Sayfa 3 Toplam 4 Sayfadan BirinciBirinci 1234 SonuncuSonuncu
21 den 30´e kadar. Toplam 31 Sayfa bulundu

Konu: Yiğit BULUT Köşe Yazıları

  1. #21
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart “Deniz bitti” hala farkında değiliz!

    Son bir haftadır birçok mesaj alıyorum, soru hep aynı piyasalarda neler oluyor?

    Olan biten çok açık dünya ekonomileri “kendi gerçeklerine” dönerken ve daha da önemlisi dünya büyük bir ekonomik krizin hâlâ eşiğindeyken, dünyadaki gelişmelerin sağladığı avansı ülke yararına kullanamayan Türk ekonomisi, “kendi gerçeklerinin” gereğine doğru çekiliyor!

    İşin daha acı ve çok tartışılması gereken bir tarafı daha var bence ne olup bittiğinin farkında değiliz ve “önlem alması gerekenler” adım atmak yerine kendi ideolojisi uğruna sadece “sistemle” dalaşmayı tercih ediyorlar!

    Daha net yaz derseniz, gündeme hakim olan davranış çok açık kendi yaratmadığımız “olumlu” dalga üstünde bugüne kadar “sörf” yaparak, yine kendi kurmadığımız sistemle, yerleşik düzenle taraf veya karşı olarak “dalaşmak” ve bunu sanki “kendi ideolojisi uğruna değil de vatandaş adına yapıyormuş” gibi pazarlamak!

    Evet, kimse kızmasın, yapılanın tam tarifi bu! Hepimiz bu dinamiğin “parçalarıyız”! İşte enflasyon verileri, işte makro göstergeler, işte 2001-2007 arasında “geldiğimiz” nokta! Ve çok dikkat edelim bundan sonra yaşayabileceklerimiz!

    Sevgili dostlar, dost acı söyler ama “doğru bildiğimi” söylemek zorundayım sorumlu olup önlem alması gerekenlerde ekonomik gündemi “saptırmaktan” başka “olabileceklere dair” ciddi bir teşhis ve önlem göremiyorum... Ve malesef işin diğer bir kötü tarafı “Dünya neler yaşadı, nerelere geldi, neler olabilir?” demek yerine 80 yılın yarattığı katma değeri satıp, özelleştirmede “rekor” kırdık diyenler, ortaya çıkan geçici rahatlığı “ülke yararına” değil, kendi ideolojileri uğruna sistemle dalaşmak için “kullandıklarını” kabul etmekten çok uzaklar... Yaptıklarının ülkeyi bitirdiğinin farkında bile değiller... Ülkenin derdine bakın kimse çekini ödemiyor, esnaf kan ağlıyor, ülkemin bankaları 6 ayda 60 milyar dolara yakın değer kaybetmiş, dış ticaret açığında, cari açıkta rekor var, Kuzey Irak’ta-Kıbrıs’ta “kapının önüne konmak” üzereyiz, hepimiz “kavga” derdindeyiz...

    Sonuç 1: Dünya 2001-2007 Kasım arasında son 150 yıldır görmediği bir büyüme yakaladı. Her ülke, her “ekonomi” bundan nasibini aldı. En azından “eksiklerini” kapama adına yapısal düzenlemeler yaptılar...

    Sonuç 2: Biz ne yaptık? Bırakın “avansı” kullanıp, eksiklerimizi “kökünden çözmeyi”, bu rahatlık içinde bir de “birikimleri satarak” ve daha da borçlanarak “bu dinamiği” üzerinde rahatça kutuplaşacağımız bir zemin yaratmak için kullandık... Geldiğimiz nokta çok açık ve net, deniz bitti ve şimdi “bu ülkenin vatandaşları bu oyunun hesabını çok acı bir şekilde vermeye hazırlanıyor”! İşte dünyanın en yüksek faizini ödeyen, “benim diyen” ülkeler içinde en yüksek enflasyonuna sahip olan ve makro verileri “son 5 yılda en hızlı bozulan” Türkiye!

    Sonuç 3: Bu kavgada “ana tercih” siyasi otorite tarafından yapıldı, bazen aşırı yerleşiklere karşı bir kavga da gerekiyordu, ama işin dozu kaçtı Türkiye “taraflara” bölündü...

    Son söz: Çok uzun süredir ilk defa “ekonomi” ile ilgili bir yazı yazıyorum. Kısa sürece bir felaket beklediğimi düşünmeyin ama bir gerçek var ve vurgu yapmam gerekli dünya “zor bir döneme” giriyor, bizde ise “ne olduğunu” algılayan bile yok! Yaklaşan “dinamiği” ülke adına daha ciddiye almamız gerekli!


    Vatan

    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  2. #22
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Başbakan’ın “provokasyon” açıklaması...

    Başbakan “suçluları” bulmak yerine “haberi yapanları” hedef gösteriyor. Bu aslında ilk de değil.

    Size birkaç ay önce gerekleşen bir TV programından ve “orada” yaptığı “provokasyon” açıklamasından bahsetmek daha doğrusu açıklamayı hatırlatmak istiyorum...

    Program bir pazar günüydü... “Çalık Grubu”na TMSF tarafından satılan, Başbakan’ın damadı ve abisinin yönettiği atv’de muhteşem bir program vardı. Üç gazeteci ve bir de, ne alaka ben anlamadım ama Galatasaray Üniversitesi’nden bir hanımefendi, Başbakan ile “çanak-çömlek” oynadılar... Bir zor sordular, bir üstüne gittiler inanamazsınız. Başbakan da açtı ağzını, yumdu gözünü. Arada da yukarıda bahsettiğim “flaş cümleyi patlattı ” ...bazı medya gurupları her türlü provokasyona hazırlanıyorlar, biz de bunların istihbaratını alıyoruz...

