1 den 5´e kadar. Toplam 5 Sayfa bulundu

Konu: 1970 Yillari..Biz Böyle Yasadik

  1. #1
    MeLDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Nerden
    Hamburg, germany, Germany
    Mesajlar
    5,763

    Lamba 1970 Yillari..Biz Böyle Yasadik

    NOSTALJİ ... ... BİZ BÖYLE YAŞADIK


    Erdal Hasan



    Teneke Oyuncak Arabalar

    1970 'li yıllarda teneke oyuncak modası vardı benim çocukluğumda. Alasya ve Altın Gürel ve Nekur , dönemin ünlü markaları. ama malzeme sıkıntısı çekilmiş. Vita için teneke basan matbaanın atıklarını satın almışlar herhalde. O yüzden de arkasını çevirdiğinizde içinde Vita yazan oyuncaklardı bunlar...
    Teneke oyuncak üretimi yıllar içinde çocuk sağlığı açısından tehlikeli olduğu gerekçesiyle durdurulmuş. Zira malzeme kesici ve paslanıyor.
    Sert cisimler oldukları için yasaklanmalarına itirazım yok, ama teneke oyuncakların kalkmasıyla bütün oyuncaklar birbirine benzemeye başladı. Çünkü teneke oyuncakların üzerine resimler yapıştırılırdı; araba kullanan adamın yüzünü yandan görürdük sadece…

    Topaç

    Esasen bu oyunu bir hilesi yoktur. Çünkü bu mereti çeviren çevirir, çeviremeyen çeviremez. Ancak, "kiminki daha uzun dönecek?" yarışmalarında bazı hileleler söz konusudur. Örneğin, topacının daha önce duracağını anlayan taraf, yere eğilip üflemek suretiyle topacına hız vermek ister. Daha üst aşamalarda bir vantilatörden medet umulur. Buna rağmen olumlu bir netice alınmamışsa, yenileceğini anlayan taraf, 'ayağım takıldı' numarası yaparak, dönmekte olan topaça esaslı bir tekme atar ve oyun alanını koşarak terkeder. Topaçı tekmelenen çocuk, kaçan çocuğun topacına el koyar.

    Ne güzel eğlenceli oyunlardı bunlar. Erkek çocuklar topaç çevirir, çember yuvarlar, çelik çomak oynarlardı. Kız çocuklarının eğlencesi de ip atlamaktı.

    Bazen ailece gidilen lunaparklarda, babalar çocuklarına hediye kazanmak için halka atarlardı. Bazen de tahta bacaklı cambazları görürdük sokaklarda. Aklı erenler bacaklarının arasından geçerek eğlenir, aklı ermeyenler de korkup ağlayarak eve kaçarlardı.
    Acaba bu günün gençleri ve çocukları gelecekteki 2000'li nostaljileri nasıl anlatacaklar. Cep telefonları, bilgisayar oyunları, plazma televizyonlar......................


    Tüf Tüf (Kağıt Fırlatma Borusu)

    Çocukların, nalburlardan ortalama 30 santim uzunlukta kestirerek satın aldıkları gri renkli, sert plastik su boruları, 1970’li ve 80’li yıllarda, onların hain emellerine alet olan bir silâh şeklinde kullanıldılar. Cephaneleri, defterlerinden kopardıkları dikdörtgen kâğıtlar olup, çocuklar bunları bellerindeki kemere tomar halinde tuttururlardı. Açık kalmış bir pencere gördüklerinde derhal bu tomardan bir kâğıt koparıp, ucu sivriltilmiş bir külâh haline getirerek borunun ucuna sokarlar ve ardından da nişan aldıkları istikamete doğru üflerlerdi. Külâh ok gibi borunun öbür ucundan fırlar ve pencereden içeriye hızla girerdi. Bu oyun, genelde yaz tatillerinde çocuklara müthiş zevk veren bir eğlence olmakla birlikte, onca işleri arasında misafir odalarını doldurmuş bu davetsiz misafirleri toplayarak imha etmek zorunda kalan ev kadınları için aynı şey söylenemezdi. İstanbul’un otuz dereceyi aşan bunaltıcı günlerinde kamışlı hain veletler uzaklaşana kadar mecburen camlar kapatılırdı. Bazen de çocuklar kendi aralarında gruplar oluşturarak birbirleriyle külâh savaşı yaparlardı. Daha azgınca olanları kâğıt külâhın sivri kısmının ucuna bir de toplu iğne sapladıkları için birtakım istenmeyen kazalar da meydana gelirdi.

    Leblebi Tozu

    Mahalle bakkallarında “leblebi tozu” satılırdı. İşaret parmağı uzunluğunda ve kalınlığındaki şeffaf torbalara doldurulmuş şekerli leblebi tozları, çocuklar tarafından çok sevilen ve genelde yenmek üzere değil de, ağıza tümüyle doldurulduktan sonra karşındakine hızla püskürtülmek için satın alınan bir gıda maddesiydi. Eğer ağızda fazla tutulursa, boğaza fena halde kaçar ve uzun süre öksürtürdü. Boğulmak üzere olan çocuğunu farkeden telâşlı ebeveynler tarafından çocuk güzelce dövülür, leblebi tozunun kalan kısmı derhal çöpe atılırdı

    TRT 'de Arkası Yarın Kuşağı

    Televizyon yayınlarının çok kısıtlı yapılabildiği 70’lerde hafta içi hergün 10.00-10.20 saatleri arasında “Arkası Yarın” adı verilen sürekli radyo piyesleri yayınlanırdı. Dinleyicilerin konuya adapte olabilmeleri için, kapı gıcırtısı, ayak sesi, yağmur, rüzgâr, uğultusu, kuş cıvıltısı, motor çalışma sesi gibi birtakım ses efektleriyle zenginleştirilmiş karşılıklı diyaloglardan oluşan piyesler, Türk ve dünya klasikleri ağırlıklı olurlardı. Bu piyeslerin jenerik açıklamalarında en akılda kalanı ise; “Efekt: Korkmaz Çakar”dı. Adı geçen şahıs, yukarıda anlatılan efektlerden sorumlu ses görevlisinin adıydı.

