Sayfa 1 Toplam 4 Sayfadan 123 ... SonuncuSonuncu
1 den 10´e kadar. Toplam 31 Sayfa bulundu
  1. #1
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Wink Bombalar Barzani’ye yarar...

    Türkiye “patlayan bombalarla” ilgili... Peki Kuzey Irak’ta neler oluyor? Barzani “Kerkük’ü” işgal ediyor, ele geçiriyor. Türkmenleri katlediyor!
    Ya Türk Silahlı Kuvvetleri? Onun zaten başı dertte. Soros parasıyla gazete çıkarıp “hergün kuruma” yeni kara çalanlarla mı uğraşsın, Ortadoğu’da “her projenin önünde engel görüldüğü” için, içten ve dıştan “gelen saldırılarla mı!”
    Durum gerçekten parlak değil! Türkiye 18 insanını, İstanbul’un “ortasında” teröre “kurban” veriyor, içeriden doğru dürüst bir “sivil tepki” yok!
    İşin bir de Kıbrıs tarafı var...
    Avrupa Birliği kararları ile “işgalci” sayılan Türk Silahlı Kuvvetleri, bütün “gücüyle” orada durmaya çalışırken, Kıbrıs adına “konuşan zat”, kalkıp “tek devlet-iki toplum” deyiveriyor...
    Bu da yetmezmiş gibi “yazar ağabeylerimiz” gidişatı çok ama çok iyi görüyorlar. İşte “1980 sonrasında dışişleri bakanlığı” yapmış ve NATO’dan çıkmış Yunanistan’ın, Amerikalı generalin ricası ve Kenan Evren’in “oluru” ile NATO’ya dönmesine “Türkiye adına olur” demiş İlter Türkmen’in “Kıbrıs” yazısından bir bölüm “...Bugün artık Kıbrıs’ta fiziksel olduğu kadar zihinsel duvar bir hayli delinmiştir... Denktaş sonuna kadar çözümsüzlük taraftarıydı. Talat mümkünse çözüm taraftarı... Tıpkı Türk Hükümeti gibi...”

    Zihinsel duvar delinmiş! Okuduğunuz gibi “Kıbrıslı Türkleri, Avrupa’ya üye bir Kıbrıs’a terk edelim-Türkiye bütün haklarından vazgeçsin” demek “çözüm tarafarı” olmak!
    Zaten “tersi de çok zor”. Halk bu konuya eğilse, ilgilenmeye başlasa ne olur! Cevap çok zor değil birkaç yerde, birkaç bomba daha patlar! İlgi dağılır, Kıbrıs’ta bir “adım daha atılır”,

    Türk bakar-Kıbrıs akar!

    Bu denklemde aklıma takılan bir soru var, cahilliğime verin, cevap bulamıyorum Türkiye’nin Kıbrıs topraklarını Avrupa Birliğine terk etmesinde, menfaati nerede? Avrupa Birliği’ne üye olmuş bir devlet ve orada yönetime katılan Türkler! Ya İngiliz üsleri, onlar neden vazgeçmiyor, parasal birliği bile katılmadıkları Avrupa’nın karşısında, avuç kadar yerlerinden! Neyse canım, vardır bir bildikleri Kıbrıs’ı Yunan üzerinden Avrupa’ya, Kuzey Irak’ı da Barzani üzerinden uluslararası petrol kartellerine “bağlasınlar” biz de seyredelim. Seyretmezsek birkaç bomba daha patlar!
    Sonuç: Lafı fazla uzatmayacağım, benim için kriter belli NATO’dan çıkmış Yunanistan’ı, Türkiye tarihi bir fırsat yakalamışken, “Amerikalı bir general bize söz verdi” diyerek, NATO’ya geri kabul edenler, bugün “Kıbrıs’ta-Kuzey Irak’ta işler iyi diyorlarsa”, bilin ki durumumuz vahim! Hem de çok vahim!
    Son söz: Madem Ergenekon’dan başladık, yakın geçmişimizle hesaplaşıyoruz, gelin daha da geriye gidelim. 1980 ve sonrası orada duruyor! Yok mu oraya el atacak kimse! Yunanistan’ın “NATO’ya alınması” küçük bir detay, daha neler var!



    Vatan
    Konu KaCaK tarafından (31.07.08 Saat 13:00 ) değiştirilmiştir.
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  2. #2
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Bu ülkeyi biz bu hale getirdik!

    Bugün “milyonlar” bir tarafta, milyonlar “diğer tarafta” ise parti kapatmayı, “merkezin kaymasını”, başka bir Türkiye’nin oluşmasını konuşuyorsak, şunu çok iyi bilelim bu ülkeyi bizler bu hale getirdik, hep birlikte! Öyle bir ekonomik-sosyal yapı kurduk ve “bundan o kadar uzun süre” memnun olduk ki sistemin “dışladıklarının” nelere yol açabileceğini asla düşünmedik!

    Peki sistem nasıl çalıştı ve kimleri dışladı? Detaya geçmeden gözlemlerimden birkaç tespit:

    * Son 50 yılda özellikle 1980 sonrası “var olmayı diğerlerinden ayrı” olmak sananlar ülkeye hâkim oldu. Elde edilen yüksek faiz geliri ve krizlerin de etkisiyle ortaya “tepe” dedikleri bir zümre çıktı.

