Sayfa 2 Toplam 4 Sayfadan BirinciBirinci 1234 SonuncuSonuncu
11 den 20´e kadar. Toplam 31 Sayfa bulundu

Konu: Yiğit BULUT Köşe Yazıları

  1. #11
    n@r_cicegi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Nerden
    Boğazın İncisi, Avrupa'nın Birincisi (İstanbul)
    Mesajlar
    8,726

    Standart

    Kim “milliyetçi”, kim “ulusalcı”?



    Lafı hiç ama hiç uzatmayacağım. Kim “milliyetçi” , kim “ulusalcı” hatta “kimler bu ülkeye” bağlı, işte birkaç maddelik sorgulama...

    1- Bir ülke dünya üzerindeki en yüksek nominal faizi ödüyor ve düşen kurla birlikte “içeriden-dışarıdan” bozulan dolarlar “yıllık yüzde 35-42” dolar bazında getiri sağlıyorsa,

    2- Sıcak paranın sağladığı getiri, bir ülkenin “vatandaşına harcanması gereken sağlık, eğitim, savunma, yatırım” harcamalarından kesilerek “aktarılıyorsa”,

    3- Konsolide bütçe rakamlarının neredeyse yarısı “sıcakçılara” sunuluyorsa,

    4- Sıcak para “finansal sonuçları” değiştiriyor, ama arkasında “makro dengeler” tarihte görülmemiş bir “bozulma” gösteriyorsa,

    5- “Reel sektör” kuruluşları, bankaları, telekom şirketleri, limanları, yer altı kaynakları kontrolsüz bir “özelleştirme” politikasıyla “yabancıların kontrolüne” geçiyorsa,

    6- Sıcak paranın yarattığı sonuçlar “makro ekonomik bozuklukların” orta ve uzun vadeli “enkazın” sorgulanmasını engelliyorsa,

    7- “Daha önce yaratılan finansal kriz” döneminde gönderilen “sıcakçıların Derviş’inin” kurduğu sistemde “dolar kurunun kontrolü” dışarıdan gelen “para” eline geçmiş ve “kura basarak” kârını katlama şansını “elde etmişse”, o ülke artık “kontrol alına” alınmış ve “halkın her sektörde çalışarak” yarattığı “katma değer” sıcak para tarafından “finansal pozisyonlar” aracılığıyla transfer edilebilir hale gelmiş demektir.

    8- Ve işin en kötüsü bunlara “engel olabilecekler” bırakın engel olmayı “destek” oluyorlarsa, onlara “muhalefet etmesi gerekenler” sadece kendi koltukları derdine düşmüşlerse, orada gerçek milliyetçi, gerçek “ulusalcı” gibi kavramlardan söz edilemez...

    Son söz: Sıcak para, ülkenin iliğini-kemiğini 2001 krizi sonrasında Kemal Derviş’in kurduğu, sonraki hükümetlerin desteklediği yapı içinde, o günden bugüne kadar, tam tabiriyle “emiyor”... Bunu görmeyenler veya “aracı” olanlar, “gizli ajandalarını” uygulamaya çalışıyorlar... Ve en kötüsü yaptıklarını eleştirenlere de “milliyetçilik” dersi veriyorlar! Ben size gördüğümü söyleyeyim ülkemiz “maddi-manevi” her alanda yıpranıyor ve bu yıpranma yakında “rendelenmeye” dönüşecek! Ben gariban bir “yazarım”, sadece yazarım gözleri olanlar “okurlarsa”!


    VATAN



    BiZ 3 KiŞiYiZ;
    KeYFiM, BeN ve KaHYaSi...







  2. #12
    n@r_cicegi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Nerden
    Boğazın İncisi, Avrupa'nın Birincisi (İstanbul)
    Mesajlar
    8,726

    Standart

    Devlet bu filmi engellemeli



    Hangi filmi? Arz edeyim seyrettiyseniz, biliyorsunuz, “Kurtlar Vadisi” dizisinde “Muro” isimli, bölücü örgüt “adına İstanbul’da başkan sıfatıyla iş yapan” bir karakter var.

    Daha açıkçası bölücü örgütün İstanbul sorumlusu gibi bir karakter. Bu arkadaş senaristler tarafından son derece “sempatik” bir hale getirilmiş. Konuşmaları “komikleştirilmiş, kültürel izler taşıyan zeka izlenimleri” bırakan şekilde tasarlanmış. Açıkçası sempatik, “taraftar kitlesi” olan bir karakter yaratılmış. “Taraftar kitlesi olanı” bilerek kullandım, bu cümle bana ait değil, dizinin senaristinin bir TV programında kullandığı ifade.

    Kesinlikle psikolojik harekat

    Şimdi sıkı durun, terör örgütü üyesi olmayı son derece “sempatik” hale getiren bu karakter, şimdi tek başına “film” oluyor. Evet, yanlış okumadınız, dizide “görünmesi” bile bence “psikolojik harekat” kapsamında “devletin güvenliği” açısından değerlendirilmesi gereken “Muro” karakteri, “taraftar ve sempati” toplamaya devam ediyor ve filmi yapılıyor. Ne güzel değil mi artık çocuklar bahçede, okullarda “Başkan Muroculuk” oynarlar!

    Sonuç: “Başkan Muro”, bana göre “terör örgütünü” sempatik gösteren ve “kesinlikle psikolojik harekat” kapsamında “devlet” tarafından değerlendirilmesi gereken bir “karakter.”

    Bazı şeylerin ‘suyu çıktı’

    Bu ülke, 2001 sonrası “inanılmaz bir psikolojik harekat” ile karşı karşıya... Artık bazı şeylerin kusura bakmayın ama suyu çıktı. Serbestleşme, liberalleşme, özgürleşme devletin, vatandaşlarını “her türlü propagandaya maruz bırakması” anlamına gelmiyor. Bu noktada bu filmin yapımcılarına ve devletin görevini yapması gereken kurumlarına sesleniyorum durdurun bu filmi!

