1 den 5´e kadar. Toplam 5 Sayfa bulundu

Konu: Büyük DüŞünürLer

  1. #1

    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    608

    Standart Büyük DüŞünürLer

    Demokritos (MÖ 460-370)

    Demokritos’un dogdugu yer Ionia’da Teos ( Urla’nin güneyinde) olmali. Kendisine “Abderali filozof” deniyorsa da, belki de sonradan buraya gelip yerlesmistir.Uzun yolculuklara çikmis, bütün Yunanistan’dan baska, Misir’i, Anadolu’yu, Iran’i dolasmis. Yurdunda siyaset islerine hiç karismamis, kösesine çekilmis bir bilgin hayati yasamis. “Bir taniti bulmayi, Pers krali olmaktan üstün tutarim” dermis. Ilkçagin en büyük doga arastiricisi sayilir.
    “Varolan” ona göre de, meydana gelmemistir, yok olmayacaktir, degismezdir, hep kendi kendisiyle ayni kalir. Ama “varolan”in disinda bir de “varolmayan”, yani “bosluk” da, uzay da vardir.Uzay yüzünden “varolan”, kendileri artik bölünmeyen, görülemeyen kiliklara (ideai) ayrilir.Bunlara da Demokritos atom (bölünemeyen) adini verir. Atomlarda olabilen biricik degisiklik harekettir, yani yer degistirmedir. Atomlarin birbirlerinden ayrilmalari, sadece nitelik bakimindandir, sadece büyüklük, küçüklük, yer, düzence vb. ayriliklaridir. Onun için Demokritos atomlarda ( bu gerçek varliklarda) renk, ses, sicaklik, sogukluk vb. niteliklerin bulunmadigini söyler. Renkleri görmemiz, sesleri isitmemiz, sicakligi duyumlamamiz, tatliyi, aciyi tatmamiz, ancak, bir duygu yanilmasidir, bir “karanlik” bilgidir. Duyular, asil gerçegi, yani nesnelerin artik bölünemeyen son parçalarini (atomlari) bilebilecek gibi keskin degildirler. Duyu bilgisi nesnelerin iç dokusunu, gerçek yapisini göremez, bunu ancak düsünen akil kavrayabilir. Ama bunu söylemekle Demokritos, henüz düsünme ile algi, düsünülen dünya ile algilanan dünya arasinda ilkece bir ayrilik yapmiyor; bu ikisini birbirinden ayiran yalniz, keskinlik ve kesinlik dereceleridir.
    Demokritos Anaxagoras’in anlayisi ile savasarak, onun teleolojik açiklama denemesi karsisina çok kesin bir mekanist görüsü koyar: Evren yalnizca atomlarin çarpismalari ve birbirleri üzerindeki basinçlari ile olusmustur; evrendeki olusa kesin bir zorunluluk egemendir; bütün olup bitenler, nedenlerden zorunlu olarak meydana gelmislerdir. Böylece Demokritos, Anaxagoras’in ögretisinde belirir gibi olan erek (telos) kavramini kabul etmedigi gibi, rastlanti kavramini da açik olarak reddeder: Rastlantinin sözünü etmemiz yalniz bilgisizligimizden ileri gelir; bir olayin nedenini bilmedik mi, bunu rastlantiyla açiklamaya kalkisiriz.
    Bu görüsüyle de Demokritos mekanist bir doga biliminin temellerinin atmis oluyordu.
    Demokritos “ gerçek, atomlar ve atomlarin hareketleridir” ögretisini ruhu açiklamada da kullanir. Örnegin, algi ile düsünme, bu iki ruh olayi ona göre vücudumuzdaki atomlarin en incesi, en hafif ve en düzü olan ates atomlarinin( bunlar vücudu sicak tutarlar, hareketli, dolayisiyla canli kilarlar) bir hareketidir. Bu da açikça materialist bir anlayistir. Gerçi Demokritos’tan önceki filozoflar da “varolani”, bu arada ruhu da, cisimsel saymakla materialisttirler, ama Demokritos’unki çok bilinçli bir materializm.
    Demokritos’un ahlak ögretisi de doga felsefesine dayanir. Kalan birçok fragment’den, onun “dogru bir yasayisin dayanaklari nedir?” sorusunu, kendisinden önceki felsefede bulamadigimiz bir ölçüde arastirdigini görüyoruz. Bu bakimdan Demokritos bir geçit döneminin düsünürüdür. Ondan önce baslica kosmos (doga) sorunu üzerinde durulmustu: Demokritos’ta ise insan hayati ile ilgili sorunlar, kosmos sorunu kadar yer almislardir. Nitekim Yunan felsefesinin bundan sonraki dönemi de baslica insan ile ilgili sorunlari ele alacaktir.
    Demokritos’a göre duygular ile istekler de ates atomlarinin hareketleridir. Bu hareketler durgun, ölçülü iseler insani mutlu yaparlar, çok kizisik iseler mutsuzluk yaratirlar. Onun için mutluluk, ruhun dinginligidir. Demokritos ruhun bu durumuna euthymia (ruhun iyi durumda olmasi) diyor. Euthymia’yi insan eylemlerinin son eregi yaptigi için, Demokritos, bundan sonra Yunan ethiginde baslica bir anlayis olacak olan eudaiminizm’in ( mutçulugun) kurucusu sayilabilir.
    Demokritos’un eudaimonizmi çok temiz ve soylu. Mutluluga erismek isteyen, yararina olanla olmayani ayirt etmeyi bilmelidir. Bunun ölçüsünü de insan, haz ve aci duygularinda bulabilir, yalniz, göreli olarak iyi olanla, mutlak olarak iyi olani ayirmayi da bilmelidir. Göreceli olarak iyi olanla, mutlak olarak iyi olani ayirmayi da bilmelidir. Göreli olarak iyi olanlar: maddi-duyusal sevinçler, güzellik, seref ve zenginlik gibi seylerdir. Mutlak iyi ise, ruhun iyi bir durumda bulunmasidir (euthymia). Ruh böyle bir durumda olunca, insan yalniz iyi olandan sevinç duyar, kötüyü yapmak söyle dursun, istemez bile. Insanin ahlakça degerinin ölçüsü, düsünüsüdür. Insan disaridan bagimsiz olarak, sevinçlerini kendisinden devsirebilecek durumda olmalidir. Mutlu olmak için yapilacak sey, ruh dinginligine erismek, bunun için de her türlü sarsici tutkulardan, duygulanimlardan kaçinmaktir. Demokritos bu duruma en iyi bilgelikte varilacagi kanisindadir.
    Demokritos, astronomide Pythagorasçilari bir yana birakirsak, gelismenin en yüksek noktasidir. Ama Demokritos, öbür yandan, dogadan çok insanla ilgilenen yeni bir gelismenin, baslica insan sorunu üzerinde duran bir düsünürler toplulugunun da çagdasidir.Bu düsünürlere de Sofistler adi verilir.


