1 den 3´e kadar. Toplam 3 Sayfa bulundu

Konu: Haram (içki)

  1. #1
    'Bir Duamiz Vardi' aLfa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Nerden
    KaLbinin Sesini DinLe..Iste Ben Ordayim..
    Mesajlar
    3,378

    Yeni Haram (içki)

    içki
    Aklın sıhhatli düşünme ve muhakeme yeteneğini gideren, sarhoşluk denilen hale sebep olan içecekler.

    Kur'an-ı Kerîm içkiyi yasaklamış ve haram olduğunu bildirmiştir: "Ey İman edenler! içki (hamr), kumar, dikili taşlar ve fal okları Şevtanın işlerinden bir pisliktir" (el-Mâide, 5/90). Ayette geçen hamr kelimesini fakihlerin çoğu aklı gideren bütün içkileri kapsamına aldığını söylemişlerdir. Hanefiler hamrı şöyle izah etmişlerdir: Köpüklenip kuvvetlenen yaş üzüm suyu, yalnızca bu tür içkilerin ismi hamr'dır Bunun dışındaki sarhoşluk veren içkiler hamr kelimesinin şumûlüne girmez. Bu tür içkiler sarhoşluk verdiği için hamr'a kıyasla haramdır Fakihlerin çoğunluğu, sarhoşluk veren bütün içeceklerin azının da çoğunun da haram olduğunu ve hamr kelimesinin kapsamına dahil olduğunu söylemişlerdir (Sahih-i Müslim, Terceme ve Şerh, A. Davudoğlu, IX, 247, vd.).

    İçki içmek İslâm'da yasak olduğu gibi, önceki semavî dinlerde de bu konuda bazı yasaklar getirilmiştir. Yahudilerin kutsal kitabı Tevrat'ta şu cümleler dikkati çeker: "Ve Rab Hârun söyleyip dedi: Sen ve seninle beraber oğulların, toplanma çadırına girdiğiniz zaman, ölmeyesiniz diye şarap ve içki içmeyin, nesillerinizce ebedî kanun olarak, tâ ki, kutsalla, bayağı şeyi ve murdarla temiz olanı birbirinden ayırdedesiniz" (Tevrat, Levililer, Bab, 10, A. 8, 9-11)

    İncil'de bu konuda şöyle denir: "Onlar yemek yerlerken, İsa ekmek aldı, şükran duası edip parçaladı ve tâbilerine verdi ve dedi ki: Alın, yiyin, bu benim bedenimdir. Ve bir kâse şarap alıp şükretti ve onlara vererek dedi ki, bundan içiniz. Çünkü bu benim kanım, günahların bağışlanması için birçokları uğrunda dökülen ahdin kanıdır. Fakat ben size derim: Babamın melekûtunda sizinle taze olarak onu içeceğim o güne kadar, ben asmanın bu ürününden artık içmeyeceğim" (İncil, Matta, bab, 26, A:26-29, Yuhanna, A:30:vd.).

    Eski Türklerin İslâm'dan önce Şamanizm'e bağlı oldukları bilinmektedir. Bu dinde genellikle sevinçli zamanlarda ve kutsama törenlerinde Kımız vb. çeşitli içkilerin içildiği bilinmektedir (Mehmet Aydın-Osman Cilacı, Dinler Tarihi, Konya 1980, s. 97 vd.).

    İslâm'dan önce ve İslâm'ın ilk devirlerinde, câhiliye Arapları içki içer ve bunu hayatın bir parçası gibi görürlerdi. İslâm beş şeyin korunmasına büyük önem vermiştir. Bunlar: Akil, sağlık, mal, ırz ve dindir. İçki içen kimse bu beş unsuru da koruyamaz duruma düşer. Amerika'da içki aleyhtarlarının kurduğu bir teşkilat yeryüzünde ilk defa içkiyi kimin yasakladığını araştırır. İlk yasağın Hz. Muhammed tarafından ortaya konulduğu anlaşılınca O'nun hatırasına New York'ta "Muhammed Çeşmesi adını verdikleri bir âbide yaptırırlar (Yeşilay Dergisi, sy. 441, Ağustos 1970).

    Kur'an-ı Kerîm'de içki yasağı tedrîc prensibine göre gelmiştir.

    Mekke'de inen ilk ayette yasak hükmü yer almaz.

    "Hurma ve üzüm ağaçlarının meyvelerinden içki yapıyor güzel rızık ediniyorsunuz, bunda aklı eren bir kavim için elbet bir ibret vardır" (en-Nahl, 16/67).

    Bundan sonra Hz. Ömer bir gün Resulullah (s.a.s)'a gelerek şöyle dedi: "Ya Resulullah! Şarap malı helâk edici ve aklı giderici olduğu malumunuzdur. Yüce Allah'tan, şarabın hükmünü bize açıklamasını iste. Hz. Peygamber; "Ey Allah'ım, şarap hakkında bize açıklayıcı beyanını bildir" diye dua edince şu ayet indi:

    "Sana içkiyi ve kumarı sorarlar, de ki. "Onlarda hem büyük günah hem de insanlar için bazı faydalar vardır. Ancak günahları faydalarından daha büyüktür" (el-Bakara, 2/219). Bu ayet inince, bazı sahabîler "büyük günah" diye içkiyi bırakmış bazıları ise "insanlara faydası da var" diyerek içmeye devam etmişlerdir.

    Bir gün Abdurrahman b. Avf bir ziyafet vermiş, ashâb-ı kirâmdan bazıları da bu ziyafette hazır bulunmuştu. Yemekte içki de içmişlerdi. Akşam namazının vakti girince, içlerinden birisi imam olmuş ve namaz kıldırırken "kâfirûn" sûresini yanlış okumuştu. Bunun üzerine Hz. Ömer: "Ya Rabbi bize içki konusundaki beyanında ziyade yap" diye dua etmiş ve daha sonra şu ayet inmiştir: "Ey iman edenler, siz sarhoşken ne söyleyeceğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın" (en-Nisa, 4/43). Bu surette içki yalnız namaz vakitlerinde olmak üzere yasaklanmıştır. Artık onu içenler yatsı namazından sonra içiyorlar, sarhoşlukları geçtikten sonra sabah namazını kılıyorlardı.

