Sayfa 7 Toplam 7 Sayfadan BirinciBirinci ... 567
61 den 65´e kadar. Toplam 65 Sayfa bulundu

Konu: Yaşar Nuri ÖZTÜRK Köşe Yazıları

  1. #61
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart

    İşte siz, Kur’an’a dokunamazsınız!

    Kur’an’ın mucize tespitlerinin en hayatî olanlarından bazılarını, şu Deniz Feneri adlı ğulûl suçu münasebetiyle elle tutulur biçimde gördük, yeniden ve daha derinden kavradık.

    Tanrı’ya şükürler olsun!

    O hayat veren mucize mesajlardan birkaçını daha milletimizin önünü koyacağız. Öyle ya, demir sıcakken dövülür.

    Kur’an, kendisinden söz ederken şöyle diyor:

    “O, kesinlikle şerefli bir Kur'an'dır. Titizlikle saklanan bir kitaptadır. Ona, arındırılmışlardan başkası dokunamaz. Âlemlerin Rabbi'nden indirilmiştir.” (Vâkıa, 77-80)

    Allah ile aldatmanın saltanat ocağı Arap-Emevî kodamanlığının oluşturduğu geleneksel dincilik bu ayetleri şöyle yorumlamış ve ne yazık ki dinleştirmiştir. Demiştir ki, aşağıda sayılan şu kişiler Kur’an’a dokunamaz, çünkü onlar ‘hükmen pis’tir:

    Cünüp olanlar, abdesti olmayanlar, loğusa ve âdet halindeki kadınlar.

    Arap-Emevî dinciliğinin iddiasına göre, loğusa ve âdet halindeki kadınlar, bırakın Kur’an’ı dokunarak okumayı, dokunmaksızın bile okuyamazlar…

    Arap-Emevî fıkhı tarafından Kur’an’a dayandırılmak istenen bu namert yalanların maskesini yırtan çok aziz İslam bilginleri gelip geçmiştir. Hepsinin hatırası önünde hürmetle eğiliriz.

    Ne yazık ki, Allah ile aldatan dinci zebanîler, zaman içinde bu Kur’an mümini bilginlerin açıkladıkları gerçeklerin üstünü tekrar örtmüş ve Allah ile aldatmaya devam etmişlerdir.

    Allah’a şükür duygumuzun bir ifadesi olarak söyleyebilirim ki, gerçeğin üstüne çekilen Arap-Emevî şalını son yıllarda yırtıp atan, biz olduk. İslam Nasıl Yozlaştırıldı kitabımızın Kur’an’ı anlatan bölümünde bu namert ve simsiyah şalı nasıl parçaladığımız görülmektedir.


    VÂKIA SURESİ NE DİYOR?

    Başlığın hemen altına ko-yduğumuz ayetler neye dikkat çekiyor?

    Yüce âlemlerde korunan Kur’an’a, o âlemlerin varlıkları olan melekler dokunmaktadır, onu oradan insanlık dünyasına onlar taşımaktadır.

    Tartışmalara sebep olan ayet “Ona, arındırılmışlardan başkası dokunamaz” anlamındaki 79. ayettir. İniş sebebi dikkate alınırsa, bu ayetlerin insanlık dünyasıyla hiçbir ilgisi yoktur. Söz konusu olan, melekler dünyasıdır. Dolayısıyla, ayetlerin abdestle, cenabetle, loğusalıkla da ilgisi olamaz.

    Fakat eğer iniş sebebini dikkate almadan veya o sebebi bağlayıcı kılmadan konuşursak, o takdirde ayet Kur’an’ın istediği arınmışlığa ulaşmamış insanların Kur’an’dan elini çekmelerini ifade edecektir. Çünkü maddî anlamda dokunmayı hiç kimse engelleyemez; isteyen istediği kadar dokunur.

    Kur’an’ın söylemek istediği kesindir. Kur’an şunu söylüyor:

    Benim istediğim anlamda temiz olmayan insanlar benden ellerini çeksinler.”

    Örneğin, Deniz Feneri soygunuyla, ğulûl suçu işledikleri, ulaslararası yargı kararıyla hükme bağlanmış olanların ve benzerlerinin kirli ellerini Kur’an’ın dininden ve kirli alınlarını İslam’ın secdegâhından çekmeleri gerekir. Çünkü Kur’an bunları ‘dini yalanlamak’la suçlamaktadır. Dini yalanlayanın Kur’an’a sahip çıkmaya kalkması kadar abes ne olabilir!

