GENEL GÖRECELİK KURAMI VE ZAMAN'DA YOLCULUK KURAMININ İLİŞKİSİ:
Teoriye göre, güçlü bir kütlesel çekim alanından geçen ışık ışını, tıpkı yere parelel firlattığımız taşın, yerin kütlesel çekimi etkisiyle çizdiği eğri gibi bükülecektir. Çünkü taş gibi ışık ışınıda kütle taşır.
![]()
Yani uzay ve zaman sanıldığı gibi düz değildi. Uzay ve zamanın geometrisi sürekli olarak içersindeki kütle ve enerji tarafindan belirlenmişti. Yani madde çevresindeki uzayın şeklini belirliyordu . ( Maddenin küçük yada büyük kütleler içermesine bağlı olarak, uzayın yapısıda değişir ve maddenin özelliklerinin değişmesi ile birlikte uzayın özellikleride değişir.) Kütlesel çekim alanlarının etkisi tarafindan uzay eğilmişti ve ışıkta dahil bütün nesneler bu eğrilik uyarınca devinmekteydiler. Aşağıda Huble teleskobu tarafından çekilmiş bir derin uzay görüntüsü yer almaktadır. Bu görüntüde kütle çekimsel mercek etkisi açıkca görülmektedir.
![]()
Genel görelilik ışığın çekim alanlarında büküleceğini öngörür. Örneğin yıldızlardan bize ulaşan ışık ışınları güneşin yakınından geçerken, güneşin kütlesel çekim alanının etkisiyle hafifçe bükülmektedir. Yani aslında yıldızlar tam gördüğümüz yerde değiller. Yıldızların, ışığın suda kırılmasına benzer biçimde çekim alanı tarafından kırılmış halini görüyoruz .Gerçek yerleri gördüğümüz yerin biraz ya sağında veya solunda, yada aşağısında veya yukarısındadır aslında. Işığın çekim alanlarından etkilenmesi görelilik teorisinin doğal sonucudur çünki ışıkda maddesel bir nesnedir ve kütleye sahiptir.
Einstein, ışığın uzayda doğru bir yol izlemedigini, kütlesel çekim alanlarının yakınlarından geçerken eğildiğini ve hızının yavaşladığını ileri sürmüştür. Örneğin, ışığın Güneşin yakınından geçerken 1.745 saniyelik bir yay çizerek eğilebileceğini önermiş ve onun bu önermesi sonraki yıllarda tamamıyla doğrulanmıştır.Einstein, relativite teoremlerinde , Riemann’in yöntemlerini ve onun “evren modelini” esas almıştır. Riemann’ın “kapalı evren” modelinde, bir noktadan çıkan ışık sonunda aynı noktaya döner. Einstein üç boyutlu uzayın bir dördüncü boyutta büküldüğünü varsayarak küresel kapalı bir evren modeline ulaşır. Buna göre kendi üstüne kapanan sınırsız ama sonlu olan bu evren modelinde üçboyutlu uzayın bir dördüncü boyut derinliği kazanımı yönünde bükülmesiyle kendi uzayımızı yerçekimsel bir sapma altında uzayımızın diğer uzak noktalarıyla birleştirebileceğimiz fikri doğar.Uzayda yaratılan bu türdeki tüp geçitlere solucan deliği ismi verilmektedir. Buna göre uzay gibi zaman'da kendi üstüne kapanan bir eğriyse ( ki' genel görecelik kuramına göre madde hem uzayı hem de zamanı beraber büker.) Yerçekimsel bir sapma bizi uzayın üç boyutu içinde bir diğer noktayla bağlantılandırabileceği gibi zamanın dördüncü boyutu içerisindeki diğer zaman noktalarıylada tüp geçitsel bir bağlantıya neden olabilir.Diğer bir ifadeyle kütle uzay/zaman çizğilerini eğer. Bu eğri çizğiler geometrisini biz kütleden yayılan kütleçekimsel kuvvet çizğileri olarak algılarız. Bu noktalar da zaman akışınında eğriltilmesi bizi geçmiş ve gelecek zaman akışlarıyla kesiştirebilir. [Eğri uzay/zaman][ Eğrilen uzay/zaman]
Einstein 'ın genel görelilik teorisinin en önemli kavramlarından biri de uzayın kütle çekimi tarafından eğrilmesidir. Aslında uzay ve kütle çekiminin karşılıklı etkileri vardır: Kütle çekimi uzayı eğer ve uzay kütle çekimine neden olur. Einstein' a göre maddenin kütle çekiminin etkisi altında hareket etmesine uzayın eğriliği neden olur. Kütle çekimi uzayı eğdiğinden, ışık artık doğrusal olarak yayılmaz. Bu etki ilk kez 1919 yılında, Einstein'ın teorisinin yayınlanmasından üç yıl sonra, bir tam güneş tutulması sırasında uzaklardaki yıldızların ışıklarının Güneş' in yakınından geçerken nasıl yollarından saptıkları incelenirken görüldü. Aslında ışık enerjiye sahip olduğunda, Newton 'un kütle çekimi teorisi bile ışığın sapmasını öngörmektedir. Bununla birlikte Einstein'ın teorisinde uzay eğri olduğundan ışığın sapması Newton'un teorisindekinin iki katıdır. Eğer bir yerde madde varsa, artık ''düz çizğiler'' yoktur. İki nokta arasındaki en kısa uzaklık, bir eğridir. Uzayın doğası hakkındaki düşüncelerimizde bu devrimin ima ettiği şey, ''kütle çekimi uzayı eğer, uzay maddeyi hareket ettirir'' biçiminde özetlenebilir. Ki bu da evrenin geometrisini yorumlamamızda yeni bir paradiğma sağlar. Özel görecelik teorisi uzay ve zamanın yapısını açıklarken, genel görecelik teorisi ise uzay, zaman ve kütle çekimini tanımlar.