1 den 2´e kadar. Toplam 2 Sayfa bulundu

Konu: İmam Nikahı !!

  1. #1
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Exclamation İmam Nikahı !!

    İmam nikahının dindeki yeri nedir?

    Nikah, aralarında evlenme engeli olmayan kadınla erkeğin evlenme kararlarını şahitler huzurunda açıklamalarından ibarettir. Dini nikah, dinimizin öngördüğü şartlara uyularak kıyılan nikahtır. Bunun, şahitlerin ve karı-koca adayının durumu, kocanın kadına mehir ödeme yükümlülüğü ve velinin onayı gibi medeni kanunda bulunmayan tarafları vardır.

    Ayrıca Medeni Kanun, süt kardeşliğini ve din farkını evlenmeye engel saymaz. Bunlar hem dinimizin yüklediği hak ve sorumluluklar hem de psikolojik bakımdan medeni nikahın yeterli görülmemesine sebep olmaktadır



    İmam nikahının şartları nelerdir?

    Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Veli ve iki güvenilir şahit olmadan nikah olmaz. Bu şekilde kıyılmayan nikah batıldır. Anlaşamazlarsa sultan velisi olmayanın velisidir ." Sultan, yetkili amir demekir.

    Veli, baba, dede, oğullar, erkek kardeşler amca vs. dir. Bunlar bulunmaz veya bulunur da görevini yapmazsa görev yetkili amire geçer.

    Bugün dünyanın hiç bir yerinde velisiz nikah kıyılmaz. Belediye başkanlarının, kilisenin, havranın veya bir başka makamın nikahı onaylamaya veya redde yetkili olması, bunların velilik yetkisini kullanmaları demektir.

    Peygamberimizin erkekler için veli aramaması, kadınlar için de velinin onayını yeterli görmesi evliliği kolaylaştırmakta ve sağlıklı yuvaların kurulmasına sebep olmaktadır.



    İmam nikahlı beraberlikler ve ikinci evlilikler doğru mudur?

    Kur'an-ı Kerim, adil davranacağına inanan kişilerin dörde kadar kadınla evlenmelerine müsaade etmiştir. Erkeğin birinci eşine karşı olan bütün hak ve sorumlulukları diğer eşleri için de geçerlidir. Türkiye'de birden fazla evlilikler her zaman olmuştur.

    Müslüman olmayan toplumlarda erkeğin birden fazla kadınla birlikteliği yaygındır. İslamiyet, evlilik dışındaki birliktelikleri kesin olarak yasaklayıp evliliği dört kadın ile sınırlamıştır. Karşılıklı hak ve sorumluluklar tespit edilip kanunun koruması altına alınarak kadınların sömürülmesinin önüne geçilmiştir.

    Bugün ülkemizde asırlarca bizimle savaşmış ve hala bizi sıkıntılara sokmak için yapmadığını bırakmayan batı toplumundan alınmış kanunlar yürürlüktedir. Bunların toplum yapımıza uyarlanması için bir çaba da sarf edilmemiştir. Meselâ Türk Medeni Kanunu, 1926 yılında, İsviçre Federal Kanunu’ndan iktibas edilmiş olduğundan bize ve çağımızın ihtiyaçlarına uymayan bir çok hükümleri vardır.

    Türkiye'deki Müslümanları Hıristiyan yapamayacağımıza ve Kur’an’daki hükümleri değiştirmeye kimsenin gücü yetmeyeceğine göre Kur’an’ın tanıdığı birden fazla kadınla evlenme hakkına mani olunamamıştır. Üstelik bugün bu, çok yaygınlaşmıştır.

    Menfaatleri söz konusu olduğu zaman dindarlaşan ama aleyhlerine olduğu zaman dinin hükümlerini görmezlikten gelenlerin sayısı oldukça kabarıktır. Devlet ve kanunlar bu gibi hallerde devreye girip zulme mani olmak için vardır. Bu sebeple ikinci eşle ilgili hukuki düzenleme yapılması çok acil ihtiyaçlardandır. Aksi taktirde sadece kendimizi kandırırız ve İslam’ın bir hükmü, menfaatinden başka bir şey düşünmeyen kişilerin elinde bir zulüm vasıtası olarak kullanılabilir.




    Aileden habersiz yapılan imam nikahı sahih midir?

    “Nikâh, hem aile hem de toplum için büyük öneme sahip bir sözleşmedir. Bu sebeple yalnızca kadın ile erkeğin evlenmek üzere anlaşmaları yeterli görülmez. Bu konuda her toplumun, kendi inancına, gelenek ve göreneklerine göre koyduğu kurallar vardır. İslam’dan önce Mekke’de kız, babasından veya velisinden istenir, kıza mehri verilir ve nikâhı kıyılırdı . İslam bu uygulamayı kabul etmiştir.”

    Bu konu çok önemli bir konudur. Bugüne kadar yanlış anlaşılmalara sebebiyet olan bu konuda meşhur mezhepler ( Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli ) Kur’an-ı Kerim ile bağdaşmayan görüşler bildirmişlerdir.


    İmam nikahı nasıl düşer?

