Sayfa 1 Toplam 4 Sayfadan 123 ... SonuncuSonuncu
1 den 10´e kadar. Toplam 35 Sayfa bulundu

Konu: Kitap Özetleri..

  1. #1

    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    608

    Standart Kitap Özetleri..

    Cemile Sultan Murat:



    KİTABIN ADI CEMİLE – SULTAN MURAT
    KİTABIN YAZARI CENGİZ AYTMATOV
    YAYINEVİ ÖTÜKEN YAYINEVİ

    BASIM YILI 1990

    1)KİTABIN KONUSU:

    Kitapta iki ayrı hikaye vardır. İlki bir aşk hikayesidir. Aşkı uğruna töreleri çiğneyen bir kadının hikayesi anlatılmaktır. İkinci hikayede ise savaştan dolayı köy ahalisinin çektiği sıkıntılar anlatılmaktadır. Ayrıca hikayenin kahramanının yaşadığı bir aşktan da bahsetmektedir.

    2)KİTABIN ÖZETİ:

    CEMİLE

    Bu hikaye bir Kırgız köyünde, savaş zamanında yaşanan bir aşkı anlatmaktadır. Hikayeyi olayın baş kahramanı Cemile’nin kocası Sadık’ın kardeşi anlatmaktadır. Cemile köyün en güzel kızlarındandır. Güzel vücudu ile bütün gençlerin gözdesidir. Cemile erkek gibi yetiştiğinden, ağzı çok sıkı laf yapan, en zor işlerin üstesinden gelebilen, cesur biridir. Cemile bir at bakıcısının kızı olduğu için çok iyi at kullanmaktadır. Bir ilkbahar günü Sadık Cemile’yi geçememiş, bu O’na pek ağır gelmiş ve bu yüzden Cemile’yi kaçırmıştır. Yani sevişerek evlenmemişlerdir. Savaş başlayınca, ancak dört ay beraber yaşayabilmişler ve Sadık askere alınmıştır.
    Uzun süredir savaşta olan kocasından ayrı kalan Cemile’yi yalnız kaldığı için köyün gençlerinin sarkıntılıklarına maruz kalmıştır. Sadık gönderdiği mektuplarda Cemile’ye çok az yer vermektedir. Cemile de kocasının bu yaptığına az da olsa bozulmaktadır. Cemile her gün kayını ile istasyona tahıl taşımaktadır. Onlara yardım için de Danyar adlı adam da katılır. Danyar, cepheden gelmiş bir savaş gazisidir. Tek ayağı topaldır, Cemile gelişen olaylar doğrultusunda Danyar’a aşık olur ve herşeyi göze alarak beraber kaçarlar.

    SULTAN MURAT

    Hikaye bir Kırgız köyünde, İkinci Dünya Savaşı sıralarında köylünün çektiği sıkıntıları, savaşın zararlarını anlatmaktadır. Sultan Murat’ın babası köyün birçok erkeği gibi savaştadır. Sultan Murat ailenin en büyük oğludur. Savaştan dolayı cephedeki askerlerin yiyecek ihtiyaçları için Sultan Murat ve dört arkadaşı Anatay, Erkinbek, Ergeş, Kubatkul tarlayı atlarla sürmek için okuldan alınırlar. Çünkü beş arkadaş ata binmekte ve tarla işlerinde diğerlerinden daha usta ve daha güçlüdürler. Bu beş arkadaş çok çalışıp tarlayı sürmek için gerekli hazırlıklaı tamamlarlar. Bu arada Sultan Murat da hiç aklından çıkaramadığı okul zamanı aşkı Mırzagül’e onu sevdiğine söyler ve iş başına koşar. Köyden uzaktaki tarlalarda uzun süre eve dönmeyecekleri Aksay’da toprakları beş güçlü atla sürmeye başlarlar. Beş arkadaş günlerini Aksay’da cephedeki askerlerin ihtiyacı için çalışarak geçirirler ve geceleri hepsi bir çadırda yatarlar. Ancak gece hırsızlar dört atı çalarak kaçarlar. Diğer atla da sultan Murat peşlerine düşüp hırsızlara yetişir, fakat silahları ile Sultan Murat’ın atını vurup uzaklaşırlar.

    3)KİTABIN ANA FİKRİ:

    “Aşkın gözü kördür.” deyimini doğrulayan ilk hikayede gerçek aşıkların hiçbirşeyden korkmadan bütün tehlikeleri ve engelleri göze alabileceği vurgulanmaktadır. İkinci hikayede ise savaştan hiç kimsenin kazançlı çıkamayacağı, hem kazanan hem de kaybeden devletin halkının da çok eziyet çekeceğini belirtmektedir.
    4)KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

    Birinci Hikaye

    Cemile atlardan çok iyi anlayan bir at bakıcısının kızıdır. Evinin tek çocuğu olduğu için erkek gibi yetişmiştir. Haksızlığa tahammülü olmayan, kimi zaman küfür dahi eden, erkek gibi kuvvetli, çok güzel ve kusursuz vücuduyla tüm gençlerin arzuladığı bir kadındır. Çok serbest ve bağımsız davranışlarıyla dikkatleri üzerine çekmektedir.
    Danyar küçük yaşta öksüz kalmış ve sonra an tarafından akrabaları olan Kazakların yanına gitmiş ve uzun yıllar orada kalmıştır. Hayatın acılarını bolca tadan, öksüzlüğün ıstırabını bol bol yaşayan biridir. Çok yerler gezmiş, çobanlık, maden ocaklarında işçilik yapmış ve sonra da askere gitmiştir. Kamburdur ve savaşta sol bacağını sakatlamıştır. İçine kapalı sessiz bir hali vardır.
    Köy töreleri ile yetişmiş bir kadın olan Cemile herşeye rağmen – özellikle de askerdeki kocasına- aşık olduğu Danyar’a kaçar, uzaklar giderler ve gerçek aşkın hiçbir kural tanımayacağını gösterirler.

    İkinci Hikaye

    Sultan Murat onbeş yaşındadır. Yürekli ve akıllı bir delikanlıdır. Mırzagül adında çok güzel gülümsemesi olan, kavak ağacı gibi ince ve uzun, yüzü kar gibi ak, gözleri karanlık gecede yanan dağ ateşinin alevleri gibi parlak olan kıza aşıktır.
    Anatay ise onaltı yaşındadır, çok kuvvetlidir, babası savaşta ölmüştür. O da gizli gizli Mırzagül’ü sevmektedir.
    Erkinbek ailesini en büyük çocuğudur. Çok iyi yürekli ve güvenilirdir.
    Ergeş onbeş yaşında fikrini açıkça söylemeyi bilen ve tartışmayı seven birisidir.
    Kubatkulbatır onbeş yaşındadır. Babası savaşta kahramanca çarpışarak ölmüştür.
    Tinaliev, bu beş kişilik gurubun yöneticisidir. Onlara ne yapmaları gerektiğini söyler ve öğretir. Eski bir paraşütçü komandodur, köy halkını savaşa destek için hareketlendirir.
    Büyük bir hırsla ve başarıyla tarlayı süren bu beş kişilik gurubun atlarını hırsızların çalması bütün çabalarını mahvetmiştir. Tarlayı sürecek atları olmayınca büyük bir üzüntü yaşanır.

    5)KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

    Kitapta yazar olayları sondan anlatmaya başlıyor. İlk hikayede bir tablonun başında eski bir anısını hatırlayıp anlatmaya başlayan yazar, yine tablonun başında hikayeyi bitiriyor. Böyle bir şey beklenmediği için hikayenin sonu okuyucuyu hayal kırıklığına uğratıyor. Hikayelerin sonu çok monoton ve sıradan bitiyor. Özellikle ikinci hikayede son yok. Hikaye çok acyip bir şekilde bitiyor ve hiçbir anlam verilemiyor. Hikayenin sonunda son kelimesi dahi kullanılmamış.
    Çok basit bir şekilde anlatılan olaylar, okuyucuya hiçbir yorum yaptıramıyor ve okuyucuyu düşündüremiyor.
    Çevirmenin yaptığı hatalar akıcılığı mahvediyor.
    Ne bir Reşat Nuri GÜNTEKİN’in “Çalıkuşu” romanı gibi heyecanlı ve eğlenceli ne de Paulo COELCHO’nun “Simyacı” kitabı kadar düşündürücü. Bu niteliklerde olmayınca kitap çok sıkıcı oluyor.
    Yalnız kitaptaki harika tasvirler ortamı insana çok güzel hissettiriyor.

    6)KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:

    Kırgız Türk romancısı. Kırgızistan'ın Şeker köyünde doğdu. Cumbul'da Baytar Okulunu (1946) ve Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nü bitirdi (1953). Deneme çiftliklerinde çalıştı. Bir müddet Moskova'da Gorki Enstitüsü'nde staj gördü. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde okudu. 1957 yılında Sovyet Yazarlar Birliği'ne üye kabul edildi. 1963'te Lenin Ödülü'nü aldı. Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Kırgızistan'ın bağımsızlığına kavuşmasından sonra ülkesini Lüksemburg'da büyükelçi olarak temsil etti.

    Ülkemizde bilinen ve en çok satan kitapları:

    Toprak Ana, Elveda Gülsarı, Yıldırım Sesli Manascı, Yüzyüze – Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek, Dişi Kurdun Rüyaları, Cemile – Sultan Murat, Beyaz Gemi, Kızıl Elma – Oğulla Buluşma - Beyaz Yağmur – Asker Çocuğu – Deve Gözü – Cengiz Han’a Küsen Bulut, Kassandra Damgası.

  2. #2

    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    608

    Standart

    KIRIK HAYATLAR:


    KİTABIN ADI Kırık Hayatlar
    KİTABIN YAZARI ***** Ziya UŞAKLIGİL
    YAYIN EVİ VE ADRESİ İnkilap Kitabevi-Ankara Caddesi No.95 İstanbul
    BASIM YILI 1989


    1.KİTABIN KONUSU: Aile arasında yaşanan trajedileri, aile arasında geçen kavgaları ve ailelerin parçalanmalarını anlatmaktadır.

