Şems Şeyma Açıkay / anadolugenclik



Hak vereceksiniz…
Şimdi bahsedeceğim testi yüksek bir uygulama bilinci ve ciddiyetle ile hayata geçirdiğinizde karşılaşacağınız dehşet verici tespitler neticesinde bana hak vereceksiniz...
Bu sosyal gözlem, deneysel çalışma için gereken materyal kağıt-makas ikilisi değil, sıradan bir gün ve onu oluşturan pek sıradan saatlerdir…
Şöyle ki, dışarı çıkın ve sadece yürüyün…
Kuş seslerinin klakson sesine karıştığı hengameli metropol caddelerinde ilerleyin ve karşıdan gelen insanların ayakkabılarını gözlemleyin…
Akıl dışı gelebilir söylediklerim ama sabretmekte fayda var,
tarifteki pabuç cinsini kıymetli ayaklarına geçirmiş türdeşlerinizi –insan olmalarından mütevellit - saymaya koyulun, elde edeceğiniz rakamları yüzde cinsinde veriye dökün…
Bu testi Mevla´nın her günü mecburi olarak yaptığımızı düşünürsek benim oranım tahammül derecemin müsaade ettiği kadarı ile onda sekiz…

Yüzdelik cinsi basit bir oranlama ile yüzde seksen yaptığına göre, yine küçük bir hesaplama sonucu genç nüfusun ortalama 40 milyon olduğu düşünülürse, dört işlemin gücü adına, memleketimiz üzerinde an itibari ile vatan topraklarını ezen 60 milyon birbirinden farklı renk, ebat ve cinslerde bağcıklı, yere sıfır yakınlıkta zeminle iç içe hemhal converse ayakkabı var demektir… Yani neredeyse kişi başına bir converse düşmektedir, daha açık ifade ile her birimizin başının üzerinde yeri var demektir. Matematik ilminin yalancısıyım, her an, her dakika yaşadığımız 60 milyonluk bir istiladan bahsediyor bakınız… O yüzden belki de şu an okumakta olduğunuz satırlar, dünya üzerinde bir ayakkabı cinsi için yazılmış ilk, belki de tek portre çalışmasının anlamlı harf bütünleri… O ayakkabı artık alelade bir ayakkabı olmaktan maalesef çoktan çıktı. Durdurulamayan bir ilgi yumağı ile gençlerin ayağını ele geçirmiş amerikan yapımı, sözde rahatlığı ve estetiği öne çıkarılarak kimliksiz gençliğin artık değer yargılarının tümü ile tektipleştiğini belki bu kaçınılmaz birbirini benzeme etkisi ile yok olduğunu gösteren yegane olmasa da alanında benzerleri arasında popülaritesi en güçlü simge “Converse”…

GENÇLİĞİN PAPUÇLA İMTAHANI

“Converse” kelime anlamı olarak, içinde karşıt kavramlar barındırmak daha kısa ve öz hali ile “karşıt olmak”. Günümüz Türkçesindeki daha yakın ve içi doldurulur anlamı ile muhalif olmak… Yani düzene, gidişata, yerleşmiş yanılgılara, otoriteye, çoğunluğa karşıt olmak… Peki bu hesaba göre bizim şu an tabanları yere basan şu 60 milyon bağcıklı, sevimli! bir o kadar gösterişli ve elbette ederinden çok daha pahalı ayakkabıcıklarımızdan kaçı bu tanıma uymakta? Bahsi geçmekte olan pabuç türünün özgeçmişine bir göz atarsak bu ayakkabıları tanıma sürecinin daha kolaylaşacağını düşünmekteyim…

1908 yılında anavatanı ABD´de dünyaya gelen Bursa kumaşlarının, Sümerbank bezlerinin yanından yakınından geçemeyecek California ipliği ile örülmüş, bu yere bakan can yakan pabuçlar… Bugüne kadar gelmiş geçmiş spor ayakkabıları içinde kariyer hikayesi en ateşli ve dokunaklı olanı o…Zira gençlik üzerinden kitlelere kendince -kapitalizm eksenli- özgürlüğü, enerjiyi ve başkaldırıyı aşılarken elbette şaşılmayacak bir biçimde tüm zamanların en çok satılan ayakkabı çifti olma ünvanını korumuş… Sözde muhalif ruhunu tam olarak edindiği tarih,1950, bu yılların sonlarında orta sınıfın düzenine karşı çıkan gençler sayesinde rağbet görme gücü artarak tekrar ayağa düşüyor… Dönemin ABD idollerinin nedense ortak tercihi ile her birinin ayağına geçirmesi sonucu emperyalist halka dünya üzerinde büyük bir yayılım gösteriyor. Bir dönem salon maçlarında spor ve müsabaka amaçlı basketbol ayakkabısı olarak kullanılırken rastlandı kendisine…1960´larda çiçek çocukların vazgeçilmez ayakkabısı oldu, öyle ki Vietnam Savaşı karşıtı gösterilerde herkesin ayağında bir çift Converse vardı. 1970 ve 80´lerde yoldaşları ve dava arkadaşları tarafından terk edilerek, kaderi ile baş başa öksüz-yetim kalan muhalif ayakkabı, kara yazısı sonucu (pembe mi demeli?) Punk ve Rock çevreleri tarafından sahiplenildi. Bu onun tarihi düşüşü oldu. Bir süre gözlerden kayboldu, bir dağ evinde hayata küsüp diğer tekinden bağımsız münzevi bir yaşam sürdüğü spekülasyonları dolaştı durdu etrafta. Aradan geçen uzun yıllar neticesinde o da pes etti ve 2001 yılında üretimine bir nokta koydu. Tükendi, derken… Portremizin hikayesi burada son buldu sanıyorsanız yanılıyorsunuz, asıl onu bugün bu kadar anmamıza vesile olan macerası bundan sonra başlayacaktı.