    Ayı Oynatıcısı

    Çingene vatandaşlarımızın tekelindeki bu meslek grubunda ekip, elinde tef ve uzunca bir sopa olan kavruk bir çingene ile, beline sardığı zincirin ucu, burnuna geçirilen halkaya takılmış bir ayıdan oluşmaktaydı. Daha çok turistik yerler ve sokak aralarında boy gösteren bu ikili ekibin gösterisi, tefi dokuz-sekizlik aksak bir ritmle çalarak şarkı söyleyen çingenenin, arada bir elindeki sopayla ayıyı dürtmesinden sonra h*yv*nın tempoya uygun hareketlerle zıplaması, sopaya tutunarak iki ayağının üzerinde dikilmesi ve bazen de yere yatarak bayılma numarası yapmasından oluşan ilginç bir şovdan ibaretti. En çok tutulan gösteri ise; “Kocaoğlan, hamamda karılar nasıl bayılır?” sorusunun ardından ayının bayılma numarası yapmasıydı. Gösteri bitince çingene kasketini çıkararak, etraflarında halka olan seyircilerden bahşiş toplardı.

    SOKAK MAÇLARI

    NE GÜNLERDİ YA HAFTA SONU SAAT 12-13 DE DIŞARI ÇIKARDIK 2-3 ARKADAŞLA OKULUN BAHÇESİNE KOŞARDIK HEMEN. AZ KİŞİ OLDUĞUMUZDAN İLK ÖNCE 21

    AYLIK OYNARDIK BİRAZ , SONRA YAVAŞ YAVAŞ ARKADAŞLAR TOPLANMAYA BAŞLADIĞINDA VE MİNYATÜR KALE MAÇ YAPACAK KADAR KİŞİ OLDUĞUNDA HEMEN

    TAKIMLARI SEÇERDİK. HII TAKIMLAR SEÇİLMEDEN ÖNCE İKİ KİŞİ KARŞILIKLI BİRBİRİNE DOĞRU UFAK UFAK ADIMALRLA GELİRDİ VE AYAĞI ÜSTTE KALAN İLK ADAM

    SEÇME ŞANSINA SAHİP OLURDU . ADAMLAR SEÇİLDİKTEN SONRA, TOP KALE SEÇİMİNE GELİRDİ SIRA, HEMEN YERDEN Bİ TANE YASSI TAŞ ALIRDIK

    ÜZERİNE TÜKÜRDÜKTEN SONRA YAŞ MI KURU YAPARDIK YAZI TURA GİBİ, TOP KALE SEÇİMİ YAPILDIKTAN SONRA AKŞAM EZANINA KADAR SAATLERCE DOYASIYA

    MAÇ YAPARDIK .CANIMIZ SIKILDIĞINDA GOL ATAN ŞAMPİYON DERDİK GOL ATAN MAÇI KAZANIRDI AMA O GÜNLER GERİDE KALDI VE GİDEN GELMİYOO................
    SEK SEK

    Sek sek de yılların eskitemediği, ama 90′lardan sonra orta sınıf çocuklarının ilgi alanından tamamen çıkan, ilkokul bahçelerinden silinen, neredeyse ‘nostaljik’ sıfatını kazanan oyunlarımızdan. Kızların hoplama zıplama sevdasını dindiren oyunların en düşük maliyetlisi olması da, günümüzdeki toplumsal ayrışma sonucunda ‘beyaz Türk’ evreninden ırağa düşmesini açıklıyor aslında… Bir tebeşir (o yoksa kiremit parçası da olur), bir de taşla saatlerce zıplamanız garantiydi. Grup oyunu olması da ‘bastın-basmadın’, ‘çıktı-çıkmadı’ kavgalarıyla ortamın renklenmesine olanak verir, canlar hiç sıkılmazdı. Amaç basitti: Karelerin kenarlarına basmadan, taşın olduğu kareye kadar zıplamak, sonra taşı yerden alıp geri dönmek. Tek ayak üzerinde sekerek saatlerini geçirmek...

    Turbo, Halley, Nike (sadece zengin cocuklarinda vardi) Eagle markali bogazli spor ayakkabilari giyip disarida hava atmak.

    - Sari Mekap yari spor yari iskarpin ayakkabilar. Ustu bez rengarenk espa ayakkabilar

    - Onunde Joe yazan ve malum kopegin resmi olan tisortler. 1979 lar

    -Le cupper kot pantolon reklmlari ve kendisi tabiki

    - Elektronik saatlerin ilk ciktigi yillarda casio marka dijital saatler.

    - Dijital saatli kalemler.

    - Kalem pillerle calisan buyuk, kalin hesap makineleri.


    elvan ve camlica gazozu, az paran varsa gencler gazozu(bunu sadece eskisehirliler bilir.)
    ----iki tane dort kose biskuvinin arasina lokum koyup kistirma yapmak.
    ----klasik pantolonun altina spor ayakkabisi giymek, genis omuzlu blazer cegetler, kot pantolonun icine sokulan kazaklar. bayanlarda vatkali gomlekler, bluzlar.
    ----haftanin iki gunu sehit edilen bir buyugun yasi sebebiyle tatil edilen okullar.

    ----geceleri sokakta bagiran bozacilar.
    ----kalite sirasina gore ucuncu,ikinci,birinci,bafra,maltepe,samsun sigaralari.
    ----bakkalda tepsiden istege gore gram,kilo satilan acik yogurt
    ----agustosun sicaginda ramazan ayinda iftara bir saat kala baslayan ve nasil olsa iftar olacak doya doya su iceriz dusuncesiyle olumune sokak arasi maclari.
    ----sanayide dosemeciden binbir zorlukla aldigim siyah meşinden 2 numara keserek bunu atletin ustune dikmesi icin sabahtan aksama kadar anneye yalvarmak. (beyaz atlete siyah sirt numarasi olunca besiktas formasi oluyordu)

    YA REKLAMLAR

    önce gunes hava su
    sonra bol gida gelir
    aksama babacigim
    Ununtma ulker getir.


    ac bir yedi gun
    ic bir yedi gun
    super portakal


    efes pilsen birasi
    biralarin alasi
    lutfen hakiki bira
    efes pilsne birasi.

