Sayfa 3 Toplam 7 Sayfadan BirinciBirinci 12345 ... SonuncuSonuncu
21 den 30´e kadar. Toplam 65 Sayfa bulundu

Konu: Yaşar Nuri ÖZTÜRK Köşe Yazıları

  1. #21
    n@r_cicegi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Nerden
    Boğazın İncisi, Avrupa'nın Birincisi (İstanbul)
    Mesajlar
    8,726

    Standart

    'Ilımlı İslam' hangi dinin adı


    Bugün, İslam kelimesini, siyasal, ideolojik dürtülerle öne çıkarılmış bir sürü ifadede kullanmak, bu isimlerle öne çıkarılan ‘tüp bebek din’den istenildiği kadar üretmek mümkün hale gelmiştir. Özellikle ABD’de zamana, şartlara göre sürekli yeni isimler üretilmektedir.

    Bugün, İslam kelimesini, siyasal, ideolojik dürtülerle öne çıkarılmış bir sürü ifadede kullanmak, bu isimlerle öne çıkarılan ‘tüp bebek din’den istenildiği kadar üretmek mümkün hale gelmiştir. Özellikle ABD’de zamana, şartlara göre sürekli yeni isimler üretilmektedir.

    ABD’nin Ortadoğu'daki hesapları nasıl bir ‘tüp bebek İslam’ üretmeyi gerektiriyorsa, Ortadoğu’daki ‘BOP Eşbaşkanları’ tarafından ona göre bir ‘İslam’ üretilmektedir.

    Soğuk Savaş döneminde türetilen ‘Yeşil Kuşak İslamı’ terimi, (Sovyetler Birliği ile sınırdaş diğer Müslüman toplumların insanları ile birlikte) Türk insanını Demir Perde'ye karşı kullanmak üzere geliştirilen siyasetler dolayısıyla öne çıkarılan bir nitelemedir. Benzer şekilde, günümüzde de, ‘ılımlı İslam’ terimi türetilmiştir.

    Soğuk Savaş'ın son bulmasıyla yeni stratejiler, bu stratejilere göre de yeni ‘İslamlar’ üretmek gerekmektedir.

    Şimdi ABD için ‘ılımlı İslam’ vaktidir.

    ‘Ilımlı İslam’ isimlendirmesi altında ortaya çıkan son gelişmeler, sadece şaşırtıcı değil, aynı zamanda ürperticidir: Örneğin, ‘ılımlı İslam’ hâlen İsa’nın gelip, insanlığı kurtarmasını beklemektedir. Bir başka deyişle, ‘ılımlı İslam’ bugün, ABD'deki Evanjelistlerin okyanusun ötesinden terennüm edip durduklarını tekrarlıyor: “İsa gelecek ve insanlığı kurtaracak.”

    Böyle bir iddiada bulunmak, Hz. Muhammed’in devrinin bittiğini varsaymak, onun kabullerini saf dışı etmek anlamına gelmektedir. Bu önermenin, Kur'an'ın olmazsa olmazlarıyla bağdaşması mümkün değildir.

    ABD'nin Mart 2003'te Irak'ı işgalinden sonra, Müslüman dünya içinde, insanlığın barış dönemine geçişinin İslam’la mümkün olmadığı tezini yerleştirmek için, İslam inançları içine (zaman içinde sonradan) sokulmuş bazı buyrukların öne çıkarılması gerekiyordu. Hz. İsa'nın geri gelerek insanlığı kurtarması hurafesi de bunlardan biridir.

    Kur'an, hiçbir şekilde, hiçbir peygamberin geri geleceğini belirtmemekte, böyle bir olasılığa onay vermemektedir; Kur'an'da böyle bir sav, böyle bir kavram yoktur.

    İslam akidesinin oluşum devrinden ve manifestosunun tespit edildiği dönemden 100-150 yıl sonra, Kilise tarafından İslam'a transfer edilmiş olan bu savın, hadislerde yani Hz. Muhammed'in sözlerinde yer aldığı iddia edilmektedir. Asıl sorun, asıl facia da zaten buradadır.

    HADİSLER MESELESİ

    Kur'an dininin başına ne getirilmişse, hadis olarak uydurulanlar ile tekkeler tarafından oluşturanlar yoluyla getirilmiştir. Klasik devrin Kur’ancı İslam bilginleri şu ilkeyi koymuştur:

    “Âhad hadisler, inançta kanıt olmaz; bu hadisler ukûbatta yani ceza alanında da kanıt olmaz.”

    Âhad diye anılan hadisler, sözü Peygamberimizden rivayet eden ilk kişinin tek kişi olduğu hadislerdir. Ve böyle olmayan hadis sayısı parmakla sayılacak kadar azdır.

    Âhad olmayan hadisler ‘mütevâtır’ adını alırlar. Mütevâtır hadislerin sayısını en ileri götürenler üç yüz rakamını geçememişlerdir. Oysaki bugün ‘hadis’ diye elde dolaşan rivayetlerin sayısı altı bini aşmaktadır.

    Gerçek mütevâtır diyebileceğimiz sadece bir tek hadisin olduğunu söyleyen İslam din bilginleri vardır. İlginçtir, bu tek hadis şudur:

    “Bana hadis diye yalan bir söz isnat eden, cehennemdeki yerine hazır olsun!”

    Bizim de mensup olduğumuz Hanefî mezhebinin kurucusu sayılan İmamı Âzam Ebu Hanife (ölm. 150/767), mütevâtır hadis sayısının parmakla sayılacak kadar az olduğu kanaatindedir.

    İmamı Âzam, işte bu tutumundan dolayı, ‘kâfir’ olmakla itham edilmiş, kendisinden yüz küsur yıl sonra yaşamış ünlü hadisçi Buharî (ölm. 256/869) ve kendisinden yüz elli küsur yıl sonra yaşamış olan hadisçi olan Nesaî (ölm.303/915) tarafından da ‘güvenilmez adam’ damgası yemiştir.

