+ Konu Cevaplama Paneli
1 den 5´e kadar. Toplam 5 Sayfa bulundu

Konu: Mehmet Şevket Eygi Köeşe Yazıları

  1. #1
    This user has no status.
     
    I am:
    ----
     
    Palästina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Nerden
    Österreich
    Mesajlar
    2,060

    Standart Mehmet Şevket Eygi Köeşe Yazıları

    “Dini ve Namusu Olanlar Kazanamaz!”

    YER Ankara, tarih 10 Temmuz 1923... Tren istasyonundaki özel kalem binasında, Cumhuriyet Halk Fırkası (o tarihte partiye fırka deniliyordu) nizamnamesi (tüzüğü) hazırlanıyor. Ülkenin iki meşhur ve büyük Paşası konuşuyor. Bunlardan biri Şark Fatihi Kâzım Karabekir'dir.

    Konu bir ara ülkenin kalkınmasına geliyor. Ünlü ve büyük Paşalardan biri Kazım Paşa'ya şu sözleri söylüyor: "Dini ve namusu olanlar kazanamazlar!.. Fakir kalmaya mahkumdurlar. Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Bunun için önce din ve namus telakkisini kaldırmalıyız. Partiyi, bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz. Bu suretle kalkınma kolay ve çabuk olur."

    Tarihçi İsmet Bozdağ "PAŞALAR KAVGASI" isimli eserinde bu konuşmayı nakl etmiştir.

    PKK terörünün gölgesinde yapılan uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ile mücadele etmeye hazırlanırken feci şekilde öldürülen Uğur Mumcu da Kazım Karabekir ile ilgili kitabında bu konudan bahsediyor.

    Karabekir paşa hatıralarında bu konuyu ele almıştır...

    1923'ten bu yana kaç yıl geçti? Seksen altı yıl. Paşa'nın söyledikleri hayata uygulandı mı? Uygulandı.

    Türkiye'de beklenen kalkınma oldu mu? Bir miktar oldu ama ülkemiz bir Japonya olamadı, bir Güney Kore olamadı, bir Tayvan veya Singapur olamadı. Toplum yapımız çürüdü, dağılma ve çökme sürecine girdik.

    Avrupa'nın kuzeyinde dört ülke vardır: İsveç, Norveç, Danimarka, Finlandiya... Türkiye bunlar kadar zengin olamadı, kalkınamadı. Norveç'te, fert başına düşen yıllık gelir payı 50 bin doların üzerindedir. Üstelik o ülke AB üyesi değildir. İki kere referandum yapılmış, halk AB üyeliğini reddetmiştir.

    Bazıları, Türkiye'yi kasıp kavuran kokuşmanın, yolsuzlukların, talan ve vurgunların son birkaç on yılda oluştuğunu sanır.

    CHP liderleri kendilerinin temiz, karşılarında olanların kirli olduğunu söyler durur.

    Hayır!.. Maalesef yolsuzluklar 1923'e kadar dayanmaktadır. Yolsuzlukların anası CHP'dir.

    1915 ile 1923 arasında Ermeniler sürülmüştü. Onların malları, evleri, arazileri, dükkanları...

    Yunan ordusu bozulunca Anadolu Rumlarının bir kısmı kaçmış veya telef olmuştu. 1924'te Lozan anlaşmasının mübadele maddesi gereğince Anadolu Rumlarının tamamı Yunanistan'a gönderilmişti. Bir buçuk milyona yakın Rum gönderilmiş, yerlerine Yunanistan'dan 400 bin kadar Türk ve Müslüman gelmişti. Rumların evleri, dükkanları, arazileri, atölyeleri, fabrikaları, malları, bağ ve bahçeleri...

    İstanbul'un en büyük matbaa tesislerinden biri Mateosyan adlı bir Ermeni'ye aitti. İşgal kuvvetleri 1922'de İstanbul'u terk ederken, işgalcilerle işbirliği yaptığı için bu Ermeni de yurt dışına kaçmış ve kısa bir müddet sonra matbaası, binasıyla birlikte, Karay asıllı olduğu iddia edilen bir CHP kodamanının eline geçmişti.

    Sovyetler Birliği'nde Lenin ve Stalin, Türkiye'de CHP oligarşisi dinsizlik yapıyordu. Medreseler kapatılmıştı. Göstermelik olarak onların yerine açılan İlahiyat Fakültesi ve İmam Hatip mektebi de, rağbet yok bahanesiyle kapatılmıştı. Okullardan din ve ahlâk dersleri kaldırılmıştı. Ülke çapında dinsizlik terörü estiriliyordu. Kalkınmak için...

    Ünlü ve büyük paşamızın dile getirdiği "Dini ve namusu olanlar kazanamazlar..." ilkesi hayata tatbik ediliyordu.

    Öyle bir talan başlamıştı ki, ülkenin bize ait olduğunu gösteren, bir tür tapu senedi mahiyetinde olan tarihî İslâm kabristanları bile düzleniyor, arazilerinin bir kısmı kapanın elinde kalıyordu.

    Falih Rıfkı, Yakup Kadri, Kemal Tahir ve daha nice edip ve romancı bu talan ve soygunu kitaplarında işlemişlerdir.

    Gazeteci Arif Oruç, İstanbul'da YARIN gazetesini yayınlıyordu. Mateosyan matbaasını eline geçiren CHP iktidarı yanlısı gazete ile amansız bir polemik ve mücadele yapıyordu. Rejim bu gibi muhalefeti susturmak için sert kanunlar çıkartmış, basın hürriyetini gemlemişti. Arif Oruç canını kurtarmak için komşu Bulgaristan krallığına kaçmış, İstanbul'da harf devriminden sonra Latin yazısıyla yayınladığı YARIN'ı orada Osmanlıca yazıyla çıkartmaya devam etmişti.

    Modern Türkiye'nin en büyük derdi, krizi, olumsuz tarafı kokuşma ve yolsuzluklardır. Temizlik ve şeffaflıkta (saydamlıkta) uluslararası notumuz 10 üzerinden 4'tür. Yani ahlâk, fazilet, doğruluk, dürüstlük, temizlik, saydamlık konusunda geçerli not alamıyoruz.

    Türkiye'deki bütün olumsuzlukların temelinde bu müzmin kokuşma yatmaktadır.

    Kokuşma bütün kötülüklerin anasıdır, sebebidir.

    1950 ile 1960 arasındaki Adnan Menderes (Demokrat parti) iktidarı esnasında partizanlık yapılmış, birtakım yolsuzluklar olmuştur ama bunlar hiçbir zaman bugünkülerle kıyas edilebilecek şekilde genel ve yoğun olmamıştır. Menderes iktidardan düşürülüp Yassıada (sözde) Yüce Divanında muhakeme edilmiş ve kendisinin bir kuruş yolsuzluğu bulanamamıştı. Aileden zengin ve varlıklı idi. Dedelerinden, babasından kalma çiftliği vardı.

    1945'ten sonra ülkemize çoğulculuk gelmiş, çok partili sistem işletilmişti ama temizlik ve şeffaflık için bu da yetmemişti.

    Siyasal İslâm ve İslâmcılar taifesi Türkiye'yi temiz ve şeffaf bir hale getirebildi mi?

    Bu sorunun cevabını bendeniz vermeyeyim, okuyanlar versin.

    Kokuşma, yolsuzluklar, haram ve kara servetler konusunda Müslüman halkın bir kısmı maalesef şunları söylemektedir:

    *Dinsizler şimdiye kadar çok yediler, bundan sonra biraz da Müslümanlar yesin...

    *Kötü düzenlerde kötü işler yapmak caizdir.

    *Müslümana her şeyin en iyisi layıktır.