    Çayda kahvaltıda yenir
    - Acaba nedir, nedir?
    - Bisküvi denince akla?
    - Tamam, şimmdi buldum!
    - Her an onun adı gelir
    - Eti Eti Etii
    Mahallede kapı kapı dolaşan bohçacı kadınlar

    Eskiciii! eskileri alırım! diye bağırarak gezen ve iki tekerli arabasının iki sapını tutarak arabayı ittiren eskiciler,


    YARIM EKMEK SATIŞI

    70lerde ekmekler 300 gram ve daha fazla gramajlarda üretilirlerdi. Bakkallar bu büyük ekmekleri keserek de satarlardı. Müşteriler yarım, birbuçuk, ikibuçuk gibi oranlarda ekmek alabilirlerdi. Ancak, ekmek vitrininde daha önceden kalan yarım ekmek varsa, kesilen yüzü biraz sertleştiğinden pek satın alınmak istenmez ve bakkaldan yeni bir bütün ekmeği ikiye kesmesi talep edilirdi.

    ŞEMSİYE ÇİKOLATALAR


    Bakkallarda, kapalı bir şemsiye görünümünde ve dibinde plastik şemsiye sapı bulunan çikolatalar satılırdı. Bu şemsiyelerin üzerleri yeşil, mavi ve kırmızı gözalıcı renklerde ince baraklarla kaplıydı. Çikolata bittikten sonra, nedense -hiçbir işe yaramayacağı halde- baston şeklindeki renkli sapları atılmaz biriktirilirdi. Albenisinin altındaki çikolatanın tadının ise aynı kalite ve güzellikte olmadığı bilindiği halde, yine de çocuklar tarafından sevilerek tüketilirlerdi.

    LAK LAK LAR


    İki ucuna yumurta büyüklüğünde küre şeklinde, tahtadan iki top takılmış 20 santim uzunluğunda bir ipten ibaretti. 80li yılların başından itibaren çocuklar ve gençler arasında moda olan laklakların ipi ortasından işaret ve orta parmağa sarılarak sabitlenir, ardından el yukarı-aşağı hızla hareket ettirilmeye başlanırdı. Toplar elin bir üstünden bir altından sürekli birbirlerine çarparak 180 derecelik bir yay izlerler ve lak,lak şeklinde sesler çıkarırlardı. Amaç, bir defada en çok çarpmayı gerçekleştirebilmekti. Sesi tekdüze ve çıldırtıcıydı. Dikkatli ve periyodik vurdurulmadıkları taktirde, el parmaklarına çarparlardı. Neticede, sinirbozucu bir salgındı.

    Hey, simdi hatirladim, Uğurlu gil ailesi
    Yildiz Kenter
    Musfik Kenter
    Colpan ilhan
    Adini unuttum Baci Kalfayi kim seslendiriyordu.

    Geceleri olan radyo tiyatrosu.
    Orhan Boran ve yuki,
    ipana dis macunu bilgi yarsmasi, " Yarisma sonunda bir sıkımlık dis macunu kazandiniz"
    Liseler arasi bilgi yarismasi.


    CEP FOTOROMANLARI


    60’lar ve 70’lerde genç kızlar tarafından çok rağbet görülen orta boy bir cebe sığabilecek ebatta olduklarından dolayı; “Cep Fotoromanı” olarak adlandırılan resimli aşk kitapları vardı. Dış kapaklarına ana karakterleri içeren bir sahnenin basıldığı renkli bir fotoğraf, iç sayfalarında ise tamamı siyah-beyaz fotoğraflar bulunurdu. Bu fotoğrafların üzerine Türkçe dizilmiş konuşma çizgileri olurdu. Fotoromanlar çoğunlukla İtalyan ve Fransız artistleri tarafından senaryolaştırılmış konuları içerirdi. Kavga ve dövüş sahneleri içermeyen, pembe aşk hikâyeleri üzerine kurgulanmış bu tekdüze fotoromanlar, genellikle Hürriyet ve Tay Yayınları tarafından kitapçılarda satılırdı. Genç kızlar, aralarında bu kitapları değiş-tokuş ederlerdi.

    OTOBÜS BİLETÇİLERİ

    İETT otobüslerine binmek için, otobüsün arka kapısının hemen yanında, cama sırtını vererek oturan ve önünde, menteşeyle tutma demirlerine bağlanmış, gerektiğinde kapı gibi açılıp kapanan metalik bir tezgâhın üzerinde, her iki tarafında da kapağı bulunan tahta kutular içinde koçan koçan biletler olan biletçilerden bilet almak gerekirdi. Biletçiler, kalemlerinin arkasındaki silgi yardımıyla koçandan biletleri ayırırlardı. Biletçilerin aslî görevleri; bilet kesmek, biletinin kıtası geçtiği halde inmeyenleri uyarmak, yolcuların sürekli ön kapıya doğru ilerlemelerini hatırlatmak, arka kapıyı açıp-kapamak, şayet görev yaptığı araç troleybüs ise, keskin virajlarda havaî tellerden ayrılan troley çubuklarını yerlerine oturtmaktı.

    HALLAÇLAR


    Evlerdeki yatakların içindeki pamukların havalandırma işini yapan bu meslek grubundakiler, sokaklarda bağırarak dolaşırlar, çağrıldıkları evlerin odasının ortasında yere oturarak, sırtlarında taşıdıkları yay şeklindeki kalın bir dal parçasının iki ucuna gerilmiş teli, pamuk yığınını içine sokarlar, diğer ellerindeki lâbut şeklindeki tahta bir cismi bu tele sürekli vurarak, telin o tekdüze titreşim sesinin eşliğinde pamukları havalandırmaya başlarlardı. Hallacın havalandırarak birbirinden ayrıştırdığı pamuk blokları yeniden yatağa, yastığa ya da yorgana geri doldurulduğunda bunlar yeni alınmış gibi kabarık, havaleli bir görüntü verirlerdi

    PAY KUPONLARI

    Gazetelerin sık sık kampanyalar düzenleyerek çekilişle hediyeler dağıttığı yıllarda özellikle Hürriyet, Milliyet, Günaydın ve Tercümanın logolarının sağında ve solunda damga pulundan biraz daha büyük ebatlarda kesilmek üzere ayrılmış, üzerleri numaralı Pay kuponları olurdu. Dileyen okuyucu hergün numara sırasıyla bu pay kuponlarını keserek, verilen adrese postalar, karşılığında kendine bir kura numarası gönderilirdi. Kampanya sonunda yapılan çekilişte kazanan okura; daire, araba, mobilya, bisiklet, radyo gibi hediyeler verilirdi.

