Sayfa 4 Toplam 4 Sayfadan BirinciBirinci ... 234
31 den 40´e kadar. Toplam 40 Sayfa bulundu

Konu: Ruhat MENGİ Köşe Yazıları

  1. #31
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Kadın öldürmek serbest mi olacak?

    Doğu ve Güneydoğu’da genç kızların, kadınların namus, töre denerek sinemaya, çarşıya gitmesinin bile ölüm nedeni yapıldığını biliyorsunuz.

    Canlı canlı üzerinden traktör geçirilerek öldürülen, azgın nehirlere atılan, kurbanlık koyun gibi kesilen kızların hikâyelerini de çok duydunuz. Hatta evlenip çocuk sahibi olan kadınları aileleri ile birlikte “töre” diye yok ettiler.

    Çoğunu 18 yaş altı kardeşlere, akrabalara öldürterek hak ettikleri cezayı almamalarını sağladılar. Ve zaten bugüne kadar kadınlara karşı işlenmiş suçların hiçbiri, töre cinayetleri dahil adaleti sağlayacak şekilde cezalandırılmadı.

    Şimdi de Yargıtay töre cinayetlerinde aile meclisi kararı alınmış olmasını, bunun da kesin ve inandırıcı kanıtı olmasını şart koşmuş. Bu durumda ceza daha da hafifleyeceği gibi, azmettirenler de kurtulacaklar.

    Nasıl olurmuş kesin kanıt onu da açıklamaları lazım aile meclisi karar verirken videoya mı çekecekler? Yoksa kararla ilgili imzalı belge mi bekliyorlar?

    Hayret doğrusu!.. Daha önce başka kararlarda da yazmıştım, Yargıtay’ın kadınlara bir husumeti mi var acaba?

    Yoksa eğer, bu nasıl karardır?

    ****


    Herkes aklını mı kaçırdı?

    Aradan birkaç gün geçti ama bu da atlanacak bir haber değil... İzmir’de Bornova Belediyesi’nin bir açılış töreninde CHP Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen’le törenin sunucusu Erhan Öner arasında -sebepsiz- bir tartışma çıkmış.

    Sonuçta, hiçbir suçu olmadığı halde -olsa da yapılan mazur görülemez- sunucu Erhan Öner Sevigen’in yanındaki bir takım saygısızlar tarafından tartaklanmış. Resmen ellerine, kollarına vurmuşlar.

    Mehmet Sevigen ise noktayı koymuş, çenesini eliyle iterek “Çekil şurdan be” demiş. Bunlar üzerine Öner’in tansiyonu çıkmış, hastanelik olmuş.

    Kim olursa olsun, yapılan şey psikolojik ve fiziksel şiddet uygulamaktır, suçtur ve normal şartlarda Sevigen bunun hesabını vermek zorundadır.

    Erhan Öner “yasal yola başvuracağını” söylüyor, kesin vurmalıdır.

    Herkes bu ülkede başkalarına saygılı olmayı öğrensin çalan da, şiddet uygulayan da, halkı yalanlarla uyutanlar da cezasını çeksin.

    Yeter artık yahu, toptan aklını mı kaçırdı bunlar?

    01.09.2008

    Vatan

    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  2. #32
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Büyükanıt ve Başbuğ... İki önemli cümle!

    Eski ve yeni Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ile İlker Başbuğ’un devir teslim törenindeki konuşmalarını okurken iki noktada ‘ZINK’ diye durakladım.
    Birincisi Org. İlker Başbuğ’un “endişe” ile ilgili cümlesiydi
    “Toplumun bir kesimi yeni bir kültürel kimliğin, yaşam tarzının oluşumunda dinî düşüncelere büyük bir ağırlık verildiğini düşünmekte ve gelişmelerden endişe duymaktadır.”
    Öncelikle Sayın Başbuğ’un yeni görevini kutlarım ve onun döneminde de TSK’nın “en güvenilir kurum” olarak kalmasını dilerim ama yukardaki cümlenin anlatmak istediği durumu yanlış ifade ettiğini düşünüyorum. Ki bu, zaten doğruların bile tepetaklak edilerek yanlış hale getirildiği günlerde son derece önemli bence... Türkiye’de yaşanan şey, doğal bir “yeni kültürel kimlik” aşaması değil... Necmettin Erbakan döneminde bilinçli olarak ve siyasi rant amacıyla başlatılan bir Araplaştırma, Arap örf ve adetlerini Türkiye’de yaygınlaştırma, oy uğruna toplumu din ekseninde bölme sürecidir.
    Yaşanan, Humeyni’ye, yaptığı devrime, kurduğu dikta tarzı dinî yönetime hayranlık duyanların İran, Suudi Arabistan, Malezya gibi ülkelerdeki yaşam tarzını Türkiye’de görmek isteyenlerin bu isteği sanki Türkiye dini, inancı yeni keşfetmiş, dindarlık yeni bir kavrammış gibi cumhuriyete, laik rejime ve bu rejimin korunması gerektiğine inanan kurum ve kesimlere tepki göstererek, onları “dine, dindarlara karşı” gibi empoze ederek uygulamaya koymasıdır.
    Yoksa bu ülkede “dini düşünceler”in yeri her zaman ayrıdır, din her zaman önemli ve ağırlıklı olarak yaşamda yerini almıştır. Ama tabii her vatandaşın dinini, inancını (hangi din ve inanç olursa olsun) devletten bağımsız olarak yaşaması, belli bir kitlenin belli bir dini (çoğunluğun dini olsa bile) devlete ve devlet tarafından dayatmasına izin verilmemesidir temel olan... Bunun aksini uygulayan rejimlerde gelinen noktayı sık sık duyuyor, görüyoruz.

    KAYGILARI TSK GİDEREMEZ

    Kısacası, konunun özeti Sayın Başbuğ’un vurguladığı “dinî düşüncelere ağırlık verilmesi” değil. Dinî baskı rejimlerindekine benzer uygulamaların yavaş yavaş, belediyelerden, siyasetçilerden, kadrolaşmalardan, kanun değişikliklerinden başlayarak yaygınlaştırılmasıdır.
    Yaşar Büyükanıt’ın veda konuşmasında “Her fırsatta TSK’ya ve onun mensuplarına karşı seviyesiz saldırılar yapılmaktadır. Bunlar bizi belki incitebilir ama hiçbir şekilde Türk ulusunun TSK’ya beslediği güveni sarsamaz” girişiyle başladığı cümle ise şöyleydi: “Yarınlarımız için kaygılanmanız da yersizdir. TSK, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olan TC’nin sonsuza kadar teminatı olmaya devam edecektir.”
    İşte bu da yanlış bir cümle (daha doğrusu 2 cümle)... Türkiye’nin yarınlarının teminatı artık daha büyük ölçüde sivil irade, vatandaşların kararı, gayreti, iradesi olmalıdır. Kaygılanacak bir durum varsa, bırakın kaygılansınlar ve doğru kararı vermelerinin, siyasi yalanlara, propagandalara, din üzerinden yapılan polemiklere inanmak yerine gerçeği görmelerinin gelecekleri açısından ne kadar önemli olduğunu fark etsinler.
    Asıl teminat budur. 22 Temmuz öncesi yapılan tek bir yazılı açıklamanın “muhtıra” gibi alındığını ve seçim sonuçlarını etkilediğini kendileri de gördüler.
    Umarız İlker Başbuğ gereksiz konuşma ve açıklamalarla TSK’nın tartışılır hale getirilmeyeceği bir dönemin Genelkurmay Başkanı olur, bunu bekliyoruz.