    Yine bir gün Utbe b. Mâlik (r.a) bir evlenme ziyafeti vermişti. Sa'd b. Ebî Vakkas da oradaydı. Deve eti yediler, içki içtiler, sarhoş olunca da asalet iddiasına kalkıştılar. Sa'd bu konuda kavmini öven ve Ensar'ı hicveden bir şiir okudu. Ensar'dan birisi buna kızarak, sofradaki bir deve kemiği ile Sa'd'ı yaraladı. Sa'd da durumu Resulullah (s.a.s)'a şikâyette bulundu. Bunun üzerine bu konuda kesin içki yasağı bildiren ayetler indi:

    "Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın amelinden bir murdardır. Bunlardan kaçınınız ki, felaha eresiniz. Şeytan içki ve kumarla aranıza kin ve düşmanlık sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazı kılmaktan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?" (el-Mâide, 5/90-91)

    Hz. Peygamberin çeşitli hadisleri bu konuda uygulama esaslarını gösterir:

    "Her sarhoşluk veren şey şaraptır ve her sarhoşluk veren şey haramdır. Bir kimse şarabı dünyada içer de ona devam üzere iken Tövbe etmeden ölürse âhirette kevser şarabını içemez" (Müslim, Eşribe, 73).

    "Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır" (el-Askalânî, Bulûgu'l Merâm, Terc. A. Davudoğlu, lV, 61 vd.).

    Hz. Peygamber'e ilaç için şarap yapmanın hükmü sorulunca; "Şüphesiz şarap deva (ilâç) değil aksine derttir" (el-Askalânî, a.g.e, IV, 61).

    "Ümmetimden bir takım kimseler, çeşitli adlar koyarak içki içeceklerdir" (el-Askalânî, a.g.e, IV, 61).

    İçkinin yasak oluşu icma-ı ümmetle sâbittir. İslâm fakihleri bu konuda görüş birliği içindedirler. Ancak müctehidler arasında bazı içki çeşitleri üzerinde ihtilaf vardı. Hz. Ömer bu konudaki şüpheleri kaldırmak için, Allah elçisinin minberinden "aklı perdeleyen her şey içkidir" sözüyle özlü bir tarif yapmıştır. Buna göre insana aklını kaybettiren ve onu iyi ile kötüyü, hayırla şerri ayıramaz duruma getiren herşey içki sayılır. Sıvı veya katı olması sonucu değiştirmez. Afyon, eroin ve benzeri bütün uyuşturucular aynı niteliktedir. Çünkü bunları kullanan kişilerde aklın fonksiyonları değişir; uzağı yakın, yakını uzak görür; olağan şeylerden ayrılarak, olmayan ve olmayacak şeyleri hayal etmeye ve rüyalar denizinde yüzmeye başlar. Bazı uyuşturucular da vücûdu durgunlaştırır, sinirleri uyuşturur, ruhsal çöküntülere yol açar, ahlâkı düşürür, iradeyi zayıflatır ve ferdi topluma faydasız hâle getirir. İşte İslâm dini, fert ve toplum için faydalı olan şeyleri emrederken, zararlı olanları da yasaklamıştır. İslâm'ın yasakları tıb tarafından incelendiğinde, bunların fert ve toplum yararına olduğu görülür. Nitekim, içki ve domuz eti gibi yasaklar ilmin ve tıbbın süzgecinden geçirilmiş, nice maddî ve mânevi zararları uzmanlarca açıklanmıştır (bk. Yusuf el-Kardâvî, el-Helâl ve'l-Harâm fi'l-İslâm, Terc. Mustafa Varlı, Ankara 1970, s. 50-53, 75-88).

    İslâm, içkinin içilmesini yasakladığı gibi, müslümanlar arasında ticaretini de yasaklamıştır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Peygamber (s.a.s) içki konusunda on kişiyi lanetlemiştir: Sıkan, kendisi için sıkılan, içen, taşıyan, kendisi için taşınan, içiren, satan, parasını yiyen, satın alan ve kendisi için satın alınan..." (Tirmizî, Büyû', 59; İbn Mâce, Eşribe, 6).

    Mâide suresindeki kesin içki yasağı bildiren ayet geldikten sonra Allah Resulu uygulama ile ilgili olmak üzere şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah içkiyi haram kılmıştır. Bu ayeti haber alıp da yanında içki bulunan kimse, ondan içmesin ve satmasın..." (Müslim, Müsâkât, 67; bk. Buhârı, Megâzî, 51; Büyû, 105, 112; Müslim, Büyû, 93; Fer', 8; İbn Mâce, Ticârât, 11; Ahmed b. Hanbel, II, 213, 362, 512, III, 217, 324, 326, 340; İbn Kesîr, Muhtasaru Tefsîri İbn Kesîr, Beyrut (t.y), I, 544-547).

    Hamdi DÖNDÜREN

    Suskunluğum AsaLetimdendir.
    Her Lafa verecek cevabım var.
    Ama bir Lafa bakarım, Lafmı diye. Birde söyLeyene bakarım Adammı diye

  2. #2
    cokgen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Mesajlar
    2,384

