Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan 12 SonuncuSonuncu
1 den 10´e kadar. Toplam 12 Sayfa bulundu

Konu: Istanbul

  1. #1
    MeLDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Nerden
    Hamburg, germany, Germany
    Mesajlar
    5,763

    Türk Bayragi Istanbul







    Türkiye'nin en büyük ve en güzel şehri olan İstanbul'un yerleşme tarihi paleotik çağa,yani günümüzden 40 bin yıl öncesine kadar uzanmaktadır.Bilinen tarih ise Kadıköy(Kalkedon) ve Sarayburnu bölgelerine yerleşen Megara'lılarla başlar.Şehrin ilk adı olan Bizantium,komutan Byzos'a izafeten verilmiştir.Bazı kaynaklara göre ise ilk önceleri "Lekab" ırmağından dolayı "Licus" adıyla anılmıştır.
    Şehir 9 yüzyıl boyunca çeşitli işgaller görmüştür.M.S.196'da Roma İmparatoru Severus tarafından alınmıştır;imparatorun oğlu Antonius Caracalla'nın isteği ile yeniden kurulmuş ve adı da Antoninia olmuştur.M.S.269'da Gotlar'ın,M.S.313'de tekrar Romalı'ların eline geçen şehir ,IV.yy başlarında Büyük Constantinus tarafından imar edildikten sonra bildiğimiz Constantino- polis adını almış ve İmparator Teodosius'un "Kanunlar Mecmuası" nda bu adla ilk resmi kayıtlara geçmiştir.

    İmparator, başkenti Roma'dan İstanbul'a taşımış;şehre ikinci Roma (Deutera Rome) ve Yeni Roma (Nea Rome) adlarını vermiş ise de Constantinopolis adı daha çok yerleşmiştir.İmparatorluk M.S.395 yılında ikiye ayrılınca bu tarihten 1453 yılına kadar Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu'nun başkenti olmuştur.

    Bizans döneminde İstanbul 30 kuşatma görmüştür.IV. ve XV.yy'lar arasında Hunlar,Avarlar,Sasaniler,11 kez Araplar,6 kez Bulgarlar, Selçuklular,Peçenekler,Haçlılar ve 7 kez Osmanoğulları İstanbul'u kuşatmıştır.Şehri ancak 30.kuşatmada alabilmek Fatih Sultan Mehmet'e nasip olmuştur.29 Mayıs 1453 tarihinde,kuşatmanın 54.gününde düşmesiyle Bizans İmparatorluğu yıkılmış;Ortaçağ kapanarak,Yeniçağ başlamıştır.Osmanlılar halkın her türlü hakkını korumuş,şehri imar etmiş ve başkent seçerek saltanat merkezi haline getirmiştir.

    Yüzyıllar boyu resmi yazı ve paralarda Konstantiniye olarak geçen İstanbul,Osmanlı İmparatorluğu süresince Darülhilafe (Hilafet Evi), Darüssaltana (Saltanat Evi),Deraliye(Devletin Evi),Asitane(Devletin Eşiği),Dersaadet(Mutluluk Evi), Selatin(Sultan Kapısı),Beldetüt Tayyibe(Güzel Belde),İslambol(Müslümanı Bol),Darülmülk(padişahın Yeri),Payitaht-ı saltanat(Saltanatın Başkenti),Südde-i Saltanat (Saltanatın Eşiği) gibi birçok adlar almışsada İstanbul olarak tanınmış ve yaşamıştır.

    XVI. ve XVII yy'lar arasında İstanbul'da anıtsal yapılar kurulmuş, yeni gelişme alanları belirlenmiş,bu gelişme biçimi günümüz İstanbul'unun da temel eksenlerini oluşturmuştur.bu dönemde şehir Edirnekapı,Haliç kıyılarında,Beyoğlu,Galata, Üsküdar,Kadıköy ve Boğaz yönünde yaygınlaşmıştır.Değişik dönemlerin simgeleri olarak Beyazıt,Şehzadebaşı, Süleymaniye,Mihrimah Külliyeleri yapılmış, daha sonra Yenicami ve Sultanahmet Camileri İstanbul'un görünümüne katılmıştır.II.Mahmud döneminde ilk kez Batı kentlerindeki gibi bir şehir planı yaptırılarak,XIV.yy'ın ilk yarısında tarihi sayılan kışlalar ve çevrelerinde de yeni yerleşim merkezleri oluşturuluyordu.

    Rami,Maltepe,Halıcıoğlu,Maçka,Gümüşsuyu,Taksim,Taş kışla,Harbiye gibi yerleşim bölgeleri şehrin yeni gelişme eksenlerini de belirliyordu.

    1874 tarihinde açılan Sirkeci-Edirne demiryolu İstanbul'un batısında sur dışındaki gelişmeyi güçlendirdi.Bu arada 1838'de Unkapanı-Azarkapı ve 1845'te Karaköy-Eminönü arasında açılan köprüler iş merkezlerini birleştiriyordu.1853'te Dolmabahçe Sarayı,1865'te Beylerbeyi,1874'te Çırağan ve Yıldız Sarayları göz kamaştırıcı görünümleriyle şehre güzellik katmaya başlamışlardı.


    XIX.yy'dan itibaren modernleşme her alnda yaşanıyordu.Boğaz'da ilk buharlı gemi 1829'da yüzdürüldü.1850'de Şirket-i Hayriye 6 vapurla düzenli seferlere başladı.1869 yılında atlı tramvay,1874'te Dolmabahçe Gazhanesi kuruldu.1876'da ise padişaha Kumkapı-Beyazıt,Karaköy-Dolmabahçe hattında çalışması düşünülen bir metronun yapımı öneriliyordu.



    Sirkeci Garı

    XX.yy başlarında Sirkeci Garı,Galata Limanı,Haydarpaşa Garı ve Rıhtımı İstanbul siluetindeki yerlerini almışlardır.Diğer yandan elektrikli tramvay geliştirilerek Şişli'ye;Anadolu yakasında ise Bostancı'ya kadar uzanıyordu.Bu gelişmelerle birlikte şehrin nüfusu 1 milyonu aşmıştı.

    Cumhuriyet'in kurulması ile başkent Ankara'ya taşınınca,İstanbul sosyo-ekonomik ve kültürel önemini kısmen yitiriyordu. 1920'li yıllardan sonra yaşanan durgunluk, II.Dünya Savaşı yıllarında da gözlenmiştir.Daha sonra Avrupa'da şehircilik akımından etkilenmiş,yüzyılımızın ikinci yarısından başlayarak,hızla artan bir gelişme ile günümüzde dünyanın sayılı kültür,sanat,ticaret ve geniş hinterlanta sahip endüstri şehirlerinden biri olmuştur






    İSTANBUL'UN FETHİ (29 Mayıs)

    İstanbul, Asya ile Avrupa kıtaları arasında yer alan doğal güzellikleriyle ünlü bir kenttir. Tarihi M.Ö. yedinci yüzyıla kadar uzanır. Şehir, M.Ö. 657 yılında Megaralılar tarafından kurulmuştur. Devletin Byzas adlı komutanının adından dolayı şehre, Byzantion adı verilmişi. M.Ö. altıncı yüzyılda Perelerin eline geçen Byzantion için, Atinalılar ve Ispartalılar da savaşmış. M.Ö. dördüncü yüzyılda İskender tarafından fethedilen şehir M.Ö. üçüncü yüzyılda Roma İmparatorluğu tarafından alınmış. M.Ö. 330 yılında İmparatorluğun başkenti olan Byzantion’a, bu kez de Konstantinapolis adı verilir. M.Ö. 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye ayrılınca Konstantinapolis, Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkenti olur.

    Stratejik önemi ve tabi güzellikleriyle herkesin dikkatini çeken şehir, Gotlar, Ostrogotlar ve Bulgarlar tarafından defalarca kuşatıldı, fakat alınamadı. Bu yoğun saldırılar üzerine, İmparator Anastasiyanus, Silivri’den başlayarak Karadeniz’e kadar uzayan surları yaptırdı. Buna karşın saldırılar devam etti. M.S. 7. ve 8. yüzyıllarda Araplar tarafından da kuşatıldı. Fakat bu kuşatmalar da sonuçsuz kaldı.

    1203 yılında Haçlı orduları tarafından zapt edilerek 1261 yılına kadar Haçlıların elinde kaldı. Bu tarihten sonra tekrar Bizanslıların eline geçti.

    1299 yılında kurulan Osmanlı Devleti, yavaş yavaş büyüyerek gelişti. Anadolu ve Rumeli’de genişlemeye devam etti. Anadolu ve Rumeli’deki topraklarımızın arasında kalan Bizans, mutlaka alınmalıydı. Bu amaçla şehir, Osmanlılar tarafından birkaç defa kuşatıldı. Ama alınamadı.




    1453 yılında, Padişah II. Mehmet, hocası Akşemsettin’in de teşvikiyle İstanbul’a yeni bir saldırı düzenlemeye karar verdi. Önce, Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılan Anadolu Hisan’nın karşısına Rumelihisan’nı yaptırdı. Edirne’de döktürdüğü balyemez adı verilen büyük toplarla savaşa hazırlandı.6 Nisan 1453 günü, Osmanlı ordusu Bizans surları önüne geldi. Bizans İmparatoru Konstantin, Haliç’i zincirle kapatarak Osmanlı Ordusu’nun şehre denizden girmesini önledi. 11 Nisan günü kuşatma tamamlandı ve top ateşi başladı. Yirmi gün süren top ateşinden kesin bir sonuç alınamadı. Şehrin denizden de kuşatılması gerektiğini düşünen II. Mehmet, bir gece yetmiş parça gemiyi karadan yürüterek Haliç’e indirdi.




    Bizanslılar, sabahleyin Osmanlı Donanması’nı Haliç’te görünce büyük bir korkuya ve paniğe kapıldılar. Haliç’ten ve karadan yapılan top atışlarıyla surlarda gedikler açıldı. Bunun üzerine, 29 Mayıs günü bir genel saldırı düzenlenmesine karar verildi. Hocası Akşemsettin II. Mehmet’e cesaret veriyor; Hz. Peygamberin, "Konstantin elbet fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne iyi komutan ve onun askerleri ne güzel askerlerdir" sözüyle müjdelenen komutanın kendisi olduğunu söylüyordu. Bu inançla 29 Mayıs günü son taarruz başladı. Çok kanlı ve zorlu bir savaştan sonra birçok şehit verildi. Bu şehitler arasında, Bizans surlarına Türk bayrağını diken Ulubatlı Hasan da vardı. Nihayet, Mayıs 1453 Salı günü, İstanbul fethedildi.




    İstanbul’un fethi, hem Türk tarihi için hem de dünya tarihi için önemli bir olaydır. Türk tarihi için önemi İstanbul’un fethiyle, Osmanlıların, Balkanlardaki ilerlemelerine engel olacak hiçbir gücün kalmamasıdır.


    Avrupa’da ilerleyişini sürdüren Osmanlı Devleti, büyük bir imparatorluk haline gelmiştir. Dünya tarihi bakımından ise, İstanbul’un fethi, Orta Çağ’ın kapanıp Yeni Çağ’ın açılmasına sebep olmasındandır.

    İstanbul, 29 Mayıs 1453 tarihinden 23 Nisan 1920 tarihine kadar Osmanlı Devleti ’nin başkenti olmuştur. Bu nedenle Türk ve Dünya tarihini etkileyen bu önemli fethi, her yılın 29 Mayıs günü, aynı coşku ve sevinçle kutluyoruz.






    Allah`ım Her dem Sen'i anmayı,Sen'i anlayıp anlatmayı,Sen'i sevip sevdirmeyi nasip et bizlere.
    YA İLAHİ ! SENDEN KIYAMETE KADAR BÜTÜN ESMA-İ HÜSNAN İLE ,
    DUA EDEN BİR DİLİMİN OLMASINI İSTİYORUM !!!


  2. #2
    MeLDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Nerden
    Hamburg, germany, Germany
    Mesajlar
    5,763

    Türk Bayragi --->: Istanbul

    TARİHİ ESERLERİ





    İ stanbul’un hemen her köşesi tarihi ve turistik özelliklere sahiptir. Hepsini saymak, adeta mümkün değil gibidir. En önemlilerinden bazıları şunlardır:

    Surlar: İstanbul’un meşhur surları tarihte dört defa yapılmıştır. Surlar üzerinde 400 kule, 500 kapı bulunuyordu. Kara surları 6800 m, Marmara surları 8000 m ve Haliç surları 5000 m idi. Langa, Davutpaşa, Samatya, Narlıkapı, Yaldızlı, Yedikule, Belgrat, Silivrikapı, Sıgma, Mevlevihane, Topkapı, Sulukule, Edirnekapı, Kostantin, Eğrikapı, Ayvansaray, Balat, Fener, Yenikapı, Aiya, Yeni Aya, Cibali, Ayazma, Zindan, Balıkpazarı ve Yeni Cami kapıları surların meşhur kapılarıdır. Marmara ve Haliç surlarının büyük kısmı yıkılmıştır. Kara surlarının yarısından fazlası yıkık vaziyettedir. Bir bölümü aslına uygun şekilde tamir ettirilmiştir.

    Anadolu Hisarı: Boğaz’ın Anadolu yakasında Sultan Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılmıştır. Akça Hisar, Yeni Kale ve Güzelce Hisar isimleriyle anılmıştır. Boğazın bekçisi durumunda olup, üç ana kuleden ibarettir.

    Rumeli Hisarı: Boğazın Rumeli yakasında Fatih Sultan Mehmed Han yaptırmıştır. Kendisi ve paşalar taş taşıyarak inşaatta çalıştılar. Hisarın planı Muhammed isminin yazılışı şeklindedir. 17 kulesi vardır. Yüksekliği 22 metredir. Sanat ve mimari bakımında şaheserdir.

    Tekfur Sarayı: Edirnekapı, Kariye Camii yakınında olup, harabe halindedir. Bizans dönemine aittir.

    Topkapı Sarayı: İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından yaptırılmaya başlandı. 1466’da başlanan sarayın inşaası, 1478’de bitirilmiştir. 699 dekar yer kaplayan sarayın çeşitli bölümleri vardır. Sarayın sahildeki saltanat kapısındaki kule ve önlerindeki toplar sebebiyle “Topkapı” denmiştir. (Bkz. Topkapı Sarayı)


    Dolmabahçe Sarayı: On dokuzuncu asırda dünyada yapılan sarayların en meşhûrudur. Sarayın bulunduğu yer bir koy idi. Sultan Birinci Ahmed Han ile Sultan İkinciOsman Han devirlerinde bu koy doldurularak burada Çinili Köşk ismiyle bir kasr yaptırıldı. Daha sonra aynı yerde Sultan Üçüncü Selim tarafından Beşiktaş Sarayı yaptırıldı. Sultan Abdülmecid Han bu sarayı yıktırarak 1851’de Dolmabahçe Sarayını yaptırmaya başladı. Yapımı beş sene süren bu sarayda 200 oda ve 8 büyük salon vardır. Mermerleri, Marmara Adasından getirilmiştir. Osmanlı sultanlarının Bayezid ve Topkapı saraylarından sonra oturdukları üçüncü yerdir.

    (Bkz. Dolmabahçe Sarayı)


    Çırağan Sarayı: Beşiktaş’ta deniz kıyısında Yıldız Parkının karşısındadır. Sultan Abdülaziz Han 1871’de yaptırmıştır. Mermer işçiliğiyle meşhur olan saray, 1910’da yanmıştır. Günümüzde restore edilmiş ve turistik otel olarak kullanılmaktadır.


    Yıldız Sarayı: Beşiktaş’ta Yıldız Camiinin karşısındadır. Sultan Abdülaziz Han 1866’da yaptırmıştır. Çok geniş bir koruluğun içinde yer alan saray, çeşitli köşklerden meydana gelmiştir. Bayezid, Topkapı ve Dolmabahçe saraylarından sonra Osmanlı sultanlarının oturduğu dördüncü saraydır. Sekiz sultana mesken olan bu saray, bir sanat abidesidir. (Bkz. Yıldız Sarayı)

    Beylerbeyi Sarayı: Boğaziçi’nin pırlantası olan bu saray Sultan Abdülaziz Han tarafından yaptırılmıştır. Sarayın doğu duvarları ve iç yapısı çok süslemelidir. Havuzlu salonu set biçiminde düzenlenmiş bahçesi ve değerli eşyaları ile meşhurdur. (Bkz. Beylerbeyi Sarayı)

    İbrahim Paşa Sarayı: Kanûni Sultan Süleyman’ın eniştesi İbrahim Paşanın düğün hediyesi olarak verdiği bu saray, daha sonraları kışla ve okul olarak kullanılmıştır. Sultanahmed semtinde bulunan saray, son senelerde tamir edilip, Türk-İslam Eserleri Müzesi olmuştur.