    Bu konuda Buharî’nin ‘Kitabu’z-Zuafa’ adlı eseriyle İbn Abdil Berr’in ‘el-İntika’ adlı eserinde gerçekten ürpertici bilgiler vardır. Ne yazık ki bu bilgiler halk kitlelerinden asırlardır saklanmaktadır.

    Şimdi biz din konusunda kime güveneceğiz?

    Mezhebimizin imamı bilip dokunulmaz kıldığımız İmamı Âzam’a mı yoksa hazırladıkları hadis kitaplarını ‘Kur’an’dan sonra en kutsal kaynak’ saydığımız Buharî ve Neseî gibi zatlara mı? Bunlar birbirine güvenmiyor.

    Bu durumda akla uygun tek yol kalmaktadır: Zaman, mekân ve tartışma üstü olan kitaba, Kur’an’a güveneceğiz. Onun söylediklerine uyan hadislerden de yararlanacağız ama din konusunda son ve güvenilir sözü Kur’an’a söyleteceğiz.

    Başka bir çıkış yolu, başka bir kurtuluş reçetesi yoktur.

    Hz. İsa'nın ‘geri geleceği’ne ilişkin olan ve hadislere dayandırılan iddia inanca ilişkindir. O halde, o konuda hadislerin söylediğini delil sayamayız.

    Ayrıca, hadis bilginleri, İsa’nın geri geleceğine ilişkin hadis patentli sözlerin hiçbirisinin, hadis kritiği açısından güvene layık olmadığını belirtmektedir. Bunlardan bir tanesinin bile içeriğinin, Kur'an’a uygun olduğunu söylemek mümkün değildir. İnançta ise asla kanıt olarak kullanılamazlar. Ne yazık ki, bu gerçek de halktan saklanmaktadır.

    İslam, İsa'nın geleceğine onay verirse, Aziz Pavlus kristolojisinin (çarmıh biliminin) yüzyıllardır öne sürdüğü, (Hz.) Muhammed’in bir geçiş dönemi tebliğcisi olduğu, Mesih'in gelişine hazırlık döneminde kendisine kısmî bir hizmet imkânı verildiği, bu nedenle onu son peygamber olarak nitelemenin yanlış olduğu, hatta bu nitelemenin İslam akidesine bile ters düştüğü iddiası geçerlilik kazanır.

    Son peygamber olan Hz. Muhammed’den sonra İsa’nın geri gelmesi, akla da aykırıdır. Ancak, iddia sahipleri, buna çare olarak, “Minareyi çalan, kılıfını hazırlar” atasözünü doğrularcasına, “İsa’nın, Hz. Muhammed'in ümmeti olma şerefini elde etmek için geleceğini” savunuyorlar.

    Şu kilise avukatı savunmasına, şu ‘Haçlı ile işbirliği hezeyanı’na bakar mısınız!

    Bu teze karşı sorulması gereken soru şudur:

    “Hz. Muhammed'in ümmeti olma şerefi yüzünden mi, Irak'ta her gün 100-150 sivil masum ABD askerlerince öldürülüyor? Muhammed’in ümmeti olma şerefine nail olmak için mi Hz. Muhammed'in ümmetini, İslam'ın mâbedinde katlediyorlar? Ve Ebu Gureyb’de 10-12 yaşlarında kız ve erkek Müslüman çocukların ırzına geçiyorlar. Müslüman yaşlıların çıplak vücutlarına kurt köpeklerini saldırtıyorlar.”

    Özetleyelim:
    İslam, dinin adında değişiklik yapılmasına izin vermez. Böyle bir yetki peygamberlere bile verilmemiştir. Dinde, ne bir eksik vardır ne de bir isim sorunu. İslam’ın kendi getirdiği isme bir başka kelime eklendiği zaman, İslam, Kur’an’ın getirdiği ve Hz. Muhammed'in gösterdiği din olmaktan çıkar.


    Hürriyet



    BiZ 3 KiŞiYiZ;
    KeYFiM, BeN ve KaHYaSi...







  2. #22
    n@r_cicegi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Nerden
    Boğazın İncisi, Avrupa'nın Birincisi (İstanbul)
    Mesajlar
    8,726

    Standart

    Putin'in İslam anlayışı üzerine


    Kur'an 'ın, bir tek yerde etimolojiyle uğraşması, onun da dinin adı meselesi olması son derece dikkat çekicidir.

    Kur'an 'ın, bir tek yerde etimolojiyle uğraşması, onun da dinin adı meselesi olması son derece dikkat çekicidir.
    İslam kelimesinin, bizzat Kur'an'ın verilerine göre, iki kökü bulunmaktadır. Bunlardan biri olan 'silm', barış anlamına gelmekte ve bugünkü Arapça'da da aynen kullanılmaktadır. İkinci kök olan 'selam' ise huzur ve esenlik anlamına gelmektedir. İslam, işte bu iki kökten gelen bir kelimedir.

    O halde, İslam, esenlik ve barış için Yaratıcı'ya teslim olmak demektir.

    Görüldüğü gibi, Kur'an dininin her şeyden önce adında barış vardır. İslam'ın muhtevasında da, bütün insanlığı kucaklayan bir barış mesajı vardır; paylaşım ve insana saygı vardır. Bunun bir uzantısı olarak, Kur'an'da, hiçbir ayırıma gidilmeden insanın ürettiği bütün evrensel değerler kucaklanmaktadır.

    Ne yazık ki, dünyada, özellikle Batı'da İslam denildiği zaman, bu, bir grubun veya sistemin adı gibi algılanıyor; oysa Kur'an, İslam kelimesini, bir grubun veya sistemin adı gibi değil, evrensel barış ve esenlik anlamında kullanmaktadır.