    * Bunlar her alana girdiler. Haklarında “efendi” olduklarına kadar giden birçok teori üretildi. Siyasi partilerde, sanat, fikir, spor, eğlence dünyamızda hep onlar vardı. Onlar yönettiler, onlar algılattılar, diğerleri baktı.

    * Bir kısmının hayatı magazin programlarına yansıdı. Özellikle dejenere olanların yaptıkları “renkli dergiler” haline getirilip, “70 milyonun özlediği” ve/veya “nefret ettiği” hayatlar olarak pazarlandı. “Taksim’e, Bağdat Caddesi’ne, Nişantaşı’na” yatırım yapılırken, varoşlar ihmal edildi. ‘En’lerin peşinde koşulurken “aşağıda” olanlar unutuldu. Birileri “merkez” oldu, diğerleri “dışlandı.” Dışlananlar “sisteme karşı” ideoloji geliştirenlerin eline düştü. Eğitildi, devşirildi, en önemlisi özledikleri “ait olma” duygusu verildi.

    Sevgili dostlar, yukarıdaki tespitler sonrası şu soruyu soralım 1950’ler sonrası başlayan, 1980 sonrası özellikle ekonomik modelin değişmesi ile şiddetlenen ve 1994-2000 gibi algılamayı değiştiren finansal krizler ile doruğa çıkan süreç sonunda Türkiye’de ne oldu?

    Hemen arz edeyim son dönemde gazetelere yansıyan ve her defasında “Aaa” dediğimiz olaylar yaşanmaya başlandı. Kimilerine göre Türkiye’nin merkezi kaydı, kimilerine göre irtica hortladı, kimilerine göre “zenci Türkler” iktidara geldi.

    Sonuç 1: Yarattığımız “ekonomik-siyasi-sosyolojik” yapının ürettiği sonuç ortada. Bu noktada özellikle ekonomik ayağı sorgulamamız açısından şu soruya cevap aramamız gerekli AB modeli Türkiye için bir amaç, bir hedef ama acaba gerçek bir çıkış mı? Yukarıda tarif ettiğim “dışlanan-dışlayan” dinamiğini değiştirebilir mi?

    Sonuç 2: Türkiye’deki siyasi ve ekonomik örgütlenme 1946 sonrası “merkez olanlar” ve “çevre halkalar” şeklinde oluşmaya başladı. 1980 sonrası “seçkinler” sınıfının yaratılması ile tepe noktasına ulaştı, 2000 sonrası ayrım derinleşti. Kimilerine göre bunun adı “burjuva devrimiydi”. İşte burjuva devrimi! İşte gelinen sonuç.

    Sonuç 3: Bugün hâlâ Gümrük Birliği dahi “seçkinler” sınıfının imzası ile “büyük olanı koruyup”, “orta ve küçük olana” yaşam şansı tanımayacak şekilde işliyor. Ülkede yüzde 3’lük kesimin varlığı ile yüzde 97’ninki birbirine eşit ve gelir dağılımı G.Amerika’dan bile daha bozuk. “Elitler” ve “halk” diye sınıflar oluştu, en kötüsü birilerinin hayatı, diğerlerinin özlemi.

    Son söz: Yukarıda tarif ettiğimiz yapı içinde Türkiye’de çok ciddi bir “irtica” tehlikesi oluştu ve yapı “sistem dışına itilenleri” avlayarak büyümeye devam ediyor. Bu noktada gerçek irtica tehlikesini tespit etmemiz açısından yapmamız gereken bir ayrım var Türkiye’nin belli bir bölümü aileden gelenek olarak başını örtüyor ve büyük bir bölümü MB Başkanı ataması sonrası “resim konularak” eleştirilmek istenen şekilde ayakkabılarını kapıda bırakıyor. Bazılarına göre “Bu kesim dahi tehlikeli”... Bu noktada bir tespit gözlerimizi daha iyi açarsak “Türkiye’nin tablosunu” daha net görebilir ve “kendi ortalama” vatandaşımızı daha iyi tanıyabiliriz.

    Not: İçinde yaşadığımız “finansal tabanlı” genleşip küçülen, üretimin dışarı itildiği model, sağlıklı bir siyasal yapı ve sağlıklı bir sosyolojik dinamik üretemiyor. Bu noktada “Türkiye nereye gidiyor” diye sorgulayanlara tavsiyem ekonomik dengeleri ve bu yapı içinde sistem dışına itilip “zenci” olanları üreten çarkları analiz ederek işe başlayın...


    Vatan

    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  3. #3
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Kuzey Irak’ta neler oluyor ?