    Eyüp Sultan Camii ve külliyesi: Fatih Sultan Mehmed Hanın emriyle 1453-1459 yılları arasında Eshab-ı kiramdan Ebû Eyyûb el-Ensari’nin İstanbul’u şereflendiren kabr-i şerifinin yanında yaptırılmıştır. Külliye, cami, türbe, medrese, imaret ve çifte hamamdan meydana gelmektedir. Çeşitli zamanlarda tamir görmüştür. Senenin her gününde, bilhassa Ramazan ayında ziyaretçilerle dolup taşan, Türk milletince mukaddes tanınan bu türbe ve cami, yalnız İstanbul’un değil, Türkiye’nin hatta İslam dünyasının dini ziyaret merkezlerinden biridir.

    Fatih Camii ve külliyesi: Fatih Sultan Mehmed Han tarafından 1463-1471 seneleri arasında yaptırılmıştır. Külliye; cami, medreseler, darüşşifa, tabhane, imaret, sıbyan mektebi, kitaplık, hamam, saraçlar çarşısı ve çeşitli türbelerden meydana gelmiştir. Fatih külliyesi, İstanbul Üniversitesinin ilk çekirdeğidir. Buradaki tetimme medreselerinde hazırlık dersleri görüldükten sonra, medresede yüksek tahsil yapılırdı. Klasik Osmanlı külliyelerinin öncüsüdür. Çeşitli zamanlarda tamir görmüştür. Kütüphanesinde Osmanlı devrine ait el yazma ve basma 10.000 eser vardır. Bu eserler bugün Süleymaniye Kütüphanesinde okuyucuya açıktır.

    Mahmud Paşa Camii ve külliyesi: Mahmudpaşa semtinde sadrazam Mahmûd Paşa tarafından yaptırılmıştır. Cami, türbe, hamam, medrese, sıbyan mektebi, mahkeme, çarşı ve imaretten meydana gelmiştir. Çeşitli zamanlarda tamir gören külliyenin günümüze sadece cami, türbe, han, medresenin dersanesi ve hamamının bir bölümü ulaşmıştır.

    Mihrimah Sultan Camii ve külliyesi: Edirnekapı’da Kanûni Sultan Süleyman Hanın kızı Mihrimah Sultan tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Cami medrese, sıbyan mektebi, hamam, türbeden ve dükkanlardan meydana gelmiştir. 1894 zelzelesinde zarar görmüş ve tamir edilmiştir.

    Sultan Selim Camii ve külliyesi: Haliç’e bakan bir tepe üzerinde 1522’de yapılmıştır. Cami inşaatını Yavuz Sultan Selim Han başlatmış, oğlu Kanûni Sultan Süleyman tamamlatmıştır. Külliye; cami, tabhane, imaret, sıbyan mektebi, hamam, türbe ve medreseden meydana gelmiştir. Medrese, imaret ve Ayşe Hatun türbesi yıkılmıştır. Diğer kısımları günümüze kadar gelmiştir. Caminin kıble istikametinde Yavuz Sultan Selim Hanın türbesi vardır.

    Haseki Camii ve külliyesi: Aksaray’dan Silivrikapı’ya giden cadde üzerindedir. 1551’de Haseki Hurrem Sultan tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; cami, medrese, sıbyan mektebi, imaret, darüşşifa ve çeşmeden meydana gelmiştir. Darüşşifa, dispanser olarak kullanılmaktadır. Sultan Birinci Ahmed 1612’de camiyi genişletmiştir.

    Davûtpaşa Camii ve külliyesi: Davutpaşa semtindedir. 1485’te Fatih Sultan Mehmed Han ve Sultan İkinci Bayezid devri vezirlerinden Davud Paşa yaptırmıştır. Külliye, cami, medrese, türbe, imaret, sıbyan mektebi, mahkeme, çeşme ve hamamdan meydana gelmiştir. Medrese yıkık vaziyettedir. Zaviyeli camiler planındadır. 1984 zelzelesinde imaret, mahkeme ve mektep kısmı yıkılmıştır.

    Kara Ahmed Paşa Camii ve külliyesi: Topkapı’da, Kanûni Sultan Süleyman’ın sadrazamlarından Kara Ahmed Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye, cami, medrese ve sıbyan mektebinden meydana gelmektedir. Medrese odaları U biçiminde caminin avlusunda dizilmiştir. Sıbyan mektebi caminin biraz uzağındadır.

    İbrahim Paşa Camii ve külliyesi: Silivrikapı’da Sadrazam İbrahim Paşa tarafından 1551’de Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Geniş bir avlu içinde cami, türbe, sıbyan mektebi, hamam, şadırvan ve çeşmeden meydana gelmektedir. Kapılardaki ahşap geometrik geçme ve fildişi kakma işçiliği çok güzeldir. Şadırvan, cami, türbe, çeşme dışındaki kısım yıkılmıştır.

    Hekimoğlu Ali Paşa Camii ve külliyesi: Davutpaşa semtinde, Hekimbaşı Nuh Efendinin oğlu ve Sultan Birinci Mahmûd Hanın sadrazamlarından Ali Paşa tarafından 1734’te yaptırılmıştır. Külliye, kütüphane, zaviye, türbe, sebil ve çeşmeden meydana gelmiştir. Devrinin güzel çinileri ile süslüdür. 1830’da tamir görmüştür.

    Cerrahpaşa Camii ve külliyesi: Cerrahpaşa semtinde saray cerrahı iken sadrazam olan Mehmed Paşa tarafından 1593’te yaptırılmıştır. Mimarı Davûd Ağa’dır. Cami, medrese, türbe, hamam, çeşmeden meydana gelen külliyeden sadece hamam günümüze ulaşmamıştır. 1958-1960 arasında tamir görmüştür.

    Amcazade Hüseyin Paşa Camii ve külliyesi: Fatih’te Saraçhane başında Amcazade Hüseyin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Külliye cami, medrese, kütüphane, çeşme, dükkanlardan meydana gelmiştir. Medresenin önem kazandığı külliyelerin örneklerindendir. Bütün yapılar bir avlu duvarı içine alınmıştır.

    Zal Mahmûd Paşa Camii ve külliyesi: Eyüp’te vezirlerden Zal Mahmûd Paşa ile eşi Şah Sultan tarafından 16. asır ortalarında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Cami, iki medrese, türbe ve çeşmeden meydana gelen küçük bir külliyedir. Planı değişik ve ilgi çekicidir.

    Koca Mustafa Paşa Camii ve külliyesi: Cerrahpaşa semtindedir. Sultan İkinci Bayezid’in sadrazamı Koca Mustafa Paşa tarafından Haghios Andreas Kilisesi camiye çevrilerek kurulmuştur. Ekmekçizade Ahmed Paşa bazı ilaveler yaptırmıştır. Külliye, cami, tekke, şadırvan, medrese ve imaretten meydana gelmiştir.

    Mihrimah Sultan Camii ve külliyesi: Üsküdar iskele meydanındadır. İskele Camii de denir. Kanûni Sultan Süleyman Hanın kızı Mihrimah Sultan tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; cami, medrese, sıbyan mektebi, imaret, hamam, kervansaray, ambar, muvakkithane, çeşme ve türbeden meydana gelmektedir. Bunlardan cami, türbe, medrese, sıbyan mektebi, çeşme ve hamam sağlamdır. Medrese, sağlık merkezi; sıbyan mektebi ise çocuk kitaplığı olarak kullanılmaktadır.

    Eski Valide Sultan Camii ve külliyesi: Üsküdar Toptaşı’ndadır. Sultan İkinci Selim Hanın eşi ve Sultan Üçüncü Murad Hanın annesi Nurbanû Valide Sultan tarafından 1577-1583 arasında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye, cami, medrese, darüşşifa, kervansaray, tabhane, imaret ve darulkurradan meydana gelmiştir. Caminin içi çini ve tahta oymalarla süslüdür.

    Şemsi Paşa Camii ve külliyesi: Şemsipaşa semtinde, deniz kıyısındadır. Kanûni Sultan Süleyman’ın vezirlerinden Şemsi Paşa, Mimar Sinan’a yaptırmıştır. Külliye, cami, türbe ve medreseden meydana gelmiştir. Medrese 1953’ten beri kütüphane olarak kullanılmaktadır.

    Çinili Camii ve külliyesi: Üsküdar’da Toptaşı semtindedir. Kösem Mahpeyker Sultan tarafından 1640’ta Mimar Kasım Ağaya yaptırılmıştır. Külliye; cami, medrese, sıbyan mektebi, çeşme, şadırvan, sebil, çifte hamam ve mezarlıktan meydana gelmiştir. Cami duvarları beyaz üstüne çeşitli renkte çiçek motifi çinilerle süslüdür.


    Yeni Valide Camii ve külliyesi: Üsküdar iskelesi meydanının güneyindedir. 1708-1710 arasında Sultan Üçüncü Ahmed Hanın annesi Gülnuş Emetullah Sultan tarafından yaptırılmıştır. Külliye; cami, sıbyan mektebi, muvakkithane, imaret, çeşme, türbe ve dükkanlardan meydana gelmektedir. 1964’te tamir görmüştür.







    Allah`ım Her dem Sen'i anmayı,Sen'i anlayıp anlatmayı,Sen'i sevip sevdirmeyi nasip et bizlere.
    YA İLAHİ ! SENDEN KIYAMETE KADAR BÜTÜN ESMA-İ HÜSNAN İLE ,
    DUA EDEN BİR DİLİMİN OLMASINI İSTİYORUM !!!


  3. #3
    MeLDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Nerden
    Hamburg, germany, Germany
    Mesajlar
    5,763

    Standart --->: Istanbul

    Beylerbeyi Camii ve külliyesi: Beylerbeyi iskelesinin ilerisinde, deniz kıyısındadır. Sultan Birinci Abdülhamid Han tarafından yaptırılmıştır. Mimarı Mehmed Tahir Ağadır. Külliyesinde; cami, sıbyan mektebi, imaret, hamam, muvakkithane ve çeşme bulunmaktadır. Muvakkithane ve çeşme Sultan İkinci Mahmûd Han tarafından eklenmiştir. 1984’de geçirdiği yangın yüzünden caminin kubbesi çöktü. Eskisine uygun olarak yeniden tamir edildi. Diğer ismi Hamid-i Evvel Camiidir.

    Süleymaniye Camii ve külliyesi: Kanûni Sultan Süleyman Han tarafından 1549-1556 arasında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; cami, dört medrese, türbeler, türbedar dairesi, darülhadis, darüttıp, darüşşifa, bimarhane, darülkurra, sıbyan mektebi, imaret, konukevi, han, hamam, kütüphane ve birçok dükkandan meydana gelmektedir. Cami dış görünüşü ve iç süslemeleri ile Türk mimarlık sanatının şaheseri ve dünyanın başta gelen bir sanat abidesidir. Kütüphanesinde bulunan 53.332 el yazma, 25.673 basma eser Cumhûriyet devri öncesine aittir. (Bkz. Süleymaniye Camii)

    Şehzade Camii ve külliyesi: Şehzadebaşı semtindedir. Kanûni Sultan Süleyman Han tarafından 22 yaşında ölen oğlu Şehzade Mehmed hatırası için 1543-1548 arasında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; cami, medrese, imaret, tabhane, fırın ve türbeden meydana gelmiştir. Medrese, kız öğrenci yurdu, tabhane ise Vefa Lisesinin laboratuvarı olarak kullanılmaktadır.

    Yeni Valide Camii ve külliyesi: Eminönü meydanındadır. Sultan Üçüncü Mehmed’in annesi Safiye Sultanın emri ile 1597’de temelleri atılan caminin yapımıÜçüncü Mehmed Hanın ölümü üzerine elli sene durdu. Sultan Dördüncü Mehmed Hanın annesi Hadice Turhan Sultan tamamlattı ve 1633’te ibadete açıldı. Külliye; cami, hünkarkasrı, darülkurra, sıbyan mektebi, arasta, sebil, çeşme ve kütüphaneden meydana gelmiştir. Hünkarkasrı günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.

    Sultan Ahmed Camii ve külliyesi: Sultan Ahmed meydanında, Sultan Birinci Ahmed Han tarafından 1609-1616 arasında Mimar Sedefkar Mehmed Ağaya yaptırılmıştır. Külliye; cami, hünkarkasrı, sıbyan mektepleri, medrese, arasta, darüşşifa, tabhane, imaret ve türbelerden meydana gelmektedir. Caminin içi 21.043 çini ile süslüdür. Batılılar bu camiye, Mavi Cami demektedirler. Altı minaresi vardır. (Bkz. Sultan Ahmed Camii)

    Bayezid Camii ve külliyesi: Bayezid Meydanında Sultan İkinci Bayezid tarafından 1501-1506 arasında yaptırılmıştır. Külliye; cami, mektep, türbeler, tabhane, kervansaray, medrese ve hamamdan ibarettir. Günümüzde medrese, Belediye Kitaplığı, imaret, Bayezid Devlet Kitaplığı olarak kullanılmaktadır. Kütüphanesinde 240.500 basma ve 10.698 el yazması eser vardır.

    Nûruosmaniye Camii ve külliyesi: Kapalıçarşı’nın kuzeyindedir. Külliyenin inşasına Birinci Mahmûd Han başlamış, 1755’te Üçüncü Osman devrinde tamamlanmıştır. Külliye; cami, medrese, imaret, kütüphane, sebil, çeşme ve dükkanlardan meydana gelmiştir. Asıl adı Nûr-ı Osmani’dir. Kütüphanesinde 10.000 el yazması ve 6000 basma eser vardır.

    Laleli Camii ve külliyesi: Laleli semtinde, Ordu Caddesi üzerindedir. Sultan Üçüncü Mustafa Han tarafından 1759-1763 arasında Mimar Mehmed Tahir Ağaya yaptırılmıştır. Barok üslûbunda yapılmış olan külliye; cami, sebil, türbe, mumhane, sipahiler hanı, çarşı, çeşme ve muvakkıthaneden meydana gelmiştir. Medrese günümüze ulaşmamıştır.

    Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii ve külliyesi: Çarşıkapı’dadır. Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa külliyesinin inşaatını 1681’de başlatmıştır. 1690’da oğlu Damad Ali Paşa tarafından tamamlanmıştır. Külliye; cami, medrese, sıbyan mektebi, sebil ve türbeden meydana gelmektedir. Taş işçiliği, oymacılık ve dökümcülük sanatı bakımından şaheserdir. Külliye 1960’da tamir edilmiştir.

    Sokullu Mehmed Paşa Camii ve külliyesi: Sultan Ahmed Meydanının alt yanındadır. Sadrazam Mehmed Paşa adına hanımı İsmihan Sultan tarafından 1572’de Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; medrese, cami, tekke ve şadırvandan meydana gelmektedir. Orta kapısı, mihrabı ve minber kapısı üstlerinde birer Hacer-ül-Esved taşı parçaları vardır.

    Atik Ali Paşa Camii ve külliyesi: Çemberlitaş’ta Sultan İkinci Bayezid’in sadrazamlarından Ali Paşa 1497’de yaptırmıştır. Külliye; cami, medrese, sıbyan mektebi, imaret, türbe, çeşme ve elçi hanından meydana gelmektedir. Elçi hanı ve imaret yıkılmış, medrese ilk yapıldığı şeklini kaybetmiştir.

    prülü Mehmed Paşa Camii ve külliyesi: Divanyolu’nda Sadrazam Köprülü Mehmed Paşa tarafından 1661’de yaptırılmıştır. Külliye; cami, medrese, türbe, çeşme, sebil, kitaplık, han ve dükkanlardan meydana gelmekte olup, geniş bir yer kaplamaktadır.

    Kılıç Ali Paşa Camii ve külliyesi: Tophane Meydanında donanma komutanı Kılıç Ali Paşa tarafından 1580’de Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Cami, medrese, hamam, türbe ve sebilden meydana gelen külliye çeşitli zamanlarda tamir görmüştür. Medrese kısmı Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından kullanılmaktadır.

