"Köprü Bedava Denildiğinde Sevinmek" / Ters Köşe



Bayram, seyran günlerinde bildiğiniz gibi bazen köprüden geçiş ücretsiz oluyor.

Geçen gün televizyonda izlediğim bir haber bülteninde gece köprüden geçen insanlar ansızın gelen ‘bedava geçiş’ uygulamasıyla şaşkına dönmüşlerdi. Bayram değildi, seyran değildi.

Kimisi sebebini öğrenmeye kalkışırken, kimisi çok seviniyordu.

Esas benim güldüğüm ise parayı ısrarla ödemeye çalışan bir vatandaşın, görevlilerle tartıştığı görüntüydü. ‘Ben namuslu vatandaşım, paramı verip geçerim’ diye bağırıyordu.

Sizlere geçenlerde yazdığım bir yazımda çabuk unutkan ve toplumsal hafızası en zayıf ülkelerden birinde yaşadığımızı ve toplumsal hafızasının kasıtlı olarak felce uğratıldığını söylemiştim.

İşte bu gördüğüm, ‘namuslu vatandaş’ ve ‘namussuz vatandaş’ gibi ifadelerin kol gezdiği o trajikomik haber bültenini izleyince bunu tekrar yazma ihtiyacı hissettim.

Boğaziçi Köprüsü yani halk dilinde Boğaz Köprüsü veya Birinci Köprü’nün yapımına 1970 yılında başlanmış, 30 Ekim 1973 tarihinde özel bir törenle köprü halkın hizmetine açılmıştır. Adı üstünde halkın ve milletin hizmetine. Uzman mühendisler tarafından tasarlanıp yapılan bu asma köprü halk hizmetine sunulduğunda, halktan sadece bir yıl geçiş ücreti alınacağı ve bu bir yıllık parayla köprünün maliyetinin kolaylıkla çıkarılacağı söylenmiştir. Karayolları Genel Müdürlüğünün işlettiği Boğaz Köprüsü’nün halk ile olan tanışması bu şekilde başlamıştır.

İlk bir sene boyunca halk geçiş ücreti vermiş ve köprünün maliyetinin karşılanmasına katkı sağlamıştır. Bir sene kuralı önce iki seneye çıkartılmış, ardından seneler birbirini kovalamıştır. Halkın ve milletin huzuruna sunulan köprü için geçiş ücreti bir yıldan sonra bedava olması gerekirken, halk hala para vermeye devam etmiştir.

Dönemin siyasileri hala paranın karşılanamadığını söylerken, toplumsal hafıza felce uğratılmış ve zaman aşımına sokulan ‘sadece bir yıl geçiş ücreti ödeme’ sözleri halka unutturulmuştur. Kimse de hala neden para ödemeye devam ettiğini sormaz.

Geçiş ücretlerinin ödendiği ve trilyoların havalarda uçuştuğu kulübeler resmen ticarethaneye dönmüştür.

Bu toplumsal olarak yitirilen hafızayla birlikte Türkiye’de siyasetler değişmiş, darbeler olmuş, insanlar farklı yerlere savrulmuş ve yeni nesiller dünyaya gelmiştir. Ama bu köprünün parası hala çıkmamıştır!

Hareketli geçen ve haklarını arayan 1970’ler, darbeyle şekillendirilmeye çalışılan işkenceli ve zor 1980’ler, ardından Turgut Özallı 1990’lar, 2000’ler ve 2010 senesi. Bir sürü şey değişti ülkede, bir sürü başbakan cumhurbaşkanı geldi. Ama köprünün parası hala çıkmadı!

Günümüzde köprüden geçiş ücreti en az otomobiller için 3,75 liradır. Size küçük bir hesap yapmak ve ortaya bazı komik rakamları koymak istiyorum. Günde 200 bin kişinin geçtiği tahmin edilen bir köprüden günde 750 bin lira yani eski parayla 750 milyar gibi bir rakam çıkıyor. Bu hesaba göre gidersek bu para sene de 273.750.000 milyon lira yani eski parayla 273 trilyon gibi astronomik bir ücret. Bu para en asgari düzeyde geçiş ve sadece otomobil fiyatına göre ortaya çıkıyor.

Ama nafile. İsterseniz 900 trilyon para çıkarın yine de, 37 yıldır bu köprünün parası çıkmadı, çıkmıyor ve çıkmayacak ta.

‘Ben namuslu vatandaşım, paramı verir geçerim’ diyenlerde hafızası felç edilmiş bir toplumun yansımasıdır.

Aslında köprüden bedava geçmenin hakları olduğunu, 37 yıldır kazıklandıklarını, bu paraların ne olduğunu ve köprünün parasının hala nasıl çıkmadığını sorgulamayan ve dillendirmeyen insanlar var. İnsan, bunları gördükçe vatandaşların kitleler halinde bunu protesto edip sorgulayacağı günlerin hayalini kuruyor. Ama dediğim gibi sadece bir hayal.

Bunu söyleyen insanlara, vatandaşlara kızmıyorum.

Zihinleri başarılı bir şekilde felce uğratıp egemenliklerini kuranlara, kayıtsız şartsız bunu kabullenenlere ve Orhan Kemal’in ‘Murtaza’ karakteri gibi kraldan çok kralcılara kızıyorum.

Ben nedense köprü bedava dendiğinde eskiden de sevinmiyordum, şimdi de sevinmiyorum. Herkesin geçmişi sorgulaması ve birilerine bunun hesaplarını sorması dileğiyle.

Yazık.