Dostluk, müsbet ya da menfi birlikteliklerden kaynaklanır. Gerçek dostluk ise yalnız samimi ruhlarda barınır. Gerçek dostlukta, iki kalp arasında adeta bir elektrik hattı oluşur.
Bu hat sayesinde sevenle sevilen arasında bir muhabbet akışı zuhur eder. Böylece sevilenin her hali, sevene sirayet eder. Yani onun haliyle hallenir. Bunun en güzel örneğini Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizle, Ebubekir radıyallahu anh arasında yaşanmıştır:
“Bir gün Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hastalanmıştı. Bunu duyan Ebubekir radıyallahu anh ziyaretine gitti. Çok sevdiği, canı, cananı, yaranı Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizi o halde görünce, Ebubekir radıyallahu anh evine gitti, üzüntüsünden hastalanarak yatağa düştü. Birkaç gün sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz iyileşti.
Ebubekir radıyallahu anhın hastalandığını duyunca onu ziyarete gitti. Ebubekir radıyallahu anh hasta yatıyordu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin geldiğini duyan Rasulullah aşığı, öyle bir canlılıkla yataktan kalktı ve kapıya koştu ki, O’nun bu halini gören Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:
- Ya Ebubekir, senin hasta olduğunu duymuştum, buyurunca, Hz. Ebubekir radıyallahu anh:
- Ya Rasulullah! Dostum hasta oldu, O’na üzüntümden ben de hasta oldum. O afiyet buldu, ben de afiyet buldum, dedi.”
Bu hâl dostta fâni olma halidir. Dostla aynîleşmektir. Unutmayalım ki, dostluk sayesinde en acı yemişler bile tatlılaşır. Hz. Mevlana’nın ifadesiyle:
“Dostlarla oturan kişi, külhanda, alevler içinde de olsa, gül bahçesinde oturuyor gibidir.”



LinkBack URL
About LinkBacks
Hz. Muhammed (sav)’in vefatından sonra yaşanan “Dört Halife Dönemi”, İslamiyet’in Arap Yarımadasının sınırlarını aşarak yaygınlaştığı bir dönemdir. önemli zaferlerin kazanıldığı, Müslümanların huzur ve refah içinde bir hayat sürdürdükleri bu dönemin ilk halifesi olan Hz. Ebu Bekir, İslamiyet’in açıkça anlatılmaya başlanmadığı ve Peygamberimiz (sav)’in henüz yalnız olduğu dönemde İslamiyet’i kabul etmiştir. İslamiyet’i kabul ettiği andan itibaren İslam ahlakını en titiz şekilde yaşamış ve bu ahlakın yayılması için Peygamberimiz (sav)’in tebliğ mücadelesine gerek maddi olarak gerekse manevi olarak büyük destek vermiştir. Aralarında Hz. Osman, Talha b. Ubeydullah, Sa’d b. Ebi Vakkas, Zübeyr b. Avvam, Abdurrahman b. Avf ve Ebu Ubeyde b. Cerrah başta olmak üzere birçok kişinin İslam ahlakını tanımasına vesile olmuştur.
Hicretten sonra da Hz. Muhammed (sav)’in yanından hiç ayrılmayan Hz. Ebu Bekir, Tebük savaşında bayrağı taşıdı. Hicretin dokuzuncu yılında, Hac kafilesine başkanlık yapması için Hz. Muhammed (sav) tarafından görevlendirildi. Peygamberimiz (sav), hastalandığı zaman, sahabeye namaz kıldırması için onu vekil tayin etti. Peygamber Efendimiz (sav)’in vefatından sonra ise, Hz. Ebu Bekir, sahabenin önde gelenlerinin önerisi üzerine halife seçildi. Tarihi kaynaklarda yer alan, Hz. Ebu Bekir’in Hilafet görevini üstlendikten sonra halka hitaben yaptığı şu konuşma oldukça önemlidir:






Alıntı ile Cevapla

Bookmarks