    Ülkemizde çok büyük bir sosyal adaletsizlik hüküm sürmektedir.

    Ülkemiz bir rantlar ülkesi haline gelmiştir.

    Ülkemizde 300 milyar dolar miktarında kara, haram, kirli, necis servet birikimi vardır.

    Maalesef 1923'te dinsizlik ve namussuzluk adına başlatılan yeme, soyma, götürme, vurma furyasına birtakım İslâmcılar da katılmıştır.

    1970'lerde kendini mücahid olarak tanıtan nice makyavelist bugün efsanevî servetlere sahip olmuştur.

    İslâm dini ve ahlâkı böyle kara servetleri, bunları elde etmek için başvurulan kirli ve ahlâksız metotları asla kabul etmez.

    Ahlâk dışı zenginleşmenin ve kalkınmanın Türkiye'yi ne kadar ilerletmiş ve kalkındırmış olduğunu hepimiz görüyoruz.

    Bendeniz şöyle diyorum: Ahlâka uygun, namuslu ve şerefli metotlarla çalışılmış olsaydı, Türkiye zenginlikte, kalkınmada, sosyal adalette Japonya, İşveç, Norveç gibi olabilirdi. Bugünkü kokuşma bataklığına düşmemiş olurdu.

    Hırsızlıkla, kokuşma ile mükemmel uçaklar yapılamaz, İsveç'in Volvo ve Saab otomobilleri gibi mükemmel ve harika otomobiller üretilemez; Heidelberg, Harvard, Oxford gibi üstün üniversiteler kurulamaz...

    Türkiye bir İslam ülkesidir. Bu memlekette ahlâk ve fazilet hakim olmalıdır.

    Hakim olmazsa işte bugünkü gibi oluruz.

    Mehmet Şevket Eygi
    21 ŞUBAT 2009

    Sert ilklimin Mert Genci 66

    "Ayriligin Firaki Düsmeli Sineye,
    Dudaklar Küsmeli Kahkahaya Gülmeye!..
    _____________________
    Dügümlenirken Uzun Yollarin Ufukta Ucu,
    Bugünde Gelmedi Hasretle Beklenen Yolcu!
    N.F.K


    Ben Mahkum Olmusum Kirecli Dört Duvara,
    Gözyasi Dökme Yusuf Kirli Mektuplara!..



  2. #2
    This user has no status.
     
    I am:
    ----
     
    Palästina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Nerden
    Österreich
    Mesajlar
    2,060

    Standart Milletvekili Olmak İster miyim?

    Milletvekili Olmak İster miyim?


    FARZ-I MUHAL (olmaz ya...) bendenize milletvekilliği adaylığı teklif etseler, liste başı olsam, seçilmem yüzde yüz garantili olsa, acaba kabul eder miyim? Kesinlikle etmem. Gerekçelerim:

    1. Milletvekili olabilmek için Meclis kürsüsünde yemin etmek gerekiyor. Bendeniz o yemini yapamam. Ağır bir yemindir, vebali ve sorumluluğu büyüktür, âhiretimi tehlikeye atar. Bu konuda fetva almayı, taqiyye yapmayı da asla düşünmem.

    2. Kendimi milletvekilliği için ehliyetli ve liyakatli görmem. Her ne kadar Ankara Siyasal Bilgiler (Mekteb-i Mülkiye) mezunu isem de, milletvekilliği yapacak kadar politikadan anlamam.

    3. İkinci maddedeki sebep dolayısıyle milletvekilliği maaşı bana helâl olmaz.

    4. Şahsî hürriyetime düşkünüm. Meclis ve parti disiplinini kaldıramam.

    Daha başka sebepler ve gerekçeler var ama onları yazmayayım...

    Peki, sevgili halkımız, Müslüman kardeşlerimiz siyaseti boykot mu etsinler? Hayır, öyle bir şey demedim...

    Halkımız kimleri milletvekili seçip Meclis'e göndermelidir?

    (1) Milletvekilliğine ehil ve layık olanları. Bu ehliyet ve liyakat bilgi ve kültür, ahlâk ve karakter, fazilet boyutlarında olacaktır.

    (2) Milletin vekili olacak zat, kendini asillerden yüksekte görmeyecek, hizmetkâr olduğunu bilecektir ve ona göre davranacaktır.

    (3) Vekillik için aldığı maaşları, yollukları ve diğer maddî avantaları hakkedecektir. Aksi taktirde bunlar helâl olmaz, haram olur.

    (4) Ülkenin, milletin, devletin ve Büyük Gerçeğin haklarını şahsının, partisinin, liderinin üzerinde görecektir.

    (5) Yüzde yüz temiz ve şeffaf olacaktır. Açık ve eksiksiz mal ve servet beyanı verecektir.

    (6) Kimseyi aldatmamış olacaktır. Bir örnek veriyorum: Bundan yirmi sene önce beş yaşındaki küçük çocuğuna şöyle söylemişti: "Yavrum, uslu durursan sana şunu alacağım, seni gezmeye götüreceğim..." Çocuk uslu durmuş, fakat baba sözünü tutup çocuğu gezmeye götürmemiş, vaad ettiği şeyi alıp ona vermemişti. Böyle aldatan bir kimse kesinlikle milletvekili olamaz. Olursa milleti de aldatır, ülkeyi de satar.

    (7) Vekili olduğu halktan kopmayacaktır. Asil olan vatandaşlar havaalanında halk kapısından geçiyor, biletini okeyletmek için kuyruğa giriyor, kafeteryada parasıyla çay içiyor... Bizim vekilimiz VİP kapısından geçiyor, biletini VİP'lere mahsus yerde okeyletiyor, VİP salonunda çeşit çeşit yiyecekleri ve içecekleri bedava tüketiyor, uçağa VİP kapısından geçip biniyor... Böyle milletvekilli olmaz olsun.

    (8) Aldığı milletvekilli maaşının en az 10'da birini hayır ve sadaka olarak dağıtacaktır.

    (9) Bir vekil olarak kendisini, asil olan halktan daha eşit görmeyecektir.

    Bilmem, bir şeyler anlatabildim mi?

    Sayın asiller, sayın millet, sayın halk!.. Böyle milletvekilleri seçmezseniz ne olur biliyor musunuz?

    Ne mi olur? İşte bugün olduğumuz gibi oluruz...

    Sürç-i lisan ettikse affoluna...

    Kısa Haberler, Telgraflar

    1. Bir grup iş adamına: Paranız ve imkânınız çok... İçinizdeki on kişi için bir plan ve program yapılsın, çok ehliyetli hocalar tutulsun ve şu konularda dersler almaya başlasınlar: (I) Türk edebiyatı ve Fuzuli dersleri... (II) Mantık dersleri... (III) Estetik, sanat, mimarlık-şehircilik, dekorasyon, giyim kuşam, yemek yeme ve beslenme dersleri... (IV) Güney Kore, Tayvan, Singapur ve Norveç dersleri... (V) İslâm ahlâkı dersleri...

    2. Pakistan'ın kuzeyindeki Svat bölgesinde Şeriat ilan edilmiş!.. Benim bildiğim Pakistan zaten bir İslâm Cumhuriyeti'dir. İslâm Cumhuriyetinde Şeriat hukukunun geçerli ve yürürlükte olması gerekir. Demek ki Pakistan ismen bir İslâm Cumhuriyeti imiş...

    3. Başkan Obama Ankara'ya telefon açmış, uzun bir konuşma yapmış, Türkiye'yi çok övmüş... Eyvah eyvah eyvah!.. Övgülerden çok korkmak gerek. Zehri teneke kupa içinde sunmazlar.