    Türk basını ve Türk Halkı uyurken, biliyor musunuz Kuzey Irak’ta neler oluyor!
    Bir daha sormak istiyorum... Kuzey Irak’ta durum çok ama çok ciddi ve sizler hatta tek satır dahi yazmayan Türk basını biliyor musunuz Kuzey Irak’ta neler oluyor!
    Ben söyleyeyim, hatta maddeler halinde arz edeyim
    1- Kerkük il meclisi, kentin Kürt bölgesine bağlanması kararını aldı.
    2- Kürtler “Irak meclisinden geçen yerel seçim yasasını” bahane ederek Türkmenler’e saldırıyor ve bu saldırı “katliama dönüşerek” günlerdir devam ediyor.
    3- Türkiye “aynen Kıbrıs politikasında olduğu gibi Kuzey Irak politikasında da” zaaf gösteriyor ve konu hakkında ciddi bir girişim henüz yok.
    4- Türk Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada “Gelişmeleri kaygıyla izliyoruz” cümlesini kullanıyor ve Türkiye olaya “tabiri caiz” ise “seyirci” kalıyor.
    5- Bu açıklama Türkmenler arasında “derin bir hayal kırıklığı” yaratmış durumda ve “Türkiye’nin derin bir pazarlık sonucu, açıklamasa bile Kuzey Irak politikasından vazgeçtiğini” düşünüyorlar.
    6- Irak Parlamentosu’nun Türkmen milletvekillerinden Fevzi Ekrem Terzioğlu’nun açıklamaları oynanan oyunu net olarak ortaya koyuyor “...Bundan bir yıl önce tüm dünya kamuoyuna ve Birleşmiş Milletler’e, seslendik. Kapalı kapılar arkasında Kerkük’te büyük oyunlar oynanmaktadır ve milletimizi yok etmeye çalışıyorlar... Türk dünyasının harekete geçmesini istiyoruz... Türkiye’nin harekete geçmesini istiyoruz... Geçtiğimiz hafta Türkmen kuruluşlara yapılan saldırıları sonrasında Türkmenler’i korumak için getirilen bir asker taburun sorumlusu bile peşmergelerden seçilmişti...”
    Sonuç: Konuyu dağıtmamak için fazla uzatmayacağım. Durum gerçekten çok vahim... Barzani komutasında, uluslararası petrol şirketleri desteğinde makro bir plan uygulanıyor... Size bir soru sorarak bitireceğim siz bu yazıyı okurken, başıyla sonu arasında “Acaba kaç Türkmen” öldürdüler... İlgilenmiyorsanız iyi uykular... Siz de uyuyanlara katılın haydi gecikmeyin!


    Vatan
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  4. #4
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Vatandaşın parasıyla “sistem” kavgası...

    Bugün Türkiye’de hepimiz, bilerek veya bilmeyerek bir “taraf” olmuşuz ve “kapışıp” duruyoruz. Arada birileri “duruyor, düşünüyor”, uzlaşalım diyor ama iki gün sonar onlar da “kapışmanın” tarafı oluveriyor...
    Bugün “bizler-onlar” hepimiz, ne yapıyoruz?
    Tek cümle ile özetleyebilirim dünya büyük bir ekonomik krizin eşiğindeyken ve en önemlisi dünya son 150 yılın en büyük ekonomik genleşmesini 2003-2007 arasında yaşadığı dönemde Türkiye sadece Cumhuriyet’in birikimlerini satıp “zaman öldürürken” başta iktidar olmak üzere “tarafların” yaptığı tek birşey var dünyadaki gelişmelerin sağladığı avansı ülke yararına kullanmak yerine kendi ideolojisi uğruna sadece “sistemle” dalaşmak...
    Daha açıkçası kendi yaratmadığımız “olumlu” dalga üstünde “sörf” yaparak, yine kendi kurmadığımız sistemle, yerleşik düzenle taraf veya karşı olarak “dalaşmak” ve bunu sanki “kendi ideolojisi uğruna değil de vatandaş adına yapıyormuş” gibi pazarlamak! Evet, kimse kızmasın, yapılanın tam tarifi bu! Hepimiz bu dinamiğin “parçalarıyız”! İşte enflasyon verileri, işte makro göstergeler, işte 2001-2007 arasında “geldiğimiz” nokta!
    Ve işin en acı, en kötü tarafı “Dünya neler yaşadı, nerelere geldi?” demek yerine 80 yılın yarattığı katma değeri satıp, özelleştirmede “rekor” kırdık diyenler, ortaya çıkan geçici rahatlığı “ülke yararına” değil, kendi ideolojileri uğruna sistemle dalaşmak için “kullandıklarını” kabul etmekten çok uzaklar... Yaptıklarının ülkeyi bitirdiğinin farkında bile değiller... Ülkenin derdine bakın kimse çekini ödemiyor, esnaf kan ağlıyor, ülkemin bankaları 6 ayda 60 milyar dolara yakın değer kaybetmiş, dış ticaret açığında, cari açıkta rekor var, Kuzey Irak’ta-Kıbrıs’ta “kapının önüne konmak” üzereyiz hepimiz “kavga” derdindeyiz... Sevgili dostlar, dünya 2001-2007 Kasım arasında son 150 yıldır görmediği bir büyüme yakaladı. Her ülke, her “ekonomi” bundan nasibini aldı. En azından “eksiklerini” kapama adına yapısal düzenlemeler yaptılar...
    Biz ne yaptık? Bırakın “avansı” kullanıp, eksiklerimizi “kökünden çözmeyi”, bu rahatlık içinde bir de “birikimleri satarak” ve daha da borçlanarak “bu dinamiği” üzerinde rahatça kutuplaşacağımız bir zemin yaratmak için kullandık... Geldiğimiz nokta çok açık ve net deniz bitti ve şimdi “bu ülkenin vatandaşları bu oyunun hesabını çok acı bir şekilde vermeye hazırlanıyor”! İşte dünyanın en yüksek faizini ödeyen, “benim diyen” ülkeler içinde en yüksek enflasyonuna sahip olan ve makro verileri “son 5 yılda en hızlı bozulan” Türkiye!
    Sonuç: Bu kavgada “ana tercih” siyasi otorite tarafından yapıldı, bazen aşırı yerleşiklere karşı bir kavga da gerekiyordu, ama işin dozu kaçtı Türkiye “taraflara” bölündü... Bu bir “uzlaşma çağrısı” olduğu için “kimseyi suçlamadan” hepimizi içine alacak şekilde yazıyı kaleme aldım. Gerçekten uzlaşmak ve “kamplaşmayı” terse döndürmek zorundayız... Hepimiz “suçluyuz” diyelim, kimseyi “etiketlemeden” yarın sabahtan itibaren “bu ülke için yeniden” yaşamaya başlayalım... Yarın geriye kalan “hayatımızın” ilk günü, bunu “Türkiye’ye ayıralım” ...
    Not: Hayatımda hiçbir zaman “kavgadan” kaçmadım, gerektiğinde en ağır eleştirileri “nasıl yazabildin?” soruları eşliğinde yazdım. Bu çağrım “bir geri adım” değil, gittiğimiz yoldan-kamplaşmadan ülkem adına gerçekten korkuyorum ve bizi bu yola iten “dış mihrakların” nasıl ellerini ovuşturduklarını görüyorum. Bu ülkeyi seven “herkes” için “etiketler-önyargılardan” kurtulmuş olarak “en azından bir el sıkışma zamanı”...


