1 den 8´e kadar. Toplam 8 Sayfa bulundu

Konu: .::Efsane Olmuş Sevdalar::.

  1. #1
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Exclamation .::Efsane Olmuş Sevdalar::.

    FERHAT İLE ŞİRİN

    Efsaneye göre Ferhat, Persler döneminde yaşamış ünlü bir nakkaştır. Sultan Mehmene Banu'nun yeğeni Şirin için yaptırdığı köşkün süslemelerini yaparken Şirin'i görür ve birbirlerine sevdalanırlar. Ferhat, Sultan'a haber salarak Şirin'i istetir. Sultan,yeğenini vermek istemez. Ferhat'ı oyalamak için dağı delip şehre su getirmesini şart koşar. Ferhat, zekası, teknik bilgisi, bilek gücü, aşktan aldığı kuvvetle dağı deler.

    Mehmene Banu, dağı delip suyun akacağı kanalı tamamlamak üzere olan Ferhat'ın yanına yaşlı dadısını göndererek, Şirin'in öldüğü haberini ulaştırır. Ferhat, bu acı haber üzerine, elinde tuttuğu külüngü havaya atar, düşen külünk Ferhat'ın başına isabet eder ve Ferhat orada ölür. Ferhat'ın acı haberini alan Şirin korku ve heyecanla olayın geçtiği kayalığa gelir.Ferhat'ın öldüğünü görünce bu acıya dayanamaz ve kayalıklardan aşağı yuvarlanarak, orada can verir. Her iki sevgiliyi, can verdikleri kayalıklarda yan yana gömerler.
    Bu aşk öyküsünün Karagöz oyunlarındaki işlenişi ise şöyle :
    Hacıvat tarafına Şirin’in köşkü, Karagöz tarafına ise dağ kurulur. Hacıvat’ın tegannîsinden sonra perdeye gelen Karagöz Hacıvat’a “Kendi tarafına köşk benim tarafa ise moloz yığını koymuşsun” diye sitem eder. Bunun üzerine Hacıvat Ferhat ile Şirin öyküsünü anlatmaya başlar. Bu sırada Karagöz ile Hacıvat çekilirler ve olay canlanır.
    Ferhat ile Şirin birbirlerini çok severler. Fakat Şirin’in annesi Şirin’i Ferhat’a vermek istemez. Hacıvat’ın araya girmesi sonucu Şirin’in annesi bir şart koşar. Amasya şehrinde su yoktur, eğer Ferhat Elmadağı'nı kazması ile yarıp şehre su getirirse Şirin’i vermeye razı olacaktır.
    Ferhat Hacıvat’tan bir külünk bulmasını ister. Hacıvat Karagöz’e giderek bir külünk ısmarlar. Külüngü zamanında yetiştiremeyen Karagöz evden kendi kazmasını getirir. Ferhat dağı kazma ile yararak şehre su getirmesine rağmen Şirin’in annesi Şirin’i vermeye razı olmaz, büyücü bir kadın bularak onları ayırmak ister. Büyücü kadın Ferhat’a gelerek Şirin’in öldüğünü söyler. Ferhat büyücü kadını öldürür, tam kendi canına da kıymak üzeredir ki Karagöz gelerek Şirin’in ölmediğini söyler ve iki sevgiliyi birbirine kavuşturur ...
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  2. #2
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart

    LEYLA İLE MECNUN
    Leyla ile Mecnun'un aşkları bir Arap efsanesine dayanmaktadır . Bu efsanede Mecnun mahlasıyla şiirler söyleyen Kays ibni Mülevvah adlı bir Arap şairiyle Leyli ( Leyla ) adlı bir Arap kızın arasında geçen ve ayrılıkla sona eren bir aşk serüveni anlatılmaktadır .
    Söylentiye göre Kays ile Leyla kardeş çocuklarıdır .Küçük yaşta birbirlerini severler . Kays'ın Leyla için söylediği şiirler dillerde dolaşır .Leyla'nın babası ,adını dillere düşürdüğü için kızının Kays'la evlenmesini önler .Leyla başka biriyle evlendirilir .Kays çöllere düşer .Mecnun (deli ) diye anılmaya başlar .Ayrılık acısına dayanamayan Leyla kederinden ölür . Mecnun bunu duyunca onun mezarının başına koşar ve o da orada can verir .
    Bu efsane Arap edebiyatında X. yüzyılda çok yaygın bir hale gelmiş ,Mecnun'a ait olduğu söylenen şiirlerin arasına nesirler de eklenerek hikaye haline getirilmiştir .Bu konu daha sonra Fars ve Türk edebiyatlarında da işlenmiştir . Bunların arasında en ünlüsü Fuzuli'nin yapıtıdır ( 1535)
    Aşağıda okuyacağınız küçük hikaye Fuzuli`nin Leyla vü Mecnun adlı mesnevisinden alınmıştır.
    Kays, bilinen adıyla Mecnun, Leyla`nın aşkından kendisinden geçip yarı meczup bir halde çölde giderken, namaz kılmakta olan bir dervişin önünden geçer. Derviş hemen namazını selamlayıp, Mecnun'a "Namaz kılan birinin önünden geçilmez, bunu bilmiyor musun?" diye çıkışır. Mecnun cevap verir "Ben Leyla'nın aşkından öyle bir hale geldim ki, senin burada namaz kıldığını görmedim bile, sen nasıl bir aşkla namaz kılıyorsun da benim senin önünden geçtiğimi görüyorsun?"
    Leyla ve Mecnun'un hikayesi Türk Halk edebiyatının da etkilemiş ve Leyla ile Mecnun adıyla bir Karagöz oyunu haline getirilmiştir .
    Karagöz oyunlarında işlenen Leyla ile Mecnun hikayesi ise şöyle :
    Oyunun başında Leyla ile Mecnun birbirlerine olan sevgilerini şiirlerle dile getirirler. Aralarında bir gül ağacı vardır. Zebani gelerek gül ağacını alır ve yerine karaçalı koyar. Karagöz bu karaçalıyı almak isterken zebani Karagöz’ü kaldırıp baş aşağı kara çalının üzerine atar. Hacıvat gelerek Karagöz’e Leyla ile Mecnun’un hikayesini anlatarak, Zebani’nin kara çalıyı onları ayırmak için koyduğunu söyler.
    Perdeye içinde Leyla’nın babası ve annesinin olduğu bir kervan gelir. Hacıvat onlara bir ev bulur. Daha sonra Mecnun’un babası olan Halepli Haşim gelir. Hacıvat Leyla’nın anne ve babasının olduğu yere ergeç Mecnun’un da geleceğini söyler. Mecnun gelip Leyla’ya olan aşkını Hacıvat’a anlatır ve ondan yardım ister. Bu esnada bir aslan gelip Karagöz’ün köpeğini yutar. Leyla’nın babası kızını Mecnun’a istemeye gelen Hacıvat’ı kovar. Hacıvat, Karagöz’ün ninesi olan Cazu’dan yardım ister. Cazu nine Leyla’nın babasına giderek eğer kızlarını Mecnun’a vermezlerse Leyla’nın öleceğini söyler.
    Bunun üzerine Leyla’nın babası kızını Mecnun’a vermek için üç şart koşar. Birincisi Mecnun çok sevdiği dişi ahuyu öldürecektir. İkincisi aslan ile boğuşup onu da öldürmesi. Üçüncüsü ise yedi başlı ejderhayı öldürmesi. Karagöz Mecnun’a bir bıçak verir. Mecnun kendi isteğiyle ahuyu öldürür. Daha sonra aslan ile ejderhayı da öldürür ve koşulları yerine getirmiş olur. Zebani iki sevgilinin kavuşmasını engellemek amacıyla araya yine kara çalı koyarsa da Mecnun bıçağı ile karaçalıyı kesip atar.
    Sevgililer birbirlerine kavuşurlar ve kervanla memleketlerine dönerler ...
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  3. #3
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart

    KEREM İLE ASLI
    Bu aşk hikayesinin Aşık Kerem ya da Kerem Dede diye anılan Azerbaycan yöresi halk şairinin aşk serüvenini konu eden şiirleri halk arasında yayıldıktan sonra adı bilinmeyen halk hikayecileri tarafından bu şiirler çerçevesinde oluşturulduğu ileri sürülür .( XVII. yy. )
    İsfahan Padişahı'nın oğlu Kerem keşiş kızı Aslı'ya gönül verir .Ancak din ayrılığı yüzünden onunla evlenmesi mümkün olmaz . İlden ile göçen keşişle kızı Aslı'nın ardından uzun yolculuklar yapan delikanlı Halep Paşası'nın emri üzerine Aslı'yla evlendirilir .Ancak düğün gecesi keşişin kızına giydirdiği gömleğin düğmeleri bir türlü çözülmeyince Kerem ah edip yanarak ölür . Onun külleri arasında kalmış kıvılcımla Aslı'da saçlarından tutuşup can verir .
    Hikaye boyunca Kerem arkadaşı Sofu'yla birlikte uzun yollar aşar . Anadolu'nun birçok yerini gezer ,Hanlarda kahvelerde şiirler söyler ,yollara , dağlara , akarsulara, hayvanlara Aslı'ya benzettiği güzellere şiirler söyleyerek derdini anlatır .Aslı'yı yakından görebilmek için kızın annesine bütün dişlerini çektirir .
    Hikayeye olağanüstü ögeler de karışmıştır .İki sevgilinin doğumları bir dervişin verdiği sihirli elmayla olmuştur .Zorda kalan Kerem'i Hızır kurtarır .Dağlar ırmaklar o şiir söyleyince geçit verir .
    Sevgilisine kavuşma yolunda çileler çeken ve onun uğrunda yanan Kerem , modern edebiyatta bir ülküye bağlanıp can verebilen kahramanın simgesi sayılmıştır .

