rave kişiye öyküleri yaşatıyor, deneyimin anlatısına değil, kendisine dayanıyordu. Rave kültürü gerçekler yerine duygular, anlam yerine tutkular üzerine kurulu bir olguydu.

    Acid House’la başlayan dans ve müzik hareketiyle yeni bir eglence ve mutluluk anlayişi oluştu ve Rave kavram ortaya çikti. 1992 yilinda New York’taki Nasa adlı kulübün flyer’ında Rave şöyle açıklanmıyordu; “Kendisi ve çevresiyle tam bir uyum içinde olmanın, gülümseyen insanlar arasında dansederken huzurlu ve güvende hissetmenin, Dj’in bir hamlesiyle zihninin derin ve karanlık mağaralarına uzanıp, oradan da ruhsal ütopyaların en yüksek zirvelerine yolculuk etmenin zevkini tatmamış insanlara Rave’in ne olduğunu anlatmaya çalışmayın..” Uyuşturucu, işik, müzik ve toplulugun enerjisiyle anlamıni bulan “Can You feel it?” sözcükleri, egonun kırılarak danseden bir bütünün içine dağıldığı, bireysel varoluşun sürekli olarak bin parçaya bölünüp tekrar biraraya geldiği anı müjdeliyordu. Rave’lerle beraber kız ya da erkek tavlamak için gece dışarı çıkma anlayışı yerini topluluğa ait olma ve paylaşıma dayalı sosyal bir olguya bıraktı; Peace, Love, Unity...

    Orada olmak
    90’lara doğru sönen Acid House yerini Hardcore’a bıraktı. Rave’lerde ağırlıklı olarak Hardcore, Techno, Trance, Gabber gibi müzikler çalınmaya başladı. İngiltere ve Almanya’da ortaya çıkan Rave kültürü Amerika’ya taşinmaya başladi. Dj Frankie Bones’un Brooklyn’de gerçekleştirdigi Stormrave partileri Amerika’daki ilk rave örnekleriydi. Sven Vaeth, Doc Martin, Keoki, Josh Wink gibi Dj’lerin ünü bu partilerle yayıldı. Amerikan Rave ort.... gitgide güçlenirken Avrupa’da ravelerin piyasa değeri farkedildi ve yüksek fiyatlarla dev organizasyonlar yapılmaya başladı. Sponsorlar, reklamlar, milonlarca dolar; çeşitli birey, kurum ve kuruluşların maddi çıkarları işin içine girdi. Rave’in temelini oluşturan “PLUR” (peace-love-unity-respect) gibi kavramlar ticari partilerle anlamını yitirdi. Bu gibi organizasyonlarda Rave pahalı bir hobiye, parlak bir podyuma dönüştü. Rave’lerde giyilen bol pantolonlar, bebek elbileseleri, aksesuarlar gündelik hayata girdi. Eski günler kulaktan kulağa yayılan bir yaratılış efsanesi oldu. Ne olursa olsun Rave, Hakim Bey’in deyişiyle bir TAZ (Temporary Autonomous Zone) yani “geçici bağımsız alan”dı. Zamandan zaman çalmak, kendinden kendini çalmak, yanındakilerle paylaşmak, müziğin içine girmek, kendi içinden çıkmaktı.

    Rave orada olmaktı..


    -
    Alıntı / Eren ERTEN -
    Konu n@r_cicegi tarafından (27.10.08 Saat 08:34 ) değiştirilmiştir.



    BiZ 3 KiŞiYiZ;
    KeYFiM, BeN ve KaHYaSi...







  9. #9
    n@r_cicegi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Nerden
    Boğazın İncisi, Avrupa'nın Birincisi (İstanbul)
    Mesajlar
    8,726

    Standart

    Elektronik Müzik Tarihi


    Elektronik müzik, elektronik aletler yardımıyla yapılan müzik türüne verilen bir isimdir.Elektronik aletler düşük kuvvetli sistemlerdir ve transistör, tümleşik devre gibi parçalar kullanırlar. Bu tanıma göre, elektromekanik anlamda ses üreten enstrümanlarla elektronik öğeler kullanarak ses üreten enstrümanlar arasında ayrım yapılabilir. Elektromekanik enstrümanlara Telharmonium, Hammond B3 ve elektro gitar gibi enstrümanlar örnek verilebilirken, elektronik enstrümanlara da Theremin, synthesizer ve bilgisayar örnekleri verilebilir.





    Tarihi




    Elektronik müzikten önce, müzisyenlerin teknolojik gelişmeleri müzikal amaçlar için kullanma isteği vardı. Elektromekanik tasarımlara sahip birkaç enstrümanın geliştirilmesiyle, diğer elektronik enstrümanlara yol açıldı. Telharmonium adında bir elektromekanik enstrüman, 1897'de, [Thaddeus Cahill] tarafından icat edildi. Bazı bariz zorluklar, Telharmonium'un yaygınlaşmasını önledi: enstrüman yedi tondu ve bir yük vagonu büyüklüğündeydi. Bu enstrümanın daha gelişmiş modelleri de daha sonra yapıldı (en son yapılan 1907 modeli 200 tondu). Genellikle, ilk icat edilen elektronik enstrüman Theremin olarak görülür. Theremin, Profesör Leon Theremin tarafından 1919'la 1920 arasında bir tarihte icat edilmiştir. Başka bir elektronik enstrüman ise Onder Martenot'dur. Ondes Martenot, Olivier Messiaen'in the Turangalîla-Symphonie'sinde kullanıldıktan sonra ünlenmiştir. Ayrıca, Ondes Martenot, Andre Jolivet gibi birçok Fransız müzisyen tarafından da kullanılmaya başlanmıştır.