    Vatan

    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  5. #5
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Ergenekon’dan 12 yıl önce “imdat” mektubu...

    Aşağıdaki mektup çok ilginç... Dönemin Cumhurbaşkanı, “bir parti liderinin” anlattıkları karşısında dehşete düşüyor ve dönemin başbakanına “Neler oluyor, bunlar nedir, tedbir alalım” tadında bir mektup yazıyor...
    İşte o mektuptan bazı bölümler
    “...12 Kasım 1996 tarihinde ziyaretime gelen ana muhalafet partisi Genel Başkanı Sayın Mesut Yılmaz bana özetle aşağıdaki hususları intikal ettirmiştir: “...Aldığımız duyumlara göre bu dairenin bazı elemanları “uyuşturucu, kumarhane, haraç ve adam öldürülmesi” gibi işlere karışmaktadır.
    Son olay bunun vehim olmadığını, hatta sanıldığından da kötü olduğunu göstermiştir.
    Ömer Lütfü Topal’ı öldürenlerin iftiraları fevkalâde enteresandır.
    Bu kişiler suçu itiraf ettikleri halde Ankara’ya celbedilmişler, halen serbest gezmektedirler.
    İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde her türlü döküman hazırdır.
    Aşiret reisi, devleti kullanmaktadır...
    Suça karışan asgari 100-120 kişi vardır.
    Bunlar, devlet emrinde çalışan katillerdir.
    Bu işin devlet çapında soruşturulması lazımdır.
    Buna seyirci kalınırsa, demokrasinin işleyebileceğinden şüphe ederim.
    Bunların meydana çıkarılması halinde devletin zarar göreceğinden de endişe ederim.
    Normal devlet mekanizmasına güvenim yoktur.
    Devlet Denetleme Kurulu böyle bir şeyi üstlenebilir.
    Bu sözlerin üzerine ben kendisine ‘Devlet Denetleme Kurulu’nun bu çeşit iddiaları araştıracak bir yapıya ve kadroya sahip olmadığını, bunları hükümete intikal ettireceğimi, bir ülkede birden fazla hükümet varmış gibi bir durum olmaması icap ettiğini, benim devlet anlayışımın gereğinin bu olduğunu, -varsa- birtakım kötülüklerin ortaya çıkması gerekeceğini bunun, devlete zarar vermeyeceğini, aksine devleti güçlendireceğini’ söyledim... Ana muhalefet partisi Genel Başkanı tarafından ortaya atılan bu iddiaların çok ciddî olduğu kanâatindeyim... Bunların tetkik ve tahkik ettirilerek gereğinin ifasını rica ederim...
    Sevgili dostlar, Türkiye bugün “derin yapılanmaları” konuşuyor. Ama lütfen dikkat edin 12 yıl önce zamanın Cumhurbaşkanı, ana muhalefet partisi lideri Yılmaz’ın sözleri ile bu mektubu Erbakan’a yazıyor...
    Burada soruyor ve bırakıyorum peki 12 yıldır Türkiye’de neden “doğru dürüst” bir soruşturma olmuyor, neden elle tutulur bir sonuç elde edilemiyor!
    Sonuç: Susurluk’ta olanları aydınlatmadan “yeni bir Türkiye” kuruyoruz iddiası ile başlayan her “atak” eksik kalır...