    Ne ilginçtir ki, üzerinde konuştuğumuz ayetin biraz ilerisindeki ayet (Vâkıa 82), insanoğlunun bir kötülüğünden daha söz etmektedir: ‘Yalanlamayı/yalancılığı rızık haline getirmek.’ Şöyle deniyor:

    “Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz?”

    Bu ayette yalanlama anlamında kullanılan ‘tekzîb’ sözcüğü, Mâûn Suresi’nin ‘dini yalanlayanları gördün mü?” diye soran birinci ayetinde kullanılan kelimenin aynısıdır. Demek oluyor ki, Yüce Kur’an, insanlık dünyasında, yalanlamayı ve yalancılığı geçim aracı, hatta bizatihi rızık yapmış insan suretinde mahlûklar bulunduğuna vurgu yapıyor.

    Bu yalan yiyicilerin durumları ve uğrayacakları akıbet, Alak Suresi’inde yine ‘tekzîb’le aynı kökten bir kelime kullanılarak gösteriliyor. Orada, ‘Günahkâr, yalancı alın’lar deşifre ediliyor ve bu yalancı alınların Cenabı Hak tarafından takibe alındığı bildiriliyor. Şöyle deniyor:

    “Bilmedi mi ki, Allah gerçekten görür! İş, sandığı gibi değil! Eğer vazgeçmezse yemin olsun, o alnı mutlaka tutup sürteceğiz! O yalancı, o günahkâr alnı. Hadi, çağırsın derneğini/ kurultayını! Biz de çağıracağız zebanileri!” (Alak, 14-18)


    DENİZ FENERİ SUÇLULARININ DURUMU

    Deniz Feneri adlı ğulûl suçunun suçluları ve (Mercümek, Yimpaş, Kombassan, İhlas, Jet-Pa vs. gibi) benzeri dinci vurguncular, yukarıdan beri ele aldığımız ayetlerin tümünün tokadını yemeye müstahak hale gelmiş günahkârlardır. Suçlarının geçtiği bütün ayetlerde suçun omurgasına oturtulan kelime aynıdır: Yalancılık.

    Alman yargısı, Deniz Feneri ğulûl suçunun mahkûmiyet kararını dünyaya açıkladı. Yani suç sabit, cezalar kesin.

    Şimdi, biz de bu karara dayanarak bu suçun Kur’an açısından yani ruhsal-manevî-İslamî sonuçlarını tarihe ve millete açıklıyoruz. Açıklıyoruz ki, Türkiye’yi kemiren ve çoğu gizli kalan bu tür suçların kahrını çeken Türk halkı uyanıp kendine gelebilsin.

    Allah ile aldatma soyguncularının suçlar ve öngörülen cezaları şöyle:

    1. Ğulûl yani kamu haklarını talan.

    Cezası: İslam’ı inkâr etmiş olmanın bütün sonuçları.

    Dinsel dayanak: Mâûn Suresi.

    2. Kur’an’ın aradığı temizliği yitirip pislenmiş hale gelmek.

    Cezası: Kur’an’a el sürmemek, Kur’an’dan, İslam’dan, dinden-imandan söz ederek bu tertemiz kavramları haramla pislenmiş dillerine dolamamak.

    Dinsel dayanak: Vâkıa Suresi, 77-82. ayetler.

    Bu pisliğe bulanmış kişilerin ellerini ve dillerini Kur’an’dan, İslam ve imandan, alınlarını da secdeden ve secdegâhdan uzak tutmaları gerekmektedir.

    3.Yalancılık ve yalanlama suçunu işledikten sonra, bu suçu örtmek için derneğini/kurultayını, yani yönetimdeki, güç noktalarındaki adamlarını, destekçilerini, nemalandırdığı kişileri devreye sokma suçu.

    Cezası: Yalancı, günahkâr alnından tutulup sürüklenmek. Bu sürükleme, dünyada, adaletin görevlendirdiği yargıçlar, âhirette ise Cenabı Hakk’ın görevlendirdiği zebanilerce yapılacaktır.

    Dinsel dayanak: Alak Suresi, 14-18. ayetler.

    Tarihe, Müslüman camiaya, Türk milletine duyurulur.

    İman ve irfan görevimizi yaptığımıza şahit ol, ya Rab!


