Öbekten birinin (Sayın Uluç Gürkan'ın) yazdıklarını, öbeğinkini temsil eden düşünce manasında "örnek" alarak başörtüsü meselesini tartışıyoruz.
"Türbanın kadın için haksız ve bir yanı olduğu ortadadır. Kadını eşitlikten uzaklaştırmakta, erkeğin karşısında 'ikinci sınıf insan' kalıbına sokmaktadır. İslamiyet'in insan eşitsizliğine dayalı bir varsayımla kabulü, Kur'an'ın böylesi bir anlayışla yorumlanması akıl işi değildir."
Kadının mutlak manada (kayıt, şart, detay belirtmeden) erkeğe eşit olduğunu söylemek "elmaya armut, tilkiye kurt demek" gibidir; gerçeğe aykırıdır, modaya uymaktan öte bir mana ifade etmez. Ve iyi ki kadın erkeğe eşit değildir, aralarında önemli farklar vardır ve bu farklar sayesinde bir bütünlük oluşmakta, üremeden kültür ve medeniyetin oluşumuna kadar her alanda, iki cinsin -benzerleri yanında farklı da olan- katkıları gerçekleşmektedir. Önemli ve gerçekçi olan mutlak eşitlik değil, eşit olmaları gereken yerlerde ve hususlarda eşitliktir, eşitliğin gerekli olmadığı yerlerde ise dengedir (adalettir); bu da İslam'da mevcuttur.
Kadının başını örtseniz de örtmeseniz de onun kıyafeti farklıdır, tarih boyunca ve bugün kadınlar, erkeklerden çok farklı giyinmektedirler. Neden kaynaklanırsa kaynaklansın bu farklar (farklı giyiniş) kadını erkeğin karşısında ikinci sınıf insan kalıbına sokmuyorsa, farklı giyimin bir parçası olan başörtüsü niçin bunu yapsın!? Başörtüsü "ikinci sınıf insan, esir, köle" sembolü değil ki, bunu giyen öyle kabul edilsin. Başını örten kadın -diğerleri gibi- kimlik, kişilik, belli bir inanç ve dünya görüşüne sahiptir; örtünmeyi de hür iradesi ve tercihi ile yapıyor; asıl "kadına ikinci sınıf insan muamelesi yapmak" onu örtünmeye veya açılmaya mecbur etmekle olur.
"Bu noktada türbanın, türban takmayanların yaşam biçimlerine karşı bir tehdit oluşturması da özellikle önemlidir. Çünkü türban, yaşam biçimi olarak Tanrı buyruğuna koşutlanmakta, dolayısıyla türban takmayanlar 'inançsız' sayılmaktadır. 'İnanç ancak benim dediğim biçimde yaşanır' denilmekte, bunun tartışılmasına dahi izin verilmemektedir."
Bu cümlelerde temel hüküm "türbanın, onu takmayanlar için tehdit oluşturmasıdır." Bu hükmün/sonucun delillerini tartışalım:
1.Bazıları "para alarak" veya "siyasi simge olarak" örtünüyorlar diyorlarsa da buradaki tesbit yerindedir; türbanın (belli ölçülerde örtünmenin), onu uygulayan büyük kitle tarafından Allah emri olarak kabul edildiği doğrudur.
2. "...dolayısıyla türban takmayanlar 'inançsız' sayılmaktadır" hükmünün İslam'da yeri yoktur; orta yol İslam'ına (ehl-i Sünnet ve cemaate) göre namaz kılmayanlar, alkollü içki kullananlar, başlarını örtmeyen kadınlar... dinden çıkmazlar, inançsız sayılmazlar; onlara günah işleyen müminler olarak bakılır.
3. " 'İnanç ancak benim dediğim biçimde yaşanır' denilmekte, bunun tartışılmasına dahi izin verilmemektedir." Burada da yine vakıaya uymayan, yakıştırmaya dayalı iki hüküm var. İslam'da ictihad vardır, ehli tarafından usulüne uygun olarak yapılan ictihada göre farklı yorumlar ve bu yorumlara göre inancın farklı yaşanması ilk devirlerden beri vardır, yaygın olarak uygulanmaktadır.
"Tartışmaya izin verilmemesi" Türkiye için söylenemez; yıllardan beri bilen bilmeyen, kendisini ilgilendiren ilgilendirmeyen birçok şahıs bu konuları tartışıyor; asker kökenli cumhurbaşkanları bile âyet okuyarak başörtüsü hakkında yorumlar yapıyor. Bu gerçek karşısında "tartışmaya izin verilmemesi" söz konusu edilebilir mi? Eğer yazar, üniversitelerde YÖK ve rektörler, Meclis'te muhalefet gibi başörtüsüne karşı olanların tartışmaya da karşı çıkmalarını ve engellemelerini kastediyorsa tabii bu doğrudur.



LinkBack URL
About LinkBacks




Alıntı ile Cevapla

Bookmarks