    Her neyse “isterdim ki”, istihbarat almadığı boş zamanlarında Başbakan, bizlerle de bir programa çıksın ve “çanakçıların” haricindeki gazetecilerin özellikle ben ve benim gibi düşünenlerin, Türkiye ekonomisine dair sorularına cevap versin...

    Dünyanın en yüksek faizi ile borçlanan, dünya piyasalarından kat be kat fazla bozulan, makro göstergeleri “faciaya” doğru giden ama yine de “mucize yaratan ekonomi modelimizi” bir açıklasın...

    Açıklasın, ikna etsin, rakamlarla bizi mat etsin, öpüvereyim “70 milyonun elinde” oracıkta elini...

    Ama nerede! Son 4 yıldır, kendine güvenen Bakanlara ve Başbakan’a çağrıda bulunuyorum yanınıza istediğiniz bürokratı, akademisyeni, kimi isterseniz alın, gelin birlikte şu ekonomiyi istediğiniz televizyonda “ucu açık bir yayında” tartışalım diyorum çıt yok!

    Her neyse gelelim başlığa...

    Sayın Başbakanımız aynı programda çok önemli bir cümle daha sarf etti “Türkiye’de başı açık olanların, istedikleri gibi yaşamak isteyenlerin de garantisi biziz, onların da garantisi AKP iktidarıdır...” Ne kadar “korkunç” bir cümle! Adama sormazlar mı sen kimsin de bana “garanti” oluyorsun! Yarın yargı, AKP’yi kapatma davası açar ve hatta yargılama sonucu kapatırsa başı açıkların garantisi “sona mı ermiş” olacak...

    Sevgili dostlar, fizikte çok sevdiğim bir cümle vardır “sürtünme ile enerji kaybeden bütün sistemler sönümlüdür”. Bunun siyasi ve sosyolojik tercümesi bütün iktidarlar geçicidir...

    Buradan yola çıkarak, “ömrü sınırlı” olması gereken bir iktidarın, Türkiye Cumhuriyeti ayakta kaldığı sürece “sınırsız” olarak verilmesi gereken bir “kefaleti” nasıl üstlendiğini de ayrıca tartışalım!

    Sonuç: Bütün iktidarlar geçicidir... Hükümetler gider, Türkiye Cumhuriyeti yerinde kalır... Su akar, dere yatağını aşındırır ama dere yerinde durur... AKP iktidarı da, başka hiçbir iktidar da “Türkiye Cumhuriyeti Devletinin” rolünü üstlenip vatandaşlarına “teminat” olamaz.

    Vatandaşların her konuda “teminatı” Devletin Anayasal Düzeni ve Anayasa’nın vatandaşa verdiği haklardır. Yukarıda Başbakan tarafından söylenen ve buraya taşıdığım cümle çok ama çok sakıncalı olup, bana göre “vatandaş” değil “kul” olmayı hayat tarzı edinenlerin “bakış açısından” edilmiş bir cümledir... Ne demek “başı açıkların teminatı da biziz”...

    Son söz: Başı açıkların teminatı Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Anayasal düzen ve Cumhuriyeti meydana getiren bütün dinamikler ile “Cumhuriyeti koruma ve kollama görevi verilen” sistem bileşenleridir... Bir vatandaş olarak “teminatım” iktidarlara kalmışsa, vay benim, vay sizlerin, vay hepimizin haline...

    Vatan

    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  3. #23
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Dünya “devletleştiriyor” biz habire “satıyoruz”...

    Amerika’da özellikle finans sektöründe “neler oluyor” dikkat ediyor musunuz? Hemen arz edeyim Amerikan “sigortacılık-bankacılık” dinamikleri hızla devletleşiyor. El konan son iki “kurum ile birlikte” neredeyse “10” kurum devletleşmiş durumda! Bir o kadarı da bu yılı çıkamadan devletin kontrolüne geçecek.

    Bu noktada soralım ne oldu “herşeyi satın” veya “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” dedikleri “büyük liberalizme”! Yoksa ömrünü dolduran “liberal” yapıya mı bir şeyler oluyor!

    Dünya “Amerika’dan” başlayıp hızla “devletleşirken” farklılaşan tezler ortaya atanlar da var. Ünlü düşünür Jacques Attali aynen şöyle diyor “...para kendisine zarar verecek her şeyin sonunu getirecektir, buna yavaş yavaş yok edeceği devletler hatta Amerika Birleşik Devletleri de dahildir... Dünyanın biricik yasası haline gelen piyasa ’hiper-imparatorluk’ diye adlandıracağım yeni bir döneme girmektedir”...

    İşte yeni bir kavram. Bir tarafta “süratle devletleşen” finansal sistem, diğer tarafta devletleri dahi yıkıp, yarattığı şirketleri kontrol etmeyi deneyen başka bir süreç... Devletleşen piyasa ve ortaya çıkması için zorlanan piyasa devleti...

    Peki nedir piyasa devleti? Liberal yapının “devletleşmeye” kaydığı bir noktada kendini aşırı “liberal yapıya” kaptıran Türkiye gibi ülkelere neler olabilir?