    Eleali Zenon

    Aristoteles’e göre Eleali Zenon (yaklasik olarak 490-430), düsüncenin düstügü gelismeler ögretisi anlamindaki dialektik’in bulucusudur. Zenon, Parmenides’in Bir Olan’in biricik gerçek varlik oldugu ögretisini, çoklugu ve hareketi varsaymanin düsünülemeyecegini, böyle bir düsüncenin çelismelere sürükleyecegini göstermeye çalismakla desteklemistir. Bunu da o, çokluga ve harekete karsi ileri sürdügü pek ün salmis olan kanitlariyla yapmistir.
    Çoklugun olamayacagini gösteren kanitlardan birine göre: Nesneler bir çokluk iseler, hem sonsuz küçük, hem de sonsuz büyüktürler. Çünkü varolani böler de, bu böldügümüz parçalarin artik bölünemez noktalar oldugunu düsünürsek, bunlar büyüklügü olmayan bir hiç olurlar; bir araya getirirsek bunlari, yine olumlu bir büyüklük elde edemeyiz; büyüklügü olmayan bir seyin kendisine eklenmesiyle hiçbir sey, büyüklük bakimindan bir sey kazanmaz. Bu parçalari uzamli – uzayda yer kapliyorlar – diye düsünürsek, çogun bir araya gelmesiyle sonsuz bir büyüklük meydana gelecektir. Ikinci bir kanita göre: Nesneler çok iseler, sayica hem sonlu, hem de sonsuz olurlar. Sayica sonludurlar, çünkü ne kadar iseler o kadar olacaklardir, daha çok ya da daha az olamayacakladir. Sayica sonsuzdurlar da nesneler, çünkü boyuna birbirlerinin sinirlarlar, böylece de kendilerini baska nesnelerden ayirirlar; bu baska nesnelerin kendileri de yine yakinlarindaki nesnelerle sinirlanirlar ve bu böyle sürüp gider. Üçüncü bir kanitta Zenon “her sey uzaydadir” deyince uzayin da bir uzay içinde bulunmasi, uzayin içinde bulundugu bu uzayin da yine bir uzayda bulunmasi gerekir diyor: bu da böylece sonsuzluga kadar gider.
    Hareketin gerçekligine karsi Zenon’un ileri sürmüs oldugu kanitlari Aristoteles’teb ögreniyoruz. Bunlarin arasinda en çok bilineni, Akhilleus ile kaplumbaga arasindaki yaris kanitidir. Bu yarista, kendisinden biraz önce yola çikan kaplumbagaya Akhilleus hiçbir zaman yetisemeyecektir, çünkü baslangiçtaki kaplumbaga ile kendi arasindaki mesafeyi kosmak için geçen zaman içinde kaplumbaga, az da olsa, biraz ilerlemis olacaktir. Akhilleus’un bir de bu araligi kosmasi gerekecektir, ama bu arada kaplumbaga, pek az da olsa, yine biraz ilerlemisti; bu böylece sonsuzluga kadar gider. Bu kanitin özünü bir baska kanitta daha iyi görebiliyoruz: “ Bir kosu pistinin sonuna hiçbir zaman ulasamazsin”, çünkü pistin önce yarisini geride birakmak zorundasin, bu da böylece sonsuzluga kadar gider. Sonlu bir zaman içinde sonsuz sayidaki uzay araliklari nasil geçilebilir? Bir baska kanit: “ Uçan ok durmaktadir”, çünkü bu ok her anda belli bir noktada bulunacaktir; belli bir noktada bulunmak demek de durmak demektir; ama hareketin her bir aninda duruyorsa, ok , yolunun bütününde de durmaktadir. Su son kanit da hareketin göreligine – relatifligine –dayanmaktadir: Belli bir noktalar dizisi, biri durmakta olan, öteki de ters dogrultuda ilerleyen iki dizinin yanindan geçerse, ayni zaman içinde hem büyük, hem de küçük bir mesafeyi geçmis olacaktir, yani bu dizinin ayni zaman içinde çesitli hizlari olacaktir, hareketini duran ya da ters dogrultuda ilerleyen dizi le ölçüstürdügümüze göre.
    Zenon’un bu keskin antinomia’lari, tabii, yalniz sunu göstermek için: Varolani bir çokluk ve hareket diye düsünürsek çelismelere düseriz, öyle ise Var olan ancak “bir” ve hareketsiz olabilir.

