[media]http://img81.imageshack.us/img81/6536/soruynxw8.jpg[/media]


32. Gün programında biraraya gelen komplo teorisyenleri arasında bulunan Prof.Dr. Yalçın Küçük, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ’sara’ hastası olduğunu söyleyerek ’İddia etmiyorum, ispat ediyorum’ diye konuştu...


Kanal D’de Mehmet Ali Birand’ın sunduğu ve Rıdvan Akar’ın da Birand’a eşlik ettiği 32. Gün" programına Türkiye’nin en ünlü komplo teorisyenleri katıldı. Programda AK Parti’nin içinde bulunduğu durum ve gelecekte neler olabileceğiyle ilgili teoriler konuşuldu. Mahir Kaynak, Yalçın Küçük ve Erol Mütercimler’in katıldığı programda, Türkiye’de yaşanan siyasi krizin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı tasfiye etmek için yaratıldığı öne sürüldü.

Ancak yapılan tüm teoriler ve öne sürülen görüşler arasında en dikkat çekici olanı Prof. Dr. Yalçın Küçük’ün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın sağlığı ile ilgili ortaya attığı iddialardı. Küçük’ün yaşanan siyasi kriz ve Başbakan’ın epilepsi hastası olduğunu söylediği konuşması şöyleydi:

"Anayasa’daki ilkelere aykırı davranışınız olursa kapatılırsınız. Bunun oylarla bir ilgisi yok, bana göre o yüzde 47’nin hiç bir değeri yok, eğer bu ülkede bu kadar tarikatlar hakimse. Demokrasinin, halk idaresinin 2 aracı vardır, partiler kanalıyla ve meclis kanalıyla. Partiler olmadan politika yapamıyorsunuz. Dolayısıyla Tayyip Bey bağımsız olur, şu olur, bu olur, ondan sonra Başbakan olur..mümkün değil. Bitmiştir artık Tayyip Bey....Cumhurbaşkanlığı siyasi bir yerdir. Yasak aldığı anda anında düşer. Bu mesele sadece Tayyip Bey’i oradan uzaklaştırmak için değil. Tayyip Bey’i kimse oradan uzaklaştırmak istemiyor. Eğer uzaklaştırmak istiyorsa ben bir kitap yazdım. (Epilepsi ve Orgazm isimli kitabını göstererek) Tayyip Bey, Türkiye’de bekçilik bile yapamaz, sağlığı müsait değildir. Bu kitapta da var. Yaşar Paşa, gördüklerini rapor edip GATA’ya götürmek durumundadır. Bu mesele çok basittir..."

Bu sırada söze giren Rıdvan Akar, "Siz Tayyip Bey’in saralı olduğu düşüncesindesiniz öyle mi efendim?" diye sordu.

Yalçın Küçük "Değilim efendim, ispat ediyoruz. Tıp kitabı bu. Bunu bilmeyen yok. Çocuğu da öyledir, ırsıdir. Ama o kadar saralı ki hiç bir şey yapamaz. Bütün o söyledikleri, o düşünceler kendi bilincinin dışındakilerdir. Hiçbir saralının dışında, bir insan gidip de Avrupa’da ’asimilasyon, insanlık suçudur’ demez. Bu kafada plaktır bunlarda. Bu plak 80’li yıllardan solculardan, Kürt’lerden kalmıştır"" diye konuştu.

Küçük’ün iddiası üzerine Mehmet Ali Birand, "Siz doktor değilsiniz. Bu incelemeyi doktor olarak mı yaptınız yoksa..." diye tekrar sorma gereğini hissetti.

Bu soruya Prof. Yalçın Küçük, "Yüce Gök sizi konuşturuyor. Öyle de söyledim. Bu bir kavga kitabı. Bütün doktorlar yazmadığı için tıp çalıştım, tıp yazdım. Benim işim bu. Ben yazılmamış, söylenmemiş bir söz bırakmak istemiyorum bu memlekette. Bütün doktorlarda da var. Hangisi yanlış! Niye yazmadınız? Nedir bu? Güven Hastanesi’ne gidip sordunuz mu? Yaşar Paşa hazretleri gidip orada gördü mü? Niye söylemiyor, Yaşar Paşa hazretleri. Tayyip Bey’den kurtulmak için GATA’ya sevk edersiniz, orada kalır. Onun şakası falan yok" cevabını verdi.

Türkiye’de devrimci süreç başlamıştır

Prof. Küçük, daha sonra Türkiye’de devrimci bir sürecin başladığını öne sürdü ve şunları söyledi:

"27 Mayıs bir asker devrimi değildir, bir halk devrimidir. Yüksek Komutanlık Cumhuriyet’in koruyucusu iddialarından geri adım atmış durumdadır. Ama Türkiye’de bir devrimci durum başlamıştır. Ama bu devrim, herkesin zannettiği gibi asker hikayesi değildir. Asker gelir. Ben 27 Mayıs’ı yapmış adamım, asker gelir, askerin gelmesi iyidir. Bugün Yüksek Komutanlık’ın ülkenin içindeki bu tür konularda bu kadar sessiz kalması ’Biz konuştuk bir kere’ demesi, hergün konuşuyorsunuz... Hayır, şu varsa devrimci süreci başlamıştır; Milli Güvenlik Kurulu’nun toplandığı akşam türban kararı imzalanıyorsa, aynı gün Talabani buraya çağrılıyorsa bu süreç başlamıştır. Bu süreçte asker yoktur. Asker gelir sonunda. Yüksek Komutanlık gelmiyorsa başkaları gelir. Ben savaşçıyım, ben gaziyim..."