    Standart

    İçki, Maide Sûresindeki şu ayetle haram kılınmıştır:
    "Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan, içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?" *
    Bu ayet indiği zaman Allah Rasulü (sav); "Artık içki haram kılındı.” * dedi.
    Ebu Saîd’in Nebi (sav)’den rivayet ettiği hadiste Allah Rasulü (sav) şöyle buyurmaktadır:
    "Şüphesiz ki Allah içkiyi haram kılmıştır. Kime bu ayet ulaşır ve yanında içki namına bir şey varsa artık o içilmez ve satılmaz. Bunun üzerine insanlar yanlarında ve evlerinde içki olarak ne varsa Medine sokaklarına döktüler.” *
    Ayette yer alan "hamr" kelimesinden kasıt, sarhoşluk veren her şeydir. Yoksa yalnızca üzümden yapılan içki değildir. Üzüm ve üzüm dışındaki maddelerden yapılan ve sarhoşluk veren her şey bu kapsama girer.
    İbni Ömer (ra) dedi ki: "Ömer, Rasulullah (sav)’in minberinde yaptığı konuşma şöyle dedi:
    "İçkinin haram olduğunu bildiren bir hüküm inmiştir. İçki beş şeyden yapılmaktadır: Üzümden, hurmadan, buğdaydan, arpadan ve baldan.” *

    Ömer, bu konuşması ile, Maide ayetinde yer alan "içki" kelimesinden maksadın, sadece üzümden yapılan içki olmadığına, kendisinden içki yapılabilen her maddeyi kapsadığına dikkat çekmektedir. Enes hadisi de bunu teyid etmektedir. Buhari, rivayet etti. Dedi ki: Bize Müsedded, Müsedded de babasından rivayet etti.
    "Enes’ten işittim, şöyle dedi: Ben, bir mecliste bulunan amcalarıma Fadih denilen içkiyi dağıtıyordum -onların en küçüğüydüm-. Bu esnada içkinin haram kılındığı söylendi. Bana, onu dök dendi. Ben de elimdeki içkiyi ters çevirip döktüm. Enes’e dedim ki: O gün onların içkileri neydi? Dedi ki: Taze ve olgun hurma karışımından yapılmış bir içkiydi. Ebu Bekir b. Enes dedi ki: Bu da, o gün onların içkileri idi. Enes de bunu doğruladı." *

    Bu rivayet, sahabenin içkinin haramlılığından, sarhoşluk veren her şeyi anladıklarına delalet etmektedir. Bunu, Ebu Seleme b. Abdurrahman’ın rivayet ettiği şu hadis de teyid etmektedir: Aişe (r.anha)’dan: Dedi ki:
    "Rasulullah (sav)’e bal şarabı hakkında sordular. Bal şarabı Yemen halkının içeceğiydi. Rasulullah (sav) dedi ki: "Sarhoşluk veren her içecek haramdır. *
    İçildiği zaman sarhoşluk veren her şeyin haram olduğunu belirten daha birçok hadis vardır. Numan b. Bişr’den, Rasulullah (sav) şöyle buyurdu:
    "Buğdaydan içki yapılır. Arpadan içki yapılır. Kuru üzümden içki yapılır. Hurmadan içki yapılır. Baldan içki yapılır.” *
    İbni Ömer’den. Nebi (sav) şöyle buyurdu:
    "Sarhoşluk veren her şey içkidir ve sarhoşluk veren her şey haramdır.” *
    Aklı uyuşturan, gideren her şeyin içki olduğu böylece sabit olmaktadır. Ve sarhoşluk veren her şey de haramdır. Buna göre ister üzümden, ister hurmadan, ister arpadan, kahveden veya başka maddelerden yapılsın, aklı gideren ve sarhoşluk veren her şey haramdır. Habeşliler kahveden içki yapmaktadırlar ki bu Habeş İmparatoru’nun özel içkisidir. Yine ispirto, kolonya ve cin v.b. birer içkidir. Çünkü bunlar sarhoşluk vermektedirler. Rasulullah (sav) ise; "Sarhoşluk veren her şeyin haram” olduğunu söylemektedir. Buna göre "Hamr" kelimesinin şer’î anlamı lügat anlamının dışında bir anlam ifade etmektedir. Bu şer’î mana Rasulullah (sav)’in, hadislerinde dile getirdiği anlamdır. Ayette yer alan "hamr" kelimesi, ister üzümden yapılsın, isterse başka maddelerden yapılmış olsun sarhoşluk veren her şeyin haram olduğu anlamına gelmektedir.
    İçkinin haramlılığı herhangi bir illetten kaynaklanmamaktadır. Tıpkı ölü etinin haram olması gibi "hamr" olduğu için haramdır. Allahu Teâla şöyle buyurmaktadır:
    "Ölü eti size haram kılındı." *
    Bu ayette ölü etinin haram kılınması herhangi bir illete dayanmamaktadır. Sadece ölü olduğu için haram kılınmaktadır. Aynı şekilde Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
    "Şüphesiz ki içki, kumar, putlar ve fal okları pisliktir." * İfadesinden; "Artık vazgeçtiniz değil mi?" * Sonuna kadar olan kısımdaki yasaklama herhangi bir şekilde illetlendirilmemiş, yalnızca sakınılması gerektiği emredilmiştir. Herhangi bir illete mebni olmaksızın, özellikle "hamr" olduğu için haram kılınmış olması da buna delalet etmektedir.
    İbni Abbas Nebi (sav)’in şöyle dediğini rivayet eder:
    "Hamr (içki), aynı ile haram kılınmıştır. İçildiğinde sarhoşluk veren her şey de haramdır.” *
    Yani "hamr" olduğu için haramdır. Özetle içkinin haramlılığında herhangi bir illet yoktur ve illetlendirilmez de.