    Ala gözlerine kurban olduğum
    Hep senin derdinden yanar ağlarım
    Kime arzedeyim garip halimi
    Ellerin yanında görür ağlarım ..
    Benden kaçar sevdiğim, gayrden kaçmaz
    Dahi pek küçüktür, aşıkın bilmez
    Yalvarsam Mevla'ya dileğim geçmez
    Yüzümü yerlere sürer ağlarım ..
    Yine düşt'ayrılık vücut şehrine
    Yürek mi dayanır dilber cevrine
    Sürülünce insan mahşer yerine
    Hak'kın divanına durur ağlarım ..
    Kerem der bu firkatla yanarsam
    Tükenir ömrümüz bir gün ölürsem
    Bu hasretle kıyamete kalırsam
    Kefenim boynuma sarar ağlarım ...
    Aşık Kerem
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  4. #4
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart

    YUSUF İLE ZÜLEYHA
    Divan edebiyatında birçok şairin mesnevilerine de konu olan bu aşk öyküsü Kur'an-ı Kerim'de "öykülerin en güzeli "diye isim bulmuştur . Yusuf sûresinde 98 âyet (4-101), Yusuf Peygamber'in ibretli hayat hikâyesinden söz eder.
    Buna göre Yusuf Peygamber'in on bir erkek kardeşi vardır. Olağanüstü bir güzelliğe sahip olan Hz.Yusuf babası tarafından çok sevilmektedir. Onu kıskanan kardeşleri gezinti için kıra götürürler ve kuyuya atarlar. Babalarına ise kanlı elbiselerini gösterip, onu kurdun yediğini söylerler. Yoldan geçen bir kervan, su çekerken Yusuf'u bulur ve Mısır'da Hazine Bakanı olan Azîz'e köle olarak satarlar.
    Sarayda ihtimamla yetişen Hz.Yusuf 'a Azîz'in karısı Züleyha aşık olur ve onu yasak ilişkiye çağırır.Hz.Yusuf ona şöyle cevap verir: "Allah'a sığınırım. Efendim bana iyi baktı. Doğrusu zulüm yapanlar kurtuluşa eremez." Yüce Allah, o arada Hz.Yusuf'un da Züleyha'yı arzuladığını, ancak ihlâslı bir kul olması yüzünden Yusuf'un bu kötülük ve fuhuştan korunduğunu belirtir.
    Eşinin haksız olduğunu tespit eden Azîz, olayın hiç bir şey olmamış gibi kapanmasını istemişse de, dedikodunun önü alınamamıştır. Bunun üzerine Züleyha dedikodu yapan hanımları yemeğe davet etmiş ve Yûsuf'u onların yanına çağırarak, şaşkınlık içinde meyve bıçakları ile ellerini kestiklerini görmüştür. Bununla, âşık olmakta haklı olduğunu göstermeye çalışan Züleyha, Yusuf'un kendisine ilgi göstermemesi üzerine onun hapse atılmasını istemiştir.
    Güzel bir kadının cinsel isteklerine uymak yerine yıllarca hapiste kalmayı tercih eden Hz.Yusuf bu konuda şöyle dua etti: "Rabbim, bana göre zindan, bunların beni çağırdığı şeyden iyidir. Eğer onların düzenini benden savmazsan onlara kayarım ve câhillerden olurum." Rabbi onun duasını kabul etti ve onların düzenlerini ondan savdı.
    Mısır hükümdarı bir gece rüyasında yedi zayıf ineğin yedi semiz ineği yediğini ve yedi yeşil başakla yedi kuru başak gördü. Yorumcular bu rüyaya anlam veremediler. Bu arada zindanda bulunan Hz.Yusuf isabetli rüya yorumları ile ün yapmıştı. Kral onu yorum için saraya çağırdı. Ancak Yusuf, Züleyha konusunda iftiraya uğradığını, bu eski davanın görülerek sonuca bağlanmasını istedi. Böylece temize çıktıktan sonra rüyanın yorumunu yapabileceğini söyledi. Gerçekten sorguya çekilen Züleyha ve dedikoducu kadınlar doğruyu söylediler. Hz.Yusuf belge ve delillerle temize çıkınca rüyayı şöyle yorumladı:
    Yedi yıl çok bolluk, ondan sonra da yedi yıl kıtlık yılları gelecek. Kral, tedbir olarak ne yapmak gerektiğini sorunca Hz.Yûsuf, ekonomik ve mali işlerin başına kendisi getirildiği takdirde bu kıtlık ve darlık yıllarına çare bulabileceğini söyledi.Bu göreve getirilen Hz.Yusuf , ilk bolluk yıllarında halkı tasarrufa teşvik etti, tüm fazla hububatı depolara yerleştirdi. Bu arada, halk ellerindeki altın, gümüş gibi değerli eşyasını da Hz.Yusuf 'un emanet depolarına teslim etmişti. Bunların eline emanet bıraktıkları şeylerin miktar ve niteliklerini belirten makbuzlar veriliyordu. İşte bu makbuzlar J. Dobretberger gibi iktisatçıların belirttiği gibi M. Ö. 1600 yıllarında Ortadoğu' da elden ele kâğıt para gibi dolaşmaya başlar.
    Rivayete göre Mısır Melik'i Hz. Yusuf'a taç giydirmiş, kılıç kuşatmış ve inci ile yakut işlemeli bir taht yaptırmıştır. Ancak Hz.Yusuf son ikisini kabul etmekle birlikte, taç giymeyi kendisinin ve atalarının giydiklerinden olmadığını söyleyerek reddetmiştir. Ülke kısa sürede Hz.Yusuf 'un adaletli yönetimi ile onun nüfuz ve iktidar alanına girmiştir. Bu arada Hazine Bakanı Aziz vefat etmiş, eşi Rail, diğer adı ile Züleyha, Melik tarafından Yusuf'la evlendirilmiştir. Bir mucize olarak gençleşen Züleyha, kocası iktidarsız olduğu için kız olarak Yusuf'la gerdeğe girmiştir. Bunun üzerine Yusuf Züleyha'ya "Bu şekilde meşru olarak evlenmemiz senin haram olarak istediğinden daha iyi değil mi?" diyerek helal ile haram arasındaki farka dikkat çekmiştir. Züleyha'nın Yusuf'tan Efrâim ve Menşa adlarında iki oğlunun dünyaya geldiği nakledilir...
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  5. #5
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart

    TAHİR İLE ZÜHRE
    Padişah kızı Zühre ile Vezir oğlu Tahir'in ölümle biten aşk serüvenini anlatan bir Türk halk hikayesidir. Sevgililerin birleşmesini Zühre'nin annesi var gücüyle engelller . Sürgüne gönderilen Tahir sevgilisi başkasıyla evlendirileceği sırada gizlice döner .Ama delikanlı öldürülür . Tahirin öldürüldüğünü duyan Zühre'de kendini öldürür .
    Tahir ile Zühre'nin Karagöz oyununda anlatılışı da şöyle :
    Zühre’nin babası Hacıvat’a bir kahya aradığını söyler, Hacıvat da Karagöz’ün bu işi yapabileceğini söyler. Karagöz eve kahya olarak girer. Tahir ile Zühre birbirlerini çok sevmektedirler. Zühre’nin babasının yanında kahya olan Tahir’in babası ölürken Tahir ile Zühre’nin evlenmelerini vasiyet etmiştir. Zühre’nin babası da evlenmelerini istemektedir. Tahir ile Zühre’yi yanına çağırarak bu fikrini onlara da söyler. Karısının da onayını almak için durumu ona da anlatır. Bu fikri kabul etmeyen Zühre’nin üvey annesi sonradan kabullenmiş gibi görünür. Odasına gittikten sonra Karagöz’ü odasına çağırarak Tahir’i kendisinin sevdiğini söyler.
    Zühre ile evlenmesine engel olması için kocasına büyü yaptırır, Karagöz’e para vererek büyüyü kocasının sarığının içine koymasını ister. Karagöz, Zühre’nin babası uyurken büyüyü sarığının içine koyar. Zühre’nin babası uyandığında evlenme işinden vazgeçtiğini söyler. Tahir bu sevdadan vazgeçmeyeceğini söyleyince Zühre’nin babası seymenleri çağırarak Tahir’i Mardin’e sürgüne gönderir. Bir süre sonra Tahir kaçıp geri gelir ve Karagöz’e bu işi düzeltmesi için yalvarır. Karagöz bir punduna getirip Zühre’nin babasının sarığından büyüyü çıkarır. Birden kendine gelen Zühre’nin babası kızını Tahir’e vereceğini söyler. Olan biteni Zühre’nin babasına anlatan Karagöz iki sevgilinin kavuşmasını sağlar...
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  6. #6
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Anarkali Efsanesi

    Fevzi Halici'nin guftesine kaynak olan Hint efsanesi "Anarkali"i anlatilmaktadir..

    Anarkali, halktan bir gence asIk olan Hint prensesidir.. Anarkali'nin babasinin askerleri, bu iki genci yakalar.. Ve guzel prensesi, diri diri duvara gomerler. Prensesin gomuldugu yerde, baharda nar cicekleri acmaya baslar.
    Zaten Hint dilinde de"Anarkali", nar-cicegi demekmis..

    Cinucen Tanrikorur, bu efsaneyi anlattiktan sonra udunun tellerine dokunur ve Yesari Asim'i hatirlatan uslubu ile, Kurdilihicazkar sarkisina baslardi


    GÜNAYDINIM

    Savkimasi, sana dogru yollarin
    Sana dogru, denizlerin cagrisi
    Ciril ciril otelerde bir guzel
    Gunaydinim, nar cicegim, sevdigim.

    Cikmaz sokaklarda bu minyatur kim?
    Bu gogus kim, ya bu gozler, bu saclar?
    Uzak bir ozlemde ayak seslerin
    Gunaydinim, nar cicegim, sevdigim.

    Kirk odanin kirkinda da kirk guzel
    Kirk aynada cengi cengi bir guzel
    Caglar otesinde bir avuc nota
    Gunaydinim, nar cicegim, sevdigim

    Bu yildizlar dogan gunu cagrisir
    Bu gunduzler gozlerini cagrisir
    Ya kimlere verdin avuclarini
    Gunaydinim, nar cicegim, sevdigim.

    Vurdum tellerine seni, sazimin
    Sende anahtari, alin yazimin
    Yagmur yagmur serpil yalnizligima
    Gunaydinim, nar cicegim, sevdigim.


    Makam : Kurdili-Hicazkâr
    Usul : Nimsofyan
    Beste : Cinucen Tanrikorur
    Gufte : Feyzi Halici
    Seslendiren : Melihat Gulses

    ANARKALİ EFSANESİ
    Türkçe kaynakların aksine efsane yabancı kaynaklarda çok daha farklı aktarılmış. Hem fikir
    oldukları nokta Anarkali'nin diri diri duvara gömülmüş olması.

    According to legend, Muġal Prince Salīm, later to become Emperor Jahāngīr, fell in love with a girl named Anārkalī as a young prince. As she was a dancing girl, not of noble birth, the romance was forbidden by the prince's father, Muġal Emperor Akbar. Anārkalī, whose title means "pomegranate blossom" (bestowed for her beauty), was buried alive in a wall said to be located within the bazaar, by the order of Emperor Akbar. It is believed that her original name was Nādira or Sharf-un-Nisā.
    Whether or not Anārkalī existed is controversial as there is no evidence that Prince Salīm ever fell in love with the courtesan, including no reference to her in Salīm's autobiography.
    Efsaneye göre, daha sonradan Jahangir İmparatoru olan Mugar Prensi Salim, genç bir prensken Anarkali isimli bir kıza aşık olur. Fakat kız dansçıdır ve ve asil bir kandan doğmamıştır. Bu aşk Prensin babası olan Mugal İmparatoru Akbar tarafından yasaklanır. Anarkali İmparator Akbar'ın emriyle, çarşının içerisindeki bir duvara canlı canlı gömülür.Onun güzelliğini anlatmak için Anarkali ismi ona bağışlanır. orjinal isminin Nādira ya da Sharf-un-Nisā olduğuna inanılır.

    Anarkali'nin var olup olmadığı tartışma konusuyken, Prens Salim'in de saray halkından biriyle bir aşk yaşadığının içeren hiç bir referans bulunamamıştır biyografisinde..."

    Hâsl-ı Kelâm hemen hemen tüm yabancı kaynaklarda efsane bu şekilde anlatılmış olmakla birlikte, bütün türkçe kaynaklarda da İsmail Kurt'un yazısında olduğu gibi geçmiş.




    Imaginary painting of Anārkalī by renowned artist Abdul Rehman Chughtai



    Alıntı..
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  7. #7
    ChaoS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Nerden
    Sevgi'nin Olmadığı yerden..
    Mesajlar
    1,888

    Yeni Efsane Aşklar' ın Öyküleri...

    Ferhat ile Şirin

    Padisah, kizi Sirin'i çok severdi. Sirin bir kösk istedi babasindan. Kösk tam üç günde bitirildi. "Ama ben saçaklarinda hiç görmedigim kuslarin uçtugu, duvarlarinda hiç bilmedigim gemilerin hiç bilmedigim ülkelere sevinç tasidigi, dört bir yaninda atlarin hiç tanimadigim umut ülkelerine dogru gittigi bir kösk isterdim" dedi Sirin. En güzel resimleri, en güzel islemeleri en güzel renklerle yaratan Ferhat'i sarayin bahçesine yapilan bu yeni köske getirdiler. Ferhat boyalarini açti, her yani resimlerle, islemelerle süslemeye basladi. Dünyamizin basina sarmis bütün olmazliklari, yüregimize nereden geldiyse gelmis bütün yanlislari, kötülükleri yoksayan büyük bir yaratici çabayla ise koyuldu Ferhat. Boyalarla arasinda kesin bir anlasma vardi. Hiçbir seyi umursamaz gibiydi. Oysa, yaptiklarini begendiremezse boynu vurulacakti.

    Yaratanlar
    Bagislayin önce bizi
    Her seyi sizden aldik
    Hiçbir sey veremedik belki size
    Bizim yüzümüzden yalnizliginiz
    Yaratanlar
    Bizi hosgörmeyin ama
    Alin degistirin bizi
    Taslari yontu yapmaya
    Degistirin
    Sabah aksam degistirin içimizi
    Yaratanlar
    Aydinliga çikaran eller kutsal ellerdir
    Siz bastanbasa birer tanrisiniz
    Duyurun her duymazliga sesinizi

    Ferhat bir sabah vakti gene boyalariyla söylesirken, tuttu yemyesil bir yaprak isledi köskün avlusundaki büyük çesmenin tasina. Sonra yapraga dönüp sunlari söyledi:

    Gözlerinin derininde bir sari
    Yaprak gibi sicak yazdan geçecek
    Bekleyecek uzaktan ilk rüzgâri
    Ilk sallantida yerlere düsecek
    Ilk yagmurda islanacak saçlari
    Ilk selin akisina takilip gidecek
    Bir ovada karsilayacak kari
    Ilk ayazda yüregi titreyecek
    Iz kalmayacak ondan baharlara
    Çürüdügünde yesiller çikacak
    Artik ben yokum dedigi gün
    Topraktan papatyalar fiskiracak
    Bir yokta geçirecek uzun yazi
    Sonbahari hele hiç duymayacak
    Kimse gelmekte olan soguklari
    Onu bulup da ondan sormayacak

    Daha sonra o yapragin yanina özgürlük kirmizisi bir sandal çizdi. Kumluga mor rüzgârlar getirdi. Dalgalar kiyiyi tutunca sunlari söyledi:

    Tutkularla açilir misin sandal
    Eski mavi büyük denizlere
    Gider misin isiklarin ardindan
    Günesin kuskusuz battigi yere
    Orada görülmedik umutlar bulur
    Alir getirir misin kiyilarimiza
    Büyük sevinç çigliklari tasir misin
    Kara ve sessiz yalnizligimiza
    O deniz tarlalarinda belki çiçekler
    YesiI uzakliklara serer bakisini
    Belki onlar bizden iyi bilirler
    Umudun gizlisini askin saklanmisini
    Gider getirir misin güzeI sandal
    Bize acilarda yok olmayani
    Büyüyüp büyüyüp de kuslar gibi
    Gün geIip alnindan vurulmayani

    Daha sonra da bu apaydinlik kiyiya bir atli getirdi daglardan. Atliya bakip sunlari söyledi:

    Taraninca sabahlarin saçIari
    Senin adin umut diye biri mi
    Bir daha geçmez misin geçtigini
    Yakilinca küI vermeyen serüven
    Senin adin bir atli mi daglardan
    Baskaldirmis yoklugunun adina
    Varinca atli olmanin tadina
    Senin için gitmelerin sehri mi
    Senin karli daglarin var mi kistan
    Sunulacak umudun var mi yaza
    Yoksa aksamüstünde kendini
    Birakacak misin renksiz beyaza
    Atini basibos sürüp tarlaya
    Topla diyecek misin yalnizligi
    Özgürlügü ayri ayri kapilarda tutarken
    Varligin ve yoklugun uymazligi
    Yaratanlar
    Her umudu bir kesinlik bildiniz
    Sizden önce umut yoktu dünyamizda
    Dünyamiza umudu siz getirdiniz
    Sonu hiç gelmeyecek bir sarkida
    Siz islediniz dogaya inanci
    Kendinizden kendinizi yaratmayi bildiniz
    Her sey bitmis sanilan yerde bile
    Yeni yontular kurdunuz kayalardan
    Asilmazliklar gibi dikili daglardan
    Siz asmayi bildiniz geçitleri
    Siz bize kendimizi gösterdiniz
    Siz bozdunuz dogada sessizligi
    Yerine sonsuzlugu getirdiniz

    Ferhat o sabah yapragi, sandali ve atliyi çizerken, Sirin bir kösede gizlice onu gözetliyordu. Bakti ki, düsledigi güzelliklerden de büyük güzellikler Ferhat'in çizdigi, boyadigi resimlerdedir. Usulca onun yanina yaklasti ve dedi ki:

    Bu kadar güzelligi kaldiramaz
    Daha güzellersen yikilir duvarlar
    Böylesine eksiksiz bir türküyü
    Duyanlar dinlemeye dayanamaz
    Biraz çirkinlik kat yaptigina
    O güzel çocuk yüzlerini sil biraz
    O bembeyaz yeleli atlari karala
    Yerlerine yalnizlik çiz biraz
    Iyiden dogrudan ve güzelden
    Birini görmezden gel hiç degilse
    Boyadigin çiçeklerden birinin
    Hiç degilse bir yapragini kopar
    Bir yerinde aksasin bu sonsuzluk
    Yoksa yüregimiz dayanmayacak
    Hem bizim eksikli varligimiz
    Senin eksiksizligini zor anlayacak
    Sonra aklindan sökemezse seni
    Ya bir çilgin olup çikarsa Sirin
    Sonunda bir yalnizliga düserse
    Sonsuzlugunla ödeyebilir misin

    Ferhat, Sirin'i görünce vuruldu. Ne gördügü, ne duydugu, ne yarattigi güzellikler içinde böylesine yüce bir güzellige raslamisti. Dedi ki Sirin'e:

    Boyalarla isledigim duvarlarda
    Hiçbir güzellik ulasamaz sana
    Ben ne kadar benzetmek istesem
    Hiçbir rüzgâr benzeyemez saçlarina
    Güzelligini asacak qüzellik yoktur
    Onu ben istesem de yaratamam
    Senin güzelligini gördükten sonra
    Artik ben boyalara dokunamam
    Ben ki hep bir asmaya inanmistim
    Ama senin varligini asamam
    Gözlerinde parlayan yücelige
    Yaklasmak istesem de yaklasamam
    Eksiksizi ben sende gördüm ancak
    Bundan sonra eksiksizi yaratmayi umamam
    Ilk yenilgim en yüce yenilgimdir
    Artik Ferhat'in isi tamam
    Neden bunca güzelligin vardi da
    Yeni güzellikler özledin bos yere
    Neden böyle bir vurusta yok ettin
    Yoksa düsmanligin mi vardi bana
    Sirin karsi durdu Ferhat'in sözlerine. Dedi ki:
    Sen ki hep bir sonsuzun umudusun
    Nasil durur kalirsin yeniden dogmalara
    Sen ki hep bir bitmezin sarkisisin
    Nasil boyun egersin çaresiz kalmalara
    Biz hepimiz bir tutkuya yaratildik
    Dogduk koyu ve yogun yalnizliktan
    Biz ki durak bilmeyen yolculariz
    Nasil eksildik deriz zor yollardan
    Artik yüklendik ya yaratmayi
    Bütün güzellikler bizden sorulacak
    Iyiyi ve dogruyu yüklendik ya
    Düsüncemiz her zaman sonsuzu arayacak
    Bütün yarattigini sil istersen
    Istersen yeniden koyul yaratmalara
    Kendini azalmayacak bir tutku say istersen
    Yürü bizi bekleyen zamanlara
    GüzelIigimi asmani isterim
    Yalniz kalmak istemem ben dogada
    Kendimi yarattiklarinla anlayayim
    Daha yüce güzellikler ver bana

    Ferhat da, her yaratan gibi, yaratmayi istemese de yaratacakti. Sirin ona yepyeni güzellikleri duyurdu. Ferhat yepyeni güzelliklere dogru yürüdü. Sirin'in köskü, artik, bir güzellikler cennetiydi. Çok zaman Ferhat da Sirin de her gün biraz daha büyüyen güzellikler karsisinda saskinliga düsüyorlardi. Güzelligin kaynagi simdi artik yalnizca Ferhat degildi. "Sende buldugum güzellikleri çiziyorum durmadan" derdi Ferhat. Gün geldi, köskün islenmedik yeri kalmadi. Padisah, yaptiklarina karsilik Ferhat'a bir torba altin verdi. Ferhat torbayi köskün bir kösesine birakarak çikti gitti. Giderken son bir bakisla bakti Sirin'e. Padisah olanlari anladi, anlamazdan geldi. Onlarin birbirlerine zorunlu olduklarini anlayamazdi elbet. Ne de olsa padisahti. Yaratmakla yönetmek anlamaz birbirini.

    Günlerden bir gün Sirin, Ferhat'a bir mektup yolladi. Mektubu götürecek ikiyüzlü, onu önce Padisah'a verdi. Padisah mektuptan hiçbir sey anlamadigi için ikiyüzlüye "götür ver bakalim altindan ne çikacak" dedi. Mektupta sunlar yaziliydi:

    Yeraltindan çikar gibi maden
    Oydukça yalnizlik çikarilir
    Aradigin geçmis günler içinde
    Yalnizligin bir karsiligi vardir
    Geçmeye çalistigin geçitlerde
    Koca sehirler boyunca yilginlik
    Durup durup sessizlige uzanir
    Bulut tutar gibi tutar gökleri
    Oyarcasina bir duyarligi
    Öyle basip geçmisler ki adim adim
    Yüregin islek bir kaldirim
    Korundugun bütün zor zamanlarda
    Öyle yürümüsler ki her yanindan
    Yikim bile degil kalan geriye
    Yeraltindan çikar gibi maden
    Ölümleri oymuslar yüregine

    Ikiyüzlü, Ferhat'tan da Sirin'e bir mektup getirdi. Ama önce Padisah'a okuttu mektubu gene. Padisah bu mektuptan da bir sey anlamadi. "Götür mektubu ver Sirin'e, bakalim ne yapacak" dedi. Mektupta sunlar yaziliydi:

    Adim adim eskiyerek bir gün
    Bakarlar ki yirtilmis torba
    Saman gibi dagilir ortaliga
    Umut bilip ömrünce götürdügün
    Yeni bir göz gibidir karanliga
    Yikimini ilk gören her duyarlik
    Bir ada gibi çizer durusunu
    Her yaninda denizden bir yalnizlik
    Yüregindeki kus vurulur alnindan
    Bos kanatIariyla iner yere
    Umutlari kapanir göklerine
    Zaman denen sesler duyulmaz olur
    Yavas yavas çekilerek bir gün
    Bakarlar ki çöl basmis denizi
    Artik onu aramayin gemiler
    Onun için sular çoktan bitti

