1 den 10´e kadar. Toplam 10 Sayfa bulundu

Konu: Sünnete yapışmak = 100 şehit sevabı kazanmak

  1. #1
    cokgen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Mesajlar
    2,384

    Standart Sünnete yapışmak = 100 şehit sevabı kazanmak

    Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: "Men temesseke bisünnetî inde fesâdi ümmetî felehû ecru mieti şehîdin." Yani, "Fesâd-ı ümmetim zamanında kim benim sünnetime temessük etse, yüz şehidin ecrini, sevabını kazanabilir."

    Evet, Sünnet-i Seniyyeye ittibâ, mutlaka gayet kıymettardır. Hususan bid'aların istilâsı zamanında Sünnet-i Seniyyeye ittibâ etmek daha ziyade kıymettardır. Hususan fesâd-ı ümmet zamanında Sünnet-i Seniyyenin küçük bir âdâbına mürâât etmek, ehemmiyetli bir takvâyı ve kuvvetli bir imanı ihsas ediyor. Doğrudan doğruya Sünnete ittibâ etmek, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı hatıra getiriyor. O ihtardan, o hâtıra, bir huzur-u İlâhi hâtırasına ink¨lap eder. Hattâ en küçük bir muamelede, hattâ yemek, içmek ve yatmak âdâbında Sünnet-i Seniyyeyi mürâât ettiği dakikada, o âdi muamele ve o fıtrî amel, sevaplı bir ibadet ve şer'î bir hareket oluyor. Çünkü o âdi hareketiyle Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma ittibâını düşünüyor ve şeriatın bir edebi olduğunu tasavvur eder. Ve şeriat sahibi o olduğu hatırına gelir. Ve ondan, Şâri-i Hakikî olan Cenâb-ı Hakka kalbi müteveccih olur. Bir nevi huzur ve ibadet kazanır.


    İşte, bu sırra binaen, Sünnet-i Seniyyeye ittibâı kendine âdet eden, âdâtını ibadete çevirir, bütün ömrünü semeredar ve sevabdar yapabilir.


    Lemalar | 54
    Uzaktan sevmek nedir? Gidin Hz. Vahşi (r.a)'ye sorun.

    Görmeden sevmekten başka bir şey bu.
    Görmek fakat yaklaşamamak,
    Bakmak ama konuşamamak.
    Sadece uzaktan seyretmek ve ağlamak,
    Ağladığını, sevdiğini söyleyememek.
    Zor olan budur.
    Görmek ama dokunamamak...


  2. #2
    Oguz_Ata - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    May 2008
    Nerden
    Ergenekon
    Mesajlar
    202

    Standart

    Selam ile ;

    Sayın cokgen..

    Size bir kaç sorum olacak bir peygamberin günahların ve sevapların ayarını vermesi size neyi ifade ediyor ?

    Peygamberler sadece kendilerine gelen dini tebliğ etmekle mi hükümlüler yoksa verdiğiniz yazıda dine hüküm vermek gibi görevleri var mıdır?

    Kutsal kitabımız sizce yetersiz bir kitap mı ? eksiklik var mı ki bu tür yorumlara gidilmiştir ?

    Bir başka nokta da

    Enfal süresi 64' de geçen

    ''Ey Peygamber! Sana ve sana tabi olan mü'minlere Allah yeter''

    ayeti ile Tevbe süresi 59 ayette geçen ''Bize ALLAH yeter'' sözlerin manası ne olabilir ?

    ''Eğer onlar Allah ve Resûlünün kendilerine verdiğine razı olup, "Bize Allah yeter.Lütuf ve ihsanıyla Allah ve Resûlü ileride bize yine verir. Biz yalnız Allah'a rağbet eder (onun ihsanını ister)iz" deselerdi, kendileri için daha hayırlı olurdu.
    TÜRKÇÜ

    Yok sayıp sen de bu ruhsuz sürüyü
    Kılavuz yap ebedi Gök Börü’yü.
    Çıkarıp Ergenekon’dan ulusu
    Türk’ü kılsın yine dünya ulusu

  3. #3
    cokgen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Mesajlar
    2,384