    “Piyasa devleti” kavramının çok yeni değil ilk versiyonların dünya ve özellikle Türkiye 1980 ve 1989 sonrası tanıdı. Türkiye’ye “benim memurum işini bilir” sloganıyla yansıyan “yeni imparator” piyasa, Amerika’da daha da açık ifadeler buldu...

    “Piyasa, sivil toplum, herkese eşit şans” gibi kavramlar havalarda uçuşurken “devlet” olduğunu sandığımız birçok “ülkede” inanılmaz skandallar ortaya çıktı. Güzel bir örnek mi istiyorsunuz Enron skandalı... Bush Ailesi’nin, Enron’un kurucuları ile ilgili söyledikleri cümleleri hatırlayın “Enerji piyasasının serbestleşmesine yaptıkları katkılardan dolayı onlara teşekkür borçluyuz”... İşte büyük “devlet” Amerika, işte “serbestleşme-piyasa” algılaması altında olanlar...

    Bizle alakası ne? Biz “devlet yapısı güçlü, anti-emperyalist bir süreçle kurulmuş bir ülke” değil miyiz?

    Geldiğimiz noktada “benim memurum işini bilir” kavramından daha mı ilerideyiz? Türkiye’de de süreç bütün dünya ile aynı anda başladı ve ivmelendi 1980 askeri darbesi ile “ulusal devletin”, piyasa devlerine dönüştürülme “süreci”, toplum yeterince “depolitize” edildikten sonra Turgut Özal ve ekibine ihale edildi...

    Kavramlar hızla yıpranırken, “para en yüce değerdir” anlayışı toplumun ana algılama damarı içine yerleşti. 1980-2001 arasında “kendi çapımızda” piyasa devleti ile mücadele ettik. 11 Eylül saldırısı sonrası ortaya çıkan “tez-antitez” ve özellikle 2003-2007 arasında dünya piyasalarında yaşananlar, mücadele etme şansımızı ve kapasitemizi neredeyse yok etti ulus devletin “bileşenleri” süratle “el değiştirdi, yok edildi” ve Türkiye “laik, üniter” bir devletten tam bir “piyasa devleti” haline getirildi... Örnek mi istiyorsunuz? Bir ülkede devletin ana yapısını “korumak ve kollamakla görevli” kurumlar bile “aman piyasa bozulur” korkusu altında görevini yapamaz hale gelmişse, her birim “piyasa sopasıyla korkar” hale gelmişse, orada artık tek bir hakim vardır “yeni imparator piyasa”!

    Sonuç: Türkiye kendini “aşırı liberal” bir dinamiğe kaptırdı ve “devlet bankaları dahil her şeyi satarım” havasında. Oysa dünya genelinde “liberal” yapı çöküyor ve ortaya zorunlu bir devletleştirme çıkıyor! Bu noktada “ne yaptığını” bilmeden “her hıyara, tuz alıp” koşanlar çok dikkatli olmalılar! Bizden söylemesi!

    Vatan
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  4. #24
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Isparta’daki “katliamı” bugün hatırlamalıyız!

    Bugün dünya için önemli bir gün. CERN laboratuarlarında “dünyanın nasıl oluştuğuna” ve sonrasına dair bütün bildiklerimizi değiştirebilecek bir deney yapılacak. Bu deneyde “Türkiye’den de çok önemli isimler” yer alacak. Ama bir o kadar önemli hatta Türkiye’de bu “işin başındaki” Engin Arık gibi isimler yer alamayacak. Sebebi de Isparta’da gerçekleşen uçak kazası. Birçok vatandaşımızla birlikte 6 bilim değerimize “mezar” olan uçak kazası...

    Sevgili dostlar, Türkiye’nin parçacık fiziğinde uzman 6 “ismi” Isparta’ya giderken düşen bir uçakta yaşamlarını noktaladı. Bu ekibin başında Prof. Dr. Engin Arık vardı ve Arık, bu önemli deneylere, geleceğin enerji kaynağı olarak kabul edilen toryum konusundaki bilgilerinden ve araştırmalarından dolayı çağrılmıştı... Arık’ın çok önemli bir özelliği vardı, yakınlarına her zaman şunu söylerdi: “Yeraltı ve yerüstü kaynakları ile stratejik konumu gereği Türkiye’yi asla bu coğrafyada rahat bırakmayacaklar...” Toryumla ilgili geliştirdiği proje ile Türkiye’nin büyük bir avantaj sağlayacağını ve “toryum” rezervlerimizin “iç-dış” borçlanma gereği dahil, birçok sorunumuza çare olacağını düşünüyordu...

    Sevgili dostlar, bugün, yani CERN’de deney yapıldığı şu saatlarde, Arık’ın anısına saygı göstermek ve “buradayız” demek amacıyla “uzun süredir” elektronik mühendisi dostlarımdan da aldığım yardımla “vardığım” detayları sizlere aktarmak istiyorum. Benim düşüncem sadece benim değil “konu hakkındaki birçok uzmanın” görüşü “uçağın düşüşü” çok ama çok şüpheli...

    Detaylara gelince...

    1. Uçağın enkazı hiç bir şekilde yanmamış. Halbuki dünyada gerçekleşmiş çok az uçak kazasında yangın çıkmaz. Oran son derece düşük. Ayrıca uçaklarda kullanılan son derece yanıcı özelliklere sahip. Burada varmak istediğim sonuç UÇAĞIN YAKITININ YETERLİ MİKTARDA OLUP OLMADIĞIDIR.