    Hürriyet
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  2. #62
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart

    Dil ve kültür yarası

    Günümüzün savaşları artık ordu savaşlarından çok kültür savaşları olarak sürüyor. Kültür savaşında kazananlar, girdikleri ülkeleri örtülü bir biçimde sömürgeye dönüştürüyorlar.

    Türkiye en büyük yenilgiye, en büyük hüsrana kültür savaşında mâruz kaldı.

    Yüz yıllar boyu, Allah ile aldatılarak ‘İslam'a saygı’ adı altında Arap kültür emperyalizminin kahrını çektik. Şimdilerde ise bu Arap kültür emperyalizmine ilaveten Hıristiyan Batı kültürünün tasallut ve kahrı altına sokulduk.

    Müslümanlaşmak adına Araplaşmak, uygarlaşmak adına Hıristiyanlaşmak talihsizliği belki de sadece bizim toplumumuzun kaderi oldu.

    Bu yabancı tutsaklığı bizi taklit batağına soktu. O bataktaki çürümüşlük yüzünden, bin yılı aşkın bir geçmişin mirasına sahip olmamıza rağmen akıl ve bilim coğrafyası içine bir türlü giremiyoruz.

    Çünkü tamamen özgün, tamamen kendimizin olan hemen hemen hiçbir şeyimiz kalmadı.
    Birileri bizim insanımıza, "Allah'a ancak Arapça yakarabilirsin, aksi halde namazın, niyazın kabul olmaz" diyebilme namertliğini hâlâ gösterebilmektedir. Ne yazık ki, bunu diyebilenler arasında, Türkiye'nin fakir bütçesinden yaklaşık bir katrilyon lirayı din adına maaş olarak dağıtan Diyanet kurumu da var.

    Bazı lehçe farkları olmakla birlikte, Türkçe, dünyanın konuşulan beş büyük dili arasındadır.

    Bu büyük dilin, asırlar boyunca yarattığı muhteşem bir kültür ve edebiyat mirası var. Biz bu büyük mirastan, bu büyük dilden, siyasal ve sosyolojik anlamda asla yararlanamadık. Sovyet İmparatorluğu'nun 1991'de dağılmasıyla tarihin önümüze koyduğu ‘büyük olmaya götüren imkân’dan da yararlanamadık.

    Avrasya, bizim için âdeta yok hükmünde.

    Oralara karargâh kuran bazı dinci unsurlar ise komünizmin parçalayamadığı Türk kitleleri, din adına parçalara bölüp sömürmekle meşgul.

    Avrasya coğrafyası Müslümanları, bu dinci tefrika ekipleri yüzündendir ki, yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş bir psikolojiyle şaşkın durumdadırlar. Çektikleri bu acı, Rusya Federasyonu Baş Müftüsü tarafından, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Ankara'da toplanan ilk şurasında açıkça dile getirilmiştir.

    Dilimiz ve kültürümüz artan bir yoğunlukla yozlaştırılıyor.

    Bu demektir ki, benliğimiz, ruhumuz ve beynimiz yok ediliyor. Kendi kendimize uyguladığımız yıkıcı bir köleleştirmenin kurbanları durumundayız.

    Bazı caddelerimizde dolaşırken kendimizi bir Batı-Hıristiyan kentinin sokaklarında sanıyoruz. Tabelalardaki isimlerin büyük çoğunluğu yabancı...

    Örtülü bir istilaya boyun eğdiğimizin en yaman kanıtı bu caddelerimiz...

    Okullarında ‘en önemli ders’in yabancı dil dersi olduğu bir ülkede kitlenin resmî dili kimden, nasıl ve ne zaman öğrenilecek? Bunu inceden inceye düşünmek ve mutlaka bir çare bulmak zorundayız.

    Dil yaramızı âcilen sarmak zorundayız. Aksi halde gelecek kuşaklara ‘bizim çocuklarımız’ demekte bir hayli zorlanacağız.

    Türkiye'de herkesin bir veya birkaç yabancı dil bilmesi, yerel ana dilini konuşması elbette ki sevindirici, zenginleştirici olacaktır. Ancak bu yabancı veya yerel diller, ülkenin genel ve resmî dilinin yerini almamalı, onu işlevsiz kılmamalıdır.

    Herkes Türkçe dışında bir veya birkaç dil bilebilir. Ama her Türk vatandaşı Türkçe'yi iyi konuşabilmelidir. Tıpkı ABD ve İngiltere'de İngilizce'nin, Fransa'da Fransızca'nın, Almanya'da Almanca'nın iyi konuşulduğu gibi...