    Not: Daha önce ayrı bir yazı olarak kaleme almıştım, bir bölümünü yeniden aktarmak istiyorum. “Kurtlar Vadisi Irak” filminde de Türk halkına yönelik “psikolojik harekatın unsurlarını içeren” mesajlar vardı. Bir tanesi çok önemliydi. İlk etapta seyretmeyenler açısından söz konusu sahneyi tarif etmemde yarar var: Kahramanımız Amerikalı görevli ile tartışıyor ve bu sırada Amerikalı’nın ağzından şu tip bir cümle çıkıyor: “... Donunuzun lastiğine kadar biz vermiyor muyuz? Neden üretemiyorsunuz? Habire bizden para istiyorsunuz? Birbirinizi soyuyorsunuz? Ne zaman para istediyseniz gönderdik? Artık size bakmaktan sıkıldık.”

    Tezkerenin “çıktığı-çıkmadığı”, Türkiye’nin Amerika’nın Irak operasyonuna destek olmasının tartışıldığı günlerde bu mesaj çok ilginçti!

    *****
    Ülkemde kadınlar uyuyor

    Cumartesi günü gazetelerde çıkan resimlere, Türk kadınları ibretle bakmalı hatta kesmeliydiler...

    Şeriat uygulanan ülkelerde “kocası tarafından yüzüne kezzap atılan” kadınlar!

    Çok uzak değil mi sizlere! Türkiye’deki “gidişi” algılayamayan ve “ne olduğunu” anlamakta zorlanan ve “Nasıl olsa birşey olmaz diyen” bütün kadınlara sadece kısa bir cümle ile sesleniyorum: Yeni kurulan, dönüştürülen Türkiye’de, eğer hedeflenen başarılırsa “kadının yeri yok!”

    Daha açıkçası Eğer “bazı şeyleri zorlayan zihniyet galip gelirse, kadınlara geçmiş olsun”... Ama siz yine de bana inanmayın, ben “paranoyak bir manyağım”... Bu yazıyı kesin saklayın, beni anarsınız!


    VATAN



    BiZ 3 KiŞiYiZ;
    KeYFiM, BeN ve KaHYaSi...







  3. #13
    n@r_cicegi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Nerden
    Boğazın İncisi, Avrupa'nın Birincisi (İstanbul)
    Mesajlar
    8,726

    Standart

    Bu yazıdaki detaylar çok çok çok önemli...



    Aşağıda maddeler halinde paylaştıklarımız sizlere başka yazılarım içinde aktardım.

    Son dönemde “aydınlarımızda” kendime göre gördüğüm kafa karışıklığından da yola çıkarak, neler olduğunu kendi bilgi ve yorumumla sizlere birkez daha aktarmak istedim.

    Ben yazdıklarımdan “eminim”. Belki de TSK mensupları bile “bu kadar” saldırıya anlam veremiyorlardır. Bana kulak verirlerse ve özellikle Türk halkı, TSK’nın nereye “sıkıştırılmaya çalışıldığına” dikkat ederse, bir yazar olarak en azından bu ülkeye karşı görevimi yapmış olurum...

    Soralım TSK’ya neden saldırıyorlar?

    Maddeler halinde inceleyelim...

    1- Bill Clinton Mayıs 1997’de “Yeni Bir Yüzyıl İçin Ulusal Güvenlik Stratejisi” adı verilen belgeyi imzaladı. Belgenin özü “ABD çıkarlarına dayanan ekonomik milliyetçiliğin” , gerekirse silah gücüyle dünyaya egemen kılınması üzerine bina edilmişti. Aynı belgede Türkiye ve bulunduğumuz bölge ile ilgili şu cümleler yar aldı “...iki yüz milyon varillik petrol rezerviyle Hazar Denizi bölgesi (Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan, Kafkasya, İran, Kuzey Irak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu) dünyanın artan enerji talebini karşılamada önemli bir rol oynamaya adaydır... Kendi petrol kaynaklarımız tükeneceğinden bu bölgedeki kaynaklara ulaşmak, ABD’nin yaşamsal çıkarlarından biridir...”

    2- Bölgedeki dinamiklerin ve ABD’nin tavrının değiştiğini düşünen Türk Genelkurmay’ı, 1997’de “Milli Askeri Strateji Konsepti’ni (MASK)” değiştirdi ve “aktif güvenlik politikası, bölgenin bağımsızlığı, TSK’nın modernize edilerek bağımlı olduğu noktaların tespit ve iyileştirilmesi” gibi dinamiklere farklı bakmaya başladı. Bu değişim aslında “Ortadoğu’da yerleşme” derdini yavaş ortaya döken ABD’nin ne yapmak istediğini “ilk algılayan yapı” olma özelliğinden kaynaklanıyordu.

    3- MASK’ın değişmesi ABD’yi herkesten fazla rahatsız etti. ABD, TSK’nın “bölgede barışçıl merkezli bir yapıya sıcak bakmasından ve kararların Brüksel veya Washington yerine Ankara’dan alınmasından” ciddi anlamda rahatsız olmuştu. Ayrıca MASK’ın ABD’ye danışmadan değiştirilmesi “eleştiriliyor” ve şu ifade kullanılıyordu “...Türkiye’nin bölgede bağımsız bir güvenlik faktörü olarak güçlenmesi ve artan askeri gücü, bölgedeki istikrarsızlığı artırmaktadır...”

    4- Aynı dönemde yazılan sorgulamaya yönelik ABD makamlarının raporlarında “Türkiye’nin 2015 yılına kadar alacağı tavrın ve ülke içindeki gelişmelerin” ABD’nin “ana çıkarlarının” bulunduğu Büyük Ortadoğu bölgesinde belirleyici olacağı belirtiliyordu...

    5- Bütün bunlar olurken Türkiye 1999-2001 arasında tarihinin en büyük “finansal manipülasyonu” ile karşı karşıya kaldı. 57. Hükümet “pasifize” edilip Kemal Derviş’e teslim edilirken, koalisyon ortağı partiler siyasi dinamik içinde eridi. “Türkiye’nin değerlerinin tasfiye edilmesi süreci” başladı.