    Vatan

    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  6. #6
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart “1 dolar, 1 YTL” tezinin ilk sahibi olarak diyorum ki...

    Son birkaç gündür bakıyorum 1 dolar, 1 YTL tezini ortaya attığım zaman bana karşı çıkanlar, şimdi “teze” sahip çıkmışlar. Gazetelerin internet arşivleri sağ olsunlar, kimin ne dediği belli!

    Herneyse bu başlığı 16 Temmuz 2007 tarihinde bu köşenin “ilk yazısı” olarak sizlerle paylaşmış ve “1.30’ların altında kalınamaz” dendiği bir ortamda “dolar kurunun 1.1 seviyesini görebileceğini” net olarak sizlere aktarmıştım.

    Peki bugün ne diyorum?

    Sevgili dostlar, son günlerde okuduğum “Dolar 1 YTL’nin bile altına gider” açıklamalarına “Zamanında dolar 1.1 YTL olur” diyen kişi olarak şimdi “karşı çıkıyorum” ve “dünya genelinde küresel bozulmanın öne çıktığı bir yapı” içinde “bunun bilerek” ve “belli bir amaç uğruna” pompalandığının “altını çizmek” istiyorum.

    Nedenlerine geleceğim ama ilk etapta “o günkü yazıma dönmek” ve bazı noktaların altını çizdikten sonra senteze varmak istiyorum.

    Temmuz 2007’de ne paylaşmıştık?

    ...Küresel likidite daha da azarsa, euro/dolar paritesi 1.40’ı geçerse, seçim sonuçlarından büyük bir sürpriz çıkmazsa ve petrol fiyatı artmaya devam ederse, dolar için 1.1 ve hatta 1 YTL bölgelerini sorgulayabiliriz... Detaylara gelince

    1- Türkiye’de değerlenen YTL “kendimize özgü” gerçeklerimizden kaynaklanmıyor. 2001 sonrası ortaya çıkan “yüksek petrol fiyatı” ve ürettiği “likidite” ile birlikte dünya üzerinde “marjinal bir para akışı” oluşuyor.

    2- Makro gerçeklerin bozuk olmasından yola çıkarak “finansal sonuçları” değerlendirerek “Kur neden patlamıyor?” diyenler son 5 yıldır sonuç alamıyorlar. Yukarıda tarif ettiğim dünya sistemindeki 2001 sonrası başlayan “siyasal anomali” bitmediği sürece de “gerçekler” ile “sonuçlar” ayrışmaya devam edecekler. Aynı mantık euro-dolar ve petrol için de geçerli. Arkasında bir paraya güç katan “ordu, tek devlet, tek merkez bankası” gibi unsurları olmayan birleşemeyen Avrupa’nın “euro”su neden 1.40’a koşuyor? Petrol neden 100 dolar yoluna girdi?

    3- En önemli soru: 1.25’in aşağı geçilmesi için ne olması gerekir? Dünya genelince 2003 sonrası ortaya çıkan denklem devam eder, petrol fiyatları girdiği yeni yolda 100 dolara doğru ilerler, euro-dolar 1.40 direncini aşar, küresel likidite “azarsa” Türk finans piyasalarında “marjinal fayda” sağlayacak seçim sonuçlarının oluştuğu bir ortamda 1.25 altında 1.1 ve 1 bölgelerini sorgulayabiliriz... Sevgili dostlar, 2007 Temmuz’da paylaştıklarımızdan bir özeti paylaştıktan sonra gelelim bugüne...

    Yukarıdaki tez ile “şimdi savunduğum” 1.1-1.18 artık dip tezi arasında fark var mı?

    Hatırlarsanız 2007 Kasım ayında “yüksek petrol fiyatının dünya piyasalarına marjinal fayda sağladığı yapının bittiğini” yine tez olarak paylaşmış ve “petrol fiyatı yüksek kalsa dahi piyasalara olumlu etkisi olmayacak” noktasının altını çizmiştim...

    Bu tezleri biraraya koyunca ve “yukarıdaki detayları” analiz edince sonuç çok açık sistem bozulmasaydı ve 2007 Kasım ayında oluşan petrol fiyatının piyasalara yarar sağlama durumu devam etseydi, dolar kurunda “düşüş trendini” sorgulayabilirdik...

    Bu olmadığı için ve özellikle “son 5 yıldır genleşen yapı, yataylaşma-büzüşme sürecine” girdiği için “içeride de dolar kurunda hayale varan düşüşleri sorgulamak” doğru değil...

    Sonuç: 2001 sonrası ortaya çıkan yapıda özellikle 2003 sonrasında, “yüksek petrol fiyatına dayanan ve sistemin genleşmesini sağlayan dinamik”, 2007 Kasım ayında “sona erdi”. Şimdi dünya piyasalarında “büzüşme-çöküş” dönemi başladı ve FED kararları ile yapı “olumlu” tutulmaya çalışılıyor. Böyle bir yapı içinde “kısa vadede 1 YTL’nin altını değil”, dip olarak “1.1-1.8 bölgesini” sorgulamalıyız... 1.1 YTL bana göre kısa vadeli dip...

