Sahte Masallardayız Neydi içimdeki bu büyüme merakı…
Daha dün soğuktan buruşmuş ellerimle kardan adam yapıp, kendi boynumdan çıkarıp onun boynuna asarken, annemin özenle ördüğü el emeği göz nuru atkımı, bugün göz göre göre, çaresizce erimişti kardan adam… Elimde olamadan… Engelleyememişti bu yok oluşu hiçbir güç… İzlemeyi tercih etmişlerdi bu haksızlığa itiraz etmek yerine… Benim gözlerimden dökülüyordu hayatın en masum gözyaşları… Ve hatırlıyordum onun siyah zeytin gözlerini… Evden kaçırarak götürmüştüm burnu için ayırdığım havuçları… Ve ağzı için çeşitli şekiller düşünmüştüm kafamdan… Oysa o bir gün bile konuşamadı benimle… Ve en yakın arkadaşımı kaybetmiştim ben hayatın en sıcak kış gününde… Bunun için hep daha bir soğuk gelmiştir kışlar bizim buralara… Ve atkım, ne beni ısıtmaya yetiyordu artık, ne de en yakın arkadaşımı yeniden canlandırmaya…
Sahici arkadaşlarım oldu işte böyle… Yitip gidenlerde oldu, benimle büyüyenler de… Tıpkı arka bahçemizdeki iğde ağacı gibi… Odama çekilip, seyre dalarken, o her bakışımda beni soyutlayan gökyüzünü ve arada bir gözüm kayarsa yeryüzüne kazara özenerek baktım hep o gözümde çok çok büyüttüğüm insanlara… Büyük büyük adamlara… Ben de bir gün kocaman olabilecek miyim deyip, bir hışım attım kendimi attım sokağa… Koştum, bağırdım, zıpladım doyasıya… Yeri geldi kaçtım bir köşeye, ağladım hıçkıra hıçkıra… Belki de büyük potlar kırdım o büyüklerimin yanında kazara, patavatsızlık dendi buna da… Çocuktur, saftır,dediler, kâle almadılar beni ama…
Çamurdan hayatlar kurdum kendime. Gerçek hayatta babam sağımdaydı, çamur hayatımda solumdaydı. Hayata alıştırmıştı bu beni farkında olmadan… bir durumu, birden fazla bakış açısıyla görmemi sağlayan küçük bir oyundu sadece…
Masallarda tattım her çocuk gibi… Yerine göre Sindirella oldum yerine göre Külkedisi.
Pinokyo burunları, Midas kulakları yalana doydu. Ben bir dokundum masal yok oldu. Erdem pirinç dökerek geldiği yollarda kayboldu. Ve şimdi kim bilir ona ne oldu?
Olayın gerçek yüzünü öğrenip, bu masalların aslında 17.yy’da Fransız yazarlar tarafından gerçeğinden saptırılarak kurgu hâline getirilip yüzyıllardır çocuklara masal diye okutulduğunu kaç erişkin biliyor, kaç çocuk biliyor bu “ sahte masalları” ?
Ve zaman akışta… istediğin oluyor, büyüyorsun yavaş yavaş, uzaklaşıyorsun ister istemez çocukluktan. İki gün önce güle oynaya yaşayacağını sandığın bu günleri, bir telaşla, bir tedirginlikle geçiriyorsun.
Sahte masallarla büyütüldüğünü, sahte oyuncaklarla süslendiğini öğrendiğin gün, işte o gün çocukluk bitiyor.
On sekiz yaşına kadar “çocuk” sayıldığımız halde köleler gibi çalıştırılıyor, atlar gibi yarıştırılıyor, vahşiler gibi savaştırılıyoruz.
Bizler “yetişkinler krallığının” önemser gibi yapıp, aslındaen zor koşullarda yaşamaya mahkum ettiği aciz bir ordunun küçük askerleriyiz
.Ve o gün geldi. Ne büyüyebildiğimiz, ne çocuk kalabildiğimiz şu yaşta, hem çocukluğun masumiyetinden uzaklaştık, hemde erginliğin sahte yüzüyle tanıştık yavaştan… şimdi ne çocuk kalmak istiyorum ne de ergin olmak… Biliyorum ki biz büyüdükçe, daha da kirlenecek dünya…
Şimdi hayat biraz daha zor gelmiyor mu size de???
♫ ♥ ♪ sadece müzik...
![]()
Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)
Bookmarks