    2. Kaptan pilot uçak “in-bound” konumunda piste yaklaşırken normalden daha kısa sürecek bir rotaya sapmayı tercih etmiş. Bunun sonucunda da orada bulunan tepeye çarpmışlar. Hiç yangın çıkmaması ve pilot ekibinin ani bir kararla daha kestirme bir rota tercih etmesi Madde 1’de yer alan iddiayı arttırıyor.

    3. Ayrıca kaza sonrasında basına yansıyan ve delil teşkil edebilecek uçak parçalarının başka firmalara satılması, ne kapatılmaya çalışılıyor “sorusunu” doğuruyor.

    Sonuç: Madde 1’de yer alan durum doğru ise iki ihtimal mevcut olabilir:

    a. Ya pilotlar yakıt durumunu iyi tahmin edemedi ki bu çok mümkün görünmüyor.

    b. Şirket maliyeti gözönüne alarak ilave yakıt koydurmamış olabilir ki bu da çok mantıklı değil.

    c. Uçağa yakıt konmamıştır fakat göstergeler bunu pilota iletirdi. Yani bu da mümkün görünmüyor.

    d. Son olarak, uçağa elektronik anlamda bir “dış müdahalede” bulunuldu. Bu teknik olarak “bazı ülkelerin elindeki teknoloji” ile mümkün.

    Sevgili dostlar, Türkiye’de “toryum” konusunda “çağ açabilecek”, ekonominin bütün dinamiklerini değiştirebilecek bir “ekip” bir uçak kazasında tamamıyla yok oldu-yok edildi. Şimdi buradan “herkese kafa tutan” cesur başbakanıma bir ricada bulunuyorum bak ben bir “garip” vatandaş olarak korkmadan bu konunun üstüne gidiyorum, araştırıyorum, konu hakkında 3. Yazım. Şimdi sizden beklediğim elinizdeki “imkanları” seferber edin de “Türkiye’nin insan kaynaklarını” kimler, ne uğruna harcamaya çalışıyor hep birlikte öğrenelim...

    Son söz: Ekonomik alanda “tam bağımsız” bir Türkiye, BOP projesinde veya Avrupa Birliği gibi olmayan “sanal” dinamikler içinde kolaylıkla “manipüle” edilemez. Ne de Amerikan gemileri “eze eze boğazlardan” geçebilir! Kimler, Türkiye neden “böyle kalsın” istiyor, aslında anlamak çok zor değil!

    Vatan

    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  5. #25
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart ‘Biat medyasına’ müthiş katkımdır, arz ederim!

    Günlerdir “Deniz Feneri” skandalına “herşey Almanya’nın başının altından” çıkıyor şapkası geçirmeye çalışan “biat medyası”, bir türlü son vuruşu yapamıyor.

    Fehmi Koru bile dönüp dolasıp “Alman komplosu” diyor ama bir türlü “tam bir çıkış” bulamıyor...

    Sevgili “biat edenler”, üzülmeyin, bugün sizden yanayım ve “yaşanan arpayı götür” işine süper bir kılıf buldum.

    Bu arada “biat medyasının patronuna” da sesleniyorum bunları boşver, beni işe al! Bak ne kılıflar dikerim!

    Değerli dostlar, hatırlırsınız bu köşede “Ergenekon” hakkında ilginç bir kitap diyerek, Aydoğan Vatandaş’ın “kayıp kitap Barnabas” adlı romanından bahsetmiş ve oradan alıntılar yapmıştım.

    Şimdi aynı yazarın ikinci kitabı çıktı “Apokrifal”...

    Yazar, kaldığı yerden “Ergenekon” ile ilgili araştırmasına ve “kayıp kitap” konusuna devam ediyor. Özellikle Ergenekon ile bir Yunan Kilisesinin Türkiye’de “banka” alma ilişkisi bence “savcı tarafından” soruşturulmaya değer...

    Kitaptan ilginç notlar

    Bu noktadan itibaren bu kitaplardan bazı alıntılar yapmak istiyorum

    “...Baron, hem Türk hem de Alman vatandaşıydı. Osmanlı son zamanlarda Alman nüfuzu altındaydı ve bunun oluşmasında gizli bir örgütün çok büyük etkisi oldu. O dönemde özgürlükçü fikirleri destekleyen Bektaşi tarikatının da içine sızdılar. 1826’dan beri gizliliğe itildiği için masonlarla da oldukça yakındılar. Baron, hem Bektaşi, hem masondu. Son dönemde hem Osmanlı hem de Alman aristokrasisini esir alan gizli bir örgütün varlığı kesindir. Almanya’da Thule olarak bilinen bu örgütün Türkiye’deki adı Ergenekon’du. Almanya’da Alman milliyetçiliğini yönlendiren örgüt, Türkiye’de de Türk milliyetçiliğini denedi. Almanya’nın pagan kökenlerine inmesini düşünen örgüt, Türkiye’de de şamanizmi canlandırmaya çalıştı. Her iki örgütte “komünizme” karşıydı. Halkın desteğini alamayacak sahte komünist partiler kurmak esastı...”

    Şimdi size kılıf üretiyorum

    Sevgili dostlar, alıntıyı burada kesiyorum. Elimizde yeterince veri var.

    Evet, şimdi bu malzemeyle, “biat medyasının” üretemediği “kılıfı” üretiyorum Ergenekon, okuduğunuz gibi Alman kökenli bir oluşum. Bu oluşuma da en büyük saldırı “bu iktidar” zamanında geldi. Şimdi bilin bakalım “Deniz Feneri” skandalı neden Almanya’dan patladı ve Alman Devleti bu konuda bu kadar ısrarlı!