Özel görecelik teorisi bize uzay ve zamanın dört boyutlu uzay/zaman'ın değişik görünüşleri olduğunu söyler. Bu nedenle uzayda bir noktanın genellikle bir geçmişi bir de geleceği vardır. Bu anlamda maddesel kütle içerisine girdiği uzay/zaman çizğilerini bükerken uzayda birbirinden çok uzaktaki iki farklı noktayı bir dördüncü boyutta birbirine geometrik olarak bitiştirebileceği gibi(solucan deliği etkisi) birbirinden geçmiş ve gelecek olarak zaman fazıyla ayrılmış iki farklı zaman noktasınıda zaman eğrilmesi(Time Warp) etkisiyle geçmiş ve geleceğe ait lineer zaman çizğilerini bükerek bitiştirebilir. Uzayın kütle çekimi nedeniyle eğildiğini görmüştük. Genel görelilik, zamanın da, ya da daha genel olarak uzay-zamanın da kütle çekimi tarafından büküldüğünü öngörür. Saatlerin tik-takları güçlü kütle çekimi kuvveti tarafından yavaşlatılır. Bu etki yeryüzündeki laboratuvarlarda atom kristallerinde ve parçacık hızlandırıcılarındaki deneysel düzeneklerde ölçümlenebilir. yüksek hızlarda ve yerçekimsel alanlarda zamanın esneyip büküldüğünü bu deneysel testlerde bilimsel olarak ortaya koyabiliriz.
Herkes tarafından vurgulandığı gibi zamanda yolculuk fikrini sadece hoş bir düş olmaktan çıkartan ve bilimsel zeminde tartışılmasını sağlayan Albert Einstein'ın özel ve genel relativite teorileridir:
1-) Özel relativite teorisi zaman görecelidir der. Yani zaman ve uzay koordinatlarının tanımı, bir gözlemcinin seçtiği referans sistemine bağlıdır. Mutlak olan uzay-zamandır. Ancak bundan zamanın dördüncü bir uzay boyutu olduğu sonucu çıkmaz. Zaman farklıdır.Akış yönü tektir: İçinde bulunduğumuz An'a göre geçmiş ve geleceği belirler.Özel relativite teorisinin temel ilkesi, ışık hızının hanği eylemsiz referans sistemine göre ölçülürse ölçülsün sabit C hızında bulunmasıdır.Gözlemlere dayanan bir sonuç: evrende hiçbir cisim ışıktan hızlı gitmez.1968'de Bilaniouk ve Sudarshan adlarında iki teorik fizikçi şunu gösterdiler: Özel relativite teorisi ışıktan hızlı cisimlerin varlığına engel değildir.Bu tür elementer parçacıklar bulunursa bunları takyon adıyla sınıflandırmayı önerdiler. Şu güne kadar takyon diyeceğimiz hiç bir cisim gözlenmemiştir.
2-) Genel relativite aslında bir kütle çekimi teorisidir. Bu teori ile Newton'un evrensel ters kare çekim kuvveti terkedilmekte, yerini uzay-zamanın Riemann eğriliği almaktadır. Ağır bir cisim, çevresinde uzay/zaman geometrisini eğri hale getirir. Bir test taneciği uzay-zamanın eğriliğine uyarak hareket eder. Dolayısıyla ağır bir cismin yanından geçerken ışık bile doğrusal yörüngesinden sapar.Bu etkiye Newton mekaniğinde kütle çekim(gravitasyon) kuvveti demekteydik. Uzay- zamana eğriliğini veren cisim o kadar ağır olsun ki yüzeyinden geçen çıkan ışık bile kaçamasın. Dışarıdan gelen hiçbir cisim kurtulup geri dönemesin. Böyle bir cisim varsa adına karadelik diyeceğiz. Bir karadelik bulsaydık, yakınına kadar gitseydik, ışık tutup baksaydık, kazara içine düşseydik acaba ne olurdu? Acaba zamanda yolculuk yapabilirmiydik? Paralel bir evrenemi geçerdik yoksa karadelikte parçalanıp atomlarımıza mı ayrılırdık? Peki ama atomlarımız ya da onları oluşturan enerjiye ne olurdu? Karadelikler diğer zamanlara ve mekanlara geçit veren tüneller mi?
3-) Evrenin yapısına ait relativistik modellere ve gözlemlere dayanarak, kapalı bir evrende yer aldığımızı tahmin etmekteyiz. Kapalı evren modelleri tıpkı bir küre yüzeyine benzer, sınırı yoktur. Küre yüzeyine bırakılan karınca sonsuza dek hiçbir engele rastlamadan yürüyüp gezebilir. Bu yolculuğu esnasında hep ileri giderek başladığı noktadan tekrar geçebilir. Böylece yörüngesi, küre yüzeyinde kapalı bir eğri çizmiş olur. Bu benzetmeyi esas alırsak << zamanda yolculuk mümkün mü dür? >> sorusu şuna indirgenmiş oluyor: Uzay-zamanda kapalı zamansı eğriler bulunur mu? Bu sorunun yanıtını bilmek için uzay-zamanın topolojisini bilmek gerek. Gözlemler bize bu bilgiyi veremiyor. Bu noktada sadece bilimsel tahminler tartışılmaktadır.
