1979'daki vahşi cinayet 12 günde çözülmüştü.. Münevver'in katili 56 gündür bulunamıyor!56 gün oldu tık yok

Celal Korkut. Hürriyet Gazetesi İstihbarat Müdürü. Bütün haberciler Celal Korkut’u yakından tanır. Bütün polis adliye ondan sorulur. Çok tecrübelidir. Bir başka deyişle, bizim Celalettin Cerahımız’dır! Münevver Karabulut olayında, onu aradım ve elindenyüzlerce cinayet haberi geçmiş usta bir gazeteci olarak tecrübelerinden faydalanmakistediğimi söyledim. Beni kırmadı. Aşağıda okuyacağınız yazıyı kaleme aldı...

YIL 1979. Tam 30 yıl önce. 6 Şubat günü İstanbul Fatih-Karagümrük’teki Vefa Stadı’nda antrenman yapmaya gelen atletler, girişin yakınında bir poşet gördüler. Düzgün bir şekilde bağlanmış poşeti açtıklarında dehşete kapıldılar. Poşetin içinden ikikol çıkmıştı.

Ama asıl dehşet yeni başlıyordu.

Aynı gün öğleden sonra Karagümrük, Dolaplı BostanSokak’tan geçen yaşlı bir adam, kan sızan büyük bir poşet görünce polise haber verdi. Torbanın içinden polislerin kanını donduran bir manzara çıktı. Birkaç kat naylona sarılıp torbaya konmuş kadın vücudu duruyordu karşılarında. Ama sadece gövde bölümü. Bacaklar ve başyoktu.

Her gün bir parça

7 Şubat günü Fatih Parkı’nda naylona sarılı olarak sağbacak bulundu.

8 Şubat’ta ise Fatih’teki Renk Sineması’nda gösterimden sonra salon temizlenirken, 10’uncu sıradakikoltuklardan birinin altında bir poşet daha bulundu.Temizlikçilerin paniğe kapılmasına neden olan poşetiniçinde, iki gündür parçaları bulunan kadının başı duruyordu. Ancak kafa derisi yüzülmüş, burnu kesilmişti. Anlaşılan, katil kurbanının tanınmamasını istiyordu.

O yıllarda, 2’nci Şube olarak bilinen Asayiş Şube,Sirkeci’deki meşhur Sansaryan Han’daydı. Binanın enüst katındaki Cinayet Masası da, Başkomiser Ahmet Ateşli yönetimindeydi.

Amansız takip başlıyor

İstanbul’u dehşete düşüren "parçalanmış kadınsoruşturması", Başkomiser Cazip Işık ve BaşkomiserFikret İşletici’ye verildi. İkisi de son derece usta dedektiflerdi. Böylece amansız bir takip başladı.

O zamanki polislerde, şimdiki gibi ne araç ne deteknolojik imkánlar yoktu.

Polis, kadın kurbanın kimliğini belirlemeye çalışırken, 10 Şubat günü Fatih-İskenderpaşa Camii’nin tuvaletinin penceresi kenarına bırakılmış bir paketten, maktülün sol baldırı çıktı.

12 Şubat günü Saraçhane Parkı’nın bir kenarında da sol ayağı bulundu. Karagümrük-Kurtağa Çeşme Sokak’taki Sayın Apartmanı’nda oturan Hatice Ergenli, 13 Şubat’ta eski eşyalarını koyduğu çatı katına bakır tenceresini almak için çıktığında bir torba içinde kanlı kadın giysileri görünce hemen polise haber verdi.

Torbadan, parça parça bulunan maktulün 36 beden ekose eteği, bluzu, gömleği, kanlı külodu ve parlak çantası çıktı. Ancak kimliğini gösterecek hiçbir şey bulunamadı. 15 Şubatgünü ise katil, yüzdüğü kafa derisini Fatih’te mezarlığı yanına bıraktı.