    İslam bir adı değil, bir tavrı ifade eder. Daha doğrusu, İslam bir kampın değil, belirli bir algılayış ve yaşayış biçiminin adıdır.

    Kur'an, bütün medeniyetleri, insanlığın bütün mirasını değerlendirir, insana mutluluk getirici bütün değerleri İslam kavramı içinde ve şemsiyesi altında ele alır. Çok önemli bir nokta, İslam'ın, bütün peygamberlerin ortak mesajlarının adı olmasıdır. Bir başka ifadeyle, barış ve esenlik için değer üreten ve Yaratıcı'ya teslim olan, Yaratıcı dışında hiçbir kavram, kurum ve kişiye teslim olmayan bütün anlayışlar İslam'dır.

    Bir başka önemli nokta da, Kur'an'ın nüfus kâğıdıyla asla uğraşmamış olmasıdır.

    Kur'an, söz ve iddiaya değil, niyete ve eyleme bakar.

    Açık ifadesiyle, Yahudilerden, Hıristiyanlardan, Sâbiîlerden ve Kur'an'a inananlardan üç koşulu yerine getiren herkes cennete gider. Yani Müslüman, nüfus kâğıdında ne yazarsa yazsın, yeterlilik şartları olan şu üç değeri taşıyan kişidir:

    1. Yaratıcı kudrete iman,
    2. Âhirete yani hayatın ölüm dediğimiz dönüşümle bitmediğine iman,
    3. Barış ve esenlik için değer üretmek, insanlığa hizmet vermek.

    Sayılan üç koşulu yerine getirenler, 'kurtulanlar'dır; insan olmanın onur burcu onlarındır. Nüfus kâğıdının ise Yaratıcı katında hiçbir anlamı yoktur.


    İSLAM DÜNYASI HANGİSİ?

    Bazı eserlerimde, Kur'an'dan hareketle yeni bir İslam dünyası tarifi yaptım. Bugünün İslam dünyasının özellikleri ise bu tarifteki özelliklere neredeyse hiç uymamaktadır.

    Kur'an'ın muhatabı insandır. Kur'an'ın, insan hayatına sokmak istediği değerler ile günümüzün 'sözde Müslümanlar'ının yaşantıları apayrı şeylerdir. Kur'an'dan hareketle bir değerlendirme yapıldığında, bugünkü İslam dünyası tarafından gerçek İslam değerlerinin çok az bir kısmının karşılandığı ortaya çıkar.

    İnsanlık, Kur'an'ın listesindeki değerler üzerinden bir puanlamaya tâbi tutulduğunda, 'İslam dünyası' diye bilinen camianın aldığı puanın, on üzerinden iki ya da üçü geçmediği; yedi-sekiz-dokuz gibi yüksek puanları başkalarının aldığı görülür.

    Özetle, İslam deyince ne anlamamız gerektiği, bana göre Müslüman dünyada, hatta İslam'la bir biçimde ilgilenen bütün coğrafyalarda, en ciddî meseledir.

    Bu mesele, Kur'an'dan hareketle çözüme ulaştırılmadan ne İslam dünyası rahat yüzü görebilir, hatta ne de insanlık dünyası.

    PUTİN'İN TEK SÖZLE BAŞLATTIĞI DEVRİM

    Sevindirici olan bir şey var: Avrasya coğrafyasının en büyük ülkesi olan Rusya'nın dirayetli devlet başkanı Putin, İslam ve Müslümanlar meselesinin ele alındığı bir toplantıda şu sözü söylemiştir:

    “Biz, İslam ve Müslüman dendiğinde Kur'an'ı anlamak zorundayız ve ben böyle anlıyorum.”

    İtiraf edelim ki, bu sözü biz bugüne kadar, değil bir gayri Müslim devlet başkanından, Müslüman devlet adamlarından bile duyamadık. Oysaki işin esası bu sözdür, çözüm reçetesi bu sözdedir.

    İslam'ın dostu da düşmanı da geleneğin 'İslam' dediğini dünyanın önüne çıkardı ve hepsi diyalog veya kavgasını onunla yürüttü. Böyle olunca da ne diyalogdan hayır çıktı ne kavgadan kurtulmak mümkün oldu.

    Dünyanın, 'Müslüman ve İslam' dendiğinde Kur'an'ı anlamaya başladığı gün, insanlığın mutluluk ve huzur yolunda en güçlü adımı attığı gün olacaktır.

    Biz bu gerçeği, Batı dünyasına yıllardır anlatmaya çalıştık ama ne yazık ki onların İslam'a düşmanlıkları ve kısa vadeli çıkarları bizi anlamalarını engelledi.

    Putin, bir cümleyle büyük bir devrim yapmıştır. Biz bunu, küresel ölçekte bir devrim sayıyoruz.

    20. Yüzyıl'ın en büyük devrimlerinden birini, komünizmi tarihe gömerek Gorbaçov yapmıştı; 21. Yüzyılı'ın en büyük devrimlerinden birinin ilk adımını da, bana göre, bir başka Rus devlet başkanı, Putin attı.


    Umarız, Putin'in telaffuz ettiği bu muhteşem fark ediş, başta Müslüman devlet adamları olmak üzere, diğer bütün liderler tarafından da fark edilir ve insanlığa mutluluk ve barış yolunda yeni bir kapı açılır.

    HÜRRİYET



    BiZ 3 KiŞiYiZ;
    KeYFiM, BeN ve KaHYaSi...