Zaman yolculuğu kavramının bilimsel temellerine inmek için uzay/zaman alanı içerisinde meydana gelen elektriksel ve kütleçekimsel fenomenleri birbirine bağlayan bir Birleşik Alan Kuramı'nın matematiksel anlayışına ihtiyaç vardır.Albert Einstein'dan önce Riemann daha yirmili yaşlarının başındayken elektrik, manyetizma, ışık ve kütleçekimi olaylarını bağlantılandıran bir birleşik matematiksel kuram geliştirme çabasına girişmişti. Zaman yolculuğunun tam olarak anlaşılması için Einstein'ın genel görecelik ve özel görecelik kuramlarının yanısıra elektromanyetik ve kütleçekimsel alanları ilişkilendiren Birleşik Alan Kuramı denen bir kuramında dikkate alınması zorunludur.
Fiziksel evrenin kumaşı (dokusu) olarak dört boyutlu uzay/zaman sürekliliği fikri zaman yolculuğu fikrininde temel çıkış noktasıdır.Uzayla zamanın birleştirilerek dört boyutlu bir şey sayılması fikri hayli eski bir fikirdir. 1764'te yayımlanan ünlü Fransız Ansiklopedisi'nin ''boyut'' maddesinde açıkca yer alır. Fakat bu orada öylesine bir fikir olarak kalmıştır.Akademinin fizik ve matematik önermelerince bu gerçeğin desteklenmesi çok daha sonraları olmuştur.
Einstein genel görelilik kuramını formüle bağlarken, uzay-zamanın eğriliğini de işin içine sokarak ve genel çekim olayının etkilerinin bu eğrilikten nasıl çıkarılacağını açıkca göstererek, uzayla zamanı birbirine bağlayan düğümü daha da sıkmıştır. Bu noktada Einstein Riemann'dan esinlenmiştir. Riemann'ın vizyonu üç boyutla sınırlı değildi; dört ve daha çok boyuta dek uzanıyordu ve Riemann buraya eğrilik kavramını getirip bunu hesaplamak için açık denklemler veriyordu.Einstein 'ın dehası, önce Rieman'ın denklemlerinin uzay-zaman için de kullanılabileceğini, sonra da bu yüzden uzay-zamanın geometrisinin fiziği etkileyebileceğini görmesindedir. Bunun sonucu kavram gerçekten devrimciydi, zira daha önceki bütün bilimsel kuramlarda uzay sadece durağan ve edilgen arka fon, yani oyunun oynandığı sahne olarak görülüyordu. Einstein'ın formüllendirişine göre, hem ışınım hem de maddesel nesneler uzay-zamanın geometrisi tarafından belirlenen yollar(yörüngeler) boyunca hareket ederler.Bir anlamda ''genel çekim geometridir'' dense yeridir.
Einstein'ın genel görelilik kuramının temel savı; her nerede genel çekim işe karışırsa orada sistemimizi, 'genel çekimi eğriliğin içine kodlanmış olarak içeren dört boyutlu ve eğri bir uzay-zaman' biçiminde kurmamız gerekir.
Einstein'ın genel görelilik denklemlerini de uygulayacak olursak, pozitif eğrilikli uzay-zaman durumunda, hem uzayda hem de zamanda sonlu olan küresel modele varırız.
Uzay-zamanın eğriliğinin sıfır olaması durumundan ise zaman sonsuz olarak akıp gider, uzayda verilen herhangi bir anda düz ya da Eukleideslik olarak kalır. 1918'de Einstein'ın pozitif eğrilikli dört boyutlu uzay-zaman modelini bilim dünyasına sundu.Bu modele göre uzay-zaman kendi üstüne kapanarak eğrilen geometrik çerçeveye sahiptir. Bu uzay-zaman modelide bizi zaman yolculuklarını olası kılan kapalı zamansal eğrilere götüren bir modeldir.Böylece uzay-zamandaki eğrilmelerle oluşan solucan delikleri sayesinde uzay-zamanın iki uzak noktasını birbirine bağlamak olsasıdır.
Zaman yolculuğunu fiziksel bir gerçek haline getiren bilimsel görüşlerin başında uzay/zaman eğriliği kavramını fiziksel olgulara bağlamanın olası olduğu fikri yatar. Riemann'dan etkilenen ingiliz matematikçisi William Kingdom Clifford, ''The Common sens of the Exact Sciences'' adlı kitabının IV.Bölümü '' on the Bending of space(Uzayın Bükülmesine Dair) bir bölüm içerir; burada eğri uzay kavramının güzel bir açıklaması vardır ve şu cümleyle sona erer: ''Hatta pekala maddenin devinimi diye adlandırdığımız olayda gerçekten ne olup bittiğini' de bu uzayın eğriliği(bükülmesi) olgusuna bağlayacak kadar ileri gidebiliriz.'' Riemann ve Ciliffort olasılıkla uzayın eğriliğini fiziksel olgulara bağlamanın olabilirliğini sezmişlerdi; Einstein'a ise bağlanmayı bilim diliyle ifade edecek bir dizi kesin matematik denklem kurmak kalıyordu.