    *****

    30 Ağustos törenine neden katılmadım

    Genelkurmay’ın 30 Ağustos davetine katılması için davetiye alan meslektaşlarımızdan “akredite oldum” diye sevinerek törene katılanlar olmuş.
    Ben de davetiye aldım, çok teşekkürler ama gitmemeyi tercih ettim. Canları istediğinde beni “ordu karşıtı yazarlar” listesine alan ve akreditasyon listesinden çıkaran, istediği zaman da bunun aksini yapan Genelkurmay’ı benim de kendi listemden çıkarmam doğaldır diye düşünüyorum.
    Bundan sonra böyle listeler hazırlamazlarsa belki zaman içinde ben de TSK’yı yeniden akredite edebilirim.
    Bu arada TSK’nın “en güvenilir kurum” olmasından mutluluk duyduğumu ve yıpratılmasına her zaman karşı çıkacağımı bir kez daha tekrarlamış olayım.

    *****

    “Çok çocuk” böyle doyar!

    Ne AKP’lisi, ne CHP’lisi, ne DTP’lisi... Hiçbir belediyenin “en yoksul aileler” dışındakilere Ramazan’da erzak dağıtma, lüks iftar çadırları kurma hakkı yok.
    Neymiş efendim “yerel seçimlere hazırlanan belediyeler kesenin ağzını açmış”... Hangi kese bu benim, senin, onun, emeğiyle çalışan, kazanan insanların paralarından oluşan kese... Ama belediyeler sanki babalarından miras kalmış gibi, partilerinin parasıymış gibi keseyi “bol keseden” dağıtıyorlar.
    Bu lüks çadırlarda hiç de yoksul olmayanların da ailece iftar açtığı, evlerindeki masrafı kısmak için çadıra koştuğu defalarca yazıldı. 3 büyük kentte 6 milyon 204 bin kişinin bir ay doyurulmasının, yüzbinlerce erzak paketi dağıtılmasının faturası sadece İstanbul için 4 milyon 205 bin YTL imiş.
    Bir ayda yiyecek olarak dağıttıkları trilyonları iş sahası yaratmak için yatırım olarak kullansalar, yandaşlara peşkeş çekmeden dürüstçe “halka dönmesini” sağlasalar, ülkeyi kalkındırsalar milletin iftar paketine, çadırına ihtiyacı kalmazdı.
    Ama işte milyonlarca işsizi, yoksulu olan ülkede çözüm yaratacağınıza hâlâ “çok çocuk doğurun” deyip durursanız sonunda o “çok çocuklara” iftarlık dağıtarak göz boyama, oy kazanma fırsatı ortaya çıkıyor.
    Biz de milletçe buna aldanıyoruz. Biz aldandıkça onlar “işi büyütüyorlar”.
    Gerçekleri görelim artık...
    Hepinize hayırlı bir Ramazan diliyorum.

    Vatan

    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  3. #33
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Haydi ''yargılı infaz''a!

    Efendim, Şaban Dişli AKP’nin MYK üyeliğinden ve genel başkan yardımcılığından nihayet istifa etmiş. Bugüne kadar AKP’de önemli yanlışları, ihmalleri ve hatta yolsuzlukları olanlar hep korunmuş, daha da ötesi “zirvelere” taşınmıştı.
    Bu kez hepsinin üzerine tüy dikeceği, unutturulamayacağı anlaşılmış olmalı ki istifadan kaçamadı Dişli... Ama dişleri ve de “dişledikleri” yerinde duruyor yine de...
    Partideki görevlerinden istifa etmesine rağmen milletvekilliği duruyor. Bu nedenle “dokunulmazlığı” da durduğu için yargı süreci başlatılamıyor.

    AKP içinde, Başbakan’ın rızası dışında konuşmaları, yani ifade özgürlüğü haklarını -hem de bir milletvekili olarak- kullanmaları nedeniyle partiden çıkarılan veya çıkmaya zorlanan isimler oldu. Şaban Dişli ise belgeli, ispatlı bir rüşvet olayı dünyaya ilan edilmişken, İngiliz basını bile (TESCO’ya rağmen) bunu “akıl almaz bir siyasi rüşvet skandalı” olarak vermişken Dişli halen AKP milletvekili olarak yerinde duruyor.

    AKP’den istifası istenmiyor. Dokunulmazlığı ne şekilde olursa olsun kaldırılarak yargıya hesap vermesi sağlanmıyor.
    Üstüne üstlük bu bey, partiden aldığı cesaretle hâlâ dehşet verici, belgeli bir skandalı “iftira siyaseti, haksız saldırı, yargısız infaz” gibi sözlerle geçiştirmeye çalışabiliyor... Madem ki iftiradır, “yargısız infaz”dır, buyursun şimdi gerçekten “yargılı infaz”a...
    Lafla kalmasınlar, açsınlar yargının önünü... “Yetim hakkını yedirmeyiz” nutukları atarken içlerinde yetim hakkını löpür löpür götürenlerin hesap vermesini, cezasını çekmesini sağlasınlar.

    “Kayıp trilyon” diye trilyonları yiyenlere, “yoksula yardım” diye halkın parasını toplayıp zimmete geçirenlere, yalnız bu kuşağa değil, gelecek kuşaklara da ait olan arazileri rüşvet karşılığı peşkeş çekenlere ve çektirenlere arka çıkmasınlar.

    Şaban Dişli’nin aldığı para nerede? Mal varlığındaki artış nedir? İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde “3 günde 11 trilyonluk rant”lara nasıl göz yumuluyor? Topbaş’ın bu olaylardaki sorumluluğunun hesabı sorulmayacak mı?
    AKP Şaban Dişli’yi yalnızca MYK ve Genel Başkan Yardımcılığı’ndan istifa ettirerek bu işi bitmiş sayamaz.
    Belediye uzantısının ve kayıp trilyonların nerelere gittiğinin hesabını da vermek zorundadır.
    Türkiye için ne acı, ne üzücü bir durum: “Tencere dibin kara, seninki benden kara” siyaseti hiç bitmiyor.
    Gelen gideni hiç aratmıyor, aynı yolsuzluklar “küstahlık dozu artarak” devam ediyor.