Ve vücut tamamlandı

Parçalar tek tek bulunmuş, genç kadının vücudu tamamlanmıştı. Tam bu günlerde,parmak izi uzmanları kurbanın kimliğini belirlediler. 24 yaşındaki Sultan Ardıç’tı.

Sultan’ın gizli fuhuş suçundan parmak izi kaydı çıkmıştı. İçkili lokantalarda ’hostes’ olarak çalışıyordu.

Polis, çalıştığı yerleri buldu. Ancak, Sultan hamile olduğu için son haftalarda işegitmiyordu. Merter’de bir evi olduğu belirlendi.

Balta, jiletle doğramış

Dedektifler Merter’i sokak sokak tarayıp evi buldular. Sultan Ardıç’ın beraber yaşadığısevgilisi Yusuf Torun evi kiraya verip altı aylık peşin aldıktan sonra kayıplara karışmıştı.

Sanığın kimliği belirlendikten sonra araştırmalar genişletildi. 20 yaşında olduğu belirlenenTorun’un Adanalı olduğu, Topkapı’daki bir otobüs yazıhanesinden bilet alıp, (O dönem otogar Topkapı’daydı) memleketine gittiği tespit edildi.

Başkomiser Cazip Işık ve Başkomiser Fikret İşletici, izini kaybettirmek için askeregitmeye çalışan Yusuf Torun’u 18 Şubat günü, Adana’da saklandığı akrabasının evindeyakalayıp İstanbul’a getirdi.

Olayı büyük bir soğukkanlılıkla anlatan Yusuf Torun, aralarındaki tartışmanın hamileolmasına rağmen Sultan’ın içki içmek istemesinden çıktığını söyledi. "Ben votkalı biraiçiyordum. O da içmek istedi. Ben izin vermeyince çekip gideceğini söyleyerekkapıya yöneldi. Engel olmak için üstüne atladım. Bu sırada başını çarptı. Baktım kalbiatmıyordu" dedi.

Genç kadını banyoya sürükleyen Torun, burada balta ve jiletle saatlerce uğraşıpparçalara ayırdığını anlattı.

30 yıl önce 30 yıl sonra

Yukarıdaki olayı neden anlattım?

Çünkü mesleğe başladığım yıllarda yaşadığım bu olayın etkisini uzun süre üzerimden atamadım. Tam 30 yıl sonra 3 Mart gecesi, Münevver Karabulut’un başı gitarçantasında, vücudu bir valiz içinde çöp konteynerinde bulununca da aynı dehşeti yaşadım.

30 yıl önce, günümüzün teknik ve teknolojik imkanlarına sahip olmayan Cinayet Masasıdedektifleri, cinayetin failini 12 günde yakalayıp adaletin karşısına çıkarttı.

30 yıl sonra ise Münevver Karabulut’un kafasının kesilmesi üzerinden 56 gün geçti amaİstanbul Polisi, cinayetin bir numaralı sanığı Cem Garipoğlu’nu ne yakalayabildi, ne deizini bulabildi. Mobese kameraları ile gözlenen İstanbul’da, Cem Garipoğlu sırra kadembastı.

Yer yarıldı içine girdi

Günümüzde teknik takip ile cep telefonundan, kredi kartından suçlulara çok kolay birşekilde ulaşılırken, Cem sanki yer yarılıp yerin içine girdi. Cem’in yıllarca yaşadığıFransa’ya kaçtığı, ya da ailesinin iş yaptığı Rusya’ya kaçırıldığı iddiaları ortaya atıldı.

Olaydan sonra gözaltına alınan annesi Tülay Makbule G. ve babası Mehmet Nida G.,mahkeme tarafından serbest bırakıldı.

Sonra onlar da kabuklarına çekildi, görüşme taleplerini hep geri çevirdi. Bir televizyon kanalında konuşan amcası Hayyam Garipoğlu "Cem’in yapıp yapmadığını bilmiyoruz.Babası ömrünü verdi. Cem’i Çin’e, Rusya’ya götürdü. Altı-yedi lisan öğretti.İnanmıyoruz. Höt deseniz kaçar. Kavga ettiğini duymadım. Sakin, kendi hayatınıyaşayan bir çocuktu" diyor.