Einstein'ın relativite teorisine göre zamanın bağımsız bir faktör olarak değil mekan veya uzay içinde ele alınması gereğini ve gerçeğini ortaya çıkarmıştı: << uzay içinde zamanı, uzayın üç boyutundan ayrı düşünemeyiz. Zaman uzayın dördüncü boyutudur.>> Einstein 'ın relativite teorisine göre bir cismin hızı artıkça kütlesi büyür. Ve ışık hızına ulaşan cismin kütlesi sonsuz olur. Einstein'a göre cismin ışık hızında ve ötesi bir hızda hareket etmesi imkansızdır.Yine bu teoriye göre hızı ışık hızına doğru artan bir cisim için zaman yavaşlar. Buna göre ışık hızının ötesi bir hızda hareket eden cisimlerin kütlesi imajiner(negatif kütle) kütledir ve artık madde değildir.
Çetin BAL: Belirtmek istediğim temel bir düşünceye göre cismin artan hızı Einstein'ın belirttiği gibi cismin kütlesini değil içerisine girdiği boyutunu arttırır.Ve cismin zaman çercevesini genişletir.Genel bir tarifle ışık hızını aşmakta olan bir cisim üç boyutlu bir uzaydan dört boyutlu bir uzay çercevesine doğru kendi zamanını genişleterek üç boyutlu uzayı terk eder.Buna göre ışık hızının ötesindeki hız ve uzay/zaman sürekliliğini yansıtan enerji ortamı imajiner bir kütle yapısını ifade etmez.Enerji daima pozitif bir kütle içerir. Şunu bilinki sonsuzlukta negatif kütle diye bir şey yoktur.
Işık hızının üstündeki hızlarda titreşen enerji bandı da kendi içerisinde yoğunlaşarak normal kütleli maddeleri meydana getirir.Hız ve enerji arasında bağlantı yanlış formüle edilirse bu, hızı artan cismin 'kinetik enerjisinin' cismin kütlesine katılacağı ve cismin kütlesini büyüteceği gibi yanlış bir matematiksel ve kuramsal sonuç doğurur. Bu bağlamda 'kütle, hız yerçekimi ve zaman' arasında da derin bağlantı vardır. Buna göre bir cismin yeteri ölçüde değişen zaman çercevesi sonucunda cisim yerçekimi tesirini kendi çevresinde etkisiz hale getirir.Cismin zaman çerçevesini değiştirmek için cismi oluşturan enerji spektrumunun iç frekanslarını ışık hızı ve üstü hızlara doğru yükseltmeliyiz. Belli bir frekans yükselmesi cismin farklı bir uzay/zaman sürekliliği içersine girmesine ve fiziksel(kütlesel) bir yok oluşa neden olur. Dikkat edilirse Einstein'ın ön gördüğü gibi hızlanan cisimlerin kütlesinin artması gibi hızlanan ışık frekanslarınında mor ötesine doğru kaymasıyla ışığa ait foton kütlelerin sonsuza yaklaşması gerekirdi ama böyle olmuyor.Öyleyse kinetik enerji, hız ve kütle arasındaki ilginç bağlantı yeniden formalize edilmelidir. Aynı şey hızlanan bir cisim içinde geçerlidir.Öyleyse hızlanan bir cisim ya da enerjinin hızlanan frekansları sonucunda madde ve enerji sahip olduğu hız nispetinde varoluşun boyutsal spektrumunda yükselerek bir uzay/zaman sürekliliğinden diğerine doğru geçer.
Sonuçta hızlanan bir cisim yada enerji frekansları sonucunda ne fotonların kütlesi artar ne de cismin kütlesi büyür.İzafiyet kuramının hızlanan cisimler için öngördüğü kütle artışı formülü yanlıştır.Bu varsayım 20. ve 21. yüzyılın en büyük bilimsel gaflarından biridir. Kinetik enerji ve bilinen fiziksel enerji kriteri arasındaki bağlantı tam olarak anlaşılmış değildir.Zaman ve uzay içerisinde rölativistik hızlarda hareket eden cisimlerin durumlarını yansıtan Einstein'ın özel rölativite kuramında kinetik enerji, maddenin yada fiziksel enerjinin(ışık frekansları) zaman ve uzay içerindeki boyutsal yansıyışına etki edebilen bir etken faktör olarak ele alınmalıdır.
Günümüzde sayılı bazı bilim adamları da (mesela Poul Davies gibi) parçacıklar adı altında olanın gerçekte evrenin o boyuta çökmüş birer karadelik olduğunu (Elektromanyetik alan parçacığı olan fotonlara da aynı şekilde alttaki evrenimizin tünel uçları olan kurt delikleri olarak bakılabilmektedir.) belirtmeleriyle birlikte John Wheeler de daha temel düzeydeki evrenin dokusunun kuantum köpüğü adını verdiği kurtdelikleri olduğunu söylemektedir. Başka bir deyişle schwarzchild karadeliklerindeki gibi mini karadelikler ve akdelikler olan fotonlar.
Evrenimizi mikroskopik olarak gözden geçirebilseydik, üç boyutlu uzayın tüm anlamını yitirerek uzay zaman örgüsünün kuantum köpüğü denilen,oluşan ve gözden kaybolan,devamlı hareket halinde fakat asla ilerlemeyen veya gerilemeyen baştan başa durağan ve zamansız olup,bitmek tükenmek bilmeyen bir etkinlikle dolu solucan deliklerinden oluşmuş bir dantel gibi olduğunu görürdük.