    6- “TBMM’den geçmeyen tezkere” ve TSK’nın ABD’nin istekleri doğrultusunda “Büyük Ortadoğu Projesi’ne” (BOP) dahil edilememiş olması Okyanus ötesindekileri daha da kızdırdı. 2004 yılının Nisan ayında BOP’u anlatan ABD Dışişleri Bakanı Colin Powel “...Irak Türkiye, Pakistan ve diğer İslam Cumhuriyetleri gibi bir İslam Cumhuriyeti olacak” dedi.

    7- Ortadoğu ve Orta Asya’da “kendi amaçları doğrultusunda” TSK’yı “tasarrufu” altına almak isteyen sadece ABD değildi... Avrupa Birliği (AB) de aynı amaçta birçok giriş yaptı ve maalesef kağıt üstünde bazı kazanımlar elde etti... Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül (bu arada hatırlatalım bazı çevrelerin Cumhurbaşkanı adayı) 2005 yılında AB Savunma Bakanları Konseyi toplantısına katıldı ve “Türkiye’nin AB muharebe gruplarında” yer almasını öngören anlaşmayı imzaladı. Bu anlaşmaya göre Türkiye, karar mekanizmalarında yer almayacak ama “AB’nin herhangi bir bölgedeki olaylara müdahale etmesini” sağlamak amacıyla oluşturulacak yapıya “güç” verecekti.

    8- Türkiye’de “ılımlı din devleti” kurmak isteyenler, Sorosçular, rejimle “düellosu” olanlar ve devlet düşmanı eski “bazı fraksiyon mensupları” yukarıdaki dinamiklerle eşzamanlı harekete geçti ve TSK’ya “saldırı” da yerlerini aldı.

    Sonuç: Ben “garip bir yazarım” sadece yazarım gözleri olanlar için...


    VATAN



    BiZ 3 KiŞiYiZ;
    KeYFiM, BeN ve KaHYaSi...







  4. #14
    n@r_cicegi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Nerden
    Boğazın İncisi, Avrupa'nın Birincisi (İstanbul)
    Mesajlar
    8,726

    Standart

    Türkiye artık ''sokaktan'' yönetiliyor



    Aslında çok olumlu bir gelişme sokaktaki halk ne derse o oluyor!

    Evet, sokak böyle düşünüyor, böyle oy veriyor, “sokak ülkeye hakim oldu” deniyor ama ülke böyle yönetilmiyor!

    Örnek mi istiyorsunuz?

    Amerikan gemilerinin geçişine, Türkiye’deki “faiz” seviyesine, yabancı gıda kartellerinin istediği düzenlemelerin yapılmasına, petrol yasasına... Daha sayayım mı... Sokak asla ve asla karışamıyor. Hatta olanları bilmiyor. O zaman “Sokak yönetiyor” görünümlü başka bir yönetim ortaya çıkıyor!

    Ülkede “sokak” haricinde bir de “establishment” var! Ne demek? Sözlüğe baksanız belki farklı anlamlarını da bulabilirsiniz. Ben, “yerleşik olan” anlamında kullandım.

    Ne demek yerleşik olan? Cevabı aramadan size yeni bir soru sorayım: Bu ülkenin sahibi kim?

    Herkese göre farklı. Kendini “establishment” yani “yerleşik olan” görenler için, “asıl sahip” onlar... ülkeyi aldıkları yüzde bilmemkaç oy ile peşlerine takıp götürebileceklerini sananlar için ise “öz ve tek sahip” kendileri.

    Peki “sokaktan oy alıp” iktidar olduklarını iddia edenler daha doğrusu iktidarı “sokak” adına kullandıklarını söyleyenler belli... Diğerleri kim?

    Kimine göre asker, kimine göre sermaye, kimine göre masonlar... Herkesin bir “aklileştirilmiş” döngüsü var...

    Ben, konuyu “hükümet-Sermaye ilişkisinden” devam edeceğim. Sebebi açık. Bütün dünyada kriter bu. Peki, bugüne kadar olan “Karşı olma durumlarına” bakarsak Sermayenin en etkili temsilcisi TÜSİAD, “sokak adına iş yapıyoruz” diyen siyasi otoriteyi eleştiren söylemlerinde haklı mı?

    TÜSİAD, hukuken bir dernek ve kanunların önünde “kanaryasevenler” derneğinden farklı..

    TÜSİAD’ı güçlü kılan kanuni statüsünden çok üyelerinin kimliği...

    Yaptığı uyarılara gelince...

    TÜSİAD’ın genel görüşlerinin yüzde 51’inden fazlasına katılmamama rağmen gerek laiklikle ilgili uyarılar, “Türkiye Cumhuriyeti’ne” bağlı herkesin paylaştığı çekinceler. Bu açıdan bakınca halkın büyük çoğunluğunun görüşünü yansıttığını söylemek mümkün...

    Peki hükümet, zaman zaman TÜSİAD ile neden sürtüşüyor?

    Böyle bir sürtüşme çok doğal. Bir tarafta bugüne kadar her siyasi otoriteyle gücü bölüşmüş, kendi tabiriyle “establishment” bir yapı. Diğer tarafta “Yerleşik olan” dışı kalmış insanların, oylarıyla iktidara gelmiş bir hükümet. Böyle bir siyasi yapının seçim sisteminin yanlışlarındanda yararlanarak ele geçirdiği gücü paylaşmak istememesi gayet doğal...

    TÜSİAD, hükümet ile çarpışırsa ne olur? Hangi vazo çatlar?