    4. Başkan Chavez'i tebrik etmek gerek. İsrail elçisini kovdu. İsrail'i protesto sadece kuru lafla olmaz...

    5. Tarikat, iyi adam, iyi insan, iyi ve olgun Müslüman yetiştirme ocağı ve mektebidir. Müridler yıllardan beri tarikat içindeler ve iyileşememişler. Demek ki, orası bir tarikat değil.

    6. Evini sat, tarlanı sat, otomobilini sat, paltonu sat, karının mücevherlerini sat ve oğlunu vasıflı bir Müslüman olarak yetiştirmek için ne gerekiyorsa onları yap. Çocuğun iyi ve hayırlı bir Müslüman olursa, sen öldükten sonra amel defterin kapanmaz; o iyi, güzel, hayırlı işler yaptıkça melekler sana sevap ve mükafat yazar. Bunlara akıl erdiremiyor musun?

    7. Yemek yerken, yemeğe giderken şu hadîs-i şerifi hiç aklından çıkartma: "Mü'min bir mideyle yer, kâfir yedi mideyle..."

    8. Komşunu üzdün, komşunu rahatsız ettin, komşun kırıldı, komşun sana beddua etti, komşun sıkıntıya düştü, senin haberin yok, komşun hasta oldu, ziyaretine gitmedin, komşunun sevinçlerine ve kederlerine ortak olmuyorsun... Böyleysen dikkat et, başına ansızın bir belâ gelebilir.

    9. Cami derneği başkanına: Hoparlörleri sonuna kadar açtırıp avaz avaz 120 desibellik ezanlar okutuyorsun. Bu ses yüksekliği yeterli değildir. Birkaç yüz bin dolar masrafla 150 desibellik hoparlörler taktır, ezan okunurken yakındaki binaların camları çatlasın. İşte o zaman vazifeni yapmış olursun!..

    10. İslâm, vatan, millet diye zırlamayı bırak da, çok açık ve tamam şekilde mal ve servet beyanında bulun. Bizim, temiz ve şeffaf olmayan haram yiyicilerin edebiyatına ihtiyacımız yok.

    11. Başı deve hörgücü gibi olan Bayan Tesettürlü Gökkuşağı'na: Bunca renkle, bunca takıp takıştırmak, sürüp sürüştürmekle yine de olanca dikkatleri üzerinize çekemiyorsunuz. Bari zil takınız da herkes sizi iyice tanısın ve bilsin.

    12. Bid'at ehline: Siz bid'atleriniz için ne kadar çok çalışıyor ve propaganda yapıyorsanız, bendeniz de Ehl-i Sünnet ve Cemaat için sizden daha fazla çalışıp propaganda yapacağım. Sizin hürriyetiniz var da benim yok mu?

    13. Bay Türedi Görmemiş birkaç yıl önce kısa zamanda aşırı zengin olunca, eski emektar karısını atmış, onun yerine findirdek bir yosma ile evlenmişti. Kriz Bay Türedi'yi vurunca Fingirdek kaçmış, eski karısı da bir daha ona gelmem demiş. Adam iyot gibi ortada kalmış. Oh olsun!..

    14. O müteahhidi gençliğinden beri tanırım. Eskiden mücahiddi.

    15. Sahte sofu hacı Yatmaz, hem namazını kılar, hem pazartesi ve perşembe oruçlarını tutar, hem geceleri teheccüde kalkar, hem de yevmiye üç saat fitnevizyon seyreder. Bari evinin bir köşesine bir de ....hane açsın.

    Mehmet Şevket Eygi
    20 ŞUBAT 2009





    FARZ-I MUHAL (olmaz ya...) bendenize milletvekilliği adaylığı teklif etseler, liste başı olsam, seçilmem yüzde yüz garantili olsa, acaba kabul eder miyim? Kesinlikle etmem. Gerekçelerim:

    1. Milletvekili olabilmek için Meclis kürsüsünde yemin etmek gerekiyor. Bendeniz o yemini yapamam. Ağır bir yemindir, vebali ve sorumluluğu büyüktür, âhiretimi tehlikeye atar. Bu konuda fetva almayı, taqiyye yapmayı da asla düşünmem.

    2. Kendimi milletvekilliği için ehliyetli ve liyakatli görmem. Her ne kadar Ankara Siyasal Bilgiler (Mekteb-i Mülkiye) mezunu isem de, milletvekilliği yapacak kadar politikadan anlamam.

    3. İkinci maddedeki sebep dolayısıyle milletvekilliği maaşı bana helâl olmaz.

    4. Şahsî hürriyetime düşkünüm. Meclis ve parti disiplinini kaldıramam.

    Daha başka sebepler ve gerekçeler var ama onları yazmayayım...

    Peki, sevgili halkımız, Müslüman kardeşlerimiz siyaseti boykot mu etsinler? Hayır, öyle bir şey demedim...

    Halkımız kimleri milletvekili seçip Meclis'e göndermelidir?

    (1) Milletvekilliğine ehil ve layık olanları. Bu ehliyet ve liyakat bilgi ve kültür, ahlâk ve karakter, fazilet boyutlarında olacaktır.

    (2) Milletin vekili olacak zat, kendini asillerden yüksekte görmeyecek, hizmetkâr olduğunu bilecektir ve ona göre davranacaktır.

    (3) Vekillik için aldığı maaşları, yollukları ve diğer maddî avantaları hakkedecektir. Aksi taktirde bunlar helâl olmaz, haram olur.

    (4) Ülkenin, milletin, devletin ve Büyük Gerçeğin haklarını şahsının, partisinin, liderinin üzerinde görecektir.

    (5) Yüzde yüz temiz ve şeffaf olacaktır. Açık ve eksiksiz mal ve servet beyanı verecektir.

    (6) Kimseyi aldatmamış olacaktır. Bir örnek veriyorum: Bundan yirmi sene önce beş yaşındaki küçük çocuğuna şöyle söylemişti: "Yavrum, uslu durursan sana şunu alacağım, seni gezmeye götüreceğim..." Çocuk uslu durmuş, fakat baba sözünü tutup çocuğu gezmeye götürmemiş, vaad ettiği şeyi alıp ona vermemişti. Böyle aldatan bir kimse kesinlikle milletvekili olamaz. Olursa milleti de aldatır, ülkeyi de satar.

    (7) Vekili olduğu halktan kopmayacaktır. Asil olan vatandaşlar havaalanında halk kapısından geçiyor, biletini okeyletmek için kuyruğa giriyor, kafeteryada parasıyla çay içiyor... Bizim vekilimiz VİP kapısından geçiyor, biletini VİP'lere mahsus yerde okeyletiyor, VİP salonunda çeşit çeşit yiyecekleri ve içecekleri bedava tüketiyor, uçağa VİP kapısından geçip biniyor... Böyle milletvekilli olmaz olsun.

    (8) Aldığı milletvekilli maaşının en az 10'da birini hayır ve sadaka olarak dağıtacaktır.

    (9) Bir vekil olarak kendisini, asil olan halktan daha eşit görmeyecektir.

    Bilmem, bir şeyler anlatabildim mi?

    Sayın asiller, sayın millet, sayın halk!.. Böyle milletvekilleri seçmezseniz ne olur biliyor musunuz?

    Ne mi olur? İşte bugün olduğumuz gibi oluruz...

    Sürç-i lisan ettikse affoluna...

    Kısa Haberler, Telgraflar

    1. Bir grup iş adamına: Paranız ve imkânınız çok... İçinizdeki on kişi için bir plan ve program yapılsın, çok ehliyetli hocalar tutulsun ve şu konularda dersler almaya başlasınlar: (I) Türk edebiyatı ve Fuzuli dersleri... (II) Mantık dersleri... (III) Estetik, sanat, mimarlık-şehircilik, dekorasyon, giyim kuşam, yemek yeme ve beslenme dersleri... (IV) Güney Kore, Tayvan, Singapur ve Norveç dersleri... (V) İslâm ahlâkı dersleri...