  3. #23
    CiKoLaTa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    May 2008
    Mesajlar
    85

    Standart

    Ya islamda Türban yoktur diyen birine kim inaniyor melek kardesim tebrik ederim seni cok güzel cevaplar vermissin

  4. #24
    didems - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Nerden
    вιя υмυтѕυη ιçιм∂є
    Mesajlar
    825

    Standart

    "Allah ile aldatmak" Kitabindan:

    " kuran, insanlar arası münasebetlerde, kamusal alanda bir tek değer tanır: ehliyet ancak yüzyıllardır allah ile aldatan zihniyet, kuran'ın bu buyruğunu çiğneyerek ehliyetin yerine dindarlık diye bir yafta koydu. bu durumda yani dindarlık en üst değer olduğunda, örneğin abdestsiz namaz kıldığınızda bile size namazında niyazında adam denecektir. bülent arınç'ın söylemiş olduğu "dindar cumhurbaşkanı olsun" sözü de bu açıdan bakılırsa kuran'a aykırıdır. bülent arınç neden "işinin ehli" bir cumhurbaşkanı istemiyor da, dindarlıkla yetiniyor? bu allah ile aldatmanın en yıkıcı yönüdür. zira bu, kuran'ın insanlık tarihinde yıkmış olduğu bir belayı yeniden canlandırmak demektir. dindarlık başlı başına tanrı ile kul arasında bir değerdir, kamusal alan için geçerli değil. burada peygamberden de bir alıntı yapıyor, hocanın anlattığına göre peygamber şöyle demiş: "ümmetimi, gizli şirk batıracaktır."

    - allah ile aldatmanın getirdiği belalardan biri de kuran'ın asıl amacını görmezden gelerek, ikinci hatta üçüncü ibadetlerin öne alınmasıdır. örneğin müslüman, kuran okumakla namaz kılmak arasında kalmışsa, ilkini yapsa daha iyidir. kuran, ilmi teşvik eder..
    kuran, riyakarlıkla ilgili verdiği örneklerde hep namazı kullanmıştır. yani riyakar adamın namaz kılması, asli ibadet niyetine geçmez.
    asıl ibadet kuran okuyup, onu anlamaktır. günün şartları, gündelik kaygılar için fiziksel ibadetleri sömürmemektir.

    - hz. muhammed, ibadethane yıkan tek peygamberdir. sürekli camiler dikerek kişisel servetlerinin halk nezdinde yaratacağı öfkeyi bastıran, hatta cemaatten elde edilen gelirlerle ceplerini dolduran kişilerin durumu felaketi gösterir. temel takva değil, menfaat üzerine kurulmuştur. kuran'ın bu durumla ilgili söylediği ise "asla böyle yerlerde ibadet yapılmaması" gerektiğidir.

    - soygunun, rezilliğin, çürümenin kaynağı dinin ve allah'ın isminin sömürülmesindedir."

    bazi yazilarinada katilmamak elde degil


    IŁıк ßiя ЧάĢmuя ЧάĢάя, şεђяim ısŁάŅıя...
    CάđđεŁεя sάŅά ßoЧάŅıя...
    ßi εsiŅŤi ĢεŁiя hάŦiŦŤεŅ.. ^đΰşΰmdεŅ^ ĢεçεŅ ЧüzüŅ ısŁάŅıя...
    SoŅяά Ťopяάк кoкusu sάяάя đõяŤ ßiя ЧάŅı, ђεякεs đάĢıŁıя ...
    ßiя ђάЧάŁiŅ кάŁıя.

  5. #25
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart

    Nerede yazıyor acaba islamda türban olduğu? Türban , başörtüsü vs. adı her ne ise farz değildir serbest bırakılmıştır. İsteyen takar istemeyen takmaz bu kadar basit bir konu İyi forumlar ...
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  6. #26
    didems - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Nerden
    вιя υмυтѕυη ιçιм∂є
    Mesajlar
    825

    Standart

    Ey Peygamber! hanımlarına, kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle, dışarı çıkarken üstlerine cilbablarını alsınlar. Bu, onların tanınmasını ve bundan dolayı incitil*******ini sağlar. Allah, Gafûrdur, Rahîmdir. " (el-Ahzab, 33/59).

    "Mümin kadınlara da şöyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Zinet yerlerini açmasınlar. Bunlardan kendiliğinden görünen kısmı müstesnadır. Baş örtülerini yakalarının üstüne koysunlar. Zinet yerlerini kendi kocalarından, babalarından, kocalarının babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kendi erkek kardeşlerinden, kendi kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, kendi kadınlarından, kölelerinden, erkeklik duygusu kalmayan hizmetçilerden veya henüz kadınların gizli yerlerine muttali olmayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizleyecekleri zinetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz Allah'a tövbe edin. Böylece korktuğunuzdan emin" umduğunuza nail olasınız" (en-Nûr, 24/31).

    "Ay halinden kesilmiş ve evlenme için ümidi kalmamış olan yaşlı kadınlar zinet yerlerini erkeklere göstermemek şartıyla dış elbiselerini bırakmalarında onlar için bir günah yoktur. Bununla birlikte yine de sakınmaları kendileri için daha hayırlıdır" (en-Nûr, 24/60).

    "Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle. Bu onların tanınıp, kendilerine sarkıntılık edilmemesi için daha uygundur. Allah çok yarlığayıcı ve çok esirgeyicidir" (el-Ahzâb, 33/59) .