    Standart

    İslâmiyet'te meşrûiyetin olduğu gibi gerekliliğin de asıl kaynağı, Allah'ın Kitâb'ı ve Resûlü'nün (s.a.s.) sünnetidir. Her alanda gerekli ve geçerli olan bu kâide sebebiyle "Sünnete sarılma"yı, Kitab ve sünnet nassları ile incelemek şüphesiz tabiî bir durumdur.
    Kur'ân-ı Kerîm'in sünnete sarılmayı emretmesi
    Kur'ân-ı Kerîm'de sünnete sarılmak gerektiğini (sünnete i'tisâm), sünneti bir bütün olarak kapsayacak tarzda çok genel ve öz bir biçimde şu âyet ifâde eder: "Resûl size ne getirdi ise onu alın, ona tutunun; sizi neden nehyettiyse ondan kaçının!" (Haşr/59: 7). Sahâbîler, bu âyetin sünneti kapsadığı inancındadır. Meselâ, Abdullah İbn Mes'ûd, kendisine dövme yapma ve kadınların kaş tüyleri gibi bazı tüylerini alma yasağının Kur'ân'da bulunup bulunmadığı sorusuna, Peygamberimiz'in ilgili hadîsiyle cevap vermiş ve bunu Kur'ân'a ait bir nehiy gibi değerlendirme sadedinde de bu âyeti okumuştur.1 Mevdûdî, fey' taksimi münasebetiyle inen bu âyetteki hükmün umûmî ve asıl maksadın, tüm münasebetlerde Hz. Peygamber'in (s.a.s.) emirlerine teslimiyet olduğunu belirtmiş, bunun sebebini de şöyle izah etmiştir: "Resûl size neyi getirdi ise onu alın" denirken, cümlenin devamında "size neyi getirmediyse" değil, "neyi yasakladıysa ondan kaçının" şeklinde bir ifade kullanılmıştır. Bu hüküm sadece fey'e ait malların paylaşımını ihtiva etseydi, o zaman "neyi getirmediyse" denirdi. Fakat, "neyi yasakladıysa" denilmesinden anlaşıldığına göre kastolunan, Hz. Peygamber'in (s.a.s.) emir ve yasaklarına uyulmasıdır. Nitekim, bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) de, "Size emrettiğimi mümkün olduğunca uygulamaya çalışın, yasakladığımdan da kaçının." 2 buyurmuştur.
    Hz. Peygamber'e (s.a.s.) iman edilmesini ve O'na uyulmasını emreden âyetler, Hz. Peygamber'in ve sünnetinin konumunu belirlemek bakımından i'tisâmın gereğini de ortaya koymaktadır. "Allah'a ve ümmî peygamber olan Resûlü'ne -ki o, Allah'a ve O'nun sözlerine inanır- iman edin ve O'na uyun ki, doğru yolu bulasınız" (A'râf/7: 158) âyetinden anlaşıldığı üzere Resûlüllah'a (s.a.s.) iman ve O'na uyma, Allah Teâlâ'nın istediği yola uymuş olmak için şarttır. Resûl'e iman, O'nun getirdiği vahye ve ortaya koyduğu sünnete i'tisâmı gerektirirken, bunları tasdik etmemekten kaynaklanan i'tisâmsızlık da imansızlığa delildir.
    Hz. Peygamber'in Müslümanlar için en güzel örnek olduğunu belirten "Andolsun ki, Resûlüllah'ta sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnek vardır" (Ahzâb/33: 21) âyeti, bağlanılması gereken sünnetin "üsve-i hasene (güzel örnek)" olduğunu belirtmekte, dolayısıyla i'tisâm teşvikinde bulunmaktadır. Zira "üsve", bütün fiillerinde O'na uymayı ve değer vermeyi, bütün ahvâlini önemsemeyi ihtiva eder.3 Ayrıca âyetler, her devre hitap ettiği için, bütün Müslümanlar onun muhatabıdır. O (s.a.s.), her devirde örnek alınmalıdır.
    Resûlüllah'a (s.a.s.) itaat edilmesi emri de sünnete i'tisâmı gerekli kılar. Bilindiği gibi, peygamberlere karşı ye-rine getirilmesi gereken vazifelerden ve onlara uyma şartlarından biri itaattir. "Kim Resûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur." (Nisâ/4: 80) âyeti, peygambere itaatin neden gerekli olduğunu ve itaatin zorunluluğunu ortaya koyar. Âyetler, Resûlüllah'a (s.a.s.) itaati, Allah'a itaat saymıştır.4
    Peygamber'e (s.a.s.) itaati, sadece "Kur'ân konusunda Peygamber'e itaat gerekir." şeklinde anlamak mümkün değildir. Zira bu şekilde anlamayı gerektirecek nassî bir delil bulunmamaktadır. Hz. Peygamber'e itaat mecburiyeti, O'na (s.a.s.) itaatin Allah'a itaat etme sayılmasındandır. Çünkü Hz. Peygamber, Kur'ân'ın ifadesiyle, sadece Allah'ın yolu sırât-ı müstakime götürmekte (Şûra/42: 52) ve yalnız Allah'tan kendisine vahyedilene uymaktadır (En'am/6: 50). Şayet Resûl'e itaatten sadece Allah'a itaat murad edilmiş olsaydı, "Allah'a ve Resûlüne itaati" emreden âyetler bulunmazdı. Ona itaat, Kur'ân'da bulunan hususlarda farzdır denilecek olursa bu, Resûl'e mahsus bir itaat sayılmaz. Allah ve Resûlü'ne itaat, ayrı ayrı zikredildiğine göre, Hz. Peygamber'e mahsus bir "itaat" alanı vardır ve O, (s.a.s.) Kur'ân'da yer almayan konularda hüküm veriyor demektir. "Allah Teâlâ, 'Peygamber'e itaat edin.' sözüyle 'Peygamber'le gönderdiğim âyetlere itaat edin, ama Peygamber'in bunun dışındaki açıklamalarına ve yorumlarına bakmayın' demeyi murad etseydi, bunu açıkça söylerdi. Aksine mutlak bir ifadeyle, hiçbir şeyle kayıtlamadan 'Resûlüllah'a itaat edin.' buyuruyor. Öte yandan, 'Resûlüllah'a itaat edin' buyruğunun anlamı, Allah Teâlâ'nın O'nunla gönderdiği âyetlere itaat edin demek olsaydı, o takdirde, âyetlerin başındaki 'Allah'a itaat edin' sözü gereksiz bir tekrardan ibaret olurdu. Allah Teâlâ'nın emrettiği bu itaat, sadece Resûlü'nün getirdiği âyetleri kapsamamakta, âyetlerle birlikte sünnetine, hattâ şahsına itaati de içine almaktadır."5
    İslâm âlimleri, konuyla ilgili âyetlerden hareketle Peygamber'e itaatin, O'nun sünnetine sarılmak ve getirmiş olduğu emir ve yasaklara boyun eğmek olduğunu söylemişler,6 "Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin." âyetlerinde Allah'a itaatin farzlarda, Resûl'e itaatin ise sünnetlerde itaat edin demek olduğunu belirtmişlerdir.7
    Hz. Peygamber'e ittibâı emreden âyetler de sünnete uymayı gerektirir. "Allah'a ve ümmî Peygamber olan Resûlü'ne -ki o, Allah'a ve O'nun sözlerine inanır- iman edin ve O'na ittiba edin ki, doğru yolu bulasınız." (A'râf/7: 158) âyetinde Peygamber'e ittiba, Peygamber'e imanın devamı ve gereği sayılmıştır. "De ki: Allah'ı seviyorsanız hemen bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın." (Âl-i İmran/3: 31) âyetinde ise Allah'ı sevmenin ve O'nun tarafından sevilmenin şartı, Peygamber'e ittiba olarak gösterilmiştir. Sevgi konusunda ittibaın şart koşulması, diğer konularda Peygamber'e ittibaı, tabiî olarak gerekli kılar. Ayrıca Allah Teâlâ'nın, Resûlü'ne (s.a.s.) tâbi olmayı kullarına farz kılması, Resûlüllah'ın (s.a.s.) sünnetinin Allah Teâlâ tarafından kabul edildiğini gösterir.