    Allah Teala Talak suresinde usulüne uygun bir boşanmayı şöyle tarif etmektedir:

    "Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınızda, onları iddetlerini gözeterek boşayın ve iddeti de sayın. Rabbiniz Allah'tan korkun. Apaçık bir hayasızlık yapmaları hali bir yana, onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki Allah, bundan sonra
    bir durum ortaya çıkarıverir.

    İddet müddetlerini doldurduklarında onları ya meşru ölçüler içerisinde tutun veya onlardan meşru ölçülere göre ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahit tutun. Şahitliği Allah için yapın. İşte bu, Allah'a ve ahiret gününe inananlara verilen öğüttür. Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah'a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur." (Talak, 65/1-3)

    Bu ayetlerde gösterilen şekilde bir boşanma olursa imam nikahı düşer.




    Evli bir erkek başka bir bayanla birlikte olursa eşiyle olan imam nikahı bozulur mu yani düşer mi?

    Evli bir erkeğin nikahsız olarak başka bir kadınla birlikte olması zinadır. Zina da büyük günahlardan biridir. Değil o işi yapmak, ona yaklaşmak bile haram kılınmıştır:

    “ Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.” (Nisa, 17/32)

    Erkek büyük bir günah işlemiştir ama bu büyük günahın nikahına bir zararı yoktur. Yaptığı bu kötü işten dolayı tevbe eder, Allah'tan bağışlanma diler, eşi de evliliğe devam etmek isterse yeni bir nikah kıymadan evliliklerine devam ederler.



    VELİSİZ NİKAH

    Hz. Aişe radıyallahu anha’nın bildirdiğine göre Hz. Peygamber sal*lal*lahu aleyhi ve sellem üç kere “Hangi kadın velisinin onayı olmadan nikahla*nırsa nikahı batıldır.” buyurdu.[1]

    Ebu Musa radıyallahu anh’ın bildirdiğine göre Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, “Velisiz nikah olmaz.” buyurmuştur.[2]

    Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğu rivayet edilmiş*tir: “Veli ve iki güvenilir şahit olmadan nikah olmaz. Bu şekilde kıyılmayan ni*kah ba*tıldır. Anlaşamaz*larsa sultan velisi olmayanın velisidir.”[3]

    Sultan bölgenin yetkili amiri demektir.

    Bugün bildiğimiz kadarıyla velisiz nikah kıyılmamaktadır. Nikahı onay*lama yetkisine sahip makam ister Türkiye Cumhuriyetinde olduğu gibi belediye başkan*ları, ister Hıristiyan dünyasında olduğu gibi kilise olsun onların böyle bir yetkiye sahip olmaları velilik yetkisini kullanmaları demektir. Nikah memuru*nun gerekli incelemeleri yaptıktan ve tarafların onayını aldıktan sonra “Belediye başkanının verdiği yetkiyle sizleri karı koca ilan ediyorum.” diyerek evliliği onaylaması bun*dandır. Bugün anne-babanın onayı, reşit olmayanların evlenme*sinde aranmaktadır.

    Evlenmek için Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin koyduğu veli şartı nikahın, eşler dışında yetkili biri tarafından onaylanması şartı demektir. Eğer veli bulunmaz veya görevini yapmazsa o zaman velilik bölgenin yetkili amirine geçer.

    İslâm’da veli yalnızca, bakire kız için aranır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sel*lem şöyle buyurmuştur: “Dulun, kendisiyle ilgili olarak velisinden önceliği vardır. Bakirenin de onayı istenir. Susması kabul demektir.” [4]

    Dul olan Hansa’yı babası Hizam evlendirmiş ama o bundan hoşlanmamıştı. Peygamber sal*lallahu aleyhi ve selleme başvurunca Hz. Peygamber babasının kıy*dığı nikahı reddetmişti.”[5]

    Evlilik ciddiyet isteyen bir iştir. Rahatça gezip tozmak için nikah kıyılmaz. Ni*kah kıyılınca evlilik gerçekleşmiş, karşılıklı hak ve sorumluluklar başlamış olur.

    Bugün toplum olarak evlenmenin önüne yığdığımız engeller ve gençleri geç evlendirme alışkanlığı yukarıdaki sıkıntılara sebep olmaktadır. Onları erken ev*lendirme ve üniversite tahsillerini evli olarak tamamlamaları için ortam ha*zır*lama zorunluluğu vardır.



    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] Ebu Davud, Nikah 20,(2083); Tirmizi Nikah 14 (1102).

    [2] Ebu Davud, Nikah 20,(2085); Tirmizi Nikah 14 (1101).

    [3] Abdullah b. Yusuf ez-Zeyla’î, Nasb’ur-raâye li ehâdis’il-Hidâye, Nikah, l. hadis Kahire, c. III, s. 167.

    [4] Müslim, Nikah bab 9, H.No 66-(1421).

    [5] Buharî, Nikah, bab 42.




    NİŞANLI ÇİFTLER KENDİ ARALARINDA NİKAH KIYABİLİRLER Mİ?

    Nişanlı çiftler arasında kıyılan nikah, tam bir nikahtır. Bununla nişanlılık dönemi biter, evlilik dönemi başlar.