    Tesettürle ilgili hadisler:

    Umeys’in kızı Esma’dan nakledildi. Dediki: Resulüllah (s.a.v) bir gün Hz. Aişe (r.anha)’nın evine girdi. Kızkardeşi Esma yanında idi. Üzerinde Vucudunun hertarafını örten ve yenleri geniş bir elbise vardı. Resulüllah (s.a.v) onu görünce kalkıp dışarı çıktı. Hz. Aişe (r.anha) kızkardeşine “buradan uzaklaş Resulüllah (s.a.v) sende hoşlanmadığı bir şey gördü” dedi. Hz. Esma uzaklaştı arkasından Resulüllah (s.a.v) içeriye girdi.Hz. Aişe (r.anha) niçin kalkıp gittiğini sordu. Resulüllah (s.a.v) de elbisesinin yenini sadece parmakları görünecek şekilde ellerinin üzerine çekerek şöyle cevap verdi: “Kızkardeşini görmedinmi? Müslüman bir kadın şurasından başkasını gösteremez. (Mecmeu’zzevâid nr:4168)

    Bu hadis-i şerif’ten hz. Esma’nın giydiği elbisenin bedenini örttüğünü fakat kollarında açıklık olduğunu bunun üzerine Resulüllah (s.a.v) bu kıyafetinden hoşlanmadığını ellerinin üstünün parmaklara kadarda örtünmesi gerektiğini islam alimleri anla-mışlardır ve de böyle ifade etmişlerdir.

    Usame b.Zeyd (r.a) nakletti. Dediki:

    “Resulüllah (s.a.v) Dihye’tül- Kelbi’nin kendisine hediye ettiği mısır kumaşlarından sık dokunmuş bir elbiseyi bana giydirdi bende onu hanımıma giydirdim. Resulüllah (s.a.v) daha sonra bana sordu: ne oldu Mısırdan gelen elbiseyi giymiyorsun? Dedimki ey Allah’ın resulü ben onu hanımıma giydirdim. Resulüllah (s.a.v) buyurduki altına pijama türünden bir şey giymesini ona emreyle. Çünkü ben o elbisenin kemiklerinin hacmini belli etmesinden korkuyorum.” (Ahmet b. Hambel)

    Ibn-i Abbas (r.anhuma)’dan dediki: “Resulüllah (s.a.v) kadınlardan erkeklere benzeyenlere, erkeklereden de kadınlara benzeyenlere lanet etti.” (Buhari nr:5751, ebu Davut nr:4098, Ahmet b.Hambel nr:3149, Nesei nr:9161)

    “Ümmetimin son dönemlerinde bir takım adamlar olacaktır. Erkekler gibi eğerlerin (bineklerin) üzerine binip cami kapılarına ineceklerdir. Hanımları ise giyinik uryandır, (giyinik çıplaktır), başları üzerinde arık deve hörgücü gibisi vardır. Onalara lanet edin. Zira onlar lanet olunmuşlardır”. (Ahmet b.Hambel - müsned nr.6786, Ibn-i Hibban sahih nr:5655-7347)

    Hz. Âişe'den rivâyete göre, bir gün Hz. Ebû Bekir'in kızı Esmâ ince bir elbise ile Allah Resulunun huzuruna girmişti. Resulullah (s.a.s) ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu: "Ey Esma! Şüphesiz kadın erginlik çagına ulaşınca, onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir." Hz. Peygamber bunu söylerken yüzüne ve avuçlarına işaret etmişti" (Ebu Davûd, Libâs, 31). "Allah Teâlâ ergin kadının namazını başörtüsüz kabul etmez" (İbn Mâce, Tahâre, 132; Tirmizî, Salât, 160; Ahmed b. Hanbel, IV, 151, 218, 259).

    "Erkeğin avret yeri göbeği ile diz kapağı arasıdır" (Ahmed b. Hanbel, II, 187). Diz kapağı avret yerindendir" (Zeylai, Nasbu'r-Raye, I, 297).

    Sahih-i Müslim'de Ebû Hüreyre (r.a.} tarafından bir rivayette Peygamberimiz, giyindiği halde açık olan, yani ince ve şeffaf elbise ile dolaşan kadınların Cehennemlik olduklarını, Cennetin kokusunu bile alamayacaklarını bildirirler. (Müslim, Libas.-125.)

    Harbın oğlu Züheyr bana anlattı:bize Cerir Sehl’den o da babasından o da ebu Hureyre (r.a)’den nakletti. Ebu Hureyre (r.a) dediki:Resulüllah (s.a.v) şöyle buyurdu:

    Ateşlik iki sınıf insan ki ben onları henüz görmedim. Yanlarında sığır kuyruğu gibi kamcılar olup insanları onlarla döven topluluk ve biride bir takım kadınlar topluluğudurki bunlar giyinik, çıplaktırlar. Görenleri yoldan saptıran ve kendileri de haktan sapanlardır. Başları bir tarafa sarkan deve hörgücü gibi olacaktır. Bunlar cennete giremiyecekler, kokusu şu kadar! Şukadar! Yürüme mesafesinden alındığı halde bunlar cennetin kokusunu da bulup alamıyacaklardır. (Müslim - sahih bab: libas ve’l- zineh hadis nr.3971)

    Alkame bin Ebi Alkame annesinin şöyle dediğini rivayet eder:

    "Abdurrahman'ın kızı Hafsa'nın başında, saçını gösterecek şekilde ince bir başörtüsü olduğu halde Hz. Âişe'nin huzuruna girdi. Hz. Âişe başından örtüsünü alarak ikiye katladı, kalınlaştırdı. (Muvatta', Libas:4)

    Hz. Ömer (r.a.) ise, cam gibi şeffaf olmasa da, giyindiği zaman altını iyice belli eden elbisenin kadınlara giydirilmemesi hususunda mü'minlere ikazda bulunmuştur. (Beyhakî. Sünen, 2:235)

    İmam Serahsî bu nakilden sonra, kadının giydiği elbise çok ince de olsa yine aynı hükmü taşır, şeklinde bir açıklama getirir. Daha sonra da, "Giyindiği halde açık" olan mealindeki hadisi kaydeder ve şöyle der: "Bu çeşit bir elbise şebeke (ağ) gibidir, örtünmeyi temin etmez. Bunun için yabancı erkeklerin bu şekilde giyinmiş bir kadına bakması helâl olmaz." (el-Mebsût, 10:155)

    "Kadın örtülmesi gereken avrettir. Dışarı çıktığı zaman şeytan ona gözünü diker" (Tirmizî, Radâ, 18). Hz. Âişe (R.anhâ)'dan nakledilen; "Allah Teâlâ erginlik çağına ulaşan kadının namazını başörtüsüz kabul etmez" (İbn Mace, Tahâre, 132; Tirmizî, Salât, 160) hadisi saçları da kapsamına alır.