    Kemal Kılıçdaroğlu, Dişli olayında ülkeye son derece yararlı bir çalışma ortaya koydu. Bununla birlikte, dertlere deva olacak düzgün bir alternatif ortaya çıkmadıkça sorun bitmeyecek gibi görünüyor.

    *****

    “Baba beni bırakma”

    Okullar açıldı, ilköğretim birinci sınıfa başlayan minikler ilk gün anne ve babalarından ayrılmamak için “anne beni bırakma”, “baba beni bırakma” diye gözyaşı döktüler. Onların göz yaşları fazla önemli değil, birkaç güne geçer ama depreme dayanıksız olduğu belirlenen ve güçlendirilmeden açılmasına göz yumulan Reşat Nuri Güntekin İlköğretim Okulu’nda “Baba beni bırakma” diyen çocuklara kulak vermek gerek.
    Çocuklar doğruyu seslendiriyorlar, babaları onları büyük bir tehlikenin içine bırakmamalı ve Bakanlığa toplu tepki göstermeli.
    Dünyanın neresinde “Eğitim” den sorumlu Bakan’ın “riskli” bulduğu bir okulun açılmasına “Eğitim”den sorumlu Bakanlık izin verir, tarihte hiç örneği görüldü mü acaba?

    *****

    Deniz Feneri’nin iftar yardımı

    Düşünün, dile kolay Almanya’da insanların dişinden tırnağından, emeğinden, çocuğunun rızkından arttırdığı 41 milyon euroyu “yardım” diye toplayan Deniz Feneri Derneği bunun 20 milyon euroya yakın kısmını hüpletmiş.
    Kibar söylenişi “amaç dışı kullanım”... Artık hangi amaca hizmet ettiyse, o bilinmiyor. Erbakan ve şürekasının 1 trilyonu “amaç dışı” kullanması gibi... Adına “kayıp” deniyor şimdilerde...

    Ve bu Dernek Başkanı’nın bile itiraf ettiği yolsuzluğu yapan Deniz Feneri bir de bakıyorsunuz Ramazan’da iftar yardımı için para bağışlayan, erzak dağıtan (ve sanıyorum hepsi iktidar himayesinde, iktidara yakın) dernekler arasında...

    Hakkında yolsuzluk davası yürüyen ve iddiaları kendisi doğrulayan Dernek sözüm ona yoksul yardımı yapıyor.
    Bu yardım haram mıdır, helal mi?
    Engellenmeli midir, engellenmemeli mi?
    Hem siz düşünün, hem de ilgili savcılıklar düşünsün bence!

    Vatan
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  4. #34
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Türkiye “alternatif” arıyor!

    Günaydın” demek lazım Deniz Baykal’a (isteyen “sabah şerifleri hayrolsun” da diyebilir, diyecekler vardır)... CHP Genel Başkanı partisinin işleyişinin hantal olduğunu, değişmesi gerektiğini söylemiş.

    Yerel seçimlere az bir zaman kala sızlanıyor... Yıllardır halktan kopukluğunu, en müsait ortamlarda bile halka ne sosyal, ne ekonomik umut veremeyişini, partisini keyfine göre bürokratik bir yapılanma içine hapsederek tek sesli hale getirmesini eleştirenlere kulak vereceğine, kızdı, küstü...

    Ülkede gelir dağılımı adaletsizliği dev bir uçurum halindeyken, milyonlarca insan işsiz ve (“açlık sınırı” da değil) ölüm sınırında yaşarken o yeni projeler, çözüm önerileri ortaya koyamadı.

    Cumhuriyet’in, laik rejimin korunması yönündeki çabalar doğruydu ama aç, yoksul kitlelere yetmeyeceği ortadaydı.

    Deniz Baykal bunları göremedi, üslubunu değiştiremedi, milyonlara güven ve ümit veremedi. Hele bir de “espri yapacağım” diye ciddi bir hata yaparak rakiplerinin eline “seçim kozu veren” CHP Genel Sekreteri’ni koruması, onun özür dilemesini bile sağlamaması her şeyin üstüne tuz biber ekti.

    Baykal yalnız partisine değil, Türkiye’ye zarar verdiğini, toplumun ihtiyacı olan “alternatif”i büyük ölçüde yok ettiğini, CHP’ye “kendisine rağmen” ve kerhen verilen oyları, “alternatif yok” diye sandığa gitmeyen milyonlarca insanı ARTIK (hem de ACİLEN) düşünmek zorundadır.

    CHP’nin taze kana, yepyeni, dinamik bir genel başkana ve yönetime ihtiyacı var.

    Bunu böyle bir ortamda ertelemek onu giderek daha da “bağışlanmaz” yapıyor. Sözlerime kızsa da, kızmasa da!

    *****
    Şimdi bu milliyetçilik mi oluyor?

    Ferzan Özpetek başarılı bir Türk yönetmeni... Son olarak Venedik Film Festivali’nde “Mükemmel Bir Gün” filmiyle İtalya adına yarıştı. İtalyan yazar Violetta Bellocchio ise onun için “Özpetek İtalyan bir yönetmendir” dedi.

    Elbette Ferzan Özpetek, filmleriyle Türkiye adına yarışsın isteriz ama İtalya adına yarışıyor olması da -bir Avrupa takımında oynayan Türk futbolcular nasıl Türklüklerini terk etmiyorlarsa- onu İtalyan yapmaz.

    Kendisi de Bellocchio’nun sözleri basında yer alır almaz hemen “Kendi adına konuşmuş, bu ülkede seviliyorum ama ben Türk kanı taşıyorum, Türk oğlu Türk’üm” şeklinde bir açıklama yaptı.

    Şimdi... Uyanık İtalyanların Özpetek’i hemen ayaküstü İtalyan yapıvermeleri tepki gösterilecek bir milliyetçilik değil de onun bu açıklaması milliyetçilik mi acaba?

    Veya bizim bu açıklamadan memnunluk duymamız milliyetçilik mi? Sevindiğimiz için üzülmemiz mi gerekiyor?

    Hiiç sanmıyorum. Uluslararası alanda başarılı olan Nuri Bilge Ceylan, Ferzan Özpetek gibi yönetmenlerimizin, sanatçılarımızın “ödüllerini ülkelerine adadıklarını söylemesi” veya “Ben Türk’üm, bununla gurur duyuyorum” demesi, bizim de aynı gururu paylaşmamızı sağlaması dünyanın en doğal ve en güzel davranışıdır.

    Ödül almak için ülkesini karalayan veya “Ben kendime Türk demiyorum, dünya sanatçısıyım” gibi kompleks kokan cümleler paralayanların yanında da ayakta alkışlanmayı hak ettiklerini gösterir.

    Ferzan Özpetek’i ayakta alkışlıyor, onunla gurur duyuyorum.