    Yalnız kaç-göçün önlenmesi ve nişanlı çiftlerin haram işlemek*sizin bir araya gelerek konuşabilmeleri ve gezebilmeleri için kıyılan ayrı bir nikah çeşidi yoktur. Bir tek nikah vardır ve o nikah kıyılınca evlilik dönemi başlar. Artık kızla erkek birer nişanlı çift değil, evli çift olmuş olurlar.

    Bu nikahtan sonra erkek karısını kendi evine götürme hakkını elde eder. Kadın, kocasının evine gitmemek için, yalnızca mehr-i muaccelinin (yani peşin olarak ödenmesi şart koşulan mehrin) ödenmemiş olmasını engel gösterilebilir. Bundan başka hiç bir şey ileri sürülemez. Çeyiz bitmedi, nişan töreni ya da düğün töreni yapı*lacak gibi engeller ileri sürülemez. Eğer düğün yapılacaksa derhal ya*pılır ve koca karısını evine götürür.

    Mehir, bilindiği gibi erkeğin karısına vermek zorunda olduğu bir maldır. Tarafların anlaşmasına ya da örfe göre bir kısmı peşin bir kısmı da daha sonra ödenebilir. Tamamının peşin olması veya ta*mamının daha sonra ödenmesi şartını koşmak da caizdir. Nikah sı*rasında mehrin tamamının veya bir kısmının peşin olması şartı geti*rilmişse kadın, kocasına teslim olmak için bu şartın yerine getiril*mesini isteyebilir. Bu şart yerine gelince kadının ileri sürecek bir şeyi kalmaz. Kadının babası, kardeşleri ya da ailesinden herhangi bir fer*din bir şart ileri sürme hakkı yoktur. Genellikle düğünlerin gecikti*rilmesi taraflar arasında bir çok sürtüşme, anlaşmazlıkların sebebi olur. Bu geciktirmeye kız ve oğlan değil çoğunlukla nikahtan sonra hiç bir yetkisi kalmayan kız ve oğlan tarafları sebep olurlar. Onlar bu davranışlarıyla günahkar olurlar. Kocasının evine gelmek istemeyen bir kadın babasının veya kendisinin evinde kendisini kocasına tes*lim eder. Bundan kaçınırsa “naşize” olmuş yani kocasına karşı çıkmış olur.

    Eğer erkek eşini kendi evine götürmek istemiyorsa bu durumda karısının nafakasını ödemesi gerekir. Nikah kıyılmış ama henüz dü*ğün yapılmamış olması bunu engellemez. Çünkü nikahla düğün bir arada olur.

    Bu nikahtan sonra evliliğin bozulması halinde tamamen bo*şanma ile ilgili hükümler geçerli olur.

    Nişanlılık konusundaki uygulamalarda büyük yanlışlıklar ya*pılmaktadır. Nişan, ilerisinde evlenmek üzere verilen sözden ve ya*pılan bazı törenlerden ibarettir. Bu dönemde taraflar birbirini iyice tanıma fırsatı elde ederler. Birbirleri hakkında tam bir kanaate sahip olduktan sonra hemen nikah kıyıp düğünü yapmalıdır. Nikah, evli*liğin fiilen gerçekleşmesi demektir. Bundan sonra evlilikle ilgili bü*tün haklar ve sorumluluklar başlar. Nikahtan sonra tarafların birbi*rini hala nişanlı kabul etmelerine imkan yoktur. Öyleyse bu konuda çok dikkatli davranmalı, nikahı düğün sırasında kıymalı ve düğünü asla geciktirmemelidir.[1]

    Ömer Nasuhi BİLMEN hocamız, rahmetullahi aleyh’in belirtti*ğine göre Mâlikî ve Şafiî mezhepleri, yalnız kaç-göçü önlemek, ama erkeğin karısını evine götürememesi ve onunla cinsî ilişkide bulu*namaması gibi şartlarla kıyılan nikah sahih bir nikah değildir! Mâlikî mezhebine göre bu nikahı birleşmeden önce feshetmelidir. Şafiî mezhebine göre bu şartı kız tarafı koşmuşsa nikah batıl yani geçersiz olur.[2]



    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] Ömer Nasuhi BİLMEN, Hukukı İslamiyye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu, C. II, s.12, 14, 477, 480, İstanbul 1985.

    [2] BİLMEN, a.g.e., s.39-40.





    NİKAHIN DENETLENMESİ

    “Kadınlar kocalarıyla marufa uygun olarak anlaştıkları zaman evlenmelerine engel olmayın.” (Bakara 2/232)

    Âyetteki “kocaları” kelimesi, koca adayları anlamında mecazdır. Çünkü kadın kocasıyla zaten evli olur.

    Bir başka âyette Allah Teâlâ şöyle buyurur:

    "(Kocası ölen kadınlar) Bekleme süresinin sonuna vardıklarında kendileri için marufa uygun olarak ne yaparlarsa yapsınlar, onun size bir günahı yoktur[1]."

    Böyle bir kadının yapacağı en önemli iş yeniden evlenmesidir.