    2.KİTABIN ÖZETİ: İstanbul’da iç hastalıkları dalında uzman doktorluk yapan Ömer Behiç ve eşi Vedide Hanım kitabın baş kahramanları. Ömer Behiç küçüklüğünde hep ailesinin sözünü dinlemiş, buyruklarından sapmamış ve itaatkar bir evlat olarak yetişmiştir. Ama meslek seçiminde ailesini dinlememiş ve kendi emelleri doğrultusunda hareket etmiştir. Babası onun Dahiliye yada Maliye’de çalışmasını istemiştir ama o, onlara doktor olacağını söyler, bu fikri ailesine açtığı zaman yanında eniştesi de vardır. Eniştesi de zamanında meslek seçimi konusunda ailesinden baskı gördüğü için bu olayda Ömer Behiç’e sahip çıkar. Ömer Behiç kendisini, ailesinin haberi olmadan Mülkiye Tıp Fakültesine kaydını yaptırır. Arkadaşları İstanbul’un çeşitli semtlerinde kendilerini eğlendirirken, Ömer Behiç arkadaşlarına eşlik etmeyerek her boş anını değerlendirir. Lakin arkadaşları arasından, Bekir Servet Bey onunla hep dalga geçerek onu ikna eder ve onu da bazen eğlencelere iştirak etmesini sağlar. Fakat Ömer Behiç bu olaylardan sonra hep pişman olur ve derslerine daha da sıkı çalışır. Dolayısıyla okulunu birinci olarak bitirir. Bu durum hiçkimse tarafından olağan karşılanmamıştır. Herkes zaten böyle birşey olmasını beklemektedir. Okulunu birincilikle bitirdiği için Ömer Behiç’i , Avrupa’da okuması için devlet tarafından gönderilir. Orada da başarılar edinir. Burada okuduğu sırada anne ve babasını yitirir. Bu olay onu çok derinden etkilemiştir. Onların yanında olamadığı için bir an okuduğu için kendi kendine feryetlar eder. Aradan zaman geçtikten sonra İstanbul’a geri döner. Adeta kendini yeni doğmuş bir bebek gibi hissetmektedir. Bundan sonra hayallerini gerçekleştirme arzusu doğmuştur içinde. İlk olarak kendine bir muayenehane açacaktır, ardından bir eş bulup daha sonra rüyalarındaki evi yaptıracaktır.
    İlk hayali olan muayenehanesini açar. Zamanla çevresi gelişmeye, insanlar tarafından tanınır bir insan olmaya başlar. Daha sonra Vedide ile karşılaşır. Yıldırım aşkıyla ona tutulur. Onu , ailesinden istemeye gider. Evde Vedide Hanım çok utangaç davranınca dadısından şaka ile karışık fırça yer. Dadısı ona evde kalacağını ve güler yüzlü olmasını ister. Sonunda evlenebilirler ve sekiz yıl sonra iki tane çocukları olmuş olur. Çocuklarının adları Selma ile Leyla. Bir kaç yıl sonra evini de yaptırır. Tabi evi hep hayalindeki gibi inşa ettirmiştir. Evi Vedide’den gizli gizli yapmaya çalışır ama kendini tutamaz ve evin her ince ayrıntısına kadar anlatır. Birkaç ay sonra eve taşınırlar evleri artık onların üçüncü evlatları olmuştur. Ev artık bu mutlu aileye yeni bir renk katmıştır. Bir gün evin penceresinden Kağıthane çıkışı oluşan kalabalığı izlerler. Bu kalbalık onları bir heyecana sürüklemiştir. Daha sonra o kadar çok kalabalıklaşmıştır ki insanların yüzü anlaşılmayacak dereceye varmıştır. Daha sonra Vedide bir faytonun içinde iki güzel hanımı görür. Okadar çok renkli giyinmişlerdir ki hemen dikkatini çekmiştir. Onların kim olduğunu Ömer Behiç’e sorar. Ömer Behiç, ona Veli Bey’in kızları olduğunu söyler. Adları Nebile ile Neyyir. İşte bu kızlardan biri bu mutlu aile tablosuna bir leke gibi karışacaktır. Bir gün Veli Beyin eşi hastalanır. Dolayısıyla Ömer Behiç’i tedavi etmesi için çağırırlar. Tabi haberi getiren eski dostu Bekir Servet Beydir. Bekir Servet de Nebile’den hoşlanmaktadır. Bu yüzden hep bu ailenin yanına sık sık uğramaktadır. O da doktor olduğu için Veli Beyin eşini daha önce tedavi etmiştir. Veli Beyin kızları bir de Ömer Behiç Beyin muayene etmesini istemiştirler. Bu istek özellikle Neyyir’den gelmiştir. Çünkü Neyyir daha önce Ömer Behiç’i bir yerde görüp ona bir sevgi biriktirmeye başlamıştır. Tabi Ömer Behiç böyle ilişkileri hiç sevmez ve hep karşı çıkmaktaydı. Ama aralarında başlayan muhabbetten dolayı Ömer Behiç de ona karşı bazı hisler hissetmeye başlar. Ömer Behiç artık ona aşık olmaya başlar ve hep onun yanına gitmek için fırsatlar kollar. Artık evlere geç gelmeler, aileden uzaklaşmalar başlar. Bu durumu anlayan Vedide’nin kulağına dedikodular gelmeye başla. Ömer Behiç ile arası gün geçtikçe soğumaya başlar. Zamanla Ömer Behiç bu yaptıklarından dolayı kendine kızmaya başlar böyle birşeyi kendisinin yapamayacağını söyler. Yaptıklarından artık pişman olmaya başlar ve Neyyir’den ayrılmaya karar verir. Ama bir türlü bunu yapamaz. Bu olayların üzerine kızı Leyle da ağır hastalanın ca artık buna dayanamaz. Bu hastalığın, kendisinin yapmış olduğu ihanetten dolayı ortaya çıkan bir lanet olduğunu düşünür. Kızı menenjit hastalığına yakalanmıştır. Bütün aileyi bir yas tutmuş ve soğuk olan ortam hepten gergin olmaya başlamıştır. Birkaç hafta sonra kızını kaybeder. Bu olay bütün aileyi derinden etkilemiştir. Ömer Behiç uzun uğraşlar sonucu kendini Vedide’ye zor affettirebilmiştir. Daha sonra böyle bir ihanet yapmamak şartıyla tekrar barışarak eskisi gibi olmayan hayatlarına devam ederler.

    3.KİTABIN ANAFİKRİ: Zamanımız da bile devam etmekte olan aile içi ihanetlerin, her zaman sonunda pişmanlık verdiği bir durum aldığını gösterir.

    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESi: Ömer Behiç Bey, çok zeki, kendini her yönden yetiştirmeye çalışmış bir insan ama kendi nefsine sahip olamayan biri. Vedide Hanım çok iyi kalpli, kendini kocasının yanında cahil gören bir kişi. Bekir Servet Bey kendi zevkine düşkün, geleceğini düşünmeyen biri. Neyyir, kendi isteklerini kabul ettirmek isteyen bencil bir kadın.
    5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitap hala günümüz de bile devam etmekte olan aile içi ihanetleri anlatmakta olduğu için, ailelere özgü bir kılavuzluk yapacak nitelikte.
    6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:. ***** Ziya Uşaklıgil


    Önemli roman ve öykü yazarlarımızdan ***** Ziya Uşaklıgil 1867'de İstanbul'da doğdu. Mahalle mektebini bitirdikten sonra Fatih Rüştiye'sine devam etti. 1879 yılında ailesiyle birlikte İzmir'e yerleşti. Burada da rüştiyeye devam eden ***** Ziya, daha sonra Fransızca öğrenmek için Rahipler Okulu'na gönderildi.

    Fransızcadan ilk çevirilerini bu dönemlerde yapmaya başladı. 1884 yılında Tevfik Nevzat ile birlikte Nevruz dergisini, 1886'da da Hizmet gazetesini çıkardı. İlk romanını da bu gazete yayımladı.

    ***** Ziya okulunu bitirdikten sonra İzmir Rüştiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı. Aynı anda bir bankada memur olarak da çalıştı. 1893 yılında Reji İdaresi'nde başkatip olarak İstanbul'a atandı. İstanbul'da Hüseyin Siret, Mehmet Rauf, Rıza Tevfik, Hüseyin Cahit, Ahmet Rasim gibi yazarlarla yakınlık kurdu ve 1896'da Edebiyat-ı Cedide topluluğuna katıldı ve Servet-i Fünun dergisinde ününü büyük ölçüde artıran romanlarını yazdı.


    ***** ziya 1901-1908 yılları arasında yazı yazmayı bıraktı ancak, II. Mesrutiyet döneminde yeniden basladı. Yazdıklarını 1923'te yayımladı. Bir süre Darülfünun'da estetik ve batı edebiyatı dersleri verdi. V. Mehmed tahta geçince onun mabeyn baskâtipliğine atandı ve dört yıl bu görevini sürdürdü. Daha sonra Reji İdaresi'nde yönetim kurulu başkanlığı yaptı.

    Başlıca Eserleri;
    Roman:
    Nemide, 1889,Bir Ölünün Defteri, 1889,Ferdi ve Sürekâsı, 1894, Mai ve Siyah, 1897 , Aşk-ı Memnu, 1900 , Kırık Hayatlar, 1923
    Öykü:
    Bir Muhtıranın Son Yaprakları, 1888 , Bir İzdivacın Tarih-i Muasakası, 1888, Heyhat, 1894 , Solgun Demet, 1901 , Sepette Bulunmuş, 1920
    Bir Hikâye-i Sevda, 1922 , Hepsinden Acı, 1934, Onu Beklerken, 1935
    Aşka Dair, 1936, İhtiyar Dost, 1939 , Kadın Pençesinde, 1939
    İzmir Hikâyeleri, (ö.s.), 1950
    Oyun:
    Kabus, 1918
    Anı:
    Kırk Yıl, 1936
    Sara ve Ötesi,1942
    Bir Acı Hikâye, 1942
    Şiir:
    Mensur Şiirler, 1889
    Deneme:
    Sanata Dair, 3 cilt, 1938-1955

  3. #3

    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    608

    Standart

    ANAMIN KİTABI:


    KİTABIN ADI
    Anamın Kitabı
    KİTABIN YAZARI Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU
    YAYINEVİ VE ADRESİ İletişim Yayınları Cağaloğlu / İSTANBUL
    BASIM TARİHİ 1999
    KİTABIN YAYIM MAKSADI
    KİTABIN ÖZETİ :
    Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun belki bütün romanlarımın anahtarlarını verdiğim kitabım dediği “Anamın Kitabı”onun en önemli eserlerinden biridir. Eserde, yazar çocukluk anılarından bahsetmekte, bunu yaparken de şuuraltı tekniğinden yararlanmaktadır. İnsanın alınyazısının çocuklukta yazıldığını ve hangi yaşa girerse girsin, şuuraltında daima çocukluk kaldığını savunur.
    Yakup Kadri, Aydın ve Manisa’da hüküm sürmüş Karaosmanoğulları sülalesine mensuptur. Yazar altı yaşına kadar babasının Mısır’daki İbrahim Paşa Konağına yerleşmiş ve İkbal Hanımla evlenene kadar burada yaşamıştır. İkbal Hanımla evlendikten sonra Kahire’ye yerleşmiştir. Daha sonra İbrahim Paşanın ölmesi nedeniyle Manisa’ya yerleşmiştir. Eser, hayatının doğrudan doğruya bu bölümleriyle ilgilidir.
    Yazar babasını, çevresinde çok saygın bir kişiliğe sahip olmasına rağmen sevmez. Babasının konuşma tarzı, hareketleri, konuşması ve bilhassa annesine karşı olan davranışları yazara çok ilkel gelir. Nitekim babası eve geldiğinde önüne konulan terlikleri giydikten sonra annesini peşinden sürükler, kendisi ile ilgilenilmekte biraz gecikilse evi velveleye vererek huzursuzluk çıkartır.
    Yazarda geçmişe daima bir özlem vardır. Lalasıyla Nil boyunca Ehramlara doğru ya da şehrin kalabalık caddelerine doğru yapılan gezintiler, hele babasıyla şehrin hayvanat bahçesi karakterindeki “Özbekiye Bahçesine” yaptığı araba gezintileri onun için tadına varılmaz saatlerdir.
    Mısır’daki bu ihtişam dolu çocukluk günlerini, altı yaşında geldiği Manisa’daki sıkıntılı günler takip eder. Burada, okula giderken uyku sersemi kalkışını, eline “Amme Cüzzü” tutuşturularak sokak kapısından dışarı bırakılıverişini, kendisine kahvaltı olarak bir dilim kuru ekmekle bir topak tulum peyniri sunuluşunu hiç unutmaz. Hele okula giderken yolun bozukluğu onun için işkence dolu saatlerdir.
    Okul hayatı ise ona göre pek verimsizdir. Okulun doksanlık kapıcısı onu teneffüslerde rahat bırakmaz. Sınıf hocası Mustafa Efendinin daima çatık ve kızgın suratı, okulun müdürü Hüseyin Efendinin şimşir sopası da onu rahatsız etmektedir. Ama yazarı mektepten asıl yıldıran okulun pisliği ve mundarlığıdır. Bu nedenle biraz utangaçlığından, bilhassada bu ağır koku yüzünden annesinin kendisine hazırladığı yemeği bile yemez, arkadaşlarına bırakır.
    Mısır dönüşü Karaosmanoğulları sülalesi kendilerine itibar göstermediğinden sıkıntılı günler yaşarlar. Kendilerine babasının arkadaşı Hulusi Bey kucak açar. Onun konağında önce misafir olarak birkaç gün kaldıktan sonra konağın yanındaki küçük evi kiralalar. Bu evde yazarın ilk dikkatini çeken şey, evin arka kısmından kendisine çok yakın görünen Manisa Dağıdır. Dağa baktıkça, dağdaki boz renkli kaya diz çökmüş bir deve gibi, buradaki inde aslan gibi görünür kendisine. O dağdaki tabiat şekillerini iniş, yokuş, yar, oyuk, tepe masallardaki peri padişahının sarayındaki denizlere, kulelere benzer varlıklarmış gibi düşünür. Sürekli olarak bu dağa gitmek ister. Bir gün komşusunun oğlu Cemal ile oraya giderler. Fakat beklediğini bulamaz, hayal kırıklığına uğramıştır.
    Çocukluğunda en derin, en ihtiraslı sevgisini tercih ettiği insan Afet Ninesidir. Ninesi, Kadri Beyin küçüğü Nazif Beyi kaybettiğinden bu yana tek sevgisini torunu Yakup Kadiri’ye yöneltmiştir. Ninesi onlarda kaldığı süreçte Yakup Kadri ondan ayrı yatmaz. Hatta ninesi hastalandığında bile ondan ayrılamaz. Hele ninesi kendi evine dönmeye kalsın; evde kıyametleri kopartır, günlerce ağlar, yemekten içmekten kesilir, evdekilere hayatı zehir eder.
    Babasının hastalığı da eserde geniş yer alır. Babası hayatının son devresinde kendisini dünyadan iyice çekerek ahirete verir. Seccadesinin başına oturarak saatlerce tespih çeker, on dakikada kılınacak namazları yarım saatte bitirir. Yakup Kadiri’ye Kuran-ı Kerim öğretmeye çalışır. Ama Yakup Kadri bunu hiç beceremez. Yazarı bu derslerden evde bozulan antika saatler kurtarır. Babası günlerce saatleri yapmaya çalışır ama muvaffak olamaz.
    Babası ölümüne doğru “Ramazanı Şerif” geliyor diye evin içinde çocukça bir sevinçle dolaşır. Ramazanı mutlaka İstanbul’da geçirmek niyetindedir. Fakat gidecekleri günün arifesinde babası ansızın hastalanarak yatağa düşer. Hastalığı çok ağırdır, çok geçmeden ölür. Yakup Kadiri’yi ölümden ziyade kardeşiyle birlikte komşusunun evinde geçirdikleri ayrılık geceleri etkiler. Babasının cesedi önüne götürüldüğünde diğerleri gibi ağlamak istediği halde ağlayamaz.
    Çayırbaşı İlkokulunun, yazarın huyunun değişmesinde büyük rolü vardır. Okuldaki çocuklar öyle yabanidir ki onu okula evin kalfası götürmektedir. Kalfası teneffüslerde bile yanından ayrılmamaktadır. Ancak bu vaziyet yazara ağır gelmektedir. Buradaki çocuklar daima birbirleriyle kavga etmekte, çete savaşları yapmakta ve birbirlerine ağır küfürler savurmaktadırlar. Yine bir gün böyle bir kavga esnasında kalfanın (kendisinden 5 –6 yaş büyük) kavgayı ayırmaması nedeniyle kızarak kalfasına ağza alınmayacak küfürler savurup, yumruklamaya başlar. Bu nedenle kalfası onu bir daha okula götürmeye cesaret edemez. Ancak yazar kendisinden daha büyük birini dövmenin verdiği gururla kendisine olan güveni yerine gelir.
    Bu olaydan haberinin olmadığını sandığı annesi ona küser. Bunu bilmeyen Yakup Kadri, annesinin ilgisini çekmek ve annesinin sevgisini tekrar kazanmak için çeşitli muziplikler yapar, kendisini yaralar. En küçük bir olayda bile üzerine titreyen annesi, bu olaylarda yanına bile gitmez. Sonunda yazar, durumu anlayarak bir daha ağzına öyle sözler almayacağına söz vererek annesinden özür diler ve elini öper. İşler yoluna girer.