    TÜSİAD’ın “laiklik, YÖK, turban, ortaöğretim, seçim sistemi” gibi konulardaki kaygılarını paylaşmasam da bir gerçeği buradan net olarak tespit etmem gerekiyor TÜSİAD’ın sokaktaki karşılığı yok. Evet, güçlü sermayelerin birleşmesiyle ortaya çıkmış bir yapı ama bu yapının içinden geçtiğimiz ortamda “Devlet” dediğimiz mekanizmayı kontrol etmeye en yakın aday olan “hükümet” dinamiğine ve bu dinamiği belirleyen “siyaset-sokak denklemine” etkisi neredeyse ‘sıfır’... Daha açıkçası 2002 krizi halkı “bu itilmiş uçlar ile identification” sağlayarak iktidarı ele geçirdi... Bu noktada bir tespit “Akp, bugün sokakta en çok karşılığı olan siyasi yapı olarak” görülse bile, onun da çok net bir açmazı var: Devlet ile arası iyi değil...

    Sonuç: Bu analiz daha çok uzar. Bu yüzden anahtar bir cümleyle size veda etmek istiyorum “hangi vazo kırılır” diye merak ediyorsanız Bundan sonra “sokakta gerçek karşılığı olan” ama gerçek karşılığı olan, her alanda ayakta kalır... İşin sırrı ‘sokakta’ gizli...

    Not: Türkiye’de gerçek bir “burjuvazi” yok ve maalesef Türkiye’deki “zenginler” gerçek bir burjuvazi gibi davranıp, gerektiğinde “ne oluyor” demekte çok tereddüt ediyorlar. İkinci darbeyi beklemek için sırtını kambur durumuna getirenler, tarihin karanlığında yok olup gidecekler... Ne diyelim, biraz tarih okusalar, gidişatı daha iyi anlarlar!

    VATAN



    BiZ 3 KiŞiYiZ;
    KeYFiM, BeN ve KaHYaSi...







  5. #15
    n@r_cicegi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Nerden
    Boğazın İncisi, Avrupa'nın Birincisi (İstanbul)
    Mesajlar
    8,726

    Standart

    Bu ülkede sizin neyiniz var?



    Türk Telekom, Araplar’ın...

    Telsim İngiliz’in...

    Kuşadası Limanı İsrailli’nin...

    İzmir Limanı Hong Konglu’nun...

    Araç muayene işi Alman’ın...

    Başak Sigorta Fransız’ın...

    İETT Garajı Dubaili’nin...

    (Alıcı parayı ödemedi)

    Avea Lübnanlı’nın...

    Petkim, Ermeni’nin...

    Rakı , Amerikalı’nın.

    Finansbank Yunanlı’nın...

    Oyakbank Hollandalı’nın...

    Denizbank Belçikalı’nın...

    Türkiye Finans Suudilerin...

    TEB Fransız’ın...

    Cbank İsrailli’nin...

    MNG Bank Lübnanlı’nın...

    Dışbank Hollandalı’nın...

    Şekerbank Kazak’ın...

    Yapı Kredi’nin yarısı İtalyan’ın...

    Turkcell’in yarısı Finli’nin, Rus’un...

    Beymen’in yarısı Amerikalı’nın...

    Enerjisa’nın yarısı Avusturyalı’nın...

    Garanti’nin ve Akbank’ın bir bölümü Amerikalı’nın...

    Eczacıbaşı İlaç, Çek’in...

    İzocam, Fransız’ın...

    TGRT (Fox) Amerikalı’nın...

    Demirdöküm Alman’ın...

    Döktaş Fransız’ın...

    Süper FM Kanadalı’nın...

    Alışveriş yaptığınız marketlerin neredeyse “tamamı” yabancıların...

    Yıllık ödediğimiz 50 milyar doların “neredeyse” tamamı yabancının...

    2003 başına kadar hepsi “yüzde 100’ü Türk sermayesine ait şirketlerdi”...

    Bu ülke “Bizim” deyip, duruyorsunuz söyleyin bakalım, sizin neyiniz var bu topraklarda!


    VATAN



    BiZ 3 KiŞiYiZ;
    KeYFiM, BeN ve KaHYaSi...







  6. #16
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Oyakbank’ın satışı ‘düşen en önemli son’ kaleydi...

    Hiç düşündünüz mü Türk bankacılığı nereye gidiyor?

    Ne Türk bankacılığı mı? O da ne!

    Peki “bankacılıkta ulusal direnç anlayışının” yıkılışını düşündünüz mü? Hangi dönüm noktasında “gerçekleşti”?

    Biraz düşünelim...

    Oyakbank’ın satışı olabilir mi?

    Ta kendisi...

    Askerin bankasının, “mayın üretenlere ortak” olduğu iddia edilen bir gruba satılması, psikolojik harekatın “tepe” noktasıydı...

    Bu satış sonrası “ulusal ekonomik modele dair” tezler, bunları savunduğu iddia edilenler tarafından dahi terk edilmeye başlandı... Yani “amaç” hasıl oldu...

    Peki bunun haricinde Türk bankacılığı nereye gidiyor? İlk etapta bizden beklendiği şekilde teknik detayları tartışalım. Bankacılık sektöründe yabancı sermaye payı günümüz itibarıyla yüzde 50’nin üzerinde. Önümüzdeki süreçte, hiç banka satılmasa dahi sektörel büyüme içinde yabancı bankaların daha fazla büyüdüğü bir ortamda payları daha da artacak...

    Satışa çıkarılan bankaların (Ziraat Bankası’nın tamamının, Halkbank ve Vakıfbank’ın yüzde 51’i) yabancıların eline geçmesi halinde, sektördeki yabancı sermaye oranı yüzde 80’in üzerine, kontrol yüzde 90’lar üzerine çıkacak.

    Gelişmiş AB ülkelerinde bu oran oldukça düşük. Dikkat edin “gelişmiş” diye vurguladım ve merkez Avrupa olma iddiasındaki ülkelerden bahsediyorum. “Merkez Avrupa” ülkelerinden Almanya’da yabancı sermaye payı yüzde 5, İtalya’da yüzde 8, İspanya’da yüzde 10, Hollanda’da yüzde 11, Danimarka’da yüzde 17, Avusturya, Fransa ve Yunanistan’da yüzde 19. Daha net bir ifade ile genellersek bu oranlar yüzde 1-2’lik marjlarda değişse dahi, “emperyal”, küreselleşen değil küreselleştiren olma iddiasındaki hiçbir Avrupa ülkesinde “yabancı sermaye rasyosu” yüzde 20’nin üzerinde değil.

