Yurtdışında “sistem tüm bileşenleri” ile çökerken, orta ve uzun vadede içeriye etkileri “göremeyenler” ve özellikle önlem alması gereken siyasi otorite, “sakin bir şekilde” bekliyor!

Beklemeye “ve gündemi suni şekilde değiştirmeye” devam etsinler!

Peki hiç düşündünüz mü 57. Hükümet’i bitiren dinamik neydi? 13 ay gibi kısa bir sürede koskoca 3 parti nasıl eridi gitti?

Veya şunu sorguladınız mı 2000 Ocak ayında yani sıcak para tam zirvedeyken “dalgalı kur sistemine geçilebilseydi” ne gibi farklar ortaya çıkabilirdi? 57. Hükümet bu kararı alabilseydi, neler olurdu?

“Hükümetler altında kalır” dediğimiz resmi detaylandıralım:

Hatırlamaya çalışın ve lütfen 1999’un sonundan itibaren hareketlenmeye başlayan İMKB grafiğini, 2001 Şubat dönemine yani “anayasa atıldı krizine” kadar “Merkez Bankası” kontrolünde “üstüne basılan” dolar kurunu üstü üste koyun!

Hatırlayamayanlar için ise ben detaylandırayım

1- 1999 yılının sonundan itibaren “yeni hükümet”, “Avrupa Birliği senaryosu”, “IMF ile yeni anlaşma” gibi başlıkları algılamaya başlayan piyasa, 10,000 puan altından başladığı hareketi, 2000 yılı 17 Ocak sabahına kadar devam ettiriyor. 2000 yılı Ocak ayında ulaşılan zirve TL bazında 20,700.

2- Bu hareket olurken yani dolar bazında 0,42-0,66 cent tabanından başlayan dinamik, 3,7 cent zirvesine gidip yeniden 2001 Şubat’ına kadar “1 cent” altına inerken Merkez Bankası baskısı altında kur, “kontrollü” şekilde yoluna devam ediyor.

Daha açıkçası kur, 2000 Ocak tarihinden yani zirveden itibaren 2001 Şubat dibine gidene kadar Merkez Bankası “kura basmaya” devam ediyor.

3- Ocak 2000 tarihinde 15 milyar dolar üzerinde olan yabancı takası 4 milyar dolar altına düşüyor.

4- 2000 Ocak-2001 Şubat döneminde Türkiye 10 milyar dolar üzerinde cari açık veriyor ve “Türkiye’den sıcak paranın çıktığı” veya “kârını realize ettiği” dönemde anlaşma yaptığımız IMF’den veya Dünya Bankası’ndan en küçük bir “kuru serbest bırakın” talebi gelmiyor.

5- Bu süre içinde “sıcak para kârını” dolar kurunu patlamadan, realize edip Türkiye’yi terk ederken, Dünya Bankası görevlisi Kemal Derviş ve IMF Başkan Yardımcısı Fischer Türkiye’ye geliyorlar ama “hala içeride düşük kur ile çıkmak isteyen yabancı parası olduğu” için kur ile ilgili en küçük bir uyarı yapmıyorlar...

Bu tespitler sonrası soralım 2000 Ocak ayında yani İMKB 3,7 cent zirvesinde ve yabancı bono takası tam “tepedeyken” kur, Merkez Bankası tarafından baskı altında tutulup, yabancı çıkışına servis edilmek yerine serbest bırakılsaydı, ne olurdu?

Cevap çok açık Türkiye 2001 döngüsüne girmez, serbest bırakılınca “talep sonucu yükselen” kur, yabancıların kârını “yok eder” ve Türkiye’den büyük çıkışlar önlenirdi...

Yükselen kur süratle cari açığı “normal sınırlar” içine çeker ve “sallanan ama devrilmeyen” bir yapıda yolumuza devam ederdik\’85

Bu dediklerim olduğunda “kaybeden” Türk halkı değil “düşük kurdan” dolara dönme garantisini kaybeden yabancı para sahipleri olurdu...

Sonuç : 57. Hükümet “gerektiğinde müdahale edemediği” bir dinamik içinde boğuldu gitti! Şimdi dünya “kaynaklı” çok daha tehlikeli gelişmeler var ve malesef “siyasi otorite” neler olabileceğinin farkında değil! Umarım “gerektiğinde” ateşi maşayla tutmayı becerebilecekler!

Vatan