    GAZOZ KAPAKLARI

    Çocukların en sevdiği oyuncaklardan birisi de yuvarlak metal, kenarları tırtıllı gazoz kapaklarıydı. O yıllarda özellikle bakkallar ve çay bahçelerinin önü, çocuklar için ganimet denecek ölçüde çok, atık gazoz kapağının olduğu noktalardı. Toplanan gazoz kapakları torbalara doldurulur, sonra da üretilen çeşitli oyunlarla değiş-tokuş edilirdi. Çocuklar tarafından yutma-yutulma olarak adlandırılan bu değiş-tokuşlar, o yaştakiler için son derece aktif bir gazoz kapak borsasının doğmasına neden olmuştu. Her markanın değişik bir değeri olurdu (Ankara ve Olimpos gazozu; birlik, Uludağ ve Yedigün; ikilik, Meysu ve Elvan; beşlik, Schweppes; onluk gibi). Az bulunan kapağın değeri de yüksek olurdu. Hatta çocuklar birbirleriyle bunları para bozar gibi bozar ya da bütünlerlerdi. En düzgün gazoz kapağının iç kısmı, kapı camlarından aşırılan cam macunuyla doldurularak ağırlaştırılırdı. Oyun sırasında çocuklar bu macunlu kapakları kullanarak üstünlük sağlamaya çalışırlardı. Artık, bırakın gazoz kapağı oyunlarını, -pet ve teneke kutuların yaygınlaşmasıyla- gazoz şişesi ve dolayısıyla gazoz kapağına bile çok çok az rastlanır oldu.


    SALÇALI EKMEK

    Sene 1976 - 1977 Okullar tatil olmustu... Arkadaslar ile mahallemizin yakinlarinda bulunan Hurdaliktan 4 tane iyilerinden ve buyuk olanlarindan Bilya almistik(Rulman) Ozamanlarlar hep kendi ihtiyaclarimizi kendimiz karsilardik, Yaratici kisiligimiz vardi. eminin Bilyali araba yapan arkadaslar vardir aramizda... Bilyalari kaptigim gibi Bizim mahalledeki Marangoz Mustafa nin yaninda aldim solugu, soyle 1 metre uzunlugunda 35 - 40 cm genisliginde saglam bir tahta ve Bilyalari takacagimiz Aks larimizi hazirladik. Birde arka tarafina oturmak icin takoz aldik. Arkada taraftaki bilyalar sabit ondekilerde hareketli... Kalin bir ip ile de ondeki tekerlekleri yonlendirmek icin dizginleri hallettik... Tabi bu isleri evin altinda mahalledeki kaldirimin ustunde tamamliyorduk.. Herzaman sokakta oynarken en heyecanli yerlerinde Annem Bagirir "Oglum Hadi eve gel yemegini yer yine cikarsin diye"... Ben ise "Isim var sen bana Balkondan salcali ekmek sur de indir derdim." Salcali ekmegide bir yandan yer bir yandan tamamladigimiz bilyali arabam ile Mahallenin asfaalt olan yokusuna giderdik... Yokustan asagi bir saldikmi arabayi, cizzzzzz diye bilyelerden ses gelerek yolun asagisina kadar giderdik,


    GOLDEN VE ZAMBO JİKLETLERİ


    70’li yılların en çok tutulan, en kaliteli sakızlarıydılar. Eni ve boyu bir kibrit kutusunun yüzeyinden biraz daha geniş, dikdörtgen kesimli ve inceciktiler. Bu sakızların cezbedici çok nefis kokuları olurdu. Golden daha çok muz esanslı iken, Zambo çikolata kokuluydu. Jikletler, parlak metalik renkli baraklarla özenle paketlenmiş, üzerlerine de sakızın adının bulunduğu kâğıtlar geçirilmişti. Her sakızın içinden barakla kâğıdın arasına konulmuş, sakızla aynı boyutlarda dikdörtgen ince bir karton üzerine basılmış, renkli bir artist ya da şarkıcı resmi çıkardı. Zambo jikletinin dış yüzeyinde, kulaklarına iri halkalar geçirmiş zenci bir kız resmi bulunurdu. Golden’lerin üzerinde ise silindir sihirbaz şapkası takmış, papyonlu uzun sarı saçlı güzel bir kız resmi olurdu.

    Tipitip sakızı

    Bülent Arabacıoğlu, Tipitip'i 1974 yılında oluşturdu. Beceriksiz ama altın kalpli kahraman uzun yıllar yalnız takıldı, sonra Tipitoş'la tanıştı. İkili uzun yıllar boyunca nişanlı kaldı.
    Tipitip'in bile tipi değişti. Bülent Arabacıoğlu'nun yarattığı, çikletten çıkan sevimli kahraman giysilerini yeniledi, nişanlısı Tipitoş'la evlendi, boyunca çocukları oldu


    KUMBARALAR


    Bankaların hemen hemen tamamı, çocukları tasarrufa alıştırmak için mudilerine kumbara hediye ederlerdi. Bu kumbaraların şekil olarak en bilineni, İş Bankası tarafından dağıtılan ütüyle sefertası arası bir şekli olan ve üzerinde de çaydanlık sapına benzer bir tutacağı olan garip şekilli klasik kumbaraydı. Altındaki kapağı anahtarla açılarak, içinde biriken demir paraların alınarak kumbaranın tekrar kullanılabilmesi sağlanıyordu. Diğer bankalar da çocukların sempatiyle yaklaşmaları için kaplumbağa, ördek, ev, otomobil, top, piramit ve buna benzer ilginç tasarımları olan, çoğunluğu plastikten tek kullanımlık kumbaralar icat ederek bu yarışa katılmışlardı.

    CAN YÜCEL ..........................
    Biz gerçekten de şanslıymışız...Sevil..