    Çorlulu Ali Paşa Camii ve külliyesi: Çarşıkapı’da Divanyolu Caddesi üzerindedir. 1708’de Çorlulu Ali Paşa tarafından yaptırılmıştır. Külliye; medrese, cami, kütüphane ve şadırvandan meydana gelmiştir. Külliyenin mimarisi ve kalem işlerinde Barok üslûbunun etkisi görülür.

    Damad İbrahim Paşa Camii ve külliyesi: Şehzadebaşı’nda Nevşehirli Damad İbrahim Paşa tarafından 1720’de yaptırılmıştır. Külliye; cami, medrese, sebil, kütüphane ve mezarlıktan meydana gelmektedir. Külliyenin kalem işi süslemeleri Lale Devri özelliklerini göstermektedir.

    Ayasofya Camii ve külliyesi: Bizanslılar devrinde M.S. 326 veya 360 senesinde yapılan ve 4 defa yenilenen Ayasofya kilisesi İstanbul’un fethi üzerine camiye çevrilmiştir. Mihrap, minber, 4 minare, imaret, medrese, sıbyan mektebi, muvakkıthane, şadırvan, mahfil, türbeler, kütüphane, sebiller, top kandilleri, saltanat kapısı ilave edilerek, külliye meydana getirilmiştir. 1935’te müze haline getirilen cami, halen müze olarak kullanılmaktadır. Kütüphanesinde 5275 eski eser vardır.

    Hırka-ı Şerif Camii: Fatih Atikali semtindedir. Sultan Abdülmecid Han tarafından 1850’de yaptırılmıştır. Planı, Peygamber efendimizin, Veysel Karani hazretlerine hediye ettiği mübarek Hırka-i şeriflerinin ziyaretine ve muhafazasına uygun olarak yapılmıştır. Mihrap ve minber al somaki mermerdendir.

    Aziz Mahmûd Hüdayi Camii: Üsküdar’da Hüdai sokağındadır. 1855’te Sultan Abdülmecid Han tarafından yaptırılmıştır. Yanında büyük alim Aziz Mahmûd Hüdayi hazretlerinin ve yakınlarının türbe ve kabirleri vardır.

    Selimiye Camii: Selimiye kışlası karşısındadır. Sultan Üçüncü Selim Han tarafından 1803’te yaptırılmıştır. Caminin içi mermer, ağaç oyma ve nakış işçiliği bakımından zengindir. Yanında okul, muvakkıthane ve hamam vardır.

    Rüstem Paşa Camii: Eminönü’nde Hasırcılar Çarşısında sadrazam Rüstem Paşa tarafından 1560’ta Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Altında 16 dükkan bulunan cami, Osmanlı çini mimarisinin en zengin örneklerindendir.

    Hamidiye (Yıldız) Camii: Beşiktaş’ta Yıldız Sarayı yakınında Sultan İkinci Abdülhamid Han tarafından 1886’da yaptırılmıştır. Planını ve süslemelerinden bir bölümünü sultan bizzat kendisi yapmıştır. İkinci Abdülhamid Han, Cuma namazlarını ve bayram namazlarını burada kılar ve muayede denilen bayramlaşma burada yapılırdı.

    Dolmabahçe Camii: Dolmabahçe Sarayının yan tarafında Bezm-i Âlem Valide Sultan tarafından yapımı başlatılmış, 1852’de Sultan Abdülmecid Han tarafından tamamlanmıştır. Cami ampir ve barok mimarisinin karışımıdır. Aşırı süslemesi ile ilgi çekmektedir.

    Ortaköy (Büyük Mecidiye) Camii: Ortaköy İskelesi yakınındadır. Sultan Abdülmecid Han tarafından 1853’te yaptırılmıştır. Çeşitli zamanlarda tamir görmüştür. Barok mimari tarzına göre yapılmıştır.

    Teşvikiye Camii: Şişli Teşvikiye’de Sultan Abdülmecid Han tarafından 1854’te yaptırılmıştır. Son devir Osmanlı mimari özelliklerini taşıyan caminin tavanı renkli nakışlarla süslüdür.

    Nusretiye Camii: Tophane’de Sultan İkinci Mahmûd Han tarafından 1826’da imar ettirilmiştir. Bu caminin yerinde Sultan Üçüncü Selim’in yaptırdığı Tophane-i amire Arabacılar Kışlası Camii vardı. Bu cami yanınca yerine Nusretiye Camii inşa edilmiştir. Cami, Barok üslûba göre yapılmıştır. Caminin iç duvarlarındaki Amme sûresini meşhur hattat Rakım Efendi yazmıştır. 1955-1958 arasında tamir görmüştür.

    Valide Camii: Aksaray’da Sultan Abdülaziz Hanın annesi Pertevniyal Valide Sultan tarafından 1869-1871 arasında yaptırılmıştır. Camide gotik, klasik ve Hint mimari üsluplarının tesiri görülür.

    Emirgan Camii: Boğaziçi’nde Emirgan semtindedir. Sultan Birinci Abdülhamid Han tarafından 1782’de yaptırılmıştır. Caminin yanında Hünkar Dairesi bulunmaktadır. Köşesindeki muvakkıthane, Sultan Abdülmecid Han tarafından yaptırılmıştır.

    Arap Camii: İstanbul’un fethi için 714’te gelen hazret-i Mesleme tarafından Beyoğlu semtinde Haliç kenarında yaptırılmıştır. Emevi ordusu Şam’a geri dönünce, Dominiken rahipleri burasını kilise haline getirdiler ise de, Dördüncü Murad Han zamanında tekrar camiye çevrilmiştir. Sultan Birinci Mahmûd Hanın annesi Saliha Sultan, bu camiye şadırvan ve ilaveler yaptırmıştır.

    Bali Paşa Camii: Fatih’te Bali Paşa Caddesi üzerindedir. 1504’te İkinci Bayezid Hanın kızı Hüma Hatun tarafından eşi Sadrazam Bali Paşa adına yaptırılmıştır. 1894 zelzelesinde çöken kubbesi 1939’da Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tekrar yaptırılmıştır. Tek şerefeli minaresi sağdadır. Kesme taştandır.

    Ağa Camii: Beyoğlu İstiklal Caddesi üzerinde olup, 1597’de Hüseyin Ağa tarafından yaptırılmıştır. Tek kubbeli olan caminin saçakları işlemelidir. İç duvarlar mavi, pencere içleri yeşil Kütahya çinileriyle kaplıdır. Mihrabı taştan, minberi ise oymalı tahtadır.

    Cihangir Camii: Fındıklı sırtlarında Boğaz’a nazır bir tepe üzerindedir. Kanûni Sultan Süleyman tarafından oğlu Şehzade Cihangir adına 1559’da Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Altı yangın geçiren cami, 1889’da İkinci Abdülhamid Han tarafından yeniden yaptırılmıştır. İki minaresi olan cami barok uslûbundadır.

    Fındıklı Camii: Fındıklı’da deniz kıyısında İstanbul kadısı Molla Mehmed Çelebi tarafından 1589’da Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Sanat değeri çok yüksektir.

    İskender Paşa Camii: Fatih’te Sofular Mahallesindedir. Sultan İkinci Bayezid Hanın vezirlerinden İskender Paşa tarafından 1505’te yaptırılmıştır. Çeşitli dönemlerde tamir görmüştür. Terkim Mescidi de denir.

    Ayazma Camii: Üsküdar’da Kızkulesi karşısında tepe üzerinde Sultan Üçüncü Mustafa Han tarafından 1760’ta yaptırılmıştır. Hünkar mahfilinin duvarları İtalyan çinileri ile kaplıdır. Bahçesinde birçok kabir vardır.

    Mümin gönüllerinin feyz alıp huzur bulduğu İstanbul camileri yerli ve yabancı ressamlar ile fotoğrafçılara da en nefis manzaraları sunmaktadır. Şairlerin gönüllerini coşturan bu muhteşem abide eserler için Türk edebiyatında yüzlerce şiir yazılmıştır. Bunlardan Yahya Kemal Beyatlı’nın aşağıdaki şiiri, İstanbul camilerini en iyi anlatanlardan biridir.




    Allah`ım Her dem Sen'i anmayı,Sen'i anlayıp anlatmayı,Sen'i sevip sevdirmeyi nasip et bizlere.
    YA İLAHİ ! SENDEN KIYAMETE KADAR BÜTÜN ESMA-İ HÜSNAN İLE ,
    DUA EDEN BİR DİLİMİN OLMASINI İSTİYORUM !!!


  4. #4
    MeLDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Nerden
    Hamburg, germany, Germany
    Mesajlar
    5,763

    Türk Bayragi --->: Istanbul

    Ynt: ISTANBUL





    SÜLEYMÂNİYE’de BAYRAM SABAHI

    Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede, Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye’de. Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati, Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan, Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan. Gecenin bitmeğe yüztuttuğu andan beridir, Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir. Bir geliş var!.. Ne mübarek, ne garib alem bu!.. Hava boydan boya binlerce hayaletle dolu... Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir; O seferlerle açılmış nice yerlerdendir. Bu sükûnette karıştıkça karanlıkla ışık, Yürüyor, durmadan, insan ve hayalet karışık; Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya, Giriyor, birbiri ardınca, ilahi yapıya. Tanrının mabedi her bir tarafından doluyor, Bu saatlerde Süleymaniye tarih oluyor. Ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı Adamış sevdiği Allahına bir böyle yapı. En güzel mabedi olsun diye en son dinin Budur öz şekli hayal ettiği mimarinin.

    Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi, Seçmiş İstanbul’un ufkunda bu kudsi tepeyi; Taşımış harcını gazileri, serdarıyle, Taşı yenmiş nice bin işçisi, mimariyle. Hür ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne, Uhrevi bir kapı açmış buradan gökyüzüne, Ta ki geçsin ezeli rahmete rûh orduları... Bir neferdir bu zafer mabedinin mimarı. Ulu mabed! Seni ancak bu sabah anlıyorum; Ben de bir varisin olmakla bugün mağrûrum; Bir zaman hendeseden abide zannettimdi; Kubben altında bu cumhûra bakarken şimdi, Senelerden beri rü’yada görüp özlediğim Cedlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim. Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını Görüyor varlığının bir yere toplandığını; Büyük Allahı anarken bir ağızdan herkes Nice bin dalgalı tekbir oluyor tek bir ses; Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi, Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi! Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri Dinliyor vecd ile tekrar alınan tekbiri; Ne kadar saf idi siması bu mü’min neferin! Kimdi? Banisi mi, mimarı mı ulvi eserin? Ta Malazgird ovasından yürüyen Türkoğlu Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu, Yüzü dünyada yiğit yüzlerinin en güzeli.

    Çok büyük bir işi görmekle yorulmuş belli; Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz, Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz; Vatanın hem yaşayan varisi hem sahibi o, Görünür halka bu günlerde teselli gibi o, Hem bu toprakta bugün, bizde kalan her yerde, Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde. Karşı dağlarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri, Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri. Gökte top sesleri var, belli, derinden derine; Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine. Çok yakından mı, bu sesler, çok uzaklardan mı? Üsküdar’dan mı? Hisar’dan mı? Kavaklardan mı? Bursa’dan, Konya’dan, İzmir’den, uzaktan uzağa, Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa; Şimdi her merhaleden, ta Bayezid’den, Van’dan, Aynı top sesleri bir bir geliyor her yandan. Ne kadar duygulu, engin ve mübarek bu seher! Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer, Dinliyor hepsi büyük hatıralar rüzgarını, Çaldıran topları ardınca Mohaç toplarını. Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor? Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor. Kosova’dan, Niğbolu’dan, Varna’dan, İstanbul’dan...

    Anıyor her biri bir vak’ayı heybetle bu an; Belgrad’dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar’dan mı? Son hudutlarda yücelmiş sıradağlardan mı? Deniz ufkunda bu top sesleri nereden geliyor? Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor! Adalardan mı? Tunus’dan mı, Cezayir’den mi? Hür ufuklarda donanmış iki yüz pare gemi Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor; O mübarek gemiler hangi seherden geliyor? Ulu mabedde karıştım vatanın birliğine, Çok şükür Allah’a, gördüm, bu saatlerde yine Yaşayanlarla beraber bulunan ervahı. Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı. YAHYÂ KEMÂL BEYATLI Eyüp Sultan Türbesi: Eyüp Sultan Camii karşısında olup, 1458’de Fatih Sultan Mehmed Han tarafından yaptırılmıştır. Bu türbede Resûlullah efendimizin mihmandarı Halid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensari hazretlerinin mübarek kabr-i şerifleri vardır. Türbeye Sultan Birinci Ahmed, Sultan Üçüncü Ahmed, Sultan Üçüncü Selim ve Sultan İkinci Mahmûd ekler yaptırmış ve değerli eşyalar koymuşlardır. Türbe, küfeki taşından yapılmış olup, sekiz köşeli ve tek kubbelidir.

    Abdülfettah-ı Bağdadi Akri Türbesi: Üsküdar’da Bağlarbaşı ile Karacaahmed arasındaki ana cadde üzerinde Kartal Baba Camii karşısındadır. İslam evliya ve alimlerinin en büyüklerinden hazret-i Halid-i Bağdadi’nin talebelerinden olup, İstanbul halkını irşad ile görevlendirdiği halifesidir. Türbesinin üzeri açıktır.

    Aziz Mahmûd Hüdayi Türbesi: Üsküdar’da aynı isimle anılan caminin bahçesindedir. Büyük alim Aziz Mahmûd Hüdai hazretlerinin kabr-i şerifi buradadır. Türbenin kabirleri yanında akrabalarının ve halifelerinin kabirleri vardır. (Bkz. Aziz Mahmûd Hüdai)

    Murad-ı Münzavi Türbesi: Eyüb Nişancasında Münzavi Camii karşısındadır. İstanbul’da medfûn bulunan en büyük üç evliyadan biri olan Murad-ı Münzavi hazretlerinin kabr-i şerifi buradadır. Yıkılmak üzere olan türbe 1992 yılında Hak-Yol Vakfı tarafından restore edilmiştir.

    Mehmed Emin Tokadi Türbesi: Unkapanı’na inen cadde ile Zeyrek yokuşunun kesiştiği tepe üzerinde, Soğukkuyu Piri Paşa Medresesi kabristanında, üstü açık türbedir. Evliyanın meşhurlarından olan Mehmed Emin Tokadi hazretleri medfûndur.

    Fatih Sultan Mehmed Türbesi: Fatih Camiinin avlusunda, kıble yönündedir. Fatih Sultan Mehmed Han medfundur. Sekizgen planlı ve tek kubbelidir. Çeşitli zamanlarda tamir görmüştür.

    Yavuz Sultan Selim Türbesi: Yavuz Selim Camiinin kıble istikametinde ve mihrabın önündedir. Türbede Yavuz Sultan Selim medfundur. Sandukasının üzerinde, Mısır Seferi dönüşünde şeyhülislam İbn-i Kemal’in atının ayağından sıçrayan çamurlu kaftanı vardır. Bu türbenin yanında Osmanlı sülalesine ait altı türbe vardır.

    Kanûni SultanSüleyman Türbesi: Süleymaniye Camiinin bahçesindedir. Mimar Sinan tarafından 1566’da yapılmıştır. Sekiz köşeli ve kubbelidir. İçinde üçü padişahlara ait olmak üzere yedi sanduka vardır.

    Emir Buhari Türbesi: Fatih ilçesi, Emir Buhari sokağındadır. Kesme taştan kubbeli bir yapıdır. Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerinin talebelerinden Emir Ahmed Buhari medfundur. Darüsseade Ağası Cevher Ağa yaptırmıştır.

    Sultan İkinci Mahmûd Türbesi: Divanyolu’ndadır. Sultan Abdülmecid 1840’ta babası İkinci Mahmûd Han için yaptırmıştır. Sekiz köşeli, tek kubbeli bir yapıdır. İçinde on bir sanduka vardır. İkinci Mahmûd Han, Abdülaziz Han, İkinci Abdülhamid Han ve yakınları medfundur.

    Sümbül Efendi Türbesi: Koca Mustafa Paşa Camiinin önündeki mezarlıktadır. On dokuzuncu asrın başlarında yaptırılmış olup, şehrin önemli ziyaret yerlerindendir. Büyük alim Sümbül Efendi ve serasker Rıza Paşa medfundur.

    Merkez Efendi Türbesi: Topkapı semtinde Merkez Efendi Mezarlığının arkasındadır. Önemli ziyaret yerlerindendir. Büyük alim Merkez Efendinin sedef kakmalı parmaklıkla çevrili sandukası bulunmaktadır.