    Son söz: Dolar 1 YTL altına düşer “havasının yayılmasının” altında bana göre “Türk halkına uzun süredir taşıtılan dolarları sattırma” arzusu var. Unutmayın sıcak para ne kadar düşük seviyeden sattığı doları geri alırsa, kârı o kadar artar!


    Vatan

    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  7. #7
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Mesut Yılmaz “hangi örgütü” işaret ediyor?

    Size geçtiğim günlerde, Cumhurbaşkanı Demirel’in, Başbakan Erbakan’a yazdığı mektubu aktarmış ve devlet içindeki oluşumdan “Haberdar mısınız” uyarısının da altını çizmiştim.

    Demirel’e elindeki bilgileri aktaran isim Mesut Yılmaz’dı...

    Bugün aynı “ilginç” diyaloglara bir yenisini ekleyeceğim.

    Tarih: 1996

    Yer: Anavatan Partisi Binası

    Konuşan: Mesut Yılmaz

    Dinleyenler: Anavatan Partisi Başkanlık Divanı Üyeleri

    Peki ne diyor Yılmaz?

    Aynen aktarıyorum

    “...Devlet 8 yıl önce MİT’e alternatif emniyet içinde bir oluşum yarattı... Ama bunlar son bir yılda siyasilere hizmet etmeye başladı...Hükümet olayı örtmesin diye ben elimdeki belgeleri muhafaza ediyorum... Bunlar çok büyük örgüt ama ben korkmuyorum...”

    Bu noktada “konuyu dağıtmamak” için, uzatmadan soruyorum Mesut Yılmaz’ın “Bunlar çok büyük” diyerek altını çizdiği “örgütün” adı ne?

    Sonuç: Acaba “gerçek bir” gerçeği arama için “biraz daha mı” geriye, başka isimlere mi gitmek gerekiyor? Mesut Bey, bildiklerini “paylaşmak” için ne bekliyor!

    Son söz: Yoruma gerek var mı?


    Vatan

    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  8. #8
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Kendinize itiraf edebiliyor musunuz?

    Neyi? Türkiye’de “rejimi hâlâ silahla” koruduğumuzu...
    Rejimin bekçisi olarak “hâlâ silahlı kuvvetleri”ni gördüğümüzü...
    Bilincimizin bilinçaltımızdan gelen “vatandaş değil, ümmetin parçası olma” veya “vatandaş yerine padişahın kulu olma” dürtülerimizi hâlâ yenemediğini...
    Sevgili dostlar, bu detaylar uzayıp giderken, bir başka “cesur” tespit yapmakta ve sorgulamamızı bu dinamik üzerine kurmakta yarar var: Bugün Türkiye Cumhuriyeti’ni ’bilinç ve güç’anlamında koruyabilecek, örgütlenmiş tek kurum “maalesef” hâlâ TSK...
    “Maalesef” diyorum çünkü keşke “TSK’nın yerini çoktan sivil toplumsal güç” alsaydı... Keşke konuşmalarımızda “halk izin vermez” diyebilseydik...
    Sevgili dostlar, bunu yazdığım için bana kızanlar, “asker sempatizanı” olarak nitelendirenler olabilir...
    Hiç kızmayın, kızmak yerine “2007 yılında Cumhuriyet’i neden hâlâ silahla koruma ihtiyacı duyuyoruz” sorusuna cevap arayın. Neden hâlâ bu ülkede “karşı akımlar ve bunlara müdahalede askerden medet umanlar var” dinamiğini araştırın...
    Peki Türkiye’de gerçekten irtica tehlikesi var mı? Dürüst olmak gerekirse “irtica”, Cumhuriyet için hâlâ en etkili tehlike ve büyüklüğü örgütlenme yapısından değil, “bilinçaltımızda yatan dinamiklerden” kaynaklanıyor...
    Nedenine gelince...
    Türkiye Cumhuriyeti’nde, geçen 80 yılda yaşanan değişime rağmen hâlâ irtica tehlikesinden bahsediliyor. Bunun sebeplerini sorgularken, Türk devrimini yeniden tarif etmekte yarar var. Türk devrimi iki ana etaptan oluşuyor. Birinci etap, “fiziki işgale karşı verilen silahlı mücadele.” İkinci etap, “emperyalist güçlere ve kendi bilinçaltımıza karşı verilen fikir mücadelesi...”
    Peki biz hangisinde başarısız olduk? İkinci etapta maalesef tam anlamıyla başarılı olamadık. IMF ve Dünya Bankası, uluslararası spekülatörlerin eşliğinde ekonomiyi çalkalayarak, siyasi tabloyu değiştirebiliyorsa, dış siyasetimize “iç kırılganlığımızın gölgesi” düşüyorsa, Türk vatandaşlarının bir bölümü hâlâ “TC vatandaşı olmak” yerine “halifenin veya padişahın kulları” olmaya özeniyorsa söylenecek tek şey, yeniden düşünmemiz gereken cidi bir durum olduğudur...
    Sonuç: İrticayı sadece bir kurumda veya örgütte aramak yetmez. İrtica, bir türlü dönüştüremediğimiz bireysel ve özellikle kolektif bilinçaltımızda gizli... Vatandaşlarımızın bilinçaltını temizlediğimiz gün, bana gelen o soruya cevap verebilir ve gönül rahatlığıyla Türkiye’de rejimin bekçisi vatandaşlık bilincidir diyebilirim...