    Yaşı Yeterince olgun olanlar hatırlarlar
    Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde,
    çok güzel bir ülkede mahalleler varmış.
    Bu mahallelerin çocukları birbirlerini çok
    severlermiş.
    Dışarıdan gelen parolalı bir ıslığa uçarak aşağı
    iner, beraber olacakları anları iple çekerlermiş.
    Kavga etseler de kin tutmaz,her gün yeniden
    dünyalar kurarlarmış.
    Herkeste paylaşma duygusu, sevgi ve
    arkadaşlarını kollama duygusu
    yavaş yavaş gelişirmiş.
    O zamanlar çocuklar okula servis ile değil,
    koşebaşında buluşarak giderlermiş.
    Onların yolunu gözlememiş evdeki
    bilgisayar, şehrin en iyi dershanesi,
    hazırlık kursları. Bilmezlermiş;
    hamburgeri,
    MTV'yi,
    Interneti,
    cep telefonunu,
    tetrisi,
    nintendoyu...
    Bilirlermiş duvarların üzerinde sohbet
    etmeyi,
    hatıra defterleri doldurup sevgileri keşfetmeyi.
    Bilirlermiş horoz sekercisini, elleri
    kirli macuncunun tornavida ile koyduğu rengarenk
    macunları.
    Eve gitmeyi unutmayı, hava kararınca
    dayak yemeyi,
    sonra bir ıslıkla tekrar aşağıya kukalı saklambaca
    kaçmayı.
    Bilirlermiş o hakkında turlu şeyler söylenen evdeki
    garip adamdan korkmayı,
    küsmeyi, ayni kıza asılmayı, torbalarla misket
    toplamayı,
    gıcır köstek ayırmayı, değiş tokuş kaybedince kapısı,
    Teksas'i,
    Tommiks'i,
    Konyakci'nin
    dişlerini...
    İç içe konan naylon topları, tastan kale
    direklerini.Üç korner bir
    penaltıyı. Üzerine apartman yapılan top
    sahalarını,
    sonra o apartmana
    taşınan yeni dostları ve onları kapma
    yarışını...
    Otobüsteki biletçinin lastik silgi
    sarili kalemini,
    yoğurtçuyu,
    kalaycıyı,
    hallacı...
    Evlerin arkasındaki odun kömür
    depolarını. Yakar
    topun
    yakışını.Mantarlı
    gazoz kapaklarını, yaldız kazımayı.
    Yandaki mahalle
    ile alınan
    kavgayı,
    her kavganın çıkardığı kahramanı-ödleği.
    Kan kardeşliğini, ip atlama, lastiğe
    basma, topaç
    virtiozlugunu, çelik
    çomağı, kırılan camları, toplanan
    paraları... Açık
    hava sinemalarını,
    frigo
    buzu...
    Sonra zamanla bu güzel ülkede durumlar
    değişmeye
    başlamış.
    Yaslar ilerledikçe bu birliktelik,
    koruma kollama
    duyguları bu
    mahallenin
    çocuklarının baslarına çok isler açmış.
    Daha sonra issizlik, hayat pahalılığı,
    enflasyon,
    köşeyi dönme,
    adamını
    bulma,mali götürme falan derken, herkes
    yüzünde soluk
    bir bakış,
    içinde
    hayatin yenilgisi,
    çaresizlikleri,tatminsizlikleri ile
    başbaşa kalmış.
    çocukları mı? çocukları simdi koca koca
    apartmanların
    arasında, nefes
    alınmaz bir havada, evlerinde, sanal bir
    dünyada,
    emniyet içinde ve
    yalnız
    yaşıyorlar. Anneleri babaları onları çok
    seviyor.
    Beta kapmasınlar diye kalabalık
    ortamlara hiç
    sokmuyor.Hafta sonları
    hep
    beraber Karum ya da Galleria'dalar. Okul
    servisleri
    çocukları
    neredeyse
    yataklarından alıyor.çocuklar trafik
    kaygısıyla,
    köşedeki markete dahi
    gönderilmiyor. Babalar şirketlerin
    bilançolarını,çocuklar da dershane
    reytinglerini izliyorlar.
    Hepsi birer test uzmanı, sayısal-sözel
    yuvarlanıp
    gidiyorlar. Seksek
    oynamayı değil ama taban puanları çok
    iyi biliyorlar.
    Hayata açılan
    pencereleri Windows 95, 98... Onlar
    ekrana, ekran
    onlara bakıyor ve
    koca
    bir
    hayat dışarıda akıp gidiyor...
    Ve şehrin dışında ağaçlar; tırmanacak,
    salıncak
    kuracak, kalp
    kazıyacak
    mahalle çocuklarını bekliyor.
    Paylaşmayan, yalnız,
    bencil, kafesler
    içinde,
    gürbüz, güvendeki çocukları...
    hiç sopa yememiş,ağaçtan
    düşmemiş, topu yandaki bahçeye
    kaçmamış,dizlerinde
    yara kabukları
    olmamış
    çocukları...

    Can Yücel
















    Allah`ım Her dem Sen'i anmayı,Sen'i anlayıp anlatmayı,Sen'i sevip sevdirmeyi nasip et bizlere.
    YA İLAHİ ! SENDEN KIYAMETE KADAR BÜTÜN ESMA-İ HÜSNAN İLE ,
    DUA EDEN BİR DİLİMİN OLMASINI İSTİYORUM !!!