    Anaxogoras

    Ionia’da Klazomenai’de ( Izmir- Urla yakininda bugünkü Güladasi) dogmus. Buranin soylu bir ailesinden. 462 yilinda Atina’ya gitmis, burada 30 yil kalmis. Perikles’in yakin dostu imis. Perikles’in muhalifleri onu Tanrisizlikla suçlandirmislar, çünkü Yunanlilarca Tanri sayilan günesin bir ates yigini oldugunu söylemis. Yasadigi yilalrin 500-428 arasinda oldugu saniliyor. Anaxagoras bu dönemin en büyük doga bilginidir.Matematikteki bilgileriyle ün salmistir. Astronomide de buluslari varmis: Ay isigini, ay ve günes tutulmalarini dogru olarak açiklamis.
    Empedokles gibi Anaxagoras’a göre de : Duyu verileri arastirmalarimiza çikis noktasi olarak alinmalidir –duyularin bilgi degerleri sinirli bile olsa. Ona göre de, kesin anlaminsa bir meydana gelme ile yok olma yoktur. Görünürdeki olusma ile yok olma, asil olan, gerçekten varolan öz’lerin (khremata), tohum’larin (spermata) birlesmesi ve dagilmasindan baska bir sey degildir. Anaxagoras, deney dünyasindaki nesnelerin nitelik bakimindan sayisiz çesitliligi dört ögenin birlesmesiyle açiklanamaz diyor. Deney dünyasinda nitelik bakimindan ne kadar çesitlilik varsa, nitelikçe birbirinden ayrilan o kadar sperma (ana-madde) vardir.
    Empedokles düsüncesini mitolojik-edebi bir biçimde dile getirmisti. Anaxagora’ta bu kalkiyor, ayrica, Herakleitos ile Empedokles’teki gerginlikler, karsotliklar yerine evrenin birligi konuluyor. Kendisinden öncekiler gibi gerçegi maddi bir sey olarak düsünen Anaxagoras, sayisiz spermalar arasinda, bütün ötekiler için hareket nedeni olacak maddeyi arar ve bunu kendi içinde canli bir sey diye düsünür. Ionialilarin ana- maddesi gibi. Bu madde, bütün ötekilerini kendinden harekete getirir. Ancak, diyor Anaxagoras, algilarimiz bize evreni düzen, eregi olan bir bütün olarak gösterirler; dolayisiyla hareketi saglayan kuvvet de, düzenleyen, bir erege (telos) göre olusturan bir kuvvet olacaktir. Onun için Anaxagoras, olusu meydana getiren il***e, gördügü is düsünce yetisininkine benzediginden, Nous adini verir. Ancak, düsünce yetisine, akla benzetildigi için Nous’u maddi olmayan bir ilke diye anlamamali. Nous da maddedir, yalniz pek ince, pek seçkin bir maddedir.O, bütün nesnelerin en incesidir, en arinmisidir, yalniz basina oldugunda yalinç ve hiçbir seyle karismamis bir durumdadir; çesitli niteliklerde görünmesine karsin, hep kendi kendisine esittir, kendi kendine hareket edebilen biricik maddedir, bütün öteki varliklarin hareket ilkesidir. Nous, Herakleitos’un Logos’u gibi, evrene egemen olan kuvvettir; evreni harekete getirip olusturmasi bakimindan da Herakleitos’un ates’inin gördügü isleri görür. Yalniz, bu arada çok temelli bir ayrilik da var: Herakleitos’un ates’i olus sürecinin içinde eriyordu ve her seye dönüsüyordu. Anaxagoras’in Nous’u ise, hep öteki nesnelerin karsisinda, onlardan ayri, kendi basinadir.
    Anaxagoras: nasil bir balçik yigini kendiliginden bir heykel olamazsa, bunun için nasil bir heykelcinin çalisip bu balçik yiginina bir biçim kazandirmasi gerekirse, bunun gibi, sperma’larin khaosu, kendiliginden, gördügümüz düzenli, belirli nesnelerin dünyasini meydana getirmis olamaz. Bunun için, düzenleyici, biçimlendirici bir kuvvet olan Nous’un ise karismasi gerekir, diyor. Telos düsüncesini – bir baslangiç olarak da olsa –felsefeye ilk olarak getiren odur.
    Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz; Bu yol ki Hak yoludur, dönmek bilmeyiz, yürürüz!
    Bacımın iffeti batmakta rezilin gözüne; Acırım tükrüğe billahi ! tükürsem yüzüne.
    {Mehmet Akif ERSOY}

  2. #2

    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    608

    Standart

    Xenophanes

    Herakleitos‘un çagdasi olan Xenophanes ( asagi yukari 569- 477 arasinda yasamistir) Kolophonludur. ( Bugünkü Izmir ile Efes arasinda) . Bir filozof olmaktan çok,din bakimindan bir ögretici.
    Ögretici nitelikteki kosugundan kalan parçalarindan Xenophanes’in , halk dininin tanrilari insan gibi tasarlamasiyla savastigini görüyoruz. Bu , onun gördügü baslica is. Tanrilarin bu insanlastirilmasi – anthropomorphism- Homeros ile Hesiedos’ta yüksek edebi bir biçim de kazanmisti ve bunlarin Yunan egitiminde çok önemli bir yerleri vardi. Xenophanes söyle diyor: “ Homeros ile Hesiedos,ölümlüler (insanlar) arasinda suç sayilan, utanilan bütün seyleri tanrilara da yüklemislerdir.Tanrilar hirsizlik ederler, yalan söylerler, eslerini aldatirlar. Sonra: ölümlüler saniyorlar ki, tanrilar da kendileri gibi dogmuslardir, kendileri gibi giyinirler, kendilerinin biçimindedirler. Nitekim Habesler tanrilarini kendileri gibi kara ve yassi burunlu; Trakyalilar sarisin ve mavi gözlü diye düsünürler. Böyle olunca, atlarin,arslanlarin elleri olup da resim yapabilselerdi, atlar tanrilarini at gibi, arslanlar da arslan gibi çizeceklerdi. Oysa tanrilar ne arslan biçimindedirler, ne zenciler gibidirler, ne de Yunan heykellerinde oldugu gibi insan kiligindadirlar”. Halk dininin tanrilari insan biçiminde tasarlanmasina karsi, Xenophanes kendi tanri tasarimini koyar.
    Bu, arinmis bir tanridir. Ona göre: “Bir tanri vardir; bu , tanrilar ve insanlarin en ulusudur; ne biçimi, ne de düsünmesi bakimindan ölümlülere benzer; bu tek Tanri bastan asagi isitmedir, bastan asagi düsünmedir; her seyi düsünceleriyle hiç zahmetsiz yönetir”.
    Xenophanes’in bu tanri tasarimi,tektanriciliga ( monotheism) dogru atilmis bir adimdir.