    KİTABIN ANAFİKRİ: Yakup Kadri bu kitabıyla, "insanların şimdiye kadar besledikleri bir zannı, çocukluğun en mutlu bir çağ olduğu zannını kökünden sarsmak istediğini söylemiş. Önsözünde, İnsan, şuurunun altına kadar inmeyince kendi kendine nasıl tanıyabilir? Bizim köklerimiz orada değil midir?" diye sorduğu kitabında "belki romanlarının bütün anahtarlarını vermiş olacağını" ileri sürüyor

  4. #4

    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    608

    Standart

    ERMENİLER VE RUMLAR:


    KİTABIN ADI TARİHİN TANIKLIĞINDA ERMENİLER VE RUMLAR
    KİTABIN YAZARI ALİ GÜLER
    YAYIN EVİ VE ADRESİ ÇETİN OFSET MATBAACILIK AŞ.
    BASIM YILI ŞUBAT 2001


    1.KİTABIN KONUSU: Kitap, Türklerle birlikte yüzyıllar boyunca birlikte yaşamış olan Rumlar veErmenilerin Türklere olan ihanretini konu almış .
    2.KİTABIN ÖZETİ:

    TARİHİN TANKLIĞINDA ERMENİLER VE RUMLAR

    Osmanlı Devletindeki Türk-Ermeni ilişkileri, Osmanlı İmparatorluğunun kurucusu Osman bey zamanında başlamıştır. Osman Bey Ermenileri, Bizans baskısına karşı korumuş ve bunların Batı Anadolu’da ayrı bir toplum olarak örgütlenmelerini sağlamıştır. Adana-Mersin ve Karaman yörelerinden göç ederek Kütahya civarına yerleşen Ermeniler , burada Batı Anadolu’daki ilk dini merkezlerini kurmuşlardır.
    Orhan Gazi, Bursa’nın fethinden ve başkent yapılmasından sonra Kütahya’daki Ermeni dini merkezini Bursa’ya taşımıştı.
    Fatih sultan Mehmet ise 1461 yılında Bursa’da bulunan Ermeni dini lideri Hovakim’i İstanbul’a getirterek, İstanbul’da bir Ermeni patrikhanesi kurdurmuş ve patriğe “Bütün Türkiye Ermenileri Patriği” unvanını vermiştir. Bu tarihten sonra İstanbul’a gelen Ermeniler Kumkapı, Yenikapı, Samatya, Narlıkapı, Edirnekapı ve Balat kapısı (ya da diğer isimleriyle Karagümrük odaları, Malta odaları, Çarşamba odaları, Aya kapı ,Tekke odaları, Kömürcü odaları Ahırkapı odaları) çevresine yerleştiler. 1475’te Osmanlıların ele geçirdiği Kefe’den getirilen Ermeniler Edirnekapı’da yerleştirildiler. 1479’da Fatih Karaman Ermenilerini getirterek bunları Samatya tarafına yerleştirdi. XIX ncu yüzyıla kadar İstanbul Patrikliğine ait fermanlarda Altı Topluluk Patriği unvanı vardı.
    Yavuz Sultan Selim, Çaldıran zaferinden sonra Tebriz’den birçok Ermeni sanatçının da İstanbul’a gelmesine vesile oldu.
    Osmanlı İmparatorluğu içerisinde yaşayan Ermenilere, diğer Hıristiyan unsurlarda olduğu gibi dini ve toplumsal işlere müdahale edilmiyordu. Patrikhanenin kendi mahkemeleri ve hapishanesi vardı. Dini olmayan cezalar, sürgün kararları verebilirlerdi. Patrik, Osmanlı imparatorluğuna karşı sorumlu kişi olarak adamlarıyla haraç toplar, mahkemesinde hukuki ve cezai davaları görür, nikah işlerine bakar dini olmayan kararlar da verirdi.
    Bunun sonucu olarak Osmanlı İmparatorluğuna diğer ülkelerden Ermeni göçü başladı. Bu durum İmparatorluk topraklarının genişlemesine paralel olarak Ermeni nüfusunun artmasına neden oldu. İmparatorluk içerisindeki birçok etnik gruptan birisi olan Ermeniler , kendilerine sağlanan olanaklardan ve Ortodoksların mezhep baskılarından kurtulmanın da etkisi ile Türkler ile beraber, devlete bağlı, çalışkan ve iyi bir vatandaş olarak yaşamlarını sürdürdüler. Osmanlı Ermenileri Türkiye’de sakin bir hayat sürüyorlar, ticaret ve sanayi ile uğraşarak hallerinden tamamıyla memnun durumda yaşıyorlardı. Askerlikten muaf tutulmaları nedeniyle de nüfusları artıyor, sosyal ve ekonomik durumları çok iyi durumda idi. Emeni tarihçisi Varantyan 1914’te Ermenice olarak yayınladığı Ermeni Harekatının tarihi adlı eserinde bu durumu şu şekilde vurguluyordu :
    "Türkiye Ermenisi, Rus Ermenisine bakılırsa , Ermeni kültürü, dili, tarihi, edebiyatı itibariyle çok kuvvetli ve özgür idi. On dokuzuncu yüzyıl başlarında , Ermenilik bir millet olarak Avrupa’da bilinmiyordu.
    Avrupalılar bunları İstanbul’dan biliyorlardı. Ermenileri, yeryüzüne dağılmış tüccarlar, kendi çıkarlarından başka bir şeye bağlı olmayan kimseler, Yahudiler gibi vatansız, milliyetsiz, serseri ve bahtsız olarak tanıtıyorlardı.” diyor.
    XIX ncu yüzyılda Ermeniler Türkiye’de ticaret ve sanat hayatında rahat bir yaşam sürüyorlar, devlet işlerinde de kullanılıyorlardı. III ncü Selim zamanındaki Dadyan’lar, II nci Mahmut döneminde Düz Oğulları, Balyan Aileleri ve Kazaz Artin gibileri bunların canlı örnekleridir.
    1839 yılında Sultan Abdülmecit tarafından Tanzimat Fermanı ilan edildi. Bu karar ile Osmanlı azınlıkları için ırk ve mezhep farklılıkları olmaksızın eşitlik, can, mal emniyeti sağlanıyor, Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasındaki fark kaldırılıyordu.
    1856 Islahat fermanı da Patriklere verilmiş olan verilmiş olan imtiyazları teyit etti. 1839 Tanzimat fermanı Ermenilerin politik açıdan gelişmelerine imkan sağladı. Eşitlik perdesi arkasında Ermeniler arasında sınıf mücadelesi başladı. Ermeni vatandaşları Osmanlı yönetiminde yer alan Amira denilen Ermeni ekabirlerine karşı , bunların milli işlerdeki nüfuzlarını kırmak amacıyla mücadeleye başladılar. Fransız ihtilali sonrasında İmparatorluk içerisinde başlayan milliyetçilik akımları ülkenin batısında yaşayan Hıristiyan Balkan milletlerinde olduğu gibi, doğusunda da Ermeniler üzerinde etkisini gösterdi. Dış kışkırtmalar, ayrılıkçı örgütlerin çabaları Ermeni ayaklanmalarına ve buna karşı devletin aldığı zorunlu önlemler sonucu “ERMENİ SORUNU” gündeme geldi. Ermeni Sorunu 1878 Berlin Kongresi ile uluslararası gündeme oturdu.
    1878’de uluslararası gündem ; hasta adam denilen Osmanlı İmparatorluğunun yıkılması ve yıkılan imparatorluk içerisinde Avrupalı devletlere bağlı irili ufaklı devletlerin kurulması üzerine kurulmuştu. Zira 1821 Mora isyanı ile başlayan ve Yunanistan’ın uluslararası bir çözüm sonrasında Avrupalılar tarafından devlet haline getirilerek Osmanlı İmparatorluğundan koparılması ile denenen yöntem artık imparatorluk içerisindeki bütün azınlıklara uygulanacak ve imparatorluk bu şekilde dağıtılarak ŞARK MESELESİ çözümlenecekti.
    Bu yöntem ; Yunanistan’ın bağımsızlığını kazandığı 1830 yılından itibaren, derhal uygulanmaya başladı. Yöntem çok basitti. Önce bir azınlık grubun hakları bahane edilerek uluslararası vesayet altına alınıyor, bu vesayet çerçevesinde görevlendirilen kişi ve kuruluşlar vasıtasıyla kendi dilleri ile eğitim ve ibadet imkanları sağlanıyor, bu azınlıklara reform yapılması dikte ettiriliyor, bilahare azınlık grubun bağımsızlık istekleri doğrultusunda isyanlar çıkarması sağlanıyor, Osmanlı bu isyanları bastırmak için kuvvet kullanmaya başlayınca , derhal Avrupalı devletler konuya müdahale ediyorlar, isyancılar önce özerklik daha sonra da bağımsızlıkla mükafatlandırılıyor ve bu şekilde Avrupalı devletler Osmanlı devleti ile direkt olarak savaşmadan, imparatorluğun küçülmesini sağlıyorlardı. Bunun yanı sıra İmparatorluğun uzak eyaletlerine İmparatorluğun müdahale etme şansı yok olduğu için buraları da kolaylıkla işgal edilerek İmparatorluk parçalanıyordu. Bu çerçevede Osmanlı devletinden koparılan devletler şunlardır ; Yunanistan, Sırbistan, Karadağ, Bulgaristan, Romanya, Arnavutluk, Tunus,Fas, Cezayir,Libya ,Mısır ve Kıbrıs. Avrupa’nın bu politikası On dokuzuncu yüzyıl boyunca Osmanlı’nın Avrupa ve Afrika’daki topraklarında başarılı olmuş, Asya’daki topraklarında ise neticesiz kalmıştı.
    Avrupalılar 20 nci yüzyılda bu sefer gözlerini Osmanlı’nın Asya topraklarına çevirdiler ve Kafkasya, Ortadoğu ve Arap yarımadasında aynı yöntemi kullanarak imparatorluğu küçük bir devlet haline getirdiler.
    Sevr antlaşması ile Osmanlının yok edilişini tescil etmek isteyen Avrupalı Emperyalistlere karşı başlatılan Türk Kurtuluş Savaşı ile 223 yıl süren Türk gerilemesi sona ermiş oldu.
    Şüphesiz, emperyalistler için bu mücadele bitmemişti ve bitmeyecekti de. Lozan’da yırtıp atılan Sevr Antlaşmasını tahakkuk ettirmek için mücadelelerini kaldıkları yerden devam ettirerek ŞARK MESELESİ’ ni çözmeye kararlı görünüyorlar.
    Ama bu kez karşılarında azınlıkların mozaiği olan bir imparatorluk yerine milli temeller üzerine oturmuş güçlü ve üniter bir devlet var.
    TÜRKİYE CUMHURİYETİ
    Tarih tekerrürden ibarettir. Ama ders almayanlar için. Biz tarihten gereken dersi aldığımıza inanıyor ve ülkemize yönelen tehditleri önlemek yolundaki kararlılığımızı bir kez daha vurguluyoruz.