  2. #2
    MeLDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Nerden
    Hamburg, germany, Germany
    Mesajlar
    5,763

    Standart --->: 1970 Yillari..Biz Böyle Yasadik

    ... MİGROSUN KAMYONLARI .....


    birden içim burkuldu .... bi tuhaf oldum eski günlere döndüm. Benim çocukluğumda kamyonlu migros dönemi bitmiş otobüs içinde satış yapan migros vardı. Tabi yazlık yerdeyiz Güzelce yi biraz geçince... Bakkal desen en az 3-4 km uzakta, üstelik aradığın herşeyide bulamazdık. Özel bir klaksiyon kornası vardı çalmaya başladımı uzaktan bizmkiler alelacele migros geliyor koş oğlum şunu şunu alıver diyen rahmetli annem, kendisi hiç giremezdi, içerde bunalırdı, düşünsenize hem alışveriş kuyruğu hem para ödeme kuyruğu, bir tane kibrit bile alsan en arkadan en öne doğru herkezin alışverişini bekliycen o arada yüzlerce çeşit ürün inceliycen. Şöför hem şöförlük hem de kasiyerlik yapardı. Kimi zaman denizden çıkıp çıplak mayoyla evden harçlık alıp yarı belimize kadar yapışmış kumlarla alışveriş yapardık. Deniz kokusu ve Migros kokusu tuhaf bir aroma oluştururdu ortamda...Bunlar oldukça çeşit barındıran araçlardı. Hatta büyük daireler şeklinde kesilmiş renkli kartonlara o günkü ucuz mamulleri yazarlar ve aracın gölgeliğine birer iple asarlardı. Rüzgârla bu kartonlar fırıl fırıl dönerlerdi: "Bugün arap sabunu 125 kuruş, Nuh'un Ankara fiyonk makarna 55 kuruş, Besler bisküvi 20 kuruş, yeşil zeytin - kilo 260 kuruş..." gibi...

    Dedim ya bi tuhaf oldum... sanırım özledim..





    Erdal Hasan





    Allah`ım Her dem Sen'i anmayı,Sen'i anlayıp anlatmayı,Sen'i sevip sevdirmeyi nasip et bizlere.
    YA İLAHİ ! SENDEN KIYAMETE KADAR BÜTÜN ESMA-İ HÜSNAN İLE ,
    DUA EDEN BİR DİLİMİN OLMASINI İSTİYORUM !!!


  3. #3
    MeLDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Nerden
    Hamburg, germany, Germany
    Mesajlar
    5,763

    Standart --->: 1970 Yillari..Biz Böyle Yasadik

    SOKAK SATICILARI .... Pastörize Yaşamlar

    İşte o an hani bazen duymuşsunuzdur hayatlarının bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçtiğini bahseden insanları. Aynen bana da öyle oldu. Çocukluğuma gittim bir an için. Nereden baksanız 25-30 yıl önceye. Sokaklarda seyyar satıcıların, sütçülerin, yoğurtçuların dolaştığı, kadınların camlardan sepetler sarkıttığı o eski günlere. En sevdiğim şeylerden biriydi sütçünün her akşamüstü bize süt getirmesini izlemek. Bir elinde güğümü, bir elinde ölçü kapları merdivenlerden oflaya poflaya çıkar, annemin bana verdiği kabın içine ölçerek dökerdi o bol sulandırılmış sütü. Bayılırdım o akışa. Sırf her defasında o ölçekten kaba boşalan sütün dansını izleyebilmek için koşardım kapıya sütçü geldi anne bağırtıları içinde. Şimdiki gibi marketten kutuyu alıp kafanıza dikemezdiniz, önce güzelce bir kaynardı, taşmasın diye başında beklenirdi, bazen dibi tutar, garip bir tadı olurdu. Ama süt tadı gelirdi her ne kadar sulandırılmış olsa da. Üstü kaymak tutardı ama ben hala kaymaktan nefret ederim. Şimdilerde çoğu kişinin sağlıksız diye evlerine sokmadığı o sütlerle büyüdük biz. Pastörize sütle ise çok zaman sonra tanıştık. Zamanla o eski sokak sütçüleri kayboldu yerini sağlıklı!!! şişe ve kutu sütler aldı. Ne var ki artık süt tadını alamıyorum.

    Yalnız sütçüler değil yaşamlarımızdan ebediyyen ayrılan, sokak yoğurtçularını da hiç unutmam. Hele hele ellerindeki o metal geniş kaşığı tülbentin ucunu kaldırıp kaymak gibi yoğurda daldırdıklarında aldığım hazzı tarif edemem. Bayılırdım seyretmeye. Şimdi evhamlı anneler “Ay deli misin, sokaktan yoğurt mu alınır? ” diyerek garip bir tiksintiyle baksalar da biz o yoğurtlarla büyüdük. Bazen ekşi falan olurdu ama yoğurttu yediğimiz.

    Zaten zamane kadınları da bir tuhaf. Annemin bizi rahat ettirmek için didinmelerini hatırlıyorum da şimdiki kadınların şikayetleri bana mızıkçı çocukların mızmızları gibi geliyor. Onlar altbezi kaynatmayı bilmezler ama primanın tüm ebatlarını ezbelerinde tutarlar. Hero Baby’den Milupa’dan haberleri vardır elbet. Ama et suyuna sebze çorbasını yap desen beceremezler. Banyo günlerimizde annem önce sobayı kor haline getirirdi üşümeyelim diye. Banyoda kazanla su kaynatır, o kazanı tuttuğu gibi küçük tüpün üzerinden indirirverirdi. Şampuan falan nerede yahu, kafama yediğim o beyaz sabun darbelerini hayatım boyunca unutmam ama belki de en sevdiğim şeylerden biridir o beyaz sabun kokusu. Çamaşır günlerinde bütün gün o merdaneli makinenin tepesinde olurdu, kaç defa kaptırmıştı kolunu o merdaneye hatırlamıyorum. Ama bir gün olsun hayatın anlamını sorguladığını depresyondan bahsettiğini, çıkmazlarda olduğunu duymadım. Sanki bütün bu duygusal karambollerin nedeni hayatımızı bu kolaya alıştıran yeniliklermiş gibi geliyor bana, belki de yanılıyorum, bilemem.

    Geçende bizim oğlana spor ayakkabı beğeniyoruz oyun oynarken giysin diye o kadar çeşit içinde akla karayı seçtik. Oysa o yaşlarda özellikle de yazları ayaklarımızdan tokyo eksik olmazdı. Hani şu lastikten, renkli şeritli tabanlı, ıslandığında ayağınızın içinde vıcır vıcır kaydığı, parmaklarınızın ucundan çıkıverdiği şıpıdık terlikler. Çoğu zaman kopardı ön taraflarını tutan ince lastik parçası ama rahmetli dedemin diktiğini ve o şekilde giydiğimi çok iyi hatırlıyorum. Belki de o yüzden severdim yalın ayak gezmeyi. Tabanlarımın su topladığını hatırlarım kum üzerinde top peşinde yalınayak koştururken. Ama öylesine mutluydum ki… Bu anlattıklarım hayatımın en güzel zamanları.