    Kur'ân-ı Kerîm, Hz. Peygamber'in (s.a.s.) hükmüne kayıtsız-şartsız kabul ve teslimiyet ile, zerre kadar şüphe duymadan, kalpten inanıp razı olmak gerektiğini emrederken de hiç şüphesiz sünnete bağlanmayı da (sünnete i'tisâmı) emretmiş olmaktadır: "Allah ve Resûlü bir meselede hüküm verdiği zaman inanmış bir erkek ve kadına, o meselede kendi isteklerine göre bir tercih hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlü'ne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur." (Ahzâb/33: 36) ve "Hayır, Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem tayin edip verdiğin hükmü içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan kabul edip ona teslim olmadıkları sürece iman etmiş olmazlar." (Nisâ/4: 65) âyetlerinde sünnete i'tisâmın gereği açıkça vurgulanmaktadır. Zira bilinen bir gerçektir ki, Hz. Peygamber'in Kur'ân dışında verdiği birçok hüküm bulunmaktadır. "Allah ve Resûlü'ne inanıyorsanız, anlaşmazlığa düştüğünüz konuları, Allah'a ve Resûlü'ne arzediniz." (Nisâ/4: 59) âyeti de sünnete müracaat emrini tekid eder. İlk dönem İslâm âlimlerinden Meymûn İbn Mihrân, "Allah'a arz edin" kısmının Allah'ın Kitab'ına, "Resûlü'ne arz edin" kısmının ise, O (s.a.s.) hayatta iken kendisine, vefat ettikten sonra da "sünnetine arz edin" demek olduğunu söylemiştir.8
    Resûlüllah'ın (s.a.s.) çağrısına uyma gereğini bildirmek de sünnete i'tisâmı emretmek demektir. "Ey iman edenler! Sizi, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman Allah'a ve Resûlü'ne uyun." (Enfal/8: 24) âyetindeki "Peygamber'in çağrısı"nda bir sınırlama olmaması, O'nun her emir ve yasağına uyulması lâzım geldiğini gösterir. Hz. Peygamber'in çağrısı, tabiî ki sünneti de kapsamaktadır.
    Kur'ân-ı Kerîm'de, Hz. Peygamber'e (s.a.s.) isyan etmek ve O'na uymamak yasaklanmıştır. Bu yasaklar, dolayısıyla Hz. Peygamber'e bağlanma gereğini ortaya koyar: "Kim Allah'a ve Resûlü'ne isyan eder ve O'nun koyduğu sınırları aşarsa Allah böylesini, devamlı kalacağı bir ateşe sokar." (Nisâ/4: 14). "O'nun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar." (Nur/24: 63) ve "...Resûl'e karşı gelenler, Allah'a hiçbir zarar vere-mezler. Allah, onların yaptıklarını boşa çıkaracaktır." (Muhammed/47: 32) âyetleri, konuyla ilgili âyetlerden birkaçıdır. Son âyette, Hz. Peygamber'e karşı gelmenin Allah'a karşı gelme sayıldığı açıkça görülmektedir. Buradan, "Sünnete i'tisâm etmemek, Kitab'a i'tisâm etmemektir." sonucunu çıkarmak da mümkündür.
    Sünnetin kaynağının vahiy olduğuna delâlet eden "O, arzusuna göre konuşmaz." (Necm/53: 3) âyetinin sünneti de ihtiva ettiği, âlimlerce de kabul görmüş bir hakikattir.9 Bu âyet, sünnete i'tisâmın önemli bir delilidir.
    Hz. Peygamber'in (s.a.s.) Kur'ân'ı açıklama görevi, O'nun Kur'ân dışındaki söz ve uygulamalarına da i'tisâmı gerektirir. "Kur'ân dışında, Hz. Peygamber'e vahiy veya ilham ile bilgi gelmesini inkâr etmeye imkân görünmemektedir. Kur'ân'ın açıklaması O'na verildiğine göre, bu açıklama herhalde Kur'ân'dan ayrı birşey olmalıdır."10 Ayrıca beyân yetkisi, açıklama şekillerinin tamamını kapsar. "İnsanlara kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu Kur'ân'ı indirdik" (Nahl/16: 44) âyeti, Peygamber'in (s.a.s.) açıklamalarının, Kur'ân kaynaklı olduğunu gösterir.
    Hz. Peygamber'in (s.a.s.) teşri' yetkisi de, sünnete bağlılığı gerektirir. "O ümmî Peygamber'e uyanlar (var ya), işte o Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder. Onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar" (A'râf/7: 157) ve "Allah'ın ve Resûlünün haram kıldığını haram tanımayan, hak dinini din olarak benimsemeyen kimselerle zelil bir vaziyette tam bir itaatle cizye verecekleri vakte kadar savaşın." (Tevbe/9: 29) âyetleri, Hz. Peygamber'in bu yetki ve görevini ortaya koymaktadır.
    Hz. Peygamber'in (s.a.s.) tebliğ görevi de sünnete i'tisâmı gerektirir. Sünnet, Resûlüllah'ın (s.a.s.) Rabbi'nden aldığı risâleti tebliğden ibarettir. Allah O'na, bu risâleti tebliğ etmesini emrederek şöyle buyurmuştur: "Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O'na elçilik vazifesini yerine getirmemiş olursun" (Mâide/5: 67). Hz. Peygamber (s.a.s.), dini tebliğ ederken sadece Kur'ân'ı duyurmakla kalmamış, Kur'ân'ın yanında sünneti de bildirmiş, Kur'ân ve sünneti içiçe yaşamış ve ashâbına bu şekilde öğretmiştir.
    Bütün bu âyetlerden ve yorumlardan anlaşılacağı gibi "Sünnete bağlılık (i'tisâm bi's-sünne)", herşeyden önce Kur'ân-ı Kerîm'in müekked emridir. Kur'ân, sünnete uymayı herhangi bir ayırım yapmadan bir bütün olarak tavsiye eder. Hz. Peygamber'e iman edilmesi emri ve O'a inanmanın imanın şartları içinde yer alması, O'nsuz (s.a.s.) imanın tamamlanmaması, sahîh olmaması, Resûlüllah'ın (s.a.s.) konumunu belirler ve O'na uymayı gerekli kılar. Sünnete i'tisâmı emreden Kur'ân, Hz. Peygamber'i mutlak olarak Müslümanlara örnek göstermiştir. Çünkü İslâm, insan hayatının bütün kısım ve yönlerini birlikte değerlendirir. Hz. Peygamber'in üstlenmiş olduğu misyon, tabiî olarak O'nun bir sünnetinin bulunmasını gerekli kılar. Peygamber'in (s.a.s.) teşri' yetkisi vardır. Ayrıca sünnetinin vahye dayanması veya vahyin onayından geçmiş olması, Sünnetin kaynağının vahiy olduğunun göstergesidir. Kur'ân'ın, O'na karşı gelmeyi ve emrine uymamayı yasaklaması da sünnetin asıl kaynağını gösterdiği gibi, O'nun (s.a.s.) yolu olan sünnete itaati de farz kılar.