    2. Pakistan'ın kuzeyindeki Svat bölgesinde Şeriat ilan edilmiş!.. Benim bildiğim Pakistan zaten bir İslâm Cumhuriyeti'dir. İslâm Cumhuriyetinde Şeriat hukukunun geçerli ve yürürlükte olması gerekir. Demek ki Pakistan ismen bir İslâm Cumhuriyeti imiş...

    3. Başkan Obama Ankara'ya telefon açmış, uzun bir konuşma yapmış, Türkiye'yi çok övmüş... Eyvah eyvah eyvah!.. Övgülerden çok korkmak gerek. Zehri teneke kupa içinde sunmazlar.

    4. Başkan Chavez'i tebrik etmek gerek. İsrail elçisini kovdu. İsrail'i protesto sadece kuru lafla olmaz...

    5. Tarikat, iyi adam, iyi insan, iyi ve olgun Müslüman yetiştirme ocağı ve mektebidir. Müridler yıllardan beri tarikat içindeler ve iyileşememişler. Demek ki, orası bir tarikat değil.

    6. Evini sat, tarlanı sat, otomobilini sat, paltonu sat, karının mücevherlerini sat ve oğlunu vasıflı bir Müslüman olarak yetiştirmek için ne gerekiyorsa onları yap. Çocuğun iyi ve hayırlı bir Müslüman olursa, sen öldükten sonra amel defterin kapanmaz; o iyi, güzel, hayırlı işler yaptıkça melekler sana sevap ve mükafat yazar. Bunlara akıl erdiremiyor musun?

    7. Yemek yerken, yemeğe giderken şu hadîs-i şerifi hiç aklından çıkartma: "Mü'min bir mideyle yer, kâfir yedi mideyle..."

    8. Komşunu üzdün, komşunu rahatsız ettin, komşun kırıldı, komşun sana beddua etti, komşun sıkıntıya düştü, senin haberin yok, komşun hasta oldu, ziyaretine gitmedin, komşunun sevinçlerine ve kederlerine ortak olmuyorsun... Böyleysen dikkat et, başına ansızın bir belâ gelebilir.

    9. Cami derneği başkanına: Hoparlörleri sonuna kadar açtırıp avaz avaz 120 desibellik ezanlar okutuyorsun. Bu ses yüksekliği yeterli değildir. Birkaç yüz bin dolar masrafla 150 desibellik hoparlörler taktır, ezan okunurken yakındaki binaların camları çatlasın. İşte o zaman vazifeni yapmış olursun!..

    10. İslâm, vatan, millet diye zırlamayı bırak da, çok açık ve tamam şekilde mal ve servet beyanında bulun. Bizim, temiz ve şeffaf olmayan haram yiyicilerin edebiyatına ihtiyacımız yok.

    11. Başı deve hörgücü gibi olan Bayan Tesettürlü Gökkuşağı'na: Bunca renkle, bunca takıp takıştırmak, sürüp sürüştürmekle yine de olanca dikkatleri üzerinize çekemiyorsunuz. Bari zil takınız da herkes sizi iyice tanısın ve bilsin.

    12. Bid'at ehline: Siz bid'atleriniz için ne kadar çok çalışıyor ve propaganda yapıyorsanız, bendeniz de Ehl-i Sünnet ve Cemaat için sizden daha fazla çalışıp propaganda yapacağım. Sizin hürriyetiniz var da benim yok mu?

    13. Bay Türedi Görmemiş birkaç yıl önce kısa zamanda aşırı zengin olunca, eski emektar karısını atmış, onun yerine findirdek bir yosma ile evlenmişti. Kriz Bay Türedi'yi vurunca Fingirdek kaçmış, eski karısı da bir daha ona gelmem demiş. Adam iyot gibi ortada kalmış. Oh olsun!..

    14. O müteahhidi gençliğinden beri tanırım. Eskiden mücahiddi.

    15. Sahte sofu hacı Yatmaz, hem namazını kılar, hem pazartesi ve perşembe oruçlarını tutar, hem geceleri teheccüde kalkar, hem de yevmiye üç saat fitnevizyon seyreder. Bari evinin bir köşesine bir de ....hane açsın.
    Mehmet Şevket Eygi
    20 ŞUBAT 2009

    Sert ilklimin Mert Genci 66

    "Ayriligin Firaki Düsmeli Sineye,
    Dudaklar Küsmeli Kahkahaya Gülmeye!..
    _____________________
    Dügümlenirken Uzun Yollarin Ufukta Ucu,
    Bugünde Gelmedi Hasretle Beklenen Yolcu!
    N.F.K


    Ben Mahkum Olmusum Kirecli Dört Duvara,
    Gözyasi Dökme Yusuf Kirli Mektuplara!..



  3. #3
    This user has no status.
     
    I am:
    ----
     
    Palästina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Nerden
    Österreich
    Mesajlar
    2,060

    Standart

    Medya Krizimiz



    MEDYA, gazeteler, televizyon kanalları, dergiler, matbaacılık, dağıtım; ticaret, ihracat, ithalat, bankacılık, holdingler, milyarlarca dolarlık işler ve cirolar, gökdelenler, beş yıldızlı oteller, değerli arsalar, gayrimenkuller ve daha nice neler neler imparatorluğu muhalefet yapmamış, iktidarla anlaşmış, ona ters gitmemiş olsaydı başına bugünkü dehşetli ceza gelir miydi?.. Elinizi vicdanınıza koyarak cevap veriniz. Gelir miydi?..

    Anayasada teorik olarak eşitlik yazıyor ama uygulamada eşitlik yoktur bu ülkede.

    Kaç çeşit eşitlik vardır bizde? Sayayım: "Tam eşit" olan bir azınlık. Onların altında daha eşitler... Orta eşitler, şöyle böyle eşitler... Biraz eşit olanlar ve dipte hiç eşit olmayanlar...

    Eşitlik açısından çeşitli kastlara ayrılmıştır halkımız.

    Çoğunluğu oluşturan Müslümanlar eşit midir? Bu soruya evet eşittir cevabını vermek için deli olmak gerekir.

    Hatırlıyor musunuz, bundan on sene kadar önce fırtınalar estiriyorlardı. Neymiş, Anadolu'nun Müslüman iş adamları, tacirleri fabrikalar kuruyor, üretim yapıyor, dışa açılıyormuş... Nice gazete, televizyon, yazar çizer avaz avaz bağırmamış mıydı "Eyvah Yeşil Sermaye!.. Eyvan irtica!.." diye.

    Mason, Dönme, Ateist, Kripto Yahudi, Kripto şu veya bu zengin olabilir, fabrika kurabilir, iş hacmini genişletebilir ama Müslümanlar bu sahaya el atarsa kıyamet kopar. Böyle eşitlik olur mu?

    Eğitim ve üniversite sahasında bizde eşitlik var mıdır? Yoktur yok... Zenginler çocuklarını pahalı okullara ve üniversitelere gönderir, fakir halkın çocukları bedava kalitesiz eğitim görür.

    Bizde maalesef fırsat eşitliği, hukuk önünde eşitlik, sosyal adalet konusunda eşitlik yoktur. Bir hakkınızı arayacaksınız. Hasmınız çok zengin, en güçlü avukatları tutuyor, sizin paranız yok...Hukuk önünde nasıl eşit olacaksınız?

    Türkiye bir müzmin krizler ülkesidir. Medya krizi bunlardan biridir.Şu anda büyük medyamızda karteller, tekeller vardır.

    Ülkemizin temiz, şeffaf, dürüst, doğru bir medyaya sahip olma şansı var mıdır?

