Ekmek bulamayan binlerce insan, sevdiği, gönül verdiği renklere destek olmak amacıyla haftalıklarının, aylıklarının bir bölümünü stadyum kasalarına yatırmaya başladılar… Ancak yetmiyor olacak ki, daha fazlasını, daha fazlasını istiyor futbolun “baronları”… Daha çok insanın bu “sporun” esiri olmasını, daha fazla para bırakmasını, kendi günlük yaşam kavgasından bihaber olmasını, sesini çıkarmamasını arzuluyorlar. Futbol Federasyonu Başkanlığına “seçilen” yeni figür yurdum insanının maçlara ilgisinin azlığını dile getiriyor; daha fazla insanı futbol maçlarına çekmek için önlemlerden bahsediyor. Televizyon kanallarıyla röportaj yapan hemen her futbolcu taraftar desteği beklediklerini söylüyor, kulüp başkanları, yöneticileri “en büyük gücün taraftar” olduğundan dem vurup taraftarı tavlamaya çalışıyor. Biliyorlar ki, bu bir sektör ve tüketicisi milyonlarca işçi, emekçi… Stadyumlar ne kadar dolarsa futbol baronlarının keyfi o kadar iyi olacak…
Hayır, futbola karşı değiliz… Seyirlik bir oyun olarak güzel… Ama bu spor değil… Spor eğer insanların çoğunluğunun bedenlerini zinde tutmaksa, yapılan spor değil… Belirli bir azınlığın oynadığı ama milyonların televizyon başında ya da stadyumda sadece izlediği bir oyun bu… Maç izlemekle vücut zinde kalmıyor.
Diğer yandan bu “seyircilik” birilerinin kasasına milyon dolar olarak dönüyor. Bu bir sektör ve kapitalizm bu sektörden de alabileceğinin en fazlasını almaya çalışıyor; bir yandan futbolu da kullanarak kitleleri uyuşturuyor, “Emekspor”la maçta kitleleri kendisinin rakibi olmaktan çıkarıyor, “oyundan sürklase ediyor”…
Evet, yeni bir lig başladı… Maçlar sürüyor… Atılan, yenilen goller arasında kaynayan, kaynatılan diğer maç, ezenlerle, ezilenlerin maçı, “Sömürügücü” ile “Emekspor”un maçı sürüyor…
Yığınları ilgilendiren maç bu maç olmalı…
Çünkü onların geleceği bu maçı kazanıp kazanmamaya bağlı…
O halde, ey “Emekspor”lular…
Haydi maça!
Haydi maçta üzerimize düşen görevleri yapmaya!!!
Diğer tarafta başka bir lig, başka bir maç sürüyor. Hayır, iki devre halinde de oynanmıyor… Hayır hayır, seyirlik değil bu maç; milyonlarca seyircisi yok, futbol mabedleri yok… Fabrikalar, işletmeler, ofisler, sokaklar, tarlalar, hücreler, hapishaneler, meydanlar… her yer bu maçın oynandığı alanlar…
Esas olarak iki takımın maçı bu maç… Ezenlerle (örneğin diyelim ki “Sömürügücü”), ezilenlerin (bu takıma da örneğin “Emekspor” diyelim) maçı bu…
Evet bir anlamda final maçı…
Bu maçın bir tek ödülü var: “İktidar”!
Bu maçı ezilen milyonlar kazanırsa kendi iktidarlarını kuracaklar; sömürüyü, ezilenlerin ezenlere bağımlılığını ortadan kaldıracaklar; insanın insanca yaşamasının yolunu açacak, halkların kardeşliğine giden yoldaki engelleri kaldıracaklar…
Ezenlerle ezilenler arasında süren maçta ezenler maçın bitmesini istemiyorlar. Çünkü onlar zaten anda iktidarlar ve maçın böyle sürmesi, hiç bitmemesi işlerine geliyor. Bir anlamda boks maçlarında olduğu gibi “ünvanlarını” (iktidarlarını) koruma peşindeler.