    Zenbilli Ali Efendi Türbesi: Zeyrek Yokuşu başında yaptırdığı mescid ve mektebin yanındadır. Çok büyük bir zat olan Zenbilli Ali Efendi 23 sene şeyhülislamlık makamında bulunmuştur.

    Barbaros Hayreddin Paşa Türbesi: Beşiktaş meydanındadır. Mimar Sinan yaptırmıştır. Sekiz köşeli ve tek kubbelidir. Barbaros Hayreddin Paşanın sandukası bulunur. Denizlerin evliyası ve büyük Türk denizcisi, Preveze Savaşının muzaffer amirali Barbaros, devrin bütün denizlerinde Osmanlı donanmasını hakim kılan bir kahramandır.

    Sokullu Mehmed Paşa Türbesi: Eyüp, Camikebir caddesinde olup, 1579’da Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Türbede bulunan üç sıra halinde 17 sandukada, Sokullu Mehmed Paşa, eşi İsmihan sultandan doğma İbrahim Paşa, Sadrazam Lala Mehmed Paşa ve Sokullu Mehmed Paşanın yakınları yatmaktadır.

    Ebüssü’ûd Efendi Türbesi: Sokullu Mehmed Paşa türbesinin karşısındadır. Büyük alim ve şeyhülislam Ebüssü’ûd Efendi ve yakınlarının kabirleri vardır.

    Hazret-i Yûşa Türbesi: İstanbul Boğazının Anadolu Kavağı ile Beykoz arasında Yûşa Tepesindedir. Yûşa aleyhisselamın mübarek kabirlerinin Halep, Nablus, Gaziantep ve Bağdat’ta olduğu rivayetleri de vardır. Buradaki kabrin ona ait olduğu kesin değildir. Hazret-i Yûşa, hazret-i Mûsa aleyhisselamın kızkardeşinin oğludur ve ölümünden sonra, ona halef olmuş bir peygamberdir. İstanbul’daki makamı çok ziyaret edilen bir yerdir




    Telli Baba Türbesi: Rumeli Kavağı yolu üzerindedir. Çok ziyaret edilen bir türbedir.

    İbn-i Kemal PaşaTürbesi: Edirnekapı Mezarlığında üstü açık bir türbedir. Kanûni devri şeyhülislamlarından büyük alim İbn-i Kemal Paşa medfundur. Müftiyü’s-Sekaleyn ismi ile meşhur olup, insan ve cinlere fetva verirdi.

    Gazi Osman Paşa Türbesi: Fatih Camii bahçesindedir. Sultan Mehmed Reşad Han tarafından yaptırıldı. 1877-1878 Osmanlı-Rus harbinde Plevne’yi kahramanca savunan Gazi Osman Paşa medfundur. Dört köşeli ve tek kubbelidir.

    Rüstem Paşa Medresesi: Cağaloğlu’nda Rüstem Paşa tarafından 1550’de Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Dış duvarları sekiz köşelidir. Avlu çevresinde 22 oda ve bir dershane-mescid vardır. Medrese mimarisinde orjinal bir denemedir.

    Koca Sinan Paşa Medresesi: Divanyolu’ndadır. 1594’te yapılmıştır. Bağımsız medrese yapılarının güzel örneklerindendir. Dilim kemerli medrese, günümüzde İktisat Fakültesi olarak kullanılmaktadır.

    Gazanfer Ağa Medresesi: Sarachane’de Bozdoğan kemeri yanındadır. 1599’da yaptırılmış olup, bağımsız medreselerin orjinal örneklerindendir. 14 taş odası vardır. Günümüzde belediye müzesi olarak kullanılmaktadır.

    Hasan Paşa Medresesi: Bayezid’de Mimar Çelebi Mustafa tarafından 1745’te yapılmıştır. Barok üslupla yapılan ilk örneklerdendir. En önemli özelliği iki katlı olmasıdır. Alt katta dükkanlar vardır. Günümüzde Türkiyat Enstitüsü olarak kullanılmaktadır.

    Galata Mevlevihanesi: Galata Tünel Meydanındadır. İstanbul’da bulunan Mevlevi tekkelerinin en büyüğüdür.Kulekapısı Mevlevihanesi olarak da bilinir. 1491’de İkinci Bayezid Hanın vezirlerinden İskender Paşa tarafından yaptırılmıştır. Çeşitli zelzele ve yangınlarda zarar gören tekke birçok defa tamir edilmiştir. Günümüzde Divan Edebiyatı Müzesi olarak kullanılmaktadır. Müzede birçok divan şairinin eserlerinden örnekler yer alır.

    Bereketzade Çeşmesi: Galata semtinde Bereketzade Camii yanında olup, 1467’de Fatih’in müezzini Bereketzade yaptırmıştır. İstanbul’daki en eski Osmanlı çeşmelerinden biridir. Saliha Sultan tarafından tamir edilmiştir.

    Bezm-i Âlem Valide Sultan Çeşmesi: Beşiktaş-Maçka arasında Spor Caddesi üzerindedir. Sultan Abdülmecid Han tarafından 1839’da annesi hayrına yaptırılmıştır. Üzerindeki kabartma süsler ve çeşitli motiflerin sanat değeri büyüktür.

    Üçüncü Ahmed (Sultan Ahmed) Çeşmesi: Ayasofya Camii yanındadır. Üçüncü Sultan Ahmed Han adına, İbrahim Paşa 1728’de Başmimar Mehmed Ağaya yaptırmıştır. Sanat değeri çok büyüktür.

    Alman Çeşmesi: Sultanahmed Meydanında Birinci Ahmed Hanın türbesinin karşısındadır. Alman İmparatoru II. Wilhelm’in 1898’de İstanbul’a ikinci gelişinin bir hatırası olarak 1900’de Şecer-i Vakvak adlı çınarın yerine yapılmıştır. Sekiz dilimli ve kemerli kubbesi vardır.

    Tophane Çeşmesi: Tophane semtinde Kılıç Ali Paşa Camiinin yanındaki meydandadır. Birinci Mahmûd Hanın annesi Saliha Sultana bir hediye olarak 1732’de yaptırılmıştır. Çok süslü olan çeşme Türk rokoko üslûbundadır.

    Kapalıçarşı: Nûruosmaniye, Bayezid, Mahmûdpaşa ve Mercan camilerinin çevrelediği 30.700 m2lik bir yer kaplayan üstü kubbe ve kemerlerle örtülü büyük bir çarşıdır. İlk defa 1461’de Fatih devrinde, sonra Kanûni devrinde ahşap olarak yapıldı. 1651, 1710 ve 1825 yangınları ile 1894 zelzelesinden sonra Sultan İkinci Abdülhamid Han bugünkü kagir biçimiyle 1890-1894’te yaptırdı. 8’i büyük 18 kapısı, 65 sokak, 400 dükkan, 20 han, 1 okul, 1 cami, 1 mescid, 1 kitaplık, 7 çeşme, 1 dolaplı kuyu, 1 acı akarsu, şadırvan ve 1 sebil bulunmaktadır.

    Mısır Çarşısı: Eminönü Yeni Cami arkasındadır. Burada Ceneviz ve Venediklilerin çarşısı vardı. Turhan Valide Sultan burasını medrese haline getirdi. Sonra çarşıya çevrildi. 1869 ve 1940’ta iki yangın geçirdi. 86 dükkan vardır.

    Simkeşhane: Bayezid’de cadde üzerindedir. Üç katlı, tek avlulu han planında yapılmıştır. İstanbul’un fethinden sonra yapılan ilk darphane olup, ilk sikke burada bastırılmıştır. Günümüzde büyük tamir gören yapı, halk kitaplığı olarak kullanılmaktadır.

    Balkapanı Hanı: Yeni Cami ile Küçükpazar arasındadır. İstanbul hanlarında görülen yapı şekli yanında, Bizans yapı tekniği gösteren tek eserdir. Yapım tarihi ve mimarı belli değildir. İlk günkü orijinalliğini koruyarak günümüze ulaşmıştır.

    Çuhacı Hanı: Nûruosmaniye Camii yakınındadır. On sekizinci asırda Damad İbrahim Paşa yaptırmıştır. Orijinalliğini koruyarak günümüze ulaşmıştır.

    Bayezid Kulesi: Bayezid’de Üniversite bahçesindedir. 85 m yükseklikte 180 basamaklıdır. İlk olarak 1749’da ahşap olarak yapıldı. Birkaç kere yandı ve yeniçeri ayaklanmasında yıkıldı. 1828’de Sultan İkinci Mahmûd Hanın emriyle serasker Hüseyin Paşa kagir olarak yaptırdı.

    Ahırkapı Fener Kulesi: Cankurtaran semtindedir. Sultan Üçüncü Osman zamanında kaptan-ı derya Süleyman Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yüksekliği 36.27 metredir.

    Galata Kulesi: Karaköy-Tünel arasında silindir biçiminde 68 m yüksekliktedir. Yedinci asırda Zenon tarafından yapılan ahşap kulenin devamıdır. Cenevizliler, kendilerine geçen bu kuleyi büyütmüşlerdir. Üçüncü Selim ve İkinci Mahmûd zamanında yangın geçirmiştir. 1875’te son olarak tamir edilmiştir. 1717-1962 arasında yangın gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır. Günümüzde restore edilip döner lokanta olarak kullanılmaktadır.

    Kız Kulesi: Üsküdar sahilinde denizin içinde çok eski devirlerde yapılmıştır. Top ve cephane bulunurdu. Buraya fener konulmasını Sultan Üçüncü Ahmed Hanın sadrazamı Nevşehirli İbrahim Paşa emretmiştir.

    Çemberlitaş: Çemberlitaş meydanında 57 m yükseklikte bir sütundur. Frikyalılar devrine ait olup, Afyon civarındaki bir tapınaktan getirilmiştir.

    Burma Sütun: Yılanlı sütun olarak da bilinir. Sultanahmed Meydanındadır. Yılan başları İstanbul Arkeoloji Müzesi ve British Museum’dadır.

    Dikilitaş: Sultanahmed Meydanındadır. Mısır’da Helvapolis şehrine Firavun Üçüncü Tutmasis’in M.Ö. 1547’de diktiği taş buraya getirilerek dikilmiştir. Üzerinde Hiyeroglif yazılar vardır.

    Kıztaşı: Fatih’te Kıztaşı semtindedir. 10 m yükseklikte tek parça granittir.

    Bozdoğan Su Kemeri: Fatih Camii ile Şehzadebaşı Camii arasında uzanan Bizanslılardan kalma bir su kemeridir. İlk defa 378’de yapılan kemerin bugünkü hali 760’ta yaptırılmıştır. Mimar Sinan tarafından restore edilen kemer, 1697’de de tamir gördü. Bugün yeniden restore edilen kemerlerin Fatih ile Şehzadebaşı Camii arası 592.4 metredir.

    Darülaceze: Şişli Okmeydanı’ndadır. Sultan İkinci Abdülhamid Han tarafından fakirlerin, korunmaya muhtaç çocukların, yaşlıların bir çatı altında toplanması için yaptırılmıştır. 31 Ocak 1896’da törenle açıldı. İki hastane, 1 erkek ve kadın hamamı, mutfak, iş yeri, çocuk yuvası, yetimhane, cami ve kiliseden ibarettir.

    Kuleli Askeri Lisesi: Vaniköy ile Kandilli arasında deniz kenarında çift kulesi ve haşmetli duruşu ile Boğaziçi’ni süsleyen bir eserdir. Yavuz Sultan Selim Han zamanında (Kule Bahçesi) ismiyle anılırdı. Kanûni Sultan Süleyman buraya kasr yaptırmıştır. Sultan İkinci Mahmûd zamanında süvari kışlası oldu. Kırım harbinden dönen İngilizler bu kışlayı kasten yaktılar. Sultan Abdülaziz Han yanan kışlayı yeniden yaptırmış ve Kuleli Kışla denilmiştir. 1878’de Kuleli Askeri İdadisi ismini aldı. Balkan Harbinde hastane oldu. 1924’te Kuleli Askeri Lisesi ismini aldı.

    Selimiye Kışlası: Sultan Üçüncü Selim Han tarafından 1805’te yaptırılmıştır. Taş üzerine ahşap olarak yapılan binada, önce Nizam-ı Cedid, daha sonra da Sekban-ı cedid askerleri iskan edildi. Yeniçeri isyanı sırasında yanan kışlayı, İkinci Mahmûd Han yeniden yaptırdı ve Asakir-i Mansûre-i Muhammediye askerlerini buraya yerleştirdi. Sultan İkinci Abdülhamid devrinde tamir gören kışla, cumhûriyet döneminde önce askeri ortaokul, daha sonra da Birinci Ordu karargahı oldu.

    Mimar Sinan Köprüsü: Büyükçekmece ilçesindedir. Kanûni Sultan Süleyman Han zamanında inşasına başlanan köprü, İkinci Selim Han zamanında tamamlanmıştır. Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Büyükçekmece Gölü ile denizi birleştiren boğaz üzerinde yapılmış olup, günümüzde restore edilerek trafiğe açılmıştır.

    Mecidiye (Galata) Köprüsü: Eminönü ile Karaköy arasını birleştirir. İlk köprü, 1845’te Sultan Abdülmecid Han tarafından tersanede (500 m) imal edildi. 1863’te ahşap olarak Sultan Abdülaziz yeniden yaptırdı. 1870’te ise demir köprüye çevrildi. Bugünkü köprü, 14 Nisan 1912’de yaptırıldı. 462 m uzunlukta ve 25 m eninde dubalar üzerinde yüzer köprüdür. Yanına yenisi yapılmakta olup, eskisi deniz müzesi olarak kullanılacaktır.

    Âtıf Efendi Kütüphanesi: Şehzadebaşı’ndadır. Şair, hattat ve maliyeci Âtıf Efendi kurmuştur. 13.999 eserin 2588’i yazma ve 11.414’ü basma olup, eski eserlerdir.

    Ragıp Paşa Kütüphanesi: Laleli’de Ordu Caddesindedir. 1763’te Ragıp Paşa kurmuştur. 1274 yazma ve 2269 basma olarak 3543 eski ve 2114 yeni eser vardır. Ayrıca çocuk kitaplığı bölümü vardır.

    Hüsrev Paşa Kütüphanesi: Eyüp Bostan İskelesi sokağındadır. 1839’da Sadrazam Hüsrev Paşa yaptırmıştır. 15.000 cilt kitap bulunur.

    Murad Molla Kütüphanesi: Fatih Çarşamba, Murat Molla Sokağındadır. 1775’te Murad Molla kurmuştur. 7000 eserin iki bini Osmanlı devrine aittir.
    Mesire yerleri:
    İstanbul tabii güzellikler açısından çok zengindir. Uygun iklim şartları, zengin su varlıkları, ili tabii güzellikler yönünden dünyanın sayılı yerlerinden biri durumuna getirmiştir.

    Çamlıca Tepeleri: İstanbul’un en eski mesire yerlerindendir. Temiz havası ve İstanbul’un her yanını gören manzarası ile meşhurdur.

    Belgrad Ormanı: İstanbul’un en büyük ağaçlık arazisidir. Meşe, ıhlamur, çınar, kayın, kestane ve gürgen ağaçları ile kaplıdır. İçinde yedi bent, üç fidanlık ve av hayvanı üretme alanları bulunan ormanda, karaca, tavşan, yaban domuzu, tilki, çulluk, yaban ördeği gibi hayvanlar vardır. Ormanın 700 dönümlük alanı halka açık piknik yeri olarak düzenlenmiştir.

    Yıldız Parkı: Beşiktaş sırtlarındadır. Yıldız Sarayının bahçesi olup, bugün park haline getirilmiştir. Servi, badem ağacı, akasya ve akçaağaçlarla kaplıdır. Göller, havuzlar, su kanalları, Boğaz ve Marmara manzaraları ile çok güzel bir mesire yeridir.

    Emirgan Parkı: Emirgan semtinin üst kısmında Baltalimanı’ndan İstinye Koyuna kadar uzanan yeşil alanı içine alır. Çam, servi, köknar, İzmir söğüdü, salkım söğüt, kestane, meşe dişbudak, ıhlamur, armut, erik, kiraz, ayva, şeftali ve ceviz ağaçları ile kaplıdır. Her sene, mayıs ayında parkta lale bayramı kutlanır.