    3.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Kitabın içeriğitamamen tarihi konulardır.Bu yüzden bazen sıkıcı oluyor, belgelerle beraber anlatıldığı içıin dili çok ağır günümüz Türkçesine çevrilip yazılsaydı daha iyi olurdu.

  5. #5

    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    608

    Standart

    TARİHİN TANIKLIĞINDA:


    KİTABIN ADI TARİHİN TANIKLIĞINDA ERMENİLER VE RUMLAR
    KİTABIN YAZARI ALİ GÜLER
    YAYIN EVİ VE ADRESİ ÇETİN OFSET MATBAACILIK AŞ.
    BASIM YILI ŞUBAT 2001


    1.KİTABIN KONUSU: Kitap, Türklerle birlikte yüzyıllar boyunca birlikte yaşamış olan Rumlar veErmenilerin Türklere olan ihanretini konu almış .
    2.KİTABIN ÖZETİ:

    TARİHİN TANKLIĞINDA ERMENİLER VE RUMLAR

    Osmanlı Devletindeki Türk-Ermeni ilişkileri
    Konu n@r_cicegi tarafından (29.03.08 Saat 12:07 ) değiştirilmiştir.

  6. #6

    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    608

    Standart

    BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK:





    KİTABIN ADI
    BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK
    KİTABIN YAZARI HARPER LEE
    YAYINEVİ VE ADRESİ ALTIN KİTAPLAR YAYINEVİ CAĞALOĞLU / İSTANBUL
    BASIM TARİHİ 1984
    KİTABIN YAYIM MAKSADI ROMAN
    KİTABIN ÖZETİ :
    1800’lü yıllarda İngiltere’den Güney Amerika’ya göç eden ve Alabama Eyaletine bağlı Maycomb adında bir kasabaya yerleşen Atticon kendinden 15 yaş küçük bir bayanla evlenir. Jem ve Jem’den 4 yaş küçük Scoud adında 2 çocukları olur .Scoud doğduktan 2 yıl sonra annesi ölür. Bu yüzden annesinin varlığı ya da yokluğu kendisini pek etkilemez. Buna karşılık Jem’i çok etkiler. Arada bir oyun sırasında Jem’in iç çekip kenara ayrılması annesine duyduğu özlemdendir.
    Jem 13 yaşlarında Scoud ise 9 yaşlarındadır. Roman otobiyografik bir tarzda ve kahramanı olan Scoud’un ağzından yazıldığı için romanın genelinde çocukca bir bakış açısı hakimdir.
    Yazar 1 nci bölümde; kendi ailesini nereden geldiklerini ve genel özelliklerini fazla teferruata inmeden tanıtır. Kasabayı, kasabadaki ilginç olan Radley ailesini tanıtır. Boo adında Radley’lerin bir çocuklarının kayboluşu, Radley’lerin evden dışarı çıkmayışı ve evlerinin kapısının sürekli kapalı oluşu Radley’leri kasabalıların, özellikle de çocukların gözünde bir hayalete çevirir. Evlerini de bir kabushaneye çevirir.
    2 nci bölümden itibaren kasabanın sosyal yaşayışı siyasal durumu işler.
    4 ncü bölümde yazar kasabada yaşayan halkın gelenek görenekleriyle çeşitli ata sözlerini de katarak anlatır.(Asıl sahibi çıkmayınca mal bulanındır. gibi) Kızılderililer ile ilgili büyüler anlatır.
    Yazar yani kahraman olayda tek kahraman değildir. Olayda ön plana çıkanlar yazarın kendisi, kendisinden 4 yaş büyük olan kardeşi Jem, felsefi görüşlerini söylettiği babası Atticon ve çocukluk aşkı Dill’dir.
    Amerika iç savaşından sonra (kuzey – güney) kasabada olan değişiklikler toplumsal yaşam, olup bitenler çıplak bir gözle işlenir. Kahraman, olayları çocukluğunda yaşadığı için her şeyi çocukça bir dünyada anlatır. Çocukların oyun dünyasını, zevklerini, merakını, çocuk psikolojisini, buluğ çağına giren çocukların göstermiş olduğu ruhsal değişiklikleri, yalnız kalma isteklerini olaya yayarak ve de derin tasvirlerle destekleyerek açıklamaktadır.
    Yazar Maycomb kasabasındaki gelenek görenek, siyasal yapı, sosyal yapı, dinsel yapı ve benzeri bütün davranışları olaylarla anlatır. Örneğin kasabadaki dayanışma duygusunu şu şekilde bir cümleyle açıklar: Yangın Bayan Maundlie’nin evini sessizce yiyip bitirirken sokak insan ve arabalarla dolmaktadır.” Yazar kasabadaki yaşantıyı özellikle zencilere karşı yapılan ayrımcılığı ve horlanmayı, babasının zencilerin avukatlığını yaparken kasabalı beyazlar tarafından pis zenci dostu biri olarak sıfatlandırılmasını aktarır. Kasabadaki zencilerin yaşadıkları mahalle ve kiliseleri ayrıdır. Çocuk gözüyle olaya yaklaşan kahraman bunu pek yadırgamakta,ve neden böyle olduğunu babasına ve amcasına sorarak,bu sorularla cevabını bulmaya çalışmaktadır. Yine malik hanelerde çalışan kölelerin oluşu o yıllardaki güney Amerika’daki siyasal yapıyı göstermek için bariz bir örnektir.
    Yazar kendi fikirlerini, felsefi görüşünü romanın genelinde Attikon’a söyletmektedir. Örnek olarak:Attikon bir gün Jem’e şöyle der; arka bahçedeki tenekeleri vurmanızı yeğlerim, ama kuşların peşine de düşeceğinizi biliyorum. İstediğiniz kadar karga vurun ama unutmayın ki bülbülü öldürmek günahtır. Bülbüller yalnızca müzik üretirler. Bizi eğlendirmek için bahçeleri yağmalamazlar, yalnızca şarkı söylerler hem de yüreklerini paralayana dek.
    Yazar romanda özgürlüğü çeşitli sembollerle ifade eder. Kimi zaman yaşlı bir bayanın ölümünü özgürlüğe giden yol, kimi zaman zencilerin esaretten kurtuluşunu, kimi zamanda morfinman bir bayanın bu alışkanlıktan kurtulmak pahasına çektiği acıları anlatarak sembolleştirir.
    Yazar cesareti:" Cesaretin eli tabancalı bir adam olduğunu sanmanı istemem. Mertlik baştan bitik olduğunu bilip de çabalamak, olacakları göğüsleyebilmektir. Binde bir kazanırsın ama kazandığında olur. Bayan Dobuse’de kazandı". felsefi ve veciz sözlerle ifade etmektedir.
    Dil’e olan yakınlığını ve çocukluk aşkını anlatmaktadır. Bu aşk alışkanlık ve özlemden ibarettir. Aynı bölümde kasabada çalışan işçilerin yaptıkları grevleri, taşralıların yoksulluğunu olaylarla göstererek anlatır. Kasabadaki insanların çoğunun birbirine benzemesi dışardan evlenmenin olmayışına ya da çok nadir oluşuna bağlar.
    Romanın sonunda Radley’lerin kaybolan çocuğu ortaya çıkar. Fakat olayın akışına göre hiç ummadık bir yerden yeni bir kahraman romana müdahil olur.
    Romanın sonlarında ilginç bir olayda Amerika’yla Almanya’nın mukayesesidir. Romana göre Amerika daha özgürlüklerle yaşayan baskıdan uzak bir ülkedir. Hukuk sistemi herkese eşittir ama fiili olarak zencilere ayrım yapılmaktadır. Almanya’da ise baskılar ve Yahudi’lere yapılan zulümler vardır. Hülasa şöyle diyebiliriz: Alabama Eyaletine bağlı Maycomb kasabasındaki hayatı, gelenek görenekleri, ekonomik durumu, siyasal yapıyı, dinsel yapıyı,1900’lü yılların başlarındaki durumu çocuk gözüyle ve çocukluk dünyasını da katarak anlatmaktadır.
    ROMANDA KAHRAMANLAR: Romanın baş kahramanları Scoud, Jem, Atticon ve Dill’dir. Fakat olayın akışına göre her an yeni kahramanlar ortaya çıkmaktadır. Fazla aktif olmamakla beraber romanda geçen kişi sayısı 100’e yakındır.
    ROMANDA ZAMAN: İki senelik bir zaman dilimidir. Olaylar bir yazın başlangıcından itibaren anlatılır, bir sonraki sonbahara kadar devam eder. Zamanda kronolojik sıra kullanılmakla beraber geriye dönüşlerde mevcuttur. Buda yazarın bazı durumlara açıklık getirme ihtiyacı hissetmesinden ve olayların geçmiş tarihlerde yaşanmasına bağlıdır.
    ROMANDA MEKAN: Yazar olayların geçtiği kasabayı romana yayarak geniş bir şekilde tanıtır. İç mekanlar yoğunlukla kullanılmış, dış mekanlara da büyük ölçüde yer verilmiştir. İç ve dış mekanlar arasında bir denge söz konusudur. Bahsedilen mekanlar yukarıda da anlatıldığı gibi Güney Amerika’daki Alabama Eyaletine bağlı Maycomb kasabasıdır. Mekan tanıtımında tasvirlere büyük ölçüde yer verilmiştir.

  7. #7

    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    608

    Standart

    KUMARBAZ:


    KİTAP ADI KUMARBAZ
    YAZAR F.DOSTOYEVSKİ
    YAYINEVİ VARLIK YAYINLARI
    BASIM YILI 1984

    KİTABIN KONUSU:

    Tüm umutlarını kumara ve yaşlı büyükannelerinden kalacak olan mirasa bağlayan bir ailenin yanında öğretmen olarak çalışan bir genç ile ailenin üvey kızı olan güzel fakat bir o kadar da kaprisli genç kız arasındaki aşkı anlatan bir kitap.

    KİTABIN ÖZETİ:
    Fransa’da yaşamakta olan bir Rus Generali ve ailesinin yanında öğretmen olarak çalışan Aleskey İvanoviç iki hafta süren bir ayrılıktan sonra, General’in yanına geri döner. Bu süre zarfındaotele birkaç tanıdık sima gelmiştir. Bunlardan birisi İvanoviç’in hiç hoşlanmadığı Fransız, diğeri ise İvanoviç ile sıkı bir dostluğu olan Mister Astley’dir. Zamanla Fransız’ın otelde bulunuş nedenini anlamaya başlamıştır. General’in, Fransız2a yüklü bir miktar borcu vardır ve bu borcu da uzun süredir hasta olan Rusya’daki zengin halasından kalacak mirasla ödemeyi düşünüyordur.
    İvanoviç’in General’in üvey kızı Polina’ya olan sevgisi gün geçtikçe artıyor ve ona daha çok bağlanıyordu. Fakat Polina ona karşı tutarsız davranışlar sergililer. Kimi zaman samimi, kimi zaman da küçümser tavırlar takınır. Ayrıca Fransız ile Polina arasındaki yakınlaşma da İvanoviç’in gözünden kaçmamıştır.
    Zaman zaman Plina ve İvanoviç yürüyüşe çıkıyor ve dertleşiyordu. İşte bunlardan birinde Polina’nın yine asiliği tutmuş ve İvanoviç’e, kendisine bağlılığını göstermesi için, şehrin hatrı sayılır kişilerinden olan Baron ve Barones’e Almanca birşeyler söylemesini emreder. Fakat onun bu sözleri Baron tarafından kaba olarak değerlendirilir. Bu olayın ardından Baron’un şikayeti üzerine General İvanoviç’I işinden atar. Fakat bu esnada beklenmedik bir olay gerçekleşir. General ve ailesinin uzun süredir ölecek diye haber beklediği Rusya’daki halaları gelmiştir.
    Bu olay ivanoviç’in işine yaramıştır. Çünkü Büyükanneonu seviyor ve güveniyordu. Büyükanne zengin, bir o kadar da huysuz bir kadındır. Zamanla Büyükanne oradaki kumarhanelere gitmeya başlar. Tabiki yanında da bu konu hakkında daha önceden bilgisi olan vardır. İkl günlerde herşey yolundadır, fakat günler geçtikçe Büyükanne kaybetmeye başlar. Sonunda Büyükanne’nin paraları tükenmiş ve Rusya’ya dönmeye karar vermiştir. Giderken yanında Polina’yı da götürmek ister ama Polina kabul etmez.
    Bir gün İvanoviç odasına geldiğinde odasında Polina’yı görür. Daha önce hiç yaşanmamış bu olay karşısında İvanoviç şaşkınlığını gizleyemez. Polina İvanoviç’e, yüklü bir miktar paraya ihtiyacı olduğunu söyler. O anda İvanoviç’in aklına birşey gelmiştir. Kumar. Elindeki bütün parayla rulet oynar ve şansının yardımıyla iki yüz bin ruble kazanır. Fakat otele döndüğünde Polina’yı perişan bir halde bulur. O günden sonra Polina ,Mister Astley’in yanında tedavi olmaya başlar. İvanoviç’de General’in sevgilisiyle Pariste iki aylık güzel bir hayat yaşar.daha sonra eski sefil hayatına geri döner. Günler böyle geçip giderken İvanoviç Hamburg’da Mister Astley ile karşılaşır. Bu karşılaşmanın ardından İvanoviç, Polina’nın kendisini ne kadar çok sevdiğini anlar ve yeni bir hayata başlar.