    Hz. Âişe (r. anhâ) ilk başörtüsü uygulamasını şöyle anlatır: "Allah ilk muhâcir kadınlara rahmet etsin onlar; "Baş örtülerini yakalarının üstüne taksınlar..." (en-Nûr, 24/31) ayeti inince etekliklerini kesip bunlardan başörtüsü yaptılar". Yine Safiyye binti Şeybe şöyle anlatır: "Biz Âişe ile birlikte idik. Kureyş kadınlarından ve onların üstünlüklerinden söz ettik. Hz. Âîşe dedi ki: Şüphesiz Kureyş kadınlarının birtakım üstünlükleri vardır. Ancak ben, Allah'a yemin olsun ki, Allah'ın kitabını daha çok tasdik eden ve bu kitaba daha kuvvetle inanan Ensar kadınlarından daha faziletlisini görmedim. Nitekim Nûr sûresinde "Kadınlar başörtülerini yakalarının üstüne taksınlar..." ayeti inince, onların erkekleri bu ayetleri okuyarak eve döndüler. Bu erkekler eşlerine, kız, kız kardeş ve hısımlarına bunları okudular. Bu kadınlardan her biri etek kumaşlarından, Allah'ın kitabını tasdik ve ona iman ederek başörtüsü hazırladılar. Ertesi sabah, Hz. Peygamberin arkasında başörtüleriyle sabah namazına durdular. Sanki onların başları üstünde kargalar vardı" (Buharî, Tefsîru Sûre, 29/12; İbn Kesîr, Muhtasar, M. Alî, es-Sâbûnî, 7. Baskı, Beyrut 1402/1981, II, 600).


    buyur kacak arzu edersen oku gerci bi sürü yerde yaziyo ama


    IŁıк ßiя ЧάĢmuя ЧάĢάя, şεђяim ısŁάŅıя...
    CάđđεŁεя sάŅά ßoЧάŅıя...
    ßi εsiŅŤi ĢεŁiя hάŦiŦŤεŅ.. ^đΰşΰmdεŅ^ ĢεçεŅ ЧüzüŅ ısŁάŅıя...
    SoŅяά Ťopяάк кoкusu sάяάя đõяŤ ßiя ЧάŅı, ђεякεs đάĢıŁıя ...
    ßiя ђάЧάŁiŅ кάŁıя.

  7. #27
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart

    Alıntı didems´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

    buyur kacak arzu edersen oku gerci bi sürü yerde yaziyo ama
    Şimdi size sayfalarca kopyala-yapıştır yapmak isterdim fakat gerek görmüyorum... Başörtüsü yoruma açıktır / açık bırakılmıştır. Hakkında kesin bir emir yoktur! Takan takar , takmayan takmaz. Bu da bu konudaki kesin yorumumdur ve değişmez.
    Yorumunuz için teşekkürler iyi forumlar...
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  8. #28
    didems - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Nerden
    вιя υмυтѕυη ιçιм∂є
    Mesajlar
    825

    Standart

    Ey Peygamber! hanımlarına, kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle, dışarı çıkarken üstlerine cilbablarını alsınlar. Bu, onların tanınmasını ve bundan dolayı incitil*******ini sağlar. Allah, Gafûrdur, Rahîmdir. " (el-Ahzab, 33/59).

    Allahin söylediginden daha kesin bir emir olabilirmi bende basörtüsü takmiyorum ama bunun rahatsizligini duyyyorum kalkip kesin emirleri olan en güzel dini kendime uydurmaya calismiyorum fikrimi degil kuranda yazani ayet olani yani allahin sözünü paylastim..

    sizede iyi forumlar


    IŁıк ßiя ЧάĢmuя ЧάĢάя, şεђяim ısŁάŅıя...
    CάđđεŁεя sάŅά ßoЧάŅıя...
    ßi εsiŅŤi ĢεŁiя hάŦiŦŤεŅ.. ^đΰşΰmdεŅ^ ĢεçεŅ ЧüzüŅ ısŁάŅıя...
    SoŅяά Ťopяάк кoкusu sάяάя đõяŤ ßiя ЧάŅı, ђεякεs đάĢıŁıя ...
    ßiя ђάЧάŁiŅ кάŁıя.

  9. #29
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Batı’nın İslam karşıtı stratejileri ve Huntington vakıası

    Siyaset ve strateji bilimi alanının pirlerinden olan Yahudi asıllı Amerikalı Samuel Huntington, özellikle 11 Eylül (2001)den sonra hep gündemde kalmıştır.

    Huntington, dünyanın dikkatini, 1993 yılında ABD'de Foreign Affairs dergisinde yayımladığı ve Türkçe'ye ‘Medeniyetler Çatışması mı?’ (1993) adıyla çevrilen, ‘The Clash of Civilizations’ (1993) başlıklı makalesiyle çekti. Huntington, anılan makalenin genişletilmiş şekli olan The Clash of Civilizations and the Remaking of World Order’ (1996) adlı ünlü eserinde, 1900 ile 2000 yılları arasını inançlar bakımından tahlile tâbi tutmuştur.

    Huntington, kabile dinlerinden, tektanrılı büyük dinlere kadar bütün inanç sistemlerini, 1900 ile 2000 yılları arasındaki yüz yıllık seyirleri bakımından incelemiştir. Yaptığı tahlilde iki nokta dikkat çekicidir. Bunlardan ilki, İslam ile ateizm dışında bütün inançların düşüş sergilemiş olmasının tespitidir.

