Bir askın ölümünde II...... Onu izlerken yüreğim okşanıyordu. O kadar tatlıydı ki... İçim huzurla doluyordu. Aynı zamanda içimden isyan ediyordum zamana, dursun, bu an hiç bitmesin istiyordum ama nafile. Yüreğimde ki gibi batmayan bir güneş daha olsaydı, bu dünyanın da adını cennet koyardım..
Akşam olmuş, ayrılık vakti gelmişti. Birbirimize bakıyor, söyleyecek söz arıyorduk. Biz konuşamasak da o an, bakışlarımız anlatıyordu demek istediğimizi. Ve ikimizde aynı anda "telefon numa..." dememizle gülmüştük. Gülmek ona o kadar çok yakışıyor ki... Telefon numaralarımızı vermiştik birbirimize. Ertesi güne, karşılaştığımız yere sözleşmiş ve ayrılmıştık. Eve dönerken sanki yürümüyor, uçuyordum. Çocuklar gibi mutluydum. Eve vardığımda dayanamayıp telefonumu hemen elime aldım, heyecanla mesajımı yazdım ve yollar yollamaz bir mesaj geldi telefonuma. Mesajı atan oydu. Kalplerimiz, sevdiklerimiz, her şeyimiz birdi. Ruh ikizimdi. Kaderimin insanının o olduğuna daha da inanmaya başlamıştım. Söylemiş olduğu her söz, içimde bir yer ediniyordu. Ve gün iyi geceler dilekleriyle son bulmuş, gözlerimi yeni bir gün için yummuştum.
Gözlerimi açtığımda büyük bir heyecan ve mutlulukla evden çıkmıştım. Yollar çok kısa geliyordu bana. Yağmur yağmıyor, sanki bu güzel gün için güneş göz kırpıyordu bana. Sanki küsen doğa, bizim için barışmıştı. Buluştuğumuz noktaya aynı anda varmıştık. Bir rüyadaydım sanki. İlk defa görünen bir melek tanımıştım. İnanamıyordum buna. Her şey o kadar güzeldi ki.
Bank da oturur oturmaz bir kedi gelmişti yanımıza. Bembeyazdı. Diğer banklarda başkaları da olmasına rağmen, o bizi seçmişti. Tıpkı aşk gibi... Ve ne zaman orada otursak, o da hemen yanımıza gelir, kendisini sevdirirdi bize. Bizde o kedi gibi mayışmış bir hale gelir, severdik onu. Gözlerimiz birbirine değdiğinde ise her şeyi unutur, dünya dururdu o an bizim için. Gözlerimiz buğulanır, durmadan, dakikalarca birbirimizi izlerdik. O gün, ilk defa ellerimizi yüzümüzü sevmek için uzattığımızda bir hızla geri çekmiş ve bir heyecanla ağlamaya başlamıştık. Birbirimize dokunamıyor, kıyamıyorduk. Bunun heyecanını da ilk defa yaşıyordu yüreğimiz. O kadar farklı ki.
Günler günleri takip etti, aylar geçti ve doğum günüm (11 Aralık) geldi. Yaşadığımız bir gün bile bir ömürle eşitken, mevsimlere bir mevsim daha getirdik, aşk mevsimi adını verdik. Sımsıcak yüreğimizle üşümezdik biz. Yağan kara aldırmazdık biz. İçimizde batmayan bir güneş, aşk mevsiminde yaşardık biz. Günler tükense de, bitmezdik biz. Çünkü bu aşkı yüreğimize mühürlemiştik.
DOĞUM GÜNÜM (11 ARALIK)Bugün benim doğum günüm. Vermiş olduğum sözü hatırlatmıştım kalbime bugün. Bu söz, en büyük hediye olmuştu ona. O da en güzel duyguları hissettirerek, teşekkürünü belirtmişti bana. Yüreğim yeniden doğmuştu onunla ve bir yaşında.
Meleğimle bütün gün beraberdik. Her zaman ki gibi o günde aşkımızın başladığı yerdeydik. Orası bizim cennetimiz olmuştu. Her günün sonunda veda ederken "cennetimiz de görüşmek üzere" der ve ayrılırdık. Ve yine cennetteyim meleğimle...
Buğulu gözlerle birbirimizi izliyorduk her zaman ki gibi. İçimizde ki aşk yüreğimize sığmıyor, gözlerimize sığmıyor, her an yüreğimiz duracak, gözlerimizden yaşlar akacak gibi yaşıyor, birbirimize dokunmaktan korkuyor, birbirimizi durmadan izliyorduk. Gözlerimizdi yüreğimizde ki duyguları bize hissettiren, gözlerimizdi kifayetsiz kelimelerin anlamını yaşlarla belirten, aşkın dilini bilen, gözlerimizdi.
Dokunamazdık birbirimize. Yüzümüzü sevmeye, öpmeye kıyamazdık, korkardık. Bir kez öpsek, buna kalbimizin dayanmayacağını biliyorduk. Çünkü biz birbirimizi çok seviyorduk. Zaten aşk yüreklerin dili değil midir? Biz aşkı anlamı gibi tüm beyazlığıyla yaşıyorduk.
Bütün gün olduğumuz yerden kıpırdamamış, gece olunca da sessizce yıldızları izlemiştik. Ve bir yıldız seçmiştik. Nasılda tatlıydı. O Tek tek yıldızları seçişi "bu olsun, yok yok bu olsun, yok bence biz gibi bembeyaz olsun." deyişi. O an kollarımla sımsıkı sarmak istiyordum bebeğimi ama yapamıyordum, kıyamıyordum. Kollarımda can verir diye korkuyordum. Çaresizce ağlıyordum. Ben ağlayınca, o da ağlıyordu. O kadar acı veriyordu ki... Ellerimiz ister istemez yüzümüzü sevmek için gidiyor, farkına varınca da ellerimizi korkarak geri çekiyorduk. Kollarımızla birbirimizi sımsıkı sarmak için yaklaşırken yine bir hızla geri çekiliyorduk. Bunun çaresizliğiyle durmadan ağlıyor, yine konuşmadan birbirimizi izliyorduk. Zaten İstesek de konuşamazdık ki. Duygularımızı anlatabileceğimiz, kelimelere dökeceğimiz bir dil yoktu. Meleklerin aşkı bu olsa gerek. Ve bende bir meleği seviyorum.Gözyaşlarımız dindikten sonra yıldızımıza ve sonra birden bire saate baktı gözlerimiz. Saat 23:23 idi. O yine tatlı bir şekilde "hadi dilek dileyelim" dedi. Bende "tamam" dedim. Benim dileğim" Allah’ım, o bensiz, ben onsuz yaşayamayız. Bizi birbirimizden ayırma. Eğer Azrail ikimizden birini almaya gelirse bir gün, birimizi arkada bırakmasın. Bize ayrılık yaşatma Allah’ım." Oldu. O an yüreğimde hafif bir sızı hissetmiştim. O da bana ne diledin diye sorduğunda ben "söylersem kabul olmaz, sonra çok üzülürüm" dedim, o da "peki" dedi ve bebeğimi evine bıraktım, tüm anılarımızı da arkada bırakarak.
Dostluk Ariyorsan Burda,
Güven Ariyorsan Burda,
Dürüstlük Ariyorsan Burda,
Eger Yalanciysan Ve Üzmek Istiyorsan,
Yukarda sag kösede X´e bas,
CIKIS ORDA...
Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)
Bookmarks