    Yazdi. Sehir susuzluktan yaniyordu. Her yerde su ariyorlardi. Sarayda bir yudum su kalmayinca Padisah da arayicilara katildi. En önde Müneccimbasi büyülü sarkaciyla yürüyor, onu Padisah, vezirler ve halk izliyordu. Aksama kadar yürüdüler. Günes batarken, aralarindan ayrilip sehrin güneyindeki dagi asmis olan bes kisinin dorukta el salladiklarini gördüler. Biraz sonra o bes kisi etege indi ve dagin öbür eteginde çoskun bir suyun sel gibi aktigini bildirdi. Müneccimbasi sarkacini o yöne dogru döndürerek bir seyler mirildandi ama, söyledikleri sevinç çigliklari arasinda yok oldu. Ancak, mühendisler Padisah'a bildirdiler ki, o su dag delinmeden sehre getirilemez. Ertesi gün bütün halk dagi delmeye koyuldu. Gelgelelim, kayalar kazmalara geçit vermiyordu. Susuzluk son duragina geldiginde, Padisah, dagi iki günde delebilene istedigini verecegini bildirdi. Çigirtkanlar haberi yaydilar. Bir ögle üstü Ferhat, Padisah'in karsisina geldi. Ferhat, Padisah'a dedi ki:

    Kazmalar kürekler yetmez dagi delmeye
    Yüreginden vermedin mi dag susar
    Dagi delen deldigi dagdan güçlü gerek
    Yoksa hiç bir susuzluga geçit vermez kayalar
    Ne istemek ne bilmek yetmez dagi delmeye
    Sen asmayi bilmedin mi dag susar
    Su oralarda akar biz burada yanariz
    Dalarak pinarlarin eksilmez düslerine
    Dag ne bilecek kendinden vermeyi
    Kayalar susuzlugu ne anlamis
    Yasamayi bilmeyen bilmez ki yasatmayi
    Dag bitmez bir sessizliktir yokluguna inanmis
    Yürek direnmeyi bilse çoktan delinmisti dag
    Çoktan yenik düsmüstü varliginda kayalar
    Simdi o kuru çayda sular oynasiyordu
    Simdi kiskanç bir çöle benzemezdi sokaklar
    Bu dagi tek basima delecegim
    Basegmeyi bilmeyen yüregimle
    Bütün susuzlara haber salinsin
    Yarin suyu getirecegim sehre

    Ferhat'i dinleyen Padisah'in sevinçle söyledikleri:

    Bilsin günes
    Bir karanliktan sonra güne açilani
    Yikasin yagmur
    Yanmalardan sonra kül baglayani
    Anlasin dereler sularini
    Bütün kuslarina saysin gökler
    Renklerini tanisin çiçekler
    Basaklar kavrasin tarlalarini
    Nasil Ferhat daglari anlamissa
    Daglar bütün geçmezlige bitmisse
    Giyinsin umudunu bütün sular
    Dahu uzaklara sersin uzaklarini
    Nasil daglar tutamazsa sulari
    Nasil deniz yok etmezse gidisleri
    Her kopan kayada parlayan alinteri
    Silsin bütün ölüm korkularini
    Duysun bütün sabahlar
    Geceden umut diye gündüze baglanani
    Görsün bütün kayalar
    Sarsilmazliginda bitimsiz durani
    Kullanilmis umutlari çikarip atin
    Varacaginiz yerlere vardinizsa
    Anilara hiçbir sey saklamayin
    Eger insan gibi yasadinizsa
    Eski sular düslerini birakin
    Daglarin ardinda yeni sular var
    Yeni sabahlarda delin daglari
    Susuzluktan suya çikin birdenbire
    Yoksa düsler birden çoraklasirsa
    Insan hiç anlamadan yalniz kalir
    Kullanilmis umutlari çikarip atin
    Yorgun umut ani olup kalmadan
    Gökler kadar özgür olacaksiniz
    Kendinizi yikayin anilardan

    Sabah olmadan daha, Ferhat kazmasini omuzlayip dagin etegine geldi. Basladi dagi delmeye. Her vurusta adam büyüklügünde kayalar kopariyordu. Ögleye dogru Padisah, yaninda Sirin ve adamlariyla dagin etegine geldi. Bakti ki Ferhat dagin yarisini delmis. Ferhat gelenlerin yaninda Sirin'i görünce sarsildi. Sirin bir ara onun yanina gelerek kimseye sezdirmeden bir mektup birakti avucunun içine. Ferhat, ancak Padisah, Sirin ve vezirler döndükten sonra mektubu açip okuyabildi. Okur okumaz, oldugu yere yigilip kaldi. Bir ara toparlandi, sirtini bir kayaya dayadi. Içinden, dagi da Sirin'i de birakip, uzak, çok uzak yerlere gitmek geldi. Ancak, koca bir sehrin umudu olmusken, dagi delmeden bir yere gidemeyecegini düsündü. Yeniden kazmasini aldi eline.

    Sirin, mektubunda, önce, babasinin sehre gelecek suyla birlikte dügün dernek kurarak kendisini vezirin ogluna verecegini, bunun kendisi için ölüm demek olacagini, Ferhat'siz bir Sirin düsünemedigini, tam bir açmazda oldugunu bildiriyor, sonra sunlari söylüyorduBirden yasadigim her seyi ölmek
    Her seyi yeniden yasamak istiyorum
    Birden hiçbir seyi duymak istemiyorum
    Bitmis bir sarki gibi seziyorum kendimi
    Yikilsin istemiyorum artik duymazliginda daglar
    Baksin istemiyorum artik gözlerimi
    Belki bütün bir evrenin güneslerini
    Belki ilk olarak isiktan saymiyorum
    Birdenbire sönecegini bilmezdim umudun
    Sevincin böyle çabucak ölecegini bilmezdim
    Böyle bir açmaza demir atmak nerelerden
    Nasil da birdenbire gelip buldu beni
    Yeniden duymak istemiyorum yasarligimi
    Hiç degilse bir gün ölmek bir tek gün
    Ey bana kendini bir gün çok gören ölüm
    Bir anlasan nasil çok seviyorum seni
    Ferhat, Sirin'in mektubundan yüklendigi aciyIa bir türkü söyledi. Türküyü, arkasinda sessizce duran Siriii in dinledigini bilmiyordu. Dedi ki türküde:

    Sonsuz tutkulnrda asar bosluklari
    Iner bir papatya sarisinda güzellenir
    Günesin ilkbakislari vurunca
    Gözlerin dinmezlikleri ummayan bir denizdir.

    Yillari yürümüs isiklar gibi uzaylardan
    Gelir dönülmezligin çizdigi yeryüzüne
    Mavisi sessizlikte çogalan gözlerindir
    Akisini duyurur bitimsiz dogalardan

    Sürer bir yasarlikta kesiksiz inanmayi
    Dönmez çoktan eskimis geçkin uçarliklara
    Yasamaktan bildigi uzun bir dinmezliktir
    Umutlanmaz korkak yalnizliklara

    Istesen de istemesen de anlamaz durmayi
    Der ki -adim zamanlardir bitmisliklerde kalmam
    Bir kere sana biçmis ya kendini tamam
    Hiçbir sey ögretemez ona sensiz olmayi