    ANAFİKRİ:
    İnsanlar sürekli birbiriyle ilişkide bulunan varlıklardır ve bu ilişki içinde para önemli bir yer tutmaktadır. Fakat insanın kendi alınteriyle kazanmadığı bir para ona hiçbir fayda sağlamaz.

    KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
    İvanoviç : Maddi açıdan fakir bir kişi olmasına rağmen kendisini geliştirmiş, bilgili ve insanları tanıyabilen, zeki bir kişi.
    Polina : Herkesin dikkatini çekebilecek kadar güzel ama onlara yüz vermeyecek kadar ciddi, kendi isteklerini başkalarına kabul ettirebilecek genç bir kadın.
    General : Geçmişte asker olarak görev yapmış ollmasından kaynaklanan sert yapısına rağmen insanlardan çabuk etkilenen, hayalci bir insan.
    Büyükanne : Zenginliği sayesinde herkese hükmedebilen, yaşlı, huysuz fakat hırslı bir kadın.

    ŞAHSİ GÖRÜŞ:
    Kitap başlangıçta tasvirlerle dolu sıkıcı bir kitap gibi gelebiliyor. Fakat Dostoyevski’nin usta uslübu ile okuyucu olayları daha iyi kavrayıp, kendisini kahramanların yerine koyabiliyor. Ayrıca beklenmeyen olay kurgusu ile şaşırtıcı bir kitap olarak değerlendirilebilir.
    YAZARIN HAYATI:
    Rus edebiyatının en büyüklerinden olan Dostovyevski, 1821 Moskova doğumludur. Orta sınıf bir aileden gelen yazarın babası, yoksullar hastanesinde cerrahtı. Dostovyevski ilk eğitimini ailesinden aldı. Romanlarının tümünde, ailesinin çektiği sıkıntıların ve tanık oldukları yoksulluğun etkisi görülebilir. Çok çalkantılı geçmiştir Dostovyevski’nin hayatı. 17 yaşında askeri akademiye girmiş ama oradaki katı disipline uyamayıp ayrılmış, Norodniklerin siyasi görüşlerini benimsemiş, 1849’da idama mahkum edilmiş ve tam idam sehpasında öğrenmiştir cezasının sürgüne çevrildiğini. Ölümün kıyısından dönen ve Sibirya’daki sürgün yaşantısında zor günler geçiren Dostovyevski’nin siyasi görüşlerinin temelden farklılaştığını söyleyebiliriz. Kişiliğini derinden etkileyen epilepsi nöbetlerinin sıklaşması da bu tarihte başlar. Artık mistik bir dünya görüşü egemendir Dostovyevski’nin metinlerine.
    Bu günlerde Orhan Pamuk’un editörlüğünde başlayan Dostovyevski dizisinin ilk kitabı olarak yayınlanan “Ecinniler”, Dostovyevski’nin Norodnik ve ateist geçmişine dair bir özeleştiridir. Sürgün dönüşü; aşkları, evlilikleri, Avrupa seyahatleri, kumar tutkusu ve geçim sıkıntıları, Turgenyef’le olan çekişmelerleriyle geçirdi ömrünü bu büyük yazar. Çoğu kitabını yayıncılardan aldığı “kaporalar” nedeniyle çok kısa sürelerde tamamladı ve bugün dünyanın en çok satan yazarları arasında olan Dostovyevski, 1881 yılında geçim sıkıntıları içinde hayata veda etti.
    Çevrenin baskılarından kaçmak için -genç yaşta-kitaplara sığınmış, dünya edebiyatından özellikle romantiklerden etkilenmişti. Romanlarında fantazya, gerilim, cinayet, korku gibi temaları kullanan ; E.T.A.Hoffmann, Schiller, Goethe, Sheakspeare, Balzac ve ****ens en sevdiği yazarlardı. Dostovyevski’de, bu saydığım yazarların izlerini kolaylıkla bulabiliriz. İlk romanı “İnsancıklar”ı 1846 yılında yazdı. O yıllarda Rus edebiyatını yönlendiren eleştirmen Belinski tarafından beğenilen “İnsancıklar”, sıradan, yoksul, çaresiz insanların hayatını anlatır. Henüz gözlemlerini yansıtma aşamasındadır Dostovyevski.
    Sürgün cezasına çarptırılana kadar, sadece hikayeler yazarak sürdürdü edebiyat yaşantısını. Sibiryada ise eline alabileceği tek kitap İncildi. Yazmaya ve Petesburg’a 1959 yılında, yine hikayeleriyle döndü. 1861’de, kendi çıkardığı dergide “Ezilenler”in tefrikasına başladı. Ancak, Dostovyevski’ye eski ününü geri veren kitabı, Sibirya hayatını anlattığı “Bir Ölü Evinden Anılar”(1861) oldu. Kaybedilen özgürlük teması, özgürlük peşinde koşan Rus aydınları tarafından övgü ile karşılandı. Bu övgü, 1864 yılında yazdığı “Yer Altından Notlar”a kadar sürdü. Dostovyevski’nin çağdaşı sosyalist aydınları hicvettiği bu kısa romanın aldığı tepkiler estetik değil, politik nedenlere dayalıydı. Turgenyef’le Dostovyevski arasındaki gerilim hem romana hem de tartışmalara yansımıştı. Oysa, “Yer Altından Notlar”, çaresiz insanın hayat karşısında tutunamamasının, ruhsal olarak yaralanmasının, varoluşunu dünyaya haykırmak isterken giderek kabuğuna çekilmesinin hikayesidir. Dostovyevski’nin daha sonra işleyeceği birçok felsefi ve ahlaki problem, bu romanla başlamıştır.
    Artık “büyük romanlar” dönemi açılmıştır Dostovyevski’nin yazarlık kariyerinde. “Suç ve Ceza” 1866’da yayınlanır. Onu “Kumarbaz”(1866), “Budala”(1869), “Ebedi Koca”(1870), “Ecinniler”(1872) ve “Karamazof Kardeşler” izleyecektir. Bütün bu romanlarına rağmen, siyasi eğilimleri nedeniyle “söylem” dışı kalan Dostovyevski,ölümünden kısa bir süre önce -Puşkin’in ölüm yıldönümünde yaptığı parlak konuşmayla- iade-i itibar görür. Devlet tarafından tehlikeli, aydınlar tarafından gerici bulunan Dostovyevski, -hiç değilse- cenaze merasiminde yalnız kalmamıştır...!

  8. #8

    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    608

    Standart

    ÇÖLDE BİR İSTANBUL KIZI:



    KİTABIN ADI Çölde Bir İstanbul Kızı
    KİTABIN YAZARI Esat Mahmut Karakurt
    YAYIN EVİ VE ADRESİ İnkilâp Yayın Evi –Ankara Cad.No.95- İSTANBUL
    BASIM YILI 1980


    1.KİTABIN KONUSU :
    Kitabın konusunu Sermin adlı bir paşa kızının Fikret adında çöl çetesi liderine olan öfkesinin nasıl bir ölümsüz aşka dönüştüğünü ve çölde araların da geçen olayları konu alıyor.


    2.KİTABIN ÖZETİ :
    Romanın kahramanı Sermin hanım henüz yirmidört yaşındadır.Uzun kirpiklerinin çevrelediği koyu kestane renkli gözleri ve gözlerinin rengine benzeyen saçları,bilhassa şöhret almıştır.Uzun ve mütenasip bir boy …Ve iddia edilebilir ki,daha hiç kimseyi sevmemiştir.Gençler Sermin hanıma (yabani gül) namını takmışlardır.Fakat bu genç kadın kendisini çılıdırasıya seven Yüzbaşı Afif beyle nişanlıdır.Afif bey yakışıklı bir delikanlı olup Sermin’in babası Nazım Paşanın sağ koludur.
    Romanın geçtiği sahra çölüne gelmelerinin nedeni ise Nazım Paşanın görev icabı Şam Valisi Abdullah Paşanın kerimesi Fahrünnisa Hanım’ın bir çöl çetesi tarafından kaçırılması ve kaç gündür hiçbir haberin alınamaması.Gazetelerin verdiği habere göre ise çöl çetesi tarafından öldürülmüş olması.
    Bu çöl çetesinin reisi ise Fikret adında iri cüsseli,yakışıklı ve parlak gözlü bir kimsedir.Bu çete kaçırdığı kızları,namusları pek feci bir tarzda kirletildikten sonra büyük bir para mukabilinde tekrar iade etmek usulünü kabul etmiş bulunmaktadır.
    Sermin hanım paşa babasının yanında gelerek öç almak ister.Fakat pekde umduğu ortamı bulamaz. Çünkü o küçüklükten beri erkek gibi büyümüş ve erkeksi tavırları ile dikkatleri üzerine çekmiştir.Bir ordu ile birlikte yirmiüç gündür çöldedirler ama hiçbir ize rastlamamışlardır.Sermin bir çadırın içinde kalmaktan sıkılmıştır artık.Ve babasına bu konuyu açmıştır.Bu sırada askerlerden biri paşaya çölde bir meyhanenin olduğunu ve geceleri eğlencenin devam ettiğini söylemiştir.Serminin ısrarı üzerine babası ona bir geceliğine izin verir.Ama yanında nişanlısı Afif bey ve bir dizi askerlerle gönderir.O gece meyhaneye giderler.Meyhanede Afif bey çok içmiş ve ayakta zor duruma gelmiştir.Eğlence devam ederken içeriye ansızın büyük bir gürültü ile Fikret ve çetesi dalmıştır.Tabii ki Sermin Fikreti tanımıyordur.İkiside birbirlerine dikkatlice bakarlar.
    Fikretin adamları her zaman ki gibi eğlencenin dozunu kaçırmışlardır.Sermin buna daha fazla dayanamaz ve sinirlenerek Fikret ve adamlarına bağırır.Tabii bu arada Afif bey de iyice sarhoş olmuş ve dengesizce hareket eder hale gelmiştir.Adamlardan biri direk Sermine saldırmaya kalkar tam bu sırada Fikret bağırarak adamını geri çeker ve Sermini korumuş olur.Fikret ilk defa bir kadını koruyordur.bu olaydan sonra Sermin gururuna yediremez ve yüzü kızarmış bir şekilde meyhaneyi terkederler.
    O gece boyunca Sermin Fikret’in gözlerini ve aralarında geçen olayları asla unutmaz.Gece babasını uyandırarak olayı ve öç almak istediğini anlatır.Babası yine kızını kıramaz ve bu sefer koca bir ordu ile başlarına Yüzbaşı Afif beyi vererek çöle gönderir.Birkaç gece meyhanede gelmelerini beklerler.Geceleri Sermin meyhane sahibi amca sohbet ederler.Ve Fikretin babasınında aradığı adam olduğuna karar verir.Sermin şimdi daha sinirli ve öç alma isteği daha da artmıştır.Her gece ordu meyhaneyi çevirir ve beklerler.Beklenen an gelmiştir.Fikret ve çetesi beşinci gece meyhaneyi basmışlardır.Çetin ve uzun süreli bir muharebeden sonra çete Sermini esir almıştır.Orduda büyük zahiyatlar vardır.Afif bey ise kurtulmuştur.
    Sermin şimdi o vahşi arapların elindedir.Çetenin kurallarına göre sermin kura çekilişinden kim çıkarsa o geceyi onunla geçirecektir.Fikret aslında Serminin böyle bir duruma mahruz kalmasını istemiyordur. Fakat çete kurallarını çete lideri bile değiştiremezdir.Sermin bu kararı kabul etmez.Onu dinlemezler bile.ve çekilşiten Gaffar adında vahşi bir arap erkeği çıkmıştır.Sermini kucaklayarak onu odaya götürür.Saldırmaya başlamıştır.Fakat Sermin öyle kolay kolay teslim olmamıştır.Ve bir müdahale ile onu tabancasıyla öldürür.Tabanca sesini duyan araplar odaya girer ve Sermin döve döve odadan çıkartırlar.Sermin’in Gaffarı öldürmesinin cezası idamdır.İdamıda Fikret yapacaktır.Fikret ilk başta istememiştir.Ama çete kurallarına göre idamı çete liderinin yapması gerekir.
    Çete İhtiyar heyetinin tam kararı Sermin’in sabah güneş doğuncaya kadar Fikret tarafından öldürülmüş olmasıdır.
    Fikret istemeyerek bunu kabul eder.Ve odaya götürür. Sermin aslında Fikretin iyi birisi olduğuna yavaş yavaş inanmaya başlamıştır.Sabaha kadar sohbet ederler ve artık iyice birbirlerinden hoşlandıklarına karar verirler.Sabah olunca kapıya araplar gelmiştit.Sermin’in cesedini isterler.Fikret artık hayatına yeni bir yön vermek ister ve Sermini aldığı gibi pencereden kaçarlar.Sermini babasına teslim eder ama kendiside polisler tarafından tutuklanır.Fikret’i çok istemesine rağmen Sermin ve babasıda kurtaramaz.Mahkemeden karar çıkmıştır bile.O artık idamlık bir mahkumdur.İdam olamadan son gece Sermin Fikretle görüşür.Birbirlerine duygularını açarlar ve sevdiklerini söylerler.İdam vakti gelmiştir.Vedalaşırlar ve Sermin’în gözyaşları içinde Fikreti asarlar.