    Vatan

    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  9. #9
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Bir daha seyrettim.. Bir daha yazacağım...

    Uykunun en derini hangi saatte gelir biliyor musunuz? Veya hangi uyku en derindir.. Yorulmayın, arz edeyim, gaflet içinde uyunan uyku...
    Neyse! Uykudan bahsetmişken, “insanların uyutulduğu” bir filmden bazı örneklemeler yapmak istiyorum... Adı : Ada... 2005 yılında gösterime girdi ve daha sonra bazı televizyon kanallarında da yer aldı... Filmin özeti şöyle: Yedek organ sağlamak amacıyla insanlar klonlanıp, kendilerine genetik olarak yüzde 95’in üstünde uyan, ikincil bir yapı oluşturuluyor. Ortaya çıkan klonlar, bilinçlerinde ve bilinçaltlarında yapılan manipülasyonlarla, “nükleer bir kirlenme sonucu kurtulanların ortak bir sığınakta yaşadıkları fikri”yle programlanıp, temiz kalan adaya gitme beklentisi içinde “birarada” barındırılıyorlar... Kendilerini “esas” sanan “klonlar”, nasıl bir oyun içinde olduklarını fark edemeden, “adaya seçilecekleri” günü bekliyorlar. Ada fikriyle “motive” edilip aslında “neye hizmet ettiklerini” asla anlayamıyorlar. En acı ayrıntı da başkalarının “amaçları” uğruna “araç” olduklarının farkına asla ama asla varamadan yaşıyorlar.
    Bu filmi seyrederken aklıma küreselleşmenin komik beklentilerle “klonlaştırdığı” ülkelerin insanları geldi. Daha açıkçası “Türkiyem’in insanları yani bizler ve Türkiye’nin son dönemde geçirdiği değişim...” Pazarlanan sahte AB dinamiği adı altında serbest dolaşımın dahi olmadığı-tartışılmadığı, Gümrük Birliği’nde rekabet eden firmaların bile mal pazarlamak için vize alamadığı, ülkelerindeki en güzel sahiller yabancı tatil köylerine verilerek gelirleriyle halkın kalamadığı asla kalamayacakları lüks oteller yapılan, bankacılık sistemi yabancılaşan, devlete olan borçları dahi yabancı tekellere satılan, Telekom’u, Ereğli’si, Tüpraş’ı, Telsim’i, Turkcell’i, TV’leri, TEKEL’i, limanları, uluslararası sermayeye transfer edilen, ülkesinden petrol boru hatları geçip sadece yıllık 30 milyon dolar gibi komik kiralar ile avunup elindekinin değerini bilmesi engellenen, belki de çok daha fazlasını elde eden ve/veya etme şansına sahip ülkesinde 200-300 milyar dolar GSMH masalıyla uyuyan, kısacası “klonlaşan” kendi topraklarında kiracı konumuna düşerek “beklentiler ile motive” edilen Türk halkı... Ve en kötüsü kendisine anlatılan Avrupa, IMF, özelleştirme gibi hikayelerle “kandırılan” ve “ADA’ya seçilip refaha, huzura kavuşacağını düşünen Türk halkı...”
    Sonuç: Konuyu hiç uzatmayacağım. Bugün yaşadıklarımızın neredeyse tamamı “o zavallı klonların hayal ettikleri daha doğrusu kendilerine hayal ettirilen Ada’ya varacakları” günü beklemeleri kadar gerçek. Tartıştığımız konular, türban ve her türlü politik tartışma dahil, arkada işleyen “çarkları” örtmek için “alevlendirilen” suni gündemler... Arkada “işleyen” mekanizma çok açık ADA hayaliyle “gelişmek” için “çabalayan” bir ülke, her türlü ekonomik dinamiği ele geçirilen, insanları “kendi topraklarında” sadece “çalışan” konumuna düşen yani “klon” olup “yeni sahiplerine” hizmet eder hale gelen bir yapı...
    Son söz: Bugün Türkiye toprakları üzerinde “yaşayan bizler” sıcak para ve faiz geliri olarak “bizi klonlayanlara” yaptığımız onca abuk subuk tartışma arasında fark edemeden yılda 100 milyar dolar üstünde kaynak aktarıyoruz. Önümüzdeki yıllarda, satılan “banka-şirket-TEKEL-tersane-altyapı” gibi dinamiklerimizden dolayı, “inanılmaz boyutlarda oluşacak” kâr transferlerini de yukarıdaki rakama ekleyin, sonuç çok net: Kendi toprakları üstünde “bir şirketmişçesine” işçi konumunda çalışan bir halk ve tek kurşun dahi atmadan “ekonomik olarak” işgal edilen bir toprak...
    Not 1: Diyeceksiniz ki “Ekonomik olarak böyle oldu ama siyasi olarak bağımsızız!” Şaka mı yapıyorsunuz ekonomiyi kim kontrol ediyorsa, artık siyasi tercihlerinizi de onlar kontrol ediyor...
    Not 2: Filmi bir daha izlersem, bir daha yazacağım... Hatırlıyor musunuz uykunun en derini hangisiydi!