    Sehir sudan umudunu kesmisti. Sessizce ölümünü bekliyordu. Kimsenin dagin ardina gidecek gücü yoktu su içmek için. Gitmeye kalkanlar baygin yigildilar dagin yamacina. Simdi kayu bir sessizlik yalnizca Ferhat'in kazmalariyla yirtiliyordu. Ferhat, üzgün, Sirin'in mektubuna karsilik olan türküyü söyledigi zaman arkasinda Sirin'in bulundugunu bilmiyordu. Biraz sonra bir hisirti oldu, Ferhat arkasina bakti, Sirin'i gördü. Kucaklastilar. Sirin, saraya dönerlerken, bir yolunu bulup babasinin yanindan ayrilmis, kosa kosa Ferhat'in yanina dönmüstü. Susuzluktan kuruyan gözleri, dudaklari, artik son gücünü harcadigini gösteriyordu. Uzun zaman birbirlerinden ayrilmadilar. Sonra baktilar ki günes batmaktadir ve su gecikirse sehir kirilacaktir, birlikte çalismaya koyuldular. Ferhat kazmasiyla kocaman kayalari kopariyor, Sirin de kendisinden umulmayacak bir güçle bu kayalari açilan tünelin disina çikariyordu. Sehir büyük bir sessizlik içinde yavas yavas erimekteydi. Ferhat gittikçe koyulan sessizligi duydukça kazmasini daha büyük bir hinçla salliyor, günes batmadan önce dagin ardindaki gür suyu sehre akitmak istiyordu. Açilan tünelin bir ucunda isiklar kirmizilasmaya, tünelin içini karanliga gögüs geren koyu bir pembelik sarmaya basladigi sirada, güçlü bir kazma vurusuyla düsen bir kayanin yerine dolan mor isiklar bu büyük çabanin sonunu müjdelediler. Ferhat daha sonra suyla tünel arasina büyük bir ark açti, suyun akis yönünü degistirdi. Biraz sonra sehirden gelen çigliklar, ölüm saçan susuzlugun sonunu bildiriyordu. Ferhat ve Sirin, bir agacin gövdesine sirtlarini dayadilar, düsünceye daldilar. Gittikçe artan uzak çigliklar arasinda aksam pembeden koyu maviye dogru degiserek ilerliyordu. Bu güzel bitisin kendilerinin sonu olacagini bilerek susuyorlardi. Uzun uzun sustular. Sonra artik günün son isiklari da uyumaya gidince, yavasça yerlerinden dogruldular. O sirada ne Ferhat, Sirin'in güzünden akan bir damla yasi ne Sirin, Ferhat'in gözünden akan bir damla yasi görebildi.Ferhat, Sirin'e dedi ki:

    Varligin varligima karisacak
    Umut yorulmaz bir atli gibi çikti geliyor
    Dünyamizda gözlerinin vazgeçilmez mavisi kurulacak
    Bunu hayir diyenler de biliyor
    Ölümlerden ölümsüzlük devsirenlerde
    Eski bir kolayliktir kendinden utanmak
    Çok eski bir zorluktur seni sevmek
    Bulutlarin yagmurlardan koparildigi yerde
    Inançlarin durup kaldigi günde
    Her direnç bizim için sonsuza açiliyor
    Çöllerden daha kuru ve bitkin bekleyislerde
    Her umutsuzluktan sonra sular basliyor
    Sen yasamsin bir yandan olmaza degisirsin
    Yikarsin bütün umudu geçilmez daglarinda
    Bir yandan bize bütün maviyi getirirsin
    Ölmezligi gök bilen kuslarin kanadinda
    Umut olmazliklari bilmeyen ülkedir
    Hiç durmndan seni bana ulastiran
    Yalnizlik bir korkudur dönüp dönüp
    Gelip gene kendisine baslayan



    Sirin, Ferhat'a su karsiligi verdi:
    Deniz susayinca gök
    Bir yagmur deniziydi çilginlasan
    Sanilirdi ki bir gün saçlarindan
    Umulmadik denizler gelecek
    Yasar gibi mavisinde bir çiçek
    Bir kus bir ince uçusu söyler gibi
    Bir böcek bir ilk yazi anar gibi
    Her yoklukta varligin bilinecek
    Gün bitince pembeliginde aksam
    Bir yeni gün umuduydu bekleyisle
    Durmak bilmez yolcuydu
    Daha yolcu olurdu hergidisle
    Duyar gibi dönmezligi bir akis
    Karanligi bilmez gibi sabahlar
    Saatlar bir inanca kosar gibi
    Her bakisa gözlerini getirecek
    Deniz baslayinca gök
    Bir sonsuzluktu sulara karisan
    Bir günessin güne dogdugun yerde
    Kovulmaktan yorgun yolcudur aksam

    Ferhat ve Sirin dagdan sehre indiler. Suya kanmis bir kalabalik her yanda sevinç gösterilerinde bulundu onlara. Ferhat da, Sirin de, suya kavusan kalabaligin övgülerinden kurtulabilmek için kosarcasina saraya girdiler. Padisah ve adamlari Ferhat'i bekliyordu. Padisah, Ferhat'la Sirin'i bir arada görünce öfkelendi ama bir sey demedi. Ferhat'i yanina çagirdi. Bir torba altin uzatti ona. Ayrica,"dile benden ne dilersen" dedi. Ferhat, Padisah'a , altin istemedigini, yalnizca ve yalnizca Sirin'i istedigini söyledi. "Bir dag delicinin Sirin'i istemesi büyük saygisizlik" diye bagirdi Padisah. Adamlarina bagirdi: "Götürün bu dag deliciyi zindana atin, akillanana kadar kalsin orada." Ferhat yorgundu, zindana girer girmez uykuya daldi. Zindancilardan biri, gün dogarken bir mektup uzatti gizlice Ferhat'a. Mektup Sirin'dendi. Diyordu ki Sirin:

    Seninle bir dönülmeze inanan
    Her zaman seninle bir Sirin var
    Sen git senin pesinden gelecegim
    Bizi kolay ayiramaz korkular
    Satir satir yazilsa da duygulardan
    Ölümlere yokluklara agitlar
    Unutulmus serüvenler kadar sönük
    Bir gitme umudu sana yeter
    Yüreginin derininde kosup duran
    Çocuklar kadar korkusuz tutkular
    Anlatir her uzaktan geçene
    Daglarin ardinda gür sular var
    Ögrenecegin hiçbir sey kalmadi
    Yalnizliklardan ve suçlu yasaklardan
    Büyütecegin umutlar yok
    Umut çoktan çekildi bu saraydan
    Bir gitme tutkusu sana yeter
    Gitmesen de sen yolcusun burada
    Için bilinmedik daglara dogru kossun
    Gözlerin gün boyu gezinsin ufuklarda

    Bir gün sonra, gene gün dogarken Ferhat'a Sirin den bir mektup daha getirdiler. Diyordu ki Sirin:

    Yasamak güvenemeden
    Direnemeden tutulamadan
    Harman yerlerinde savrulamadan
    Uzun bir boslukta gelip gitmek
    Bir aksam bir bulutu özleyemeden
    Bir ilkyaz yagmurunu isteyemeden
    Kilicinin ucuna gelen sevinci
    Çekip bir yalnizliga isleyemeden

    Birgecenin düslerde uzayan yerinde
    Kalmak bir yarina dogmayi bilemeden
    Bekleyip en uzun yollardan özlemlerle
    Bir tutku gibi çikip gelemeden
    Yasamak dalgasiz sular gibi
    Rüzgârsiz yelkenler gidissiz yollar gibi
    Çekilmek kurumus saksilar gibi
    Pencere içlerinden kapi önlerinden
    Yasamak bitmislikte uykular kadar
    Büyüyüp kirgin kaygilar örnegi
    Bir uzaga çekilip daglar gibi
    Yükseklerin sarkisini söyleyemeden

    Ondan bir gün sonra, gene gün dogarken, bir mektup daha geldi Sirin den Ferhat'a. Diyordu ki Sirin:

    Günler birer bekleyistir geçilir
    Inancinda getirmez bir korkuyu
    Koca sehir sana çok görse de
    Asilmaz daglardan tasidigin umudu
    Sana zaman bir sarkidir söylenir
    Der ki çiglikliirdan yorgunsan eger
    Umut gemileri batmadan daha
    Kendini baska bir mavilige ver
    Baska bir rüzgârda yürü tutkuyu
    Bir gün sevince varmayi birakma
    Tut ki boydanboya çöktü sevgiler
    Soracagin ne kaldi yalnizliga
    Bilirsin ki distan yikamazlarsa
    Gelir içten alirlar kaleleri
    Kavgada yere sermezler de
    Kavgasiz birakirlar önce seni
    Unutur musun bir gün
    Seni sessizce arkadan vurani
    Yazik sana çok gördüler
    Kavgada verecegin bir avuç kani

