Cocuk bakim evlerindeki yanliz yasayan cocuklari dusunerekten,
Bi anlik zevk icin o cocuklarin anasiz babasiz yasamamalari icin
Sicak bir yuvadan mahrum etmemek icin
Bilinclenelim bilinclendirelim
Cok faydali emegin icin Yuregine saglik canim![]()
Sevgi Kuşun Kanadında Sevmek ve sevilmek, işte size iki güzel sözcük daha. Sevmek sizce nedir? İki sözcüklü “ Seni Seviyorum” demek mi? Hayır, yanıldınız. Sevdiğinize yalnızca ‘Seni Seviyorum’ demekle olmuyor. Sevmek biliyorsunuz yürek işi. Önce, sevdiğinize yüreğinizi, emeğinizi, alan elden çok, veren elin hayırlısı olduğu gibi, saçınızın siyahlığını, bacaklarınızın dermansızlığını, kısacası her şeyinizi vereceksiniz. Tabii ki delice seviyorsanız. Yalnız, 14 Şubat’ta değil, bir ömür boyu ve son nefesinize kadar seveceksiniz.
Bir çok gencimiz, şu an belki de el ele, göz göze geleceklerinin yuva hayallerini kurmaktalar. Hani hep söyleriz, “Kutsal Aile” dediğimiz kavramın temellerini, birbirlerine söyledikleri güzel sözlerle atmaktalar. Önce, gençlerin “Anne, baba ve çocuk” sözcüklerinin ne anlama geldiğini bilmeleri, en önemlisi de, dünyaya getirecekleri çocuklarının yetiştirilmesi ve onu topluma kazandırmanın ne kadar önemli olduğunu bilmeleri konusunda bilinçlenmeleri gerekir. Günümüzde, özellikle bilinçsiz anne ve babaların, nüfus planlamasını göz ardı ederek, sırf zevkleri uğruna getirdikleri ve bakamayacakları bebekleri, terk etmeleri, hepimizi derinden üzmektedir.
Siz hiç anne veya baba oldunuz mu?
Çocuğunuz ateşler içindeyken, onu sabahlara kadar tüm uykusuzluğunuza rağmen başucunda beklediniz mi? Buz dolabını açtığınızda, canınız istese de tek kalan meyveyi, onun için ayırdınız mı? Sımsıkı sarılarak, onun sıcaklığını içinizde hissettiniz mi?
Yoksa, gecenin bir karanlığında ve soğuğunda onu terk mi ettiniz?
Onu terk ederken, hiç mi aklınıza gelmedi anne ve babanın sıcaklığını, özlemini her zaman küçücük yüreğinde hissedeceğini, boynunun bükük, üstüne üstlük ürkek bir kuş gibi kanatları kırık, bakıcı annelerden işkence göreceğini, belki de en kötüsü sapık ellerde cinsel tacize uğrayacaklarını, porno tacirlerine yem olacaklarını. Bunları hiç düşündünüz mü? Eğer bunları aklınızın ucundan geçirmeden yine de çocuğunuzu terk ettiyseniz, siz zaten ne anne ne de baba olabilirsiniz. Ey!.. bebeklerini terk eden anneler, Hayvanlar alemini belgesellerde izlediniz mi? O, Sevimli Su samuru annelerinin, yavrularını doğanın vahşiliğinden nasıl koruduklarını ve yaşama nasıl adapte ettikleri bir izleyin. Eğer onlar kadar olamıyorsanız sizlere başka sözüm yok. Çünkü siz, bir takım şeylerin arkasına sığınıyorsunuz. Sizler zaten insan olamazsınız ki. Bu iki kutsal sözcüğün yanından bile geçemezsiniz. Öyle cennetin bahçelerinde olacağınızı hiç düşünmeyin.
Anne ve baba olacak adayları sizlere bir tavsiyem var. Gelin, evlenmeden önce bir çocuk yuvasını ziyaret edin. Onların ne kadar sevgiye aç olduklarını göreceksiniz. Etrafınızda sevgi yumağı olup, inanın paçanızdan ayrılmayacaklar. O gözlerin ardındaki masumiyet sizi oldukça düşündürecektir. Onlar, orada sizlerden oyuncak ve hediyeyi gerçekten istemiyorlar. Sadece sizlerden, sevgi ve şevkat dolu ellerinizin , saçlarında dolaşmalarını isteyeceklerdir.
Daha önce ve son zamanlarda da görmeye devam ettiğimiz, yuvalarda çocuklara yapılan çirkin dayak ve işkence olaylarını hep birlikte nefretle izliyoruz. İzlerken inanın insanın gözlerinin yaşarmaması mümkün değil. Kaliteli mal üretme peşinde koşan bizler, kaliteli İnsan yetiştirmeyi unutuyoruz. Neden işin vasfına göre değil de, aldığımız insana göre iş bulmaya çalışırız? İşte meselenin çözümü de burada yatıyor. Her hangi bir işletmeye aldığımız insana vereceğimiz işin, kendisine uygun mu, değil mi önceden araştırmayız. Yurtlara alınan bakıcı anne kadrosundakilerin, öncelikle sevgi dolu, sabırlı, kültürlü ve daha birçok vasıflara sahip olması gerekir. Nasıl heyecanlı bir kişiliğe sahip bir doktor adayının cerrah olmada zorlanacağı gibi, sinirli olan bir kişinin de yuvalarda annelik ve öğretmenlik kadrosunu işgal etmemesi gerekir. Evet, yuvalar, çocukların hep birlikte toplandığı, disiplin edilmeye çalışıldığı yerler. Siz hiç buraları gördünüz mü? Nasıl bir yer diye merak ettiniz mi? Merak ettiyseniz, lütfen yarından tezi yok bir çocuk yuvasını ziyaret edin. Hem içiniz rahatlar hem de manevi hazzı yakalarsınız.