    İçki İçene Uygulanacak Cezanın Miktarı
    İçki içene uygulanacak ceza, had cezaları kapsamına girmektedir. Dolayısıyla içki içen yani sarhoşluk veren herhangi bir maddeyi içen herkese had vurulması gerekir.
    Nebi (sav) şöyle buyurmaktadır:
    "Kim içki içerse onu kırbaçlayınız.” *
    Az olsun çok olsun sarhoşluk veren her şeyin içki sayıldığı sabittir. İçki içene had uygulanması ve bu haddin (cezanın) da celd (kırbaç vurmak) olduğu hususunda sahabe icma etmiştir. İçki içene had uygulanmasının sabit olduğu ve bu haddin 40 değnekten az olmayacağı konusunda ittifak etmişlerdir.
    İçki içene uygulanacak sopa cezası konusunda Nebi (sav)’den rivayet edilen hadisleri inceleyen kimse, içki içene kırk sopa vurulması gerektiğini görür. Kırk sopadan daha fazla vurulması da caizdir. Rasulullah (sav)’in içki içen kimseye kırk sopa vurduğuna delalet eden hadislere gelince; Müslim, Hudayn b. el-Münzir hadisinde, el-Velide sopa vurulması olayında Ali (ra)’in şöyle dediğini tahric eder:
    "Nebi (sav) kırk sopa vurdu. Ebu Bekir kırk, Ömer de seksen sopa vurdu. Hepsi de sünnettir." *
    Tirmizi’nin Ebu Saîd’den yaptığı rivayet ise şöyledir:
    "Rasulullah (sav) zamanında iki ayakkabı ile kırk defa vuruldu. Mis’ar der ki: Zannediyorum bu, içki haddinde idi." *
    Yine Ebu Saîd’den;
    "Rasulullah (sav) zamanında içki haddinde iki ayakkabı ile kırk defa vuruldu. Ömer zamanında ise her ayakkabı yerine bir kırbaç kullanıldı." *
    Bu hadislerin tümü içki içen kimseye kırk kırbaç vurulacağına açıkça delalet etmektedir. Bun nassların tümü kırk adede işaret etmektedir. Ali (ra)’ın söylediği; "Nebi (sav) kırk sopa vurdu" * hadisi tek başına bu hususta yeterlidir. Bunu, Müslim’in, Enes (ra) yolu ile tahric ettiği şu hadis de teyid etmektedir:
    "Nebi (sav)’e içki içen bir adam getirildi. Ona yaprakları soyulmuş iki hurma ağacı ile yaklaşık kırk defa vuruldu." *
    "Nebi (sav) (içki içen kimseye) ayakkabılarla vurdu." *
    "Rasulullah (sav) yirmi kişiye emretti ve onların her biri ayakkabı ve hurma dalı ile ikişer defa vurdular." *
    Bu hadislerin tümü tam anlamıyla kırk sayısını zikretmemekte, hadiste geçtiği üzere "yaklaşık kırk defa" ifadesi kullanılmaktadır. Öyleyse kırktan fazla olması caiz olduğu gibi az olması da caizdir. Fakat kırkla sınırlandıran hadisler kırktan az olmasını engellemektedir. Çünkü bu hadisler kırk adede delalet etmektedirler. Kırktan daha az sayıda olacağına işaret eden başka hadisler yoktur. Dolayısıyla bu durumda kırktan az olma ihtimali ortadan kalkmakta, kırktan fazla olma ihtimali devam etmektedir. Çünkü hadislerde yer alan "kırk" lafzı ile "yaklaşık kırk defa" lafzı bir araya getirildiğinde kırktan az olma durumu ortadan kalkar. Böylece bu hadisler haddin "kırk" olacağı yönündeki sözü teyid ettiği gibi kırktan fazla sayıda olmasının caiz olacağı anlamını da vermektedir.
    Diğer taraftan içki haddi için belli bir sayı açıklamayan yalnızca Rasulullah (sav)’in had vurulması emrini verdiğini belirten hadisler de vardır.
    Enes’ten:
    "Nebi (sav) içki haddinde hurma dalları ve ayakkabılarla had vurulmasını emretti. Ebu Bekir ise kırk sopa vurdu." *
    Ukbe b. el-Haris’ten:
    "Numan ya da oğlu içki içmiş olarak Allah Rasulü’nün huzuruna getirildi. Ve Allah Rasulü (sav) (had vurulmasını) emretti. O gün evde bulunup da vuranlardan birisi de bendim. Ona hurma dalları ve ayakkabılarla vurduk." *
    Saîd b. Yezid’den:
    "Biz Rasulullah (sav) zamanında, Ebu Bekir ve Ömer’in hilafetleri zamanında içki içen bir kimseye had vurmak üzere getirildik. Ellerimizdeki ayakkabılarla, ellerimiz ve elbiselerimiz ile vurduk. Ömer’in hilafetine kadar böyle hareket ettik. Ömer döneminde kırk sopa vuruldu. Ancak Ömer’in hilafetinin sonlarına doğru fısk artınca seksen kırbaç vuruldu." *
    Zühri’den: "Nebi (sav) içkide belli haddi farz kılmadı. Ancak orada bulunanlara, elleriyle ve ayakkabılarıyla adama -yeter çekin ellerinizi- deyinceye kadar vurmalarını emretti."
    Nesei güçlü bir sened ile İbni Abbas’tan şunu nakleder:
    "Nebi (sav) içki konusunda kesin bir had belirlemedi." *