Kaynak:MHP Erdoğan’ı elimine etmek istedi

Star Gazetesi Yazarı Prof. Dr. Mahir Kaynak ise, ülkedeki siyasi kriz ve AKP’ye açılan kapatma davası ile ilgili durumu şu şekilde değerlendirdi:

"Kapatmayla birlikte Tayyip Erdoğan’ın liderliği ortadan kalkacak, belki etrafındaki bir kaç kişiyle birlikte. Fakat bu iktidarı değiştirmeyecek. Yani AK Parti başka bir isim altında kurulacak ve iktidar olmaya devam edecek. Ama manzarada çok ciddi bir değişiklik var. O da şu; iddianamenin içine Abdullah Gül Bey de dahil edilmiş. Gül’ün yasaklı olması konumunu hiç bir biçimde değiştirmeyecek. Yani Cumhurbaşkanlığı’na devam edecek. Cumhurbaşkanlığı sürecini doldurduğunda da siyasi yasağı bitmiş olacak. Ama bir şey olacak, Sayın Abdullah Gül, mazlumlar ve mağdurlar listesindeki yerini alacak. Yani, partinin akıbetinin dışında düşünülmeyecek. Bu durumda önümüzdeki hareketin, yani AKP’de oluşacak siyasi hareketin manevi önderliği Abdullah Gül Bey’e geçecektir."

Bu sözler üzerine Mehmet Ali Birand: "Erdoğan’ı elimine etmek için yapılıyor mu diyorsunuz?" diyerek konuya açıklak getirmeye çalıştı. Kaynak, şöyle devam etti:

"Evet. MHP diyor ki "Anayasa’da parti kapatmayı zorlaştırmak yerine sadece odak haline gelen kişileri cezalandıralım ve parti de devam etsin’. Aşağı yukarı çizdiğim tabloya benzer. Diyorlar ki; Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı tasfiye edelim, gerisinin önemi yok, ondan sonra biz bu partiyi aynen devam ettirelim. Başından beri MHP’nin manevrası bu. MHP’nin tavrına baktığınız zaman bu tavrı destekleyecek bir çok eylemleri var. Abdullah Gül Bey’e her aşamada büyük bir deste verdiler ama Tayyip Bey’e karşı olumsuz bir tavırları var."

Bu Amerika değil Avrupa kaynaklı bir harekettir

Türkiye’de yaşanan siyasi krizin bir çok kesim tarafından Amerika kaynaklı olmasıyla ilgili değerlendirmelere katılmayan Prof. Dr. Mahir Kaynak, ’Bu Avrupa kaynaklı bir harekettir’ diyerek şunları söyledi:

"Ben dünyadaki çatışmada taraflardan birinin küresel sermaye olduğunu söylüyorum. Sayın Abdullah Gül, küresel sermayenin önünü açan kişidir Türkiye’de. O’nu eleştirmiyorum, bu bir politikadır. Avrupa Birliği de zaten İngiltere’nin önderliğinde küresel sermayenin mekanı halindeydi. AB’ye en çok yaklaşan da Abdullah Gül Bey’di. Bu bir politika. Oysa Recep Tayyip Erdoğan son zamanlarda AB’den uzaklaştığı biçiminde eleştiriliyor. O halde, birileri, AB ve küresel sermayeden yana olan bir iktidar oluşturmak istiyor. Bu Amerika değildir. Daha doğrusu Amerika’daki Bush yönetimi değildir. Bu Avrupa kaynaklı bir harekettir.

MHP’de bir takım tutarsızlıklar görüyorum. MHP ile Sayın Abdullah Gül’ün ideolojisi aynı mıdır? Hayır, birisi milliyetçi, birisi islama dayanan. Siyasi hedefleri aynı mı? Milliyetçi, küreselci olamaz. Tanım icabı birbirine ters. Yani milliyetçi bir parti, küreselciliği savunan, AB ile bütünleşmeyi öngören bir lideri destekliyor. Bu bir tutarsızlıktır. Her tutarsızlık bir operasyondur. "

Mütercimler:MHP’ye Erdoğan’a kurulan komploda büyük rol biçildi

Erol Mütercimler ise şu değerlendirmeleri yaptı:

"ABD’nin bölgesel ve küresel uygulamış olduğu strateji doğrultusunda buraya dönük senaryosunda yeni bir aktör yaratma meselesi olarak görüyorum. Bu aktörün Recep Tayyip Erdoğan olamayacağını 2002 seçimlerinden önce de biliyorlardı. 2002 seçimlerinden sonraki süreç de gösterdi. Buradaki en önemli oyuncu MHP. MHP’ye Recep Tayyip Erdoğan’a kurulan komploda çok önemli bir rol biçildiğini düşünmekteyim. Fakat MHP için düşündüğüm şey, salt milliyetçi bir parti olduğu değil. Son dönemde yerli yerine oturtulmaya çalışılan, küresel para sermayesi içinde önemli bir oyuncu olarak tayin edildiği ve bu nedenden dolayı da son milletvekili seçiminde o listeye bazı isimlerin de dahil ettirildiği şeklinde bir düşüncem var. Ama Tayyip Erdoğan’a komplo kurulma meselesi konusunda hiç bir tereddütüm yok benim. Nitekim Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasını istemediği ortaya çıkmıştı Erdoğan’ın. Ama MHP bir anda ’Bence sakıncası yok’ dedi ve hemen bağladı."