Anda süren maçta “Sömürügücü” atakta… Milyarlarca dolarlık kaynakla besleniyorlar. Sahanın hakimiyeti –zor tekeli– ellerinde. Yasama, yürütme ve yargı iyi işliyor; Meclis adındaki oyuncularının son dönemdeki çabaları dikkate değer.
Yer yer çok sert oynuyor “Sömürügücü”… Hakem mi? Bu maçta hakem yargı! Taraflı! “Sömürügücü”nün “hakemi” bu hakem! “Sömürügücü”nün koyduğu kurallar çerçevesinde hareket ediyor… Düdük “Sömürügücü”nün oyuncusu konumunda olan “yargıçların” ağzında olunca bu takımın faullerine gık çıkarılmayacağı açık…
Bu takımın teknik direktörleri yabancı: Emperyalist dünya ve onun IMF, Dünya Bankası gibi kurumları bu takımı çalıştırıyorlar…Arkaları sağlam bu takımın… Gerektiğinde oyuncu değiştiriyorlar, yeni oyuncu alıyor, takıma koyuyorlar… “En fazla kâr” taktiğiyle oynuyor bu takım; bütün gücünü bunun için sarfediyor…
Bu takım gerektiğinde din afyonuyla, gerektiğinde “laiklik” adına gerici yol ve yöntemlerle karşı tarafın oyuncularını uyutma taktiğinde usta. “Tarafsız medya” da bu takımın yanında… Taktikler veriyor, karşı tarafı etkisiz hale getirmek için elinden geleni yapıyor vs. Yani medya da oyunun içinde bir “Sömürügücü” oyuncusu olarak koşturuyor.
Elbette bu takım şike de yapıyor. Örneğin sendika ağalarını takıma transfer ediyor, onları gerektiğinde karşı takımın hücumlarının karşısına çıkarıyor, onlardan savunma oyuncusu olarak yararlanıyorlar.
Bu takımı daha fazla anlatmak mümkün; ama gereksiz, çünkü bu takımı siz de bizim kadar tanıyorsunuz…
Emekspor’un milyonlarca oyuncusu var… Aslında çok güçlü bir takım ama gücünün farkında değil. Milyonlarca oyuncu bu maçta bırakalım kendi takımında oynamayı, hiç oynamıyor; hatta çoğu karşı takımı tutuyor. Ama oynayacaklar; hem de kendi takımlarında yerlerini alacaklar; almak zorundalar; çünkü ya bu maça aktif oyuncu olarak katılacak, karşı takımı yenerek sömürüye son verecekler ya da ezilmeye, limon gibi sıkılmaya mahkumiyetleri sürecek. Bu gerçeğin görülmesini karşı takım çeşitli yol ve yöntemlerle engellemeye çalışıyor. Ama ilelebet bu böyle sürmeyecek.
Evet bu takımın oyuncularının bir bölümü karşı tarafa satılabiliyor; sendika ağalarının satıldığı gibi… Evet, bu takımın teknik direktörü (buna da parti diyelim) yeterince oyuncuları harekete geçiremiyor; bu takımın maddi gücü, etki gücü anda zayıf… Ama bu durum da değişebilir, değişecek.
Bu takım –anda gücünün farkına varamasa da– oyuncu açısından çok güçlü… Sadece oyuncular, seyirci değil, oyuncu olduklarının farkına varmalılar. Eğer bu gerçekleşirse, örneğin bu takım çok kısa sürede maçı lehine çevirebilir; doğru taktiği, stratejiyi uyguladığında bu takım maçı umulandan da kısa sürede lehine bitirebilir; evet bu kadar güçlü bu takım…
Dedik ya, güçlü, güçlü olmasına ya, ya gücünün farkında değil ya da farkında olanlar “seyirci” oyuncuları oyuna katmakta yetersizler.
Değişecek bu durum, değişmeli…
alıntı
alternatif e ait diger konular
Konu alternatif tarafından (03.06.09 Saat 23:03 ) değiştirilmiştir.
Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)
Bookmarks