    Pythagoras

    Bildigimize göre, Pythagoras ( 580-500 aralarinda) Samoslu ( Sisam adasindan) imis, genç yasinda Güney Italya’ya göçmüs. Burada Kroton sehrinde yerlesip gizli bir din tarikati kurmus..6. yüzyilin ortalarinda Yunanistan’da yayilmaya baslayan bir dinin, efsanevi sarkici Orpheus’un kurdugu Orphik kültün çok etkisinde kalmis. Ruhun göçtügüne, doguslarin dönümlü (periodik) olduguna, bedenden ayrilan bir ruhun insan ve hayvan bedenlerine girdigine inanma, Trakya Dionysos’una tapan Orphiklerin baslica inançlaridir. Pythagorasçilar aslinda bir din toplulugu ama matematik ve musiki ile çok ugrasmislardir. Matematik ile musiki arasinda bir baglanti da kurmuslardir. Pythagora’in kendisi, ses perdesi ile tel uzunlugu arasinda bir iliskinin oldugunu bulmus. Ondan sonrakiler sayi oranlarinda seslerin gizli baglantilarini aramaya girisip bir sesin niteligi ile ses dizisindeki yerini bu sese karsilik olan sayinin niteligi ve sayilar dizisindeki yeri ile bir tutmuslar.
    Matematik ile böylesine yakindan ugrasan Pythagorasçilar, sayilardan edindikleri bilgileri genellestirerek sayilari bütün varligin ilkeleri (arkhe) yapmislardir. Örnegin, belli bir sayi belli nitelikleriyle adalettir, bir baska sayi ruhtur, bir baskasi akildir vb. Böylece her sey için sayilarda bir karsilik bulmuslardir.
    Onlara göre, nesnelerin özü, gerçegi, varligin anamaddesi ( arkhe) sayidir. Ilk Pythagorasçilar sayinin ideal yapisini henüz bilmezler, onlar da sayiyi cisimsel bir sey diye tasarlarlar.
    Nitekim kosmoloji sorusuna, “ sayilardan nesneler nasil meydana geliyor?” sorusuna verilen yanitta, sayilarin cisimsel birer etken olduklarini görüyoruz.Sayilarin kendisi, tek ile çiftten ya da “sinirsiz” ile “sinirlayan” dan kurulmuslardir. Tek – çift, bir – çok, sag – sol, erkek – disi, duran – kimildayan, dogru – egri, aydinlik – karanlik, iyi – kötü, kare – dikdörtgen. Pythagorasçilarin dünya görüsü dualist: sinirlinin, tekin, yetkin ile iyinin karsisinda sinirsiz, çift, yetkin olmayan ile kötü var.
    Pythagorasçilarin bilim alaninda en büyük basarilari astronomidedir. Ilk defa olarak yeri, evrenin merkezi olmaktan çikarmislar, onu küre seklinde düsünmüsler, yerin, evrenin ortasindaki görünmeyen merkezi atesin etrafinda dolandigini söylemislerdir.
    Baslica Pythagorasçilar: Karsitlar ögretisinin temsilcisi bir hekim ve anatom olan Alkmaion ile Pythagoras tarikati dagildiktan sonra ögretiyi Attika’ya götüren Sokrates’in çagdasi Philolaos’tur.
    Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz; Bu yol ki Hak yoludur, dönmek bilmeyiz, yürürüz!
    Bacımın iffeti batmakta rezilin gözüne; Acırım tükrüğe billahi ! tükürsem yüzüne.
    {Mehmet Akif ERSOY}