    Devlet, yurttaşlarına aş, sağlık ve güvenlikten hemen sonra iyi Türkçe konuşma imkânını sağlamadıkça anayasal görevini yapmış olamaz.

    Türkiyeci bir siyaset, yabancı dillerde eğitimin âdeta sömürge manzarasına büründürdüğü Türkiye'yi bu tehdit edici durumdan kurtarmayı temel görevlerden biri saymak borcundadır.

    Kültür istilacılığının tahribine karşı koymak ve öz benliğimizi yeniden elde etmek zorundayız. Bunun ilk adımı, Tevhidi Tedrisat (öğretim birliği) ilkesini tam ve tavizsiz uygulamak, ikinci adımı, yabancı dili özendirmeye uyarlanmış anlayışı, Türkçe'yi özendirmeye uyarlamaktır. Tahribe mâruz kalan Anadolu kültürünün ayağa kaldırılmasında ilk ve hayatî adımlar bunlardır.

    Millî Eğitim politika ve projelerimizin, bu sonucu yaratacak biçimde yeniden düzenlenmesi, bir hayat-memat meselesidir.

    Eğitim kurumlarımız, siyasal hesaplarla açılmış birer diploma fabrikası olmaktan kurtarılmadıkça bu ülkeyi çağdaş çizgiye taşıyacak siyasetler üreten insanlara sahip olmamız hayalden öteye geçemez.

    Benliğimizi küresel ve genel Batı istilası ile Arapçı kültür istilasının hegemonyasından kurtaracak çareleri bulmak ve uygulamak, ‘Türkiye için siyaset’in temel görevlerinden biridir.



    Hürriyet
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  3. #63
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart

    Türkiye - Batı ilişkileri ve Avrasya gerçeği

    Avrupa Birliği'ne üye olmak için yıllardan beri uğraşan Türkiye, gelinen bugünkü durum itibariyle ‘sürekli oyalanan ve aldatılarak elinden birçok şeyi alınan bir ülke’ manzarası arz etmektedir.


    Türkiye, laik-Müslüman bir ülke olarak bulunduğu coğrafyada çok anlamlı ve önemli birliktelikler geliştirebilir. Bir büyük diplomatımızın ne güzel söylemiş:

    "Batı tercihi, açılan diğer ufuklara bakmaya mani değildir."

    Türkiye'nin tercihi, Batı ile birlikteliktir. Buna bir itirazımız yok. Elverir ki, bu tercih bizi esir veya sömürge durumuna getirmesin.

    Batı ile birlikteliğin onurlu bir beraberlik olarak vücut bulması için başka birlikteliklerin de devrede tutulması gerekirdi. Basîretli, dirayetli bir politikanın gereği buydu.

    Muhtemel başka birlikteliklerin gelecek vaat eden en önemlisi, Avrasya Birliği'dir.

    Türkiye'yi yöneten iradeler, Avrasya gerçeğini hayata geçirecek kararlılık ve atılımı gösteremiyorlar. Batı, onların bu noktaya gelmelerini bir biçimde önlüyor.

    Avrasya, bir şemsiye kavramdır. Bu kavram altında birden çok birliktelik oluşturulabilir. Şangay İşbirliği Örgütü bunlardan biridir. Yarın-bir gün başka birliktelikler de doğabilir.

    Türkiye, hem coğrafyası hem tarihi hem kültürü hem de siyasal çıkarları açısından çok boyutlu ilişkiler siyasetini öne almak zorundadır. Çünkü Türkiye, değişik medeniyetlerin, değişik kültürlerin bir buluşma noktası olduğu gibi, değişik siyasal çıkış noktalarının da bir buluşma yeridir.

    Türkiye, bu yapısının zorunlu kıldığı çok boyutlu politikalar izlemek durumundadır.

    Dış politikada tek kutupluluk, Türkiye için bağımsızlığın tehlikeye atılması anlamına gelebilir.

    Şunu unutamayız:

    Türkiye ne sadece doğuludur ne de sadece batılı. Türkiye bunların hepsinden bir şeyler taşıyan farklı bir birleşimdir. Tarih boyunca hep böyle olmuştur. Türkiye bu sentez yapısıyla aynı zamanda merkez olabilecek durumdadır. Ancak böyle bir merkezlik çok boyutlu, dirayetli politikalar, yaratıcı devlet adamları gerektirir. Türkiye, öyle anlaşılıyor ki, bu politikaları, bu devlet adamlarını üretemediği için bir yere bağlanmak ve orada kalmak yoluna gidiyor. Yani kotarıcı, birleştirici olmak yerine sığınıcı olmayı seçiyor.

