1 den 1´e kadar. Toplam 1 Sayfa bulundu

Konu: Korkutan Tülbent Değil, Türban.

  1. #1
    Fidem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Nerden
    "Ne beyan-i hale cu'ret ne firaha kudretim var."
    Mesajlar
    12,855

    Standart Korkutan Tülbent Değil, Türban.

    Gözlemlediğim odur ki, korkutan tülbent değil, türban. Niye, çünkü, derin
    belleğimizdeki hayırhah kadının uzantısı tülbent. Döner yara sarar, döner
    kırık kol bağlar, döner sancılı başı sıkar, döner yoğurt süzer, döner hamur
    teknesini örter, döner bebeyi haşerattan korur, hastanın terini siler,
    yavukluya armağan olur, hasreti, yasaların, hatta kutsal kitapların
    dayatmalarına rağmen doğurduklarından vazgeçmeyen, terörist torunundan da,
    eşcinsel oğlundan da, konsomatrist kızından da kopmayandır. Hiç bir
    ideolojinin ya da toplumsal kurgunun ya da inancın selâmeti anayı
    çocuklarını feda etmeye iknaya yetmezken, kadın, pederşahi iyileştirir.
    Nurani yüzleri çevrelerken anılır; sabun kokusu, kekik ıtırı, kadın şefkati,
    ana kucağı çağrıştırır. Türban öyle değil. Çünkü, türban, İslâmi tesettüre
    ilişkin en katı (dilerseniz, en erkeksi) yorumun benimsendiğinin ilânı
    hüviyetindedir; ve dolayısıyla, kadına ilişkin tüm diğer yorum ve kuralların
    da kabullenildiğini ima eder. Bunların arasında kötülük, fitne ve
    uğursuzluk kaynağı olmamızdan başka, dinen ve aklen dûn (eksik)
    yaratıldığımız, namazı bozan köpekler ve eşeklerle bir tutulduğumuz şeklinde,
    eşrefi mahlûkat olmaktan gelen haysiyetimizi rencide eden yorumlar vardır.
    Türban, bu yorumların zımnen kabulü olarak görüldüğü için korkutur.

    Kadın/ana koşulsuz sevginin simgesidir. Toplumunkuralların inşa ettiği
    dünyanın iflâh olmaz muhalifi olarak tebarüz eder. Bu iflâh olmaz muhalif,
    yeri geldiğinde tüm kuralları çiğneyecek, oğlan ya da kız, suçları ne olursa
    olsun, doğurduklarının esenliğini sağlamaya çalışacaktır. "Ağlarsa ana ağlar
    gerisi yalan ağlar" olgusu, kadın unsurunun beşere sunduğu eşsiz sığınağı
    minnetle ulularken; kadının kendisi yeryüzünde gözlenen tüm karışıklıkların
    (fitnenin) müsebbibi olarak takdim edilir, dünya kurulalı beri.

    Hint'in kutsal metinlerinde, "doğuştan düşüncesiz ve hilekârdır" kadın. "İman
    yolunda bir engel, salâh yolunda bir bariyer, uygulamada bir büyücü, iğrenç
    arzuları temsil eden" bir aşifte.(1) Buda, öğretisini sulandıracakları için
    kadınların rahibe olmalarına karşıdır. Ortodoks Yahudi erkeklerinin sabah
    dualarından biri, "Beni bir kadın olarak yaratmayan Kâinatın Yaratıcısı
    Efendimize hamdolsun." Adem'i mennu meyveyi yemeğe ikna ederek, insanlığın
    cennetten kovulmasına neden olan Havva ile ilişkilendirilmiyor olmasına
    şükretmektedir. Hıristiyan geleneğinin başat bileşeni, kadının kötülük,
    ayartma ve günahla özdeşleştirilmesidir. Erkek, ruhani, akla yatkın ve
    tanrısal olan İsa'nın alanının temsilcisi sayılırken, kadın, Sezar'ın ten ve
    madde dünyasıyla bütünleştirilir. Hayrın ve şerrin, cinslerdeki karşılıkları
    erkek ve kadın olarak belirlenirken, yeryüzüne kötülük bulaştırdıkları
    gerekçesiyle kadınlardan topluca tövbe edip, günahlarını affettirmeleri
    talep edilir. İsevi öğretiyi kaleme alan Aziz Paulos, memnu meyva
    olayında "aldanarak
    suça düşen" kadının susup, erkeğe tabi olması gerektiğini bildirir: "Kadın
    tam tabiiyetle sessizce öğrensin. Fakat kadının öğretmesine, ve erkeğe hâkim
    olmasına izin vermem..."(2) Hıristiyan kadınların günahlarının bağışlanması,
    cinsiyetlerinin dayattığı rolü canı gönülden kabullenip çocuk doğurmaları,
    cinselliklerini kontrol altında tutmaları, erkeğe tabi olmalarına bağlıdır.
    İslam'da, "Ümmetim için kadın fitnesinden daha büyük bir fitne kaldığını
    bilmiyorum" mealindeki cümlenin Hazreti Muhammed'e ait olduğu
    bildirilir. "Allahım
    bizi kadınların şerrinden, fitnesinden ve onlarla imtihan olup kaybetmekten
    koru" mealindeki duanın(3) varlığı, semavi dinlerin ortak tutumlarının
    yansıması olarak belirir.