    Kaset çalar, Almanya'da İkinci Dünya Savaşı sırasında icat edilmiştir. Müzisyenlerin, kaset çalarları, mu***ue concrète adını verdikleri yeni bir müzik besteleme tekniğinde kullanmaları uzun sürmedi. Bu teknik, doğal ve endüstriyel seslerin beraber kaydedilip, daha sonra düzenlenmesini içeriyordu. Besteciler, sıkça, müzikal bir amaç için yaratılmamış olan elektronik aletlerden çıkan sesleri kullandılar. Mu***ue concrète'in ilk örnekleri, Pierre Schaeffer bestelemiştir. Schaeffer, daha sonra Pierre Henry, Pierre Boulez ve Karlheinz Stockhausen gibi birçok avant-garde müzisyenle çalışmıştır. Amerika'da magnetik teyp için bestelenen ilk eser Louis ve Bebe Barron tarafından 2017'de tamamlandı.

    1957'de, iki yeni elektronik enstrüman daha ortaya çıktı. Daha önceki Theremin ve Ondes Martenot'tan farklı olarak, bu yeni enstrümanları kullanmak zordu, zorlu bir proglamlama gerektiriyordu ve ikisi de gerçek zamanlı çalınamıyordu. Bu enstrümanlardan ilki Max Mathews'un "Music 1" adlı bir programla kullandığı bilgisayarıydı. Enstrümanlardan ikincisi ise RCA Martk II Sound Synthesizer adındaki ilk elektronik synthesizer'dı. RCA tarafından dizayn edilen alet the Colombia-Princeton Electronic Music Center'da kurulmuştur ve hala ordadır.

    The Columbia-Princeton Electronic Music Center, bilgisayar müziği merkezi olarak biliniyordu. Bu merkez, türünün Amerika'daki en yaşlısıdır. 1958'de 1950'lerin başından beri magnetik teyp manipülasyonuyla igilenen Vladimir Ussachevsky ve Otto Luening tarafından açılmıştır. Merkezde, Peter Mauzey yardımıyla bir stüdyo kurulmuştu ve 1980lere kadar elektronik müzik merkezi olarak görevini korudu..



    BiZ 3 KiŞiYiZ;
    KeYFiM, BeN ve KaHYaSi...







  10. #10
    n@r_cicegi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Nerden
    Boğazın İncisi, Avrupa'nın Birincisi (İstanbul)
    Mesajlar
    8,726

    Standart

    Psychedelic Rock
    Vikipedi, özgür ansiklopedi

    Psychedelic müzik ya da Psychedelic rock, uyuşturucunun özellikle LSD gibi ruh halini değiştirici ve düşünme paternlerini çarpıtıcı maddelerin etkisinde yapılan, yarattığı etkiyi aktarmaya çalışan bir müzik türüdür. Beyinsel faaliyetlerin marijuana, psilocybin, mescaline, salvia divinorum, ve özellikle LSD gibi uyuşturucuların etkisi altında değiştiğinde, kişinin, yaşadığı tecrübelerden esinlenerek yaptığı müzik türüne verilen addır. Aynı ilham kaynağı altında yapılan bir diğer müzik türü de psychedelic electronic müziktir.

    1960'lardaki yaygın madde kullanımından etkilenerek pop kültürüne de yansıyan müzik türü, bu yıllarda en yaygın dönemini yaşadı. The Beatles, Jimi Hendrix, Led Zeppelin, Pink Floyd, Rolling Stones ve The Who gibi dönemin birçok ünlü grubu, bu türde şarkılar yazmışlardır.

    Her ne kadar 1960'lardan sonra hiçbir zaman eski popülerliğini yakalayamamış olsa da, hala, küçük ama sadık bir kitle bu müziği devam ettirmektedir.

    Türkiye'de psychedelic müzik öğeleri, 1960'larda da az kişi tarafından tanıtılmasına rağmen, Erkin Koray gibi isimlerle bu topraklara da getirilmiştir.

    Rock müzik tarihinde Psychedelic rock, blues-rock, progressive rock ve heavy ****l aralarında bir köprü oluşturur. Kökleri daha çok batı müziğine dayansa da, melodilerinde hint müziği gibi etnik tarzlardan da özellikler taşır. Tamamen bir serüvendir, başlayan müzik hiç sonlanmayabilir.
    Konu n@r_cicegi tarafından (27.10.08 Saat 08:34 ) değiştirilmiştir.



    BiZ 3 KiŞiYiZ;
    KeYFiM, BeN ve KaHYaSi...







Konu Bilgisi

Uye Bu Konuya Bakiyor

Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)

Benzer Konular

  1. Müzik Türleri ve Tarihi (Türkiye'de)
    By n@r_cicegi in forum Müzik Üzerine
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 26.10.08, 13:25
  2. Müzik Ansiklopedisi A - Z
    By Fidem in forum Müzik Üzerine
    Cevaplar: 21
    Son Mesaj: 01.08.08, 14:20
  3. Muzik NotaLari..
    By hAkAnN in forum Müzik Üzerine
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 26.05.08, 02:56

Eklenmis Olan Tag'lar

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Yeni Konu Acamazsin
  • Konuya Cevap Yazamazsin
  • Konuya Eklenti Ekleyemezsin
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372