    Bu tespit bize gösteriyor ki, her şeye rağmen, hiç kırılmadan sürekli yükselme gösteren tek din, İslam dinidir. Huntington bundan, özelde ABD’nin, genelde Batı'nın bugünkü politikalarını yönlendiren sonuçlar çıkarmıştır.

    Benzer bir yükseliş ateizmde yaşanmıştır. Ateizmin izlediği hızlı yükseliş, Kilise'nin de Caminin de görevlerini layıkıyla yapmadıklarını göstermektedir.

    Huntington bu sonuçlara dayanarak, 2020 ve 2050 yıllarında neler olabileceğini öngörmeye çalışıyor. Öngörüsü, İslam’ın, dünyada ve ABD'de en büyük din haline gelecek olmasıdır.

    Huntington,1940'lı yıllarda Batı'ya, ideolojilerin çöktüğünü ve insanlığın büyük dinler bünyesinde yeni reçeteler arayacağını öne süren ustası İngiliz tarihçi Arnold Toynbee'nin, İngiltere'de 1940'larda gündeme getirdiği konuyu yeniden ortaya çıkarmış; onun sormuş olduğu soruyu güncelleştirerek yeniden sormuştur.

    Toynbee’nin bir başka tezi de, İslam’ın sahnede baş köşeye oturacağı ve tâbir caizse, ‘parsayı toplayacağı’ idi. Toynbee’ye göre, Hıristiyanlık ve ‘İncil'den hoyratça koparılmış bir yaprak olan komünizm,” insanlığın beklentilerine cevap getirememiştir. İşte “İslam bu yüzden öne çıkacaktır.”

    Toynbee, Kilise'nin insanlığa çektirdikleri olmasaydı, komünizmin ortaya çıkmış olmayacağını, bu ikisinin de insanlığın acılarına bir çözüm getiremediğini, oysa İslam'ın bu sorunlara bir çare getireceğini söylemiştir. Ona göre, insanlık gelecekte, alkolizm, ırkçılık ve cinsel sapıklık türü belalara çözüm bulmak niyetini ciddî olarak taşırsa, İslam'ı sahneye çağırmak zorunda kalacaktır. Zira gerekli reçete onda vardır.

    Bu sonuç Huntington'un tahlilinden ortaya çıkan ikinci sonuçtur.

    ‘Hocası’nın 1940'larda söylediklerini, Huntington yeni gelişmeleri de dikkate alarak yeniden değerlendirmiş ve ortaya bir strateji koymuştur.

    Huntington, Batı politikalarını şekillendiren stratejistlere, kendi kelimelerimle özetlersem, “İslam sahneye yerleşiyor. Teslim mi olacaksınız, yoksa sahneden gitmesi için bir şey mi yapacaksınız?” sorusunu yöneltmiştir. Bunun üzerine Batı, Müslümanlığa ve Müslümanlara yönelik yeni bir strateji belirlemiştir. Bu noktada, Avrupa ile ABD'nin bir farkı olmadığı için, İngiltere başbakanı Tony Blair ile ABD başkanı George W. Bush bu politikaları birlikte yürütmüşlerdir.

    Hiç kuşkumuz olmasın ki, İngiltere ile ABD, maddî çıkarlar söz konusu olmasa bile, Müslüman dünyaya, özellikle Türkiye’ye karşı her zaman işbirliği yapacaklardır.

    Batı, İslam’ın yükselişine seyirci kalınamayacağı, bu enerjik dinin sahneden uzaklaştırılması gerektiği kararına varmıştır. Bunu, yumruk sallayarak yapamayacaklarını bildiklerinden, sonuç almak üzere belirledikleri strateji, İslam’ı çağın gözünde nefret unsuru haline getirmektir. Bu konuda komünizmden edindikleri deneyimler kendilerine yol göstermektedir.

    Komünizm, ne felsefedeki tarihî materyalizm tarafından ne de Karl Marks (ölm.1883)'ın felsefe kitaplarındaki düşünceleri tarafından yıkılmıştır. Tarihî materyalizm ve Marksist felsefe, komünizm adıyla ideolojiye dönüştüğü, kana ve şiddete bulaştığı zaman çökmüştür. Yoksa tarihî materyalizm ve Marksizm, felsefede çökecek anlayışlar değildir. Marks’ın düşünceleri sırf felsefe tarihi açısından tahlil edildiği zaman, içlerinde evrensel ve hümanist birçok unsur taşıdıkları, yetmiş yılda son bulacak yetmiş yılda çökecek düşünceler olmadıkları görülür.

    Marksizm ve tarihî materyalizm, komünizmde ideolojileşmiş, sonra da şiddete ve kana bulaştırılmış oldukları için böylesine kısa bir sürede sahneden uzaklaştırıldılar.

    İslam'ı sahneden kovmak isteyenler, onu komünizmin izlediği yola sokmak, ideolojileştirmek ve kana, şiddete bulaştırmak yolu ile yok etmeyi hedeflemekteler. Emevîliğin, dini saltanata âlet ederek ve peygamberin ailesini katlederek bunun zeminini zaten hazırlamış olduğunu yıllardan beri bütün dünyaya duyuruyorum.

    Son eserim, Allah ile Aldatmak’ın ana temalarından biri de yine budur.


    Hürriyet
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




  10. #30
    KaCaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    3,494

    Standart Yeni bir fıkhın gerekliliği

    Geleneksel İslam fıkhı, temelleri Emevîlik tarafından atılan bir fıkıh olduğu için, hem büyük ölçüde Kur’an dışıdır hem de şiddet üreten bir fıkıhtır. Çünkü bu fıkıh, İslam’ı ideolojileştiren bir fıkıhtır.