    Bütün bu âyetler, Resûlüllah'ın (s.a.s.) değerini göstermesi yanında sünnetinin de değerini gösterir. Allah Teâlâ, Kur'ân'a uymayı nasıl farz kılmış ise, Peygamberinin (s.a.s.) sünnetine de uymayı emretmiştir.
    Sünnetin, sünnete sarılmayı emretmesi
    Hidayet rehberi ve tek örnek olarak gönderilmiş olan Hz. Peygamber'in (s.a.s.), Allah'ın yoluna çağırıcı niteliğiyle kendisine uyulmasını istemesi pek tabiîdir. Kur'ân'ın sünnete ittibaı emretmesinden sonra, sünnetin de aynı emri tekrarlaması, onun Kur'ân'dan aldığı gücü ifade ve te'yid etmektedir.
    Hz. Peygamber (s.a.s.), "Sünnete sarılma"yı, Vedâ Hutbesi'nde ümmetine vasiyeti olarak açıkça ilân etmiştir. "Size, kendilerine sarıldığınız takdirde ebediyen sapıtmayacağınız iki şey bırakıyorum. Allah'ın Kitab'ı ve Nebî'sinin sünneti. Bunlar (Kitab ve Sünnet), havzda (Kevser Havzı'nda) bana ulaşıncaya kadar ayrılmayacaklardır."11 Hz. Peygamber (s.a.s.), bu vasiyet ve tavsiyesi ile Kur'ân yanında sünnete sarılmayı da teşvik etmiş ve ona uyulmasını istemiştir. Teşri' yetkisini hatırlattığı hadîste, i'tisâmın gereğini, sünnetin gücüyle ve konumuyla te'yid etmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.) yine vasiyet niteliğinde kendisinden sonra sünnetine i'tisâmı tavsiye etmiştir. O (s.a.s.), "Ben sizi, gecesi gündüzü gibi apaydınlık olan bir din üzerinde bıraktım. Benden sonra ancak helâk olanlar, o dinden sapanlar olur. Sizden kim yaşarsa birçok ihtilâfa şahit olacaktır. Onun için bilip tanıdığınız sünnetime ve hidayete erdirilmiş olan râşid halifelerin sünnetlerine yapışınız. Bunlara sımsıkı sarılınız."12 buyurmuştur.
    Ümmetin fırkalara ayrıldığı zamanlarda "kendisinin ve ashâbının yoluna uyanlar"ın kurtulan grup olacağını belirten Hz. Peygamber (s.a.s.)13 her devirde ve her durumda olduğu gibi -özellikle zor zamanlarda- sünnnete i'tisâmın kurtarıcı niteliğine dikkat çekmiş olmaktadır.
    Resûlüllah'a (s.a.s.) iktida da sünnete i'tisâmı gerekli kılar. "Bana iktida eden bendendir."14 hadîsinde Hz. Peygamber (s.a.s.), açıkça kendisine uyulmasını emretmektedir.
    "Size bir şeyi yasaklarsam ondan derhal uzaklaşın. Bir şeyi emredersem, gücünüz yettiği kadar onu yerine getirin."15 hadîsi de, her konuda sünnete i'tisâm gereğini ifade etmektedir. Görüldüğü üzere, Hz. Peygamber (s.a.s.), genel bir ifade kullanmıştır. Buna göre O (s.a.s.), her konuda uyulması gereken bir kimsedir. Zaten, bilhassa evrensel bir misyonla gelen bir peygamberin tek bir alanda örnek ve ölçü olması, bir alana sıkışıp kalması mümkün değildir.
    Hz. Peygamber (s.a.s.), "Sözlerin en güzeli Allah'ın Kelâmı, yolların en doğrusu, en güzeli ise Muhammed'in yoludur."16 buyurarak, sünnetten daha doğru ve üstün yol olmadığını belirtmek sûretiyle ona i'tisâmı teşvik etmiştir.
    "Kim sünnetimi ihyâ ederse beni seviyor demektir. Kim beni severse, Cennet'te benimle beraberdir."17 hadîsinde ise Peygamber Efendimiz (s.a.s.), hem sünneti yaşatma emri vermiş, hem de sünnetine sarılmayı kendisiyle iliş kilendirmiştir. "Kim benim fıtratımı (yaratılıştan sahip olduğum özellikleri) severse, sünnetimi yol edinsin."18 hadîsi de aynı doğrultudadır. O (s.a.s.), kendisine duyulan sevginin de imanla ilgisi olduğunu belirtmiştir. "Allah'a andolsun ki, hiç biriniz beni babasından ve evlâdından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe (gerçek mânâda) iman etmiş olamaz."19 hadîsi bunu açıkça ortaya koyar.
    Sünnetin kaynağının vahiy olduğuna işaret eden hadîsler de, sünnete i'tisâmı teşvik eder. Hz. Peygamber'in (s.a.s.) "Dikkat edin! Bana Kitab ve onun misli verildi. Dikkat edin! Bana Kur'ân ve onun misli verildi."20 hadîsi sünnetin önemine ve konumuna, kaynak göstererek dikkat çekmektedir.
    Hz. Peygamber'in (s.a.s.) teşrî' yetkisinin olduğunu belirtmesi, konuya ait önemli delillerdendir. O, ileride sünneti inkâr edenlerin çıkacağını belirttikten sonra "Dikkat edin! Allah'ın Resûlü'nün haram kıldığı, Allah'ın haram kıldığı gibidir." buyurmuştur.21
    Hz. Peygamber (s.a.s.), Kur'ân ile sünnetin birbirinden ayrılmayacağını belirtmiştir.22 Bununla beraber, O (s.a.s.), Kur'ân dışında da vahiy aldığını, buna rağmen teşrî' yetkisini kabul etmeyip sünneti inkâr edenler olacağını, sünnete karşı çıkacak grupların türeyeceğini, hadîsleri önemsemeyen, her meseleyi Kur'ân'da aramak gibi bir temâyül gösterecek bozuk zihniyetlerin belireceğini haber vererek ümmetini ikaz eder ve böyle kimseleri, şu sözleriyle uyarır: "Benim emrettiğim veya nehyettiğim bir konu kendisine iletildiğinde sakın sizden birinizi, koltuğuna yaslanmış biri olarak 'biz, onu bunu bilmeyiz. Allah'ın Kitabı'nda ne bulursak ona uyarız, o kadar" derken bulmayayım."23 Hz. Peygamber (s.a.s.), böylece sünnetin, dinin iki kaynağından biri olduğunu inkâr edenleri teşhir etmiş,24 sünnet inkârı ve sünnetsiz İslâm arayışlarının olacağını haber vererek ümmetini uyarmış, İslâm Dini'nde sadece Kur'ân'la yetinmeyi tasvip etmemiştir. Hz. Peygamber'in (s.a.s.) bu kimseleri kınaması, bu iddiada bulunanların Kur'ân'a sarılmakta da samimi olmadıklarını gösterir. Konunun önemi, hadîsin başka rivâyetlerine de yer vermeyi gerekli kılmaktadır.
    "Sizden biriniz koltuğuna yaslanarak, Allah'ın şu Kur'ân'da haram kıldıklarından başka şeyleri haram kılmadığını mı zannediyor. Dikkat edin! Vallahi ben öğüt verdim, emrettim ve yasakladım. Bunlar (emirler ve yasaklar), Kur'ân'dakiler kadardır, hatta sayıca ondan da fazladır."25