    Yabancı payının yüksek olduğu ülkeler, IMF’nin Avrupa ve Amerika kıtasındaki geçmişte ve bugün “işbirliği” yaptığı daha doğrusu konrol ettiği ülkeler. Örnekleyelim: Yabancı payı Estonya’da yüzde 100, Çek Cumhuriyeti’nde yüzde 95, Slovakya’da yüzde 93, Meksika’da yüzde 82, Macaristan ve Polonya’da yüzde 65, Arjantin’de yüzde 48, Peru’da yüzde 47, Şili’de yüzde 42.

    Bu noktada aklınıza şu soru gelebilir: Ne olabilir ki yabancı payı artsa kime ne zararı var?

    Konuyu “popülizmden” uzak tutarak yine teknik birkaç detay aktaralım:

    Türk bankalarına 20-25 milyar dolar yatıran yabancı sermaye, Türk halkının trilyon dolarlık aktifini kontrol eder hale geldi.

    Yabancı bankaların, ülkeyi siyasi-ekonomik krizler öncesinde ve sırasında ani terk etme riski, finansal aracılık hizmetlerinde şok düşüşlere yol açarken, artan rekabet, yerlileri aşırı riskli alanlara itiyor, “rekabet arttıkça” daha da itecek.

    Artan yabancı rekabet ile yerliler sektör dışına itilirken, Türk bankacılık sistemi tam bir “oligopol”e dönüşecek. Yabancılar “en iyilere” odaklanarak, “kredi riski” yüksek olan küçük ve orta ölçeklileri göz ardı edecek.

    Yukarıda saydıklarım olabileceklerin sadece birkaç cümle ile özetlenmiş hali...

    Peki hiç mi iyi bir gelişme olmayacak? Bir ülkede yerli sermaye, büyüyen ekonomiye paralel bir sermaye artışı ile bankacılık sektörünü besleyemiyorsa o ülkede bankaların satılması normaldir. Burada ayrıntı, satışa toptan karşı çıkmakta değil devletin “regülatör” olarak izni, “stratejik ortaklık” yaratacak şekilde vermesinde ve elindeki bankaları gerekirse halka açıp sermaye yapısını güçlendirerek ve en önemlisi yönetim dinamiklerini yeniden düzenleyerek küresel rekabete dahil etmesinde yatar. Bizim gibi “ne varsa satalım” stratejisi ise “stratejisizliğin” en güzel örneğidir.

    Sonuç: AB genelinde, hukuken engel olmamasına rağmen, banka satışlarında “görünürde olmayan bir politika” izleniyor ve ulusal çıkarlar doğrultusunda gerekli oranlar mutlaka korunuyor. Eğer amacımız AB ülkesi olmaksa hem de “merkez AB’nin” bir parçası olmaksa lütfen onlar kadar sektörümüze sahip çıkalım. Finansal dinamikler tamamen el değiştirse de “kendisi” olmaya devam edebilecek bir yapıyı kimse hayal etmesin!

    Not: Coşkun Ulusoy, “yazmamızı, konuşmamızı engellemek” için ben dahil 6 yazara 30 trilyonluk tazminat davası açtı. 300 milyardan fazla harç ve masrafı “şehitlerin aidatlarından” OYAK’a ödetti. Davaları da kaybetti. Şimdi bu paranın hesabını şehit aileleri “merak ediyor”. Haydi Coşkun Ulusoy, basına sansür uygulamak uğruna “harcadığın” paranın hesabını, “şehit binbaşımın kızına” ver! Zira onun senin gibi canı sıkılınca gidip oturacağı evleri yok Amerika’da!

    29.08.2008

    Vatan

    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  7. #17
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Bir 30 Ağustos’ta daha yere baktım!