    Türkiye kolay olanı seçiyor. Kolayı seçenlere reva görülenin ise taşeronluk ve bağımlılık olduğunu unutuyor.

    İnsanlık bugün, tek kutuplu bir dünyanın kahrını çekmeye mecbur bırakılmıştır. Bu kutup, Kapitalist Batı Egemenliği olarak ifade edilebilir. Hayatı ileri boyutlara götürecek ve insanı yüceltecek değerlerin böyle tek kutuplu bir dünyada gelişmesi söz konusu edilemez. Özellikle adalet, paylaşım, insan hakları gibi değerleri ve insanın ruhsal dengelerini ayakta tutmak, tek kutuplu bir dünyada mümkün olamamaktadır.

    Bu gerçek, 11 Eylül şiddet olayında sinyaller verdi, Irak'ın işgaliyle iyice kristalleşti. 11 Eylül, siyasal ve ekonomik açıdan nasıl değerlendirirseniz değerlendirin, felsefî açıdan baktığımızda tek kutuplu dünyanın yarattığı evrensel şizofreniye bir tepkidir. Elbette ki hepimizin karşı çıktığı bir tepkidir; ama bir tepkidir.

    Bu tepki, daha büyük ve daha şiddetli bir karşı tepki doğurmuştur. Irak işgal edilmiş, Irak halkı tutsak hale getirilmiş, binlerce insan öldürülmüş, binlerce kültür varlığı tahrip veya talan edilmiş, halkların gelir ve hayat kaynaklarına el konulmuştur.

    Bundan da önemlisi, bütün bunlar yapılırken, tek kutupluluğun getirdiği denge kayması ve yozlaşma, asırların çileleriyle oluşturulmuş Birleşmiş Milletler’i devre dışı bırakmış, insanlık yeniden zorbalık ve kanunsuzluğun kucağına itilmiştir.

    Hürriyet
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  4. #64
    Delikanlim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    May 2008
    Nerden
    Burasi ev....
    Mesajlar
    788

    Standart

    Burda mesaj yazan tüm arkadaslara tesekkür ederim ...
    herkes güzel güzel yorumlarini yazmislar. helal size...
    GiTTiGiN YeRLeR SoGuKSa
    Al GöTüR BeNi De YaNıNa
    ElLeRiM eLLeRiNi
    I s ı T S ı N S e V D i G i M
    yüregim yüreginle atsin
    gözlerim gözlerine baksin
    ellerim ellerini birakmasin
    Ayrilik bizi hic bulmasin
    gözyaslarim sular seller olsada
    icimdeki yangini söndürmeye yetmiycek kadar az....
    ben bugün yine agladim.
    ve yine icimdeki yangini durduramadim.....

  5. #65
    devimsel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    600

    Standart Dinciliğin servet ve sevap tezgâhı (20.08.2009)