    Nesei’nin İbni Abbas’tan tahric ettiği bir başka hadis ise şöyledir: "Rasulullah (sav) içki hususunda kesin bir had miktarı takdir etmedi."
    Hadiste yer alan kelimesi kelimesinden türemiş olup belli bir miktar ile, belli bir sınır ile sınırlamadı anlamına gelmektedir. Bu hadisler içki içen kimseye uygulanacak had konusunda belli bir had miktarından bahsetmemektedir. Hatta bazı hadisler Rasulullah (sav)’in içki hususunda belli bir haddi farz kılmadığını zikretmektedir. Öyleyse bu hadlerden şu anlaşılmaktadır: Sopa cezasının kırk adet ile belirlenmesi Rasulullah (sav) zamanında olmamıştır. Dolayısıyla bunlarla kırk adet ile sınırlandıran hadisler arasında bir çelişki vardır. Hatta hadisler, haddi belli bir sayı ile sınırlandırmayı açıkça ortadan kaldırmakta böylece de haddin kırk adet ile sınırlandırılmasıyla çelişmektedir. Öyleyse bu hadisler haddi kırk adet ile sınırlandıran hadislerle çelişir durumdadır.
    Buna cevap şudur: Haddi belli bir sayı ile sınırlandırmayan hadisler mutlaklık açısından değerlendirilir. Yani Rasulullah (sav) içki içene sopa vurulmasını emretmiş fakat haddin miktarını belirlememiştir.
    Enes hadisi şöyledir:
    "İçki (cezasında) hurma dalı ve ayakkabı ile vurulmasını emretti."* Bu hadis mutlaktır.
    Ukbe hadisi ise şöyledir:
    "Rasulullah (sav) evde bulunanlara ona vurmalarını emretti." * Bu hadis de mutlaktır.
    Her iki hadis, mutlaklık açısından açık ve nettirler. Sayı ve nitelik açısından kayıttan uzak mutlak bir nassın yanında sayı ve nitelik açısından kayıt bulunduran bir nass daha gelmişse mutlak olan nass mukayyet nassla sınırlandırılır ve kayd içeren nasslar tümü için geçerli olur. Burada ise, herhangi bir kayıttan uzak mutlak bir nassın yanında bir de mukayyed bir nass vardır. Dolayısıyla mutlak olanların, mukayyet nassla sınırlandırılacağında şüphe yoktur. Buna göre sayı zikredilmeyen hadisler sayı belirtilen hadislerle sınırlandırılır. Saib hadisi ise, belirli bir sayı ile kayıtlanmaksızın içki içen kimseye vurduklarına delalet etmekte olup mutlaklık açısından değil, haber verme açısından bir rivayettir. Saib hadisi, tıpkı daha sonra gelen Zühri ve İbni Abbas hadisleri gibi içki içen belli bir miktar ceza tespit etmemektedir. Rasul (sav)’in içki için belli bir sınır koymadığına nass teşkil eden bu hadisler, ispata değil nefye delalet etmektedirler. Dolayısıyla onların bilgilerine göre belli bir ceza belirlendiğini bilmediklerine yorumlanır. Rasul (sav) belli bir miktar ceza koyduğuna dair gelen diğer rivayetler bunun delilidir. Ebu Saîd hadisinde olduğu gibi:
    "Rasulullah (sav) içki içene iki ayakkabıyla kırk defa vurdu." *
    Ebu Davud’un, Abdurrahman b. Ezher’den rivayet ettiği hadis de böyledir: "Rasulullah (sav) içki içene kırk defa vurulmasını emretti."
    Bu rivayetler dikkate alındığında sayıyı nefy eden rivayetler onların bilgileri ile sınırlı kaldığı görülür. Dolayısıyla belli bir adedi ortaya koyan sahih hadislerle çelişmezler. Zira sayı belirtmeyen bu hadisler nefy ifade ederlerken kırk sayısını zikreden hadisler ise ispat ifade etmektedirler. Burada ise şu usul kaidesi uygulanır: "Nefy ile isbat birbiri ile çatıştıkları zaman ispat nefyin önüne geçer." Bu kurala göre belli bir had ispat eden hadisler muayyen bir haddi ifade eden hadislerin önüne geçer. İki delilin imali evladır. Bu nedenle onların bilgilerine göre nefy ihmal edilir. Bu ise diğerlerinin bundan başka bir şey bildiklerini nefyetmez. Yani Rasul (sav) tarafından içki için muayyen bir haddin tespit edildiği bilinmektedir.
    Tüm bu açıklamalara göre; "kırk" sayısına veya "kırk civarında"ki rakamlara nass teşkil eden hadislerle amel edilerek içki içen kimseye kırk sopa vurulması gerektiği belli olmaktadır. Buna göre içki için muayyen bir had vardır o da kırktır. Ancak kırktan fazla olmasının caiz olduğunun, kırktan az olmasının ise caiz olmadığının delili, haddin kırk civarında olduğunu ifade eden şu hadislerdir.
    Enes’ten:
    "Yaprakları soyulmuş hurma dalları ile yaklaşık kırk defa vuruldu."*
    "Ayakkabılarla yaklaşık kırk defa vurdu."