    Konuyla ilgili başka bir rivâyet ise şöyledir: "Sizden (ümmetimden) birinin (koltuğuna, dirseğine) dayanmış olarak beni yalanlaması umulur mu? Benden bir hadîs rivâyet edilir de 'Resûlüllah (s.a.s.) bunu söylememiştir' der."26 Buna göre Hz. Peygamber (s.a.s.), hadîs inkârının kendisini yalanlamak sayıldığını belirtir. Başka bir rivâyette ise inkârcıları şöyle anlatır: "Benden bir hadîs rivâyet edildiğinde 'Resûlüllah (s.a.s.) bunu söylemedi. Bunu bize garanti edecek kim var?' der."27 Bu ifâde, hadîs rivâyetlerinin incelenmesiyle ilgili olmayıp, esasen sünnet inkârcılarının tavırlarını, onların kendilerinden başka kimseye güvenmediklerini teşhir etmektedir. Hz. Peygamber (s.a.s.), sünnet inkârcısına hadîs ulaştığında, o koltuğuna gerine gerine oturmuş olduğu hâlde, hadîsi zikreden kişiye "Bizimle sizin aranızda Allah'ın Kitab'ı vardır! Bu Kitab'da neyi helâl bulursak onu helâl kabul eder ve neyi haram bulursak onu haram kılarız." diyeceğini haber verdikten sonra, "Oysa Allah'ın Peygamberi'nin (s.a.s.) haram kıldığı şey, Allah tarafından haram kılınan şey gibidir."28 buyurarak meselenin önemine ve sünnetin kaynağına dikkat çeker. Resûlüllah (s.a.s.), yine bir başka sözlerinde, sünnet inkârcılarının, "Bu Allah'ın Kitab'ı, onda bulunan helâli helâl sayarız, onda bulunan haramı haram sayarız." diyeceklerine dikkat çeker ve, "Dikkat edin, kime bir sözüm ulaşır ve o kimse sözümü yalanlarsa Allah'ı, Resûl'ün kendisini, Resûlüllah'ın (s.a.s.) sözünü de yalanlamış olur." buyurur.29 İnkârcı bu sözlerle, Allah'ın Peygamber'ine (s.a.s.) verdiği yetkiyi inkâr etmekte, dinde Peygamber'in (s.a.s.) kendi kendine hareket ettiğini ve O'nun sözlerine güvenilemeyeceğini belirtmiş olmaktadır. Sünnet inkârcıları, hadîste bulunanlarla Kur'ân'da bulunanları sanki tıpatıp aynıymış gibi düşünerek Hz. Peygamber'in (s.a.s.) emri veya nehyi kendilerine ulaştığında, "Allah'ın Kitab'ı yanımızda, bu onda yok." derler."30 İslâm âlimlerinden Şâtıbî, konuyla ilgili olarak "Sünnet, Kitab'ı tefsîr eder. Kim sünneti bilmeden Kur'ân'ı alırsa, sünnette sürçtüğü gibi Kur'ân'da da sürçer." diyerek, İslâmiyet'ten önceki milletlerin bundan dolayı dalâlete uğradığını belirtir.31 Begavî de, yukarıdaki hadîslerle ilgili olarak "Bu hadîsler, hadîsin Kitab'a arzına ihtiyaç olmadığına delildir. Sünnetin, kendi başına hüccet olduğu sabit olmuştur. 'Bana Kitab ve benzeri verildi.' hadîsi de bunu gösterir." mütalâasında bulunur. Hadîste geçen koltuk (el-erîke) ifâdesi ile Hz. Peygamber'in (s.a.s.), din ve âhiret konusunda endişesiz, rahat düşkünü, ilimle meşgul bulunmayan ve refah içinde olanları murad ettiği belirtilmiştir. Bu kimseler, rahat ve rehavet içinde bilmedikleri konularda konuşan kimselerdir.32
    Hz. Peygamber (s.a.s.), kendisine itaati emreden (Nisâ/4: 13, 80) ve isyanı yasaklayan (Nisâ/4: 14) âyetleri tekrar ve te'yid mâhiyetinde kendisine itaati emretmiş ve isyanı yasaklamış; "Kim bana itaat etmişse, Allah'a itaat etmiştir; kim bana isyan ederse Allah'a isyan etmiştir." buyurmuştur.33 Aynı şekilde, "Ümmetimin hepsi Cennet'e girecektir; ancak imtina edenler giremeyecektir." hadîsinde Resûlüllah (s.a.s.), imtina edenlerin kimler olduğunu, "Kim bana itaat ederse Cennet'e girecektir, kim bana isyan ederse, o imtina etmiştir."34 buyurarak açıklamışlardır. Bu hadîs, Resûlüllah'ın (s.a.s.) sünnetinden imtina etmenin, O'na (s.a.s.) isyan35 sayıldığı anlamına gelir.
    İbn Hibbân, Resûlüllah'ın (s.a.s.) sünnetine itaati; "uydurma gerekçelerle sünnetin def'i için yol arayanların söylediklerine aldırmaksızın, Allah'ın dini konusunda ileri-geri görüş belirtenlerin görüşlerini bir tarafa iterek, kemmiyet ve keyfiyetine bakmadan sünnete boyun eğmekten ibarettir" diye tanımlar.36
    Resûlüllah'ın, "Burada bulunanlar bulunmayanlara duyursun."37 ve "Allah, sözümü duyup ezberleyen, sonra da onu duymamış olana nakleden kimsenin yüzünü ağartsın!"38 hadîsleri gibi, sünnetinin tebliğ edilmesine ve yayılmasına teşvikine dair emirleri de sünnete i'tisâmı âmirdir. Bu arada Resûlüllah'ın (s.a.s.) kendi sözünün diğer sözlerden farklılığına işaret etmesi de sünnetin ve sünneti tebliğin önemini göstermektedir. Hz. Peygamber'in (s.a.s.), meselâ Veda Hutbesi'nde, tabiî ki hepsi Kur'ân'da en azından açık olarak bulunmayan bazı hususları da anlattıktan sonra, "Dikkat edin, tebliğ ettim mi?"39 diye sorması ve farz ibadetler dışındaki ibadetleri de duyurma emrini vermesi,40 yine sünnete bağlanmak gereğini ortaya koymaktadır.
    Resûlüllah (s.a.s.), kendi getirdikleri dışında başka dinlere ait bilgilerle ilgilenilmesine ya da kendi yerine bir başka peygamberin konulmasına kesinlikle müsaade etmemiştir. O'nun bu tavrı, i'tisâmın gereğini ortaya koyan güçlü delillerdendir. Meselâ O (s.a.s.), "Yemin olsun ki ben size kusursuz bir din getirdim, Ehl-i Kitaba bir şey sormayın; kendileri sapmışken sizi hidayete erdiremezler, onlara sorarsanız ya bir bâtılı tasdîk eder ya da bir hakkı yalanlarsınız. Musa hayatta olsaydı, bana tâbi olmaktan başkası ona helâl olmazdı. Musa aranızda olsa, beni bırakıp ona tâbi olsanız dalâlete düşersiniz. Siz ümmetlerden benim payıma düşensiniz, ben de nebîlerden sizin payınızım." buyurmuştur.41 "Kendilerine okunan bu Kitabı sana indirmemiz onlara kâfi gelmedi mi?" (Ankebût/29: 51) âyeti de, bu hadîste ifade edilen gerçeğe parmak basmaktadır.42
    Netice olarak Peygamber Efendimiz'in (s.a.s.), kendi sünneti ile ilgili bu hadîsler, sünnet olmadan İslâm Dini'ni yaşamanın mümkün olmadığının ifadesidir. Dinimizin iki kaynağı vardır. Kur'ân-ı Kerim ve Peygamberimiz'in (s.a.s.) sünneti. Sadece Kur'ân ile dinin gereklerini yerine getirmek mümkün değildir. Kur'ân'ın hayata geçirilişi, yaşanışı Hz. Peygamber tarafından gösterilmiştir. Resûlüllah'ın (s.a.s.), bir Müslüman olarak nasıl yaşadığını gözardı ederek müslümanca yaşamak mümkün değildir. Peygamber (s.a.s.), dini yaşarken şüphesiz bu hayat tarzını kendi kendine uydurmamıştır. Zaten bir peygamberin, Allah Teâlâ'nın tasdikinden geçmeden din adına bir söz söylemesi, bir icraatta bulunması imkânsızdır.
    Konu cokgen tarafından (24.07.08 Saat 18:54 ) değiştirilmiştir.
    Uzaktan sevmek nedir? Gidin Hz. Vahşi (r.a)'ye sorun.