    3.KİTABIN ANA FİKRİ:
    Kitapta ,sevginin sonsuz olduğunda ve umulmadık anlarda zıt şahsiyetlerin bile birbirlerini sevebileceğini ve hiç bir zaman insanlara önyargıyla yaklaşmanın iyi olmadığı savunulmuştur.

    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
    SERMİN:Yirmidört yaşında güzel,cesaretli,erkeksi tavırlara sahip,gururlu,biraz şımarık,gayet güzel tenis oynayan,ata binen,sinirli ve yaşamaktan zevk alan birisidir.

    FİKRET:Çete lideri,hayatta kadınlardan nefret eden,yalnızca bir kadını seven,iri cüsseli,yakışıklı,parlak ve büyük gözlü ayrıca idamı hak eden bir mahkumdur.

    AFİFaşanın sağ kolu,yakışıklı,Sermini deliler gibi seven ama kadınlara karşı zayıfı olan bir erkek ayrıca iyi bir komutan.

    NAZIM PAŞA:Kızını çok seven bir baba ,bunun yanında tecribeli bir yönetici.



    5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
    Kitap bir aşk romanı oldukça sürükleyici.Farklı tarzda kişilerin biraraya gelebileceğini öne sürüyor.Dili sade ve anlaşılır.Yazar herkesin anlayacağı türden üslup kullanmıştır.Aşk romanlarını sevenler için okunması gereken bir ktap.



    6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
    İstanbul da doğdu(1902-1977).Şura-yı Devlet üyelerinden Urfalı Mahmut Nedim’in oğlu.Kadıköy Suıltanisini,Diş Hekimliği Okulunu (1924).İstanbul Hukuk Fakültesini bitirdi (1930). Avukatlığının yanısıra Galatasaray Lisesinde de edebiyat okuttu.Urfa’dan milletvekili (1954-1960) ve senatör seçildi (1961-1966).
    Mütareke yıllarında Tercümanı Hakikat gazetesi muhabiri olarak yazı yaşamına giren Karakurt meraklı konuları,polisiye olayları işileyen röportajlar yayınladı,küçük öyküler yazdı.Asıl olaya dayalı aşk ve serümen romalarıyla ünlendi.Geniş okuyucu topluluklarına ulaşan romanlarının çoğu filme alındı.
    Eserleri:
    Vahşi Bir Kız Sevdim (1926) Son Gece ( 1938)
    Çölde Bir İstanbul Kızı (1926) Kadın Severse (1939)
    Dağları Bekleyen Kız (1934) İlk ve Son (1940)
    Allahaısmarladık (1936) Kocamı Aldatacağım (1940)
    Ölünceye Kadar (1937) Sokaktan Gelen Kadın (1945)
    Kadın isterse (1960) Bir Kadın Kayboldu ( 1948)
    ÇÖLDE BİR İSTANBUL KIZI:



    KİTABIN ADI Çölde Bir İstanbul Kızı
    KİTABIN YAZARI Esat Mahmut Karakurt
    YAYIN EVİ VE ADRESİ İnkilâp Yayın Evi –Ankara Cad.No.95- İSTANBUL
    BASIM YILI 1980


    1.KİTABIN KONUSU :
    Kitabın konusunu Sermin adlı bir paşa kızının Fikret adında çöl çetesi liderine olan öfkesinin nasıl bir ölümsüz aşka dönüştüğünü ve çölde araların da geçen olayları konu alıyor.


    2.KİTABIN ÖZETİ :
    Romanın kahramanı Sermin hanım henüz yirmidört yaşındadır.Uzun kirpiklerinin çevrelediği koyu kestane renkli gözleri ve gözlerinin rengine benzeyen saçları,bilhassa şöhret almıştır.Uzun ve mütenasip bir boy …Ve iddia edilebilir ki,daha hiç kimseyi sevmemiştir.Gençler Sermin hanıma (yabani gül) namını takmışlardır.Fakat bu genç kadın kendisini çılıdırasıya seven Yüzbaşı Afif beyle nişanlıdır.Afif bey yakışıklı bir delikanlı olup Sermin’in babası Nazım Paşanın sağ koludur.
    Romanın geçtiği sahra çölüne gelmelerinin nedeni ise Nazım Paşanın görev icabı Şam Valisi Abdullah Paşanın kerimesi Fahrünnisa Hanım’ın bir çöl çetesi tarafından kaçırılması ve kaç gündür hiçbir haberin alınamaması.Gazetelerin verdiği habere göre ise çöl çetesi tarafından öldürülmüş olması.
    Bu çöl çetesinin reisi ise Fikret adında iri cüsseli,yakışıklı ve parlak gözlü bir kimsedir.Bu çete kaçırdığı kızları,namusları pek feci bir tarzda kirletildikten sonra büyük bir para mukabilinde tekrar iade etmek usulünü kabul etmiş bulunmaktadır.
    Sermin hanım paşa babasının yanında gelerek öç almak ister.Fakat pekde umduğu ortamı bulamaz. Çünkü o küçüklükten beri erkek gibi büyümüş ve erkeksi tavırları ile dikkatleri üzerine çekmiştir.Bir ordu ile birlikte yirmiüç gündür çöldedirler ama hiçbir ize rastlamamışlardır.Sermin bir çadırın içinde kalmaktan sıkılmıştır artık.Ve babasına bu konuyu açmıştır.Bu sırada askerlerden biri paşaya çölde bir meyhanenin olduğunu ve geceleri eğlencenin devam ettiğini söylemiştir.Serminin ısrarı üzerine babası ona bir geceliğine izin verir.Ama yanında nişanlısı Afif bey ve bir dizi askerlerle gönderir.O gece meyhaneye giderler.Meyhanede Afif bey çok içmiş ve ayakta zor duruma gelmiştir.Eğlence devam ederken içeriye ansızın büyük bir gürültü ile Fikret ve çetesi dalmıştır.Tabii ki Sermin Fikreti tanımıyordur.İkiside birbirlerine dikkatlice bakarlar.
    Fikretin adamları her zaman ki gibi eğlencenin dozunu kaçırmışlardır.Sermin buna daha fazla dayanamaz ve sinirlenerek Fikret ve adamlarına bağırır.Tabii bu arada Afif bey de iyice sarhoş olmuş ve dengesizce hareket eder hale gelmiştir.Adamlardan biri direk Sermine saldırmaya kalkar tam bu sırada Fikret bağırarak adamını geri çeker ve Sermini korumuş olur.Fikret ilk defa bir kadını koruyordur.bu olaydan sonra Sermin gururuna yediremez ve yüzü kızarmış bir şekilde meyhaneyi terkederler.
    O gece boyunca Sermin Fikret’in gözlerini ve aralarında geçen olayları asla unutmaz.Gece babasını uyandırarak olayı ve öç almak istediğini anlatır.Babası yine kızını kıramaz ve bu sefer koca bir ordu ile başlarına Yüzbaşı Afif beyi vererek çöle gönderir.Birkaç gece meyhanede gelmelerini beklerler.Geceleri Sermin meyhane sahibi amca sohbet ederler.Ve Fikretin babasınında aradığı adam olduğuna karar verir.Sermin şimdi daha sinirli ve öç alma isteği daha da artmıştır.Her gece ordu meyhaneyi çevirir ve beklerler.Beklenen an gelmiştir.Fikret ve çetesi beşinci gece meyhaneyi basmışlardır.Çetin ve uzun süreli bir muharebeden sonra çete Sermini esir almıştır.Orduda büyük zahiyatlar vardır.Afif bey ise kurtulmuştur.
    Sermin şimdi o vahşi arapların elindedir.Çetenin kurallarına göre sermin kura çekilişinden kim çıkarsa o geceyi onunla geçirecektir.Fikret aslında Serminin böyle bir duruma mahruz kalmasını istemiyordur. Fakat çete kurallarını çete lideri bile değiştiremezdir.Sermin bu kararı kabul etmez.Onu dinlemezler bile.ve çekilşiten Gaffar adında vahşi bir arap erkeği çıkmıştır.Sermini kucaklayarak onu odaya götürür.Saldırmaya başlamıştır.Fakat Sermin öyle kolay kolay teslim olmamıştır.Ve bir müdahale ile onu tabancasıyla öldürür.Tabanca sesini duyan araplar odaya girer ve Sermin döve döve odadan çıkartırlar.Sermin’in Gaffarı öldürmesinin cezası idamdır.İdamıda Fikret yapacaktır.Fikret ilk başta istememiştir.Ama çete kurallarına göre idamı çete liderinin yapması gerekir.
    Çete İhtiyar heyetinin tam kararı Sermin’in sabah güneş doğuncaya kadar Fikret tarafından öldürülmüş olmasıdır.
    Fikret istemeyerek bunu kabul eder.Ve odaya götürür. Sermin aslında Fikretin iyi birisi olduğuna yavaş yavaş inanmaya başlamıştır.Sabaha kadar sohbet ederler ve artık iyice birbirlerinden hoşlandıklarına karar verirler.Sabah olunca kapıya araplar gelmiştit.Sermin’in cesedini isterler.Fikret artık hayatına yeni bir yön vermek ister ve Sermini aldığı gibi pencereden kaçarlar.Sermini babasına teslim eder ama kendiside polisler tarafından tutuklanır.Fikret’i çok istemesine rağmen Sermin ve babasıda kurtaramaz.Mahkemeden karar çıkmıştır bile.O artık idamlık bir mahkumdur.İdam olamadan son gece Sermin Fikretle görüşür.Birbirlerine duygularını açarlar ve sevdiklerini söylerler.İdam vakti gelmiştir.Vedalaşırlar ve Sermin’în gözyaşları içinde Fikreti asarlar.

    3.KİTABIN ANA FİKRİ:
    Kitapta ,sevginin sonsuz olduğunda ve umulmadık anlarda zıt şahsiyetlerin bile birbirlerini sevebileceğini ve hiç bir zaman insanlara önyargıyla yaklaşmanın iyi olmadığı savunulmuştur.

    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
    SERMİN:Yirmidört yaşında güzel,cesaretli,erkeksi tavırlara sahip,gururlu,biraz şımarık,gayet güzel tenis oynayan,ata binen,sinirli ve yaşamaktan zevk alan birisidir.

    FİKRET:Çete lideri,hayatta kadınlardan nefret eden,yalnızca bir kadını seven,iri cüsseli,yakışıklı,parlak ve büyük gözlü ayrıca idamı hak eden bir mahkumdur.

    AFİFaşanın sağ kolu,yakışıklı,Sermini deliler gibi seven ama kadınlara karşı zayıfı olan bir erkek ayrıca iyi bir komutan.

    NAZIM PAŞA:Kızını çok seven bir baba ,bunun yanında tecribeli bir yönetici.



    5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
    Kitap bir aşk romanı oldukça sürükleyici.Farklı tarzda kişilerin biraraya gelebileceğini öne sürüyor.Dili sade ve anlaşılır.Yazar herkesin anlayacağı türden üslup kullanmıştır.Aşk romanlarını sevenler için okunması gereken bir ktap.



