Yazı: Tom Mueller
Fotoğraf: Francis Latreille
Donmuş bir mamut, 40 bin yıl sonra hemen hemen kusursuz bir halde gün ışığına çıkıyor ve yok olan bir türe dair ipuçları sunuyor.


Bir Annenin Kaybı Mamut sürüsü coşkun akan nehre doğru ilerliyor. Bir yavru, annesinin kocaman bacaklarının dibinde, arada bir hortumuyla onun uzun, parlak bacak tüylerine hafifçe dokunarak yürüyor. Gökyüzü masmavi; Buzul Çağı dünyasının kuzey yarısı boyunca uzanan 18 bin kilometre enindeki bozkırda okyanus dalgaları gibi kabaran otlar kuru bir rüzgârla hışırdıyor. Uzun kış mevsimi sona ermiş; havada kuş sesleri ve nemli toprak kokusu asılı. Belki de güneşin sıcak yüzü annenin dikkatini bir an için dağıtıyor ve yavrusunun izini kaybediyor. Bebek, suya doğru ilerliyor. Nehrin kaygan kıyısında tökezleyip kil, kum ve henüz erimiş kardan oluşan bir bulamacın içine kayıveriyor. Kendini kurtarmak için çabalıyor ama, her çırpınışı onu daha da derinlere çekiyor. Gözleri, ağzı ve hortumuna çamur giriyor; kafası karışan yavru güçlükle soluk almaya çalışıyor ama ağzı hava yerine balçıkla doluyor. Aksırıp tıksıran, öğüren, panik içindeki yavrudan tüyler ürpertici bir çığlık yükseliyor ve bu sesi duyan anne, koşarak ona doğru geliyor. Tüm gücüyle solumaya çalışan yavrunun soluk borusuna dolan çamur, nefes almasını engelliyor. Anne, nehrin kıyısına ulaştığında yavru artık buz gibi bataklığa yarı gömülmüş halde; takatsizce debeleniyor ve şoka giriyor. Nehir kıyısında çığlıklar atarak çaresizce dönüp duran anne, sürünün geri kalanını da oraya çekiyor. Ve yavru, tümünün gözleri önünde, dibe batıyor. Gece iniyor. Sürü kıyıdan uzaklaşıyor, ama anne oyalanıyor. Ay ışığı onun kambur gölgesini parıldayan çamura yansıtıyor. Ay gözden yitiyor; buz gibi gökyüzünde yıldızlar ışıldıyor. Şafak sökmeden hemen önce anne, toprağın yavrusunu yuttuğu noktaya son bir kez bakıyor, sonra dönüyor, kuzeye, yazlık otlaklara yönelen sürünün peşine düşüyor. Keşif 2007 yılının Mayıs sabahlarından biri. Nenet halkından olan Yuri Hudi adındaki bir rengeyiği çobanı ve üç oğlu, Kuzeybatı Sibirya'da, Yamal Yarımadası'nda, Yuribey Nehri'ndeki bir kıyı dilinde, minik bir cesedin başına toplanmış, konuşuyor. Bu tür bir hayvanı daha önce hiç görmemiş olsalar da, onu, kendi insanlarının karanlık kış gecelerinde söylediği şarkılardaki öykülerden gayet iyi tanıyorlar. Bebek bir mamont bu, yeraltı dünyasının donmuş karanlığında -aynen Nenet halkının tundrada rengeyikleri gütmesi gibi- cehennem tanrıları tarafından güdülen hayvan... Hudi, daha önce de pek çok kez mamut dişi görmüş. (Nenetler her yaz bu bal renkli, ağaç dalını andırır, kıvrımlı mamut dişlerinden bolca bulur.) Ama bu hayvanın tamamını, hem de böylesine ürkütücü derecede iyi korunmuşunu hiç görmemiş. Kılları ve tırnakları dışında, her şeyi kusursuz bir biçimde yerli yerinde. Hudi huzursuz. Bunun önemli bir keşif olduğunu seziyor; başkalarının da bilmesi gereken önemde bir keşif. Ama ona dokunmayı kesinlikle reddediyor, çünkü Nenetler mamutların felaket alameti olduğuna inanır. Hatta bazı Nenetler mamut bulan insanların erken öleceğini söyler. Hudi cehennem güçlerini yatıştırmak için yavru bir rengeyiği kurban etme ve toprağa votka dökme sözü veriyor. Ama önce, dış dünyada yol yordam bulma konusunda kendisinden daha bilgili olan eski dostuna danışmak üzere 240 kilometre güneye, arkadaşı Kirill Serotetto'nun yaşadığı küçük bir kasaba olan Yar Sale'ye gidiyor. Serotetto, öyküsünü dinledikten sonra onu kapıp kasabadaki müzenin müdürüyle tanıştırmaya götürüyor ve müze müdürü de yerel yetkilileri, Hudi ve Serotetto'yu helikopterle Yuribey Nehri'ne götürmeleri konusunda ikna ediyor. Ama kıyı diline vardıklarında, mamut çoktan yok olmuş bile. Devler Ülkesi Mamutlar, ataları yaklaşık 3,5 milyon yıl önce Afrika'dan göç edip Avrasya boyunca yayılan, ağaçlık, savana ve step coğrafyalarına uyum sağlamış Mammuthus cinsinden bir soyu tükenmiş filler grubudur. Bu hortumlu memelilerin en ünlüsü kıllı mamut, yani, günümüz fillerinin yakın akrabası ve onlarla yaklaşık aynı boyda olan Mammuthus primigenius'tur. Kıllı mamut, ilk olarak orta Pleyistosen'de, 400 bini aşkın yıl önce, olasılıkla kuzeydoğu Sibirya'da ortaya çıktı. Sık kıllı postu, 90 santimi bulan koruyucu kılları ve küçük, kürk astarlı kulaklarıyla soğuğa çok iyi uyum sağlamıştı. Daha çok, kavga etmek için kullandığı devasa, kıvrımlı dişleri, belki kar altında yiyecek bulmaya da yarıyordu. Mamutlar genelde günümüze dek donmuş olarak gelen tortullarda öldükleri ve bu tortulların içinde gömülüp kaldıkları için, kalıntılarının büyük bölümü -özellikle Sibirya'daki permafrostun (daimi donmuş toprağın) engin derin dondurucu ortamında- modern çağa kadar gelebildi. Aslında, Nenetlerin yeraltı dünyasına ilişkin öyküleri doğru: Sibirya'da toprağın altı kıllı mamutlarla dolu. Gerek sözü edilen o kıvrımlı dişleri, gerekse diğer dişleri ve kemikleri, yüzlercesi, her yaz buz eridiğinde, on binlerce yıldır içinde yattıkları donmuş topraktan erozyonla kurtulup, nehir ve göl kıyılarında ve deniz kıyısı boyunca belirmeye başlıyor. İlk kıllı mamut cesedinin, botanikçi Mikhail İvanoviç Adams tarafından 1806'da Sibirya'da ortaya çıkarılmasından bu yana, yumuşak dokusu olan on kadar örnek daha bulundu ve aralarında -yeni doğandan başlayıp bir yaşa kadar bir yaş aralığında olan- birkaç yavru da var. Ancak hiçbiri, Yuri Hudi'nin Yuribey Nehri'nde bulduğu -ve şimdi kaybettiği- örnek kadar eksiksiz değil