    Dün 30 Ağustos’u “bütün yurtta ve Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde törenlerle kutladık”... Bu cümle bana değil “resmi haberlere” ait!
    Siz de kutladınız mı!
    Açık söyleyeyim ben kutlamadım, kendimde kutlayacak “yüz” ve “sevinç” bulamadım!
    Oturdum ve “kendi kendime” Cumhuriyet’i “kurup, bize bırakanlara” ne diyebileceğimizi yazdım.
    Sizlere de aktarayım, bir gün “bu topraklara düşmüş dedelerimizden” biri çıkar gelirse, siz de hesabı verirsiniz... İşte yazdıklarım:
    Sevgili atalarımız,
    Kurduğunuz Cumhuriyet, ekonomik anlamda tam bağımsız! Temelini attığın tesisler “küresel sermayenin” eline geçmedi!
    Ne iç, ne de dış borcumuz yok!
    Kişi başına düşen gelirimiz, dünya standartlarının bile üstünde! Ve en önemlisi: Ekonomik dinamiklerin, bağımsızlığımızı garanti altına aldığı bir ortamda tesis ettiğin Cumhuriyet değerleri tam bir koruma altında!
    Sermaye piyasamızın yüzde 72’si yabancıların elinde değil! Bankacılık sektörünün yüzde 51’i yabancı kontrolünde hiç değil!
    “Düşük kurun” nedenleri ile sonuçlarını ayırt edebilecek “finansal entelektüel” birikimimiz var! Siyasetçi, “finansal entelektüel” zümre eksikliğinden faydalanarak “sıcak paranın yarattığı” kısa süreli “cenneti” siyasi rantını maksimize etmek için kullanmıyor!
    “Ekonomimizi IMF’ye”, “dış siyasetimizi Avrupa Birliği ve Amerika’ya” endekslemedik! IMF ile milletimizin menfaatlerini korumak adına pazarlık etmesi gereken bakanımız, aynı zamanda İngiliz vatandaşı değil!
    Üretim reflekslerimiz kaybolmadı! Sıcak paranın bastığı kur ile “üreten dinamikler” kesinlikle “ithalatçı” olma yoluna girmiş değil. Üretiyoruz!
    Dış politikada alınması gereken kararlar, güvenlikte atılması gereken adımlar, devletin en yetkili makamlarında aman “piyasa bozulmasın” diye geciktirilmiyor. Piyasa devleti olmadık!
    Vatandaşların yabancı bankalara borcu 50 milyar doları aşmadı!
    İç ve dış borç son 5 yılda dolar bazında, Cumhuriyet tarihinden fazla artmadı!
    Bir yıllık bütçemizde faiz gideri “eğitim ve sağlık” harcamalarımızın “10 katı” değil!
    Sıcak para, ülkenin “ekonomik reflekslerini” çürütmüyor! “Avrupa Birliği ne der?” kaygısı ile Hava Kuvvetlerimiz’i “terörist unsurlara karşı kullanamıyor” değiliz!
    Deniz Kuvvetlerimiz’e ait bir muhrip “müttefik bir ülke tarafından” vurulmadı! İçinde onlarca seçme subayımızı taşıyan uçağımız “ilk uçuşunda” düşmedi! Ve en önemlisi askerlerimizin başına çuval geçirilmedi!
    15 askerimizin şehit olduğu gün en yetkili ağızlarımız “Sayın Başkan ile 1 ay sonra görüşeceğim, gerekeni yapacağız” açıklaması yapmadı!
    Askerlerimizin “şehit olduğu” dakikalarda “el konduğu için devlet kontrolünde olan” televizyon kanalımızda “dansöz oynatılmadı!” Vatandaşlarımızın bir bölümü “seve seve ölüme” giderken, bir bölümü “malı götürme” sevdasına düşerek “hangi toprakta yaşadığını bile umursamadan” kendilerine doları “efendi” edinmediler!
    Askeri personelimizin “maaş bilgileri” olan bankanın tamamını askerlerimizi şehit eden “mayını üretenlere” kredi desteği veren “yabancı bankalara” satmadık!
    Terör “örgütü liderini” İmralı’dan “çıkarıp, siyasete sokmak için”, yabancılar tarafından “fonlanan” “sempatik” terör örgütü üyeleri “başkan” filmleri yapılmıyor!!!
    Sevgili Atalarımız, asla merak buyurmayın! Biz bunların hiçbirini yapmadık! Sana ve silah arkadaşlarına “sadık kaldık” ve en önemlisi kurduğunuz Cumhuriyet’in özünden “asla ayrılmadık!”
    Sizler rahat uyuyunuz, zira bizler burada sizlerden daha rahat “uyuyoruz”...
    Hepimize “iyi uykular”...
    30 Ağustos “hepimize kutlu” olsun!!!

    31.08.2008

    Vatan

    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  8. #18
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Ergenekon neyi temsil eder?

    Operasyonun adı olmadan bu soruya cevap arasaydık aşağıdaki satırları yazabilirdik. Birkaç dakika için “operayonu” unutalım ve “Ergenekon Türkler için ne anlama gelir” birlikte sorgulayalım...

    “Ergenekon” neyi temsil eder?

    Ergenekon, çaresizlik içinde yeni bir “çıkışı” , yeni bir açılımı anlatır... Demir dahi eritilir, yeni ufuklara yelken açılır. Gerçekten demir dağın eritilip eritilmediği, işin takılıp kaldığımız hikaye kısmıdır. Önemli olan ve verilmek istenen mesaj çaresizlik içinde kalınsa bile “insan aklının, zekasının ve iradesinin” , gerektiğinde demiri dahi eritip, kendine yol bulabilmesidir... Bütün insanlığa örnek olabilecek Türk tarihinde sembolik bir anlatımdır ve “birinci çıkışımızdır.”

    Peki ikinci çıkışımız? İkinci Ergenekon, Osmanlı’nın Tuna boylarına geçmesidir. Bu geçiş ile birlikte Avrupa içlerine doğru genleşen, oradaki “egemenler” ile karşılıklı ilişkiler kuran, yeni bir yapı ortaya çıkar...

    Sıkıştıkları demir dağdan çıkanlar, bir sonraki aşamada sıkıştıkları ovadan çıkarlar ve yüzyıllar sonra Avrupa-Asya sınırını da geçerek yeni bir açılım daha yaparlar. Bu noktada Osmanlı’nın Avrupa topraklarına geçmesini “yeni bir açılım” değil, tam tersi “bir toprak parçasını kontrol altına almak” olarak düşünenler çıkabilir. O günün şartları düşünüldüğünde, özellikle Cem Sultan’ın İtalya’da kaldığı dönemde, Fransa Kralı’nın Papalığı dahi işgal ettiği dikkate alındığında, dönemin ilişki kurma şeklinin “güç kullanma” olduğu çok açıktır, ilk adım “sivil” bir ilişkiden çok, “güç kullanımı” ile başlar... İkinci çıkışı, “geri çekilme” hatta Avrupa’ya geçmeden önceki sınırların dahi tehlikeye girmesi izler. Genleşme sonrası büzüşme ve yaratılan imparatorluğun yıkılması. Sırada tarih sahnesinde “üçüncü çıkışımız” var: Atatürk’ün kurduğu laik, demokratik, modern değerlere dayanan, 1938 yılına kadar sorunsuz işleyen, 1946 sonrası bozulan ve 1997-2007 arasında içine iyice su kaçan yapı...

    Sevgili dostlarım, bu sabah sormamız gereken soru şu: Dördüncü çıkışımız nerede? 1923’te kurduğumuz yapının ana damarlarını kesmeden “globalleşen dünya gerçeğinin” dayattığı dinamikleri de hatırlayarak nasıl bir sentez elde edebiliriz? Avrupa Birliği, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Türkiye’de öngörülüp dayatılan “federatif eğilimli yapı” ve/veya “ılımlı İslam modeli” bu topraklar ve bizler için “çıkış” olabilir mi? Bu saplantıların pompalanmasını ve “bizim olanı” bozmasını nasıl bir “paradigma” değişikliği ile engelleyeceğiz?