  3. #3

    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    608

    Standart

    Platon

    Platon, bir bildirime göre 427 yilinda dogmustur. Dogdugu yer için de Atina ile Aigina (Pire körfezinde bir ada) gösterilir. Ailesi, Atina’nin en eski, en soylu ailesinden. Bir sanatçi olan Platon , çesitli edebi türlerde birçok seyler yazmis. Ama anlatildigina göre, yazdiklarini begenmemis ve pek çok da Sokrates’in üzerinde yaptigi çok derin etki yüzünden bunlari yakmis. Sokrates ile tanismazdan öncede felsefe ile ilgilenmis; hocasi Herakleitosçu Kratylos imis. Yapitlariyla Platon, hocasina bugüne kadar bütün canliligi ile ayakta kalan bir anit dikmistir. Bu anit, Sokrates’in yorulmak bilmeden bilgiyi aramasi, irkilmeyen saglam karakteri, dogruluk ve hak ugruna ölüme gitmesi karsisinda Platon’un duydugu hayranlik ve saygiyi dile getirir.
    Platon’un Güney Italya ve Sicilya yolculuklarinin düsünce hayati üzerinde derin etkileri olmustur. Güney Italya’ya Platon, Atina’da tanimis oldugu Pythagorasçilarin çalismalarini yerinde ve yakindan tanimak için gitmis. Bu yolculuk, bir yandan ondaki matematik ilgisini güçlendirmis, öbür yandan da ona dini-mistik görüsler edindirmistir. Pythagorasçilardan edindigi bu etkiler, onun felsefesinin Sokratesçi öge yaninda ikinci büyük ögesidir. Sicilya’dan ilk dönüsünde Platon, Akademos denilen bölgede ünlü okulu Akademia’yi kurmus,i yirmi yil buranin yönetim ve ögretimiyle ugrasmistir.
    Platon’un yapitlari ile bunlarin felsefesinin gelisme dönemlerindeki yerleri gösteren tablolardan biri söyledir:
    Gençlik dialoglari
    Apologia, Kriton, Protagoras, Ion, Lakhes, Politeis I, Lysis, Kharmides, Euthyphron.
    Geçit dialoglari
    Gorgias, Menon, Euthydemos, Küçük Hippias, Kratylos, Büyük Hippias, Menexenos.
    Olgunluk dialoglari
    Symposion, Phaidon, Politeia II –X, Phaidros.
    Yaslilik dialoglari
    Theaitetos, Parmenides, Sophistes, Politikos, Philebos, Timaios, Kritias, Nomoi.
    Platon bir problem düsünürüdür.Elli yil boyunca düsünüp yazmis, problemlerle didismis, bu arada görüslerini boyuna düzeltip olgunlastirmistir.
    Platon’un gelismesindeki ilk dönem, Sokrates’in etkisi altinda düsünüp yazdigi dönemdir. Onun için bu dönemine onun “ Sokratesçi dönemi” denir. Sokrates’in ögretisi Platon felsefesi için çikis noktasidir. Felsefeye Platon Sokrates’in anlayisi çerçevesi içinde girmis, sonra bunu gittikçe asarak kendi görüsüne ulasmistir. Gerçekten de Platon’un bütün dialoglarinda Sokrates sahneye çikar; bunlarin pek çogunda bas sözcü odur. Platon’un “Gençlik dialoglari” nda büyük hocasinin kisiligini ve düsüncelerini büyük bir sevgi ve saygi ile belirtmeye çalismak istemesinin pratik bir nedeni de vardir: Bununla Platon Sokrates’i Sofistlere ve onu Sofist sananlara karsi savunmak istemistir. Bu dialoglar, ayrica Sokrates’in Sofistlere karsi açmis oldugu savasimin ileriye götürülmesidir.
    Bir Sokratesçi olarak bu döneminde Platon’u yalniz erdem ve bilgi sorunlari ilgilendirir: Erdemin özü ve kavrami, erdemin birligi ve çoklugu, erdemin bilgiye ve ögretilebilmeye olan ilgisi inceledigi, çözmeye çalistigi baslica sorunlardir. Lakhes dialogunda cesaret, Politeia I da adalet, Lysis’te dostluk, Kharmides’te ölçülülük (sophrosyne), Euthyphron’da dinlilik, Protagoras’ta erdemin bütünü, özellikle de ögretilip ögretilemeyecegi ve birligi sorunu incelenir. Bu gençlik dialoglarinin amaci: Ahlakin baslica sorularini , kavramsal bilgiler olarak olusturmaktir. Disaridan bakildiklarinda, bütün Sokrates dialoglarinin olumsuz bir sonuçla bittigi görülür: Yanlis, yetersiz tanimlar çürütülünce dialog da sona ere; arastirmada bir çikmazla (aporia) karsilasilmistir; ele alinan sorunun dogru yaniti bulunamamistir. (Aporetik dialoglar da denir bunlara). Ama, dikkat edilirse, sorunun yanitina hiç olmazsa isaret eden bir takim düsüncelerin ortaya konmus oldugu da görülebilir.
    Platon’un Sokrates’ten ayrilip, kendi felsefesine dogru ilerlemesi yavas yavas olmustur. Bu ilerleme, birtakim basamaklardan geçerek, sonunda Platon felsefesi için temel bir görüs olan idea ögretisine ulasir. Idea ögretisini de çesitli görünüs ve formüllerle su dialoglarda buluyoruz: Gorgias, Menon, Euthydemos, Kratylos, Menexenos, Symposion, Phaidon, Politeia, Phaidros, Theaitetos, Parmenides, Spohistes, Politikos, Timaios, Kritias. Bunlarin arasinda Symposion, Phaidon, Politeia, Phaidros dialoglari idea ögretisi için en önemli olanlaridir.
    Sofistlerin dünya görüsü yarara hazza dayaniyordu. Platon bu anlayisin karsisina, tam bir Sokratesçi olarak, iyi kavramiyla çikar. Ona göre “iyi”, dogru bir yasayisin kesin ölçüsü, biricik egridir (telos). Gerçek devlet adaminin baslica isi de, yurttaslarini “iyi” ye ulastirmaktir, bunun yollarini bilmektir.
    Sokrates’in anladigi gibi yasami felsefeye dayatmak ya da erdemle bilgiyi bir tutmak, “dogru” nun arastirilabilmesini, böyle bir olanagin bulunmasini gerektirir. Sofistler, hele yenileri, bunun olamayacagini söylüyorlardi. Platon bu sorunu, Menon dialogunda, Orphik –Pythagorasçi görüsten edindigi ruhun ölümsüzlügü düsüncesiyle çözer.Buradaki düsünce su: Ruh ölümsüzdür ve birçok defalar yeryüzüne gelmistir. Bu arada yeryüzünde ve Hades’te (öbürdünyada) bulunan her seyi görmüstür. Yeryüzünde (dogada) her sey de birbirine bagli oldugu için, ruh bunlardan birini görünce, sürekli bir arastirma ile ötekilerini de bulabilir ve animsayabilir. Ruhta dogru tasavvurlar, önce, bilinçsiz bir halde bulunurlar; bunlar, ilkin, bir rüya gibi kimildanirlar; uygun sorular ve arastirmalarla sonunda aydinlik bir bilgi halin gelirler. Buna göre: Ögrenmek, eskiden bilinmis bir seyi yeniden hatirlamaktan, animsamaktan (anamnesis) baska bir sey degildir. Bu anlayis ile, Platon, felsefesinin iki ana- görüsünü de elde etmis, belirtmis oluyordu: Ruhta bilinçsiz bir halde bulunan dogustan tasavvurlarin oldugu görüsü, bir de dogru sani ( orthe doxa) ile bilgi (episteme) arasindaki karsitlik. Bilinmeyen bir seyin aranabilecegini, Sokrates, Menon dialogunda hiç matematik bilmeyen bir köleye, ustaca sorular sorarak bir geometri problemini çözdürmekle tanitlar.