    *Öte yandan, 1900'lü yılların başlarına kadar medeni dünyanın hemen her
    ülkesinde bir eş, kocasının gölgesi, uzantısı, parçası olan kadın, dünyayı
    saran değişimden nasibini alacaktır. "Yeni kadın" erkeğin bir refleksinden
    ibaret olmayı kabullenmeyen, yardımcı oyuncu rolünü reddeden, kendisine ait
    bir içdünyasına sahip, coşkulu, bağımsız, özgüven sahibi, yaşamını bir
    başına sürdürmeyi göze alabilen kadındır. Bu kadın, modernleşen toplumların
    her basamağında rastlanabilecek birisidir. Sabahın kör karanlığında işçi
    mahallelerinden fabrikalara akan solgun kalabalığın arasında da görülebilir,
    mutevazı bir tezgâhın arkasında da, laboratuvarda da, devlet arşivinde de,
    hastane koğuşunda da. Aşkları çok başarılı evliliklerle sonuçlanan, el
    değmemiş "iyi" kızlar değillerdir bunlar. Kocalarının ihanetlerine katlanan
    evli kadınlardan olmadıkları gibi, intikamlarını zina yaparak almaya
    kalkışanlardan da değillerdir. Ne mutsuz bir aşk hikâyesinin yasını tutan
    yaşlı bakire, ne de bir aşifte; yeni kadın, yoksulluğa ya da mesleksizliğe
    kurban gitmeyi reddeden, hayattan özgün talepleri olan, ömrünü ailenin,
    sülâlenin hizmetinde tüketmeyi reddeden, hemcinsinin haklarını savunan
    kadın. *
    **

    *Yeni kadın, erkeğin ne gönlüne ne de aklına hitap eder. Erkek cinsinin en
    duyarlı zümresi iken şairler, yeni kadını ne görürler, ne duyarlar, ne
    anlarlar, ne de ayırt ederler. Kendilerini geliştirmeye adanmış, yeni
    yollar, yeni renkler, yeni dünyalar keşfetmeye çalışan yazarlar, yeni
    kadının yanından geçip giderler. Edebiyat, ihanete uğramış, terk edilmiş,
    acı çeken kadınlar, intikamcı zevceler, büyüleyici aşifteler ya da iradesiz,
    renksiz, sade, şirin kızlar üretmeyi sürdürür. Romancıların muhayyeleleri de
    sanki kadının geleneksel görüntüsünden başkasını algılamaya müsait değildir.
    Değişimi idrak edemedikleri gibi, belleklerine de kaydedemezler. Yeni
    kadının hekimlikten yargıçlığa, sanayicilikten mühendisliğe, müzikten
    edebiyata, tiyatrodan öğretmenliğe kadar hemen her çağdaş uğraşta rastlanan
    muhteşem örneklerine gelince, onlar istisna sayılır; olağandışı psikolojik
    fenomenler olarak tanımlanıp, uzak durulur. Yaşı ne olursa olsun, erkeğin
    kanatlarının altında olmayan kadın, ana muamelesi görür. Özetle, kadının ne
    olup olmadığı erkekler tarafından kadınlar üzerinden tartışılan bir süreç
    olmaya devam eder; günümüzde türban meselesinde gördüğümüz gibi.*

    *Oysa, cinsellik, yeni kadının kimliğini oluşturan onlarca bileşenden sadece
    birisidir; meğer ki, yaptırımların kurbanı olsun, asla belirleyeci olanı
    değil. Keza, doğurma eylemi, kadın hüviyetindeki ömrünün sancılı bir
    safhasından ibarettir, bütününü şekillendiren bir fenomen değil. Doğum
    yapmış, yani, kadın olmaktan ana olmaya terfi ettirilmiş olmak, yeni kadın
    tarafından cinsine atfedilegelen fıtrî kötülüklerden arındırıldığı gösteren
    bir ibraname olarak da önemsenmez. Yeni kadın, evlâd sahibi olmanın
    hormonlarının desteğindeki koruma içgüdüsünü körükleyeceğini,
    doğurduklarını yaşatabilmek için elinden geleni ardına koymayacağı ruh
    halinin "fitne potansiyeli"ni de güçlendirebileceğinin bilincindedir.
    Kediler ana olmasın derler, doğrudur; en narinimiz bile tırnaklarını
    çıkaracak, aslan kesilecektir. Bu çerçevede, "haram helâl ver Allahım/çoluk
    çocuk yer Allahım" yakarışının bir kadın duası olduğunu hatırlatayım. Tekvin
    ve Kur'an'da yer alan İsmail kıssasında biricik oğlunu kurban etmeyi
    düşünebilenin çocuğun anası değil, babası olmuş olması, yeni kadının
    gözünde erkeklerin çocuklarına ilişkin eğreti tutumlarının
    teyidimahiyetindedir; erkeklerden oluşan hakim sınıfının
    hükümranlığını
    yasallaştıran çağların pederşahi toplum sistemlerinde oğullarını esirgeme
    çabası içindeki anaların feryadlarının şeytanın iğvaları olarak
    yorumlanmasını da ciddiye almayacaktır. *
    **