    Abraham Paşa Korusu: Beykoz ile Paşabahçe sırtlarında yer alan boğaz manzaralı bir mesire yeridir. Koruda az rastlanan ilginç ağaçlar ile iki büyük mağara vardır.

    Gülhane Parkı: Topkapı Sarayı ile Sarayburnu arasında yer alır. Topkapı Sarayının dış bahçesi olarak tarihi önem taşır. Şehremini Operatör Cemil Paşa zamanında park haline getirilmiştir.
    İçmeler ve kaplıcalar:
    Türkiye’nin en meşhur kaplıcalarından olan Yalova Kaplıcaları ile Tuzla İçmeleri İstanbul sınırları içindedir.

    Tuzla İçmeleri: Pendik ilçesinin, Tuzla semtindedir. Çok eski tarihlerden beri kullanılmıştır. Deniz kıyısındadır. Küçük içme suyu idrar artırıcı özelliğe sahiptir. Büyük içme suyu ise mide, barsak, karaciğer, pankreas gibi organların salgıları üzerinde etkilidir. Bu yüzden gastrit, barsak parazitlerinde ve safra kesesi rahatsızlıklarında kullanılır.





    Allah`ım Her dem Sen'i anmayı,Sen'i anlayıp anlatmayı,Sen'i sevip sevdirmeyi nasip et bizlere.
    YA İLAHİ ! SENDEN KIYAMETE KADAR BÜTÜN ESMA-İ HÜSNAN İLE ,
    DUA EDEN BİR DİLİMİN OLMASINI İSTİYORUM !!!


  5. #5
    MeLDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Nerden
    Hamburg, germany, Germany
    Mesajlar
    5,763

    Türk Bayragi --->: Istanbul



    TARİHİ YERLERİ....

    TOPKAPI SARAYI

    TOPKAPI SARAYI 15-19 uncu yüzyıllar arasında Osmanlı İmparatorluğu'nun merkezinde bulunan Topkapı Sarayı, labirentleriyle, Boğaz, Haliç ve Marmara Denizi'nin sularının karıştığı noktada, bir kara parçası üzerinde yer almaktadır. Yeni sarayın (Topkapı Sarayının) yapımına 1466'dan sonra başlanmış ve Fatih ölmeden birkaç sene önce 1478'de tamamlanmıştır. Bu saray diğer Avrupa Sarayları gibi tek bir binada olmayıp çeşitli köşk ve dairelerden oluşmuştur. İlk olarak yapılan Çinili Köşk Sırça Saray'dır ve 1472'de bitmiştir. Orta Asya mimarisi karakterinde ve iki katlı köşk 1875'te Arkeoloji, 1908 senesinde de Türk İslam Eserleri Müzesi olmuştur. 1953'te ise Fatih Eserleri Müzesi olarak açılmıştır. Çinili Köşkü, Kubbealtı Arzodası, Hasoda, Hazine, Kiler ve Seferliler gibi koğuşlar, mutfakların bir kısmı, hastalar odası, hamam şimdi kütüphane olan Ağalar Cami, ahır ve diğer binaların yapımı izlemiş ve son olarak da yapı 1478'de Saray surlarının ve Bab-ı Humayun denen Sultanahmet yönündeki asıl kapının inşaatı ile tamamlanmıştır.

    Fatih devrinde ortalama 750 kişi olan saray halkı gittikçe artmış ve XIX. yüzyılda normal günlerde 5000, bayram günleri gibi fevkalade zamanlarda ise 10.000'i bulmuştur. Bu sebeple bu saraya zamanla yeni yeni ilaveler yapılmıştır.

    Topkapı Sarayı Harem kısmı III. Sultan Murat devrinde 1574 - 1595 yıllarında yapılmış ve ondan sonra Bayazıt'daki harem halkı buraya nakledilmiştir. XIX. yüzyıl başlarında harem halkı 474 kişi idi. Harem'e girerken Kızlar Ağası Dairesi ve onun üst katında da küçük şehzadelerle Sultanlar için Şehzadeler Mektebi vardı. Sarayda zamanla Enderun Mektebi, Hekimbaşı Odası, Enderun Eczanesi, iç avlulardaki köşklerle Sarayburnu sahillerinde yazlık köşkler yapılmış, mutfaklar, ahırlar genişletilmiş, yeni yeni cami ve küyüphaneler ilave edilmiştir.

    DOLMABAHÇE SARAYI

    DOLMABAHÇE SARAYI 19 uncu yüzyılda Sultan I. Abdülmecit tarafından yaptırılan Dolmabahçe Sarayı'nın cephesi Boğaz'ın Avrupa kıyısında 600 m boyunca uzanmaktadır. Dolmabahçe Sarayı, Avrupa sanatı üsluplarının bir karışımı olarak 1843-1856 yılları arasında inşa edilmiştir. Sultan Abdülmecit'in mimarı Karabet Balyanın eseridir. Osmanlı Sultanlarının her devirde birçok sarayı bulunurdu. Ancak esas saray Topkapı, Dolmabahçe Saraylarının tamamlanmasından sonra terk edilmiştir.

    Dolmabahçe Sarayı üç katlı, simetrik planlıdır. 285 odası ve 43 salonu vardır. Denizden 600 metrelik bir rıhtımı, kara tarafında ise birisi çok süslü iki abidevi kapısı vardır. Bakımlı ve güzel bir bahçenin çevrelediği bu sahil sarayının ortasında, diğer bölümlerden daha yüksek olan tören ve balo salonu yer alır. Büyük, 56 sütunlu kabul salonu 750 ışıkla aydınlanan 4.5 tonluk muazzam kristal avizesi ile ziyaretçileri hayrete düşürür.

    Sarayın giriş tarafı Sultanın kabul ve görüşmeleri, tören salonunun diğer tarafındaki kanat ise harem bölümü olarak kullanılmıştır. Iç dekorasyonu, mobilyaları, ipek halı ve perdeleri ve diğer tüm eşyası eksiksiz olarak, orijinaldeki gibi günümüze gelmiştir. Dolmabahçe Sarayı mevcut hiç bir sarayda bulunmayan bir zenginlik ve ihtişama sahiptir. Duvar ve tavanlar devrin Avrupalı sanatkarlarının resimleri ve tonlarca ağırlığında altın süslemeleri ile dekore edilmiştir. Önemli oda ve salonlarda her şey aynı renk tona sahiptir. Bütün zeminler birbirinden farklı, çok süslü ahşap parke ile kaplıdır. Meşhur Hereke ipek ve yün halılar, Türk sanatının en güzel eserleri, birçok yerde serilidir. Avrupa ve Uzak doğunun ender dekoratif el işi eserleri sarayın her yerini süsler. Pırıl pırıl kristal avize, şamdan ve şömineler sarayın pek çok odasında güzelliklerini sergiler.

    Dünyadaki saraylar içerisinde en büyük balo salonu buradakidir. 36 m. yüksekliğindeki kubbesinden ağırlığı 4.5 ton olan devasa kristal avize asılı durur. Önemli siyasi toplantılarda, tebrik ve balolarda kullanılan bu salon, önceleri alttaki, fırına benzer bir düzen ile ısıtılırdı. Saraya kalorifer ve elektrik sistemi daha sonraları eklenmiştir. Altı hamamdan Selamlık bölümündeki, eşi olmayan, güzel oymalı alabaster mermerleri ile dekorludur. Büyük salonun üst galerileri orkestra ve diplomatlar için ayrılmıştır.

    Uzun koridorlar geçilerek varılan harem bölümünde, sultan yatak odaları ve sultanın annesinin bölümü ile diğer kadın ve hizmetkarlar bölümleri bulunmaktadır. Sarayın kuzey eklenti bölümü şehzadelere tahsis edilmiştir. Girişi Beşiktaş semtinde olan yapı Resim ve Heykel Müzesi olarak hizmet vermektedir. Cumhuriyet döneminde, Atatürk'ün Istanbul ziyaretlerinde ikametgah olarak kullanıldığı sarayda en önemli olay, 1938'de Atatürk'ün ölümüdür. (Pazartesi ve Perşembe hariç her gün açıktır.)

    ÇIRAĞAN SARAYI

    ÇIRAĞAN SARAYI Haliç ve Boğaziçinin en güzel yerleri sultanlar ve önemli kişilere saray ve köşkleri için tahsis edilmişti. Zaman içinde bunların bir çoğu yok olmuştur. Büyük bir saray olan Çırağan 1910 yılında yanmıştır. Önceki bir ahşap sarayın yerinde 1871 yIında Sultan Abdülaziz tarafından Saray Mimar Serkis Balyan'a yaptırılmıştı. Dört yılda dört milyon altına mal olan yapının ara bölme ve tavanı ahşap, duvarlarda mermer kaplıydı. Taş işçiliğinin üstün örnekleri sütunları, zengin döşenmiş mekanlar tamamlardı. Odalar nadide halılarla, mobilyalar altın yaldızlar ve sedef kalem işleri ile süslüydü. Boğaziçi'nin diğer sarayları gibi Çırağan da birçok önemli toplantıya mekan olmuştu. Renkli mermerle süslenmiş cepheleri, abidevi kapıları vardı ve arka sırtlardaki Yıldız Sarayına bir köprü ile bağlanmıştı. Cadde tarafı yüksek duvarlar ile çevriliydi. Yıllar boyu harabe halinde duran kalıntı büyük tamirler sonunda yeniden ihya olmuş, yanına ilave edilen eklentiler ile 5 yıldızlı, güzel bir otele dönüştürülmüştür.

    BEYLERBEYİ SARAYI

    BEYLERBEYİ SARAYI Boğaziçi Köprüsü Asya kulesinin dikili olduğu Beylerbeyi, Bizanstan beri saraylara tahsis edilmiş güzel bir semttir. Beylerbeyi Sarayı 1861-1865 yıllarında, eski ahşap bir sahil sarayının yerinde Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılmıştır. Cephe ve iç dekorasyonda Doğu ve Türk motifleri, Batı süs öğeleri ile birlikte kullanılmıştır. Dolmabahçe Sarayının havasını taşıyan üç katlı yapı, harem ve selamlık bölümlerini oluşturan 26 oda ve altı salondan ibarettir. Bu küçük sarayın içi her biri küçük çapta bir servet olan Bohemya avizeleri, Yıldız imalatı çiniler ve seramik vazolarla süslenmiştir.Yaldızlı mobilyaları ile nefis halıları buraya ayrı bir güzellik vermektedir. Otantik mobilyalar, halılar, perdeler ve diğer eşyalar olduğu gibi korunmuşlardır. Denize bakan cephe süsleri, bakımlı bahçe ve orta bölümdeki havuzlu salon ile spiral merdivenler dikkat çeken yerlerdir. Arka yamaçta bir büyük havuz, teraslar ve türünün güzel örneği at ahırları yer almıştır. 1970'li yıllara kadar kullanılan eski yol bir tünel saray bahçesinin altından geçerdi. Sahilde iki küçük seyir köşkü bulunan sarayda devlet misafirleri de ağırlanırdı. (Pazartesi ve Perşembe hariç her gün açıktır.)

    YILDIZ SARAYI

    YILDIZ SARAYI Boğaziçine hakim tepeler ve vadileri kaplayan geniş alan üzerine serpiştirilmiş, yüksek duvarların çevrelediği avlular içerisinde köşkler, bahçeler kompleksidir. İstanbul'un bu ikinci büyük sarayı günümüzde değişik hizmetlere ayrılmış, bölünmüş durumu ile gelmiştir. Yıldız Sarayı, III.Selim'in annesi Mihrişah Sultan tarafından ilk yaptırılan bir köşkler bütünüdür. II.Mahmut Yıldız adını verdiği ikinci bir köşk yaptırmış, bu isim daha sonra Abdülmecit, Abdülaziz ve Abdülhamit'in hükümdarlığında yaptırılan bütün gruba geçmiştir. Sultan Abdüaziz zamanında köşkler çoğalmaya başlamış, Malta, Çit, Çadır, Şale Köşkleri yapılmış, koru usta bahçevanların elinde bakir görünüşüne dokunulmadan düzenlenmiştir. Sultan Abdülhamit, burada 32 yıl yaşamış, 33 yıllık saltanatında, şehir içinde şehir gibi olan bu korunaklı sarayı resmi daire ve haremi olarak kullanmıştır. Yönetim Kısımları'na ilaveten Yıldız Sarayı'nda birçok bölüm ve bir de cami bulunmaktadır. 19 uncu yüzyılın sonunda, II. Abdülhamit zamanında tamamlanmıştır. Yapıların en büyük ve zarifi Şale, sultanların nasıl bir lüks içinde yaşayıp eğlendiklerini göstermektedir. Dünyanın her yöresinden getirilen çiçekler, ağaçlar ve bodur bitkilerle bezeli büyük saray parkından Boğaz'ın panoramik görüntüsü çok güzeldir. Restorasyon çalışmaları nedeniyle sadece Şale ve park halka açıktır. (Pazartesi ve Perşembe hariç her gün açıktır. )

    İstanbul'un ünlü camileri arasında Sultanahmet Cami, Süleymaniye Cami, Rüstem Paşa Cami, Fatih Cami, Eyüp Cami, Yeni Cami, Sokullu Mehmet Paşa Cami ve Mihrimah Sultan Cami sayılabilir.

    Kente pek çok kilise ve manastır faal durumdadır. Bir kısmı ise cami haline dönüştürülmüştür. Studios Manastin Kilisesi , Sergios-Bakhos Kilisesi, Hagia Eirene Kilisesi, Pantakrator Manastir Kilisesi, Vefa Kilisesi (Hagios Theoderos), Nyrelaion Manastır Kilisesi, Eglise D'hagia Thekla Manastırı, Eski İmaret Cami (Pantepoptes Manastin Kilisesi), Kalenderhane Cami (Akataleotos Manastırı), Fenari İsa Cami (Lios Manastır Kilisesi) ve Fethiye Cami (Pammakaristos Manastr Kilisesi) ünlüleridir.

    İnanç Turizmi

    Üçgeni andıran eski Istanbul yarımadasının etrafı 5. yüzyılda Roma döneminde yapılan, 22 km.yi bulan surlarla çevrilidir. Byzantion şehir sitesi, kurulmasından itibaren batı yönüne doğru genişleyerek 4 defa yeni surlarla çevrilmiştir. Marmara Denizi ve Haliç kıyıları da tek sıra fakat güçlü surlarla çevrili idi. Şehrin akropolisini çevreleyen surlardan, 3. yüzyılda yapılmış İmparator Septimus Severius ve 320'de Büyük Konstantin'in yaptırdığı 3. sur tamamen yıkılmıştır. Kara surları deniz kıyısından başlayarak tepeleri ve vadileri geçerek Haliç surlarına iner.

    Yedikule

    Bu surlardaki en görkemli kapı, Marmara Denizi'ne yakın olan "Altın Kapı" idi. Bu Imparator merasim kapısı, iki mermer kule arasında zafer takı gibi yerleştirilmişti. Zaferden dönen ordular, Imparator ve erkanı şehre bu kapıdan girerdi. Burayı çevreleyen Türk devri eseri 5 kule ilavesi ile 7 kule, bir iç kale haline sokulmuştu. Zaman içerisinde hazine, depo ve elçi hapishanesi olarak kullanılmış iken, günümüzde enteresan girişi ve "Altın Kapı" kuleleri ile şehrin bir diğer müzesidir. Yaz aylannda çeşitli etkinlikler ve konserler yapılmaktadır.

    Anadolu Hisarı

    Karadeniz'in tek çıkışı Boğaziçi'nin Asya kısmında yer alan hisar, 1390'lı yıllarında Sultan Bayazıt tarafından yaptırılmıştır. Karşı kıyıdakı Rumelihisarı ile birlikte Boğaziçi transit geçişinin tam kontrol altında tutulması sağlayan bu küçük kale, burçlarına yaslanan eski ahşap evler ve civarı ile pitoresk bir manzara oluşturur.

    Rumeli Hisarı

    İstanbul Boğazı'nın Rumeli yakasındadır. Bizans'a kuzeyden yardım gelmesini önlemek amacıyla Fatih Sultan Mehmet tarafından 1452 yılında yaptırılmıştır. Üç büyük kule yapımını üstlenen Çandarlı Kara Halil, Saruca ve Zaganos Paşaların adlarıyla anılır.