    Bu görüsü ile Platon arastirmanin olabilirligini, dolayisiyla da felsefenin de olabilecegini ortaya koymus oluyordu.
    Platon felsefenin bilgi anlayisindan dogan ana metafizik düsüncesi, iki dünyanin ayirt edilmesine dayanmaktadir. Bu dünyalardan biri varolani ve hiç olus halinde olmayani, öteki ise hep olus halinde olup hiçbir zaman varolmayani içine alir. Birincisi akil bilgisinin , ikincisi de dogru saninin konusudur. Buna göre: Duyularla algilanan cisimlerin karsisinda cisimsel olmayan idealar vardir. Bunlar, uzayin ya da cisimler dünyasinin hiçbir yerinde bulunmaz; kendi baslarinadirlar; duyularla degil, düsünme ile kavranirlar; düsünülen, akilla kavranilan bir dünya meydana getirirler. Iste, felsefi erdemin kosulu olan gerçek bilginin temeli, kökü ancak bu idealar dünyasinda bulunabilir.
    Ruh, Platon’a göre , idealar dünyasinda bulunuyordu, buradan sonra yeryüzüne inmistir. Bundan dolayi da, ruhun iyiligi ile kötülügünün kökeni disarida degil de, ruhun kendisinde, kendi içinde aramalidir. Ruhu Platon üç kisma bölüyor: Ruhun idealara yönelmis olan, güdücü, akilli bir kismi ile iki tane de isteyen, duyusal yönü vardir. Bu sonunculardan bir tanesi akla uyarak soylu, güçlü, istençli eyleme, öteki de akla karsi gelerek bayagi, maddi duyusal isteklere, istaha götürür. Bu düsüncesini Platon, Phaidros dialogunda, biri beyaz öteki yagiz iki atin çektigi bir arabayi kullanan bir sürücü simgesi ile canlandirmistir. Burada sürücünün kendisi, arabayi güden olarak akli karsilar; beyaz at soylu istege, yagiz at da madd, istege karsiliktir. Iste ruhun yagiz kötü atla simgelenen yönü, arabayi hep asagilara sürüklemek istedigi için, Tanrisal dünyada ruhu idealari görmekten alikoymus, onun yeryüzüne düserek bir vücutla birlesmesine, böylece ruhla bedenden kurulmus insanin meydana gelmesine yol açmistir.
    Animsamanin nasil olustugu üzerindeki düsünmeleri de, Platon’u eros (sevgi) kavramina götürmüstür. Eros kavrami, idea ögretisinin ilk tasarisi için çok karakteristik bir kavramdir. Platon’a göre, insanin çok özel bir yetisi var; insan bir çok algilari b,r kavram halinde toplayabiliyor. Objektif olarak görüldügünde, bu yeti, insan ruhunun bir zamanlar idealar dünyasinda görmüs oldugu idealari animsamasindan baska bir sey degildir. Insandaki nu yeti de kendini en kolaylikla “güzel” de gösterir. “ Güzel” zaten idealar dünyasinda her seyin üstünde parlar; yeryüzünde de en isiltili olan, en göze çarpan odur; duyularin en açik olarak kavradigi “güzel”dir, güzel’i severiz, güzel bizi çeker. Platon’un deyisiyle: Eros güzel’e yönelir, ilgisi güzel’edir. Eros dogru olarak yönetilirse insanda felsefi bir cosku uyandirir, bu cosu da bize güzel ideasini hatirlatir, animsama yolu ile idealari görmeye vardirir.
    Platon’un idea ögretisi baslica dostluk, hitabet ve siyaset sanati sorunlarini yeni açidan inceler. Bu sorunlar da, ona göre, ancak felsefe ile çözülebilir. Bundan dolayi insan için felsefe ile ugrasmaktan daha önemli bir sey olamaz. Çünkü gerçek dostluk, felsefe sevgisi (eros) ile ruhlari tutusmus kimselerin biraraya gelip felsefe yapmalarindan, böyle bir beraberlikten baska bir sey degildir. Gerçek söz söyleme sanati da ruhun sözlerle güdümüdür. Bunun için ele alinan konularin gerçek özünü bilmek gereklidir. Ayrica açik ve çeliskisiz konusabilmek için dialektik’i, bunun kavramlari kurma ve siniflama bölümlerini bilmeli; sözlerin iyi yemisler vermesi isteniyorsa, insanlari, dogal amaçlari olan mutluluga ulastirmak olan devlet yönetimi sanati da felsefesiz olamaz; çünkü yalniz felsefe, neyin insanlari gerçekten mutlu yapacagini gösterebilir.
    Platon’un erdem ögretisi ile devlet ögretisinde, ruhun üç parçali oldugu görüsünün önemli bir yeri vardir. Gençlik dialoglarinda Platon, Sokrates gibi, tek tek erdemleri bilgiye baglamaya çalisiyordu. Sonralari ise ayri ayri erdemleri tek baslarina gözden geçirmis, bunlarin aralarindaki sinirlari çizmek istemistir; ama bunu yaparken erdemlerin birligi ve akilla ilgili olduklari anlayisina pek bagli kalmistir. Kendilerinde ruhun üç bölümünden biri ya da öteki agir bastigina göre, Platon insanlari üç kategoriye ayiriyor: Zenginligi sevenler, serefi sevenler,bilgiyi sevenler. Bu üç degerden –zenginlik, seref, bilgelik –birine ulasmayi istemeyenlerin ölçüsüne göre üç insan tipi meydana gelir. Bunlarda, ancak devlet içinde tam anlamlarini kazanacaklardir.
    Platon’un ideal devletinin yasasi, tam bir aristokrasidir, “en iyilerin”, yani bilgililerin, erdemlilerin basta bulunmasini isteyen bir devlet biçimidir. Bu devlette kanunlarin konulmasi, topluluk hayatinin düzenlenmesi isi filozoflara, bilge kisilere verilmistir. “Basa filozoflar geçmez, ya da bastakiler felsefe yapmazsa,insanligin acilari sona ermeyecektir” (Politeia).
    Politea dialogunda Platon yalniz ii yukari zümreyi ele alir, bunlar devletin bekçileridir (phylakes). Halk (demos) bilgiye degil de, gelenek –görenege dayanan basbayagi erdem ile yetinecektir. Ama koruyucular (savasçilar) takimi da kesin anlaminda erdemli degildir, çünkü bunla da felsefi bilgiden yoksundurlar. Bunlara verilen egitim, ancak kendilerini kabaliktan, kiriciliktan kurtarip onlara ölçülü bir cesaret saglar. Devlet ögretisinde Platon halki kendi haline birakiyor.
    Hayatinin son yillarinda Platon’un yine ahlak sorunlarina, onun için hep baslica bir kaygi olmus olan bu alana döndügünü görüyoruz. Philebos adli dialogunda yine: Yasamanin eregi nedir? sorusunu ele alir. Eskiden buna Platon: “Ruhun yetkinligi, kendi kendisine yetmesi, eregini kendi içinde aramasidir” diye cevap vermisti (Phaidon). Simdi,sözü geçen dialogta, bu asketik tutumdan (dünyaya sirtini çevirmek, dünyadan elini etegini çekmekten) oldukça uzaklasir. Bu arada, ahlakli bir yasayisin ancak insani mutlu yapabilecegi düsüncesine bagli kalir. Esasta gerçek mutlulugu yine ruhun en yüksek olgunlugunda bulur, çünkü ancak bu yetkinlik sayesinde ruh idealarindan pay alabilir; bundan dolayi yararci ahlakin gerçek mutluluga ulastiramayacagina yine inanir.
    Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz; Bu yol ki Hak yoludur, dönmek bilmeyiz, yürürüz!
    Bacımın iffeti batmakta rezilin gözüne; Acırım tükrüğe billahi ! tükürsem yüzüne.
    {Mehmet Akif ERSOY}

