Bakan Aliye Kavaf’ın ve diğerlerinin hayal dünyası 10 Nisan 2010 Cumartesi
"Bakan Aliye Kavaf’ın ve diğerlerinin hayal dünyası"
Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, geçtiğimiz haftalarda eşcinseller hakkında yaptığı pervasız konuşmasıyla bir tartışma yaratmıştı. “Ben eşcinselliğin biyolojik bir bozukluk, bir hastalık olduğuna inanıyorum. Tedavi edilmesi gereken bir şey bence” diyen Bakan Aliye Kavaf, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde herkese kapısını açan, tahammül ilkesini kabul etmiş ve hazmetmiş olması gereken Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanıdır.
Sözde ‘Türk Örf ve Adetlerinin ve aile yapısının korunması’ kavramının fiilen savunucusu olan ve bunu kendine bir görev bilen Aliye Kavaf, insanlık tarihinin bir parçası olan ve Helenistik dönemden beri bütün sanat eserlerinde bile resmedilmiş özgür bir tercihi ve eğilimi “biyolojik bir sakatlık” olarak nitelendirmiştir. Eğer bir hastalık ise binlerce yıl insanoğlu buna neden bir çare bulamamıştır? Demek ki bir tercih meselesidir.
Bakan Kavaf, bir zorlama, hemcinsinden tecavüz veya eşcinsel tercihi olmayan birine karşı yapılan zorla teşvik gibi eylemler yapıldığında ruh sağlığı ve psikolojisi bozulup psikiyatr desteği arayan kişilerden bahsederken, ayrıca eşcinsellerin mutlak olan haklarını koruyacak biçimde bir açıklama yapıp bir tercih olduğunu sözlerine ekleseydi ne bilim adamları ne de eşcinseller tepki vereceklerdi.
Zorlama ve baskı gibi durumları eşcinseller en iyi anlayan kişiler olmakla birlikte empati duygusunu da eşcinsel olmayanlara göre daha da iyi hayata geçirebileceklerine inanıyorum. Karşınızdaki kim olursa olsun ve ne olursa olsun zorlama veya kişinin özgürlüğünü ilan ettiği yaşam alanına ve vicdan özgürlüğüne müdahale edilmesi çağımızda kabul edilemez bir gerçekliktir. Bunu en iyi bir eşcinsel anlayabilir. Türkiye ise geçmişten beri yaşam alanlarına müdahale de birçok ülkeyle birlikte baş sıraları çekmektedir. Böyle düşünüldüğünde eşcinsellere karşı linç kampanyaları da bu zihniyette normalleşiyor maalesef.
Kavaf’a karşı olarak Sağlık Bakanı Recep Akdağ daha temkinli konuşmuş, eşcinsellerin de her ülkede olduğu gibi Türkiye’de de hakları olduğuna açıklaması yapmıştı. İnsanların kişisel alanına tecavüz niteliğindeki hadiselerde en büyük şaşkınlığımı insanların demokratik haklarının savunucusu olduğunu iddia eden örgütlerin Selma Aliye Kavaf’a destek amacıyla gönderdiği yazılı mektuptur. Kavaf’a gönderilen açık mektupta şu şaşırtıcı ifadeler yer almaktadır:
“…Bütün ilahi dinler eşcinselliği bir bozulma, sapma, gayri ahlaki bir tutum, tabii olanın dışına çıkma ve günah olarak görür. Birçok İslam ülkesinde de "eşcinsellik" yasal olarak yasaktır ve bu yasaktan amaç toplumun ve insan neslinin korunması ile bu anomalinin (aykırılığın) yaygınlaşmasının önüne geçilmesidir. Tarihte bu tür sapkınlıklar yaşayan topluluklar, ilahi kitaplara göre "çirkinlik ve kötülük üzere oldukları, saptıkları" için azap görmüş ve helak edilmişlerdir.