Biraz daha açarsak, uzay, üzerinde uçan bir pilota göre düz bir okyanusa benzer, fakat üzerine düşen talihsiz bir kelebek için çalkantılı bir karmaşadır. Daha yakından bakıldığında da tüm yapının her tarafi solucan delikleriyle doluncaya kadar daha çok karışık olduğu görülür ve bu delikler uzaydaki her noktanın,diğer bütün noktalarla oyuk bir fincan kulbunun fincan içindeki iki ayrı bölgeyi birleştirmesi gibi bağlar. Bazı atom-altı parçacıklar bu kuantum köpüğüne ait uzay-zaman deliklerinden içeri düşerek kapalı uzay ve zaman çizgileri arasında yerdeğiştirebilmektedir. Bir parçacık zamanda ileri yada geri yol alabilmektedir. Eğer bir bilardo masasını uzay-zamanın düz zemini olarak düşünürsek bilardo masasının deliklerinide kurt deliklerine benzetebiliriz.
Bu noktadan bakıldığında da elektromanyetik ve gravitasyonel kuvvetlerle diğer iki kuvvetin kuantum köpüğüne tesir edip sakin bir göle atılmış bir kayanın meydana getirdiği dalgaların örneğine benzer bir titreşim meydana getirerek,çekirdek altı parçacıklar diye belirttiğimiz şeylerin, bu titreşim modelleri ya da dalgalar olduğunu görürüz. (Yani elektromanyetik olarak oluşmuş üç boyutlu holografik görüntüler). Bunlardan bazıları proton, bazıları nötron,diğer bazıları ise kuark…vb.dır. Bu dalgalar, atomları meydana getirmek üzere birbirlerine etki ederek, atomlar, molekülleri, moleküller de fiziki dünyanın maddesini meydana getirmektedir.
Böylece garip bir biçimde kayalar ve yıldızlar, sadece hiçlikteki bu dalgalanmalardan ibaret olurlar. Başka bir deyişle; fiziki gerçekliğin temel yapı taşları bizim onları bildiğimiz anlamda nesneler olmayıp mini karadelik ve akdelikler olarak göz önüne alınan uzayın bir bölümündeki hafif bükülmenin bir yerçekimi alanını, başka bir yerdeki farklı cinsten bir eğrilige sahip dalgalı bir geometri bir (maddeye göre var saydığımız belli skaladaki dalgalar olan) elektro manyetik alanını, eğriliği fazla düğümlenmiş bir bölgede parçacık gibi hareket eden bir yük, kütle enerji yoğunlugunu ifade ederek her şeyin hiçliğin kendisi olan (ki varlık yokluğun ta kendisidir) bu eğrilikten (geometriden) ibaret olduğunu belirterek kuantum köpüğündeki dalgalanmalar şeklindeki madde kavramının, boş uzay zaman ile Tek ve aynı şey olduklarını göstermektedir.
Kuantum Köpüğüatomaltı ölçeklerde uzayın (mekânın) sürekliligini kaybetmesinden kaynaklanıyor. Mesafeler inanılmaz ölçüde kısa olduğunda uzay sürekliliğini yitirir ve fokurdamaya başlar (Bazıları bu olguya kuantum köpüğü adını verir). Nokta gibi parçacıklar (gravitonlar da dahil) kuantum köpüğünde -okyanuslardaki büyük dalgalarla sürekli sallanan bir sal gibi- gelişigüzel savrulur. Oysa sicimler, birkaç dalgayı kaplayacak büyüklükleriyle bu tür rahatsızlıkları yaşamadan "okyanusta" yol alan minyatür gemiler gibidir. Boşluk enerjisi = kuantum köpüğü = sıfır nokta enerjisi = eğrilen uzay/zaman levhası.
Planck ölçeği diye adlandırılan uzunlukta bildiğimiz uzay ve zaman kavramları ortadan kalkıyor ve yerlerini ''uzay-zaman köpüğü'' diye bilinen kuantum dalgalanmaları karmaşasına bırakıyorlar.Bu uzay -zaman dalgalanmalarını kuantum kütleçekimi kuramları öngörür.Solucan delikleri ve zaman yolculuğu kuramları henüz kuantum kütleçekimi kuramı tam olarak anlaşılmadıkça cevapsız kalmaya mahkumdur.