  4. #4

    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    608

    Standart

    Parmenides

    Parmenides (dogumu asagi yukari 540 yilinda), yalniz çigir kuran bir filozof degil, yurdu Elea’da devlet adami, kanun koyucu olarak da önemli bir rol oynamis.Ögretisinde, Anaximenes, Xenophanes ve Pythagorasçilardan gelen etkiler var.Ama bunlarin yaninda, büsbütün yeni olan bir çizgi de var onda: Dialektik’e,yani salt kavramlarla çalismaya bir egilim. Parmenides, Yunan mantik ve dialektigininin babasidir.
    “Dogru (aletheia) ve Sani (doxa) üzerine” bir arastirma olan yapitinin basinda, Günes Kizlari, filozofu her seyi bilen Tanriçaya götürmektedirler; Tanriça ona bilgeligi, yasamanin o biricik dogru yolunu ögretecektir. Filozof, ondan iki sey ögrenip ölümlülere bildirecek: Tam ve son dogru ile içlerinde gerçekten inanilabilecek hiçbir sey bulunmayan insanlarin sanilarini. Ögretici (didaktik) ve manzum olan yapit da, buna göre, iki bölüme ayrilir: “ Dogru’ya giden yol” ile “ Sanilara götüren yol”.
    Birinci bölümde,biricik dogru olan “ Bir varlik” incelenir ve su sonuca varilir: Bir Varlik vardir –Parmenides buna, kisaca, Bir, Bir olan da der. Bir birliktir o, kendi içine kapalidir, dogmamistir, yok olmayacaktir, degismez, bölünmez,yogunlasmaz, seyreklesmez. Bunun karsiti olan her görüs, varolmayani var diye göstermek zorunda kalir, bu da olamaz. Çünkü Varolan meydana gelmis bir sey olsaydi, varolmayan bir seyden dogmus olmasi gerekirdi, böylece varolmayan gerçekten varolmus olacaktir. Yok olsaydi, yerine varolmayan geçecektir.Degismede, hiç olmazsa belli bir yönüyle, bir meydana gelme ile bir yok olmadir. Bölünebilir olsaydi Varlik, bölümlerin arasina bir varolmayan girerdi. Yogunlasma ile seyreklesmede de böyledir: Yogunlasma ile seyreklesme, bir maddenin az ya da çok bir bölümünün bir araya birikmesi demektir.Bilginin amaci ve ödevi : Varolani düsünmektir;yanilmasi da:Varolan içinde varolmayani düsünmeye, bunu varsaymaya kalkismasidir. “Yalnizvarolan vardir ve ancak bu düsünülebilir: Varolmayan yoktur ve düsünülemez de”Bu, Parmenides’in ana- önermesidir.
    Parmenides’te ilk olarak, deney bir yana birakiliyor, salt düsünme ile – Varlik üzerinde yalniz düsünmekle—Varolanin nitelikleri türetilmeye çalisiliyor, Varlik’in özü geregi,meydana gelmemis, degismez,bölünmez oldugu sonucuna bu yolla variliyor.
    Bundan önceki felsefelerin göz önünde bulundurdugu amaç,deney dünyasinin inandirici bir açiklamasini yapmakti – deney dünyasindaki nesnelerin çoklugu, çesitliligi bir kökten türetilmek isteniyordu.Parmenides’in ögretisi bunu gözden kaçirmistir.
    Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz; Bu yol ki Hak yoludur, dönmek bilmeyiz, yürürüz!
    Bacımın iffeti batmakta rezilin gözüne; Acırım tükrüğe billahi ! tükürsem yüzüne.
    {Mehmet Akif ERSOY}