Polis niye suskun

İşadamı Üzeyir Garih, Eyüp Mezarlığı’nda öldürüldükten beş saat sonra İstanbulPolisi, "Faili yakaladık" diye ortaya çıktı. Polise inanan dönemin İçişleri Bakanı dayanıldı. Bakan zanlının yakalandığını açıklayıp İstanbul Polisi’ni kutladı. Katil zanlısıolarak yakalanan çevrede ’Deli Fuat’ diye tanınan 16 yaşındaki F.D.’ydi.

Ancak yapılan araştırmalar, polisin çok aceleci davrandığını ve F.D.’nin olayla hiçbirilgisinin olmadığını ortaya çıkardı. Garih’in katil zanlısının yakalandığının açıklanmasıkonusunda çok hevesli davranan İstanbul Polisi, Cem Garipoğlu’na gelince, anlaşılmazbir suskunluğa büründü. Hepimiz bunun sebebini merak ediyoruz.

Hem de çok.

Münevver’in en yakın arkadaşı DAMLA KELEŞ

İyi kalpli Münü

"MÜNEVVER... Münüm. 7 yıllık arkadaşım. Kardeş gibiydik. Aynı zamanda komşuyduk. Obize gelirdi ben onlara giderdim, beraber kalırdık, her şeyi paylaşırdık. Çok sosyaldi. Ve başarılı. Sürekli kendini geliştirmeye çalışırdı, kitap kurduydu. İyi kalpli, yaşının üzerindeolgun ve güvenilir. Dışarı çıkmak istediğimde babamdan Münü izin alırdı, Münevver ve Enver geliyorsa tamamdı, ben de çıkabilirdim. Öyle uçuk kaçık, aklı havada biri değildi.Herkesin derdini dinler, sorun çözerdi, yerine göre hareket etmesini bilirdi. Zor zamanlarımda hep benimleydi. Cem, hayatına girdikten sonra zamanının büyük birbölümünü Cem’le geçirmeye başladı. Ama mutluydu. O mutluysa ben de mutluydum, onuhep gülerken görüyordum, neden şüphelenebilirdim ki? Arada soruyordum, ’Her şey bukadar güzel gidemez ki. Hiç mi eksileri yok?’, ’Yok kuşum, Cem’le çok mutluyum. Çokdüşünceli, beni de çok seviyor’ diyordu. İlk erkek arkadaşıydı ve onun için çok değerliydi. Benim kardeşim, iyiliğinin kurbanı oldu. Şu an bile çok şaşkınım. Olan bitene inanamıyorum. Beraber fotoğrafçılarda gelin resimlerine baktığımız arkadaşım. Bütün ’ilk’lerimi paylaştığım Münüm. Seni çok özlüyorum. Hiçbir şey seni geri getiremez amasana bu kötülükleri yapanların bir an evvel yakalanmasını için her gece dua ediyorum."

Münevver’in halası SÜLEYHA KARABULUT

Çığlıklar duyduğunu söyleyen oldu

"İNSAN üçüncü sayfa haberlerine bakıp ’Vah vah!’ der. Hiç başına gelmeyecek zanneder.Biz de öyle diyorduk. Ama işte kendimizi bir üçüncü sayfa haberinin içinde bulduk. 53 günoldu, tık yok, Cem yok, gün geçtikçe umudumuz da azalıyor. Yaradan aşkına bir şey yapılsın. Çünkü bugün bizim, yarın sizin çocuğunuz. Bahçeşehir’de ve Etiler’deki Mutlu Sitesi’nde bir sürü kamera var. Ama o güne ait güvenlik görüntüleri yok. Nasıl olur anlamıyorum. Müge Anlı’nın programına bağlanıp, o gün o evden çığlıklar duyduğunusöyleyenler oldu. Ama isimlerini vermiyorlar. Lütfen görgü tanıklarına çağrı yapın."