    Kapalı Çarşı

    Dev ölçülü bir labirent gibi, 60 kadar sokağı, üç binden fazla dükkanı ile dünyanın en eski ve büyük kapalı çarşısı olan "Kapalı Çarşı" İstanbul şehrinin merkezinde yer alır. Adeta bir şehri andıran, bütünü ile örtülü bu site zaman içerisinde gelişip büyümüştür. 15. yüzyıldan kalma duvarlı, bir seri kubbe ile örtülü eski iki yapının etrafı sonraki yüzyıllarda, gelişen sokakların üzerleri örtülerek, ekler yapılarak bir alışveriş merkezi haline getirilmiştir. Geçmişte burası, her sokağında belirli mesleklerin yer aldığı ve bunların da, el işi imalatın sıkı denetim altında bulundurulduğu, ticari ahlak ve törelere çok saygı gösterilen bir çarşıydı. Çarşının ana caddesi sayılan sokakta çoğunlukla mücevher dükkanları, buraya açılan yan bir sokakta altıncılar bulunur. İstanbul'u ziyarete gelen turist grupları için alışveriş olanakları, çarşının ana girişindeki modern ve büyük alışveriş merkezleri tarafından sağlanmaktadır.

    Mısır Çarşısı

    İstanbul'un ikinci kapalı çarşısıdır. IV. Mehmet'in annesi Hatice Turhan Sultan tarafından Yeni Cami'ye vakıf olarak yaptırılmıştır. Çarşıda 6 kapı vardır. Bunlardan 3'ü revak olup, yapıyı daha da güzelleştirmektedir.

    Bakırcılar Çarşısı

    İstanbulun özellikle yabancıların dikkatini çeken, bir çarşısı da Beyazıttaki Bakırcılar Çarşısıdır. Şimdiki İstanbul Üniversitesi Merkez Binası bahçesinin doğu ve kuzey duvarları altında bir sıra dükkan halindedir. Burada çeşitli bakır işi levha bakırdan döğme olarak elle yapılmakta ve kazan tencere, kuşhane, sahan, tava, tas, leğen, ibrik, güğüm, bakraç, kova, maşrapa, sini, mangal, şamdan, bakırdan, "gülabdab" olarak satılmaktadır.

    Kapalı Çarşı

    ( Kuleli Cami Altındaki Kapalı Çarşı ) Üstü kapalı çarşıların bir örneği de, 19 yüzyılda yapılan son senelerde restore edilen Laleli Camii altı dükkanlarıdır.

    Kız Kulesi

    İstanbulun sembolü olan Kız Kulesi, Boğaz girişindeki kayalık üzerine kurulmuş küçük, şirin bir kuledir. Tarih içinde gözetleme kulesi, deniz feneri olarak kullanılan kule günümüzde turizme tahsis edilmiştir. Batı kaynakları burayı sevgilisi Hera'ya kavuşmak için yüzerken boğulan Leander'in kulesi olarak tanıtır. Bir diğer hikayeye göre de burası, kızının yılan tarafindan sokulacağını rüyalarında gören İmparatorun, emniyette olması için genç kızı yerleştirdiği kule idi. Meyve sepeti içinde gelen yılan trajediye sebep olur.

    Galata Kulesi

    Bizanslıların Cenevizliler aleyhine hareketlerine karşılık, Cenevizliler tarafından yapılmıştır. Bölgeyi her türlü saldırıdan korumak için de bu kuleyi yaptırmışlardı. Kulede büyük sahanlığa kadar duvar içinde dönerek çıkan bir taş merdiven vardır. Son yıllarda 1967'de restore edilmiş, içine asansör konmuş, diğer katlarına da lokanta yapılmıştır.

    Beyazıt Kulesi

    Bugünkü İstanbul Üniversitesi merkez binasının bulunduğu yerdeki yapı (eski saray), II. Mahmut devrinde Milli Savunma Bakanlığı (Seraskerlik) olarak kullanılmıştır. Seraskerliğin avlusundaki ahşap kule, yangın gözcüleri için uzun süre varlığını sürdürmüştür. II. Mahmut, daha güzelini yaptırtmak için bu kuleyi yıktırmıştır ve kitabesine göre, onun emri ile, 1828 yılında Serasker Hüseyin Paşa tarafından o devrin mimari özelliklerini yansıtan, kagir bir kule yapılmıştır. 50 m yüksekliğindeki bu abide, belirgin kütlesiyle, kente karekteristik bir çizgi kazandırmaktadır. Ahşap bir merdivenle çıkılan yukarıdaki sahanlık, şehrin büyük bir kısmını kuşbakışı seyretme olanağı sağlar.

    AYASOFYA MÜZESİ

    Mimarisi, ihtişamı, büyüklüğü ve işlevselliği yönünden ilk ve son ünik uygulama olarak görülen Ayasofya; Osmanlı camilerine fikir bazında da olsa esin kaynağı olmuş, doğu-batı sentezinin bir ürünüdür. Bu eser dünya mimarlık tarihinin günümüze kadar ayakta kalmış en önemli anıtları arasında yer almaktadır. Bu nedenle, Ayasofya, tarihi geçmişinin yanı sıra, mimarisi, mozaikleri ve Türk çağı yapıları ile yüzyıllar boyunca tüm insanlığın ilgisini çekmiştir. Ayasofya 916 yıl kilise, 481 yıl cami olmuş, 1935'ten bu yana müze olarak tarihi işlevini sürdürmektedir. Bizans tarihçileri tarafından İmparator I. Konstantinos (324-337) zamanında yapıldığı ileri sürülen ilk Ayasofya bir ayaklanma sonunda yanmış, bu yapıdan günümüze hiç bir kalıntı gelmemiştir. İmparator II. Theodosius, Ayasofya'yı ikinci defa yaptırmış ve 415'te ibadete açmıştır. Yine bazilika planlı bu yapı 532'de Nika ihtilali sırasında yanmıştır. 1936 yılında yapılan kazılarda bununla ilgili bazı kalıntılar ortaya çıkmıştır. Bunlar mabede girişi gösteren basamaklar, sütunlar, başlıklar, çeşitli mimari parçalardır. İmparator Iustinianus (527-565) ilk iki Ayasofya'dan daha büyük bir kilise yaptırmak istemiş, çağın ünlü mimarlarından Miletos'lu İsidoros ve Tralles'i Anthemios'a günümüze ulaşan Ayasofya'yı yaptırmıştır. Anadolu'nun antik şehir kalıntılarından sütunlar, başlıklar, mermerler ve renkli taşlar Ayasofya'da kullanılmak üzere İstanbul'a getirilmiştir.

    Ayasofya'nın yapımına 23 Aralık 532'de başlanmış, 27 Aralık 537'de tamamlanmıştır. Mimari yönden incelendiğinde büyük bir orta mekân, iki yan mekân (nef), absis, iç ve dış nartekslerden meydana gelmiştir. İç mekân, 100 x 70 m. ölçüsünde olup, üzeri dört büyük ayağın taşıdığı 55 m. yüksekliğinde, 30.31 m. çapında kubbe ile örtülmüştür. Ayasofya'nın mimarisinin yanı sıra mozaikleri de büyük önem taşımaktadır. En eski mozaikler iç narteks ve yan neflerde altın yaldızlı geometrik ve bitkisel motifli olan mozaiklerdir. Figürlü mozaikler IX.-XII. yüzyıllarda yapılmıştır. Bunlar İmparator kapısı üzerinde, absiste, çıkış kapısı üzerinde ve üst kat galeride görülmektedir. Ayasofya İstanbul'un fethi ile birlikte başlayan Türk döneminde çeşitli onarımlar görmüştür. Mihrap çevresi, Türk çini sanatı ve Türk yazı sanatının en güzel örneklerini içerir. Bunlardan kubbedeki ünlü Türk Hattatı Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin Kuran'dan alınma bir suresi ile 7.50 m. çapındaki yuvarlak levhalar en ilgi çekici olanıdır. Bu levhalarda, Allah, Muhammed, Ömer, Osman, Ali, Hasan, Ebu Bekir, Hüseyin'in isimleri yazılıdır.

    Mihrabın yan duvarlarında ise Osmanlı padişahlarının yazıp buraya hediye ettiği levhalar vardır. Sultan II. Selim, Sultan III. Mehmet, Sultan III. Murat ve şehzadelerin türbeleri, Sultan I. Mahmut'un şadırvanı, sıbyan mektebi, imareti, kütüphanesi, Sultan Abdülmecid'in hünkar mahfeli, muvakkithanesi, Ayasofya'daki Türk çağı örnekleri olup türbeler, iç donanımı, çinileri ve mimarisiyle klasik Osmanlı türbe geleneğinin en güzel örneklerini oluşturmaktadır. Müze pazartesi dışında hergün 09.30-16.30 saatleri arasında gezilebilir. ÇİNİLİ KÖŞK: 15 inci yüzyılda, Fatih Sultan Mehmet zamanında bir köşk veya pavyon şeklinde yaptırılmıştır. İznik parçaları dahil 16'nci yüzyıl Selçuk ve Osmanlı çömlek ve çini sanatının en iyi örneklerini barındıran Türk Seramikleri Müzesi yer almaktadır.
    Müze tel+90-212) 528 45 00
    Ziyarete açık günler : Pazartesi hariç her gün açıktır

    AYA İRİNİ

    İstanbul'da yapılan ilk kilisedir. Konstantin'in emri üzerine 4'üncü yüzyılda yapılmış, sonradan Jüstinyen zamanında restore edilmiştir. Yapı, Hıristiyanlık öncesi dönemi tapınağının üzerine inşa edilmiştir.
    Ziyarete açık günler : Pazartesi hariç her gün açıktır

    TÜRK İSLAM ESERLERİ MÜZESİ

    Müzede Türk ve İslam sanatı eserleri sergilenmektedir. Bina, 1524'de Muhteşem Süleyman'ın Baş Veziri İbrahim Paşa tarafından ikametgahı olarak yaptırılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu döneminin en büyük özel konutudur. Bugün, zarif seramik koleksiyonlarının, minyatürlerin, hat sanatı örneklerinin, tekstillerin, en eski halıların yanında ağaç oyma eserlerin sergilendiği bir mekandır.
    Müze Tel+90-212) 518 18 05
    Ziyarete açık günler : Pazartesi hariç her gün açıktır.

    TÜRK HALILARI MÜZESİ

    İbrahim Paşa Sarayı'nın bulunduğu sokağın karşısındadır. Türkiye'nin her yöresinden toplanan çok güzel antika halı ve kilimler sergilenmektedir.
    Ziyarete açık günler : Pazartesi hariç her gün açıktır

    YEREBATAN SARNICI

    Bizans Sarnıcı olarak da anılan sarnıç, Ayasofya'nın yakınındadır. Büyük salonun ince tuğla kemerleri 136 adet korint stili sutünla desteklenmektedir.
    Ziyarete açık günler : Salı hariç her gün açıktır

    MOZAİK MÜZESİ

    Mozaik Müzesi, Bizans imparatorlarının Büyük Sarayı'ndan kalmadır. 5. ve 6'ncı yüzyıl nadide mozaik döşemeler burada korunmaktadır.
    Müze Tel+90-212) 511 97 00
    Ziyarete açık günler : Salı hariç her gün açıktır

    KARİYE MÜZESİ

    11. yüzyıl eseridir ve "Hz. İsa" Kilisesi adıyla da anılır. İstanbul'da Ayasofya'dan sonra en önemli Bizans yapısıdır. İstanbul Edirnekapı yakınlarında yer alan mozaik ve freksleriyle ünlü bu kilise Bizans İmparatoru Alexius Komnenos'un kayınvalidesi Maria Dukaina tarafından yaptırılarak Hz. İsa'ya ithaf edilmiş daha sonra büyütülmüştür. Hz. İsa ve Hz. Meryem'in yaşantılarını sahneleyen mozaik ve fresklerinin çoğu 1305-1320 yıllarında yapılmıştır. II. Bayazıt döneminde camiye çevrilen kilise Cumhuriyet döneminde 1929'da restore edilmiş, mozaikleri meydana çıkarıldıktan sonra müze olarak ziyarete açılmıştır. Bu arada, müze ziyareti sonrasında Kilise'yi çevreleyen ahşap evlerde, şehrin koşuşturan ortamından uzakta, rahat bir atmosfer içinde çay ve kahve sunulmaktadır.
    Müze Tel+90-212) 523 30 09
    Ziyarete açık günler : Salı hariç her gün açıktır

    HAVACILIK MÜZESİ

    Yeşilköy'dedir. Türk havacılığının gelişmesi teması üzerine kurulmuştur.
    Ziyarete açık günler : Salı hariç her gün açıktır

    ASKERİ MÜZE

    Seferlerde Osmanlı orduları tarafından kullanılan büyük saha çadırları Askeri Müze'de sergilenmektedir. Osmanlı silah ve askeri teçhizatları da sergide yer almaktadır. Osmanlı askeri bandosu, Mehter Takımı öğleden sonraları saat 15.00-16.00 arasında Osmanlı askeri müziği ile gösteri yapmaktadır.
    Ziyarete açık günler : Pazartesi hariç her gün açıktır

    ATATÜRK MÜZESİ

    Şişli'de Atatürk'ün oturduğu ev daha sonra onun anısına müzeye dönüştürülmüştür. Kişisel eşyaları sergilenmektedir.
    Ziyarete açık günler : Pazartesi ve Salı hariç her gün açıktır

    DENİZCİLİK MÜZESİ

    Beşiktaş'tadır. Osmanlı denizcilik tarihine ait bir çok ilginç eserler yanında, sultanların Boğazı geçerken kullandıkları "saltanat kayıkları" da sergilenmektedir.
    Ziyarete açık günler : Cumartesi ve Pazar hariç her gün açıktır

    GÜZEL SANATLAR MÜZESİ

    Beşiktaş'taki Güzel Sanatlar Müzesi'nde 19. uncu yüzyılın sonundan günümüze uzanan döneme ait Türk resim ve heykel örnekleri yer almaktadır.
    Ziyarete açık günler : Pazartesi ve perşembe hariç her gün açıktır

    ŞEHİR MÜZESİ

    Yıldız Sarayı'nın bahçesindeki Şehir Müzesi'nde ise Osmanlı fethinden bu yana İstanbul'un tarihi ile ilgili belgeleri korumaktadır.
    Ziyarete açık günler : Perşembe hariç her gün açıktır. Yine Yıldız Sarayı bahçesinde çok zengin dekor ve sahnesi, zarif kostümleri ile Tiyatro ve Tarihi Sahne Kostümleri Müzesi yer almaktadır.

    RAHMİ KOÇ ENDÜSTRİ MÜZESİ

    Hasköy'ün banliyösünde, Haliç kıyısında, daha önceleri Lengerhane adıyla anılan Osmanlı dönemi demir ve çelik işçiliğinin mekanı Rahmi Koç Endüstri Müzesi endüstrideki gelişmeleri sergilemektedir.
    Ziyarete açık günler : Pazartesi hariç her gün açıktır

    SADBERK HANIM MÜZESİ

    Boğazdan yukarıya doğru, Büyükdere'nin kenar mahallesindeki, 19 uncu yüzyıl iki ahşap villayı Sadberk Hanım Müzesi koleksiyonları doldurmaktadır. Önceden Türk süsleme sanatı örneklerinin sergilendiği bu özel müze yeni arkeolojik koleksiyonun eklenmesi ile daha da büyümüştür.
    Ziyarete açık günler : Çarşamba hariç her gün açıktır.

    ORHAN KEMAL MÜZESİ

    Yakın edebiyatımıza ışık tutan Orhan Kemal için, Orhan Kemal Kültür Sanat Koordinatörlüğü katkıları ile İstanbul'da, Akarsu caddesi No:32 Cihangir 80060 adresindeki ev müze haline getirildi. Müzede Orhan Kemal'in fotoğrafları, ilk baskı kitapları, yabancı dilde yayınlanan kitapları, çalışma odası, kullandığı eşyalar ve giysileri sergilenmektedir.
    Müze Tel : (+90-212) 292 92 45 - 292 12 13 Fax: (+90-212) 243 67 82
    Ziyarete açık günler : Her gün 10.00-17.00 saatleri arasında açıktır. Giriş ücretsizdir.

    KÖŞKLER, KASIRLAR

    Küçüksu Kasrı

    Yazlık olarak kullanılan saray, 19 uncu yüzyılın ortasında I. Abdülmecit tarafından yaptırılmıştır. (Pazartesi ve Perşembe hariç her gün açıktır.)