PABUCUMUN PABUCU

Çok geçmeden 2003 yılı sonbaharında tekrar ortaya çıkan Converse terk edilmenin intikamı ile donatılmış durumda adeta… Neden mi? Şimdi ultra emperyalist güçlerin eline ( pardon ayağına) geçerek tüketim çılgınlığının, kapitalizm köleliğinin bir sembolü olmak niyetinde… Muhalif ruhunu satın almayı başaran amerikan spor ürünleri markasının envai çeşitini ürettiği her birine afilli bir ecnebi isim taktığı ayakkabı fahiş fiyatlar ile çöpe atılmışlığın hesabını sormakta belki de… Ve şimdi bugün dünyayı geçtim bir kalem benim ülkem dediğim sınırlandırılmış toprak parçasında ideolojisi, yaşam tarzı, ekonomik vaziyeti, sosyal sınıfı, aidiyeti, bağı, kültürü ne olursa olsun her gün gençlerin ayağında yer almak sureti ile 60 milyon çeşidiyle adeta sessiz bir kuşatma sürdürmekte… Hakimiyeti hafife alınamayacak mecralara ulaşmakta. Öyle ki kendileri için “genç siviller” adını layık gören kitlenin vazgeçilmez aksesuarı. Bu grup ki memleketin son dönemlerde yetiştirdiği en güzide sivil muhalefet(!) potansiyelini oluşturmakta, darbelere dur diyen, Taksim ‘de 1 mayıs katliamını unutmayan, ergenekonun azılı düşmanı, çoğulculuğun garantisi, demokrasinin teminatı sivil oluşumun seçtiği simge Converse…

Yani Amerikanın intikam için kurgulanmış, yeni ve kendine özgü bir fetih ve ele geçirme sistemi ile programlanmış istilacı pabuçları… İroninin bu kadarı fazla diyorsanız, devam edelim. Sadece onlar olsa iyi kemalist, marksist, liberal, demokrat, oportünist, nihilist, rockçu, popçu, tiki hasılı değersizleşen bütün ideolojiler potasında eriyen koca bir nesil adeta köstekli saatlerin değil ama bağcıklarından tutulmuş converselerin marifeti ile bir büyüye kapılıp hipnotize olmuş vaziyette… Ayakkabının emperyalist üreticisi ise adeta dünya ile dalgasının geçmekte. Piyasaya sürdüğü “Air” adlı ayakkabı türünün markalaştırılmış logosunda sağdan sayılan harflerin Arapça elif, lam ve he harflerine aşırı oranda benzetilmeleri sadece bir tesadüften mi ibarettir? Yoksa bu harflerin oluşturduğu O eşsiz lafız için sürdükleri çirkin ve zavallı bir kampanyanın çirkefi midir?

Bu küstahlığı her gün tekrar ve yeniden takınarak sokaklarda boy gösteren Converse ayakkabılar, blue jeanlar eşliğinde her geçen gün sayılarını artırmakta, artık birbirinden ucube tür ve şekilde olup gardropta, ayakkabılıkta yer tutanlarını hiç hesaba katmıyoruz. Yukarda yaptığımız hesapta bir ayağa bir Converse denklemini kurmuştuk. Oysa doymak bilmeyen tüketim canavarının cazibesi ile evlerin ayakkabı dolaplarında her rengi ve çeşidi ile kişi başına düşen en az 3 çifti mevcut. Dar gelirlisinden, en kompradoruna, dindarından, en marjinaline kadar ayakların kardeşliği bir birbirine benzeme hali devam edip gitmekte… Bu eşitlik ve sınıfsızlık durumu ilk bakışta çok idealist ve umut verici gelse de perdenin ardındaki intikam tugayı ayakkabının dişlerini sivriltip her ayağına geçireni yavaş yavaş yutacağı kocaman ağzı ile bir kültür emperyalizmini ve tükenişi işaret ettiğini görmek gerçekle yüzleşmemize fırsat veriyor… Ve büyük bir silkinişle “hadi oradan pabucumun pabucu” demek için güç veriyor.

Madem portre dedik tamamlayalım… Converse emperyalisttir, zira sokağın hakimidir, converse kapitalisttir, zira sahip olması ucuz maliyetine karşın maddi külfet ister, sömürgecidir, elde edilecekler haritasında sınır tanımaz her yeni ayak onun namzet sömürü alanıdır, yayılımcıdır, durduramazsınız, haindir öyle ki dost sanırsınız ayaklarınızı teslim edersiniz, acımasızdır, dünyanın tüm kutsalları ayakları altındadır, hasılı Sam Amca´nın yeni “Truva atıdır”. Giymeye devam edelim isterseniz, ama hepsinin üzerinde sömürülmüş, sindirilmiş halkların-çoğu müslüman- kan lekelerinin mevcut olduğunu unutmadan.