    Nesei:
    "Yirmi kadar erkeğe emretti ve onların her biri iki defa vurdular."*
    Bu hadislerin tümü haddin kırktan az veya çok olduğuna delalet etmektedir. Ancak Rasul’ün "kırk" sözünü söylediği birçok hadisle sabit olduğuna ve nas da kırk sayısını işaret ettiğine göre kırktan az olması nefy edilir ve "kırk kadar" ifadesinin kırktan az şeklinde yorumlanması engellenir. Geriye kırk veya kırktan fazla miktar kalır. Bu ise kırktan fazla olmasının caiz olduğuna işaret etmektedir. Bunu Zühri’nin Nebi (sav)’den rivayet ettiği şu hadis teyit etmektedir: "Orada bulunanlara elleriyle ve ayakkabılarıyla bırakınız. yeter deyinceye kadar vurmalarını emretti." Bu hadis, "kırka" delalet eden hadislerle bir araya getirildiği zaman kırktan önce onlara ellerinizi çekiniz demediği anlaşılır. Fakat onlara kırktan sonra onlara ellerinizi çekiniz demiş olması caizdir. Bu nedenledir ki kırktan fazla olması doğrudur. Belki de sahabelerin hakkında ihtilaf ettikleri husus sayının ne olacağı hususudur. Nitekim Ömer (ra) içki içen kimseye vurulacak had hakkında ashab ile istişare etmiştir.
    Enes’ten:
    "Nebi (sav)’e içki içen bir adam getirildi. Ona yaprakları soyulmuş iki hurma dalı ile yaklaşık kırk defa vurdu. Dedi ki: Ebu Bekir de böyle yaptı. Ömer, halife olduğunda insanlarla istişare yaptı. Abdurrahman, haddin en hafifinin seksen olduğunu söyledi ve Ömer bunu emretti." *
    Ebu Şeybe, Ebu Abdurrahman es-Selmi’den, o da Ali’den: Dedi ki: "Şam halkından bir grup ayet-i kerimeyi tevil ederek içki içtiler. Bu konu hakkında (Ömer) istişare etti. Dedim ki: Onları tevbe etmeye çağırman gerekir. Eğer tevbe ederlerse onlara seksen kırbaç vur. Aksi halde boyunlarını vur. Çünkü onlar haramı helal yaptılar. Tevbeye çağrıldılar ve onlar tevbe ettiler. Sonra da seksener sopa vuruldu."
    Bu iki hadis, Ömer (ra)’ın, içki cezasının miktarı hakkında sahabe ile istişare ettiğine delalet etmektedir. Ömer’in, sahabelerle Şam halkından içki içen kimselere uygulanacak içki haddi hakkında istişare yapmadığı, onların içki içmeleri ve ayet-i kerimeyi tevil etmeleri hususunda istişare yaptığını söylemeleri mümkündür. İçki hakkında yapılan istişare içki içene uygulanacak içki haddinden ziyade ayetin tevili esası üzerine yapılmıştır. Bu nedenledir ki Ali ona, onları tevbe etmeye çağırmasını söylemiştir. Çünkü, onlar haramı helal yapmışlardır. Dolayısıyla tevbe etmedikleri takdirde öldürülmeleri, tevbe ettikleri takdirde ise seksen kırbaç ile cezalandırılmaları gerekmektedir. Yine bu olay, Şam halkından bir grubun yaptığı iş hakkında Ömer’in yaptığı bir istişareden ibarettir, denilebilir. Oysa Enes hadisinin, içki haddinin miktarı konusunda yapıldığını söylemek de mümkündür. Abdurrahman’ın "hadlerin en hafifi seksen (celd)dir" sözü de buna delalet etmektedir. İşte bu, yapılan istişarenin içki haddinin miktarı hususunda yapıldığının nassıdır. Durum böyle iken nasıl olur da Ömer, haddin miktarı hakkında istişare yapabilir. Hadisler içki içen kimseye 40 ya da kırk civarında değnek vurulacağına işaret etmekte ve Ömer’in de bunu bildiği sabittir. Öyleyse haddin ne olacağı hususunda yapılan istişarede; kırk adede işaret eden hadislerle kırk civarında olacağına işaret eden hadisler bir araya getirildiğini, Ömer’in kırktan fazla miktar hakkında istişare yaptığı ortaya çıkar. Yani Ömer (ra), içki içen kimseye uygulanacak haddin kırktan fazlası hakkında istişarede bulunmuş ve Abdurrahman b. Avf da hadlerin en hafifinin seksen kırbaç olduğunu söylemiştir. Bu durumda iki husus ortaya çıkmaktadır:
    Sahabeler haddin kırktan fazla olmasının caiz olduğunu anladılar.
    2- Sahabelerin içki haddindeki ihtilafları, kırk kırbaç konusundan ziyade kırkın üstündeki rakam üzerinde olmuştur.
    Yine mü’minlerin emiri Ali b. Ebu Talib’in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