    Siyasal İslamcılar, başka bir deyişle Allah ile aldatanlar bu fıkhı daha çok bu yapısı yüzünden sevmekteler. Çünkü bu fıkıh onlara bir evrensel rahmet dini olan İslam’ı yerel siyaset ve çıkar hesapları için istedikleri gibi kullanma imkânı sağlıyor.
    Ondan asla vazgeçmek istemiyorlar.

    Dolayısıyla, temelleri Kur'an'a dayanan yeni bir fıkıh oluşturmak gerekmektedir. Eski Marksist yeni Müslüman Fransız düşünür Roger Garaudy, bu gerçeğe dikkat çekerken şöyle konuşmaktadır:

    “Müslümanlar, eğer tarihin önünde ayakta kalacaklarsa, çöl fıkhından, uzay fıkhına geçmek zorundalar.”

    Garaudy’nin ‘çöl fıkhı’ tâbiri hiçbir hakaret kastı taşımamakta ve sözünü ettiğimiz ‘Emevî fıkhı’ tâbirine karşılık düşmektedir.

    Kaldı ki, ‘çöl fıkhı’ deyimi, Garaudy’den asırlarca önce büyük Müslüman tarihçi-düşünür İbn Haldûn (ölm. 808/1405) tarafından da kullanılmıştır. Yani ilmî-akademik bir kullanımdır.

    Uzay fıkhına nasıl geçilecektir?

    Uzay fıkhına geçmek, Emevî'nin buyruklarından sıyrılıp, Kur'an'ın evrensel değerlerinden hareketle yeni bir fıkıh oluşturmakla mümkün olur. Aksi takdirde, İslam’a bir kader gibi yapıştırılmış bulunan ‘akıl ve çağ dışılık’ ile şiddet üretimi durdurulamaz.
    Şiddetin kaynağının Hanefîlik, Selefîlik değil, Emevî fıkhı olduğu anlaşıldığı zamandır ki, şiddet üreten unsurların silinmesi mümkün olur.

    Şiddeti Kur'an yazmıyor, geleneksel Emevî fıkhı üretiyor.

    Kahır verici nokta şu ki, bugünkü İslam dünyasını kotaran bu geleneksel fıkıh, günümüzde Allah ile aldatan küresel ve yerel güç odakları tarafından desteklenmekte, yaşatılmakta ve din diye dayatılmaktadır. (Bu konuda geniş bilgileri biz ‘Allah ile Aldatmak’ kitabımızda verdik)

    Şunu bilmeliyiz ki, başarısı Allah ile aldatmaya uyarlanmış ‘dinci siyaset’, kendi devamını sağlamak için dini ideolojileştiren bir fıkha ihtiyaç duyduğundan, ne bir mesele çözer ne de şiddet üreten fıkhı düzeltir. Örneğin, onu istismara devam etmek için başörtüsü/türban konusunu gündemde tutar, ama çözmez. Çünkü çözerse istismar edeceği bir konu kalmaz.

    Allah ile aldatan dinci siyaset zihniyeti, iktidarda olmadığı zamanlara Allah ile aldatmayı, sokaklarda türban kavgasını körüklemek için kullanır; iktidara geldiğinde ise Allah ile aldatmayı başörtüsü meselesini unutmak ve unutturmak için devreye sokar.

    Kur’an kaynaklı bir fıkıh olmayan geleneksel fıkhın değişmesi gereğini, siyasal İslam dahil herkes hissetmiş olacak ki, dinin adını son senelerde değiştirdiler. Daha doğrusu, din, adının yanında bir başka kelimeye izin vermeyeceğinden, ya da adı değişmeyeceğinden, şeriat kelimesini ortaya attılar.

    Yıllarca sürmüş olan “Şeriat isterük” şarkısı yeni dönemdi dinin adı konumuna getirildi.

    ‘Şeriat,’ Kur'an dininden birtakım insanların, belli devirlerde yönetim kuralları olarak anladıklarıdır. Kur’an, ‘zamanın değişmesiyle hükümlerin değişmesinin kaçınılmaz olduğunu’ esas aldığından şeriatın belirlemeleri de değişecektir. Bu konunun temel gerçeği şudur:

    Kur'an, gayet matematik bir ifadeyle, şeriatın toplumdan topluma değiştiğine vurgu yapar.

    İslam, evrensel-kozmik ilkelere oturur ve asla değişmez. Oysa şeriat peygamberden peygambere, mezhepten mezhebe, devirden devire sürekli değişmiştir, değişmektedir.

    İslam dünyasında her mezhep dinle ilgili çok değişik hükümler ve kurallar benimsediğine göre, yüzlerce şeriat bulunmaktadır.

    İslam’ı şeriatla eş tutmak, bizzat İslam’ın kabul etmediği bir mezhep dayatmasıdır. Bu dayatma, İslam’a ve Müslümanlara yapılabilecek en büyük kötülüklerden de biridir.


    Hürriyet
    Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






    Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

    M.Akif Ersoy




Konu Bilgisi

Uye Bu Konuya Bakiyor

Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)

Benzer Konular

  1. Bekir COŞKUN Köşe Yazıları
    By KaCaK in forum HaberLer
    Cevaplar: 48
    Son Mesaj: 25.10.09, 01:55
  2. Yaşar nuri öztürk’e
    By alaraa-- in forum Merak edilen sorular ve cevapları
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 12.07.08, 17:09
  3. Öztürk - Yeni Albüm
    By n@r_cicegi in forum Müzik Haber
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 11.07.08, 19:20
  4. Köşe Bebek Yataklari
    By n@r_cicegi in forum Ev & Dekorasyon
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 09.04.08, 07:41
  5. El Yapımı Köşe Yastıkları
    By Fidem in forum HobiLer
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 01.04.08, 18:09

Eklenmis Olan Tag'lar

View Tag Cloud

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Yeni Konu Acamazsin
  • Konuya Cevap Yazamazsin
  • Konuya Eklenti Ekleyemezsin
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351