    Aynalı Kavak Yazlık Köşkü

    Aynalı Kavak Yazlık Köşkü 18 inci yüzyılda yapılmış ve daha sonra çeşitli sultanlar tarafından restore ettirilmiştir. 1718'de takılan, bir kısmı Venediklilerden hediye aynaları nedeniyle bu ismi aldığı sanılmaktadır. Haliç üzerindeki saray, geleneksel Türk mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. (Pazartesi ve Perşembe hariç her gün açıktır.)

    Ihlamur Köşkü

    19 uncu yüzyıl yaptırılan Ihlamur Köşkü ismini bahçesinde yetişen ıhlamur ağaçlarından almıştır. Şimdilerde İstanbul'un ortasında yer alan bu köşk eskiden şehrin dışındaydı. Merasim Köşkü resmi törenler için kullanılmaktayken, Maiyet Köşkü sultanın maiyetini, bazı hallerde de saraydan gezinti için ayrıldıklarında haremini barındırmıştır. (Pazartesi ve Perşembe hariç her gün açıktır.)

    Maslak Köşkü

    Sultan Abdülaziz tarafından av evi olarak tasarlanan Maslak Köşkü, 19 uncu yüzyıl Osmanlı süsleme sanatının kayda değer en güzel örneklerini taşımaktadır.(Pazartesi ve Perşembe hariç her gün açıktır.)

    Florya Deniz Köşkü

    Atatürk'ün Florya Deniz Köşkü Türkiye cumhurbaşkanlarının yazlığı şeklinde kullanılmıştır. Marmara Denizi'ne T biçiminde uzantısı ile bu köşk, 1935'de inşa edilmiştir. Erken 20 inci yüzyıl mobilyalarından en iyi örneklerin görülebildiği bir sergendir. Atatürk burada kalan ilk cumhurbaşkanıdır. (Pazartesi ve Perşembe hariç haftanın her günü açıktır.)

    ANITLAR VE MEYDANLAR

    Hipodrom

    Günümüze çok az kalıntıları ulaşan Roma devri önemli yapıları ve abideleri, Hipodrom çevresinde inşa edilmiştir. "Büyük Saray" diye bilinen İmparatorluk Sarayı Hipodromun yanında başlar, aşağılara, deniz kenarına kadar uzanırdı. Bu saraydan günümüze bir büyük salonun yer mozaik panosu gelebilmiştir. Semt Bizans ve Türk devirlerinde de merkezi önemini devam ettirmiştir. İstanbul'un en önemli abideleri Ayasofya, Sultan Ahmet Cami, Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Yere Batan Sarnıcı burada, Hipodromun çevresindedir. Günümüzde Hipodromdan günümüze Theodosius Dikili Taş, Konstantin Sütunu (Orme Odelisk), Yılanlı Sütun (Burmalı Sütun) ları kalmıştır.

    Theodosius Dikili Taş

    Aslı eski Mısır eseridir. MÖ 1547 yıllarında Firavun III. Tutmosis (Toothmesis) adına Heliopolis'de dikilmiştir. Pembe granitten ve yekparedir. Üzerinde Hiyeroglif yazısı ile II. Tutmosis'in zaferleri yazılmıştır. 390 yıllarında Bizans İmparatoru Iç Theodosius tarafından İstanbul'a getirilerek Hipodroma dikilmiştir. Kaidedeki kabarmalar üzerinde I. Theodosius, oğulları, karısı, Arkedios, Honorios ile İmparator II. Valantinianos görülür. Ayrıca Hipodrom sahneleri ve anıtın dikilişini gösteren tasvirlerde vardır.

    Gotlar Sütunu

    Topkapı Sarayı dış bahçesinde, Gülhane Parkı Sarayburnu girişinde bulunan ve Roma Devri'nden günümüze hiç değişikliğe uğramadan gelen çok eski bir abidedir. 3. veya 4. yüzyılda dikilmiş olan bu sütun yüksek kaide üzerinde 15 m. boyunda monolit mermerden ibarettir. Sütun başı korint üslubunda kartal arması ile süslüdür. Gotlar'a karşı kazanılan zaferden bahseden kitabe satırlarından dolayı abide "Gotlar Sütunu" adıyla da anılır.

    Çemberlitaş (Konstantin Sütunu)

    MS 330'da Başkentin Roma'dan İstanbula nakli sebebi ile kentin ikinci tepesindeki büyük oval bir meydan ortasında, Konstantinin şerefine dikilmiş olan ve Çemberlitaş sütunu olarak da bilinen bu abide orijinalinden daha kısa olarak günümüze gelebilmiştir.

    Yılanlı Sütun (Burmalı Sütun)

    Bu sütun Delphi'deki Apollon tağınağından 4.yüzyılda istanbula getirilmiştir. İstanbuldaki en eski anıtlardan birisidir. Orijinalinin M.Ö. 409' da yapıldığı bilinmektedir. Birleşmiş olan çeşitli Yunan sitelerinin Perslere galip gelmesi üzerine Pers ordusunun silahlarının eritilip dökülmesinden meydana getirilmiştir.

    Beyazıt Meydanı

    İmparator Teodosius devrinde MS. 393 yılında şehrin en büyük meydanı olarak inşa edilmiştir. Ortasındaki dev boyutlu zafer takının üzerinde yer alan bronz boğa başlarında dolayı buraya "Form Tauri" meydanı ismi verilmiştir. Üzerinde İmparatorun da heykeli yükselen zafer takından günümüze bir kaç mermer blok ve sütun kalmıştır. Kuzeyde, Fatih'in yaptırdığı ilk sarayın yerinde İstanbul Üniversitesi bulunmaktadır. Üniversite girişi abidevi kapı ve bahçedeki yangın kulesi 19. yy yapılarıdır. Meydanı süsleyen ve adını veren 15. yüzyıl Beyazıt Camii kalabalık ve hareketli Kapalı Çarşının komşusu olup, buraya ait külliyeden günümüze medrese, hamam ve dükkanlar kalmıştır.

    SU KEMERLERİ

    Mualla Kemeri

    Mimar Sinan tarafından yapılan su kemerlerinden biridir. Alibey deresi vadisindedir. Orta kesimde 4 büyük kemer vardır.

    Uzun Kemer

    Mimar Sinanın yaptığı kemerlerden biridir. Kemerburgazın 1500 m kadar kuzeybatısıdadır. Kanuni Sultan Süleyman zamanında yaptırılmıştır.

    Güzelce Kemer

    Cebeci Köy Kemeri olarak da bilinen eser Kanuni Sultan Süleyman devrinde Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Kemerburgazın güneyindeki Cebeci Köyün 1500 m. kadar doğusundadır.

    Bahçeköy Kemeri

    Sultan Mahmut Kemeri olarak bilinen kemer Bahçeköyden Büyükdere'ye doğru 1 km mesafededir. I. Mahmut zamanında 1731'de tamamlanmıştır.

    ÇEŞME VE SEBİLLER

    Sultanahmet Çeşmesi (III. Ahmet Çeşmesi)

    Topkapı sarayının Bab-i Hümayun kapısı önündedir. Binanın dört cephesindeki taş ve bronz işçiliği yazılar kadar tahta saçaklann süsleri birer sanat şaheseridir. Çeşme, klasik dönemin mütevazi çizgilerinden sıyrılmış, hatların zerafeti, zenginlik ve güzelliği ile emsalleri arasında sivrilmiştir.

    Üsküdar III. Ahmet Çeşmesi

    Üsküdar'da iskele meydanında yer alır. 1728'de yapılmıştır. Ahşap çatılı ve dört yüzlü bir meydan çeşmesi olup mimarlık, hattatlık, taş işçiliği ve şiir sanatının bir şaheseridir.

    Alman Çeşmesi

    Sultanahmet meydanında parkın içindedir. Alman İmparatoru II. Wilhelm'in İstanbul'u ikinci ziyaretinin anısı için bütün kısımları ile Almanya'da yapılmış, İstanbul'a getirilerek hazırlanan kemerlerin üzerlerine konmuştur. 20'inci yüzyılın ilk günü olan 1 Ocak 1901'de açılış töreni yapılan bu çeşmenin üç kubbesi altın mozaik kaplıdır.

    Tophane Çeşmesi

    Tophane Meydanındadır. 1732'de I. Mahmut tarafından Hassa Baş Mimarı Mehmet Ağa'ya yaptırılmıştır.

    Beykoz Ishak Ağa Çeşmesi

    İstanbul'da Beykoz ilçesindedir. Türkiye çapında en güzel çeşme anıtlarımızdan birisidir.

    Ayazma Çeşmesi

    Üsküdar'da Ayazma Camii avlusundadır. 18. yüzyılda III. Mustafa tarafından yaptırılan Çeşme devrin mimari özelliklerini taşır.

    Azapkapı Saliha Sultan Çeşmesi

    1732'de Sultan I. Mahmut tarafından annesi Saliha Sultan adına yaptırılmıştır.

    Göksu Çeşmesi
    Sultan III. Mustafa'nın eşi ve III. Selim'in annesi Mihrişah Sultan tarafından yaptırılmıştır.

    Esma Sultan Çeşmesi

    1799 da III. Ahmet'in kızı Esma Sultan tarafından yaptırılmıştır. Meydan çeşmelerinin bir örneğidir.

    Türbeler

    Ayasofya Türbeleri, III. Murat Türbesi, III. Mehmet Türbesi , Mimar Sinan Türbesi, Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi, Sultan II. Mahmut Türbesi görülmeye değer türbelerdir.






    Allah`ım Her dem Sen'i anmayı,Sen'i anlayıp anlatmayı,Sen'i sevip sevdirmeyi nasip et bizlere.
    YA İLAHİ ! SENDEN KIYAMETE KADAR BÜTÜN ESMA-İ HÜSNAN İLE ,
    DUA EDEN BİR DİLİMİN OLMASINI İSTİYORUM !!!


  6. #6
    MeLDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Nerden
    Hamburg, germany, Germany
    Mesajlar
    5,763

    Türk Bayragi --->: Istanbul




























    Allah`ım Her dem Sen'i anmayı,Sen'i anlayıp anlatmayı,Sen'i sevip sevdirmeyi nasip et bizlere.
    YA İLAHİ ! SENDEN KIYAMETE KADAR BÜTÜN ESMA-İ HÜSNAN İLE ,
    DUA EDEN BİR DİLİMİN OLMASINI İSTİYORUM !!!


  7. #7
    MeLDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Nerden
    Hamburg, germany, Germany
    Mesajlar
    5,763

    Türk Bayragi --->: Istanbul

    İstanbul'un en iyi 10 parkı

    FENERBAHÇE PARKI

    Kadıköy’ün en havadar, en yeşil ve en özenli parkı. Erken saatlerde yapılacak en uygun şey; kahvaltılıkları alıp masalı banklardan birine kurulmak, termostaki çay bayatlayana ve güneşte bayılana kadar gazete okuyup çimlerde yuvarlanmak. Sıkılanlar, parkın kapısından yaklaşık 20 adım sonra ulaşacakları Pyramid Alışveriş Merkezi’nde günü yemek yiyip, bowling oynayıp ya da sinemaya giderek tamamlayabilirler. Parka öğleden sonra gitmenin en değişmez amacı, bayramlık giysiler içinde iki dirhem bir çekirdek öğleden sonra piyasasına akmak olmalı. Sağınız solunuz, Bağdat Caddesi’nden sıkılıp temiz hava solumak isteyen ‘cadde’li gençlerle dolu oluyor. Akşam saatleri ise daha çok, televizyon karşısında kuruyemiş yemekten sıkılan ailelerle çarpışacaksınız. Giriş kapısından 150 metre sonra, sol koldaki merdivenlerin sonuna gizlenmiş Baraka’ya uğrayın. Denize sıfır bu küçük ve salaş çay ocağında yaz gecelerinde soğuk bira da bulabilirsiniz. Diğer bir seçenek tıpkı gün ışığında olduğu gibi çimlerin üzerine yayılıp -şanslıysanız- mehtaba karşı romantik bir bahar gecesi geçirmek.

    YILDIZ PARKI



    Hatrı sayılır bir kesimin ilk romantik buluşmasını Yıldız Parkı’nda yaşadığını anlatır büyüklerimiz. Bir kaynağa göre Ali Müfit Gürtuna da eşine burada evlenme teklif etmiş. Beşiktaş’la Ortaköy arasında yer alan park, İstanbul’un benzeri mekánlarından farklı olarak her kesim ve yaştan insanı ağırlıyor. Semt sakinlerinin vakit geçirdiği bir yer olmaktan ziyade özel olarak gidilen bir yer konumunda. Şehrin göbeğinde olması itibarıyla kolay ulaşıldığını söyleyebiliyoruz. Bir saray bahçesi olduğundan iyi ağaçlandırılmış yemyeşil bir yer olmasını da doğal karşılamak lazım. Parkta 18. ve 19. yüzyıllarda yapılmış Malta ve Çadır Köşkleri bulunuyor. Tesis bakımından da çay, kahve ne ararsanız her türlü hizmet, çeşitli fiyat ve konfor seviyelerinde mevcut.

    BEBEK PARKI

    Sahilde Mısır Konsolosluğu ile Bebek Kave arasında uzanıyor. Esasen günün her saati hayli kalabalık olduğunu söyleyebiliriz. Sahil boyunca yürüyüş yapanlar kimi zaman burada soluklanıyor. Akşam saatlerindeyse Bebek Kave sakinleri yer bulamayınca parkın banklarına yayılıyor, piyasa yapıyorlar. Buranın en baba özelliği nedir diye sorarsanız tam önünde kiralık motorlar olması. Karşıda Çengelköy sahilinde harika bir balık lokantası var. Mesela parka geldiniz, program yapmak icap etti, hiç yorulmayın. Hemen motorcu Osman’ı sorun. Sizi karşıya atıyor, dönene kadar da bekliyor isterseniz. Tek gidiş 20 milyondan fazla vermeyin. Gidiş dönüş pazarlığa tabi. Bu arada parkın bir diğer özelliği de siyah kedi kolonisi. İsterseniz oturup sayın, 11 tane siyah kedi var irili ufaklı. Bir de falcı kadın var. Bir ‘yirmilik’ almadan yakanızı bırakmıyor, haberiniz olsun.

    MAÇKA PARKI

    Dört başı mamur metropol parkı kategorisinde İstanbul’daki belki de tek yer. Gümüşsuyu tepesi ve Maçka/Taşlık denilen bölge arasındaki vadide kalan alanda yüzyıllık ağaçlar, çimenlik alanlar ve patikalarla hem düzenleme, hem konum hem de yeşillik anlamında rakipsiz. Ancak çayevi istilasıyla karşı karşıya. Köy motifli yelek giymiş garsonların çay servis ettiği mekánlardan parkın ağacına, yeşiline sabah akşam radyodan müzik servis edilmediği saatlerde sessiz ve hoş bir yer. Başına buyruk köpek kolonisi meşhur. Sabah erken saatte, spor yapanlarla dolu oluyor. Öğle vakti okul kıran gençleri, yemek arası veren çevre sakinlerini ve geç kalkan semtlileri ağırlıyor. Akşama doğru nüfusun artmasıyla köpeklilerin, bisikletlilerin birbirine yol vermek için beklediğini görebilirsiniz. En tenha saatler hafta içi 09.30 ile 12.00 arası. En kral özelliği, parkın iki yakası arasında çalışan teleferik

    ULUS PARKI



    Ulus Parkı’na ruhunu veren en önemli özellikler bulunduğu semt, güzel Boğaz manzarası ve düzenli, bakımlı, yemyeşil alanlar. Parkı genelde civar sitelerde oturan semt sakini teyzeler temiz hava almak için ziyaret ediyor ama tabii hepsi bununla sınırlı değil. Okulu asan liseli gençler de parkın tadını, irili ufaklı gruplar halinde çevreyi tavaf edip bol sigara içmek suretiyle çıkarıyorlar. Genç áşıkları da hesaba katarsak parkın insan profilini kavramış oluyoruz. Bebek arabalarıyla genç anneler de manzarayı tamamlayan bir diğer unsur. Parkın bir de hafta sonu piyasası var. Civar semtlerde oturanlar yürüyüşe, köpek gezdirmeye, gezinmeye buraya geliyor. Yalnız öyle mangal, piknik ve benzeri yayılmalar pek hoş karşılanmıyor. Pazarları yaş ortalaması yükseliyor zira tonton kesim buraya brunch’a geliyor, ev sıkıntısını hafif yürüyüşlerle atmaya çalışıyor.