    İşte “sevgili biat medyası mensubu” kardeşler, olay bu kadar basit. Biraz okur-yazarsanız neyi, nasıl bağayıp “kılıf” dikebileceğinizi daha iyi görebilirsiniz.

    Durum çok net Alman “derin devleti” Ergenekon operasyonundan ötürü “intikam almak” istiyor ve “Deniz Feneri” gibi “düzmece” saldırılar düzenliyor!

    Sonuç: Ben ipucunu verdim, geliştirmesi ve servise koyması sizden. Buna daha neler ekleyebilirsiniz neler! Ben “komployu” yazıp “kılıfı” ucundan diktim, bunu “çarşaf” haline getirmesi sizden!

    Vatan
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  6. #26
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Bana “Yazıklar olsun!”

    Bir yazarın yazdıkları “ne kadar” önemli ve değerlidir? Karşısındakilerin “anlayabildiği kadar.”

    Siz, “dünyanın en gizli belgelerini ortaya çıkarın, en stratejik yorumlarını yapın”, anlattıklarınız “karşınızda sizi dinleyenin” algılaması ile sınırlıdır.

    Bunları neden yazdım?

    Hemen arz edeyim son günlerde kamuoyu o kadar hassas ve hepimiz o kadar “karışık” bir algılama içindeyiz ki ne yazarsam yazayım, birkaç okuyucumdan aksini algılayıp sonuca vararak beni yargıladıkları yönünde “Bu da şaka” dedirtecek mesajlar alıyorum.

    İşte en güncel örnek. Hatırlarsanız Cuma günü “biat medyasına katkım” diyerek Deniz Feneri olayını komplo teorileri ile harmanlamış ve “herşeye kılıf bulmaya çalışanlarla” tabiri caiz ise “dalga geçmeyi” denemiştim! Ama gördüm ki okuyucularımız benim her yazdığımı fazla ciddiye alıyor ve “ironi” yaptığımı dahi sorgulamadan “Doğrudur” diyerek, yargıya varıyor.

    Bu yazı sonrası bir okuyucumdan gelen ve arkasından “Helal olsun” dediğim mesajı aynen aktarıyorum:

    “...Deniz Feneri olayı düzmece öyle mi? Yazıklar olsun sana. Biz de seni adam sanmıştık. Onlara katkı yapacak kadar yanlarına çekebildilerse seni helal olsun onlara. Patlayıncaya kadar, çatlayıncaya kadar yiyip içsinler... Zavallı Türkiye’m aklı başında zannettiğimiz bir aydınını (?) kaybetti demek. Eh, madem öyle bu yolda devam et. Dönme bir daha bizim aramıza. Fehmi Koru ağabeyin de sana bir kıyak yapmak için aracı olur elbet. Sen de malum saflarda yolunu bulur, köşeyi dönersin hayırlısıyla... Son bir not: her kitap doğruyu mu yazar? Hele romanlar, hayal mahsulü değil midir? Ne kadar inanılır, ne kadar güvenilir. Tabii bir de yazdıranın amacı ve şeceresi de düşünülmeli, ne dersin?...”

    “Ben ne diyorum”, bu mesajı yazan sevgili dostum ne diyor!

    Bu noktada sizlere de sorarak veda etmek istiyorum “Biat medyasına katkımdır” diyerek, “Deniz Feneri olayını da abuk subuk bir şekilde aklileştirin” diyerek örneklerle “tam bir ironi” denemesi yaptığım bu yazıdan sizler de yukarıdaki “mesajı mı” aldınız? Eğer öyleyse bana yazın ben de bu işi bırakayım!

    Sonuç: Biat medyasına yeniden sesleniyorum Cuma günü çıkan yazımı mutlaka okuyun ve verdiğim ipuçlarından yola çıkarak “Deniz Feneri’ni” gölgelemeyi deneyin! Göreceksiniz çok yol alacaksınız!

    Vatan
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  7. #27
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Şerefinle yaşamak veya şerefinle ölmek!

    Cumartesi günü Hürriyet gazetesinin internet sitesinde bana göre Türkiye adına korkunç bir resim vardı. Çanakkale boğazından geçerken gördüğümüz, dağlara kazınmış “dur yolcu” yazısı, önünden defalarca geçen Amerikan savaş gemileri ile görüntülenmiş, altına da “geç yolcu” yazılmıştı!

    Haberin detayı da bir o kadar “korkunçtu”. Karadeniz sularında “21 gün” sınırına gelen Amerikan gemileri, boğazlardan geçip, uluslar arası sulara çıktıktan sonra “Karadeniz’e geri dönüyorlardı”!

    Vay egemen devletim, vay “Çanakkale geçilmez”im.

    Uygulamaya bak “sanki ne yaptıklarını gören, bilen, Montrö anlaşmasını uygulamak durumunda” olan bir Türkiye Cumhuriyeti yok!

    Kafalarına göre girip çıkıyorlar, “akıllarınca dünyayı kandırıyorlar” biz de olan bitene seyirci kalıyoruz!

    Bu ülke “1 dolara muhtaç olduğumuz” dönemlerde bile, “bu kadar yok sayılmasına” seyirci kalmadı.

    Sevgili dostlar, artık bizi kimse saymıyor. Amerika “kendi toprakları” gibi, haber dahi vermeden, yüz binlerce şehidimizin yattığı boğazlardan girip, çıkıyor, Amerikan savaş gemileri “İstanbul önünde babasının malı gibi” günlerce yatıyor! Ve kimse “ne oluyor” demiyor!