Müslümanların -İslam barış ve müsamaha dini olmakla beraber her iki normun da sınırları vardır- ve diğer ilahi inanışlara sahip insanların, inanışlarına göre ayıp ve günah olana karşı durmaları çok normal ve sorumlulukları gereği olup bu sorumluluk sadece Müslüman toplumlar için değil tüm insanlık içindir. Bu nedenle ahlaki olmayanın ve günahın hukuki kural olmasına ve meşruiyet kazanmasına asla destek verilemez…”
Bu durumda eşcinsellerin yanı sıra hukukun ve adaletin içine tamamen dini kavramları karıştıran bu kurumlar ateistlerin hakkını da nasıl savunacaklardır? Bunlar nasıl insan hakları savunucusu olabilirler? İşin dini boyutlarına giren, kurmak istedikleri düzenlerinde eşcinselliğin yasaklanmasını ve hatta kişilerin recim e (taşlama suretiyle idam etme) kadar giden cezalarla imha edilmesini ve bu şekilde kuşaktan kuşağa “nesillerin saflığını” koruyacaklarını iddia eden mektup şu şekilde devam etmektedir:
“…Çeşitli şekillerde, farklı materyallerle, çeşitli ortamlarda meşru ve doğal bir durum gibi gösterilen bu arızi durumun yaygınlaşması, aile yapısının bozulmasına ve neslin imhasına sebep olmaktadır…”
Evet, gördüğünüz gibi eşcinsellere linç kampanyalarına her an hazır olduklarını ifade eden kurumlardan bazılarının isimlerine bir göz atalım. Savunanlar Derneği (ASDER), İnsani Yardım Vakfı (İHH), İnsan ve Medeniyet Hareketi, MAZLUMDER İstanbul Şubesi, Medeniyet Derneği, Özgür-DER, İnsani Değerler ve Ruh Sağlığı Vakfı, Sıcak Yuva Vakfı, Türkiye Yazarlar Birliği ve Tüm İlahiyat Mezunları Derneği (TİYEMDER).
Genel anlamda içlerinde ne kadar insani değerler taşıyan, insan haklarını ve özgürlüklerini savunan, adalet önünde eşitliği kabul eden, her bireyine kollarını açmış ve sürekli medeniyetten söz eden isimlere sahip dernekler ve örgütler var. Ama hepsinin ortak açıklamasında “günah”, “sapkın” ve “bu sapkınlar yüzünden din kitaplarına göre helak edilen toplumlar” ifadeleri var.
İnsan Hakları Savunucusu olduğunu iddia eden MAZLUMDER, kendilerine gösterilen tepkilere özrü kabahatinden büyük dedirtecek biçimde şu şekilde cevap vermiştir:
“Netice olarak MAZLUMDER'in bu insanlara yaklaşımı, alay etme, nefret etme, yok etme, hedef gösterme şeklinde değil tamamen "merhamet etme" yönündedir”. Eşcinseller insan hakları derneği olduğunu söyleyen MAZLUMDER için “merhamet ettikleri hastalardır”. Bu durumda eşcinsellik mi hastalık olan yoksa hastalıklı olan zihniyetleriniz midir? Hasta olanlar bu hastalıklı zihniyeti savunan ve toplumda yaygınlaştıranlardır aslında.
21.yüzyılda ‘helak edilecek’ toplumlardan biri olma korkusunda mısınız? Bu örgütlerin ve bakanların kafasında tasarladığı hayal dünyasında kimler yer alıyor? Ben cevap vereyim eşcinsellerin, ateistlerin yer almayacağı ve kendi deyimlerine göre “sapkın” olan hiç kimsenin onların küçücük hayal dünyalarında olmayacağı bir gerçektir. Tamamen hayattan ve realiteden uzak gizli, baskıcı ve kapalı bir toplum olacağı ve kişi haklarının sadece “kadın” ve “erkek” üzerine olacağı bir dünyadır. Cinselliğin tamamen bastırıldığı, konuşulmadığı ve TV’lerde bile öpüşme sahnelerinin “aile” kavramı öne sürülerek ortadan kaldırılacağı bir dünyadır. Umarım en yakın zamanda bu hayal dünyasından uyanır, 21.yüzyıl dünyasına geri dönersiniz.
Bu örgütlerin tüzüklerindeki amaçları ile savundukları şeyler birbirine ne kadar uyuyor? Özellikle insan hakları ve adaletin savunucusu olduğunu söyleyen ve isimlerinde insani değerler taşıyan ve buna rağmen “eşcinselleri toplumun yok edilmesi gereken sapkınları” olarak görüp bu bildiriye imza atan örgüt ve kurumların bundan sonra Türkiye’de insan haklarını, vicdan özgürlüğünü, adaleti ve hukuku savunma hakları kalmamıştır. Derhal örgüt tüzüklerinden insan hakları, adalet ve hukuk kavramlarını çıkartmalıdırlar.
Ayrıca hem dizi sansürleme konusunda elinde sopasıyla adımlar atmaya kalkıp araştırma kurulları kuran hem de eşcinselleri aşağılayan Bakan Selma Aliye Kavaf derhal istifa etmelidir. Bunların arkasından gelecek olan daha da büyük pervasız ve tahammülsüz açıklamaların yapılmayacağının garantisini artık kimse veremez.
Sami Mert EĞİLMEZER
Allah`ım Her dem Sen'i anmayı,Sen'i anlayıp anlatmayı,Sen'i sevip sevdirmeyi nasip et bizlere.
YA İLAHİ ! SENDEN KIYAMETE KADAR BÜTÜN ESMA-İ HÜSNAN İLE ,
DUA EDEN BİR DİLİMİN OLMASINI İSTİYORUM !!!
Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)
Bookmarks