    SANATÇILAR PARKI



    "Yedi sanat dalında topluma mal olmuş, yaşayan ve aramızdan ayrılan sanatçıları gelecek kuşaklara anlatmak ve ölümsüzleştirmek için hazırlanan park’. Vatandaş olarak bir parktan beklentilerimiz arasında sanatçıları ölümsüzleştirmek de olmalı tabii. Sanatçılar Parkı bu anlamda hem yeşil bir köşe hem de misyonu var. Akatlar’da bulunan park, çevredeki siteler ve müstakil evlerin sakinlerini gün boyu ağırlıyor. Genç popülasyondan ziyade orta yaşlıları gezerken görebilirsiniz. Park yeni düzenlendiği ve fazla bakımlı göründüğü için öyle çimlere oturma, top oynama durumu pek hoş karşılanmayabilir. Uzaktaki ağaçlar arasında beliren Boğaz manzarasıyla yetinip çaydan bir yudum almak da fena fikir değil.

    GÜLHANE PARKI



    Geçen yıl yenilenerek hizmete açıldı. Adı sarayın gül bahçelerinden geliyor. Artık hayvanat bahçesi yok, piknik yapılamıyor. Ancak yeşil oranı yüzde 55’ten 78’e çıkarıldı, 330 bank konuldu, gezi yolları ve seyir terasları düzenlendi, 24 bin lale dikildi. Toplumun her kesiminden, her yaştan ve gelir grubundan insanlar burada yürüyüş yapıyor, Sarayburnu’na uzanıp denizi seyrediyor, çevredeki ‘tesis’lerde çayını kahvesini içiyor. Öte yandan her gün burada turistleri görebilirsiniz. Pazar günleri kalabalık, hafta içi tenha, sabahları huzur dolu olduğunu hatırlatalım.

    ABBASAĞA PARKI



    Beşiktaş; iskelenin yanındaki çay bahçeleri, çarşısı, Çarşı’sı, Kazan’ı ve Cumartesi Pazarı ile İstanbul’un en hareketli semtleri arasında. Barbaros Bulvarı’ndan, Yıldız ve Beşiktaş yönünden; hangi sokağa girerseniz girin, buraya ulaşabilirsiniz. Öyle simitçi ve kestanecilerin pek uğramadığı, semt sakinlerinin sabahları gazete keyfi ve köpek gezmesi için tercih ettiği bir park burası. Üst tarafında bulunan mahalle kahvesinin minik terası güneşlenmek için şahane. Çarşının içindeki meşhur Yedi Sekiz Hasan Paşa fırınından üzümlü, elmalı kurabiye çeşitleri de alındıysa her şey tamam.

    CADDEBOSTAN PARKI



    Caddebostan Parkı, İstanbul’un yeşillik alanları içinde belki de en eğlenceli, en cıvıl olanı. Özellikle havalar güzel olduğunda komşu semtlerde ne kadar genç bünye varsa çimlere hücum ediyor. Basket sahaları doluyor, mini parkta çocuklar ve onları izleyen anneler beliriyor, sahil şeridinin her yanında bir hareket gözleniyor. Bu anlamda özellikle Caddebostan Migros ve çevresi Rock’n Coke’u aratmayacak nitelikte. Çevrede kaykaycısından müzisyenine çeşit çeşit insan, hatta hayatınızın insanını bile bulabilirsiniz. Burada tanışıp evlenen çiftler olduğu tarafımızdan gözlemlenmiştir. Parkın bahar ve yaz ayları boyunca en hareketli ve bereketli saatleri akşam günbatımı öncesi. Evden termosla kahve getirenlerden tutun da, Migros’tan kahvaltılık alıp çimlere yayılanlara kadar yaşlısı genci tüm semt sakinleri burada günü birlikte uğurluyor. Ulaşımı kolay, Bağdat Caddesi’nin her yerinden ve tabii Kadıköy’den tek vasıtayla, yani dolmuşla buraya varabiliyorsunuz.

    GÖZTEPE PARKI



    Göztepe Parkı, sahil yoluyla Bağdat Caddesi’ni birbirine bağlıyor. Semtin bebekleri ilk gezmelerini burada yapıyor, yürüme-koşma konusunda acemiliklerini de burada atıyorlar. Sahipleriyle birlikte gelen köpekler de parkın her köşesini ‘patilerinin içi’ kadar öğrenmiş durumdalar. Park Cadde sakinleri için yaz-kış alternatif bir yürüyüş parkuru. Geceleri ıssız olmasına rağmen yılbaşı gibi özel günlerde Hyde Park misali konserlere sahne oluyor. Akşamüstü saatlerinde park öncesi ve sonrası bir şeyler atıştırmak isterseniz, caddeye çıkmadan hemen parkın karşısında yeni açılan Cafe Galeri’nin kırmızı dekoru içinde saatler geçirebilirsiniz.





    Allah`ım Her dem Sen'i anmayı,Sen'i anlayıp anlatmayı,Sen'i sevip sevdirmeyi nasip et bizlere.
    YA İLAHİ ! SENDEN KIYAMETE KADAR BÜTÜN ESMA-İ HÜSNAN İLE ,
    DUA EDEN BİR DİLİMİN OLMASINI İSTİYORUM !!!


  8. #8
    MeLDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Nerden
    Hamburg, germany, Germany
    Mesajlar
    5,763

    Türk Bayragi --->: Istanbul





















































    Allah`ım Her dem Sen'i anmayı,Sen'i anlayıp anlatmayı,Sen'i sevip sevdirmeyi nasip et bizlere.
    YA İLAHİ ! SENDEN KIYAMETE KADAR BÜTÜN ESMA-İ HÜSNAN İLE ,
    DUA EDEN BİR DİLİMİN OLMASINI İSTİYORUM !!!


  9. #9
    MeLDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Nerden
    Hamburg, germany, Germany
    Mesajlar
    5,763

    Türk Bayragi --->: Istanbul

    İstanbul bazı semt isimlerinin hikayeleri

    Aksaray

    Aksaray'dan gelenler buraya yerleştirilmiştir.
    Bu semt adını bu günkü Aksaray Şehrinden gelenler vermiştir.

    Ahırkapı
    Padişah sarayının sonunda ki has ahırın
    (Padişahın atlarının barındığı ahır) yanında olduğu için
    Ahır Kapısı diye anılmıştır.

    Akaretler
    Sultan Abdulaziz Taşlıkta Aziziye camiinin giderlerini karşılamak üzere
    bir vakıf kurmuştur.
    Bu vakfa gelir sağlamak için de gelir getiren anlamında Akaretler yaptırmayı planlamıştır.
    Bu planı bitirmek ise II.Abdulhamit'e nasip olmuştur.
    Bu yüzden semtede Akaretler denmiştir.

    Altunizade
    Altunizade İsmail Zühtü Paşa'nın yaptırdığı cami,
    semtinde bu adla anılmasına sebep olmuşştur.
    Zühtü Paşa'nın babası altın alım satımı ile iştigal ettiğinden
    Zühtü Paşa'ya da Altunizade denmiştir.

    Arnavutköy
    Önceleri, Boğaziçi’nin bu sevimli semtinde
    Arnavutlar oturduğu için buraya bu ad takılmıştı.

    Ataköy
    Ataköy'ün eski adı Baruthane dir.
    II.Mahmut tarafından buraya baruthane yapılmıştır.
    O zamanlar Ataköy (İstanbul'un dışı sayıldığından
    baruthane yapımı için uygun bir alan olarak görülmüştür.)
    Daha sonraları Emlak ve Kredi Bankası bu bölgeye
    50 - 60 bin nüfuslu bir yerleşim yeri kurmuştur(1950)
    Yeni yerleşim yerinin adı da Ataköy olur.

    Ayazağa
    İsmini yeni çeri kethudası Ayaz Ağa'nın çiftliğinden almıştır.
    Abdulaziz döneminde buraya yaptırılan saray
    bugün binicilik okulu olarak kullanılmaktadır.

    Ayrılık Çeşmesi (Haydarpaşa’da)
    Eskiden hac alayı bu çeşme çevresinde toplanır, oradan yola çıkardı.
    Hacca gidenler eşlerine, dostlarına orada veda ederek ayrılırlardı.

    Bağlarbaşı
    Çok eskiden bir Ermeni manastırına ait bağların başladığı yermiş.
    Zamanla oraya Bağlarbaşı denmiştir.

    Balat
    Rumca saray anlamına gelen palation sözcüğünden geldiği söylenir.
    Önceleri İstanbul'un kapılarından birine verilin bu ad,
    sonraları semtin adı olmuştur.

    Bebek
    Fatih Sultan Mehmet Han
    buranın muhafazası için gönderdiği komutanın
    lakabından gelmektedir.
    (Bebek Çelebi Bebek Çavuş)

    Bedesten
    Arapça bir söz olan Bezzaz dan türetilmiştir.
    Bez, kumaş taciri, Manifaturacı anlamına geliyor.
    Kumaş tacirlerinin bulunduğu yere de bezzazistan denildiğinden.
    zamanla halk arasında ağza kolay gelmesinden dolayı
    bedestan'a dönüşmüştür.

    Beylerbeyi
    III. Murat devri beylerbeylerinden Mehmet Paşa’nın yalısını bulunduğu için
    köye bu ad verilmiştir.

    Cihangir
    Kanuni Sultan Süleyman pek sevdiği oğlu Cihangir için
    burada bir cami yaptırmıştı.
    Semt adını bu Cihangir Camisi’ nden almıştır.

    Çarşamba
    Samsun Çarşamba ovasından gelenler yerleştirildiği için
    buraya da Çarşamba denilmiştir.

    Çengelköy
    XIX. Yüzyılda Kaptan-ı deryalıklarda, valiliklerde bulunmuş,
    yiğitliğiyle tanınmış Çengeloğlu Tahir Paşa
    burada bir mescit yaptırmıştı.

    Harem
    Üsküdar Sarayı’ nın harem dairesine gidecekler
    bu iskeleye çıkarlardı.

    Haydarpaşa
    III. Selim vezirlerinden Haydar Paşa oradaki kışlayı yaptırmıştı.

    İhsaniye
    Selimiye kışlası ile Karacaahmet arasındaki bu mahallenin bulunduğu yerde
    eskiden bir saray vardı. Padişah yıkılmaya yüz tutan bu sarayın arsasını
    halka “ihsan” ettiği (bağışlandığı) için semtin adı “İhsaniye” kalmıştır.

    Kabataş
    İskelenin bulunduğu yerde eskiden büyük bir taş vardı.
    Osmanlı devri ileri gelenlerinden “Köse Kahya” diye tanınmış
    Mustafa Necip çelebi bu taşı yontturup iskele haline getirdi.

    Kadıköy
    Bugün Osmanağa Camisi diye anılan caminin yerinde
    eskiden Kadı Mehmet Efendi’nin yaptırdığı bir mescit vardı.
    Semtin adı bundan dolayı “Kadıköy” kalmıştır.
    Bugünkü camiyi I. Ahmet devrinde Babüssaade Ağası Osman Ağa yaptırmıştır.
    Diğer bazı kaynaklara göre Bizans’ın fethinden sonra
    burası İstanbul’un ilk kadısı Hızır Bey’e bağışlanmış,
    bundan ötürüde semt “Kadıköy” adını almıştır.

    Kanlıca
    Bu bölgeye Kanuni Sultan Süleyman tarafından
    Anadoludan Türkmen ve göcebe bazı türk kabileleri getirtilip yerleştirilmiştir.
    Bu göçebelerin buraya yerleşmeleri kağnılarla olduğu ve
    çok uzun bir süre içinde ancak yerleşebildikleri için
    halk arasında bu bölgeye Kağnıca,
    sonralarıda Kanlıca denmiştir.

    Kuzguncuk
    Fatih Sultan Mehmet devrinde
    Kuzgun Baba diye anılan bir derviş burada oturmuştu.

    Taksim
    İstanbul sularının bir bölümünün buradan taksimi yapıldığı için
    burasıda suların taksimi (ayrımı) yapılan yer olarak kalmıştır

    Üsküdar
    Farsça “Konak” anlamına gelir.
    Eskiden Anadolu’ya İran’a, Arabistan’a gidip gelen kervanlar
    burada konaklardı.

    Vaniköy
    Eski adı Papazbahçesi’ydi.
    IV. Mehmet, Şeyh-i Sultani Esseyit Mehmet Vani (Vanlı) ye bu yerleri hediye etti,
    o da kendisine burada bir yalı, bir iki ev yaptırdı.




    Allah`ım Her dem Sen'i anmayı,Sen'i anlayıp anlatmayı,Sen'i sevip sevdirmeyi nasip et bizlere.
    YA İLAHİ ! SENDEN KIYAMETE KADAR BÜTÜN ESMA-İ HÜSNAN İLE ,
    DUA EDEN BİR DİLİMİN OLMASINI İSTİYORUM !!!


  10. #10
    MeLDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Nerden
    Hamburg, germany, Germany
    Mesajlar
    5,763

    Türk Bayragi --->: Istanbul

    Haydarpaşa Garı Resimleri, Tarihçesi, Hakkında


    Haydarpaşa Garı Tarihçesi Hakkında Bilgiler

    Haydarpaşa Garı, 1908′de İstanbul – Bağdat Demiryolu hattının başlangıç istasyonu olarak inşa edilen tren garıdır. Gar, TCDD’nin ana istasyonudur. İstanbul’un Anadolu yakasında, Kadıköy’de bulunur. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde Bağdat Demiryolu yanında İstanbul-Şam-Medine (Hicaz Demiryolu) seferleri de yapılmaya başlanmıştır.

    Devrin Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit döneminde, 30 Mayıs 1906 tarihinde yapımına başlanmıştır. 19 Ağustos 1908 tarihinde tamamlanıp hizmete girmiştir. Bir rivayete göre binanın bulunduğu sahaya III. Selim’in paşalarından Haydar Paşa’nın adı verilmiştir. Binanı inşaatı, Anadolu Bağdat adı altında bir Alman şirketi gerçekleştirmiştir. Ayrıca bir Alman’ın teşebbüsüyle garın önünde mendirek inşa edilerek Anadolu’dan gelecek veya Anadolu’ya gidecek vagonların ticari eşyasını yükleme ve boşaltma işlevi için tesisler yapılmıştr.


    İki Alman mimar Otto Ritter ve Helmuth Cuno tarafından hazırlanan proje yürürlüğe girmiş, garın yapımında Alman ustalarla İtalyan taş ustaları birlikte çalışmıştır. I. Dünya Savaşı sırasında gar deposunda bulunan cephanelere 1917′de yapılan bir sabotajla çıkan yangın sonucu binanın büyük bir bölümü hasar görmüştür. Yeniden onarılan bina bugünkü şeklini almıştır. 1979′da Haydarpaşa’nın açıklarında Independenta adlı tankerin bir gemiyle çarpışması sonu meydana gelen patlamadan ve sıcaktan dolayı binanın O Linneman adlı ustanın yaptığı kurşun vitrayları hasara uğramıştır. 1976′da aslına uygun olarak yeniden geniş çapta onarılmış ve 1983′ün sonunda dört dış cepheyle iki kulenin restorasyonu tamamlanmıştır.







    Allah`ım Her dem Sen'i anmayı,Sen'i anlayıp anlatmayı,Sen'i sevip sevdirmeyi nasip et bizlere.
    YA İLAHİ ! SENDEN KIYAMETE KADAR BÜTÜN ESMA-İ HÜSNAN İLE ,
    DUA EDEN BİR DİLİMİN OLMASINI İSTİYORUM !!!


Konu Bilgisi

Uye Bu Konuya Bakiyor

Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)

Benzer Konular

  1. Manisaspor - istanbul b.b: 1-0
    By CASPER_CASPER_ in forum Diğer Anadolu Takımları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 20.03.10, 19:50
  2. Beşiktaş 2-0 istanbul bşb
    By CASPER_CASPER_ in forum Beşiktas
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10.03.10, 22:15
  3. Sivasspor: 0 - istanbul bşb: 1
    By CASPER_CASPER_ in forum Diğer Anadolu Takımları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06.03.10, 17:56
  4. Sivasspor-1 istanbul BB-2
    By CASPER_CASPER_ in forum Diğer Anadolu Takımları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10.05.09, 08:23
  5. istanbuL'a Sığamıyorum
    By Fidem in forum Resimli Şiirler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04.12.08, 22:15

Eklenmis Olan Tag'lar

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Yeni Konu Acamazsin
  • Konuya Cevap Yazamazsin
  • Konuya Eklenti Ekleyemezsin
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372