    *Yeni kadının tecrübesi, yeryüzündeki yaşamın somutta ispatlanan aşkla
    ayakta kaldığı şeklindedir, yasalarla değil. Cinselliğin iletişimle mümkün
    olduğu şeklindedir, şiddetle değil. İmanın akılla güçlendiği şeklindedir,
    dayatmayla değil. Ruhaniyatın saygı ile beslendiğidir, seçkinci
    ayırımcılıkla değil. Erkeklere nasip olmamış gibi duran işbu tecrübe, fitne
    vb. suçlamalara karşın kadınların/anaların yasaların dışında ve üstündeki
    konumlarına ısrarla sahip çıkmalarını öğütleyen kadınlık bilgisidir.
    Gerektiğinde baş örten, gerektiğinde yara saran tülbent, kadınlara
    mahsus bilginin
    kadim nakil aracı olarak görülür. Bu bağlamda, türban, kadınlık bilgisinin
    bastırılması, diğer bir deyişle, kadının kadına ihanetinin dışavurumu olarak
    algılanabildiği için korkutur. *
    **

    *Türk toplumun eriştiği tarihinin bu noktasında, yargıç kürsüsündeki yerini
    dişiyle tırnağıyla elde etmiş yeni kadın, tanık mahallindeki hemcinsinin
    şahitliğini irade ve akıl bakımından erkeklerden daha zayıf olduğu
    gerekçesiyle reddetmeyi aklından bile geçirmezken, dünya ve kâinat görüşünü
    türbanı aracılığıyla ilân eden kadın yargıcın vereceği hüküm, erkek cinsi
    lehine cinsiyet ayırımı yapacağının peşinen kabulü demek olacağı için
    korkutur. Benzeri korkular tıptan sahne sanatlarına, öğretmenlikten turizme
    kadar hemen her uğraş dalında nüksedebilecek; yalnız seyahat edememekten
    yönetici kadrolarından uzak durmaya varıncaya kadar çok sayıda olası
    yasaklar gündemde kalmaya ve ürkütmeye devam edeceklerdir.*
    **
    *Bana sorarsanız, türban sorunu işbu "kadının kadına ihaneti" olarak ifade
    ettiğim açmazda düğümlenmektedir. Bir kısmımız türbanı egemen erkeklerle
    kadınlar aleyhine yapılan bir ittifak olarak değerlendirirken, diğer bir
    kısmımız yasakçılarla birlikte hareket etmek suretiyle kendilerine tekâmül
    yollarını kapayan hemcinslerinin ihaneti olarak görebilmektedirler. Her
    halûkârda, konu üzerinde tartışacak, uzlaşma zemini arayacak, meseleyi
    çözüme ulaştırmaya çalışacak olan kadınlardır; kadınlar üzerinden ahkâm
    kesen muhalif ya da muvafık erkekler değil. Bu aşamada gerçek tehlike
    arzeden bir şey varsa, o da tarafların içtenlikle konuşacakları yerde
    birbirlerini basmakalıp sıfatlarla takdim ve itham etmeyi sürdürmeleri olsa
    gerek. Rahmetli Meriç'ten mülhem bir ifadeyle, kavga, kadın ile kaderi
    arasında olmalıdır, kadın ile kelimeler arasında değil. *

    ALEV ALATLI

    aLINTI: Google Gruplar
    Konu Fidem tarafından (08.07.08 Saat 15:49 ) değiştirilmiştir.
    ♪ sadece müzik...





Konu Bilgisi

Uye Bu Konuya Bakiyor

Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)

Benzer Konular

  1. Google'dan ISP'leri Korkutan Yazılım
    By n@r_cicegi in forum Haber Arşivi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 17.06.08, 21:24
  2. Google'dan korkutan yazılım
    By FuLYa_nL in forum Haber Arşivi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 17.06.08, 08:06
  3. Türban:)
    By cokgen in forum Komik Resimler
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 13.06.08, 16:24
  4. Türkiye İçin Korkutan Rapor
    By n@r_cicegi in forum Haber Arşivi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27.05.08, 12:18
  5. Yemeni / Tülbent Oyaları Örnekleri
    By Fidem in forum HobiLer
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 15.04.08, 10:17

Eklenmis Olan Tag'lar

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Yeni Konu Acamazsin
  • Konuya Cevap Yazamazsin
  • Konuya Eklenti Ekleyemezsin
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372