Uygarlığın karşıtı barbarlıksa eğer, uygarlık ve barbarlık arasında elbette saymakla bitmeyecek farklar vardır. Ancak uygarlığın barbarlıktan yola çıktığı, ya da uygarlıktan barbarlığa rahatça dönüldüğü düşünülecek olursa, toplam farklılık, aynı düzlemin iki ucu arasındaki ayrılık mesafesinden ibarettir.
Bu saptamadan yola çıkan sadık yazarınız, hayatın götürdüğü yere tıngır mıngır gideriken, sanırım yolun yarısına doğru, uygarlıkla barbarlığı ayıran en önemli özelliğin, ’ölüm’ karşısındaki tutum olduğuna hükmetmiştir.
Ve o gün bugündür, hükmünde ısrarlıdır: Uygarlık yaşama saygı duyar ve yüceltir, ölümden korkar ve önlemeye çalışır.
Barbarlık ise, yaşam ve ölüme hayvanca bir içgüdüyle yaklaşır. Yaşamak için çok kolay öldürür. Öldürmek, yaşamın bir parçasıdır barbarlıkta. Dolayısıyla ölmek de basitleşir. Yaşam ve ölüm, iç içedir böylesi toplumlarda. Birine asılırken, ötekinden de pek çekinilmez.
***
Ünlü mucit ve sanayici George Westinghouse’un aynı adı taşıyan şirketi, dünyada ilk kez elektrikli iskemle tasarımıyla, idam piyasasında yeni bir çığır açtığında, Etiyopya olmadan önce Habeşistan diye anılan ülkede İmparator Menelik hüküm soruyordu.
Menelik’in mülkünde durum çok karışık ve çokça adam öldürmek gerekiyordu.
İmparator, Westinghouse’ın ünü yepyeni infaz icadını duymuştu. İdamlıklar iskemlenin üstüne oturunca sarsıla sarsıla ölüyor, kan görülmüyordu. Hemen Amerika’ya iki elektrikli iskemle sipariş etti, Menelik.
Sipariş iskemleler, heyula gibi geldi ABD’den.
Menelik ve saray erkânı, görünüşlerinden çok etkilenmişlerdi. Artık nasıl çalıştırmaya kalktılar, üstüne kimi oturttular da ölmedi bilmiyorum, ama sonunda Menelik ve adamları, iskemlenin durup dururken infaz yapmadığını anladılar.
İskemlenin çalışması için elektrik gerekiyordu.
Oysa Habeşistan’da henüz elektrik yoktu...
Bu arada, iskemlelere dünya kadar para ödenmişti. İmparator Menelik, adamlarına emir verdi: İskemlelerden biri derhal Westinghouse’a geri gönderilecek, ikincisini ise kendisi... Taht olarak kullanacaktı!
Ve krallar kralı Haile Selasiye’ye kadar, hatta bir süre daha Habeşistan İmparatorluğu’nun iktidar tahtı bir elektrikli iskemleydi, sevgili okurlar!
Kanlı iç çekişmeler sonucu Haile Selasiye’nin yetkilerini elinden alıp iktidara geçen Marksist Leninist yüzbaşı Mariam Mengistu, Haile Selasiye’nin ailesindeki tüm erkek bireyleri öldürttü, kalabalık haremini ise sarayın yedi kat dibindeki zindanlara tıktı.
Ancak bununla da yetinmedi ve yetkisiz imparatorun 1975 yılında ölümünden (ya da katlinden) sonra, tahtından ettiği selefi, krallar kralı Haile Selasiye’nin cenazesini, bir daha dirilmeyeceğinden emin olmak ister gibi, saraydaki çalışma odasının tabanına, çalışma masasının altına gömdürdü!
Ve ülkenin Marksist Leninist diktatörü Mariam Mengistu, yıllarca bir mezarın üstünden yönetti Etiyopya’yı!
***
Yıllar önce, uluslararası çap ve değerde bir Türk gazeteci, arkadaşım Sinan Fişek’ten dinlediğim bu Etiyopya tarihçesini hiç unutmam ve zaman zaman okurlarıma da hatırlatmayı yararlı bulurum.
Çünkü durum hiç değişmedi: Uygarlık yolunda ilerlemeye çalışan barbar toplumlarda ölümle iç içe yaşamak, yalnız dikta rejimlerinde değil, demokrasilerde bile olağan sayılıyor. Demek ki sorun iktidarda barbar mı var, değil. Bir toplumun uygarlığını ya da barbarlığını, tabanın yaşama ve ölüme bakışı belirliyor.
Galiba vatan, din, iman, namus vb. için ölmeye hazır olmak, aynı gerekçelerle öldürmeyi de olağan kılan tutum. Ya da tersi. Gerçek uygarlık, bu halkalardan birisini kırmaktan geçiyor aslında. O zaman, ötekisi de kadük oluyor.
Türkiye’de ölmeye hazır, hatta istekli oldukları için kolay cana kıyabilenlerin çokluğuna bakılırsa, kısır döngünün kırılması ne yakın, ne de kolay.
Ülkemizin ne dikta, ne de demokrasiyle aşabildiği bu kısır döngünün barbarlığı mı, yoksa uygarlığı mı kuşattığına siz karar verin.
06.08.2008
Vatan



LinkBack URL
About LinkBacks




Alıntı ile Cevapla





Bookmarks