    Nikâh için kadın ile erkeğin anlaşmaları yeterli görülmez. Bu konuda her toplum, kendi inancına, gelenek ve göreneklerine göre kurallar koymuştur. Âyetlerdeki “maruf” bu anlamdadır. Eski Araplarda kız, babasından veya velisinden istenir, mehri[2] verilir ve nikâhı kıyılırdı[3]. Hıristiyanlar nikâhı kilisenin, Yahudiler havranın gözetiminde kıyarlar. Laik toplumlarda nikâh, yetkili makamın izni ve gözetimi ile kıyılır.

    Âyetler, kadının marufa uygun kararına engel olmayı yasaklamaktadır. Maruf; güzelliği akıl veya din yoluyla anlaşılan şey[4] diye tarif edilmiştir. Kur’ân ve Sünnette konu ile ilgili hükümler vardır. Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellemin sözleri, marufa uygunluğu velinin denetleyeceğini gösterir. O, şöyle demiştir:

    “Velisiz nikâh olmaz[5].”

    “Hangi kadın, velisinin izni olmadan nikâhlanırsa onun nikâhı batıldır, onun nikâhı batıldır, onun nikâhı batıldır. Erkek onunla ilişkiye girmişse bu ilişkiye karşılık kadının mehir alma hakkı vardır. Eğer anlaşamazlarsa sultan (yetkili kişi) velisi olmayanın velisidir[6].”


    Veli, isteyip istemediğine bakmaksızın, bir başkasını bağlayıcı karar alma ve uygulama yetkisini elinde bulunduran kişidir. Bu yetkiye velâyet denir[7].

    Hizam adında bir kişi, dul kızı Hansâ’yı nikâhlamıştı. Kız bu evliliği istemiyordu. Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve selleme geldi ve durumu anlattı. O da babasının kıydığı nikâhı geçersiz saydı. Sonra kadın Ebû Lübâbe b. Abdilmunzir ile nikâhlandı[8].

    Bir bakire kız Aişe’nin yanına geldi. ”Babam beni kardeşinin oğluyla evlendirdi ki, benimle kendi konumunu yükseltsin. Ama ben bundan hoşlanmıyorum.” dedi. Aişe, “Allah’ın Elçisi gelinceye kadar otur.” dedi. Allah’ın Elçisi geldi. Kız durumu ona anlattı. O, hemen babasına bir adam gönderip çağırttı. O konudaki yetkiyi kıza verdi. Kız dedi ki:

    “Ey Allah’ın Elçisi! Aslında ben babamın yaptığına izin vermiştim ama bu konuda kadınların bir hakkı var mı, yok mu; öğrenmek istedim[9].”

    Bir çok yerde kızlar, nikâh akdinin tarafı olmaktan hoşlanmazlar. Bazen kızın, evliliğe onay verip vermediğini öğrenmek bile zor olabilir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin konu ile ilgili sözleri şöyledir:

    “Dul kadın, kendisi ile ilgili olarak velisinden daha çok hakka sahiptir. Bakirenin onayı alınır. Dendi ki, “Ey Allah’ın Elçisi, bakire konuşmaktan utanır.” Dedi ki, “Onun susması onay vermesi demektir[10].”

    “Dul, kendi ile ilgili açık konuşur. Bakirenin susması onay vermesi demektir[11].”

    Meşhur mezhepler, âyet ve hadislere önyargılı yaklaşmış ve farklı görüşler ortaya koymuşlardır. Hanefî mezhebi, hürriyetçi yaklaşımla, velinin izni olmadan evlenilebileceğini ileri sürmüştür[12]. Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezhepleri ise gelenekçi bir yaklaşımla veliyi nikahı denetleme konumundan nikaha taraf olma konumuna çıkarmışlardır. Onlara göre veli, kadın adına nikâha taraf olmazsa nikâh kıyılamaz. Kadın nikâhta ne kendini, ne de başkasını temsil edebilir. Velisinden başkasını vekil etmeye de yetkili değildir, yoksa nikâh geçersiz olur. Baba bâkire kızını, ona sormadan evlendirebilir[13]. Zahirî mezhebi de hadisleri öne alan bir yaklaşım sergilemiştir. Buna göre “kadın ister bakire, ister dul olsun, velisinin izni olmaksızın evlenemez. Velileri izin vermezse onu yetkili bir kimse evlendirir[14]. “Bakirenin nikahı, babayla kızın görüşlerinin aynı kişi üzerinde birleşmesi halinde kıyılabilir[15].”

    Şimdi bu görüşlerin dayandırıldığı delillere bakalım:

    Hanefî Mezhebinin Delilleri

    Mezhepte Ebû Hanîfe’nin görüşü esas alınmıştır. Onun görüşü, şu üç âyete dayandırılmıştır:

    (Kocanın üçüncü kez boşadığı kadın) bir başka kocayla nikâhlanıncaya kadar ilk kocaya helâl olmaz.[16]”

    "(Kocası ölen kadınlar) Bekleme süresinin sonuna vardıklarında kendileri için ne yaparlarsa yapsınlar, onun size bir günahı yoktur[17]."

    “...o kadınların kocalarıyla nikâh kıymalarına engel olmayın[18]..."