    *****
    Bir soygun olayı!

    Okurumuz Aytürk Bey mektubuna “Sevgili Ruhat Mengi,

    Yazılarınızı her gün zevkle okuyorum. Ben emekli aylığı ile zorlukla geçinmeye çalışan bir vatandaşım” diye başladıktan sonra önemli bir soru sormuş.

    “Bugün size milyonlarca insanı ilgilendiren (ama ne yazık ki, her zamanki gibi herkesin aldırmadan seyrettiği) bir soygun olayını anlatacağım. Bu konuya köşenizde yer verip sıkıntımıza tercüman olursanız çok sevinirim.

    Olay şudur: Bildiğiniz gibi kış geliyor, büyük bir çoğunluğumuz yakacak peşinde koşturup duruyoruz. Ama kömür fiyatları el yakıyor. Fahiş, akıl almaz bir artış var fiyatlarda.

    Örneğin geçen sene tonunu 300-350 YTL’ye aldığımız ithal kömür, bu yıl 600-650 YTL.

    Bu nasıl oluyor? Geçen sene bu aylarda dolar 1,30 YTL idi şimdi 1,20 YTL.

    Dolar indiğine göre kömür fiyatı 2 katına nasıl çıkıyor? Fakir fukara inim inim inlerken dostu olduğunu iddia eden bu hükümet bu konuda bir şey yapmayı düşünüyor mu?”

    Ben de duyunca şaşırdım, dolar düşerken böyle fahiş bir artış nasıl olabiliyor?

    Eğer bu kez de mesele “kömür paketi dağıtmaya zemin hazırlamak” değilse ilgililerden cevap bekliyoruz. Lütfen beni akla yakın bir açıklamayla şaşırtsınlar.

    Vatan
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  5. #35
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Kamu yararına (!) soygunlar

    Toplum hâlâ AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’nin belgeli, ispatlı büyük “rüşvet ve rant skandalı” nın şokunu yaşarken arkadan iktidar himayesindeki derneklerden biri olan Deniz Feneri’nin akıl almaz boyuttaki “soygun skandalı” ortaya çıktı.

    Deniz Feneri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği 40 milyon Euro’nun çok üstünde bir bağışı “yoksullara yardım” diye topladıktan sonra bunun büyük bir kısmını da iktidara yakın Kanal 7 televizyonunun Almanya’daki şirketine, derneğin yöneticilerine ya da “yanına yıldız işareti koydukları” pek önemli herhangi kişilere aktarmışlar.

    Bu derneklerin çoğu kez vatandaşların dinî ve insanî duygularını kullanarak para topladıkları biliniyor. Son soygunlardan anlaşılması (ve öğrenilmesi) gereken önemli bir nokta da “dini, inancı, yoksulu, yardımı, dayanışmayı” dilinden düşürmeyenlere (şehirlerin her köşesine mübarek Razaman’ı bile bu kavramları kullanarak istismardan çekinmeyen belediyeler başta olmak üzere) hemen inanmamak gerektiği...

    Kendileri servet içinde yüzen kaynağı belirsiz paralarla lüks hayatın tadını çıkaranlar artık din istismarı yanında özellikle Ramazan aylarında hiç sıkılmadan yoksulların duygularını dahi “dayanışma-yardım” görüntüsü altında istismar edebiliyorlar.

    Deniz Feneri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin kimlerle ve nasıl bir dayanışma (!) içinde olduğu, duygu sömürüsüyle topladığı paralarla ne tür yardımlar (!) yaptığı ortaya çıkıyor. Bu dernek Bakanlar Kurulu kararıyla “kamu yararına çalışan dernekler” arasına alınmış. Ve Bakanlar Kurulu daha sonra derneği “İçişleri Bakanlığı, Valilikler veya Emniyet’ten izin almadan yardım toplayabilecek kuruluşlar” arasına katmış.

    Demek adamlar halkı kamu yararına soyuyorlar, kızmamak lazım. Zaten Şaban Dişli de kamu yararına (!) TESCO market açsın diye yolsuzluk yapmıştı...

    Kara mizah bir yana davaya bakan Alman yargıcın bile dayanamayıp muhasebecisine:

    “Bu parayı cebe indirdin, ya da tatil masraflarını bu parayla karşıladın, yapılanın başka bir anlamı yok” dediği bir kuruluşa bunca kolaylığı sağlayan, özel imkanlar tanıyan Bakanlar Kurulu’nun da böylesine dev çapta bir soyguna katkısının, desteğinin hesabı sorulmamalı mıdır?

    Kendileriyle bağlantılı dernek, kuruluş her neyse bunlara ayrıcalıklar sağlamaya nakit para yardımı alabilme, hazine arsa ve arazilerini almada kolaylık gibi kıyaklar yapmaya hakları var mı?

    ‘Yeter artık milleti soyup soğana çevirdikleri’ diyeceğim ama millet de artık aklını başına toplasın, her söylenene inanmasın kardeşim, o da yeter!
    Yarın devam ederiz.

    Vatan
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  6. #36
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Artık Avrupa adaletine muhtacız!

    Sonunda Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin de çıkıp resmen “soygun yapmış bir kuruluşu” korudu... Şahin, Bakanlar Kurulu kararıyla “kamu yararına çalışan kuruluş” haline getirilen ve özel haklarla donatılan Deniz Feneri Derneği’nin denetlendiğini, alınan yardımların, banka hesaplarının incelendiğini açıklarken hükümetle ilişkisi nedeniyle kendilerini de çok zor duruma düşüren bu büyük yolsuzluğun ve diğerlerinin utanç verici olduğuna, bundan sonra ayrıcalık tanırken daha iyi inceleyeceklerini ve soygunculara arka çıkmayacaklarına hiç değinmedi.

    Diğer tarafta ise Frankfurt’taki savcılığın mahkemeye sunduğu iddianamede “bazı sanık ve tanıkların Deniz Feneri Derneği yöneticileriyle AKP’nin yakınlığı konusunda verdikleri bilgiler” yer alıyor, şirket sahiplerinin Türkiye’deki iktidarla iç içe olduğu, milli görüş ve AKP siyasetine sıkı sıkıya bağlı olduğu bildiriliyor.

    Buna ilaveten “Türk hükümeti tarafından Almanya’daki soruşturmalara siyasi etki yapılmaya çalışıldığı” da anlatılıyor.

    Deniz Feneri ve benzeri bazı kuruluşlara özel haklar tanındığı, din ve duygu sömürüsüyle ve iktidarın himayesinde son yıllarda aşırı zenginleştikleri hep söyleniyordu ama gelin görün ki ortaya çıkması için Almanya mahkemelerinin el atması ve elbette korkusuzca gerçekleri yüzlerine vurması gerekiyormuş.

    KİME İNANSIN BU MİLLET?