    Görmeden sevmekten başka bir şey bu.
    Görmek fakat yaklaşamamak,
    Bakmak ama konuşamamak.
    Sadece uzaktan seyretmek ve ağlamak,
    Ağladığını, sevdiğini söyleyememek.
    Zor olan budur.
    Görmek ama dokunamamak...


  4. #4
    Oguz_Ata - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    May 2008
    Nerden
    Ergenekon
    Mesajlar
    202

    Standart

    Selam ile;

    Sayın cokgen ben cevabı sizden beklerdim. Oraya astığınız yazıyı okudum ve ne demek istediğini biliyorum.

    Buraya sunacağınız ayetleride tahmin edebiliyordum. Foruma verdiğiniz ayetlerde dikkat etmek istediğim bir durum vardı.

    Sizin ilk yazınızda said-i nursi nin sanırım bir yazsısı lemalar dan tahmin ediyorum.

    Peygamber efendimizin din üzerinden hüküm verdiğini gösterek sevabın belirleyicisi olduğunu düşünmüşsünüz.

    Oysa bir çok ayette;

    6 En'am 114


    '' Allah size Kitab'ı detaylandırmış bir halde indirmişken Allah'ın dışında bir hüküm koyucu mu arayayım.''

    18 Kehf 26

    '' Allah kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz.'''

    12 Yusuf 40

    '' Hüküm yalnız ve ancak Allah'ındır.O' kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir.dosdoğru olan Din ( yaşam biçimi) işte budur.Ama insanların çoğu bilmiyorlar.''


    Bu noktada kabul edeceğimiz tek ortak noktamız Kuran'ı Kerim dir ki Helal ,haram,sevap.... belirliyicisi ALLAH dır.

    Peki senin foruma sunduğun Ayetlerdeki durum ne dir ?

    Onun cevabı ise çok basittir.

    Ayetlerde geçen ''Resul'' kelimesine bakarsak anlarız Resul kelime anlamı ''elçi'' demektir.

    Elçi (resul) kelimesi kendinde olmayan mesajı başkasına iletendir.

    Hz.Muhammed sav kendisinde olmayan mesaj taşıyan anlamındadır. itaat edilmesi emredilen kişi olan Elçi, kendisi namına değil, göndericisi Allah namına konuşmaktadır.bu yüzden '' O'na Elçiye itaat , gönderene Allah'a itaattir.


    Bunu açıkca nisa suresi 80. ayette görebiliriz.

    '' Elçiye itaat eden Allah'a itaat etmiş olur.''

    İslam da hüküm ALLAH dır. kısacası bu idi düşüncem Resullerin görevi ise verilen hükümleri yerine getirmek.

    Ben baştaki yazınızın sadece kişiye ait yorum olduğunu düşünüyorum.


    Saygılarımla.
    TÜRKÇÜ

    Yok sayıp sen de bu ruhsuz sürüyü
    Kılavuz yap ebedi Gök Börü’yü.
    Çıkarıp Ergenekon’dan ulusu
    Türk’ü kılsın yine dünya ulusu

  5. #5
    Oguz_Ata - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    May 2008
    Nerden
    Ergenekon
    Mesajlar
    202

    Standart

    Son bir nokta da deveye binmek sünnetir.