    Âyetlerde kadın, nikâh fiilinin faili olduğu için Ebu Hanife onu, nikâhın tarafı saymış ama son iki âyetteki marufa uygunluk şartını dikkate almamıştır. Bu da ilgili hadislerin değerlendirme dışı kalmasına, ve üçüncü âyet için şu yorumun yapılmasına yol açmıştır: “Âyetteki engelleme, fiilî engelleme, yani kadını eve hapsedip evlenmesine engel olmadır. Hitap kocalaradır. Çünkü âyetin başında, “Kadınları boşadığınız zaman...” ifadesi geçmektedir[19].

    Kadın iddetini tamamlayınca kocası ile ilişkisi kesilir. Yapacağı yeni evliliği denetleme görevi ona düşmez. Bu sebeple Ebu Hanife’nin değerlendirmesine katılmak mümkün olmamaktadır.

    Hanefîler, velisinin onayını almadan evlenen kadınlarla ilgili şöyle derler: Kadın, izin almadan evlenmişse bakılır; kocası kendine denk ve aldığı mehir kendi seviyesindeki kadınların mehrinden (mehr-i misil[20]) az değilse velilerin bu evliliğe itiraz hakları olmaz. Kadın, kendine denk olmayan bir koca ile evlenirse velilerini sıkıntıya sokar. Sıkıntıdan kurtulmak için, onların evliliğe itiraz hakları doğar. Bu, velilere tanınmış bir haktır. Kadın onların bu hakkını düşüremez[21].

    Kadının aldığı mehir, mehr-i mislinden azsa veliler; mehrin artırılmasını veya eşlerin ayrılmasını isteyebilirler. Çünkü onlar, mehrin fazlalığı ile övünür, azlığından utanırlar. Bir de bu, o kabilenin kadınlarını zarara sokar. Çünkü bundan sonra onlardan kim, mehir belirlemeden evlense, onun mehri bu kadının mehrine göre belirlenir. Kabilenin kadınlarının hakkını erkekler koruyacağından itiraz hakkı erkeklere tanınır[22].

    Malikî, Şafiî ve Hanbelîlerin Delilleri

    Bu üç mezhep, ilgili âyet ve hadisleri, geleneğe göre yorumlamışlardır. Arap toplumunda kız, babasından veya velisinden istenir, mehir verilir ve nikâh kıyılırdı[23]. Erkek nikâhın tarafı olur ama kadın olamazdı. Onun yerine velisi otururdu. Onlar bu konuda şu âyete dayanmışlardır:

    "Kadınları boşadınız, bekleme sürelerinin sonuna vardılar... Kocalarıyla marufa uygun olarak anlaştıkları zaman, evlenmelerine engel olmayın[24]."

    Diyorlar ki; Âyette geçen (عضل = engel olma), (الإمتناع من تزويجها = kadını evlendirmekten kaçınma) anlamınadır. Bu da kadını evlendirmenin veliye bırakıldığını gösterir[25]. Yukarıdaki ön kabul olmasaydı âyeti böyle anlayamazlardı. Çünkü âyet, “... kocalarıyla nikâhlanmalarına engel olmayınız[26]" şeklindedir. Engel olma, bir kişinin yapabileceği bir konuda olur. Nikâh fiilinin faili kadındır. Bu, kadının nikahın tarafı olması demektir. Bir işi engelleme başka, yapmaktan kaçınma, başkadır. Engel olmayı, kaçınma diye tercüme etmek, âyetin anlamını değiştirmek olur.

    Bir de şöyle diyorlar: “أن ينكحن أزواجهن = kocalarıyla nikâhlanmaları...” ifadesinde kadının fail olması, nikâha konu olmasından dolayıdır. Kadın nikah’ın tarafı olamadığına göre, kadının veli veya vekil olarak bir tek kişiyi bile evlendirmesi caiz olmaz[27].

    Kadını nikâh fiilinin faili yapan Allah Teâlâ, konusu yapan da Arap geleneğidir. Gelenek esas alındığı için Allah’ın açık sözü mecaz sayılmış, yanlış üzerine yanlış yapılmıştır.

    Kadını nikâhın konusu sayanlar, alınan mehri onun bedeli gibi görmüş, evlenmeden boşanmaya kadar bütün sistemlerini bu anlayış üzerine kurmuşlardır. Bu mezheplerden hiç biri iftidâyı, yani kadının evliliği sona erdirme hakkını kabul etmemiş, onun yerine, muhâlaa adını verdikleri bir sistem geliştirmişlerdir. Muhâlaa, kadının kocasına vereceği bir mal karşılığında kocanın evliliği sona erdirmesidir. Muhâlaa ile ilgili görüşler, konunun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Şâfiîlerden Şirbînî şöyle diyor:

    “Erkek, bir bedel karşılığı kadından yararlanma hakkına sahip olunca bu hakkı bir bedel karşılığı elinden çıkarabilir. Muhâlaanın câiz olmasının sebebi budur. Bu tıpkı alım-satım gibi olur. Nikâh, satın almaya, muhâlaa ise satmaya benzer[28].”