Geleceğimiz dediğimiz çocuklarımızın yuvalara düşmemesi için çözümler nelerdir derseniz?
Öncelikle, bir çoğumuz ekonomik nedenleri öne süreceğiz. Sonrada, aile içi şiddet ve parçalanmış aileler diye devam edeceğiz. Evet, ekonomik neden ailelerin parçalanmasında ve aile içindeki şiddetin en önemli göstergesi. Onun için ne yapmalıyız? Öncelikle aile kavramının önemini bilerek, gerek ebeveynlerin gerekse çocuklarımıza örf ve adetler ile manevi değerlerin öğretilmesi yanı sıra, bireylerin ekonomik göstergelerini yukarı çekmenin politikalarını üretmeliyiz. İşsizlere iş bulmak, iş bulanlarında insanca yaşamalarını sağlamak için özellikle sanayicilerin kazandıklarını çalışanları ile paylaşmalarıdır. Evet patronlar, çalışanlarınıza vereceğiniz gerçek geçinme değerinin, onların sofraya koyacakları bir iki lokma, belki de çocuklarının eğitimine harcayacakları, inanın hepimize artı olarak geri dönecektir. Hepimizin geleceği dediğimiz çocuklarımıza toplumun tüm bireyleri olarak sahip çıkmalıyız. Eğer sahip çıkmazsak, bizlerin eseri olan ve köşe başında bekleyen “tinerci” dediğimiz, artık beyinleri çürüyen tedavileri mümkün olmayan ve gördüğümüzde yönümüzü değiştirdiğimiz çocukların, her türlü yapacakları olumsuz davranışlardan da hiç kimsenin hayıflanmaması gerekir.
Çocuklarımızın yuvalara düşmesindeki oluşumların bir çok nedenlerinden biriside, evlenenlerin ihtiras ve şehvet duygularıdır. Cervantes, “Eldeki serçe, uçan turnadan iyidir” derken neyi kastettiğini sanırım anlamışsınızdır. Bir çok evli erkek, evindeki namuslu ve hoş kadınına kaba davranıp onu hor görürken, dışarıda henüz yeni tanıdığı, namusundan şüphe ettiği bayanlara iltifatlar yağdırır. Sonrada ailenin parçalanmasına kadar varan vahim sonuçlar. Ardından da, çocukların anne ve babalarından ayrı kalmaları.
Koruyucu aile olmaya ne dersiniz?
Koruyucu aile olacakları öncelikle iyi tespit etmemiz ve çocuğun burada yetişmesinde bir sakınca olup olmadığı araştırılması yanı sıra, koruyucu aile olabilmenin bürokrasi boyutunun da kolaylaştırılması gerekir. Devlet, yuvada kalmak zorunda olan her çocuk için belli bir maliyet ödeyecektir. Bunu koruyucu ailelere teşvik olarak verilmesi halinde, hiç olmazsa çocukların bir aile ortamında sevgi ile büyütülmesinin yolu açılmış olur.
20 Kasım 1989 yılında kabul edilen Çocuk Hakları sözleşmesi, çocukların gerek bedensel gerekse zihinsel bakımdan tam ergenliğine ulaşmamış olması nedeniyle doğum sonrasında olduğu kadar, doğum öncesinde de uygun yasal korunmayı da içeren özel güvence ve korunma gereksiniminin bulunmasına yöneliktir. Bu nedenle; Devletin görevi, çocuğun hangi biçimde olursa olsun ayırımcılıktan korunması ve haklarının savunulması ve yapıcı gelişmelerde bulunulması devletin yükümlülüğündedir.
Bunun için, çocuklarımıza bir fiske bile vurmadan, hor görmeden, onları hep birlikte sevginin kanatları altında koruyalım ve o küçük yüreklerine sahip çıkalım. Onları ağlatmayalım ve sevgi ortamında büyüterek geleceğe gururla taşıyalım
Kaynak : Özgür Dost köse yazilari
Konu Fidem tarafından (06.11.08 Saat 20:12 ) değiştirilmiştir.
♫ ♥ ♪ sadece müzik...
![]()
Cocuk bakim evlerindeki yanliz yasayan cocuklari dusunerekten,
Bi anlik zevk icin o cocuklarin anasiz babasiz yasamamalari icin
Sicak bir yuvadan mahrum etmemek icin
Bilinclenelim bilinclendirelim
Cok faydali emegin icin Yuregine saglik canim![]()
"BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE"AsLa BiriLerinin Umudunu Kirma,
BeLkide Sahip oLduklari Tek Sey O'dur.
Hem Maliyeti Ucuzdur
Hem De Değerine Paha Biçilmez...
Kötümser yanlız tüneli görür,
Iyimser tünelin sonundaki ışığı görür,
Gerçekçi tünelle birlikte ışığı ve de gelecek treni görür.
Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)
Bookmarks