    Ben de “safım” galiba! Kim diyecek! Bu ülkede Dışişleri Bakanı Ali Babacan!

    Tekrar edelim koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin Hazine’den Sorumlu Devlet Bakanı İngiliz vatandaşı Mehmet Şimşek, Dışişleri Bakanı Ali Babacan! Dua edelim de Amerikan askerleri, bırakın boğazlardan geçmeyi, karaya çıkıp başka taleplerde bulunmasınlar!

    Sevgili dostlar, Türkiye o kadar garip bir halde ve durumdaki, aynen “bedeni dolduramayan” bir ruha sahip gibi. Dev bir ülke, her türlü “imkana” ve stratejik açıdan “mükemmel” bir konuma sahip ama gel gör ki bu bedeni “ayakta tutabilecek” bir ruha “yani Devlet mekanizmasını” ayağa kaldıracak yöneticilere “sahip” değil! Dev bir gemi “cüceler” tarafından “idare ediliyor”. Ne diyeyim sonumuz hayır olsun!

    Sonuç: Anneannemin babası, “Çanakkale’de dağlarda kalanlardan”... Savaşa giderken anneannem daha kundaktaymış ve tek bir cümle söyleyip evden çıkmış kızımı mutlaka okut... Rahmetli anneannem de hep aynı tekerlemeyi söylerdi “okuyalım arkadaşlar, nurlu olsun yüzümüz, yerde gökte her mecliste üstün olsun sözümüz, okumazsak kör kalırız diken batar gözümüze, yerde gökte her mecliste kimse bakmaz yüzümüze”... Çanakkale’yi savunmaya giderken son söz olarak “kundaktaki kızına” okumayı, bilimi tavsiye eden atalarımız ve “hurafelerin” hakim olduğu bir anlayış içinde aynı Çanakkale’yi “ele” teslim eden anlayış! Nerede nereye!

    Son söz: Anneanneme babasından dolayı “şehit” maaşı bağlanmıştı. Çok az bir paraydı ama “o az parayı” aldığı günler yüzü öyle bir güler, o şerefiyle ölen insanların hatırasını öyle bir yaşatırdı ki sanırsınız her şeyi satın alabilirdi! Gerçekten de alabilirdi, en azından bizim dolarlarımız ile alamayacaklarımızı... Şimdi bizlere bakın Avrupa ve Amerika’nın “kontrolünde” her şeyimiz var ama “aslında biz yokuz”! Ve işin en kötüsü bu ülkeyi bize bırakanlar gibi ne şerefimizle yaşayabiliyoruz ne de onlar gibi gerektiğinde dik durup şerefimizle ölmeyi becerebiliyoruz! Sahi sizce “biz” var mıyız! Kimse takmıyor da!

    Vatan

    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  8. #28
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart ‘Derin devlet’ yok edildi ama piyasa intikam hazırlığında...

    Hatırlıyor musunuz Dink cinayetinden hemen sonra Erdoğan bir açıklama yapmış ve “Derin devlet yok edilmeli” demişti...

    Demokratikleşme ve şeffaflaşma yolunda “yapılmış” bir açıklama! O dönem bir vatandaş olarak takdir ettim, sizler de ettiniz! Gel gör ki bu açıklamadan sonra “Vatan-millet” diyenler “bir şekilde susturulup, Abdüllatif Şener gibi OFER’e verilen Galataport ihalesi tadında işlemleri onaylamayanlar”, parti ve iktidardan bir şekilde dışlandılar...

    Olanlar bunla da bitmedi yine aynı açıklamadan çok kısa bir süre sonra 29 askerimizi şehit verdik ve bu saldırının üstünden 7 gün geçmişti ki Amerika yaptığı açıklamada “Kuzey Irak’ta bir şey yapamayız” derken kaçırılan askerlerimiz Amerikalılar’a göre “Kürdistan’da esirdi...”

    Bugün de durum çok farklı değil NATO gemileri Türkiye’yi “egemen bir devlet” gibi görmeden Boğazlar’dan istediği gibi geçiyor, Kuzey Irak ve Kıbrıs politikamız çöktü, Cumhurbaşkanımız Türkiye’nin “toprak bütünlüğünü tanımayan” Ermenistan’ın Cumhurbaşkanı’nın ayağına gitti...

    Ve en acısı “dernekler, şirketler, kişiler”, hortumda Cumhuriyet tarihinin rekorlarına imza atarken son 4 ayda 80 şehit verdik! Makroekonomiyle ilgili “yabancıların bizi rekor düzeyde” söğüşlemesini saymıyorum bile!

    Sevgili dostlar, Başbakan’ın “Derin devlet yok edilmeli, daha şeffaf bir Türkiye olmalı” açıklamasına ilk duyduğu anda sevinen ve sonrası yaşananları “gören” biri olarak, maalesef aklıma şu soru geliyor acaba “derin devleti” yok edelim derken, bazıları “devleti de mi” arada fazla zorladı! Bence “hepimiz” bunu bir düşünelim!

    Bu noktada “Derin devleti yok edelim” açıklaması sonrası, “kendi gibi düşünmeyenleri” yok etmeye kendini adamışlara sesleniyorum dünya çok ciddi bir “ekonomik süreçten” geçiyor ve dünya ekonomisi bir tren ise makroekonomik verileri ve siyasi risk yapısı gereği en riskli vagon Türkiye...