    Herkes deveye binip seyahat ederse 100 şehit sevabı kazanıcak. : )))

    Vatan ya çok ucuz yada bizim şehit anlayışımızda sorun var yada sünnet anlayışında sorun var.

    Saygılarımla.
    TÜRKÇÜ

    Yok sayıp sen de bu ruhsuz sürüyü
    Kılavuz yap ebedi Gök Börü’yü.
    Çıkarıp Ergenekon’dan ulusu
    Türk’ü kılsın yine dünya ulusu

  6. #6
    cokgen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Mesajlar
    2,384

    Standart

    Ey Muhammed! Onlardan seni dinlemeye gelenler de var. Senin yanından çıktıkları zaman kendilerine ilim verilen kimselere alay yoluyla: "O demin ne söyledi?" diye sorarlar. İşte onlar Allah'ın kalplerini mühürlediği kimselerdir. Onlar sadece kendi heva ve heveslerine uyarlar. (Muhammed Suresi)

    size bu ayet yeter mi? elçi değil hz.Muhammed (sav) diyor.Ve eklediğim önceki cevap çok açıklayıcı ve detaylıydı hala neden inanmak istemediğinizi anlamadım.Müslümanlığın gerekleri nedir kelime-i şaadet manası nedir "Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu" cümlesidir. "Ben şahadet ederim ki Allah'dan başka ilah yoktur ve ben şehadet ederim ki Hz. Muhammed O'nun kulu ve Resulüdür."

    Sünnetler Kuran ve Vahiy eksenlidir.
    Uzaktan sevmek nedir? Gidin Hz. Vahşi (r.a)'ye sorun.

    Görmeden sevmekten başka bir şey bu.
    Görmek fakat yaklaşamamak,
    Bakmak ama konuşamamak.
    Sadece uzaktan seyretmek ve ağlamak,
    Ağladığını, sevdiğini söyleyememek.
    Zor olan budur.
    Görmek ama dokunamamak...


  7. #7
    Oguz_Ata - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    May 2008
    Nerden
    Ergenekon
    Mesajlar
    202

    Standart

    Alıntı cokgen´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ey Muhammed! Onlardan seni dinlemeye gelenler de var. Senin yanından çıktıkları zaman kendilerine ilim verilen kimselere alay yoluyla: "O demin ne söyledi?" diye sorarlar. İşte onlar Allah'ın kalplerini mühürlediği kimselerdir. Onlar sadece kendi heva ve heveslerine uyarlar. (Muhammed Suresi)

    size bu ayet yeter mi? elçi değil hz.Muhammed (sav) diyor.Ve eklediğim önceki cevap çok açıklayıcı ve detaylıydı hala neden inanmak istemediğinizi anlamadım.Müslümanlığın gerekleri nedir kelime-i şaadet manası nedir "Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu" cümlesidir. "Ben şahadet ederim ki Allah'dan başka ilah yoktur ve ben şehadet ederim ki Hz. Muhammed O'nun kulu ve Resulüdür."

    Sünnetler Kuran ve Vahiy eksenlidir.
    Selam ile;

    Sayın cokgen anladım ki yazdıklarınız dan siz bizim ne anlatmak istediğimizi anlamamışsınız.

    ''Sünnete yapışmak = 100 şehit sevabı kazanmak''

    Şunu bilmeniz lazım ben sünnetleri inkar etmiyorum. Sadece şu söze bakarak peygamberin din üzerinden hüküm verdiğini söylüyorsunuz said-i nurisi ye ait yazıdan da bu anlaşılır.

    Bende diyorum ki Resuller sadece kendilerine gelen dini tebliğ ederler.

    Din de hüküm ALLAH'IN dır farz,haram,helal... belirleyen Rab'dır ayetlerde bu belirtilir.


    12 Yusuf 40 :

    Siz, o'nu bırakıp ancak sizin ve atalarınızın taktığı birtakım (boş) isimlere tapıyorsunuz. Allâh onlar(ın gerçekliği) hakkında hiçbir delil indirmemiş(onlara hiçbir güç vermemiş)tir. Hüküm, yalnız Allâh'ındır. O, yalnız kendisine tapmanızı buyurmuştur. İşte doğru din budur. Ama insanların çoğu bilmezler."


    Bakın ayette peygambere seslenerek ''de ki'' diyor ''Onların, O'ndan başka bir yardımcısı yoktur. Ve O, kendi hükmüne kimseyi ortak etmez.''

    18 Kehf 26 :

    De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını Allâh daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O ne güzel görendir, ne güzel işitendir! Onların, O'ndan başka bir yardımcısı yoktur. Ve O, kendi hükmüne kimseyi ortak etmez.


    Kelime-i ŞAHADET örneğini sunuyorsunuz bakın orda ''Resul'' kelimesi geçmektedir.

    Resul manası ise dediğimiz gibi dediğimiz gibi ''elçi'' anlamındadır. Verdiğiniz kelime-i ŞAHADET bile bize iyi örnektir.

    Kuran'ı Kerim de Muhammed sav efendimiz hep Resul (elçi) DİYE geçmektedir.

    3 Al-i İmran 144 :

    Muhammed, sadece bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse, Allah'a hiçbir ziyan veremez. Allâh, şükredenleri mükâfâtlandıracaktır.

    33 Ahzab 40 :

    Muhammed, sizin erkeklerinizden birinin babası değil, falat Allâh'ın Elçisi ve peygamberlerin hâtemidir. Allâh her şeyi bilendir.

    .
    48 Fetih 29 :

    Muhammed Allâh'ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar, kâfirlere karşı katı, birbirlerine karşı merhametlidirler. Onların, rükû' ve secde ederek Allâh'ın lutuf ve rızâsını aradıklarını görürsün. Yüzlerinde secde izinden nişanları vardır. Onların Tevrât'taki vasıfları ve İncildeki vasıfları da şöyle bir ekin gibidir ki, filizini çıkardı, onu güçlendirdi, kalınlaştı, derken gövdesinin üstüne dikildi, ekincilerin hoşuna gider, onlara karşı kâfirleri de öfkelendirir bir duruma geldi. Allâh onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfât va'detmiştir.

    Saff 6 :

    Meryem oğlu Îsâ da: "Ey İsrâil oğulları, ben size Allâh'ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrât'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir elçiyi müjdeleyici olarak gönderildim" demişti. Fakat (Îsâ'nın müjdelediği elçi) onlara apaçık deliller getirince: "Bu, apaçık bir büyüdür" dediler.