    Bugünkü şartlar altında kesinlikle yoktur. Çünkü:

    1. Bir ülkenin uluslararası temizlik ve saydamlık notu 10 üzerinden 4 ise o ülkede hiçbir şey temiz olamaz. Hattâ, bir Müslüman olarak söylüyorum, dinî hayat, dinî hizmet ve faaliyetler bile yüzde yüz temiz kalamaz. Binaenaleyh temiz, şeffaf, gerçekten vatansever, doğru, dürüst, faziletli bir medyaya sahip olabilmemiz için ülkemizin temizlik ve şeffaflık notunun en az 7 olması gerekir. Bu bile yeterli değildir.

    2. Ülkemizdeki yalancı vesayet demokrasisi temiz bir medya oluşumuna izin vermez, imkân tanımaz.

    3. Dominant (hâkim) kültürü kırsal kesim, bedeviyet, göçebelik, varoş kültürü ve zihniyeti olan bir ülkede vasıflı bir medya kurulacağını sanmak ahmaklıktır.

    4. Medya krizimiz sebep değil, neticedir.

    Çoğunluğu oluşturan Müslümanlar medya sahasında geri kalmışlardır. Taşıma suyla değirmen dönmez. Normal bayi satışı 30 bin, tirajı 500 bin... Bu nasıl oluyor?.. Taşıma suyla, zoraki abone sistemiyle, bedava dağıtmakla... Böyle bir şey sıhhatli midir? Tesirli olur mu? Elbette değildir ve olmaz.

    Müslümanlar güçlü olacak, vasıflı olacak, üstün olacak ve medya sahasında şu işleri yapacak:

    * Günde iki milyon satan bir gazete. Onun, yanında başka gazeteler, taşra basını...

    * Günde üç milyon satacak ve bedava dağıtılacak bir gazete.

    *Yüzbinlerce tiraj yapan, satan, tesiri olan haftalık ve aylık dergiler.

    * Rating rekorları kıran ciddî, doğru TV kanalları. Ahlâksızlığa, sekse, seviyesiz magazine, yalana dolana tenezzül etmeyen yayın organları...

    Bunlar yapılamaz mı? Elbette yapılır. Araplar El-Cezire televizyonu konusunda nasıl başarılı oldular? Nasıl BBC'yi bile geçtiler?.. Türkiye Müslümanları da onlar kadar başarılı olabilir ama bunun sebeplerine tevessül etmeleri gerekir.

    ABD, AB, Japonya üniversitelerinde okumuş, dört beş yabancı dil bilen, şehir-medeniyet kültürüne sahip vasıflı, güçlü, üstün medyacılar yetiştirdik mi? Yetiştirdiysek kaç kişi yetiştirdik?

    Yabancılaşmış çağdaşları hesaba katmayalım; millî, geleneksel, kopuksuz kültürümüze bağlı olduğunu iddia eden Müslümanların kaçta kaçı 1928'den önce bin yıl boyunca kullandığımız yazıyı okumasını biliyor? Okuyanların kaçta kaçı, okuduğunun mânâsını anlayabiliyor? Müslümanlar 60 yıldan beri milyonlarca tekir kedi yetiştirdiler? Halbuki bize en az beş bin adet Bengal kaplanı çapında ve gücünde vasıflı elemanlar lazımdı.

    Bin tekir kedi, bir Bengal kaplanı etmez...

    (Not: Kendimi kaliteli, vasıflı, güçlü, faziletli, üstün bir Müslüman olarak görmediğimi bir kere daha beyan ederim...)

    En Güzel ve Kârlı Ticaret

    ALLAH'ın Elçisi ve Habercisi, biz bütün insanları müjdeleyen ve uyaran, Kıyamet'e dek büyük önderimiz, seyyidimiz, kaaidimiz, rehberimiz şöyle buyuruyorlar: "Ey Ali, Allah'ın bir kulunu, senin vasıtanla hidayete (doğru yola, İslâm ve imana) kavuşturması, senin için üzerine güneşin doğduğu ve battığı her şeye sahip olmaktan hayırlıdır."

    Hz.Ali için geçerli olan bu müjde ve mükafat hepimiz için de geçerlidir.

    Hiçbir Müslüman, bir insana doğrudan doğruya iman veremez. İman vermek, iman nasip etmek Hak Teâlâ'ya aittir.Bizler ancak vesile olabiliriz.

    Müslümanlar dünya ve dünyalık peşinde koşuyor. İki türlü istekleri, arzuları, hırsları var:

    1. Maddî istekler: Para, mal, servet, mülkler, müzeyyen evler, lüks otolar, leziz yemekler ve saire.

    2. Maddî olmayan istekler: Şan, alkış, başkanlık, saltanat, debdebe, ihtişam, enaniyet.

    Bunların iki türü de boştur, fanîdir, bir varmış bir yokmuş gelip geçici şeylerdir.

    İnsan kalıcı bir servete, mükafata, sevaba nail olmak istiyorsa insanların hidayeti için çalışmalıdır. Bu çalışmayı herkes bizzat kendisi yapamaz. Müslümanlar bu hizmeti yapacak teşkilâtı kurmalı, başına ehil, ihlâslı ve ufukları geniş muktedir vazifeliler geçirmelidir. Teşkilât hayırlara, hidayetlere vesile olursa, ona yardım eden, destek verenler de hisselerini alır.

    Dünya servetleri kalıcı değildir.

    Hidayet konusunda önce çocuklarımızdan başlamalıyız. Çocuğum yetişsin, doktor olsun, mühendis olsun, işletmeci olsun, iyi paralar kazansın, iyi yaşasın...Bu gibi istekler ve dualar Müslüman ana babalara yakışmaz. Doğrusu şudur: Oğlum veya kızım iyi insan, iyi Müslüman, iyi vatandaş olsun. İmanlı olsun. İbadet etsin. Salih olsun, şaki olmasın. Hayırlar yapsın. Biz ölünce, sevap defterimiz kapanmasın, evlâdımız iyilik yaptıkça, salih ameller işledikçe bize de yazılsın.

    Çocuklarımıza beş yaşından itibaren din ve iman dersleri verilmelidir.

    Bugün bir din hocasının, on beş yaşından küçük beş on çocuk toplayıp onlara din, Kur'ân dersleri vermesi, namazı, İslâm ahlâkını öğretmesi yasaktır, suçtur. Bu yasak insan haklarına aykırıdır. Müslümanlar bu yasağın kalkması için niçin doğru dürüst çalışmıyor?

    İngiltere'deki Kitab-ı Mukaddes Cemiyeti Tevrat ve İncil'i binden fazla lisana ve lehçeye tercüme ettirmiştir. Misyonerler gece gündüz çalışarak insanlığı Teslis inancına çağırıyor. Biz Müslümanların böyle cemiyetleri, böyle çalışmaları niçin yok?

    Bizdeki birtakım güçlü ve zengin kimseler ve cemaatler daveti ve tebliği bırakmışlar, Diyalog safsataları ile uğraşıyor.

    İlmi olan Müslümanların ilimleriyle, karizması olanların karizmalarıyla insanlığı imana çağıran çalışmalar yapması gerekir. İnsanları imana ve dine çağırmak için ille de ilim sahibi olmak gerekmez. Salih, takvalı, iyi ahlâklı Müslümanların davet yapmaları için konuşmaları, yazmaları gerekmez. Onlar iyi, doğru, güzel halleri ile davet ve tebliğ yaparlar. Onlara bakan, onlar da İslâm'ın güzelliklerini, meziyetlerini ve üstünlüklerini görür.

    Yeterli aklımız olsaydı, Peygamberimizin yukarıda zikrettiğim hadîsinden ibret alır, var gücümüzle hidayet, müjdelemek, uyarmak, davet etmek için, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak çalışırdık.