    AKP’nin iktidar olma nedeni “insanların dinî duygularından siyasi olarak yararlanması” dışında halkın daha önceki iktidarların hatalarından bıkmış olması ve yeni bir ümit ışığı araması idi. Belki artık yolsuzluklar bitecek, işsizlik, yoksulluk azalacak, bu iktidar yalnızca ülkenin, toplumun çıkarlarını gözetecekti.

    Oysa AKP iktidarının her söylemi ve her icraatı Türkiye’yi kendi istediği yönde “dönüştürmeye” yönelik olduğu gibi hiçbir olumsuzlukta eksilme olmadı, tam aksine ülke eskisinden beter hale geldi.

    Son yıllarda “kadrolaşma ve yargı dahil tüm kurumları ele geçirme çılgınlığı” öyle boyutlarda ve öyle fütursuzca yürütülüyor ki artık Türkiye’de yasa dışı, ahlak dışı bir şey olup olmadığını anlamak imkansız... Anlaşılsa bile (kanunda yaptıkları değişiklikle) Adalet Bakanlığı tarafından seçilen, iktidar baskısı altında rehin durumundaki hakim ve savcılarla suçluların cezalandırılması çok zor.

    Denetlemelerin ve haklarındaki tüm kararların da aynı Bakanlığa ait olması yargının elini iyice bağlıyor.

    Nitekim Almanya’daki soruşturmaya bile hükümet tarafından yapılmak istenen siyasi baskının Türkiye içinde nasıl olacağı ortadadır.

    Bu nedenle, halkın kanını emen benzer yolsuzlukların, suçların ortaya çıkarılması, Türk toplumunu dinle, Allah’la aldatan “şirket” maskeli çetelerin yakalanması, KOMBASSAN, YİMPAŞ, Deniz Feneri olaylarında görüldüğü gibi Avrupa yargısına, adaletine kalmıştır. Bundan daha acı bir durum olabilir mi?

    Türkiye’nin Adalet Bakanı’nın “denetlendi” dediği şirketin “denetlenmediğini ve o süre içinde soygun yaptığını” Almanya Mahkemesi’nin ortaya çıkarmasından daha acı ve onur kırıcı bir durum olabilir mi?

    Artık Türkiye’de iktidarı, gücü ele geçirenlerin belediyesinden siyasetçisine, bu gücü yalnızca kendi ceplerini doldurmak, mantar gibi “yandaş zengin” türetmek için kullandıklarını düşünüyoruz.

    Acaba AKP’nin oyları hâlâ artıyor mu anketlerde?

    Ne demişler “Her millet hak ettiği gibi yönetilir”...

    Sen hakkını aramaz, hesabını sormaz, 1 torba bulgura, 1 çuval kömüre fit olursan bundan fazlasını da bekleyemezsin işte!


    ****


    Bana müsaade!

    Sevgili okurlarım, benim de dinlenme zamanım geldi artık. 1 haftadan uzun sürecek bir tatile çıkıyorum. Ekim başında yeniden gazete ve televizyonla çok yoğun bir çalışma ortamına gireceğim için ondan önce kendime ve aileme gereken zamanı ayırmam lazım.

    Yarın köşemde “Çılgın Günler Türkiye” kitabının başarılı mizah yazarı Kemal Kara’nın “Benim hırsızım işini bilir” başlıklı ve gündeme çok uygun bir yazısı yer alacak. Beğeneceğinizi umuyorum.

    Tekrar buluşuncaya kadar kendinize iyi bakın. Kalın sağlıcakla!

    Vatan
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  7. #37
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Benim hırsızım işini bilir

    Dün size daha öncede söz ettiğim “Çılgın Günler Türkiye” kitabının ya zarı Kemal Kara’nın yazısını yayınlayacağımı belirtmiştim. İşte o yazı...

    “Hani politikacılarımız vaatlerde bulunurlar ya, “Türkiye’de işsiz vatandaş kalmayacak”, “Türkiye’de sigortasız vatandaş kalmayacak”, “Türkiye’de evsiz vatandaş kalmayacak. “Memleketimizin hırsızları da sanki yemin etmişler” Türkiye’de soyulmamış vatandaş kalmayacak” diye. Yemin etmiş olmalılar ki beni de soydular. Çünkü ben muhteremlerin soyması gereken en son vatandaştım.

    Hep, “Beni soymazlar. Neyimi alacaklar ki benim” diyordum. Varımı yoğumu aldılar. Ben gerçi hırsızları takdir ediyorum. Ne diyor Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “İşini iyi yapacaksın. İşinin hakkını vereceksin.” Hırsızlar bunu yapıyorlar. Kimse kusura bakmasın. İyi çalışıyorlar.

    Benim soyulmam tecavüz gibi bir olay. Yalnız bu benim tecavüze uğramam şeklinde değil tecavüzün bana uğraması şeklinde bir tecavüz. Çünkü olay yeri benim evim. Bu arada tecavüzü de mecaz anlamında kullanıyorum yanlış anlaşılmasın. Tecavüzcüler biliyorsunuz erkekleri pek tercih etmezler. Ayrıca burada hırsızlardan söz ediyoruz. Uzmanlık alanları da farklı.

    Efendim olaya gelelim. Ben nasıl soyuldum?

    Öncelikle şunu belirteyim ki benim evin normal hali zaten soyulmuş gibi. Buna rağmen soydular beni. Ben zaten bu yüzden takdir ediyorum adamları. Ayrım yapmıyorlar. Tuttuklarını soyuyorlar. Ayrım yok. Biliyorsunuz bu memleketin başına ne geldiyse iltimastan geldi.

    Efendim bendeniz genelde salonda yatarım. Ayıptır söylemesi evim de zaten salondan ibarettir. Daire sahibi iki kardeş mahkemelik olunca evi ikiye bölmüşler. Bir önceki ev sahibimle mahkemelik olduğum sırada mahkemede tanımıştım bu ev sahibimi. Dört katlı bir apartmanın dördüncü katında oturmaktayım. Dolayısıyla, “Yaa adamlar dördüncü kata da çıkamazlar ya” diye düşünüp hırsızlara da pek aldırış etmemekteydim.

    Gelelim mal varlığıma.

    Bir eski televizyonum, icat eden Amerikalının bile hatırlamayacağı eskilikte bir bilgisayarım ve de bir çekyatım var. Bir de hani şu kapıya gelen üç kağıtçı pazarlamacıların uykusuz olduğum bir sabah bana fahiş fiyatla sattıkları bir mutfak robotum var. Robot parçalar halinde kolide duruyor. Bir gün mutfağım olursa robotu salacam mutfağa ne hali varsa görsün.

    Neyse efendim hırsız kardeşlerimiz gece eve girmişler. Sabaha karşı. Evde ne var ne yok götürmüşler. Bir tek benim üzerinde yattığım çekyata dokunmamışlar. Ona da not iliştirmişler, “Abi yanlış anlama sen üstünde yatıyorsun diye çalamayacağımızdan değil, şu sıra çekyat gitmiyor piyasada o yüzden almıyoruz. Hem taşıması da zor.