    Sentez: Dünya tarihinde sarkaç, Doğu ile Batı arasında salınır. Bir dönem dünyanın merkezi doğuya kayarken, bir dönem sarkaç batı üzerinde kalır. Bu gerçek ışığında aklıma şu soru geliyor: ABD’nin Ortadoğu ve Orta Asya’da bulunmak için bu kadar istekli olduğu bir devirde, acaba sarkaç 1950’lerden sonra üzerinde salındığı Batı’dan Doğu’ya mı kayıyor? Yeni dünya düzeni Doğu Merkezli mi olacak? Böyle bir yapı içinde Türkiye’nin Avrupa’ya bu kadar endekslenmesi ne kadar akılcı? Doğu’nun merkezi olalım derken “Cumhuriyet” sentezinden kaymamız bize nelere mal olabilir?

    Son söz: Ergenekon “adıyla” başlayan dinamiğin “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” içine sızmış “çetelerin” tasfiye edilmesi amacından sapmadan, bulanmadan devam etmesini “isteyen” bir vatandaş olarak şunu da eklemek istiyorum “çeteleri” durdurmak-tasfiye etmek yetmez! Devletimize “yeni bir çıkış yaratmak”, Türk milletini “sıkıştığı” noktadan yeni bir “çıkışa” taşıyacak “sentezi” yaratmak zorundayız...

    01.09.2008

    Vatan

    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  9. #19
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Yargıyı değil, Kılınç’ı ikinci sıraya attılar!

    Son günlerde “Askerin törenlerinde” ortaya çıkan “protokol” düzenine, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılınç’tan gelen “eleştirileri” gazetelerde okuyoruz.
    Kılınç diyor ki “Yargı asla ikinci sırada oturamaz, bu büyük bir haksızlıktır, bunu kabul edemem”...
    Ben de “vatandaş” olarak diyorum ki askerler tarafından “ikinci sıraya oturtulan yargı değil! Haşim Kılınç’tır...Yargıtay ve Danıştay Başkanları protokolde eski yerlerini korumuşlardır.
    Sayın Kılınç, üzgünüm ama bu uygulama şahsınıza yöneliktir ve her şeyin ötesinde Haşim Kılınç Türkiye’de “yargıyı” temsil eden bir sembol de değildir! Üstüne üstlük maalesef haddimi aşarak bu gerçeği de yazmak zorundayım “Haşim Kılınç” meslek olarak “hukukçu” bile değildir...
    Taha Akyol’a göre “hukukçu olmasa bile ideal başkan” olabilir ama yine de, “hukukçu olmayan” birinin “üye hatta başkan” olması, her “polemikten” arındırılarak, tartışılması gereken bir detaydır...
    Sevgili dostlar, Kılınç’a da hak vermek gerekli! Evet, gerçekten ilginç bir uygulama “Yüksek yargının diğer mensupları” normal yerlerinde sorunsuz otururlarken, sadece Haşim Kılınç “eski devlet” protokolüne oturtuldu. Ne diyelim hayırlara vesile olsun!
    Sonuç: Türkiye çok ilginç bir ülke. Anayasa Mahkemesi’nin “hukukçu” olmayan tek üyesi var Haşim Kılınç. O da “Anayasa Mahkemesi” başkanı! İşletme-İktisat okuyup, hukuk “nosyonu” kazanmadan, ülkenin “ana yoluyla” ilgili “yargılara” nasıl varılır, bu da benim anlayamadığım bir detay!
    Kılınç’a yapılan “haksızlığın” düzeltilmesini umuyor ve “konuyu” kapatıyorum!

    *****

    Türkiye’nin “boru hattı” balonu patlamak üzere
    Son haftaların en çok tartışılan önemli haberi Türkiye, Rusya ve Orta Asya’dan gelen doğalgaz ve petrol, boru hatları ile İsrail üstünden Hindistan’a kadar taşınacak bir projeye sıcak bakıyor...
    Konunun detaylarını araştıran biri olarak sonucu hemen arz edeyim bugüne kadar Türkiye enerji merkezi oluyor algılaması altında bizlere pazarlanan projelerin Türkiye’ye “kazancı” neredeyse “sıfır”... Evet, yanlış duymadınız, bize “yabancı petrol şirketlerinin” reklam bütçeleri sonucu “büyüksünüz” çığlıkları ile pazarlanan boru hatlarından “Türkiye’nin yıllık kazancı” şu anda 30 milyon dolar civarında...
    Sonuç: “Aslansın, büyüksün, enerji merkezisin, vana sende” gazı altında “pisliğini halkımızın çektiği”, parasını yabancı petrol şirketlerinin cebe koyduğu boru oyununda, yeni bir döneme girdik... Yeni “oyunda” daha doğrusu bizi içine çekmeye “çalıştıkları” senaryoda Ceyhan’ın “konumunu”, İsrail’e “devretmek” üzere adım atıyoruz... “Kiri, pisliği, hamallığı” yanı sıra, eldekini de “kaptırmaya” razı olmak, “proje yapar” görünüp, bir kademe daha geri düşmemizin net göstergesi...

    Vatan

    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  10. #20
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Türk Silahlı Kuvvetleri’nde “konsept” değişiyor...

    İlker Başbuğ öncesi son iki Genelkurmay Başkanı’nın “karnelerine” bakar ve özellikle 1997 sonrası “TSK’ya başlayan yoğun saldırıya” nasıl karşılık verdiklerini değerlendirirsek durum çok parlak değil! Hatta “oldukça” içler acısı!

    Maça gitmek, futbol takımı rozetiyle dolaşmak “yerinde” ama TSK’ya karşı atılan adımlara “karşı hamleler” oldukça zayıf. Uzun lafın “kısası” elde “tutulabilir” bir karşı hamle yok! Başbuğ dönemi “nasıl olacak” hep birlikte göreceğiz. Ama belli ki daha ilk günden “konsept” değişiyor ve bunun ilk yansıması da “tutuklu paşaların”, Genelkurmay Başkanı tarafından “görevlendirilen” bir general tarafından ziyaret edilmesi. Bu hareket “çok yerinde ve geç kalmış” bir adım...