    Güzel ve kalıcı bir ticaret yapmak...
    Mehmet Şevket Eygi
    24.01.2009

    Sert ilklimin Mert Genci 66

    "Ayriligin Firaki Düsmeli Sineye,
    Dudaklar Küsmeli Kahkahaya Gülmeye!..
    _____________________
    Dügümlenirken Uzun Yollarin Ufukta Ucu,
    Bugünde Gelmedi Hasretle Beklenen Yolcu!
    N.F.K


    Ben Mahkum Olmusum Kirecli Dört Duvara,
    Gözyasi Dökme Yusuf Kirli Mektuplara!..



  4. #4
    This user has no status.
     
    I am:
    ----
     
    Palästina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Nerden
    Österreich
    Mesajlar
    2,060

    Standart Türkiye’de İsrail Nüfuzu Azaldı mı?



    TÜRKİYE'nin İsrail'e ve ABD'ye bağımlılığı devam ediyor mu? Devam ediyor...

    Türkiye AB'ye girmek için çırpınıyor mu? Çırpınıyor, elinden gelen bütün gayreti sarf ediyor.

    Türkiye Avrupa Birliği'ne girerse parçalanır mı? Büyük ihtimalle parçalanır.

    Dünyanın iki en zengin ve düzgün ülkesi, İsviçre ve Norveç AB üyesi değil. Bu konuda halk oylaması yaptılar, halk istemedi. Türkiye'de AB üyeliği için halk oylaması yapılır mı? Sanırım yapılmayacaktır.

    Türkiye AB üyesi olursa bağımsızlığından çok şeyler kayb eder mi? Edecektir. Zaten şu anda yüzde yüz bağımsız değiliz, AB üyesi olabilirsek bağımsızlığımız daha da azalacaktır.

    Türkiye, AB üyesi olmadan da güçlü, zengin, temiz, örnek, kendi ayakları üzerinde duran bir ülke olabilir mi? Elbette olabilir.

    Büyük Ortadoğu Projesi nedir? Bu proje her şeyden önce bir ABD-İsrail projesidir. İslâm dünyasındaki büyük devletleri parçalamak, ortaya bir sürü yetersiz küçük ve orta devlet çıkartmak isteniyor. Bu devletler ABD'ye ve İsrail'e bağımlı olacaklar, onlara asla kafa tutamayacaklar. Her biri kendi ordusunu kuracak ama bu ordular hiçbir zaman ABD ve İsrail için bir tehdit ve tehlike oluşturmayacak.

    Türkiye ile İsrail arasındaki gizli askerî anlaşmalar yürürlükte midir? Yürürlüktedir.

    İsrail ile Türkiye arasında sıkı iktisadî işbirliği devam ediyor mu? Ediyor. 1985'te Yahudi devleti ile ticaretimiz 50 milyon dolardı, bu rakam 2002'de 1,3 milyar dolar olmuştur.

    Türkiye'de ne kadar Yahudi vardır? Resmi makam 25 bindir. Kimlik kartlarının bir hanesinde Musevî yazan vatandaşlarımızın gerçek sayısı 16 bine düşmüştür. Lakin ötede bir milyondan fazla Kripto Yahudi vardır. Selanik Dönmeleri... Pogromlardan sonra Osmanlı devletine sığınan ve bilahare Alevî veya Bektaşî olanlar... "Müslümanlaşan" Kürt Yahudileri... Kafkasya Yahudileri... ve ötekiler...

    Türkiye'de Yahudi nüfuzu devam ediyor mu? Bence ediyor.

    Türkiye'nin derin ve büyük sıkıntıları, krizleri demokrasi ile çözülür mü?

    Çözülmez. Demokrasi sadece bir kemiyet (kelle sayısı çokluğu) rejimi değildir.Demokrasi öncelikle bir keyfiyet, vasıf üstünlüğü sistemidir. Bu ikincisi yoksa demokrasi ile hiçbir şeyi çözemezsiniz.

    Türkiye'nin önünde kolay bir çare ve çözüm var mıdır? Ülkemizin sıkıntı ve krizleri çok karmaşıktır. Bunlar hiçbir kolay, basit, ucuz, işporta çare ve çözümlerle halledilemez.

    Türkiye'nin sıkıntı ve krizleri nelerdir?..

    En birincisi eğitimdir. Bugünkü Tevhid-i Tedrisat eğitimi ile hiçbir yere varamayız. Her geçen gün daha kötüye gideriz. Ülkemize gerçekten millî, gerçekten vasıflı, güçlü, etkili, üstün, millî kimlik ve kültüre uygun bir eğitim sistemi lazımdır.

    Sadece sistem mi? Elbette hayır. Bu sistemi uygulayacak bir eğitimciler ordusu olması da gerekir.

    Bizde bunlar var mı? İkisi de yok. Sistemi bulsak bile, eğitimciler ordusunu kurmak çok zordur. Büyük zaman ister.

    İkinci büyük, müzmin sıkıntı ve kriz edebî, yazılı, zengin kültür Türkçesi yokluğudur. Lisanımızda büyük kopukluk ve yozlaşma olmuştur. Bugünkü birkaç yüz kelimelik günlük iletişim Türkçesiyle büyük, güçlü, istikrarlı, dengeli, geleceği parlak güçlü bir Türkiye kurmak mümkün ve muhtemel değildir.

    Başkaları senin gibi düşünmüyor!..

    Düşünce hürriyeti var...

    21'inci yüzyılda Türkiye'nin geleceğini çok parlak gösteren raporlar, kehanetler yayınlanıyor.

    Evet doğrudur... Lakin bütün bunlar büyük hercümerçten sonra olacaktır. Üçüncü dünya savaşı... Ortadoğu'da korkunç hadiseler... Kökten değişimler... ABD'nin parçalanıp çökmesi... İsrail meselesinin âdil bir çözüme kavuşturulması... BeklenenMehdi'nin zuhuru... Melhame-i Kübra... Müslümanların birleşmesi... İmamet-i Kübra...

    KISA AÇIK MEKTUPLAR

    * MUHTEREM EFENDİM... Tenkitlerimi niçin üzerinize alıyorsunuz? Siz, bizzat kendi beyanınıza göre haram yemez, kimsenin hakkını gasb etmez, ihalelere fesat karıştırmaz, doğru ve dürüst, emanetlere hıyanet etmez, yalan söylemez, verdiği sözü yerine getirir, mal ve servet beyanı apaçık ve saydam, Zemzem'le yıkanmış gibi tertemiz faziletli bir Müslümansınız. Benim yıllardan beri yaptığım tenkitler kirli, karışık, bulanık ve bulaşık, münâfık, fâsık, fâcir, karpuz gibi dışı yeşil içi kızıl, saçı bitmedik yetimlerin hakkını yiyen bozuk kimselere yöneliktir. Müsterih olunuz, sizi hedef almıyorum, içiniz rahat olsun. En rahat yastık vicdandır, güzel güzel uyuyun, pembe rüyalar görün. Saygılar...

    * SEVGİLİ KARDEŞİMİZ!.. Barnaba İncili ile ilgili yazımı tenkit etmiş, Müslümanların İncil okumaya ihtiyacı yoktur demişsiniz. Bendeniz, Müslümanlar İncil okusunlar demiyorum. Barnaba İncili yayınlansın, Hıristiyanlar okuyup ibret alsın, Teslis inancından Tevhid inancına yönelsinler istiyorum. Selam ederim.

    * DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI'NA: Halk ve gençlik arasında anket yaptırtmış, cami hizmetlerinden memnun musunuz diye sordurtmuşsunuz. Maalesef, ender istisnalar dışında cami hizmetleri hem İslâm'ın, hem de çağın gerisinde ve altındadır. Burada, çok kısa olarak bir tek hususu tenkit edeceğim. Camilerdeki Türkçe son derece yetersizdir. Camilerde halka, gençliğe, okur-yazar vatandaşlara edebî, kültürel, sanatlı zengin Türkçe ile hitap edilmelidir. Hutbeler ve vaazlar kesinlikle gramer yanlışı, cümle düşüklüğü, za'f-ı te'lif kaldırmaz. Bugünkü Türkçe'nin en üstün hitabet örnekleri camilerde olmalıdır. Arabistan'da bir hatip veya vaiz "fî sebilillah" yerine "fî sebilullah" dese herkes onu ayıplar, hattâ adamı işinden ve hizmetinden atarlar. Bizde maalesef bir sürü Türkçe hatâsı yapılıyor. Cami personelinin edebî kültüre sahip olması ve Türkçeyi yanlışsız konuşması birinci şarttır. İhtiramatımı arz eylerim...

    * BİR SAHTE LAİK'E: Sen gerçekten laiklik taraftarı olsaydın, laik Fransa'da olduğu gibi Müslüman kızların başörtüleriyle üniversitelerde okumalarına taraftar olurdun. Seninki laiklik maiklik değil, apaçık dinsizliktir. Demokrasi, insan hakları, eşitlik edebiyatını bırak da, medenî bir insan olmaya bak.

    * KERÂMAT FÜRUŞ EFENDİYE: Yüzlerce velinin menkıbelerini okudum, hiçbiri kerametleriyle övünmemiştir. Hattâ nicesi, kerametlerinin açığa çıkmasından dolayı üzülmüştür. Bazıları, kerametlerine şahit olan müridlerine "Sakın bunları halka söylemeyin..." diye nasihat etmiştir. Bu devirde en büyük keramet doğruluktur, istikamettir. Gerçek büyükler kendilerini övmez ve övdürmez. Zat-ı alinize sabahü'l-hayr derim...

    * BİR ÂKİLE: Platin Kemik lokantasında çorba, çerezler, salata ve cacık, çeşitli turşular, küçük börekler ve dolmalar, içli köfte, çiğ köfte, mırmıriyye ve carcuriyye, ana yemek, küçük lahmacun, karışık kebaplar, birkaç çeşit tatlı, kaymak, meyveler ve saire yemişsin, şalgam suyu ve zencâre şerbeti içmişsin, üzerine sakızlı kahve, ardından çay... Yediklerinin ve içtiklerinin çeşidi 23 kalemmiş. Sana şu hadîs-i şerifi hatırlatmama izin ver: "Mümin bir mideyle, kâfir yedi mideyle yer..."

    * TRAMVAYDAKİ YOSMAYA: Tıklım tıklım vagonda, hiç kimseden utanıp arlanmadan, yanındaki gençle öpüşüp duruyordun. Sende hiç hayâ kalmamış. Böyle giderse yakın zamanda bir "hâneyi" boylar, belanı bulursun. Köpekler bile senden daha iffetli... Sana ve anana babana yazıklar olsun!..

    Mehmet Şevket Eygi
    25.01.2009

    Sert ilklimin Mert Genci 66

    "Ayriligin Firaki Düsmeli Sineye,
    Dudaklar Küsmeli Kahkahaya Gülmeye!..
    _____________________
    Dügümlenirken Uzun Yollarin Ufukta Ucu,
    Bugünde Gelmedi Hasretle Beklenen Yolcu!
    N.F.K


    Ben Mahkum Olmusum Kirecli Dört Duvara,
    Gözyasi Dökme Yusuf Kirli Mektuplara!..



  5. #5
    This user has no status.
     
    I am:
    ----
     
    Palästina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Nerden
    Österreich
    Mesajlar
    2,060

    Standart İslâm’ın ve İmanın Has Hizmetkârları Kimlerdir?



    DİNİN has hizmetkârları hangi değer ve kavramlar için çalışırlar? Bunları izninizle saymak istiyorum.

    Birincisi: İmandır. Has hizmetkâr, insanları ebedî felâket olan küfür, inkâr ve şirkten kurtarmak için bu hizmeti verir. Dikkat buyrulsun: Hiçbir hizmetkâr doğrudan doğruya kendisi iman veremez ama insanların imanlı olması için çalışır, çabalar.

    İkinci madde: Tashih-i itikadtır. Kişinin hem iman etmesi, hem de inançla ilgili temel bilgilerin doğru olması gerekir.

    Üçüncü madde: İslâm için çalışmaktır.

    Dördüncü madde: Kur'ân hakikatleri için çalışmak, insanların Kur'ân-ı Kerîm'i Kitabullah ve düstur olarak kabul etmeleri için ne gerekiyorsa onları yapmak.

    Beşincisi: Resulûllah'ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) Sünneti için çalışmak.

    Altıncısı: Şeriat için çalışmak. Şeriat, sözlük ve ansiklopedilerde yazılı olduğu üzere; Kur'ân'dan, Sünnetten, icmâ-i ümmetten çıkartılmış islâmî bilgi ve hükümlerin tamamına verilen isimdir. Din ve Şeriat müterâdiftir, özdeştir, aynı mânâya gelir. Şeriatı tahkir eden dinden çıkar.

    Yedincisi:Ümmet için çalışmaktır. Ümmet, Yüce Allah'ın Müslümanların oluşturduğu topluluğa vermiş olduğu şerefli bir isimdir. Henüz Müslüman olmamış olan insanlar da ümmet-i dâvettir.

    Sekizincisi: İmamet-i Kübra, Müslümanların birliği için çalışmaktır.

    Dokuzuncusu: İslâm ahlâkı için çalışmaktır. Ahlâk boyutu olmazsa dinî hayat eksik kalır. Peygamber yüksek ahlâkı tamamlamak için gönderilmiştir.

    Onuncusu: Dâvet ve tebliğdir. Yani Allah'ın ve Resulünün buyruklarına uygun olarak imanı, İslâm'ı, Kur'ânî hakikatleri, Şeriatı, İslâm'ın ahlâk temellerini halka, en uygun şekilde anlatmak ve öğretmektir.

    Onbirincisi: Emr bi'l-mâruf ve nehy 'ani'l-münkerdir. Yani, Kur'ân'a ve Sünnete uygun şekilde iyiliği desteklemek, kötülüğü kösteklemektir.

    İşte İslâm dininin has hizmetkârları öncelikle bu onbir değer ve kavram için çalışır, gayret gösterirler.

    Bu hizmetler nasıl yapılır:

    1. İhlâsla: Has hizmetkâr para için, dünya için, nefsi için çalışmaz. İhlâsla çalışır. Ücretini ve mükafatını yaratıklardan beklemez ve istemez, Yaratan'dan bekler. Geçimine yetecek kadar maaş verilirse alabilir. Verilmezse istemez. Her hâl ü kârda az ücretle iktifa eder (yetinir). İslâm'ı ve mukaddesatı zengin olmak, köşeyi dönmek, şahsî nüfuz ve prestij kazanmak, meşhur olmak, güçlü olmak için âlet, istihdam ve istismar edenler (sömürenler) has hizmetkâr değildir. Onlar münafık, fâsık, fâcir sahtekârlardır.

    2. İlimle, kültürle, irfanla, hikmetle.

    3. Salih amelle, yani propagandasını, dâvet ve tebliğini yaptığı şeyleri kendi hayatına uygulayarak.

    4. Her türlü fitne ve fesattan, âşikâre (açıkça) ve küstahça işlenen günahlardan uzak durarak.

    5. Hem müjdeleyerek, hem uyararak.

    6. Ucu Resullerin Seyyidine (Salat ve selâm olsun O'na) dayanan silsileleri ve icazetleri olan hakikî ulemâya, kâmil mürşidlere ve rehberlere bağlı olarak.