Einstein 'ın genel görecelik kuramı ve kuvantum kuramı sanki kuvantum köpüğünde birleşerek bize bir solucan deliği kuramını işaret ediyorlar. Aslında bu kuramlar şu UFO fenomeninede mantıklı yaklaşımlar getirebilir.uzay içinde yaratılan bir Solucan Deliği (Worm Hole) ile, galaksinin öteki ucundaki Uzaylılar ve gelecekteki torunlarımız hem Zamanda Yolculuk (Time Travel) hem de Boyutlar Arasında Yolculuk (Dimensional Travel) yapabilirler. Uzaylı varlıklar yada gelecekteki torunlarımız sahip oldukları yüksek bilgi ve tekniğin yardımıyla, uzay içinde yarattıkları bir SOLUCAN DELİĞİ (WORM HOLE) ile boyutlar arasında yolculuk yapabilirler.UZAY-ZAMANIN EĞRİLEN ÇİZĞİLERİNDEN OLUŞAN KUANTUM VAKUM DALGALANMALARI: Kütleçekimi uzay ve zamanın bizzat kendisinin bir özelliğidir. Uzay ve zaman ''eğrilmiştir''. Düz bir kağıt parçasına ıslandıktan sonra ne oluyorsa, ''eğrilmekten'' kastım da tamamen odur: Kağıt kırışır ve bunu ütüleyerek düz hale getirmenin bir yolu yoktur. [Çetin BAL: Benim bulgularıma göre yerçekimi, parçacık karekteri kazanmış kütleler çevresinde, evrende her noktada uyumlu olan(olması gereken) zaman akım hızının frenlenerek zamansal bir faz farkından ötürü kendi üstüne kapanan bir spiral akıma dönüşmesinin bir sonucudur. Zamansal faz farkı, zaman akım hızıyla özdeş olan uzay/zamanın devirsel titreşimlerinde meydana gelen bir sapma ekisidir. Eğer dünya üstünde bir odada vakum enerjisine ait ışık frekanslarını çarpıcı bir biçimde değişime uğratabilirsek vakum enerjisinin elektromanyetik hız yapısıyla uyumlu olan zaman akım hızınıda yıldızlar arası boş uzayın vakum frekanslarına ayarlayarak yerçekimsel olarak nötür bir alan yaratabiliriz yani ''eğrilmiş(kırışmış) fiziksel enerji vakumunun geometrik dokusunu'' bir nevi frekans ayarlamasıyla ütüleyerek düzleştirmiş oluruz. Böylece düz bir uzay/zaman kumaşına sahip olmuş oluruz.] Kütleçekimi kuvveti uzay/zamanın bu tür kırışıklıklarından oluşmaktadır. Planck mesafesine ne kadar çok yaklaşırsak, uzay-zamanın kırışıklıklarına kuantum mekaniği yasalarını uygulama ihtiyacınıda o denli çok hissederiz. Kırışıklıklar çok fazla olmadığı sürece kuantum mekaniği uygulanabilir ve ortaya çıkan teoriye ''kuantum kütleçekimi'' denir. Planck mesafesine yaklaştıkça uzay-zamanın tümsek ve çukurları artar. Çünkü en küçük kırışıklıklar büyüklere oranla daha belirgin hale gelirler. Planck mesafesinden daha öteye gitmeyi denersek, hiç bir şey çalışmaz. Orada eğrilik ve belirsizlikler o kadar büyür ki, ''iki nokta arasındaki uzaklık'' kavramının hiç bir anlamı kalmaz. Çünkü bu uzaya hiçbir ölçüm çubuğu sığmaz. Uzay ve zamanın kendisi bile anlamsızlaşır. Uzay ve zamanda kastedilen şeyin matematiksel tanımı, ''noktalar arasındaki uzaklığın'' tanımı üzerine oturtulmuştur. Bu bölgeden sonra uzay ve zaman bildiğimiz şekliyle anlamını yitirir! İki noktanın birbirine planck mesafesinden daha yakın olmasından bahsedilemez. Çünkü bu iki nokta arasındaki bölgede eğrilik ve kırışıklık ölçülemez. Stephan Hawking, bir seferinde, bu ölçekte uzay ve zaman çok fazla kırıştığı için köpük haline geliyor demişti. Bu ölçekte yer alan parçacıklarda bu uzay-zamanın köpüksü geometrodinamiğinden bir şekilde etkilenmektedirler.
Burda şu sorulabilir; Aralarında süreklilik olmayan planck mesafesindeki birim büyüklükler... Uzay ve zamanın son derece kısa mesafelerde anlamını yitirdiğini bildiğimiz halde, niçin hala süreklilikten bahsediyoruz? Planck mesafesinin altında uzay-zaman metriğini tanımlayamıyoruz. Bu uzay ve zamanın metriksel olarak iyice kısalıp- yitip kaybolduğu ara bölmeye 'uzay-zaman boşluğu' denmektedir. Bu boşluğa bilim çevreleri ''solucan deliklerinin giriş ağzı'' olarak bakmaktadırlar.Bu tanımlanamayan ara boşluk, uzay- zaman çizğilerinin birbirlerini keserek oluşturdukları uzay-zaman ızgarasındaki yada dantelindeki delikler-ara kesitler- olarak değerlendirilmektedir.Burası hiper uzay denilen bir dördüncü boyuta açılan zamansız -mekansız boşluklar/delikler/ hiperuzay tünelleri olarak görülmektedir. Solucan deliği denilen şey evrenin çok uzak iki bölgesini birleştiren uzay-zaman kanalıdır. Solucan deliği farklı zamanlar arasında bir tür geçit oluşturabileceği gibi kendi evrenimizi ''farklı evrenlerle''de birleştirebilir. Kuantum vakumuna uygulanan Einstein'ın kütleçekimi teorisi ilke olarak tutarlı matematiksel denklemlerlede desteklenen böyle tuhaf şeylere(solucan delikleri) izin veriyor. Ancak araştırmacıların öne sürdükleri şey şu: Madem' ki Einstein 'ın teorisi solucan deliklerine izin veriyor o halde onlar gerçekte vardır! Bu tür bir yaklaşım, kuantum mekaniği ile uğraşırken karşılaştığımız şeylerle uyumludur: izin verilen herhangi bir şey var olmaya mecburdur; yani belirli bir konfigürasyon mümkünse, o aslında belirli bir olasılıkla meydana geliyor demektir. Solucan deliklerinden birine girer ve hiç zaman kaybetmeden hemen kendimizi Andromeda galaksisinde bir yerde bulabiliriz. Kurgubilimi ciddiye almasanız da, arada sırada, bir tek temel parçacığın- ışık hızıyla beş milyar yıllık bir mesafede olan- Andromeda 'ya bir solucan deliğinden kayarak bir anda ulaştığını hayal edebilirsiniz. Bilimsel denklemler bunun olası olduğunu söylüyor! Matematik ve fizik uzay-zamanın eğrilen geometrisiyle buna izin veriyor.