    Siz isterseniz, yine “Herkes bizden olsun, bizim gibi olmayanı yok edelim” politikanıza devam edin, yalnız şunu da çok iyi bilin çok ciddi bir ekonomik “kriz” Türkiye’ye doğru adım adım yaklaşıyor... Ve lütfen şunu da unutmayın Türk ekonomisi son 5-6 yılda uyguladığınız “politikalar” ile öyle kırılgan hale geldi ki düşerse “kesin boynunu kırar” ve 2001 krizinde “olduğu gibi” altında ilk etapta “sizler” kalırsınız. Hatırlamayanlara hatırlatayım 2001 krizi Türkiye’yi vurmadan önce 2000 Ocak ayında üç partili 57. Hükümet’in oy toplamı anketlerde yüzde 55’in üstündeydi. Sadece 13 ay sonra 2001 Şubat ayında yüzde 20’nin altına indi ve yapışan ilk seçimde üç parti de “barajın” altına düştüler...

    Sonuç: Bir ülke, bütçesinin yarısını “faiz” adı altında “yurtiçi ve yurtdışı” odaklara aktarıyorsa, o ülkede finans piyasaları “büyük rant yaratıyor” ama halkın yüzde 99’u bu çark dışında ise, özelleştirme adı altında varlıklarının “satıldığına” üzülerek bakıyorsa, Gümrük Birliği ve yabancılara satılan bankaların kredi vermemesi gibi gerçekler küçük-orta ölçekli işletmeleri hızla yok edip insanları “işsiz” olarak sokağa bırakıyorsa, o ülkenin gençleri en iyi dostları görünen ülkelerin desteği altında gelişen terörist saldırılarda can veriyorsa, bu süreç sonunda “toplumda uç değerler kabul görüyor ve sosyal bozulma hızlanıyorsa” sıcak paraya dayanan “ekonomik illüzyon” çöktüğü andan itibaren o ülkede “inanılmaz değişimler” oluşabilir... Bizden söylemesi... İnanmayın, devam edin!

    Vatan

    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  9. #29
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Bir sabah kalkıp Türkiye’yi böyle bulmadık...

    Okurlarımdan gelen “endişe dolu” mesajların sayısı günden güne artıyor...

    Haksız da sayılmazlar Türkiye “neye dönüşüyor” noktasında “ben de sizler, onlar” kadar endişeliyim...

    Ama bir gerçeği de unutmayalım bu “neye dönüşeceği” bilinmeyen “karmaşaya” bir günde gelmedik...

    Son 28 yılda özellikle 1980 sonrası Türkiye “adım adım” hazırlandı... Şimdi “endişe” etmek yerine “çözüm” arayacaksak, 1980 sonrasını çok iyi anlayarak, gelecekte yaşanabilecekleri de “öngörerek” bir senteze varmalıyız...

    İşte son 28 yılın önemli olayları...

    1- 1993 yılında üç önemli isim aramızdan ayrıldı. Uğur Mumcu öldürülürken, Adnan Kahveci ve Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis soru işaretleri bırakan kazalara kurban gittiler. Yine aynı dönemde Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Çankaya Köşkü bahçesinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Çok kısa bir süre içinde Türkiye düşünsel, siyasi, askeri ve ekonomik dengelerini değiştirebilecek dört ismi kaybetti...

    2- Bu dönem sonunda Süleyman Demirel, Köşk’e çıkarken, Tansu Çiller’e başbakanlık yolu açıldı. Çiller, SHP-DYP koalisyonunun Başbakanı oldu.

    3- Tansu Çiller Başbakanlığı’ndaki koalisyonda en büyük kriz DYP tarafından getirilen Terörle Mücadele Yasası ile ilgili düzenleme teklifiyle çıktı. DYP, ’laiklik’karşıtlığı kapsamında yapılan “gösterilerin” terör suçu kapsamından çıkarılmasını önerdi. Bu noktada duralım bugün AKP tarafından aynı nitelikte yapılan tekliflerde “iş kopar, piyasalara çok kötü haber” şeklinde yapılan yorumları düşünmek gerekli...

    4- 1994 krizinde Sabancı ve Koç, Cumhurbaşkanı Demirel’e “Anayasa’yı” destek alarak “olağanüstü hal” ilan etmesini teklif ettiler. Böylece son 26 yıl içinde devletin serbest piyasaya “Anayasal güç” ile müdahale etmesi isteği de siyasi-ekonomik hayatımıza girmiş oldu...

    5- Mesut Yılmaz, 1995 yılında imzalanan Gümrük Birliği anlaşmasını yaptığı bir konuşmada “İkinci bir Tanzimat Fermanı” olarak niteledi ve Merkez Sağ bir partinin lideri ilk defa AB-Türkiye ilişkilerinde “en sert tutumu” takınmış oldu...

    6- 1995 erken genel seçimlerinde Refah Partisi en fazla oyu alarak Meclis’e girdi. Hükümet kurma çalışmaları devam ederken TÜSİAD gazetelere “ANAYOL” yani Doğru Yol ile ANAP arasında bir koalisyon kurulmasını talep eden ilanlar verdi. Böylece bir sivil toplum kuruluşu ‘bu hükümet kurulmalı’ mesajını ilanlara kadar taşıdı...

    7- Mesut Yılmaz Başbakanlığı’ndaki 55. hükümet, yani “ANAP-DSP-DTP” koalisyonu gensoruyla düşürüldü...

    8- Kasım 1998 tarihinde, büyük dostumuz, en güçlü AB destekçimiz görünen İtalya, Türk mahkemelerinin tutuklama kararına rağmen terörist başı Öcalan’ı serbest bıraktı. Hatta zorunlu ikamet tedbirini de kaldırdı...