    7. İslâm'ın has hizmetkârı Ümmet şuuruna sahiptir. Kendisinde bu şuur yok, cemaat ve hizip asabiyeti var, böylesi has hizmetkâr olamaz.

    8. Has hizmetkâr, Allah katında üstünlüğün ancak takva ile olduğunu bilir. Takvalı olmak için de ilim ve ahlâk lazımdır.

    9. Altın Buzağıya tapan, nefislerini put haline getirmiş olan dünyaperest cahiller ve gafiller, İslâm'ın has hizmetkârlarını görünce onları deli sanırlar.

    10. Has hizmetkâr, ezelde Allah ile yapmış olduğu ahdü misakın, Peygambere olan biatın şuuruna sahip olmalıdır.

    Şimdi hatıra şu soru gelebilir: Birtakım hizmetkârlar, şu veya bu tarikat, cemaat, topluluk, hizip ve fırka için de çalışıyor. Onlar has hizmetkâr değil midir? Cevap:

    Yukarıda arz ettiğim hususlar, hasletler, sıfatlar onlarda varsa İslâm'ın ve İmanın has hizmetkârlarıdır. Yoksa, şu veya bu cemaatin, sektin ve tarikatın hizmetkârlarıdır. Bu ikinci şıkkın da şıkları vardır:

    A. İtikadı sahih olmak.

    B. Maazallah itikad, görüş, anlayış yanlışlıklarına saplanmış bulunmak.

    Nazik bir soru: Risale-i Nur'a hizmet edenler hangi sınıftandır?

    Cevap: Bendeniz Üstad hazretlerinin ve etrafındaki has hizmekârların zamanına yetiştim. Onlar hasbeten lillah, muhlisen lillah, garazsız ivazsız İslâm, İman, Kur'ân, Sünnet, ahlâk-ı islâmiye için çalışırlardı. Zamanımızda aynı yolda olan Risale-i Nur hizmetkârları İslâm'ın has hizmetkârlarıdır. Bu yoldan sapmışlarsa değildirler.

    Tarikat hizmetkârları hangi çeşit hizmetkârlardır?

    Yukarıda sayılan değer ve kavramlar için hizmet veriyorlarsa İslâm ve Kur'ân hizmetkârlarıdır. Bunları ön planda tutmuyor, sadece tarikat ve şeyh için çalışıyorlarsa tarikat ve şeyh hizmetkârlarıdır.

    Başka bir soru: İslâm'ın temel inançlarına ve kesin hükümlerine tamamen aykırı inanç ve görüşlere sahip kişiler Dinin has hizmetkârı sayılır mı?

    Sayılmaz. "İslâm'dan başka da hak din vardır...Gayr-i Müslimler de ehl-i necat ve ehl-i cennettir... Bu devirde üç ibrahimî din vardır... Tevhid ve Teslis esasta birdir..." gibi din dışı inanç ve görüşlere sahip kişiler mensup oldukları sektin hizmetkârıdır, İslâm'ın değil.

    Müslümanların yeterli sayıda ve yeterli derecede ilmi, irfanı, kültürü, ahlâkı olan has hizmetkârlar yetiştirmesi şarttır, farzdır.

    Bu amaçla, dünyanın hür ve müsait bir ülkesinde bir "İlim, Tebliğ, Dâvet ve İrşad Medresesi" kurulması gerekir.

    (Yazmaya lüzum yok ama yine de belirteyim:İslâm'ın has hizmetkârı olmak gibi bir iddiam yoktur. Böyle bir şerefe ve rütbeye sahip değilim.)

    Sokaklara Taşan Hayâsızlık

    UMUMA açık yerlerde ahlâk ve terbiye bakımından kantarın topuzunu kaçırmış vaziyetteyiz.

    Tramvaylarda, otobüslerde, diğer toplu taşıma araçlarında herkesin ortasında edepsizlik ve hayâsızlık yapılıyor. Ne resmî makamlar buna mani oluyor, ne de halk gereken tepkiyi gösteriyor.

    Gidin, büyük şehirlerdeki jinekologlarla (kadın hastalıkları, doğum uzmanlarıyla)görüşün, bakın size neler neler anlatacaklar. Dinlerken yerin dibine geçeceksiniz.

    Toplum seks manyağı haline getirilmek isteniyor.

    Büluğa erme yaşı kızlar için sekize, erkek çocuklar için ona inmiştir. Bu bir biyolojik yıkımdır.

    Büyük medya halkın ahlâkını ve iffetini yıkmaya çalışıyor.

    Hayâ şişeleri taşa vurulmuştur.

    Türkiye bir İslâm ülkesidir. Türkiye bu kadar ahlâksızlığı, iffetsizliği, hayâsızlığı, laubaliliği kaldırmaz.

    Avrupa normları, Avrupa standartları diye diye bir tür intihar sergiliyoruz.

    Edepsizliğin de bir sınırı vardır.

    Ahlâksızlığın da raconu vardır.

    Tıklım tıklım dolu bir tramvay vagonu... On yedi en sekiz yaşlarında bir çift herkesin ortasında utanmadan, sıkılmadan, hayâ etmeden öpüşüp duruyorlar... Onların buna hakkı yoktur. Kalabalık içinde küçük çocuklar var, hayâlı ve terbiyeli vatandaşlar var, namuslu ve şerefli insanlar var. Onlar rahatsız ve tedirgin oluyor, sıkılıyor.

    İki kendini bilmez serserinin hürriyeti için bunca vatandaşın huzuru bozulamaz.

    Böyle giderse, umuma açık yerlerde daha başka şeyler de yapılacaktır. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.

    İnsanlarla köpekleri ayıran edep, ahlâk, fazilet ölçüleri vardır.

    Dört duvar ardında, gözlerden uzak ne halt ederlerse etsinler, lakin halkı rahatsız etmesinler.

    Bir evde toplanıp dinî kitap okuyan, zikrullah yapan mâsum Müslümanlara gerici diyen, onları rahatsız eden, onların hürriyetlerini çiğneyen zihniyet niçin açık edepsizliklerle, meydanlara taşmış hayâsızlıklarla mücadele etmiyor?

    Edepsizliğin de bir hududu vardır.

    Öyle bir azaptan ve musibetten korkunuz ki, sadece kötülere gelmez, umuma gelir.
    01.03.2009
    Mehmet Şevket Eygi

    Sert ilklimin Mert Genci 66

    "Ayriligin Firaki Düsmeli Sineye,
    Dudaklar Küsmeli Kahkahaya Gülmeye!..
    _____________________
    Dügümlenirken Uzun Yollarin Ufukta Ucu,
    Bugünde Gelmedi Hasretle Beklenen Yolcu!
    N.F.K


    Ben Mahkum Olmusum Kirecli Dört Duvara,
    Gözyasi Dökme Yusuf Kirli Mektuplara!..



+ Konu Cevaplama Paneli

Thread Information

Users Browsing this Thread

There are currently 1 users browsing this thread. (0 members and 1 guests)

     

Benzer Konular

  1. Şevket Hastahane'den Kacti...
    By CASPER_CASPER_ in forum Haber Arşivi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 13.01.09, 13:55
  2. Şevket rolu için imaj degişti...
    By CASPER_CASPER_ in forum Haber Arşivi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 23.12.08, 14:45
  3. Şevket Kadro Dısı Kaldı...
    By CASPER_CASPER_ in forum Haber Arşivi
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 15.12.08, 08:37
  4. Araba Yazıları
    By DivaneM in forum Komik Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 28.02.08, 03:15

Tags for this Thread

Bookmarks

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459