    Neden derseniz? Eğer “emekli paşalar” yargılanıp suçlu bulunsalardı “resmi ziyareti” burada herkesten fazla eleştirip “arkadaşları gidebilir ama resmi olmaz” derdim...Oysa şimdi durum farklı, “yargılama sürecinden geçmemiş” ve “suçları ispat edilmemiş” generallerimize TSK tarafından sahip çıkılması gayet doğal. Bu adım “küçük” ama “olacak değişikliği” gösterme açısından çok büyük bir hamle... Kısacası konsept değişiyor...

    Sevgili dostlar, yeni dönemde bir vatandaş olarak, TSK’dan bir beklentim daha var.

    Bildiğiniz gibi uzun bir süredir “TSK’nın geliştirdiği” projelerde çalışan “mühendisler” sır şekilde intihar ediyor veya kazaya kurban gidiyor... Bu noktada başka bir olayı da hatırlayalım Türkiye’nin parçacık fiziğinde uzman 6 “ismi” Isparta’ya giderken düşen bir uçakta yaşamlarını noktaladı. Bu ekibin başında Prof. Dr. Engin Arık vardı ve Arık, bu önemli deneylere, geleceğin enerji kaynağı olarak kabul edilen toryum konusundaki bilgilerinden ve araştırmalarından dolayı çağrılmıştı... Arık’ın çok önemli bir özelliği vardı, yakınlarına her zaman şunu söylerdi: ”Yeraltı ve yerüstü kaynakları ile stratejik konumu gereği Türkiye’yi asla bu coğrafyada rahat bırakmayacaklar...” Toryumla ilgili geliştirdiği proje ile Türkiye’nin büyük bir avantaj sağlayacağını ve “toryum” rezervlerimizin “iç-dış” borçlanma gereği dahil, birçok sorunumuza çare olacağını düşünüyordu. Uzun lafın kısası sadece laf üreten siyasetçilerin aksine Prof. Engin Arık, Türkiye’ye “gerçekten çağ atlatacak” bir işin üzerindeydi aynen Aselsan’da intihar eden ve Havelsan’da kaybolan mühendislerimiz gibi...

    Sevgili dostlar, TSK’dan beklentim tam bu noktada şekilleniyor bana inanırsınız veya inanmazsınız ama bu ülkeyi seven biri olarak ve her türlü riski de göze alarak şunu yazmak zorundayım Türkiye’nin “her konuda dışa bağımlılığını azaltacak” özellikle “askeri” dinamiklerde “tek başımıza” hareket etmemizi sağlayacak projelerde adımlar atmayı deneyen insan kaynaklarımız, “bilinçli bir şekilde yok ediliyor”...

    Ekonomide nasıl “borçlanma” yöntemiyle “kontrolü” kaybettiysek, bugün Hazine Bakanı’mız bile İngiliz vatandaşı olan ve 2001 krizinde Türkiye’ye karşı en büyük spekülatif atağı gerçekleştiren kurumdan ayrılıp Türkiye’ye gelen bir zat ise, bağımsız “kalma denememiz” her alanda bilinçli bir “zeka” tarafından planlı bir şekilde tüketiliyor... İnsan kaynaklarımızın tüketilmesini-yok edilmesini sadece “fiziki olarak ortadan kaldırma” olarak algılamayın. Geride bıraktırılan her kurum, “mayın temizleme” iddiası ile başka ülkelere terkedilen Güneydoğu’daki kritik topraklar, yabancılara bırakılan petrol sahaları ve daha birçok detay. Bütün bunlar “bilinçli bir programın” parçası ve inanın büyük bir titizlikle uygulanıyor... Sevgili dostlar, lafı fazla uzatmayacağım. Her Türk vatandaşına bir çağrım var bu topraklar “yeni kurulan dünya düzeninin merkezinde” ve bu topraklarda “istenmeyen tek şey güçlü bir Türk Ulus Devleti ve güçlü bir Türk Silahlı Kuvvetleri”. Silahlı Kuvvetlerimize yönelik planlı yıpratma çabalarını da bu noktadan sorgulamak gerekli... Bize düşen nasıl bir düşman güçle karşı karşıya olduğumuzu algılamak ve “bize dayatılan lay lay lom” psikolojisini yırtarak gerçeği görmeyi denemek. Bu vatan bize dedelerimizden kalmadı, gelecek kuşaklardan ödünç aldık...

    Son söz: 1997’den itibaren “TSK’ya başlayan saldırının” nedenlerini “sizlere bu köşede” aktarmıştım. 1997-2008 arasında özellikle “Özkök” ve “Büyükanıt” zamanında “içine kapanan” TSK, umarım “yeni dönemde” nasıl bir global “saldırıyla” karşı karşıya kaldığını “daha iyi analiz eder” ve gerektiği gibi “mukabele” eder. Hangi “amaç” uğruna “olursa” olsun, içeride kimden destek alınırsa alınsın Silahlı Kuvvetlerimizin bu şekilde “yıpratılıp-pasivize edilmesine” asla izin veremeyiz.

    Vatan
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




Konu Bilgisi

Uye Bu Konuya Bakiyor

Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)

Benzer Konular

  1. Bekir COŞKUN Köşe Yazıları
    By KaCaK in forum HaberLer
    Cevaplar: 48
    Son Mesaj: 25.10.09, 01:55
  2. Yaşar Nuri ÖZTÜRK Köşe Yazıları
    By KaCaK in forum HaberLer
    Cevaplar: 64
    Son Mesaj: 29.08.09, 06:37
  3. Köşe Bebek Yataklari
    By n@r_cicegi in forum Ev & Dekorasyon
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 09.04.08, 07:41
  4. El Yapımı Köşe Yastıkları
    By Fidem in forum HobiLer
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 01.04.08, 18:09
  5. Bulut
    By aLiCaN in forum Genel Coğrafya
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07.03.08, 23:15

Eklenmis Olan Tag'lar

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Yeni Konu Acamazsin
  • Konuya Cevap Yazamazsin
  • Konuya Eklenti Ekleyemezsin
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351