    Ben sabah bir uyandım ki ev bomboş. Zaten boş olan ev bomboş. Hayret ettim. “Ulan” dedim. “Acaba bu robot. Bu manyak robot gece kendi kendini monte etti de o mu soydu evi?”

    Burası Türkiye insanın aklına her halt geliyor. Neyse ki hırsızlar telefonla arayınca gerçeği anladım.

    “Abi” dedi hırsız. “Senin bu robotu monte ettik. Yalnız ufak bir parçası kalmış sende. Unutmuşuz. Çalışmıyor. Adres verelim gönder bize be abi ödemeli gönder biz buradan öderiz. Şimdi parça için tekrar girmeyelim evine. Hem o bölgeyi de bitirdik.” Koliye koyup gönderdim parçayı. Çekyatıma kuruldum. Derin bir nefes aldım. “Oh be” dedim.

    Türkiye ne kadar gelişti. İnternetten alışveriş yapıyorsun. Meyve sebzen evine geliyor. 112 Acil’i arıyorsun ambulans ayağına geliyor. Tüpçüyü arıyorsun tüpün evinde. Sucuyu arıyorsun suyun evinde. Hırsızı aramıyorsun bile. O da geliyor evine yapıyor soygununu gidiyor.

    Sevgili okurlarım biliyorsunuz yarından itibaren tatildeyim. Tekrar buluşuncaya kadar hepinize iyi günler diliyorum.


    Vatan
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  8. #38
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Hangi ülkede bu kadar “şerefsiz” var?

    Şerefsiz” aşağı, “şerefsiz” yukarı... Başbakan ve arkadaşları önüne gelene şerefsiz diye haykırıyor, CHP Genel Başkanı bu hakaretlere, küfürlere haklı olarak tepki gösterip “Başkalarını şerefsizlikle suçlayanlar aslında ona en çok muhtaç olanlardır. En büyük şerefsizlik yolsuzlukları korumaktır” diyor, hâlâ istifa etmeyen RTÜK Başkanı “İspatlayamayan şerefsizdir, haysiyetsizdir”i tekrarlayıp duruyor.

    Yine korku tünelindeyiz, hiç çıkamayacak mıyız biz burdan, ne kadermiş yahu!! Ben hayatımda Türkiye’den başka hiçbir ülkenin siyasetçi veya bürokratlarının, hele de başbakanının muhataplarını şerefsizlikle, haysiyetsizlikle suçladığını duymadım, duyan var mı?

    Düşünün, bir zamanlar dünya gözünde saygın bir yeri olan Türk toplumunun imajı bir yandan “konukseverliği, cesareti” yerine ardı ardına turistlere tecavüz haberleriyle, bir yandan köktendinci terör örgütleriyle ilişki veya PKK terörü haberleriyle, diğer yanda uluslararası yardım dolandırıcılığı skandallarıyla yerle bir ediliyor. Türkiye içinde neler olduğuna bakanlar ise birbirine “şerefsiz, haysiyetsiz” yarışına girmiş, küfür-hakaret gırla giden siyasetçi kavgalarıyla karşılaşıyorlar.

    Açıkçası ben çok utanıyorum bir vatandaş olarak, aynı duyguyu paylaşan milyonlarca insan olduğundan da şüphe etmiyorum.

    Ortada Alman Savcı’nın “Almanya’daki en büyük bağış yolsuzluğu” dediği bir uluslararası skandal var... Savcı “Asıl faillerin, soygunun elebaşlarının Türkiye’de olduğunu” açıkça vurguluyor, yolsuzluğun Almanya’daki sanıkları hüküm giyiyor... Böyle bir büyük rezalette iktidarı, muhalefeti bir olup yargıyla el ele, Türkiye’deki suçluların derhal adalete hesap vermesini sağlamalı iken memlekette kıyamet kopuyor.

    DÜNYA TARİHİNDE İLK KEZ

    Ülkenin bunca sorunu varken ekonomistler “kriz kapıda” diye bağırır, hastanelerde ihmalden bebeklerin 10’u bir günde ölür, ülke soyguncu, tecavüzcü ve katiller cenneti haline dönerken iktidar işi gücü bırakmış yolsuzlukların üstüne giden “AKP medyası dışındaki” medya kesimine, muhalefete, konuşan ve tepki gösteren herkese savaş açıyor.

    Dünya tarihinde ilk kez bir ülke başbakanı kendi hükümetini, partisini, halkı “medyaya boykot”a çağırarak hem hukuk, hem demokrasi açısından suç işliyor...

    Dün İzmir’in Aliağa ilçesinde AKP’li Belediye Başkanı Tansu Kaya ile AKP’li Belediye Meclisi üyesi Şafi Teymur’un birbirlerine “şantajcı”, “hırsız” hakaretlerinde bulunduğu kavganın haberi vardı gazetede.

    AKP’li Meclis üyesi, AKP’li Başkan’ı (ihale yolsuzlukları, yine toplanan paraların ve 40 hizmet takip fişinin kaybedilmesi gibi) ciddi yolsuzluk iddialarıyla suçluyordu.

    İktidar ve Başbakan kendi gazeteleri dışındaki, bu haberleri verebilecek gazeteleri okumazsa AKP’yle ilgili diğer yolsuzlukları, kendi içinde “şerefsiz” kavgası yapanları nasıl duyacak?


    *****

    Ziraat Bankası engellemesin!


    Üniversiteli iki kız kardeşe yardım için Balıkesir Ziraat Bankası’nda verdiğim hesap numarasına para yatırmak isteyen hayırsever vatandaşlar bankada bin türlü zorlukla karşılaştıklarını bildiriyorlar.

    Vali Yardımcısı Mustafa Erdoğan’dan açıklama geldi, ben de buna güvenerek hesap numarasını yazdım, daha ne istiyorlar anlamıyorum.

    Hesap öğrencilerin kendi adına değil babaları Mehmet Bey adına açılmış, yardım yapacak olanların isimde şaşırmamalarını, Ziraat Bankası’ndan da zorluk çıkarmamalarını rica ediyorum.

    Bu öğrencilerin acelesi var, harç yatıracak, kitap alacaklar, lütfen!

    Vatan

    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  9. #39
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Tuncay Özkan’ın “zamanı” varmış gerçekten de!

    Ergenekon, gel dama kon”... Artık ‘Alfabe’ye bu tür tekerlemeler koymanın zamanı geldi bence, Ergenekon’un gerektiği anda kullanılacak bir “siyasi silah” olduğunu görmemek için herhalde kör olmak lazım...

    Kısa süre önce, kapatma davası açılır açılmaz Ergenekon olayının iktidar medyası tarafından nasıl bir anda patlatıldığını, arkadan AKP iktidarının buna dört elle sarılarak “hangi nedenlerle kapatma davası açıldığının, eylem ve söylemlerin” üstünü örtüverip dikkatleri dağıttığını, gözaltılara o anda hız verilerek gündemin değiştirildiğini bir yazımda hatırlatmıştım. Bunu hatırlatmamın sebebi aynı taktiğin son günlerde tekrarlanıyor olmasıydı...