    6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
    İstanbul da doğdu(1902-1977).Şura-yı Devlet üyelerinden Urfalı Mahmut Nedim’in oğlu.Kadıköy Suıltanisini,Diş Hekimliği Okulunu (1924).İstanbul Hukuk Fakültesini bitirdi (1930). Avukatlığının yanısıra Galatasaray Lisesinde de edebiyat okuttu.Urfa’dan milletvekili (1954-1960) ve senatör seçildi (1961-1966).
    Mütareke yıllarında Tercümanı Hakikat gazetesi muhabiri olarak yazı yaşamına giren Karakurt meraklı konuları,polisiye olayları işileyen röportajlar yayınladı,küçük öyküler yazdı.Asıl olaya dayalı aşk ve serümen romalarıyla ünlendi.Geniş okuyucu topluluklarına ulaşan romanlarının çoğu filme alındı.
    Eserleri:
    Vahşi Bir Kız Sevdim (1926) Son Gece ( 1938)
    Çölde Bir İstanbul Kızı (1926) Kadın Severse (1939)
    Dağları Bekleyen Kız (1934) İlk ve Son (1940)
    Allahaısmarladık (1936) Kocamı Aldatacağım (1940)
    Ölünceye Kadar (1937) Sokaktan Gelen Kadın (1945)
    Kadın isterse (1960) Bir Kadın Kayboldu ( 1948)

  9. #9

    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    608

    Standart

    Ferdi Ve Şürekası KİTABIN ADI

    “FERDİ VE ŞÜREKASI”

    KİTABIN YAZARI

    Halid Ziya UŞAKLIGİL

    YAYINEVİ VE ADRESİ

    İnkilap ve Aka -- İSTANBUL

    BASIM YILI

    1984

    1. KİTABIN KONUSU:

    Bu kitapta, İsmail Tayfur’un aşkı ve para yüzünden başka biriyle evlenmek zorunda kalmasının, mutlu olamamasının ve sonunda evlendiği kişinin ölümüyle aklını yitirmesini anlatmaktadır.


    2. KİTABIN ÖZETİ:

    İsmail Tayfur bir muhasebeci olarak Ferdi ve Ortakları Ticaret evinde çalışmaktadır. Kendisi çok yakışıklı ve bütün kızların yüreğini hoplatan bir gençtir. Maaşı az olması nedeniyle kazandığı parasını sadece ailesine harcayan ve fazla sosyal aktiviteleri olmayan bir gençtir. Çalıştığı şirketin sahibi Ferdi Bey çok zengin bir kişidir. Ferdi Bey İsmail Tayfur’un babasıyla beraber yıllar önce beraber çalıştıkları için İsmail Tayfur’u yanına alır. Ferdi Bey’in Hacer isminde çok genç bir kızı vardır. Kız çok genç ve güzeldir. Ferdi ve Ortakları Ticaret evi büyük bir binanın en alt katında bulunmakta, diğer üst katlarda ise Ferdi Bey’in o muhteşem evi bulunmaktadır.

    Ferdi Bey’in kızı sürekli evde oturduğu için arada bir babasının yanına, işyerine, gitmekte bu sayede hem İsmail Tayfur’u görebilmekte hem de can sıkıntısını gidermektedir. Yalnız bir durum vardır, İsmail Tayfur kendi evinde bulunan ve çok küçükken babasının evlatlık aldığı Seniha’yı sevmektedir. Bundan dolayı Hacer’e karşılık vermemekte ama ona bir arkadaş gibi yaklaşmaktadır. Hacer hem gençliğin verdiği etkiyle hem de yaşının küçük olmasından dolayı bunu İsmail Tayfur’unda kendisini sevmesi olarak görmektedir. Ancak bir durum vardır ki Hacer babasından çok korkmakta, bu durumu öğrenmesini istememektedir. Hacer ancak kendisini rahatlatmak için hatıra defterine ona olan aşkını ve İsmail Tayfur’un da kendisine gösterdiği yakınlığı yazmaktadır.

    Bir gün Ferdi Bey evde dolaşırken kızının hatıra defterini yerde bulur ve herşeyi okur. Daha sonra Hacer babasının hatıra defterini okuduğunu görür ve çok utanır. Babasının ona kızacağını belki de döveceğini düşünmektedir. Fakat Ferdi Bey kendisinden hiç beklenmeyen bir hareketle kızına sarılır ve İsmail Tayfur ile Hacer’I evlendireceğini söyler. Kız buna çok şaşırır çünkü Ferdi Bey parası ve işlerinden başka bir şeyle ilgilenmezken birden kızının mutluluğu için elinden gelenin hepsini yapacağını söyler.

    İsmail Tayfur ve orada çalışanları çoğu Ferdi Bey’I sevmemektedirler. Kendisi çok katı biridir ve onlarla hiç konuşmaz. Sadece emirler yağdırır. Yine böyle bir günde Ferdi Bey İsmail Tayfur’u çağırır ve ona çok iyi çalıştığını belirterek maaşını büyük bir oranla artırır. Herkes buna çok şaşırmış görünmektedir ve bunun altından ne çıkacağını merak etmektedirler.

    Bu arada Ferdi Bey İsmail Tayfur’un annesiyle görüşür ve bu isteğinin olması için onunda aklını çelmiştir. Artık anneside İsmail Tayfur’un Hacerle evlenmesini istemekte ve oğluna bu yönde baskı kurmaktadır. Saniha ise bu olanlardan büyük üzüntü duymakta ama İsmail Tayfur’a olan güveninden ve aralarındaki aşktan dolayı hiç endişelenmemektedir. Ancak düzenlenen bir oyunla Sanihaya İsmail Tayfurla Hacer’in nişanlandıkları duyurulur ve Saniha artık İsmail Tayfur’un da mutlu olması gerektiğini anlayarak bağrına taş basarcasına ondan ayrılmıştır.

    Saniha’nın da kendisini terketmesine üzülen İsmail Tayfur’un Hacerle evlenmekten başka çaresi yoktur. Ama artık dünyadan başka umududa kalmamıştır. Bu arada Ferdi Bey İsmail Tayfur’u şirketine ortak yapmıştır ve artık düğün gününü beklemeye başlamıştır. İsmail Tayfur iç güveysi olarak evlenecektir ve bundan hiç hoşnut olamamaktadır.

    Görkemli bir düğünle evlenirler ama Hacer gerdek gecesi İsmail Tayfur’un kendisini sevmediğini anlar. Her gece kafasını kaşıyan bu düşünceyle rahat günler geçiremez olmuştur. Bir ara İsmail Tayfur gece evden ayrılı ve Saniha’nın yanına gider ve onu nasıl sevdiğini, kaçıp gitmelerini ve karısından ne kadar nefret ettiğini anlatır. Hacer İsmail Tayfur’u takip ettiği için bunları duyar ve kahrolup eve döner. İsmail Tayfur eve dönünce ayrılmak istediğini söyler fakat Hacer bir yere gidemeyeceğini söyleyerek kapıyı kilitleyip anahtarı eline alır. İsmail Tayfur anahtarı almak için uğraşır. Bu arada yanan mumlardan biri yatağa düşer ve oda yanmaya başlar. Karı koca anahtar kavgası yaparken ateşler bütün odayı sarmaya bşlar. Sonunda İsmail Tayfur anahtarı almayı başarır ama evde tamamen tuuşmaya başlamıştır. Kendisi dışarı çıkarken Hacer içerde ağlamaya başlayarak oturur. Dumanları içinde zehirleneceği için İsmail Tayfur onu kurtarmaya gider fakat ateşlerden dolayı her yeri yanmış olan Hacer kısa bir süre sonra ölür. Ev tamamen yanar ve içerde bulunan Ferdi Bey’in kasasıda yangında yok olur. O zamanlar banka olmadığı için Ferdi Bey’in büyük bir parasıda yok olur. Bu olaylardan sonra İsmail Tayfur aklını yitirir. Ferdi Bey ve İsmail Tayfur’un annesi yaptıkları hatadan dolayı ve bunun sonucundan etkilenerek vicdan azabı çekerler.

    Paranın mutluluk getirmeyeceğini bazı kişiler böyle hazin olaydan sonra anlayarak paraya lanet okurlar. Ama ne fayda ki olan olmuştur.


    3. KİTABIN ANA FİKRİ:

    Kitabın ana fikri paranın saadet getirmeyeceği ve dünyada paradan çok değerli şeylerinde bulunduğudur. Parayla her şeyalınabilir fakat insankalbi ve sevgisi alınamamktadır. Günümüzde de olduğu gibi parası olan her türlü imkana sahip olabilmektedir fakat para herzaman mutluluk getirmemektedir. Fakir dahi olsa insanlar mutlu ve sevinçli yaşayabilir hatta hayattan büyük zevk alabilir.




    4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

  10. #10

    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    608

    Standart

    prü KİTABIN ADI : KÖPRÜ
    KİTABIN YAZARI : AYŞE KULİN
    YAYINEVİ VE ADRESİ : REMZİ KİTABEVİ—3.MESCİT SOK. CAĞALOĞLU 34440 İSTANBUL
    BASIM YILI : EKİM-2001
    KİTABIN KONUSU : ERZİNCAN DOLAYLARINDA, FIRAT NEHRİ ÜZERİNDE İNŞA EDİLEN BİR KÖPRÜNÜN, BU KÖPRÜYÜ YAPTIRMAK İÇİN ÇIRPINAN BİR BÜROKRATIN VE YÖRE İNSANIN ROMANI
    KİTABIN ANA FİKRİ :YAZAR BU ROMANLA OKUYUCUYA; YAPILMASI GEREKEN BİR İŞİ, BÜYÜK BİR AZİM VE HIRSLA, TAM VE ZAMANINDA, BUZLAR ÇÖZÜLMEDEN YAPMAK,MESAJINI VERİR
    KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHIŞLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
    KİTAPTA BİRBİRİNDEN BAGIMSIZ BİR ÇOK OLAYDAN BAHSEDİLMEKTE FAKAT AYNI KONUYA PARMAK BASILMAKTADIR.

    ŞAHISLAR:
    VALİ :ERZİNCAN VALİSİ(LAKABI;BUZLAR ÇÖZÜLMEDEN)
    BAYRAM :KARISINI FIRAT NEHRİNDE ÇOCUK DOĞURURKEN KAYBEDEN KÖYLÜ
    GÜLLÜ :BAYRAM’IN KARISI
    ÖKSÜZ : BAYRAMIN YENİ DOĞAN ÇOCUĞU
    MEVLÜT :ELMAS’IN KOCASI
    ELMAS :MEVLÜT’ÜN KARISI (ONLA BERABER KAÇAN)
    ERDAL :ELMAS’IN KARDEŞİ

    KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER :KİTAPTA DOĞU İLLERİMİZDE YAŞANAN DRAMIN KÖKENLERİ VE CUMHURİYET TARİHİ İÇİNDEKİ NEDENLERİ ELE ALINIRKEN, ACIMASIZ DOĞA KOŞULLARINA, MEZHEP AYRILIKLARININ VE KÜLTÜREL FARKLILIKLARININ NEDEN OLDUĞU ANLAMSIZ DÜŞMANLIKLARA VE TARİHTEN BU YANA SÜRE GELEN ÇATIŞMALARA KARŞI KOYARAK, İNSANCA YAŞAMAYA KARARLI YÖRE İNSANI DURU VE AKICI BİR USLUPLE ANLATIYOR.
    BİZLERDE SUBAY OLARAK YARIN ORALARA GİDECEĞİMİZDEN AYNI HATALARA DÜŞMEMEK VE ORADADAKİLER TARAFINDAN SEVİLMEK İÇİN KİTAPTAN DERS VE BİLGİ ALMALIYIZ.

    KİTABIN YAZARI HAKINDA KISA BİLGİ : AYŞE KULİN ARNAVUTKÖY AMERİKAN KIZ KOLEJİ EDEBİYAT BÖLÜMÜNÜ BİTİRDİ. ÇEŞİTLİ GAZETE VE DERGİLERDE EDİTÖR VE MUHABİR OLARAK ÇALIŞTI. UZUN YILLAR TELEVİZYON, REKLAM VE SİNEMA FİLMLERİNDE SAHNE YAPIMCISI, SANAT YÖNETMENİ VE SENARİST OLARAK GÖREV YAPTI.
    ÖYKÜLERDEN OLUŞAN İLK KİTABI ‘GÜNEŞE DÖN YÜZÜNÜ’ 1984 YILINDA YAYINLANDI. BU KİTAPTAKİ ‘GÜLİZAR ’ ADLI ÖYKÜYÜ , ‘KIRIK BEBEK’ ADI İLE SENARYOLAŞTIRDI VE BU SİNEMA FİLMİ 1986 YILININ KÜLTÜR BAKANLIĞI ÖDÜLÜNÜ KAZANDI. 1996 YILINDA MÜNİR NURETTTİN SELÇUK’ UN YAŞAM ÖYKÜSÜNÜ ANLATAM ‘ BİR TATLI HUZUR’ ADLI KİTABI YAYINLANDI AYNI YIL ‘FOTO SABAH RESİMLERİ’ ADLI ÖYKÜSÜ HALDUN TANER ÖYKÜ ÖDÜLÜNÜ BİR YIL SONRA AYNI ADI TAŞIYAN KİTABI SAİT FAİK HİKAYE ARMAĞANINI KAZANDI.
    1997’DE YAYINLANAN ‘ADI:AYLİN’ ADLI BİYOĞRAFİK ROMANI İLE İ.Ü İLETİŞİM FAKİLTESİ TARAFINDAN YILIN YAZARI SEÇİLDİ.
    1998 YILINDA ‘ENİŞ ZAMANLAR’ ADLI ÖYKÜ KİTABI, 1999’DA YILIN ROMANI SEÇİLMİŞ OLAN ‘SEVDALİNKA’ VE 2000’DE YİNE BİR BİYOĞRAFİK ROMAN OLAN ‘FÜREYA’ YAYINLANDI.