LinkBack URL
About LinkBacks


GEÇMİŞ ZAMANLARA YOLCULUK MÜMKÜN MÜ ?








Alıntı ile Cevapla








Bu alan teorisi, maddenin yalnızca dalga benzeri süreçlerden oluştuğunu ima eder. Duyularımızla algıladığımız o yekpare ve maddi görünümlü evren, bir hayaldir. Üstelik, bu evrenin bünyesi içinde cisimlerin birbirinden ayrı görünmesi de yine bir hayaldir. Atom-altı ölçekte ise, değişmez ''madde'' ve belirli ''hacim''den oluşan, birbirinden ''mesafe'' ile ayrılmış ''cisim''ler yoktur. Bunlar birbiri üzerinde basit itme-çekme tipi mekanik ''güçler'' vasıtasıyla etkide de bulunmazlar. Temel parçacıklar boyutlarında uygulanan kuantum mekaniğinin gelişmesi ''tırtıl yolları'' konusunu mikroskopik düzeye indirerek ona yepyeni bir açıklama kazandırmıştır. Böylece bazı fizikçiler, Einstein'ın genel görecelik denklemlerini kuantum boşluğunun sonsuz küçükler dünyasına uygulayarak atom-altı düzeydeki uzay-zaman eğrilmeleri sonucunda uzay-zamanın çok uzak iki noktasını birleştirici tarzda kuantum dalgalanmaları elde edilebilmekteler. Bu kurama dayanarak Richart Feynman ve John Wheeler, kuantum dalgalanmaları içerisinde yer alan bir elektronun evrenin mevcut dört boyutlu uzay-zaman yapısı içerisinde kendini gösteren kurtdelikleri'nden geçerek aynı zamanda hemen hemen her yerde ortaya çıkabileceği gerçeğini ifade etmişlerdir.. Kuantum boşluğunda daima parçacık etkinlikleri vardır, alanlar vardır ve boşluk daima titreşir durur.Boşluk hiç durmadan dalgalanır ve kımıldayan bir dalga yüzeyi gibi kaynaşır.Uzay-zaman bu noktada köpüksü bir hal alır. Kuantum alan dalgalanmaları hiç durmadan parçacıklar yaratan dalgalanmaların bir görüntüsüdür. Bu parçacıklar ise birbirlerini çok çabuk olarak yok ederler. Boşlukta oluşan bu kararasız parçacıklar karşıt çiftler halinde oluşur ve tekrar birleşerek bir ışınım salar ve kaybolulurlar. Eğer boşlukta bir karşıt parçacık saptanabiliyorsa bu parçacık fizikte bilinen ters spin'e ve ters yük'e sahipse aynı zamanda bir ''zaman tersinirliği'' özelliğinide sahip olabilir! Fizikte buna C-P-T özelliği adı verilmektedir. ''C' parçacığın yükü, P 'spin yönü, T ise zaman tersinirliği denen zaman simetrisini ifade etmektedir.C simetrisine göre parçacıklarla oluşan bir olay karşıt parçacıklarlada oluşabilmelidir. Başka bir anlatımla parçacıkların elektrik yüklerinin işaretini değiştirmek olayı hiç değiştirmemelidir.Böyle bir olay mümkünse P simetriside bu olayın bir aynada görülen görüntüsünün mümkün olacağını içerir.T simetrisine gelince olayın filmi yani zaman içindeki akışı, zaman'ın ilerleme yönündede tersi yöndede aynı olmalıdır.Gündelik yaşamın makroskopik boyutlarında bu zaman tersinirliği gözlemlenemesede parçacıklar dünyasında bu böyle değildir; kuantum deneyleri sonucunda hem fiziksel hemde matematiksel bir çerçevede parçacıklar arasında sol ve sağ ya da geçmiş ve gelecek biçiminde kusursuz bir tersinirlik vardır.