    Sirin'in Ferhat'a gizlice mektup yolladigini duyan Padisah kizini yanina çagirtti ve "üç gün içinde dügünün olacak, bilesin" dedi. Sirin, babasina, Ferhat'dan baskasini istemedigini, baskasina vermeye kalkarsa kendini öldürecegini kesinlikle bildirdi. Padisah, Sirin'in bu sözleri üstüne iyice öfkelendi, Adamlarina buyurdu: "O Ferhat denen dag deliciyi çikarin zindandan, söyleyin ona, hemen bu sehirden çekip gitsin. Yoksa boynunu vurdururum." Sirin babasinin yanindan çiktiginda yikilmis gibiydi. Gene de umutluydu. Zindanin kapisina kostu. Adamlar Ferhat'i çikariyorlardi. Sirin, Ferhat'a "daglarda bekle beni" diyebildi. Hemen Ferhat'i uzaklastirdilar, götürüp sehrin kiyisina biraktilar. Ferhat su getirmek için oydugu daga çikti. Bir magara oydu kendine. Orada yalnizca acilarini ve umudunu yasamaya koyuldu. Dügün baslamak üzereydi. Ertesi gün çalgilar çalinacakti. Vezirin oglu tras olmus, yenilerini giymisti. Sarayda basdöndürücü bir gidis gelis göze çarpiyordu. Kadinlar Sirin'i kandirmaya çalisiyorlardi uzun uzun. Sözü biri aliyor, öbürü birakiyordu. Sirin susuyordu. Bir firtina öncesinin sessizligi gibiydi. Üstünde ne yapacagini bilenlerin dinginligi vardi. Su sasirtan ve korkutan dinginlik, aksama dogru kesin bir sevince birakmisti yerini. Son dakikaya kadar Ferhat'a kavusmayi deneyecek, kavusamazsa odasinin penceresinden usulca asagiya birakacakti kendini. Yasamakla da, ölmekle de Ferhat'in olabilecegine inaniyordu. Gülüyor, sarkilar söylüyordu. Aksam geceye dogru degisirken, sarayin kapisini bekleyen bekçinin yanina gitti. Ondan kendisini kapidan birakmasini istedi. Sirin, sarayin kapisindaki bekçiye dedi ki:

    Gün dogdu umut kirildi
    Birak beni gideyim
    Dünyam bütün karardi
    Birak beni gideyim
    Ben topraktan ayrilamaz bir suyum
    Denizlerini özleyen gemiyim
    UçusIara susadi kanatlarim
    Birak beni gideyim

    Çekildi özsularim dallarimda
    Onmaz bir durgunlugum yalnizlikta
    Her geçen gün biraz daha geceyim
    Birak beni gideyim
    Tutkuyu tutma kapilarda
    Nilüferler bogulmadan sularda
    Acilar onu yikmadan daglarda
    Birak beni gideyim
    Nasil olsa yolum çizili benim
    Ben ya Ferhat demisim ya da ölüm
    Ey benim yoldasim urnut gözlüin
    Ferhat İle Şirin Devamı...

    Bekçi sessizce açti kapiyi, tek söz söylemeden. Sirin gecenin karanliginda usulca süzüldü disariya. Karanligi boydanboya kosuyordu. Ferhat'i bulmak için sabahi beklemeliydi. Bir agacin dibine çöktü, beklemeye basladi. Gece bitmek bilmeyen bir agirlik gibi uzadikça uzuyordu. Sirin, uyanik, düs gördü sabaha kadar. Bu düslerin her birinde, kendisini çogaltan, yücelten, kendisinin çogalttigi, yücelttigi Ferhat vardi. Sabahi anlatan ilk isiklar Dogu'da kipirdanmaya baslayinca, Sirin, "ölüme de, yasamaya da benzer bir gün doguyor" dedi. Gün dogudan ilerledi, Sirin'in ayaklarina kadar geldi ilk isiklariyla. Sirin daga dogru yürümeye basladi. Dag onu yokusunda engelleyecek yerde, onun yürüyüsüne yürüyüs, gücüne güç katiyordu. Uçuyordu sanki dagin yükseklerine. Ferhat'in magarasinin dorukta olduguna inaniyordu. Doruga yaklasinca "Ferhat" diye seslendi. Sirin'i özlemle kucaklayan Ferhat ona sunlari söyledi:

    Umutlarin dogdugu yerde geldin
    Günesle birlikte dogdun sabaha
    Madem ki böylesine güzelliksin
    Bir dag çiçegi taksan saçlarina
    Sarsilmazliginda bir kalesin
    Dünyada hiçbir ordu yikamaz burçlarini
    Kiyilari çok uzak bir denizsin
    Benim diyen geiniler geçemez daglarini

    Gülünç ettik ya ölümü ona bak
    Yasarligi en kesin belirleyebildik ya
    Artik ölüm her yerde utanacak
    Ferhat ile Sirin'e göz koymakla

    Kucaginda ölüme ölüm demem
    Umudunda yok olmalar bir hiçtir
    Gökleri mavisinden koparmak isteyene
    Artik ölüm bir çikar yol degildir

    Ölmezligi bulduk ya sonunda
    Varligimizla yarattik sonsuzu
    Haydi kalk uzaklara gidelim
    Ölüm sonsuza bölmeden umudumuzu
    Sirin'in Ferhat'a söyledikleri:
    Ölümler kolay sandi sevinçleri
    Bire ona yüze bölerim sandi
    Duyuyorum en güzel sabahimda
    Ölüm bos yere yokluga inandi
    Ölümler kolay sandi bitisleri
    Bir kiliçta sonsuza yikacakti
    Biliyorum en güzel inancimla
    Ölüm kendine yok yere inandi
    Ölüm her günkü gücüne yanildi
    O sandi ki dur dese duracaktik
    Ölüm belki de bizi çocuk sandi
    Onu görür görmez aglayacaktik
    Bir korkuyu sunacakti da bize
    Korkuda çöller gibi yanacaktik
    O sandi ki o bize inanmazsa
    Biz ona çaresiz inanacaktik
    Ölümler kolay sandi sevinçleri
    Bire ona yüze bölerim sandi
    Biz bir olmus iki ayni inançtik
    Ölüm eksikliginde kalakaldi

    Yaratanlar
    Birer sonsuzluksunuz
    Olmazi yoksadiniz bir evrende
    Ölüm alsa neyi alacak sizden
    Ölüm verse ne verecektir size
    Siz her açmaza birer umutsunuz
    Ölümünüzde suçumuz büyüktür
    Yasarken aci çektiniz
    Ondan da biz suçluyuz
    Neyleyelim siz sonsuz büyüktünüz
    Biz pek ayak uyduramadik size
    Bizi size birakmadi korkumuz
    Uyamadik büyüklügünüze
    Siz birer tanrisiniz

    Ferhat ile Sirin dagi asip bilinmedik uzaklara dogru yürümeye basladilar. Oysa büyük bir kalabalik peslerindeydi. Onlar su baslarinda dura dura, çiçek toplaya toplaya ilerliyorlardi. Kalabalik, kizgin bir çabayla kosturuyordu. Basta büyülü sarkaciyla Müneccimbasi, onun yaninda Padisah, arkalarinda vezirler ve damat, daha arkada da cellatlar vardi. Bir su basinda yakaladilar Ferhat ile Sirin'i. Önce Ferhat'i Sirin den ayirmaya çalistilar. Ayiramadilar. O zaman cellatlardan biri Ferhat'in sirtina bir biçak sapladi. Ferhat, Sirin'le birlikte yere yikildi. Sirin'i götürmeye gelen Padisah kizinin üstüne egildi. "Kalk artik, bu is bitti, gidiyoruz" dedi. Bir de bakti ki, Sirin de Ferhat'la birlikte gitmistir. Padisah yanmasina yandi ama, ölümlerin ardindan yanmak dayanmak midir? Simdi yüzyillarin basip geçtigi bu uzak ülkede Ferhat ile Sirin her olmaza baskaldiran birer umut olarak masallarda, türkülerde, sevinçlerde, tutkularda, inaçlarda yasarlar. Kime sorsaniz, Ferhat ile Sirin'in öldügünü söyleyemez. Ölümün el uzatamadigi yerdedir onlar, onlar ölümsüzlügün kendisidir. Yasarken dirençtiler, yasarliklari bitince ölümsüz oldular. Ölüm bir yoketme tanrisi olmayi onlarla birlikte elden kaçirdi. Ferhat ile Sirin'den beri ölüm, yalnizca yasamayanlari alip gidiyor. Bir direnci, bir güzelligi, bir inanci yaratmislar için ölüm, o günden beri çaresiz bir gülünçlüktür.
    SON

    Lelya ile Mecnun

    Mecnun, bir kabile reisinin dualar ve adaklarla dünyaya gelmiş olan Kays adlı oğludur. Okulda bir başka kabile reisinin kızı olan Leyla ile tanışır. Bu iki genç birbirlerine aşık olurlar. Okulda başlayıp gittikçe alevlenen bu macerayı Leyla nın annesi öğrenir.

    Kızının bu durumuna kızan annesi, kızına çıkışır ve bir daha okula göndermez.

    Kays okulda Leyla yı göremeyince üzüntüden çılgına döner, başını alıp çöllere gider ve Mecnun diye anılmaya başlar.

    Mecnun un babası, oğlunu bu durumdan kurtarmak için Leyla yı isterse de Mecnun (deli, çılgın) oldu diye Leyla yı vermezler. Leyla evden kaçarak, Mecnun u çölde bulur.