    İbn Teymiyye, muhâlaanın talâk olmadığını ispat için şöyle demiştir:

    “Muhâlaa, kadının kendini kocasından kurtarmasıdır. Tıpkı esirin kendini esaretten kurtarmasına benzer. Bu, üç talâktan sayılmaz... Dört mezhebin imamlarına ve cumhura göre esir için fidye vermekte olduğu gibi bu işlemi kadının dışında bir başkası yapabilir. Yabancı bir kişi, köleyi azat etmesi için köle sahibine onun bedelini verebilir. Bu sebeple kişinin maksadı, esire fidye öder gibi kadını, kocasının boyunduruğundan kurtarmaksa ödeme yaparken bunu şart koşmalıdır... Çünkü muhâlaa bedeli, kadını kocasına köle olmaktan kurtarmak ve onun kadın üzerindeki hakimiyetini ortadan kaldırmak için verilir. Yoksa bu, kadının, kendi üzerindeki hakimiyeti kendi eline alması için değildir[29].

    Bunlar kadına, köle kadar bile değer vermemişlerdir. Çünkü köle hürriyete kavuşunca kendi üzerinde hakim hale gelir. Ama onlara göre kadın, kocanın hakimiyetinden çıkınca velinin hakimiyeti altına girer. Kadın, satılık mal olamayacağı için onu nikâhın konusu sayıp mehri mal bedeli gibi görmek, kabul edilemez. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

    “…Mâruf ölçüler içerisinde o kadınların erkekler üzerindeki hakkı, onların bunlara karşı olan hakkına denktir.” (Bakara 2/228)

    Bu âyete göre kadını kocanın kölesi gibi görmek mümkün değildir. Çünkü köleyle efendi arasında denk haklardan bahsedilemez.

    Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Kadınlara mehirlerini gönül rızası ile verin[30].

    “Mehirler” diye tercüme edilen “sadukât” “saduka”nın çoğuludur. Kelimenin kökü sıdk, yani doğru sözlü olmak, sözü özüne uymaktır[31]. Erkekler evlendikleri kadınlara değer verdiklerini söylerler. Bir miktar malı mehir olarak vermek, bu iddianın ispatı olur. Âyette bir de “gönül rızası” diye tercüme edilen “nihle” vardır. “Nihle” karşılıksız ikram anlamınadır[32]. Bütün bunlara göre mehir, herhangi bir şeyin bedeli olamaz.

    Âyetlere şartlı yaklaşınca hadisler arasında ayırımcılık kaçınılmaz olmuş, şu hadis görülmemiştir:

    Bir bakire kız Aişe’nin yanına geldi ve “Babam beni kardeşinin oğluyla evlendirdi ki, benimle kendi konumunu yükseltsin. Ama ben bundan hoşlanmıyorum.” dedi. Aişe, “Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem gelinceye kadar otur.” dedi. Allah’ın Elçisi geldi. Kız durumu ona anlattı. O, hemen babasına bir adam gönderip çağırttı. O konudaki yetkiyi kıza verdi. Kız dedi ki:

    “Ey Allah’ın Elçisi! Aslında ben babamın yaptığına izin vermiştim ama istedim ki, bu konuda kadınların bir hakkı var mı, onu öğreneyim[33].”

    Üç mezhebin kendilerine delil aldıkları şu hadiste de nikah fiilinin faili kadındır.

    “Hangi kadın, velisinin izni olmadan nikâhlanırsa onun nikâhı batıldır, onun nikâhı batıldır, onun nikâhı batıldır[34].”

    Şu görüşleri kabul etmek de imkansızdır: Mâlikî Mezhebine göre baba, bakire kızını zorla evlendirebilir. Koca ister kör, ister şimdiki veya gelecekteki durumuna bakılınca kızdan kötü olsun, ister çirkin bulunsun, isterse kızın mehri bir kantar altın iken o, bir çeyrek dinarla evlendirmiş olsun fark etmez. Kız, 60 veya daha yukarı yaşta ve evlenmesi velisi tarafından engellenmiş durumda da olabilir. Yeter ki koca, yumurtaları ve erkeklik organı kesilmiş veya organı olmakla birlikte meni gelmeyecek şekilde yumurtaları çıkarılmış olmasın. Sahih görüşe göre bu durumda baba, kızı zorlayamaz. Deli, alaca hastalığına tutulmuş, cüzamlı, erkeklik organı sertleşmeyen (ınnîn), hadım veya güçsüz olan erkek için de zorlama yapılamaz[35].

    Şafiî Mezhebine göre de bakire kızı evlendirme hakkı babaya aittir. Onlarla konuşup görüş ve onaylarını almak iyi olur ama şart değildir. Kızın annesinin iznini almak da iyidir[36].

