Cannes'da dikkat çeken 10 film
Indiana Jones ve Kung Fu Panda gibi gişe filmleri dışında, Cannes’ın mücevherlerini gene de bağımsız filmler oluşturuyor. Bu yıl Cannes köklerine döndü ve sanatsal filmlerin buluşma noktası oldu.
Cannes film festivalinde bu yıl en güzel filmler Orta Doğu ve Güney Amerika’dan geldi. ‘Beşir’le Vals’ (Waltz with Bashir) ilk başta dikkati çekti. İsrailli askerlerin gözüyle Lübnan dramının anlatıldığı bu çizgi-belgesel filmin yanısıra Pablo Trapero’nun ‘Leonora’ adlı filmi de Arjantin hapishanelerinde genç bir annenin dramını anlatışıyla yüreklere dokunuyor.
Cannes film festivali bize ispatlıyor ki, finansal desteği olmayan yönetmenlerin de bize göstereceği çok şey var. Bu yılki festivalde 1.600 gösterim gerçekleşecek ki bu rakam geçen yılkinin iki katı.
Sinema sektöründe yapım ve dağıtım masraflarının yüksekliği ve yoğun rekabet nedeniyle vizyonda görme şansı bulamayacağımız pek çok güzel filmi Cannes festivali sayesinde tanımış oluyoruz.
Indiana Jones ve Kung Fu Panda gibi gişe filmleri dışında, Cannes’ın mücevherlerini gene de bağımsız filmler oluşturuyor. Büyük oyunculuk ve yönetmenlik başarıları yansıtan bu filmlerden 10 tanesini sizler için seçtik.
1. Eldorado: Belçika sinemasından bir yol hikayesi. Geçmiş dönemin Amerikan yol filmlerini andırsa da kesinlikle Avrupalı bir duyarlılığa sahip bu filmde Belçika kırsalını çok canlı bir şekilde izliyoruz.
2. Gomorrah: Godfather’dan izler taşıyan bir İtalyan mafya filmi. Ödül alması hiç şaşırtıcı olmaz. Festivalden sonra büyük bir gişe başarısı yakalaması da bekleniyor.
3. Hunger: Açlık grevinde ölen IRA militanı Bobby Sands’in öyküsü çerçevesinde insanı rahatsız edecek kadar sert bir öyküyü adeta şiirsel bir üslupla anlatan bir İngiliz filmi.
4. Leonera (Aslanın İni) : Kocasını öldürdükten sonra hapse giren hamile bir kadının Arjantin hapishanelerinde yaşadığı zorlu şartlar yer yer sert ve vurucu bir üslupla anlatılıyor.
5. Of Time and the City: Terence Davies’in Liverpool’daki hayat öyküsünü anlatan bu filmde bazen kahkahalarla gülüyor bazen hüzünlere gömülüyorsunuz. Kamera, şehrin sokakları arasında ilginç bir geçişkenlik gösterirken fikirlerin de nasıl değişikliğe uğradığını gene Davies’in sesinden dinleyeceksiniz.
6. Üç Maymun: Nuri Bilge Ceylan’ın adını doğru telaffuz edebilen tek bir eleştirmen bile ortalarda yok ama bu film Altın Palmiye ödülünü alırsa pek az kişi şaşıracak. Basit gibi görünen bir hikaye çok iyi anlatılmış. Festivalin mutlaka görülmesi gereken filmlerinden.
7. Tony Manero: Çok düşük bütçeli olmasına rağmen çarpıcı bir estetiğin sergilendiği bu Şili filminde karakterlerden belki hoşlanmayacaksınız. Seks sahneleri de oldukça sert. Politik eleştiriden ziyade Pinochet rejiminde Şili’nin yaşadıklarını gösteren samimi bir yapım olduğunu kabul etmek gerek.
8. Tyson: James Toback’ın bu belgesel hikayesinde ünlü boksör Mike Tyson’un hayatını izliyoruz.
9. Vicky Cristina Barcelona: Seks ve Woody Allen genellikle aynı cümlenin içinde kullanılmaz. Ama Cannes’da durum biraz farklı. İlişkiler ve Woody Allen komedisi bu sefer Barselona’da yaşanıyor.
10. Beşir’le Vals (Waltz with Bashir) : İsrailli yönetmen Ari Folman’ın savaş karşıtı bu filminde, 1980’lerin Lübnan’ına uzanacağız.
BiZ 3 KiŞiYiZ;
KeYFiM, BeN ve KaHYaSi...
Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)
Bookmarks