Neden bunu yaptınız, Levent Kırca? Çingene Mitolojisi 6 Nisan 2010 Salı
"Neden bunu yaptınız, Levent Kırca?"
Geçtiğimiz günlerde Fox TV’de Levent Kırca’nın ‘Olacak O Kadar” isimli komedi kültü haline gelmiş programına gözüm takıldı. Her skecinde halkın yanında olan ve bütün iktidarları mizahi yolla eleştiren Kırca, bu yeni yayın döneminde skeçlerinde rahatsızlık verici öğeleri ortaya koymaya başladı.
Neydi bu öğeler?
Daha önceki bir skecinde çocuklarına devletten maaş aldırmak için Kırca’nın ifadesiyle ‘oğlunu terörist kılığına sokup’ hükümeti eleştirmeyi düşünen Kırca, oğlunun suratını boyayla sözde esmer tene dönüştürüyor ve boynuna ‘poşu’ bağlayıp Kürtleri potansiyel ‘terörist’ olarak göstermeye çalışıyordu. Zihinlerdeki ‘terör’ kavramı, Doğu ve Mezopotamya halklarının binlerce yıllık simgesi olan poşu ile özdeşleştirilmişti. Önceden yaşadığım bu şokun ardından bu sefer denk geldiğim bölümde ‘İlle de Roman Olsun” skecini izledim. Kırca’nın yeni bölümlerinde vereceği mesajları, merak ettim. Bir kere daha şaşkınlık ve kızgınlıkla ekran başında kalakaldım. Birçok TV dizisinde ve skeçlerde olduğu gibi ‘arsız’, ‘hırsız’ ve ‘üçkâğıtçı’ olarak gösterilen Çingeneler, bu kez Levent Kırca’nın programında aynı şekilde karşımıza çıktı. Başbakan Erdoğan, bir Çingene mahallesine kurulan sokak kürsüsünde konuşma yaparken cüzdanı bir Çingene tarafından çalındı ve başka bir Çingene ise kürsüye gelip Başbakanın falına bakmaya kalkıştı. Yüzyıllardan beri katliamlara, yağmalara ve pogromlara uğrayan Çingeneler, insanların zihninde her zaman kendilerine söylendiği gibi bu skeçte de ‘hırsız’ ve ‘arsız’ karakterler olarak karşımıza çıkarıldı. Bu skeç, insanların zihninde yüzyıllardır bitmek bilmeyen cahilce önyargıları insanların zihninde tazeledi.
Başbakan Erdoğan, ‘Roman açılımı’ kapsamında tüm bakanlarıyla birlikte Çingenelerle bir dizi toplantı ve iletişim trafiği başlattı, biliyorsunuz. Çingenelerin Osmanlılardan beri büyük el emeği ve ustalıkla icra ettikleri sepetçilik, kalaycılık ve çalgıcılık gibi birçok mesleği yaşatmak amacıyla bazı atölye çalışmaları, kültür-sanat aktiviteleri, resmi dairelerde kolaylıklar ve ellerinden alınan evlerini başka semtlerde yeniden yapıp sahiplerine geri vermek konularında çalışmalar yapıldığı Çingenelere duyuruldu. Bizans ve Osmanlı Çingeneleri dâhil olmak üzere yüzyıllardan beri ‘sur dışı’ olarak tabir edilen Sulukule, kültürel bir Çingene yerleşkesi olmuştur.
Ancak kuşaktan kuşağa Sulukule de yaşayan bu insanlar, yakın zamanda arazi rantı peşinde koşanlar aracılığı ile kendilerini özgürce ifade edebildikleri bu yerleşkelerinden kovulmuşlar evlerinin yıkılıp yakılmasına şahit olmuşlardır. Üstelik âdetlerini yansıtan sokak düğünleri çevreye rahatsızlık verdiği gerekçesiyle yasaklanmıştı. Hâlbuki geline ve damada para takma adetleri özgün bir Çingene geleneği olarak Türkiye halklarının âdeti haline gelmiştir. Şimdi yine bu iktidar döneminde nasıl olabilirdi de kendileri hakkında ortaya çıkarılan demokratikleşme projesine güvenebilirlerdi? Ya da hangi iktidara güveneceklerdi? Ama güvenmeleri ve güvenmeye çalışmaları da normaldi. Belki de bu demokratikleşme projesinde zamanla olumlu şeyler ortaya çıkacaktır. Yıllardır polis tüzüklerinde ve iskân kanununda her zaman ‘potansiyel tehlike’ olarak nitelendirildikleri göz önüne alınırsa, Türkiye’de ilk kez muhatap alınmışlar ve kendilerine fikirleri sorulmuştur.
‘Bir onlar eksikti’ yaklaşımı toplum nezdinde ortaya çıkmaya başladı. Bu pervasız ve ırkçı tanımlamalara yabancı değiliz. Çünkü Çingeneler her zaman toplum nezdinde ‘sur dışında’ bulunan, ‘asimile olmamış’, ‘modern ve kültürlü olmayan’, sadece insanları eğlendirmeye yarayan ve demokratik hakları bulunmayan bütün bu görüşlerin bir sonucu olarak ta bütün skeçlerde ve dizilerde madara edilen insanlardır. Ayrıca meşhur söylenceye göre her zaman ‘dostluk ve barış’ içinde hiçbir sorunları olmadan yaşamışlardır. Birçok ilde Çingene oldukları için kendilerinden alışveriş yapılmayan esnaflar mevcuttur. Basına yansımayan İnsan Hakları Derneği tarafından da raporlanmış Çanakkale ve Manisa gibi birçok ilde Çingenelere karşı linç girişimleri, insanların yakılan yıkılan çadırları ve geçmişte de yaşanan benzer olaylar göz önünde tutulmamaktadır.