    Peygamber efendimizin resulluk görevinin sınırlarını da zaten ayetlere bakarak görebiliriz.

    3 Al-i İmran 79


    Beşerden hiç kimsenin, Allah kendisine Kitabı, hükmü ve Peygamberliği verdikten sonra insanlara : Allah'ı bırakıp bana kulluk edin deme ( hakkı ve yetki) si yoktur.fakat o, öğrettiğiniz ve ders verdiğiniz Kitab'a göre Rabb'ani olunuz ( Rab'ınızın yolunda gidiniz deme görevindedir.) ''


    5 Maide 67 :


    Ey Elçi, Rabbinden sana indirileni duyur; eğer bunu yapmazsan, O'nun mesajını duyurmamış olursun. Allâh seni insanlardan korur. Doğrusu Allâh, kâfirler toplumunu yola iletmez.

    6 En'am 19 :


    De ki: "Şâhidlik bakımından hangi şey daha büyüktür?" De ki: "Benimle sizin aranızda Allâh şâhiddir. Bu Kur'ân bana vahyolundu ki, onunla sizi ve ulaştığı herkesi uyarayım. Siz gerçekten Allâh ile beraber başka tanrılar olduğuna şâhidlik ediyor musunuz?", "Ben şâhidlik etmem!" de: "O, ancak tek bir Tanrıdır, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden uzağım" de.

    7 A'raf 203 :

    Onlara bir âyet getirmediğin zaman: "Bunu da derleseydin ya!" derler. De ki: "Ben, ancak Rabbimden bana vahyolunana uyuyorum. Bu (Kur'ân), Rabbinizden gelen basiretler(gönül gözlerini açan nurlar, gerçeğe ileten kanıtlar)dır ve inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmettir!"

    21 Enbiya 45 :

    De ki: "Ben ancak sizi vahiyle uyarıyorum. Ama sağır(lar) uyarıldıkları zaman çağırıyı işitmez(ler)."



    Son sözüm de diyorsunuz ki ;


    Sünnetler Kuran ve Vahiy eksenlidir


    Sünnete yapışmak = 100 şehit sevabı kazanmak şu mantığın Kuran'ı Kerim ve vahiy eksenini açıklarsanız velhasıl bu mantığın hangi ayette olduğunu gösterirseniz sevinirim.

    İddaa ediyorum Hiç bir ayette bunu kanıtlayamıyacaksınız peygamber sünnetine uymanın 100 şehit sevabı kazanmak olduğunu gösteren bir ayet gösterin ELİNİZİ ÖPECEĞİM.



    TÜRKÇÜ

    Yok sayıp sen de bu ruhsuz sürüyü
    Kılavuz yap ebedi Gök Börü’yü.
    Çıkarıp Ergenekon’dan ulusu
    Türk’ü kılsın yine dünya ulusu

  8. #8
    cokgen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Mesajlar
    2,384

    Standart

    Oğuz_Ata zaten hep ayetler ışığında konuları anlattım size ama, size dahada mı anlatayım))bir kaç delil daha

    Peygamber şöyle buyurmuştur: "Benden hizv ulaşan hadisleri Allah'ın kitabına vurunuz; eğer Allah'ın kita­bına uygun düşerse; onu ben söylemişimdir, eğer Allah'ın kitabına uygun düşmezse, onu asla ben söylememişimdir. Allah beni 'la hidayete ulaştırmış iken, ben nasıl olur da ona (Kitab'a) mu­halefet edebilirim..
    'Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse on­dan geri durun, Allah'tan sakının'Haşr59/7.âyeti ile açıklaması, bu âyetin sünnette yer alan herşeyi içermekte olduğunun İfadesidir.
    "Allah ve Peygamberi birşeye hükmettiği zaman, inanan er­kek ve kadına artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz'Ahzâb 33/36.
    Uzaktan sevmek nedir? Gidin Hz. Vahşi (r.a)'ye sorun.

    Görmeden sevmekten başka bir şey bu.
    Görmek fakat yaklaşamamak,
    Bakmak ama konuşamamak.
    Sadece uzaktan seyretmek ve ağlamak,
    Ağladığını, sevdiğini söyleyememek.
    Zor olan budur.
    Görmek ama dokunamamak...


  9. #9
    meLek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Nerden
    Hollanda
    Mesajlar
    2,822
    Blog Entries
    3

    Standart

    Vatan ya çok ucuz yada bizim şehit anlayışımızda sorun var yada sünnet anlayışında sorun var.
    Bu duruma bende cok sasiracam ama burada Oguzun yazdigina hak veriyorum..
    Gerci burada sehit dediklerinde hangi sehitlik mertebesinden bahsediyorlar bilmiyorum..

    Cokgen paylasim icin tskler hocama sormak icin guzel bir konu
    "Ölüm, mümin için hediyedir."
    "*Zucht*"



  10. #10
    cokgen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Mesajlar
    2,384

    Standart

    arkadaşlar zaten şehid sevabı alır diyor şehittir demiyor ki....Şehid olması için şehid olmanın vasıflarını taşıması gerekir.
    Uzaktan sevmek nedir? Gidin Hz. Vahşi (r.a)'ye sorun.

    Görmeden sevmekten başka bir şey bu.
    Görmek fakat yaklaşamamak,
    Bakmak ama konuşamamak.
    Sadece uzaktan seyretmek ve ağlamak,
    Ağladığını, sevdiğini söyleyememek.
    Zor olan budur.
    Görmek ama dokunamamak...


Konu Bilgisi

Uye Bu Konuya Bakiyor

Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)

Benzer Konular

  1. şehit vasiyeti
    By BoDrUmLu1905 in forum Şehitlerimiz ve Şehitlik Makamı
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 26.06.08, 16:28
  2. MSN'den Para Kazanmak Mümkün
    By n@r_cicegi in forum Haber Arşivi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 22.05.08, 07:59
  3. Ölmeyen Şehit...
    By CadikizZ in forum Şehitlerimiz ve Şehitlik Makamı
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 16.05.08, 14:02
  4. Mayınlara 4 şehit !!!
    By TUGBA in forum Haber Arşivi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 23.04.08, 09:06
  5. Bir Şehit konuşuyor..
    By ChaoS in forum ŞiirLer
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 17.03.08, 18:00

Eklenmis Olan Tag'lar

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Yeni Konu Acamazsin
  • Konuya Cevap Yazamazsin
  • Konuya Eklenti Ekleyemezsin
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372