    Şaban Dişli olayının arkasından Deniz Feneri skandalının, AKP’yle ilgili diğer yolsuzluk haberlerinin patlak vermesi ve Başbakan’ın “yolsuzlukları gündeme getiren ve gündemde tutan” bağımsız medya kesimine (iktidarla göbek bağı olmayan da diyebilirsiniz) karşı parti ve hükümet boykotu ilan etmesi bırakın genelde toplumu, kendisini yıllardır sıkı şekilde destekleyen çok sayıda köşe yazarını bile isyan ettirdi, biliyorsunuz.

    Dün Ali Bayramoğlu bile, üstelik Yeni Şafak’ta bile boykotu ve Başbakan’la hükümetin Deniz Feneri yolsuzluğunun üstüne gitmemesini eleştirdi.

    “Üstüne gitmek” ne kelime, Deniz Feneri’ni korudukları AKP’nin gösterdiği tüm tepkilerden, Cumhurbaşkanı’nın konu kendisine sorulduğunda Alman yargısı tarafından hüküm giymiş sanıklara rağmen “Kimse bir anda suçlu ilan edilemez” veya “Bunlar siyasi konular” demesinden de anlaşıldığı gibi ortadaydı... Ortadadır.

    Şimdi tabii, işler arap saçına dönünce ve yandaş medya ve yazarlar dahil herkes ayağa kalkınca ortaya yeniden büyük bir haber (!) çıkmalı ki o olaylar unutulsun.

    Ve, vee önce 4 teğmenle, Nurseli İdiz’le filan başlayıp dikkatleri uyandırarak arkadan yine asıl bomba geldi... “Biz kaç kişiyiz” hareketinin de lideri olan gazeteci Tuncay Özkan, evi polis tarafından didik didik aranırken gözaltına alındı (Ergenekon’la ilgili diyerek sorgulanan herkesin evi aranırken, Alman savcının isimlerini verdiği ve “asıl suçlu bunlar” dediği Deniz Feneri faillerinin evleri neden aranmaz merak etmiyor musunuz?)

    Komik nedenlerle, ellerinde kanıt olmadığı halde evlerini arayıp gözaltına aldıkları kişilerin bazılarını hemen bırakıyorlar. Türkiye hukuk devleti olmaktan da çıkarılmış hale gelmese buna imkan olabilir mi? Bir AKP milletvekilinin, en büyük yayın grubu patronuna “Bir sabah 6’da sizi evinizden alıp götürebilirler” benzeri sözler sarf etmesinin imkanı olabilir mi? Tabii ki olamaz.

    Olamayacağı, bütün bu gelişmeler hukuksuzluğun ta kendisi olduğu için artık kafası çalışan, akla mantığa sahip herkes Ergenekon davasının ciddiyetini tümüyle kaybettiğine ve siyaseten kullanılan bir malzeme olduğuna inanmaktadır.

    FEHMİ KORU YİNE BİLDİ

    Ne birilerine “Danıştay suikastını da Ergenekon yaptırdı” dedirtmeleri (her kim yapıyorsa bunu), ne Ergenekon suikast listelerine “her kesimden isimler koymaları”, ne Ergenekon damgasını dinciye de, ulusalcıya da, yalnızca “Atatürk’e, onun kurduğu ve laik rejime saygılı” vatandaşlara da yapıştırmaları kimseyi aldatamıyor, inandıramıyor.

    Öyle bir hale getirdiler ki işi, Türkiye’de kim bir cinayet işlese “sorumlusu Ergenekon” denecek, var mı böyle hikâye?

    Özkan’ın tam şu sırada gözaltına alınması, “Deniz Feneri yolsuzluğu ile iktidarın onu savunmaya geçmesi”nin üzerini kapatacak.

    Bir süre önce TV’de “Seni niye gözaltına almadılar” sorusuna: “Zamanı var, alırlar merak etmeyin. Fehmi Koru’nun her dediği çıktı, Ergenekon’da verdiği isimlerin hepsi tutuklandı, bir tek bende yanıldı” demişti Tuncay Özkan.

    Nasıl oluyor da (!) bu kadar iyi biliyorsa “iktidara en yakın gazeteci Koru” burada da yanılmamış işte, ancak zamanı gelmiş Özkan’ın bugüne saklamışlar!



    *****



    Aman durun!

    Sevgİlİ okurlarıma, yardımsever insanlara hemen duyurmam gereken bir haber var. Size yarın etraflıca anlatacağım ama şu anda derhal verdiğim hesap numarasına para yatırmayı durdurun. Olay, Valilik’ten gelen belge dahil tamamen bir sahtekarlık hikâyesi, yapan ise huzurevinde yaşayan bir sabıkalıymış. Yaşadığım şoku tahmin edemezsiniz. Para yatıran yardımsever okurlarımız sakın merak etmesinler, paraları kuruşuna kadar banka tarafından kendilerine ödenecek. Ama şu andan itibaren sakın kimse para yatırmasın!


    Vatan

    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  10. #40
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Haydi, çıksın ortaya AK’larla, KARA’lar!

    CHP Basın Sözcüsü ve Genel Saymanı Mustafa Özyürek, AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’ın “Deniz Baykal’ın ve eşinin mal varlığı ile ilgili” iddialarına sert çıkmış.

    Maliye Bakanlığı ve Vergi Daireleri dahil tüm devletin AKP’nin elinde olduğunu ve eğer en küçük bir usulsüzlük, eksiklik varsa bunu kolayca ortaya çıkarabileceklerini söyleyen Özyürek son derece net ve dürüst bir çağrıda bulunmuş.

    “Hemen onun dokunulmazlığını da, AKP Genel Başkanı’nın dokunulmazlığını da kaldırıp mahkemeye hesap vermelerini sağlamazsanız namertsiniz.”

    Daha önce Deniz Baykal’ın Erdoğan’a yaptığı “Sadece ikimizin dokunulmazlığını kaldıralım, yargı karşısına çıkalım” teklifini tekrarlıyor Özyürek ve “Meclis’in açıldığı ilk gün bunun yapılmasını” isteyerek “Yargı varken kimse kendini devlet yerine koyamaz, bu haddini bilmemektir. Önce haddini bil” diyor Dengir Mir Mehmet Fırat’a...

    Görüldüğü gibi artık en sakin, en dikkatli konuşan muhalefet milletvekillerinin üslubu da Başbakan Erdoğan’ın hakaretamiz ifadelerine benzedi.

    Ortalık “Namert, şerefsiz, haddini bil, sen kimsin, haysiyetsiz”den geçilmiyor.