    9- 1999 yılı içinde Hazine’den sorumlu Devlet Bakanı Hikmet Uluğbay intihar etti, kurtarıldı. Bakana baskı yapıldığına dair söylentiler çıktı...

    10- 2000 yılında koalisyon ortakları Cumhurbaşkanı Demirel’in süresini uzatmak için 5+5 formülünü ortaya attılar ama TBMM’den geçiremediler...

    11- Nisan 2001’de TOBB açıkça hükümeti istifaya çağırdı...

    12- Anavatan Partisi’nden Yüksel Yalova ve MHP’den Enis Öksüz, Derviş ile anlaşamayarak bakanlıktan istifa etmek zorunda kaldılar. Bu arada unutmamamız gereken Yalova’nın özelleştirmeden, Öksüz’ün de Derviş’in “Acil satacağız” dediği Telekom’dan sorumlu bakan olmalarıydı. Sonrasını zaten biliyorsunuz Kemal Derviş ve arkasından AKP Hükümetleri...

    Sonuç: Özellikle 1993 yılında yaşananları ve “Türkiye’nin değişen” yönünü çok iyi anlamalıyız...

    Vatan
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  10. #30
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Sistem çöküyor bazıları anlamakta zorlanıyor

    Amerika’da “kurtarma” operasyonu açıklandıktan sonra yapılan yorumlara ve bu yorumlara inanan piyasaların tepkilerine çok şaşırdım...

    Devlet, “finansal tercihler sonucu yapılan hataları temizleyeceğim” diyor ve “serbest piyasanın ruhunu” anlayamayan “serbest piyasa” bayram ediyor! Kendi ruhunun inkar edilmesini kutluyor!

    Aslında hem çok komik, hem de dünya genelinde “kapitalizmin”, “serbest piyasanın” geldiği nokta açısından çok acı bir durum!

    Bu tespitlerim sonrası kurtarma planı çalışabilir, neden bu kadar kesinsiniz diyebilirsiniz?

    Hemen arz edeyim bir banka veya aracı kurum ABD’de neden kötü duruma düşmüş olabilir?

    Cevabı çok net özgür iradesi ile diğerlerinden farklı görerek aldığı pozisyonlar sonucu!

    Daha açıkçası fırsat görüp yatırım yapmıştır ama tahminler ve değerlendirmeler yanlış çıkınca “ortaya” büyük bir zarar çıkmış olabilir! Detay da burada gizli “kim ne düşünürse düşünsün, ne pozisyon almış olursa olsun” biz onu bunların sonuçlarından kurtaracağız demek veya yönetimi devletleştirip-FED kontrolüne sokmak serbest piyasanın özü olan “sebep-sonuç” ilişkisini yok etmektir...

    Kurtarma olduğu andan itibaren “sebeplerin anlamı” kalmaz! Sonuçlar yok edilmiş ve “özgür irade ile yaratılan” sebepler, anlamsız kalmıştır! Yani “liberal” sistem çökmüş ve “iş yaptım” iddiasındaki bankalar-bankacılar-borsacılar, yaptıkları hataların cezasını “vatandaşın” sırtına yıkmışlardır! Yani artık bu “artistlerin de” bir anlamı kalmaz!

    Sevgili dostlar, 1945 sonrası kurulan kapitalist sistemin özü “özgür irade-daha çok bilme- daha iyi öngörü” gibi detayları kullanarak “pozisyon alma-girişim serbestisinde” yatar. Ama işin sonunda “yapılan bu girişimlerin” faturası “devletler” tarafından “sırtlanıp” kim ne yaparsa yapsın herkes “eşit” noktaya çekilirse, sistemin özü “anlamını” kaybedeceği için yapı çöker... İşte ilk 24 saat içinde “olumlu” algılanan ama sonrasında “dank” edilen “ABD KURTARMA OPERASYONUNUN DA” özü budur!

    Sonuç: 1945 sonrası kurulan “liberal-kapitalist” sistemin bittiği, “ABD tarafından” resmen bu plan ile ilan edildi... 2007 Kasım ayından itibaren bu köşede hatırlarsanız “genleşmenin büzüşmeye dönüşeceği ve sistemin yeni bir paradigma doğana kadar çöküş sürecine” gireceğini defalarca yazdım. O zaman belki bunlar hayaldi ama şimdi her şey çok daha net... Peki yeni sistem nasıl şekillenecek? Neler daha değerli olacak? Onu da önümüzdeki yazıda tartışmaya açacağım...

    Vatan

    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




Konu Bilgisi

Uye Bu Konuya Bakiyor

Suan 2 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 2 Ziyaretci)

Benzer Konular

  1. Bekir COŞKUN Köşe Yazıları
    By KaCaK in forum HaberLer
    Cevaplar: 48
    Son Mesaj: 25.10.09, 01:55
  2. Yaşar Nuri ÖZTÜRK Köşe Yazıları
    By KaCaK in forum HaberLer
    Cevaplar: 64
    Son Mesaj: 29.08.09, 06:37
  3. Köşe Bebek Yataklari
    By n@r_cicegi in forum Ev & Dekorasyon
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 09.04.08, 07:41
  4. El Yapımı Köşe Yastıkları
    By Fidem in forum HobiLer
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 01.04.08, 18:09
  5. Bulut
    By aLiCaN in forum Genel Coğrafya
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07.03.08, 23:15

Eklenmis Olan Tag'lar

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Yeni Konu Acamazsin
  • Konuya Cevap Yazamazsin
  • Konuya Eklenti Ekleyemezsin
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351