    Zahiri Mezhebinin Delilleri

    Bu mezhep, nikahın denetimi konusunda âyetlere değil, yalnız hadislere yer vermiştir. Bu da hadislerin doğru anlaşılmasını engellemiştir. Bu yaklaşımın mantığı şudur:

    “Allah’ın, Elçisine yaptığı vahiy ikiye ayrılır; biri olduğu gibi kabul edilen vahiy (vahy-i metluvv)[37], dizilişi insanı aciz bırakan bir telif, yani Kur’ân’dır. İkincisi, rivâyet edilen, nakledilen, telif edilmemiş, dizilişi insanı aciz bırakmayan, olduğu gibi kabul edilmeyen (gayr-i metluvv)[38] ama okunan, Allah’ın Elçisi’nden bize ulaşan haberdir. O, Allah’ın bizden ne istediğini açıklar. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurur: "... kendilerine ne indirildiğini insanlara açıklayasın diye[39]." Allah, birinciye yani Kur’ân’a uymayı farz kıldığı gibi, ikinciye yani sünnete uymayı da farz kılmıştır, arada bir fark yoktur[40].

    Sünnet, eğer Allah’ın bizden ne istediğini açıklıyorsa, Kur’ân’a ihtiyaç kalmaz. Kitap ile Sünnet arasında fark görülmemesi bundandır. Allah Peygamber’e; "... kendilerine ne indirildiğini insanlara açıklayasın.[41]" demiştir. Yoksa, "... kendilerinden ne istendiğini açıklayasın " dememiştir. Bu yanlış, bir çok yanlışa yol açmıştır. Konumuzla ilgili olarak İbn Hazm şöyle diyor:

    “Peygamberin söylediği; “Dul kadın kendisi ile ilgili olarak velisinden daha çok hakka sahiptir[42].” sözü, onun izni olmadan velinin bir şey yapamayacağı anlamına gelir. O, kiminle isterse onunla evlenir ama velisinin izni olmadan nikâh kıyamaz. Eğer veli direnirse, burnu sürtülse de kadını, yetkili kişi evlendirir[43].”

    Madem velinin itiraz hakkı yok, öyleyse varlığının anlamı nedir? Allah’ın dininde böyle anlamsız, hikmetsiz şey olur mu?

    Bir de şöyle diyor: “Bakirenin nikahı, babayla kızın görüşlerinin aynı kişi üzerinde birleşmesi halinde kıyılabilir[44].” Demek ki, ikisinin görüşü aynı kişi üzerinde birleşmezse evlilik olmayacaktır. Marufa[45] uygunluk kıstası aranmayınca bu sonuçlar kaçınılmaz olmaktadır.

    İbn Hazm, hadislerin âyetleri açıkladığını görse de önce âyetlere sonra hadislere baksaydı, velinin iznine başvurmanın bir anlamı olduğunu anlar ve sistemini ona göre kurardı. Onun böyle bir metodu olmadığı için ilgili âyetlere yer vermemiştir:

    SONUÇ

    Yukarıdaki âyetler ve hadislere göre nikahı, marufa uygunluk açısından denetlemek gerekir. Denetimi kızın velisi yapar. Bir anlaşmazlık olursa yetkili makam devreye girer. Çiftlerin evlenmesinde sakınca görülmediği taktirde onlar, şahitler huzurunda evlenme kararlarını açıklayarak nikahlanarak yeni bir aile kurarlar.

    Mezheplerin konuya farklı yaklaşması, çok sayıda sıkıntının doğmasına sebep olmuştur.

    Hanefi mezhebi, iki şahitle kıyılan denetimsiz nikahı geçerli saydığı için bu görüş; okullarda, iş yerlerinde ve bir çok mekanda gizli nikahlara veya kız kaçırmalarına yol açmıştır. Kaçırılan kıza iki şahit huzurunda evet dedirtilerek iş bitirilmiştir.

    Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezheplerinin görüşü, başlık parasına yol açmıştır. Madem velinin taraf olmadığı nikah geçersizdir, öyleyse onu ikna etmek gerekir. Bunun en kısa yolu başlık vermektir. Başlığı mehirle karıştırmamak gerekir. Mehir kızın kendine verilir. Başlık ise babasına, kardeşine, amacasına vs. verilir.

    Âyet ve hadislere uyulsa ne kız kaçırma olur, ne kadının duygusallığını kullanıp onu sıkıntıdan sıkıntıya sokan evliliklere geçit verilir, ne de başlık parası ortaya çıkardı.





    --------------------------------------------------------------------------------

    * Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır, Kur'an-ı Kerim'in Açıklamalı Meali, İstanbul, 2003, s. 213-221

    [1]- Bakara 2/234.

    [2]- Mehir, evlenme sırasında erkeğin eşine vermeyi üstlendiği maldır.

    [3]- Buhari, Nikâh, 36.

    [4]- Er- Rağıb el- İsfehâni, Müfredât, عرف maddesi.

    [5]- Et-Tirmîzî, Nikâh, bab 14; İbn Mâce, Nikâh, 15; Ahmed b. Hanbel, Müsned c. VI, s. 260.

    [6]- Ebû Dâvûd, Nikâh, 20; Tirmîzî, Nikâh, 14; İbn Mâce, Nikâh, 15; Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. VI, s. 66.

    [7]- Şemsuddin es-Serahsî, el- Mebsût, c. XVI, s. 124, Babü men la tecuzü şehadetühü; Kasım b. Abdullah Ali, Enîs’ul-fukahâ, s. 148.

