Dil Felsefesi'nin özellikle 20 . yy. ın başından başlayarak felsefenin temel ilgi alanı olduğunu görüyoruz. Site ve forumda dil felsefesinin gündeme getirdiği soru ve yanıtlar üzerine bir çok yazı yer aldı, ayrıca anlama çabamız doğrultusunda söyleştik.

Felsefe Alanları konusunda “dil felsefesi” nin ilgilendiği alt alanlara değinildi. Özetle , dil felsefesi ; değişik söyleme olanaklarını çözümleyen, anlamı anlamlandırmaya çalışan, anlamın nasıl oluştuğunu , dilde nasıl dolaştığını , nasıl iletildiğini araştıran, dil gerçeklik ilişkisini açıklayan, dil-iletişim ilişkisini betimleyen, dil görüngüsünün kavranmasında belirleyici boyutları ele alan bir disiplin.

Kendini bilmek ile “dil” i bilmek arasında çok yakın bir ilişki ve örtüşme olduğunu düşünüyorum.

“Dil” konusundaki felsefece düşünme için bir giriş alanı oluşturmaktan başka iddiası olmayan (ve tabi bu konuya yaşamını adamış düşünürlerin görüşlerinden oluşacak) bir alıntılar demeti sunulmaya çalışılacak burada.

İlk aşamada yararlanacağım kaynaklar:

1.Felsefe Sözlüğü – Bilim ve Sanat Yayınları
2.Dil Felsefesi- Waltraud Bumann-(Gümümüzdeki Felsefe Disiplinleri- Çeviri: Doğan Özlem.) Ara Yayıncılık-1990

Dil felsefesi ilk bakışta XX. yüzyılda ortaya çıkmış oldukça yeni bir felsefe dalıymış gibi görünmekle birlikte, henüz felsefe dalları arasında bugünkü anlamda bir bölünmenin söz konusu olmadığı Platon ile Aristoteles 'e dek uzanan "geleneksel felsefe"nin hemen bütün fılozofları, dili felsefı araştırmanın es geçilemez, değme bir konusu olarak görmüşlerdir.

Nitekim dil üstüne düşünüşün tarihi başta mantık tarihi olmak üzere bir bütün olarak felsefe tarihinden ayrılamaz. Bu temel gerçeğin en önemli kanıtı, geleneksel felsefe yapma tarzında bilgi, doğruluk, anlam, us gibi en önemli felsefe kategorileri üzerine düşünmek ile bu kategorileri dil yoluyla ifade etmek arasında bir ayrıma gidilmemiş olmasıdır.

Bu yüzden günümüzde çoğunluk dil felsefesi başlığı altında yanıt aranan soruların önemli bir bölümü geçmişte metafızik, bilgikuramı, varlıkbilgisi gibi temel felsefe dalları altında ele alınmışlardır. Bundan da anlaşılacağı üzere, felsefe tarihinde dil ile zihin ya da dünya ile dil arasındaki ilişkinin doğasına dair ortaya bir öğreti koymamış felsefe okulu ya da fılozof yok gibidir. Bu tarihsel gerçeğe karşın, günümüzdeki anlamıyla bağımsız bir araştırma alanı olarak dil felsefesinin temellerinin Hamann, Herder ve von Humboldt tarafından XIX. yüzyılın ilk yarısında atıldığı dil felsefecileri arasında genellikle kabul edilen bir görüştür.

Ancak dil felsefesinin özerk bir felsefe dalı olarak bağımsızlığını kazanması bir yana öteki felsefe dalları için de belirleyici bir konuma yükselmesi, özellikle Wittgenstein 'ın "önceki dönem" ile "sonraki dönem" felsefelerinde sergilenen dılsel dönemeç aşamasıyla gerçekleşmiştir.