    Türklere dünya gözünde “muhtaçlara yardımı bile dolandırabilen insanlar” imajını layık gören, en büyük yolsuzlukların soruşturulmasının bile önünü tıkayan bir iktidar bu topluma bir büyük kötülüğü de böyle yaptı.

    Zaten TV dizilerinde, filmlerinde gün ve gece boyu kavga, küfür, dalavere, cinayet, soygun izleyerek karakter değiştirmiş bulunan Türk insanı artık devletin zirvesinde “küfür yağmuru” izliyor.

    RTÜK BAŞKANI YALAN SÖYLER Mİ?

    Aslına bakarsanız mesele basit kim şerefli, kim şerefsiz ve haysiyetsiz, bunu anlamanın en kolay yolu yargıya, hukuka fırsat vermektir.

    Bakın AKP’nin cansiperane koruduğu, AKP’li üyelerin istifasına gerek görmediği, “Hiçbir ilgim yok” dediği halde adı Deniz Feneri iddianamesinde 37 kez yer alan, Almanya’da bir kooperatif dolandırıcılığında da aksini söylediği halde “yönetim kurulu üyesi” çıkan RTÜK Başkanı Zahid Akman’ın “Armada hisselerini 41 bin YTL’ye aldık” sözünün de yalan olduğu bizzat Armada Genel Müdürü tarafından açıklandı. Rakam: 905 bin YTL...

    Yalancı bir Radyo Televizyon Üst Kurulu Başkanı’na razı mısınız? Korunmasına, yargıdan kaçırılmasına göz yumar mısınız? Sayısız büyük yalanı kanıtlanan birinin diğer sözlerine inanır mısınız?

    Şerefli ve şerefsiz ancak yargı önünde kesinlikle ortaya çıkar... Balık da baştan kokar.

    Onun için haydi, öncelikle Başbakan’ın kendi seçmenine iş düşüyor madem ki bu kadar dürüsttür ve hiçbir yolsuzluğa karışmamıştır, kabul etsin Baykal’ın teklifini, kalksın dokunulmazlıkları... Seçmeni istesin bunu. Sonra da açsınlar önünü Deniz Feneri davasının... Şaban Dişli olayının...

    Çıksın ortaya AK’lar, KARA’lar!





    +++++





    AKP’den neden “bir Kılıçdaroğlu” çıkmıyor?



    CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu AKP’yle ilgili yolsuzluk olaylarında “adaletin keskin kılıcı” gibi ortaya çıktı ve neredeyse tek başına yürüttüğü “şeffaf, net, halk adına sorgulayan” müthiş muhalefetle bir anda gönülleri fethetti.

    Böyle oldu çünkü bu halk alakasız polemikler, laf ebelikleri, din üzerinden aldatmacalar yerine olay takip eden, belgelerle konuşan dürüst, anlaşılır siyasetçiye hasret de ondan...

    “En iyi, en dürüst, en halkçı, en demokrat biziz” diye ortaya çıkan ve yönetime talip olanların da öyle olmadığını gördü de ondan...

    Lâfla, milleti dindarlık yarışına sokarak peynir gemisi yürümüyor.

    Kemal Kılıçdaroğlu ispatlayamayacağı şeyleri söylemediği, kimseye iftira, çamur atmadığı, yalnızca gerçeklerden söz ettiği için konuşmaları büyük bir ilgiyle dinleniyor, dinleyen de inanıyor...

    Şimdi izleyenlerin, dinleyenlerin en sık sorduğu soru şu: “Neden AKP’den bir Kılıçdaroğlu çıkmıyor?”

    Bu soruyu Deniz Feneri suçlularını, Şaban Dişli’leri koruyan, ihale açmadan en büyük yatırımları yandaş kuruluşlara hediye eden AKP sormalı kendine... Neden onlardan bir Kılıçdaroğlu çıkmıyor?





    +++++





    Merhamet soygunculuğu!



    Yıllardır bu köşede kaç kez muhtaç insanlar için kampanya açtım, hiç böyle bir sahtekârlıkla karşılaşmadım.

    Ben o iki kızkardeşten gelen mektupları üzüntüden kahrolarak okumuş, size de aynen anlatmıştım. Gerçek olmayabileceği hiç aklıma gelmedi, çünkü üniversiteler yoksulluktan harç yatıramayan öğrencilerle dolu. Ama bu “Mehmet Kaya Ergör” isimli, sabıkalı ve huzurevinde kalan bir dolandırıcının işiymiş ve size banka numarasını vermeden önce birkaç hafta beklediğim olayda kesin bir belge olduğunu düşündüğüm “Balıkesir Vali Yardımcısı Mustafa Erdoğan” adıyla, imzasıyla gelen ve Valiliğin antetli kağıdına yazılmış izin dahil tüm bilgiler sahteymiş.

    Allah’tan hesaba hemen para akmaya başlayınca Ziraat Bankası yetkililerinin dikkatini çekmiş ve hesabı bloke etmişler. Bir de onlara ‘zorluk çıkarmayın’ diye haksızlık ettim.

    Bankadan da, hesap numarasını bana sık sık soran, verir vermez para yatıran iyi kalpli, hayırsever okurlarımdan da özür diliyorum. Balıkesir Savcılığı’nın izniyle Ziraat Bankası’nın paraları iade edeceğini Banka müdürü Oğuzhan Tosunoğlu bana bildirdi, merak etmesinler... Demek ki Valilik’ten, İl Dernekler Müdürlüğü’nden telefonla sormam gerekiyormuş.

    Deniz Feneri olayından sonra hiçbir şey beni şaşırtmıyor ama görüyoruz ki insanların “merhamet duygularını soymak” gibi en aşağılık bir suça yeltenenler Türkiye’de her an çıkabiliyor artık.

    Bundan sonra köşemde hiçbir kampanya yer almayacak. Ben de vazgeçiyorum!

    Vatan
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




Konu Bilgisi

Uye Bu Konuya Bakiyor

Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)

Benzer Konular

  1. Bekir COŞKUN Köşe Yazıları
    By KaCaK in forum HaberLer
    Cevaplar: 48
    Son Mesaj: 25.10.09, 01:55
  2. Rauf TAMER Köşe Yazıları
    By KaCaK in forum HaberLer
    Cevaplar: 49
    Son Mesaj: 25.09.08, 13:27
  3. Ertuğrul ÖZKÖK Köşe Yazıları
    By KaCaK in forum HaberLer
    Cevaplar: 42
    Son Mesaj: 25.09.08, 13:26
  4. İskender Pala Köşe Yazıları
    By cokgen in forum HaberLer
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 02.09.08, 15:28
  5. Ekrem DUMANLI KÖşe Yazıları
    By cokgen in forum HaberLer
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 02.09.08, 15:27

Eklenmis Olan Tag'lar

View Tag Cloud

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Yeni Konu Acamazsin
  • Konuya Cevap Yazamazsin
  • Konuya Eklenti Ekleyemezsin
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351