    Bütün bunlara rağmen çevreme bakındığımda hemen hemen herkeste bir karamsarlık, duygusal boşluklar, depresyonlar, panik ataklar… Nedir bu yahu? Hiç bir şeye sahip değilken mutluyduk.. Şimdi herşeye sahibiz, duygusuz. Herşeyden şikayet eder hale geldik, evimizden, arabamızın gürültüsünden, karımızdan, kocamızdan, sevgilimizden, çocuğumuzdan, işimizden, yaşadığımız şehirden… Öte yandan hak vermiyor değilim. Herşey değişti. Yaşamlar değişti. Komşuluk yokoldu.. Bakın 1o yıldır aynı evde oturuyorum apartmandan 5 kişi ismi ver deyin, veremem.. Ama eski mahallemizde herkesi ev ev, sokak sokak bilirdim. Hala hatırlıyorum.. Delisini, akıllısını, cazgırını, kabadayısını..

    Kısacası sadece sütler değil bozulan, pastörize olan. Biz insanlar da pastörize hale geldik, kendimizi soyutladık çevremizden. Varsa yoksa yaşam mücadelesi. Ödenecek faturalar, çocuğun okul taksidi, evin kirası, evsahibinin aybaşındaki dırdırı..

    Özlüyorum ben o eski pastörize olmayan günlerimi…








    Allah`ım Her dem Sen'i anmayı,Sen'i anlayıp anlatmayı,Sen'i sevip sevdirmeyi nasip et bizlere.
    YA İLAHİ ! SENDEN KIYAMETE KADAR BÜTÜN ESMA-İ HÜSNAN İLE ,
    DUA EDEN BİR DİLİMİN OLMASINI İSTİYORUM !!!


  4. #4
    MeLDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Nerden
    Hamburg, germany, Germany
    Mesajlar
    5,763

    Standart --->: 1970 Yillari..Biz Böyle Yasadik

    KUZİNE SOBA.....

    Evet şehirde yaşayanlar için çoktan mazide kalan ve bence nostalji olmayı hakeden bir ısınma aracı

    Dedimya bu şehirde kalanlar için biraz nostalji oldu, hala köylerde kullanılmakta...

    Gerçi biz hiç kullanmamıştık ama teyzemler kullanırdı.. Şimdi fast food larda KUMPİR diye tanımladığımız olayı biz ta küçükken bu sobalarda yapardık. Teyzem o kocaman kocaman sarı Ödemiş patateslerinin en büyüğünü seçer, güzelce yıkar ve birazda kabuğunu tuzlayarak o sobanın fırınına koyardı, nasılda heycanla beklerdik pişmesini

    Sonrada tereyağı felan koyup içine yerdik. Hafta sonları hep teyzemlere kaçar giderdim kış günleri, sırf o güzelliği tekrar tadmak için........


    Nostalji sandığına birkaç küçük parça daha.
    ...

    Taksimdeki eski Kristal büfe ve hamburgeri

    Belediyenin tanzim satış mağazaları

    Günlerce yanışını seyrettiğimiz İndipendenta tankeri

    TRT’nin ilk yıllarında Pilli bebek ve Denizler hakimi (Stingrey) adlı kukla çocuk dizileri.

    Boyunlarına asılı teneke kutularla Kızılay’a bağış toplamak için kağıttan Kızılay amblemli rozet dağıtan gönüllüler.

    Şalvar kot pantolonlar ve bunların beline takılan bez örme kemerler.

    Gazete kağıdından katlanarak yapılmış ve ağırlık yapsın diye bol hamur ile yapıştırılmış kesekağıtları.


    TELLİ ARABALAR

    O yıllarda, bütün erkek çocuklarının sahip olduğu telli arabalar, ucuz plastikten ve o dönemin revaçta olan otomobil markalarından Murat 124, Renault ve Anadol modellerinin taklitleriydi. Dökme kalıba plâstikten imal edilmişlerdi. Kimi çocukların sahip olduğu plastikten Mercedes ve Chevroletler ise sahibine müthiş bir statü kazandırır ve diğer çocukların gıptayla bakmalarına sebep olurdu. Bu arabaların tavanını delerek içinden çengellenen, üzeri plastik kaplı telin diğer ucu çocuğun direksiyon kullandığını hissetmesi için yuvarlatılmış olur ve buradan tutularak araba kolayca sağa sola döndürülürdü.


    SANAYAĞLI EKMEKLER

    Ekonomik krizin ve yoklukların dorukta olduğu 70’li yılların bilhassa sonlarında kahvaltıların baş lüksü, üzerine “Sanayağı” sürülmüş ekmek dilimleriydi. Tereyağı ya bulunmazdı, ya da çok pahalı olurdu. Doyurucu, besleyici ve çok lezzetli olduklarından dem vurulan reklamlarla halka benimsetilen Sanayağı, aslında tat olarak donuk, besleyiciliği ise tartışılır bir gıdaydı. Ağızda uzun süre tutulursa damağa yapışır ve orada bir tabaka oluştururdu. Dikdörtgenler prizması şeklinde, beyaz üzerine kırmızı-mavi renklerle bezeli ve üzerinde bir dilim Sanayağlı ekmek yiyen çocuk resmi bulunan ambalajlarda satılırdı.



    Kafası sallanan köpekler




    böyle bir süs eşyası modası vardı 70 lerin sonunda. normal bir biblo düşünün. genelde kedi köpek veya başka bir sevimli hayvan şekilde yapılırdı. fakat kafa kısmının boş olduğunu düşünün. kafa oraya monte edilmiş bir şekilde yerleştirilir ama herhangi bir bağ ile tutturulmazdı. genelde büfelerin üzerinde tutulan bu eşyalar süs maksatlı bulundurulur, çocukların oynamasına verilmezdi. bu köpekciklerin en büyük özelliği kafaya yavaşça vurduğunuzda veya salladığınızda kafasının sağa sola oynatması idi. pek çok türk şöförü arabalarının önüne ve arkasına koyarak bu oyuncağın keyfini çıkartmıştı... araba hareket ettikce kafa sallarlardi.. genelde de onlara camin iki tarafinda eslik eden tıg ile örülmüş karpuz diimleri olurdu..bir de arabaların arka camına vantuzla tutturulan,plastikten yapılma çeşitli renklerde el şeklinde süsler vardı. üzerinde bay bay yazardı. araba hareket edince sallanır, arkadakilere el sallıyormuş gibi olurdu.



