Kendi tabiriyle “kırma(!) bir siyahi”, Birleşik Devletler Başkanlık yarışını kazandı. Bu yarışta kullandığı en büyük koz “değişim” sloganıydı. Umutsuzluklarla kaplı dünya, değişim vaatleriyle ayağa kalkmaya çalışıyor. Dünya Amerikan Rüyası´nın yeni bir pazarlama yöntemiyle karşı karşıya. Amerikan karşıtlığının doruğa çıktığı günümüzde, Amerika´ya değişimi vaat eden başkan, dünyadaki Amerikan karşıtlığını hızla azaltıyor. 47 yaşında, siyahî, dini tam olarak bilinmeyen ve Birleşik Devletler´in en genç başkanı unvanına sahip, Barack Obama´nın, başta ülkesi olmak üzere tüm dünyayı etkileyen “değişim” sloganının ne kadarının gerçekleşeceğini, tüm dünya gibi Türkiye´de yakından ve beklenmedik bir ilgiyle izliyor.

Amerikan karşıtlığının güçlendiği ülkemizde kurbanlar kesiliyor, hediyeler gönderiliyor. Bu beklenmedik ilgi sadece Türkiye´den değil dünyanın değişik coğrafyalarından da gözlemleniyor. Liderlerinin Birleşik Devletler karşıtı güçlü söylemleriyle onur duyan İran halkındaki ilgi de uluslararası arenada dikkatle izleniyor. Keza İran, İslam devrimin yapıldığı 1979´dan bu yana ilk defa Birleşik Devletler Başkanı´na tebrik mesajı gönderdi. İran´da, halkın büyük bir kısmı, Hz. Ali´nin rivayet ettiği Mehdinin habercisi olan “Batıdaki siyahî büyük komutan” olarak Obama´yı görüyor ve büyük bir sempati ile yaklaşıyor. Bu durum, İran halkında var olan Amerikan düşmanlığını, azaltma eğilimine yönlendirmesi kaçınılmazdır. Obama´nın Beyaz Saray´a oturması, İran´da olduğu gibi hemen hemen tüm dünyada, Amerikan karşıtlığını azaltması muhtemeldir.

OBAMA: NEDEN?

Başkan adaylığını ilk açıkladığı zaman ülkesinde gülünç ve cesaretinden dolayı hayretle karşılanan Brack, ne oldu da “Bay Başkan” unvanını ele geçirdi? Aday olabilmek için bile milyonlarca dolara ihtiyaç duyulan Birleşik Devletler´de, sadece derisinin renginden dolayı nefret edilebilen bir kişi nasıl Beyaz Saray´ın yeni sahibi oldu? Obama´nın başkan olması, sistemin kendisini yeni bir yüzle pazarlama hareketi olarak yorumlanabilir. Sistem, varlığını sürdürmek ve rahat hareket edebilmek için tüm dünyanın sempatisi kazanabilecek birini başkan yapmak durumunda idi. Irak macerasının başladığı 2003 yılında, işgale tepki göstermeyen dünya, günümüzde ise artarak devam eden bir şiddetle Bush´a ve politikalarına tepki göstermektedir. Irak Savaş´ına destek veren devletler askerlerini bir bir geri çekiyorlar. Birleşik Devletler´nin, Afganistan için ek asker talebi, Nato´nun askeri kanadının önde gelen ülkeleri tarafından reddedildi. Soğuk Savaş sonrası dönemde hiç olmadığı kadar giderek ve hızla yalnızlaşan Birleşik Devletler, kendini tekrar dünyaya açacak bir başkana ihtiyaç duyuyordu. George W. Bush yönetiminin yanlış politikalarının dünya kamuoyunda yarattığı olumsuz imajı değiştirmek için gerekli olan, dünyaya Amerika´nın değiştiğini iddia etmektir. Bu değişim iddiası ise ancak herkes tarafında ilgi ile karşılanacak birini en önemli göreve getirmek ile olurdu.

Derisinin rengi ile Afrika halkının, Müslüman olduğu yolundaki iddialar ile İslam Dünya´sının ve değişim vaadiyle umutsuz halkının sempatisini kazanan yeni başkan, Birleşik Devletler´i ve politikalarını tüm dünyaya sevdirme yolunda hızla ilerliyor. Seçimi kazandığı günden günümüze kadar süren sevinç gösterileri ve kutlamalar bu durumun en önemli göstergelerindendir.

OBAMA: DEĞİŞİM NE KADAR GERÇEK?