Bir zaman yolculuğu filmide ''Star Gate'' (Yıldız Kapısı) 'dir. Hikaye, arkeoloğların üzerinde oyulu esrarengiz semboller bulunan simit biçiminde büyük bir madeni taşı keşfetmeleriyle Mısır çöllerinde başlar.Mısır tarihi ve pramitlerin sırrını araştıran bilim adamı Dr. Daniel Jackson(James Spader)'ın Mısır pramitlerinin Mısırlılar tarafından inşa edilmediği ve cevabın tüm uzayın içinde gizli olduğu teorisini ortaya atar.Bunu dikkate alan bir kişi sayesinde Daniel askeri gizli bir sır olan bu gizemli dairesel taşla ilgili araştırmalara katılır. Daniel bu halka biçimli taşın üzerindeki Mısır hiyerogliflerini çözerek bu madeni taşın bir tür yıldız kapısı denebilecek solucan deliği tüneli olduğunu keşfeder.Ve onu çalıştırmanın bir yolunu bulur. Bu sayede daire biçimli taşın tam ortasında elektromanyetik bir enerji perdesi yaratılır. Bu dairesel enerji perdesi uzay/zamanın diğer noktalarıyla tüp geçitsel bir bağlantıya sahiptir. Bu enerji alanının içine giren her cisim uzay ve zamanın çok uzak noktalarına doğru bir adımda geçerek dev uzaklıkları bir anda atlamaktadır.






Amerikali fizikçi Kip S. Thorne, Einstein'ın izafiyet teorisinden yola çıkarak ‘‘Zaman makinesi yapılabilir mi?’’ sorusuna cevap arıyor. Bu konuda bir kitap yayımlayan Thorne, teorik olarak zaman makinesi yapmanın mümkün oldugunu söylüyor. Ünlü fizikçi, kamuoyunda büyük ilgi çekecegi tahmin edilen bir tartışmanın bilim adamları arasında başlamasına neden oldu. 










Sorun kurt deliğini bulup, sağ salim bir araçla içine girip, sağ salim çıkabilmek.! Ne Newton fiziğinde, ne izafiyet teorisinde ne de kuantum mekaniginin yasalarında zaman yolculuğu ihtimalini inkar eden bir şey yoktur. Aslında fizikçilerin son çalışmaları zaman yolculuğunun atomaltı düzeyde halihazırda gerçekleştiğini göstermektedir. Partiküllerin yüzyıllardır zaman yolculuğu yapmakta olduğu kabul edilirse, bu partiküllerin (örneğin takyonların) davranışlarını araştırıp, özellikle de hiperuzayın yasalarını öğrenip, kendimizi olağanlığa bırakmamız, sanırım bir 50 yıla kadar biz insanlara zaman yolculuğunun kapılarını açacak. Stephen Hawking'in eski görüşüne göre uzayda, evrenin çeşitli parçalarını biribirine bağlayan "solucan delikleri" vardı, ama bunlardan zamanda yolculuk için yararlanmak mümkün değildi.Fakat başkaları buna ikna olmamıştı. Hawking'in California Institute of Technology'deki dostu KipThorne Hawking'in haksız olduğu kanısındaydı. Thorne, geçen yıl yayımlanan Black Holes and Time Warps/Kara Delikler ve Zaman Boşlukları adlı kitabında, genel relativiteye ilişkin öndeyimlerin, uzaydaki bir solucan deliğinden zamana seyahat etmeyi mümkün kıldığını öne sürdü. Ancak bunun için bu deliklerden birini açık tutmak ve buradan bir insanı geçirmek gerekecegini yazdı."Solucan delikleri", Einstein'in varlığını öngördüğü, hipotetik (varsayımsal) uzay boşlukları..! Eğer uzayda boşluklar varsa, o taktirde zamanda da boşluklar olması gerekir. Ne var ki bu boşluklar bir atomdan milyar kere daha küçük ve hayal edilemeyecek kadar kısa bir süre ile var oluyor. Dolayısıyla, bu boşluklardan birini yakalamak, açık tutmak ve insanın geçeceği kadar genişletmek hayli güç olabilir. 











15 dakika sonra 














Von Neumann 




Kuramsal olarak ışık hızını geçen bir cisim, bu cismin dışındaki bir gözlemci tarafından görülemez. Ancak sorun; ışık hızı aşıldığında, zaman ve mekanda ileri doğru bir hareket mi yaşanacağı yoksa maddenin enerjiye mi dönüşeceğidir.Buna bugün ne yazık ki yanıt verecek durumda değiliz. Denyin ilk bölümü kuramsal olarak mantıklı gözüküyor.Görünmez durumda bir yerden bir yere gitme ise şöyle olasıdır: Deneyde kullanılan manyetik alanların, elektromanyetik yoğunluğunu azaltmak için frekans modülasyonu - yani FM- kullanılır(söylenenlere göre bu elektromanyetik yoğunluk mürettebat üzerinde, deneyden sonra ağır psikolojik rahatsızlıklar yaratıyordu.Bunu önlemek amacıyla yoğunluğu azaltmaya çalıştılar).Eğer deneyin yapıldığı tüm alan başka bir yerden çekilirse FM doğası gereği daima en güçlü kaynak tarfından çekilirse bu gerçekleşebilir; ama bu maddenin ışık hızını geçtiği, yani önce maddenin enerjiye sonra da enerjinin tekrar maddeye dönüştüğü anlamına gelir.

Cambridge Üniversitesi'ndeki Isaac Newton kürsüsü profesörü Stephen Hawking, daha önce, e
1943 Haziran'ı. Philadelphia Limanı'nda sıradan bir donanma destroyeri Eldridge'e hiç de öyle sıradan olmayan kargolar yükleniyor. Tonlarca elektronik malzeme ve 75 KVA'lik iki devasa jeneratör, 4 manyetik kule ve sadece yapanların ne olduğunu bildiği bir sürü cihaz. 





Bookmarks