Bir Çingene’nin toplumda kabul görmesi için toplumun özellikle ‘elit’ ve ‘şehirli’ kesiminin bir kısmının tanımladığı insan modeline uyum sağlaması lazımdır. ‘Modern’ ve ‘şehirli’ olarak belli bir kesimin göz zevkini tatmin etmeli ve yaşam koşullarına ayak uydurmak zorunda olmakla birlikte apartman dairelerinde yaşamalı, şık ve markalı kıyafetler tercih etmeli, temiz ak-pak olmalı ve gürültü çıkartmamalıdır. Arabaya binmeli ve konuşmalarına dikkat etmeli gerekirse ‘Gönülçelen’ dizisinde gösterildiği gibi görgü dersleri almalı hatta diksiyon eğitimine katılım göstermelidir. Hatta daha da radikal kesimler için onların ırkından olmalı ve dilinden konuşmalıdır. Yani ‘esmer vatandaş’ olmamalıdır. Bu belli kişilerin zihinlerindeki ‘modern’ ve ‘şehirli’ tanımlamasıdır.
Ancak bu şartlar yerine geldiğinde bir Çingene makul ve kabul edilen olacak hatta dizilerde gösterildiği gibi genç kızsa âşık olunabilecek biri olacaktır. İşte dizi ve skeçlerde gösterilen ‘modern olma’ kıstasları aynı zamanda toplumun aynasıdır. Bu zihniyet kişileri kategorize eder ve bu tanımlamalara uymayanları kendi gibi yapamayıp ‘potasında eritemediği’ için onların demokratik sorunlarını, acılarını ve haklarını görmekten çok uzaklaşır.
Bir Çingene’de hiçbir zaman bu tanımlamaya uymaz, uyamaz ve uymamalıdır. Zorunda da değildir. Hiçbir toplumun diğer tüm toplumlar üzerinde baskıcı gücü olamaz.
Bu türden ırkçı görüşler Çingenelerin aşağılandığı Türkçe deyimlerin oluşmasına sebep olmuş hatta ‘hırsızlık’ çağrışımı yapan benzer deyim ve ırkçı söylemler bire bir devletin sözlükleri, kitapları ve ansiklopedilerinde yer almıştır. O kadar görmezden gelinmişler ve rafa kaldırılmışlardır ki, İkinci Dünya Savaşında Nazizm kurbanı yüz binlerce Çingene olduğu bile neredeyse bilinmez. ‘Unutulan Soykırımlarla’ dolu bir tarihten gelmektedir, TV'lerde acımasızca madara edilen Çingeneler. Kültürsüz olarak zihinlere yerleştirilmiş olan Çingeneler, Mısır Medeniyetinde bile ‘Firavun’un halkı’ olarak kabul görmüşler, içlerinden çok ünlü insanlar çıkartmışlar, Romani dillerini yaşatmışlar, musiki başarılarını her alanda sürdürmüşler ve mitolojilerine sahip çıkmışlardır.
Evet, Çingene mitolojisinden bahsediyorum. Yunan mitolojisi neyse çok geniş çaplı Çingene mitolojisi, kültürel tarihi ve anadillerinde çok sayıda mitolojik karakter isimleriyle dolu deyimleri ve duaları mevcuttur. ‘Çingene’nin mitolojisi mi olur?’ denebilir belki de, ama cevabı çok basit ‘Evet, olur’. Hiçbir insan ve toplum kültürsüz değildir, bu zaten antropolojik olarak imkânsızdır. Ayrıca bireyler kendi işledikleri suçlardan sorumludur, o insanların bağlı olduğu etnik kimlikler sorumlu değildir. Toplumları önyargılara kurban etmemeyi ve insanları saygısızca kültürsüz olmakla suçlamayı insanoğlu hangi yüzyılda öğrenecektir acaba?
Ünlü komedyen Levent Kırca, yine alışıla gelmiş olarak Çingene halkını toplumun gözünde mahallelerine gelen başbakanın bile cüzdanını çekinmeden çalabilecek ‘hırsızlar’ ve elit eğlence sektörünün ‘arsızları’ olarak göstermiştir. Bu ifadesiyle bizlere geçmişteki ırkçı deyimleri, devlet eliyle yapılmış sistemli hareketleri ve birçok TV dizisinde canlandırılan Çingene karakterleri yaratan zihniyetleri ve bitmeyen önyargıların sürekli tazelendiği bir düşünce yapısını bize yeniden hatırlatmıştır.
Bunu yaparak Kırca’nın eline ne geçmiştir? Hükümete ve Başbakan Erdoğan’a olan öfkesinden mi harcamıştır, Çingeneleri? Ya da eskiden beri ilk kez muhatap alındıkları için heyecana kapılan Çingenelere mi öfkelenmiştir? Amacınız neydi? Bunun neresinde güldünüz, eğlendiniz? Bazı haber bültenlerinde bile skeciniz çok gülünç karşılanarak ilgiyle yayınlandı. Ama bunun yanında yaraladığınız insanlar ne olacak?
Bu skeçle belli kesimleri güldürdüğünüz ve çok eğlendirdiğiniz malumdur.
Ya ötekileştirdikleriniz?
Sami Mert EĞİLMEZER
Allah`ım Her dem Sen'i anmayı,Sen'i anlayıp anlatmayı,Sen'i sevip sevdirmeyi nasip et bizlere.
YA İLAHİ ! SENDEN KIYAMETE KADAR BÜTÜN ESMA-İ HÜSNAN İLE ,
DUA EDEN BİR DİLİMİN OLMASINI İSTİYORUM !!!
Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)
Bookmarks