    KİTABIN ÖZETİ

    Bayram hamile olan karısını şehre yetiştirmeye çalışırken köprüsü olmayan , iki taraf arasında bağlantıyı sağlayacak vasıtası bulunmayan, Fırat Nehri’ne takılırlar. Burda hanımı kendi kendine doğum yaparken ölür. Bayram da çocuğun üstünü örtüp tutar Vali’nin yolunu, ona göre köprünün yapılmamasının nedeni Vali’ydi. Onu hükümet bilirdi. Bayram karşısındaydı Vali’nin ; köprüsüzlüğün, geçitsizliğin kurbanı karısının hesabını sormak için.
    Başpınarda köprünün yapılması 1950’ lere dayanırdı, o zamanın hükümetleri halka köprüyü vaat ediyor fakat bir türlü sözlerinde durmuyordu. Bazen muhtar zengin köylüsünden para toplar, bir aksilik çıkar parayı yol yapımında kullanırdı.Kısacası köprü hep engellendi umursanmadı,ciddiye alınmadı. Zamanın başbakanı Süleyman DEMİREL’den köprü yapımı sözü alındı,12 mart 1971 deki muhtırayla hükümet değişmiş köprü bir kez daha yapılamadı.
    Bayram çocuğunu ,Vali’nin önceden anlaştığı ailenin, Mevlüt ve Elmas‘ın, yanına götürdü. Mevlut ve Elmas, Öksüz’e çok iyi bakacaklarını , istediği zaman gelip görebileceğini söyledi. Mevlüt ve Elmas cok zor şartlarla karşılaşan, daha sonra memleketlerinden kaçıp buraya yerleşen, birbirlerine zıt iki insandı. Biri alevi diğeri ise farklı mezheptendi bundan dolayı aileleri arasında çatışmalar vardı. Mevlüt ve Elmas’ın kardeşi olan,Erdal , askere gider Erdal burda PKK’nın düşediği mayınlara çarpan minübüsün içindedir ve şans eseri kurtulur. Olayların Erdal’ın üzerinde yaptığı etki çok fazla olur, kendisine izin verilir, izne gelirken evde ablasının babasıyla tartıştığını görür, daha da kötüleşir. Ablasını anlattıklarına dayanamayıp, kaçması için yardım eder. Bir süre sonra asılsız bir ihbarla bir manga kadar adam Erdal’ ların evini basar ne var ne yok kırıp parçalar,öç alır gibilerinden dayak üstüne dayak atarlar.
    Karayolları Genel Müdürlüğü 1975’ te köprü yapımı için ihale açar ama projenin yurdışında yapılması şartı olduğundan katılım az oldu ve sonuç yine hüsran.Vali’nin Erzincan da makamına gelişi ile ‘buzlar cözülmeden’ tekrar gerçek olacaktı. Bir tiyatronun delisi gibi hedeflerine buzlar çözülmeden ulaşmak isteyecekti.Vali kendini Fıratın sularına bırakmış her nevi su sporlarını yapmakta bir yandan da köprünün yapılması için elinde geleni ardına komuyor.
    Gürcülerle köprü yapımında anlaştılar fakat memleketlerine gitikleri gibi geri dönmediler. Bu esnada dinamitler dağın yamacında patlatılıp, uygun zemin hazırlanıyordu. İnsan gücüne ihtiyaç vardı bu fırsattan yarrarlanmak isteyen Bayram arkadaşı İlyas ile beraber Vali’nin yanını gider. Meseleyi anlatır ayrıca Mevlüt ün burdan uzaklara gitmemesi ve Elmas’ın öksüze süt vermesi için ona da iş bulmalarını Validen ister. Vali Bayramı ne iş verilse yapabileceğini kurallara uyacağını bildiği için isteğini kabul etti.
    Köyde bir takım silah sesleri ve gürültü vardı. Teröristler köyü basmıştı. Köyün bütün erkeklerini toplayıp teker teker kurşundan geçirdiler. Daha sonra evleri ve camileri yakacaklardı, bunu duyun elmas saklandığı yerden çıkıp evine doğru koştu. Arkasında ayak seslerinin geldiğini duyar gibiydi arkasındaki haydut ondan önce eve geldi Öksüzü alıp ağacın oraya götürüyordu onu asacagını sanan Elmas evdeki yeni bilenilen bıçağı alarak haydutun arkasında bıçağı soktu. Oysaki haydut onun kardeşi olan, Erdal idi, derken bir başka terörist geldi elinde Elmas’ın bebeği, ‘bu adam mı sen mi bu hale soktun diye sordu?’ Derken silahıyla bebeğe iki el ateş etti. Öksüz ise ağacın üzerinden sağ salim kurtulmuştu. Baskından sonra vali iyice sinirlendi bu köyü bu hale sokanlara lanet okudu. Dahada önemlisi köprü olmadığından Jandarma köye geç gelmişti ve teröristler kaçmayı başarmıştı.
    Gürcülerden haber alınmayınca bu defa mühendis tuttular. Mühendisin farklı bir kişiliği vardı işinde olduğu gibi, köprüyü lego benzer olarak Ankara da yapıp burda birleştirecekti. Hüdai onun kimseya benzemediğinden ,kılık kıyafetinden ,uygulayacağı köpğrü tekniğine kadar bügüne dek bildiği ,tanıdığı, herşeye ters düştüğü için sevmiyordu. Vali projeyi kime anlatsa gülüyordü nasıl getirecek kocaman köprüyü?… sağlam olmaz…sadece kaymakam vardı bunu ciddiye alan.
    Bayram , hastanede yatan Elmas’ın kimseyle konuşmadığını acılarını bile dile getirmediğini, ağzına bir lokma yemek koymadığını , ilaçların ise ancak serum yoluyla verilebildiğini öğrendiğinde , kalktı ziyarete gitti onu. Daha sonra Öksüzü de götürünce Elmas da canlanmalar başladı. Bayram Hüdai den bir aylık izin istemiş fakat hüdai en fazla on gün vererbileceğini söyledi. O bu on gün için de Elması hastane den alıp Elmasın da isteğiyle nikahlandı.
    prüde aksamalar olmuştu mühendis kalp krizi geçirmiş geç geleceğini öğrencisiyle beraber haber verdi. Temmuz 1997’de küprü tamamlandı ve köye gönderilmek üzeere yola çıktı. Herkes konuşuyordu. Sabahtan akşama kadar kahvelerde bürolarda belediyede, tüm belde de herkes bir feribotun içinden karşı kıyıya çekilecek yüz kırk tonluk köprüden söz ediyordu kimsede inanamıyor bunun suya düşeceğini sanıyordu, vali karabasanlar görmeye ,kabuslar görmeye başladı bunca emeğin boşa geçmesinden korkuyordu.
    Feribot gitmeye başlamıştı elli metre sonra feribotta arıza oldu, arızanın tamiri dört saat sürmüştü derken güneş batmaya başladı umut köprüsü bi dahaki güne kaldı. İkinci günde feribotta bozukluk olduğundan yine aksamalar olmuştu fakat okadar uzamıyordu, kırk metre gibi kısa bir mesafe kalmıştı bunuda son gün yaptılar. Bütün ahali ,gazeteciler ve karşı taraftaki köylerden halk gelmişti karnaval yerini andırıyordu. Vali de son konuşmasını yaptı. Ve umuda yolculuk başladı.
    Hiçbir zaman
    Böyle merhametli bir ümitle sevmedi
    Hiçbir insan
    Hiçbir aleti

Konu Bilgisi

Uye Bu Konuya Bakiyor

Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)

Benzer Konular

  1. hayatınızı değiştiren kitap?
    By aLiCaN in forum Kitap
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 29.03.08, 12:26
  2. Bursa 6. Kitap Fuarı Açıldı
    By ChaoS in forum Kitap
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08.03.08, 11:40
  3. Çocuğunuzu Kitap Kurduna Dönüştürecek ÖneriLer
    By Fidem in forum Kişisel Gelişim
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02.03.08, 12:04
  4. E-Kitap Nedir ?
    By DivaneM in forum E-Kitap
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02.03.08, 04:57

Eklenmis Olan Tag'lar

adalet, adam, aile, alet, almak, almanca, almanya, altin, ankara, anlamak, anlamı, anlat, anna, anne, araba, arapça, arda, asker, askerlik, aslan, ata, atina, avrupa, aşk, baba, baca, banka, bayrak, başlar, bebek, belge, belirli, benlik, berlin, beyaz, beyin, bilgi, bilgiler, bilgileri, bilim, bilinci, biri, birlikte, bitirmek, bitki, böyle, boza, bulut, büyük, cami, cemal, cennet, cevap, ceza, cezai, cezalar, cilt, cinayet, cinsel, çok, cumhuriyet, cumhuriyet dönemi, cumhuriyeti, daha, dayak, deli, demet, demokrat, deniz, ders, dersleri, devlet, devrim, dikkat, dili, dizi, doktor, dönüş, dost, doğa, dündar, dünü, dünya, dünyada, düşünmek, edebiyat, edebiyatı, edilmek, edirne, efsane, ekim, ekmek, elif, elma, elmas, endüstri, enerji, erk, erkek, erkekler, eserler, esir, esmer, estetik, etkileme, etkili, etme, etmek, evden, evlenme, evlilik, eylül, fatih, fedakar, fethi, font, foto, fransa, fırsat, garip, gazete, gazi, geceler, gecelik, gelecek, gereken, gerekli, geri, gif, git, goethe, göre, görmek, göz, gücü, günler, günü, güven, güzel, güzellik, haber, hafta, hakim, hakki, halide, hamile, hapis, harika, hasta, hastane, hata, hava, hayal, hayat, hayati, hayvan, haziran, hedef, hepsi, hikaye, hikayeler, hikayesi, hissetmek, hizmet, hoca, hukuk, hukuku, hükümet, hüseyin, iddia, ihanet, ihtiyar, iki, ikinci, ikna, ilgili, imza, insan, insana, insanlar, istekleri, itiraf, iyi, izle, john, kabul, kadar, kafa, kahraman, kahve, kalp, kamyon, kanun, karar, karinca, kavga, kaya, kaybetmek, kazanmak, kendi, kendine, kesmek, kimi, kitap, kiz, komutan, konutu, konuyu, köprü, korkak, korku, korsan, kötü, kova, krizi, kül, kültür, kurban, kuvayi, libya, londra, madde, mahkeme, mahkemede, mardin, marmara, masa, mekke, melek, melekler, meme, memnun, memur, meslek, mevsim, meyve, milletvekili, milliye, moda, morgan, muhakeme, mühendis, mutluluk, müzik, müzisyen, namus, nasrettin, neden, nedenler, neler, ocak, öfke, okul, okulu, olarak, olarak bu, olaylar, öldü, öldürmek, olmak, ölüm, ölünce, oluruz, ömür, önemli, onlar, orhan pamuk, osmaniye, ötesi, otomobil, öyle, oynayan, oyun, özel, özgü, özür, paket, para, parti, petrol, polis, proje, raki, rehber, reklam, rengi, renk, resmi, roman, romanya, ruhu, rus, rüzgar, saat, sahne, sanat, sanatı, sayfa, sayisi, sağlık, sen, serüven, servis, sevda, sevene, sevgi, sevgili, sevmek, sigara, sinema, sis, sivas, sohbet, sokaktan, sonrası, sorular, sorumlu, soyu, sözler, sözleri, spor, subay, süreci, süresi, suyun, sır, tahliye, takip, takım, taner, tarifi, tarih, tarik, tatli, tedavi, tehdit, teklif, teknik, telefon, tembel, temel, temmuz, tepki, terk, ticaret, tiyatro, tolstoy, topluluk, türkiye, tutmak, ücre, ücret, ülke, umut, üniversite, uyku, uzman, uzun, var, varlik, ve ailesi, verir, video, yanar, yangın, yapamaz, yaprak, yaratıcı, yardım, yas, yasak, yazar, yelken, yemek, yemekleri, yeni, yerli, yoksulluk, yolculuk, yöntem, yorum, yunan, ışık, zaman, zamanda, zarar, zeki, zorluk, şehit

View Tag Cloud

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Yeni Konu Acamazsin
  • Konuya Cevap Yazamazsin
  • Konuya Eklenti Ekleyemezsin
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372