    [8]- Ebû Dâvûd, Nikâh, 26; İbn Mâce, Nikâh, 12; en-Nesâî, Nikâh, 35; (Metin İbn Mace’nindir. Hansâ ismi Ebu Davud ve en-Nesâî’de geçmektedir.)

    [9]- En-Nesâî, Nikâh, 36; İbn Mâce, Nikâh, 12; Ebû Dâvûd, Nikâh, 26; Ahmed b. Hanbel, Müsned c. VI, s. 136. (Metin Nesâî’den alınmıştır.)

    [10]- Müslim, Nikâh, 66, 67, 68; Ebû Dâvûd, Nikâh, 26; İbn Mâce, Nikâh, 11; en-Nesâî, Nikâh, 33, 34.

    [11]- İbn Mâce, Nikâh, bab 11, hadis no 1872.

    [12]- Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 13. Ömer Nasuhi BİLMEN, Hukukı İslamiyye ve Istılahatı Fıkhiyye Kamusu, İst. 1967, c. II, s. 49. Paragraf 175 (Bilmen burada veliyy-i akreb ifadesini kullanmaktadır. Baba ve dedenin veliyy-i akreb olduğu açıktır.)

    [13]- İbn Kudâme, Abdullah b. Ahmed el –Makdisî (540/620) el-Muğnî, Beyrut, 1405, c. VII, s. 5.

    [14]- İbn Hazm, el-Muhallâ, c. IX, s. 25.

    [15]- İbn Hazm, el-Muhallâ, c. IX, s. 25-38.

    [16]- El-Bakara 2/230.

    [17]- El-Bakara 2/234.

    [18]- El-Bakara 2/232.

    [19]- Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 10.

    [20]- Mehr-i misil, kendine denk kadınların aldığı mehirdir.

    [21]- Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 13.

    [22]- Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 14.

    [23]- Buhari, Nikâh, 36.

    [24]- El-Bakara, 2/232.

    [25]- İbn Kudâme el-Muğnî, c. VII, s. 338.

    [26]- El-Bakara, 2/232.

    [27]- İbn Kudâme el-Muğnî, c. VII, s. 338.

    [28]- Şirbînî, Muğni’l-Muhtac, c. III, s. 262.

    [29]- İbn Teymiyye, Mecmuu el- Fetâvâ, c. XXXII, s. 306-307.

    [30] Nisâ 4/4.

    [31]- İsfehâni, Müfredât, “sdk” maddesi.

    [32]- Müfredât, “نحل” maddesi.

    [33]- En-Nesâî, Nikâh, 36; İbn Mâce, Nikâhbab, 12; Ebû Dâvûd, Nikâh, 26; Ahmed b. Hanbel, Müsned c. VI, s. 136. (Metin Nesâî’den alınmıştır.)

    [34]- Ebû Dâvûd, Nikâh, 20; Tirmîzî, Nikâh, 14; İbn Mâce, Nikâh, 15; Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. VI, s. 66.

    [35]- Seydi Ahmed ed-Derdîr, eş- Şerh’ul- Kebîr, Muhammed Ali’nin tahkikiyle, Beyrut, c. II, s. 221 – 223.

    [36]- Muhammed b. İdris eş-Şafiî (150/204 h.), el- Um, Beyrut 1393, c. V, s. 13-15.

    [37]- Yani Cebrail’in Peygamber’e getirdiği kelimelerle bize aktarıldığı için metni, tartışmasız doğru sayılır ve uyulur.

    [38]- Yani Peygamberin ağzından çıkan kelimelerle değil, anlamı ile bize aktarıldığı için metni, tartışmasız doğru sayılmaz.

    [39]- En –Nahl, 16/44.

    [40]- İbn Hazm, Ali b Ahmed b. Said el-Endelüsî, el –İhkâm fî usûl’il-ahkâm, (Bir ilim adamları heyeti tarafından tahkik edilmiştir,) Dar’ul-hadîs (Kahire) 1404/1984, c. I, s, 93.

    [41]- En –Nahl. 16/44.

    [42]- Müslim, Nikâh, 66, 67, 68; Ebû Dâvûd, Nikâh, 26; İbn Mâce, Nikâh, 11; en-Nesâî, Nikâh, 33, 34.

    [43]- İbn Hazm, el-Muhallâ, c. IX, s. 25-38.

    [44]- İbn Hazm, el-Muhallâ, c. IX, s. 25-38.

    [45]- Maruf; bilinen ve malum olan şey demektir. Bu bilgi, ya gelenek ve göreneklerden ya da Kitap ve Sünnetten elde edilir. Gelenek ve görenekten elde edilmişse Kitap ve Sünnete aykırı olmaması gerekir. Böyle bir bilgiyi akıl ve din güzel bir bilgi sayar.


    Alıntı..
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  2. #2

    Üyelik Tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    19

    Standart

    .............................
    Konu sir_benim tarafından (09.08.09 Saat 19:34 ) değiştirilmiştir. Sebep: değiştirme


LinkBacks (?)

Konu Bilgisi

Uye Bu Konuya Bakiyor

Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)

Eklenmis Olan Tag'lar

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Yeni Konu Acamazsin
  • Konuya Cevap Yazamazsin
  • Konuya Eklenti Ekleyemezsin
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372