    "Eğer bir kimseye had vuracak olsaydım ve bu nedenle de ölseydi içimde bir sıkıntı hissetmezdim. Ancak içki içen kimse had vurulmasından dolayı ölürse onun diyetini öderdim. Çünkü Rasulullah (sav) bunu sünnet kılmamıştır." *
    Ebu Davud ve İbni Mace’de ise şu ifadeler yer almaktadır:
    "Rasulullah (sav)’in sünnet haline getirdiği şeyi biz mutlaka söylemişizdir." *
    Hadiste yer alan ifadesi miktarını ve vaktini lafzıyla ve konusuyla belirlemedi anlamına gelmektedir. Bu hadiste Ali (ra); Rasulullah (sav)’in içki haddi için belirli bir miktar takdir etmediğini söylemektedir. Aynı zamanda Ali (ra) şöyle demektedir:
    "Nebi (sav) kırk defa, Ebu Bekir kırk ve Ömer de seksen defa vurdular. Bunların hepsi de sünnettir." *
    Durum böyle olduğu halde nasıl olur da, "Çünkü Rasulullah (sav) bunu sünnet kılmamıştır," diyebiliyor? Halbuki az önceki hadiste "Rasulullah (sav) kırk defa vurdu" diyordu. Öyleyse Ali (ra), sözü ile, Rasulullah (sav)’in kırk üzerinde bir miktarı belirlemediğini kastetmektedir. Adeta hadisin konusu kırktan fazlasına işaret etmektedir. Çünkü kırk meselesi, hakkında açık olarak gelen nasslardan (hadislerden) dolayı kesin olan bir husustur.
    Buraya kadar anlatılanların tamamı, sahabelerin kırktan fazlası üzerinde ittifak ettiklerini göstermektedir. Ali (sav)’den rivayet edilen hadise göre Rasulullah (sav)’in içki hakkında belli bir had belirlemediği şeklindeki ifade ve yine "Rasulullah (sav) içki hakkında haddi farz kılmadı" şeklindeki hadislerin tamamı ancak kırktan fazlası hakkında söylenmiştir. Bunun delili Ali (ra)’ın, Rasulullah (sav)’in kırk defa vurduğu şeklindeki sözü ve kırk sayısına delalet eden diğer hadislerdir. İçki içen kimseye uygulanacak olan haddin kırk sopa olduğunu belirten hadislerle, Rasul (sav)’in içki için belli bir had tespit etmediğini anlatan hadisler ve "kırk kadar" had vurduğunu belirten hadisler yan yana getirildiği zaman, kırktan fazla vurmasının caiz olduğuna delil olur. Ancak bu farklılık Rasulullah (ra) tarafından tespit edilmemiştir, seksen sopa, daha az veya daha çok olduğu sabit olmamıştır. Ancak kırktan fazla olduğu mutlak olarak sabit olmuştur.
    Ancak her ne kadar sahabenin (Allah onlardan razı olsun) içtihatları şer'î delil sayılmasa da görüşleri, sahih bir içtihatla ulaşmış oldukları şer'î bir hükümdür. Üstelik müçtehit tarafından şer'î bir hüküm olarak görüldüğü için de alınması doğrudur. Onların sözleri dikkate alınır ve görüşleri de kabul edilebilir. Bu nedenle kırktan fazlasına işaret etmek üzere muayyen bir had olarak seksen kırbaç ceza tayin edilebileceği gibi kırk tane de olabilir. Dolayısıyla halifenin seksen kırbaç vurmayı emretmesi caizdir. Sahabeler (Allah onlardan razı olsun) kırk sopa vurdukları gibi seksen sopa da vurmuşlardır. Dolayısıyla haddin sayısı kırk tane de seksen tane de olabilmektedir. Sahabelerin hem kırk hem seksen adet had vurduklarına delalet eden hadisler çoktur.
    Ahmed ve Müslim Enes’ten şunu rivayet etmektedirler:
    "Nebi (sav)’e içki içmiş bir adam getirildi de adama iki ayakkabı ile kırk kadar vuruldu. Dedi ki Ebu Bekir de böyle yaptı. Ömer halife olduğunda ise arkadaşları ile istişare yaptı. Abdurrahman dedi ki: Haddin en hafifi seksendir. Ömer de bu şekilde emretti." *
    İbni Ebu Şeybe Ebu Abdurrahman es-Selmi’den, o da Ali’den, dedi ki: "Şam halkından bir grup içki içtiler ve içki ayetini tevil ettiler. Bu konu hakkında Ömer sahabelerle istişare etti. Ben (Ali) dedim ki: onları tevbe etmeye çağırmanı uygun görüyorum. Tevbe ederlerse onlara seksen sopa vurursun. Tevbe etmezlerse boyunlarını vurursun. Çünkü onlar haramı helal yaptılar. Onlar tevbe etmeye çağırılırlar ve tevbe ederlerse her birine seksen kırbaç vurulur."
    Hudayn b. el-Münzir’den, dedi ki:
    "Osman (ra)’ın yanında idim. Velid’i getirdiler. Sabah namazını iki rekat kılmış (kıldırmış) sonra da, daha ilave edeyim mi, demiş. Daha sonra iki kişi onun aleyhine şahitlik ettiler. Bunlardan birisi (Humran) onu içki içerken gördüğünü, diğeri de kusarken gördüğünü söyledi. Bunun üzerine Osman, içki içmedikçe kusmaz, dedi. Sonra da Ali’ye seslenerek; Ey Ali kalk ve ona sopa vur, dedi. Ali de Hasan’a kalk ve ona sopa vur dedi. Bunun üzerine Hasan şöyle dedi: Akrabalarından Hilâfet zevkini duymak isteyen birine emret. Bu tavır, sanki zoruna gitmişti. Bunun üzerine Osman şöyle dedi: Ey Cafer’in oğlu Abdullah, onu cezalandır. Abdullah b. Cafer ona vurmaya başladı, Ali de sayıyordu. Kırk tane olunca Ali ona, yeter artık, vurma, dedi. Ardından da şunu ilave etti: Nebi (sav) kırk defa vururdu. Bunların hepsi de sünnettir. Fakat (kırk defa vurmak) benim daha hoşuma gider." *
    Mü’minlerin emiri Ali (ra) içki içme hakkında şöyle dedi: "O kimse içki içtiği zaman sarhoş olur. Sarhoş olduğu zaman saçmalar. Saçmaladığı zaman ise iftira eder. İftira edene ise seksen kırbaç vurulması gerekir." Bu hadisler ve eserler, sahabelerin içki içen kimseye bazen kırk, bazen de seksen defa vurdukları hakkında açık ifadelerdir. Onların uygulamaları bu içki cezası ile istikrar bulmuştur.
    Kırk defa sopa vurulacağı hadisin nassı ile sabittir. Dolayısıyla sahabeler hadisin nassı ile amel ederek kırk defa vurmuşlardır. Onların içtihatlarının delili Ali (r.a)’ın: "Nebi (sav) kırk defa vurdu." * sözü değildir. Onlar içki içen kimseye seksen kırbaç vurulmasını içtihatlarına dayanarak uyguladılar. Kırktan fazla vurmanın caiz olacağı anlayışlarına dayanarak bunu yaptılar. Onlar, hadlerin en hafifinin seksen olması gerektiğini düşündüler. Çünkü onlara göre, içki içen kimse içtiği zaman saçmalar, saçmaladığı zaman iftira eder, iftira eden kimseye ise müfteri haddi yani kazf haddi uygulanır ki bu da seksendir. İşte sahabelerin takip ettikleri yol budur. Rasulullah (sav)’in kırk defa vurduğu ise sünnetle sabittir. Seksen kırbaç ise sahabenin büyüklerinden kaynaklanan içtihatlarla sabittir. Öyleyse içki içen kimseye uygulanacak had kırk ve seksendir.
    İşte bu iki had, içki içen kimseye uygulanacak olan haddir. Bu ikisi dışında bir haddin vurulması kesinlikle caiz değildir. Çünkü Nebi (sav)’den ve sahabelerden kırk ve seksen kırbacın dışında had uyguladıkları sabit olmamıştır. Dolayısıyla elli defa, doksan defa veya başka miktarın uygulanması caiz değildir. Çünkü bu ceza hadd cezasıdır, tazir cezası değildir. Zira bu iki miktar Rasulullah (sav) ve sahabeden gelen haberlerle sabit olmuştur. Dolayısıyla yalnızca bu iki had ile yetinilmesi gerekir. Ancak halifenin bu ikisinden birisini ceza miktarı olarak benimsemesi caizdir. Yani bu iki ceza miktarından birisini bağlayıcı bir ceza olarak emretmesi caizdir. Halife seksen sopa vurulmasını emredecek olursa sünnetle sabit olan kırk adet cezayı ve sahabelerin üzerinde ittifak ettikleri kırktan fazla olan seksen sopalık cezayı da içerisinde barındırmış olur. Şayet kırk sopa vurulmasını mecburi hale getirecek olursa, sünnetle sabit olanı emretmiş olur. Kırkın üzerine çıkarmak imam için farz değil caiz olan bir husustur. Dolayısıyla seksen sopa üzerine kırk sopa vurulmasını bağlayıcı hale getirmesi herhangi bir şeyi gerektirmez.
    İçki içen kimse, içtiği şeyin çoğunun sarhoşluk verdiğini bilirse içki haddi uygulanır. Ancak çoğunun sarhoşluk verdiğini bilmiyorsa had vurulmaz, içki haddinin vurulabilmesi için iki şeyden birisi ile içki içtiğinin sabit olması gerekir:
    İkrar
    Beyyine
    İki şahitten birisi, içki içtiğine diğeride kustuğuna şahitlik etmesi had uygulaması için yeterlidir. Zira Hudayn hadisi şöyleydi:
    "İki adam içki içtiğine şahitlik ettiler. Bunlardan birisi (Humran) içki içtiğine diğeri de onun kustuğuna şahitlik etti." *