“Yeni başkan vaat ettiği değişimin ne kadarını gerçekleştirmeye muvaffak olacak?” Asıl üzerinde durulması ve cevap aranması gerek soru bu gibi görünüyor. Bu soruya akılcı bir bakış açısı ile cevap verebilmemiz için öncellikle Birleşik Devletler´in siyasi yapısına bakmamız gerekmektedir. Birleşik Devletler´in siyasi yapısını en iyi anlatan terim “şirketokrasi”1 dir. Her ne kadar da yönetimde seçilmişler bulunuyor ise de, ülkenin genel politik konularda, özelliklede dış politikada, şirketler ve onlara danışmanlık yapan kişiler daha etkin bir roldedirler. Büyük Petro-kimya ve silah endüstrilerin geliri ile ayakta duran sistemin, bir başkanın isteği ile bütün politikalarını değiştireceğini ümit etmek hayalperestlik dışında başka bir şey değildir. Böyle bir iddiaya sahip çevreler ya gerçek dünyadan bir haber yaşıyorlardır ya da başka bir amaçları vardır.

Birleşik Devletler´in politikaları bizim sandığımız aksine, bir başkan ile değişecek bir yapı değildir. Sistemi değiştirmek sadece “halk”ın isteğiyle olabilecek bir şeyde değildir. Ülkenin politikasında, özelliklede dış politikadaki karar alma sürecinde çok uluslu şirketler büyük öneme sahiptir. Kampanya sırasında milyonlarca dolar harcayan Obama´ya destek veren petrol şirketlerinin, Birleşik Devletler ordusunun Irak´tan ve dolayısı ile petrol kuyularında çekilmesini isteyeceklerini düşünmek ne kadar doğru olur sizce? Keza silah sanayisinin, iç savaşın ve terörün eksik olmadığı Ortadoğu´da barışın ve istikrarın sağlanması için yapılacak çalışmalara ne kadar olumlu bir tepki verirdi acaba? Seçim öncesi dönemde Irak´tan en hızlı şekilde asker çekileceğini vaat eden Obama´nın, seçimden sonra Irak´ta 2011 yılına kadar kalınacağını ifade etmesi, Birleşik Devletler politikasında kimlerin belirleyici olduğunun önemli göstergelerinden biridir. İktidarda ister Cumhuriyetçiler olsun ister Demokratlar olsun, ülkenin dış politikası yüzyıllara dayanan bir geçmişe sahiptir ve belli bir süreç içinde gerek duyulduğunda değiştirilir. Bu değişimde iktidarda kimin olduğunun hiçbir önemi yoktur. Yeni dönemde mevcut Cumhuriyetçi Parti Savunma Bakanının yerini koruyacağı belirtiliyor. Şimdiden Obamanın ekibindeki isimlerin çoğunluğu da o döneme ait kişiler gibi görülüyor.2

Dünyadaki ekonomik sistem aynen vahşi rekabet üzerinden devam edecek, siyah derililer yine ikinci sınıf vatandaş olacak. Ancak siyah derililer kendilerinden biri seçildi diye psikolojik olarak rahatlayacaklardır.3 Bu koşullar altında Obama vaat ettiği “Değişim”i gerçekleştiremez. Sistemin onay verdiği biçimsel dönüşümleri yapabilir. Gerçek olan şudur ki, Obama, siyah oluşu, Afrikalı bir aileden gelişiyle “amerikan rüyası” sloganının sempatik figürü olarak “rol modeli”nden başka bir noktaya varamaz. J.F.Kennedy, seçim kampanyası boyunca, ABD halkının önemli bir çoğunluğunun, günü “bir kutu fasulye konservesiyle” geçirdiğini söyleyerek, yoksulların ve yoksunların oylarıyla kıl payı başkan olabildi. Sonra ne yaptı? Küba´ya “Domuzlar Körfezi” çıkartmasını gerçekleştirdi, ünlü Küba krizini çıkardı, Vietnam´a müdahaleyi tam boyutuyla tırmandırdı. Gene sisteme yaranamadı, öldürüldü.4

Obama´nın değişim vaadiyle Birleşik Devletler Başkanlığına yükselmesi, sanıldığının aksine, savaşların son bulacağı veya herkesin özgür olacağı bir dünyaya doğru atılmış bir adım değildir. Dünya elbette bir değişim sürecinin tam ortasında bulunuyor, fakat bu değişimin olumlu yöne gideceği ümidini taşımak oldukça güç.

Dipnotlar:

1) Sirketokrasi : “corporatocracy”; şirketlerin egemen olduğu yönetim şekli. Bkz. John Perkins, Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları, April Yayıncılık, 2005, s. 10
2) Prof.Dr.İbrahim Ortaş, Obamayı Kim Seçti? Kim Oy Verdi? Neyi Değiştirebilir? Ve Amerikan Seçimi, 14.11.2008,
3) Prof.Dr.İbrahim Ortaş, a.g.m.
4) Tevfik Çavdar, Obama Umut Olabilir mi?, 04.08.2008,


Yakup Danış