    Vatan

    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  10. #10
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Rusya “geliyor” dedik ama dinletemedik...

    Bu köşe çok sık okudunuz Rusya’da neler oluyor? Dünya düzeni, tez-antitez döngüsü nasıl değişiyor?

    Hatta yazmakla yetinmedim, gittim Putin’in sağ kolu ile bir TV röportajı da yaparak sizlere aktardım.

    Görüşüm çok net ve açıktı Rusya çok hızlı geliyor, denge değişiyor! Biz bu denge değişimine hazır mıyız? Neler yapabiliriz?

    O günlerde “özellikle büyük stratejistler” beni “hayalcilikle” suçlayıp karşılaştığımızda yüzüme aynen şöyle dediler “Rusya’yı çok ciddiye alıyorsun, biraz petrol parası gördü böyle oldu, toptan bir ayağa kalkış mümkün değil!” Ne oldu!

    Sevgili dostlar, olan çok açık, basit ve net yeni bir dünya düzeni ve yeni güç merkezleri ortaya çıkıyor...

    2001’deki terör saldırısı sonrası değişen tez-antitez-sentez döngüsünde yani “diyalektik” içinde senteze doğru kayıyoruz ve “Amerika-Ortadoğu kaynaklı İslami terör” kurulumu yerini Amerika karşısında Rusya merkezli Rusya-Hindistan-Çin-İran döngüsüne bırakıyor...

    Bu yapıya doğru kayarken son basamak ABD’nin İran saldırısı. Daha açık ifadesiyle 1945 sonrası ortaya çıkan Amerika-Rusya diyalektiği, 1989 ile yerini ilk etapta “tek başına süper güç Amerika” tezine bıraktıktan ve sonra Amerika-Ortadoğu diyalektiğine döndükten sonra başlangıç noktasına doğru yeniden evrim geçiriyor ve ortaya yeni bir süper güçler “kapışması” çıkıyor. En ilginç noktada bu kapışmada Avrupa Birliği diye bir aktör yok ve asla olmayacak.

    Bu noktada “bu köşede” Rusya ile ilgili yazdığım yazının bir bölümünü aktararak bitirmek istiyorum “...Rusya’da neler olduğuna dikkat ediyor musunuz? 1999-2008 arasında petrolün 100 dolar sınırı aştığı dönemde değişen “Rus makro ekonomik” göstergelerini izliyor musunuz? İran’a saldırı potansiyeli ile 200 dolar sınırına dayanacak bir petrol fiyatı ile Rusya’da “neler olabileceğini” tahmin ediyor musunuz? Putin’in attığı imza ile “Rusya’yı küresel kan emicilere” kapatmasına ve dün yeni devlet başkanının “Rusya, İsviçre olacak” tezine dikkat ediyor musunuz? Peki Avrupa Birliği denilen yapının ekonomik çöküşün arifesinde olduğunu “görebiliyor musunuz?” Yazdıklarımın “hepsine” sonuna kadar inanıyorum ve 1945-1989-2001 gibi, dünyanın yeni bir “eksen kaymasının” hemen öncesinde olduğunu düşünüyorum. Düşünüyorum ama “kafasını kuma gömen” ülkemde, “Avrupa Birliği yalanından” başka bir şeyi tartışmak mümkün olmadığı için, bu gerçekleri kamuoyuna anlatmam çok zor...”

    Son söz: Gürcistan Devlet Başkanı’na “akıl verip”, sonrasında Putin telefonarına çıkmadı diye apar topar Rusya’ya koşanlar şunu çok iyi anlamalılar düzen çok derinden ve sert değişiyor, şakası olmaz ve günlük siyasi “akılla kavranamaz”! Değişimi doğru görür ve doğru oynarsak, yaşananlar ve yaşanacaklar Türkiye için “büyük fırsat”!


    Vatan

    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




Konu Bilgisi

Uye Bu Konuya Bakiyor

Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)

Benzer Konular

  1. Bekir COŞKUN Köşe Yazıları
    By KaCaK in forum HaberLer
    Cevaplar: 48
    Son Mesaj: 25.10.09, 01:55
  2. Yaşar Nuri ÖZTÜRK Köşe Yazıları
    By KaCaK in forum HaberLer
    Cevaplar: 64
    Son Mesaj: 29.08.09, 06:37
  3. Köşe Bebek Yataklari
    By n@r_cicegi in forum Ev & Dekorasyon
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 09.04.08, 07:41
  4. El Yapımı Köşe Yastıkları
    By Fidem in forum HobiLer
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 01.04.08, 18:09
  5. Bulut
    By aLiCaN in forum Genel Coğrafya
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07.03.08, 23:15

Eklenmis Olan Tag'lar

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Yeni Konu Acamazsin
  • Konuya Cevap Yazamazsin
  • Konuya Eklenti Ekleyemezsin
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO
Hacks por vBsoporte - vBulletin en Español
aLeMiM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351