    Allah razı olsun bu paylaşımın için umarım faydalı olur toprağım.
    Uzaktan sevmek nedir? Gidin Hz. Vahşi (r.a)'ye sorun.

    Görmeden sevmekten başka bir şey bu.
    Görmek fakat yaklaşamamak,
    Bakmak ama konuşamamak.
    Sadece uzaktan seyretmek ve ağlamak,
    Ağladığını, sevdiğini söyleyememek.
    Zor olan budur.
    Görmek ama dokunamamak...


  3. #3
    Oguz_Ata - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    May 2008
    Nerden
    Ergenekon
    Mesajlar
    202

    Standart

    İlginç konu özelikle iki yorumuda okudum .

    Alfa arkadaşın foruma taşıdığı yazıda şu yazı çok düşünceli;



    Kur'an-ı Kerîm'de içki yasağı tedrîc prensibine göre gelmiştir.
    Tedriç kelime anlamı derecelendirme demektir.

    Yani bir kişi 3 bardaktan sonra dengesi bozuluyorsa bu tedriç hükmüne girebilir. 4. bardak haram dır.

    Fakat Cokgen arkadaşımızın yazısıda bir önceki yazı ile çelişerek haram olduğunu kesin hükümle belirtiyor.

    Tabi bu bir yorum lakin Halife Ömer Rasullah ve ALLAH c.c den gidip içki yasaklanmasını istemeside gariptir ki.

    ALLAH c.c kullarının güçünün neye yetmediğini iradesini bilmez mi oda ayrı konudur.

    Peki İslam da tam anlamıyla haram değil teçrid usulu ise bu ayetler bize neyi anlatıyor;

    Yusuf 53/12

    36:

    Onunla birlikte zındana iki genç daha girmişti. Bir tanesi dedi ki: "Rüyada gördüm, şarap sıkıyordum." Öteki de şöyle dedi: "Ben de gördüm ki, başımın üstünde ekmek taşıyorum, kuşlar ondan yiyor. Bunun yorumunu bize bildir. Biz senin, güzel düşünüp güzel davrananlardan olduğun kanısındayız."

    Ayet-41:

    "Ey benim zından arkadaşlarım! Rüyanıza gelince: Bir taneniz rab edindiği kişiye şarap sunacak. Ötekiniz ise asılacak da kuşlar başından yiyecek. Hakkında fetva sorduğunuz iş, böyle hükme bağlanmıştır."


    Nahl-70/16

    Ayet -67:

    Hurmalıkların meyvalarından, üzümlerden de sarhoş edici bir içecek ve güzel bir rızık elde edersiniz. İşte bunda, aklını işleten bir topluluk için kesin bir mucize vardır.

    Muhammed 99/47

    Ayet-15

    Sakınanlara vaat olunan cennetin durumu şöyledir: Orada, bozulmayan sudan ırmaklar; tadı bozulmayan sütten nehirler, içenlere lezzet sunan bir şaraptan nehirler, süzme bir baldan oluşan nehirler var. Ve orada kendileri için her türlü meyvenin yanında, Rablerinden bir de bağışlanma var. Bu nimetler içindekiyle, uzun süre ateşte kalıp da içirildiği sıcak su tarafından bağırsakları parçalanan kimse aynı olur mu?


    Bakara 92/2

    219

    Sana uyuşturucuyu/şarabı ve kumarı sorarlar. De ki: "Bu ikisinde büyük bir günah vardır; insanlar için çıkarlar da vardır. Ama onların kötülüğü yararlarından çok daha büyüktür." Ve sana neyi infak edeceklerini de soruyorlar. De ki: "Helal kazancınızın size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza yeterli olanından artanını verin." Allah, ayetleri size işte böyle açıklar ki, derin derin düşünebilesiniz.

    Bana kalırsa bir ayet diğer ayetle çelişmiyor gibi gözüksede çelişmiyor çünkü eğer bir ayette bizzat cennette ödül olduğunu bir ayette ise rızık olduğu söyler iken başka bir ayette kötü olduğunu vurgulaması burdaki hamr kelimesinin kelime anlamından kaynaklanmaktadır.

    Hamr=beyni örten şey humur çoğulu hımar örtü anlamındadır diğerleri ise meyis kavramındadır.

    İnsanın iradesi bir çok şeyle hamr halinde olabilir mesela cahillik,bilgisizlikde bir hamr çeşitti olabilir.
    TÜRKÇÜ

    Yok sayıp sen de bu ruhsuz sürüyü
    Kılavuz yap ebedi Gök Börü’yü.
    Çıkarıp Ergenekon’dan ulusu
    Türk’ü kılsın yine dünya ulusu

Konu Bilgisi

Uye Bu Konuya Bakiyor

Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)

Benzer Konular

  1. Nilüfer - Haram Geceler..
    By Fidem in forum Resimli Şarkılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 17.05.08, 13:35

Eklenmis Olan Tag'lar

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Yeni Konu Acamazsin
  • Konuya Cevap Yazamazsin
  • Konuya Eklenti Ekleyemezsin
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372