    Halbuki o, çölde âhular, ceylanlar ve kuşlarla arkadaşlık etmektedir ve mecâzî aşktan ilâhî aşka yükselmiştir. Bu sebeple Leylâ yı tanımaz.

    Babası Mecnûn u iyileşmesi için Kâbe ye götürür. Duâların kabul olduğu bu yerde Mecnûn, kendisindeki aşkını daha da arttırması için Allahü Tealâya duâ eder:

    "Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni
    Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni."

    Duâsı neticesi aşkı daha da çoğalır ve bütün vaktini çöllerde geçirmeye başlar.

    Diğer tarafta ise Leylâ da aşk ıstırabı içindedir. Bir zaman sonra âilesi, Leylâ yı İbn-i Selâm isimli zengin ve îtibârlı birine verir. Ancak, Leylâ kendisini bir perinin sevdiğini ve eğer kendisine dokunursa ikisinin de mahvolacağını söyleyerek İbn-i Selâm ı vuslatından uzak tutmayı başarır.

    Mecnûn, çölde, Leylâ nın evlendiğini arkadaşı Zeyd den işitince çok üzülür. Leylâ ya acı bir sitem mektubu gönderir. Leylâ da durumunu bir mektupla Mecnûn a anlatır.

    Kendisini anlamadığından dolayı o da sitem eder.Bir müddet sonra Mecnûn un âhı tutarak İbn-i Selâm ölür. Leylâ baba evine döner.

    Bir çok tereddütten sonra her şeyi göze alarak, Mecnûn u çölde aramaya başlar. Fakat Mecnûn, dünyadan elini eteğini çekmiş ilâhî aşk yüzünden Leylâ nın maddî varlığını unutmuştur. Leylâ, çölde Mecnûn u bulduğu hâlde, Mecnûn onu tanımaz.

    Leylâ onun erdiğini anlarsa da yine onsuz yaşayamaz. Hastalanıp yataklara düşer. Kısa zaman sonra da ölür. Mecnûn, Leylâ nın ölüm haberini öğrenir. Gelip mezarını kucaklar, ağlayıp inler;

    "Ya Rab manâ cism ü cân gerekmez
    Cânânsuz cihân gerekmez."
    Der, kabri kucaklayarak ölür.

    Bir müddet sonra Mecnûn un sâdık arkadaşı Zeyd rüyasında, Cennet bahçelerinde birbiriyle buluşmuş iki mesut sevgili görür. Bunlar kimdir? diye sorunca, derler ki:

    "Bunlar Mecnûn ile onun vefalı sevgilisi Leylâ dır. Aşk yoluna girip temiz öldükleri, aşklarını dünya hevesleriyle kirletmedikleri için burada buluştular."


    SON.

    Kerem ile Aslı

    Kerem ile Aslı'nın aşkları asırlardır hiç tükenmedi.
    Anonim halk hikayesi. XII. Yüzyilda tesekkül ettigi yorumlanan, Kerem ile Asli hikayesi anonim halk hikayelerimizin karakteristik özelliklerini tasir. Hikaye kahramani Asik Kerem, Asli isimli bir Ermeni kizina asik olur. Onu kendisinden kaçiranlarin ardindan arkadasi Sofu ile saz çalarak, türkü söyleyerek diyar diyar dolasir. Büyük bir askin, ugrunda ne ölçüde fedakarlik yapilacak bir kuvvet oldugunu isaret eder. Zorlu macerasinin sonunda, Haleb"de Asli"ya kavusan Kerem tam onunla evlenecekken bir kesis büyüsüne kurban gider. Bir büyü ile tutusup yanar, kül olur. Bu külün kivilcimi ile saçlarindan tutusarak, ayni akibete ugrayan Asli ile ancak cennette bulusurlar...

    SON.

    Asuman ile Zeycan

    Ayni elmadan yiyerek çocuk sahibi olan iki ana babanin biri kiz, biri erkek çocuklari arasindaki aski anlatan Türk halk öyküsü. Erzincan beyi Kaleli Bey ile kahyasi Dervis Ahmet"in çocuklari olmamaktadir. Bey ve kahyasi, kilik degistirerek geziye çikarlar. Bir yaylada karsilastiklari bir dervisin verdigi elmayi esleriyle birlikte yiyen babalar, çocuk sahibi olurlar. Beyin kizi, kahyanin oglu olmustur. Dervis, kizin adini Zeycan, oglanin adini da Asuman koyar, onlarin birbirleriyle besik kertmesi nisanli olduklarini, büyüdükleri zaman evlendirilmelerini söyler. Çocuklar büyüyünce birbirlerini severler, ancak Zeycan"in annesi, Kaleleli Bey"i etkileyerek iki gencin evlenmesini engeller. Asuman ve Zeycan, düslerinde bade içerek asiklik gücü kazanmislar, saz çalarak deyisler söylemeye baslamislardir. Asuman kilik degistirerek beyin huzuruna çikar ve ondan atismak için asik ister. Kaleli Bey, Asuman"in karsisina, asik olarak kendi kizini çikartir. Bu atismada kaybeden, kazananin kölesi olacaktir. Iki sevgili arasindaki sazli sözlü mücadeleyi Asuman kazanir. Ama Kaleli Bey, sözünde durmadigi gibi, Asuman"i da öldürtmek ister. Sevgilisinin yardimiyla kaçip kurtulan Asuman, Basra"ya gider, bir kahvede asiklik yapmaya baslar. Asiklikta gösterdigi basari, Basrali asiklarca kiskanildigi için bir kuyuya atilan Asuman"i, dügünde elinden bade içerek asik oldugu dervis kurtarir, Erzincan"a getirir.

    SON.

    Arzu ile Kamber

    Birbirlerini kardeş sanarak büyüyen iki gencin asklarini anlatan ve 17. yüzyilda ortaya çiktigi sanilan Türk halk öyküsü. Konusu söyledir: Bir kervan, yolda eskiya baskinina ugrar. Baskindan yalniz küçük bir erkek çocugu sag olarak kurtulur. Bir aile tarafindan evlatlik olarak alinan çocuga Kanber adi verilir. Bir süre sonra bu ailenin bir kiz çocugu olur, adini Arzu koyarlar. Iki çocuk birbirlerini kardeş sanarak büyürler. Bir süre sonra aralarında ilgi veyakınlık başlar. Kardeş olmadiklarını ögrenince de evlenmek isterler. Arzu"nun annesi bu evlilige karsi çıkar ve kızını zengin bir tüccarla evlendirir. Ama adam kisa bir süre sonra ölür.Arzu ile kanber evlenmek için yeniden uığrasırlarsa da, anne engel olur. Asıklar bir rastlantı sonucu birbirlerini bulurlar. Kavusmanin heyecaniyla ikisi de bayilir. Sürekli olarak kızını izleyen kötü yürekli anne onlari gene ayırmak ister, ama gençlerin çevresi su ile kaplandigindan yanlarina ulasamaz. Az sonra iki sevgilinin gögüslerinden birer güvercin çikarak uçar ve böylece ikisi de orada can verirler

    SON.
    Afrodit ile (Venüs) çoban Anahis
    Mitolojiye uzanırsak önce aşk ve güzellik ilahı Afrodit ile (Venüs) çoban Anahis'in aşkı akla geliyor. Efsaneye göre de Truvalı çobanın ve ondan sonra gelen bütün çobanların yanık kavalları, hep bu aşkı fısıldamış.

    SON.

    Heloise ile Abelard

    Paris'te 1101 de doğan Heloise ile ondan 22 yıl önce Nantes'te dünyaya gelen Abelard'ın ilişkisi sonucunda, edebiyat tarihi en ünlü aşk mektuplarını kazandı.

    SON.

    Dante Alighieri ile Beatrice

    1200'lü yılların başında ünlü İtalyan şairi Dante Alighieri henüz 9 yaşındayken ilk kez gördüğü Beatrice'yi ömrü boyunca sevdi. Dante onu üne kavuşturan en büyük eseri 'Commedia Divina'yı büyük aşkı için yazdı.

    SON.









    Nesimi'ye Sormu$Lar "Yar"in iLe Ho$musun?
    Ho$ OLayım, OLmayayım. O "Yar" ßenim. Kimene ¿


  8. #8
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart

    Buraya daha uygun olduğu için konuları birleştirdim.
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




Konu Bilgisi

Uye Bu Konuya Bakiyor

Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)

Eklenmis Olan Tag'lar

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Yeni Konu Acamazsin
  • Konuya Cevap Yazamazsin
  • Konuya Eklenti Ekleyemezsin
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351