    Yaşar Nuri Öztürk
    Dinciliğin servet ve sevap tezgâhı
    20.08.2009 17:07:00

    DENİZ Feneri talanından Mercümek soygununa kadar tüm dinci vurgunların sözde mağdurlarının büyük kısmı, aldatılmış hainlerdir. Bunlar, sadece servet vaadiyle aldatılmış insanlar değildir; sevap vaadiyle de aldatılmışlardır. O "sevap", laik Türkiye'yi Afganistan'a döndürmenin karşılığı olacak bir "sözde sevap"tır.
    Aldatılmış hainler, hainlikleri din ve Allah söylemleriyle azdırılanlardır. Yani onların aldatılması mazlum ve mağdurluklarından değil, hainlik damarlarının okşanması yüzündendir.
    Aldatılmış hainler, "sözde sevaplar"ın birer felaket olduğunu ne yazık ki anlamak istemiyorlar. Sevap diye diye belalarını buldular ama onlarla birlikte Türkiye de belasını buldu.
    "Aldatılmış hainler", paraları şöyle denerek çarpılanlardır:
    "Paralarınızı bize verin, biz bu paralarla şirketler kurup servet ve sermayeyi Kemalist dinsizlerin elinden alacak, büyük servetler kazanarak size iki ayrı kazanç kapısı açacağız:
    1. Laik Mustafa Kemal devletini yıkıp yerine şeriata dayalı Müslüman bir devlet kurarak size büyük sevaplar kazandıracağız.
    2. Kazandığımız kârlardan size pay çıkararak, paralarınıza faizsiz-helal kazanç sağlayacağız. Böylece, bir taşla iki kuş vurmuş olacaksınız: Hem dünyanız ihya olacak hem ahiretiniz. Hem servet kazanacaksınız hem de sevap."
    İşte, Allah ile aldatanların kurdukları Mâûn Suresi'ni ihlal tezgâhı böyle işletildi. Ve "aldatılmış hainler" böyle uyutulup soyuldu. Soygunun sadece Avrupa'daki Müslümanlardan götürdüğü para, elli milyar Euro civarında. Deniz Feneri soygunu denen ve Alman hükümeti tarafından takibe alınan vurgun buna dahil değildir.
    Türkiye içi Mercümek, Yimpaş, Kombassan, İhlas gibi "Allah ile aldatarak soyan holdingler"in götürdükleri paranın rakamı, yukarıda verdiklerimizin üstünde bir rakamdır.
    Bu vurgunlar, elbette ki birçok masum, temiz, gerçek dindar insanı mağdur etmiş, ocağını söndürmüştür ama soyulanların büyük bir kısmının "aldatılmış hain" sınıfına girdiğini çok iyi bilmekteyiz.

    BELALARINI BİRBİRİNDEN BULDULAR

    Birçok masumu yaktılar ama birçok hain de cezasını buldu. Başka bir deyişle, aldatan hainlerle aldatılmış hainler belalarını birbirinden buldu.
    Türkiye'ye bakın, son yıllarda milyar Euro'luk ve dolarlık vurgun ve soygunların hemen tamamı, Allah ile aldatma tezgâhı işletilerek gerçekleştirilmiştir. Bu alan, riski en az olan alan, bu alan harcaması hiç olmayan alan, ama bu alan en vicdansız ve en zalim alan...
    Burada görülmesi ve ibretle değerlendirilmesi gereken gerçek şudur:
    Allah ile aldatarak harcama yaptırmak için nasihat yeterli olmaktadır. Musibete asla gerek yoktur. Tam aksine, Türk halkının musibetle yüz yüze gelmesinin temel sebeplerinden biri de Allah ile aldatılarak yaptığı harcamalardır. Bu bakımdan, Türk halkını soymanın en rahat, en keyifli ama insanlık için en zararlı, en namert şekli Allah ile aldatmak.
    Bu aldatma alanının nasıl işlediğini anlamak için bizim "Allah ile Aldatmak" kitabımızın okunması lazımdır. Bu konuda o kitabın yerine konacak başka bir şey yoktur.
    Kuran'a göre, Allah ile aldatarak soyanların başında dini temsil ettiğini söyleyen "din sınıfı" ile saltanat dincisi siyasetçiler vardır. Bunlar, "Sizi Allah'a götüreceğiz" diyerek soyarlar ama sonuç Allah'tan uzaklaştırma olur.
    Birçok masumu yaktılar ama birçok hain de cezasını buldu.
    Başka bir şekilde ifade edelim:
    Aldatan hainlerle aldatılmış hainler belalarını birbirinden buldu.

    KAYNAK

Konu Bilgisi

Uye Bu Konuya Bakiyor

Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)

Benzer Konular

  1. Bekir COŞKUN Köşe Yazıları
    By KaCaK in forum HaberLer
    Cevaplar: 48
    Son Mesaj: 25.10.09, 01:55
  2. Yaşar nuri öztürk’e
    By alaraa-- in forum Merak edilen sorular ve cevapları
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 12.07.08, 17:09
  3. Öztürk - Yeni Albüm
    By n@r_cicegi in forum Müzik Haber
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 11.07.08, 19:20
  4. Köşe Bebek Yataklari
    By n@r_cicegi in forum Ev & Dekorasyon
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 09.04.08, 07:41
  5. El Yapımı Köşe Yastıkları
    By Fidem in forum HobiLer
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 01.04.08, 18:09

Eklenmis Olan Tag'lar

View Tag Cloud

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Yeni Konu Acamazsin
  • Konuya Cevap Yazamazsin
  • Konuya Eklenti Ekleyemezsin
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351