    Fasulye


    işte 70 yıllarda ilkokula başlamış herkesin hatırlayacağı bir gereksinim... fasulyeler okuma yazma işlemleri için kullanılırdı. küçük fasulyeler genelde masa üstünde falan harfleri yazmak, kelimeler yapmaya yarardı. ama çiğ olarak kullanılmazlardı. hatırladığım kadari ile önce yumuşatılır, sonra ortadan kesilirdi ki, düz satıhlarda harfler oynamadan rahatça durabilsin. bu fasulyeler ayrıca bir kesede saklanır, çantanın bir gözünde dururdu.ben de fasulyelerle çook yazılar yazdım.herhalde düşürüp duruyordum ki surekli eksilirlerdi.. biz gerçek fasulye kullanıyorduk o zamanlar.. Kız kardeşimin zamanında da bunların plastikleri çıkmıştı renk renk ve boy boy.. birde sayı çubukları tabiki... bizim zamanımızda yoktu.



    KARTPOSTAL ATMAK:


    70’li ve 80’li yılların İstanbul’unda (ve Türkiye’sinde) Bayram, yılbaşı ve doğum günü gibi özel günlerde insanlar birbirlerine kartpostal atarlardı. Şimdilerde artık sadece koleksiyonerlerin ilgisi dahilindeki bu kartlarla o yıllarda tebrikleşilirdi. Genellikle renkli bir İstanbul manzarası seçilir, arkasına kısa bir tebrik ve gideceği yerin adresi yazılır, sağ üst köşesine de pulu yapıştırıldıktan sonra zarfa konulmadan postaya verilirdi. Zarfa konulmadığında, normal postaya göre pul masrafı yüzde elli ucuzlardı. Kartpostallar, varması gereken günün yaklaşık bir hafta öncesinden postaya verilirdi. Kartpostalı alan karşı taraf da genellikle bu kartpostalları atmaz ve evlerde (sıklıkla) manzarası öne bakacak şekilde, aynanın kenarına sıkıştırılırlardı. Artık SMS ve Mail teknolojisine geçildiğinden beri, kartpostallar mazide kalmaya başladılar ve bir güzellik, bir incelik daha maalesef unutuldu, gitti.






    Allah`ım Her dem Sen'i anmayı,Sen'i anlayıp anlatmayı,Sen'i sevip sevdirmeyi nasip et bizlere.
    YA İLAHİ ! SENDEN KIYAMETE KADAR BÜTÜN ESMA-İ HÜSNAN İLE ,
    DUA EDEN BİR DİLİMİN OLMASINI İSTİYORUM !!!


  5. #5
    RKS
    RKS isimli Üye şimdilik offline konumundadır

    Üyelik Tarihi
    Oct 2011
    Mesajlar
    1

    Standart --->: 1970 Yillari..Biz Böyle Yasadik

    Alıntı MeLDa´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    ... MİGROSUN KAMYONLARI .....


    birden içim burkuldu .... bi tuhaf oldum eski günlere döndüm. Benim çocukluğumda kamyonlu migros dönemi bitmiş otobüs içinde satış yapan migros vardı. Tabi yazlık yerdeyiz Güzelce yi biraz geçince... Bakkal desen en az 3-4 km uzakta, üstelik aradığın herşeyide bulamazdık. Özel bir klaksiyon kornası vardı çalmaya başladımı uzaktan bizmkiler alelacele migros geliyor koş oğlum şunu şunu alıver diyen rahmetli annem, kendisi hiç giremezdi, içerde bunalırdı, düşünsenize hem alışveriş kuyruğu hem para ödeme kuyruğu, bir tane kibrit bile alsan en arkadan en öne doğru herkezin alışverişini bekliycen o arada yüzlerce çeşit ürün inceliycen. Şöför hem şöförlük hem de kasiyerlik yapardı. Kimi zaman denizden çıkıp çıplak mayoyla evden harçlık alıp yarı belimize kadar yapışmış kumlarla alışveriş yapardık. Deniz kokusu ve Migros kokusu tuhaf bir aroma oluştururdu ortamda...Bunlar oldukça çeşit barındıran araçlardı. Hatta büyük daireler şeklinde kesilmiş renkli kartonlara o günkü ucuz mamulleri yazarlar ve aracın gölgeliğine birer iple asarlardı. Rüzgârla bu kartonlar fırıl fırıl dönerlerdi: "Bugün arap sabunu 125 kuruş, Nuh'un Ankara fiyonk makarna 55 kuruş, Besler bisküvi 20 kuruş, yeşil zeytin - kilo 260 kuruş..." gibi...

    Dedim ya bi tuhaf oldum... sanırım özledim..





    Erdal Hasan


    Biz bu özel korna sesini nasıl buluruz?

Konu Bilgisi

Uye Bu Konuya Bakiyor

Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)

Benzer Konular

  1. 1970'li Yillarin Modasi
    By LAViNYA in forum Kişisel Bakım, Makyaj ve Moda
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02.04.10, 14:30
  2. Nesrin Sipahi 1 - Odeon Yillari 2010
    By LAViNYA in forum Müzik Haber
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 26.02.10, 15:33
  3. Nesrin Sipahi 2 - Odeon Yillari 2010
    By LAViNYA in forum Müzik Haber
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 26.02.10, 15:31
  4. Böyle mi olacakti?
    By zeynep88 in forum ŞiirLer
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 22.08.08, 19:49
  5. Böyle Bil
    By alaraa-- in forum ŞiirLer
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 19.04.08, 15:39

Eklenmis Olan Tag'lar

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Yeni Konu Acamazsin
  • Konuya Cevap Yazamazsin
  • Konuya Eklenti Ekleyemezsin
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372