  5. #5

    Üyelik Tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    608

    Standart

    Aristoteles

    Aristoteles’in (384 –322) dogdugu yer, Selanik yakinlarindaki Stageiros. Eski bir hekim ailesinden. Aristoteles daha 19 yasinda iken Atina’ya gelip Platon’un Akademia’sina girdi. Platon’un ölümüne kadar hiç ayrilmadan burada kaldi. 343 yilinda Makedonya Krali Philipp kendisini oglu Iskender’i yetistirmek üzere sarayina çagirdi.
    Iskender’in egitimi ile asagi yukari üç yil ugrasti. Iskenderin Asya seferine çikmasi üzerine de Atina’ya gidip burada kendi okulunu kurdu. Bu okul, bilimsel ilgilerinin çokyanliligi,ögretimindeki disiplini, planli arastirma ve çalismalariyla az zamanda Akademia’yi gölgede birakmis, Ilkçagin bundan sonraki bu gibi bilim ocaklarina örnek olmustur. Aristoteles, felsefi konusma ve tartismalari, Platon gibi oturarak degil de bir yukari bir asagi gezinerek yaptigi için, bu okula Peripatos (Gezinenler) adi da verilir. Iskender’in ölümünden sona Atina’da Makedonya’ya karsi kimildamalar baslayinca, Makedonya sarayi ile olan yakin ilgileri dolayisiyla güç durumda kaldi. Nitekim hemen dinsizlikle suçlandirilmis, Sokrates’in basina gelene ugramamak için, Khalkis’e gitmis, burada bir yil sonra bir mide hastaligindan 62 yasinda iken ölmüstür.
    Yapitlari: Daha Akademia’da çalisirken genis bir okuyucu kütlesi için kendisinin yayimladigi, çogu dialog biçiminde ve Platon felsefesi çerçevesinde kalan, bir –iki parçasi günümüze kadar gelmis olan yapitlari ilk arastirmalaridir. Mantik üzerine yazilari ötedenberi Organon (alet) adi altinda toplanmistir. Organon deniyor, çünkü bunlar yöntem sorununu, dolayisiyla bilimsel bilgiye götüren aleti incelerler. Aristoteles’in en büyük basarisi da bilimsel çalismayi yöntemlestirmesidir. Bu konuda yazdiklari sunlardir: Kategoriai (Katogoriler), Peri hermeneias ( Önerme üzerine), Analytika I ( Tasim üzerine), Analytika II (Tanitlama, tanim, siniflama ve bilginin üzerine), Topika ( Dialektik tasimlar üzerine) Peri sophistikon elegkhon ( Sofistlerin yanlis çikarimlari üzerine), Metaphysika (Metafizik), Physika (Fizik), Peri psykhe (Ruh üzerine). Ahlak konusunda, Aristoteles’in oldugu ileri sürülen üç yapit var: Ethika Nikomakheia (Nikomakhos Ahlaki). Devlet felsefesi ile ilgili yapitlari: Politika, Politeia Athenaion (Atinalilarin devleti), Rhetorika (Hitabet), Poetika ( Sanat ögretisi).
    Her ele aldigi soruyu sistematik olarak inceler; bunun için, ilkin, ele alinan konu ile ilgiliolgulari ve bu konu üzerinde daha önce söylenmis olanlari bir araya toplar; bundan sonra, bu olgulara dayanarak kendi anlayisini temellendirmeye ve kendisinden önceileri sürülmüs olan teorileri elestirmeye çalisir. Onun asil büyüklügü de bu sistemli çalismasindadir.
    Aristoteles’ten önceki felsefede ilkin doga, sonra insanla ilgili pratik sorunlar arastirilmis, Platon bunlara bir de dialektik’i (idea ögretisi, metafizik) katmisti. Böylece beliren üç sorun alaninin basina, Aristoteles simdi yeni bir bilimi koyar: mantik ( Logike). Ona göre, bu üç alanda incelemelere girismeden önce, bilimin ne oldugu ve yapisi üzerinde bir arastirma, bilimsel düsüncenin formlari ve kanunlari üzerinde bir ögreti gerektir. Aristoteles bu baslangiç denemelerini mantiginda bir sistem halinde isleyip gelistirmistir. Bundan dolayi ona “mantigin kurucusu” denir.
    Aristoteles’in mantiginin göz önünde bulundurdugu ilk sey, yöntem sorunudur. Nasil hitabet karsimizdakini ikna etmek sanatini ögretiyorsa, mantik da bilimsel arastirmanin ve tanitlamanin teknigini ögretecektir.
    Aristoteles’e göre, ancak bir önerme (protasis, propositio) dogru ya da yanlistir, dolayisiyla bilgi ancak önermelerle kurulur. Bir önermede de hep iki sey vardir: Önerme ya iki kavramin birlestirilmesi ve ayirt edilmesidir, ya da bir deyidir. Buradan Aristoteles kategoriler ögretisine varmistir. Aristoteles için söz, düsünülenin bir simgesi, bir isaretidir. Ama kategoriler, düsüncenin formlari olarak, ayni zamanda varligin da formlaridir: çünkg nasil sözler düsüncenin isaretleri ise, düsünceler de varolanin yansilaridir, benzerleridir: çünkü düsüncenin dogru olmasi demek, varolana uygun olmasi demektir.
    Aristoteles’in mantigi kendi içinde kapali bir sistemdir. Burada, soyut düsüncenin çok yüksek bir asamasiyla karsi karsiyayiz. Bu soyut kavramlar kurma yetenegini, Aristoteles bilginin her alaninda göstermistir. Kurdugu kavramlarin saglam, açik ve tutarli olmalari yüzünden Aristoteles, iki bin yil boyunca felsefenin büyük ustasi sayilmistir. Kendisi ayni zamanda bilim dilinin de yaraticisidir; bugünkü bilimsel kavramlarimizin, terimlerimizin birçogu onun formüllerinden çikmistir.
    Aristoteles, metafiziginde Yunan felsefesinin bir ana –sorununu, “görünüslerin –fenomenlerin –degisen çoklugu arkasinda birligi olan, kalan bir varlik olmalidir” problemini, sözü geçen soyutlayici düsüncesiyle ele almis ve onu gelisme kavramiyla çözmüstür. Aristoteles için “gerçek varlik”, fenomenlerin içinde gelisen özdür (ousia, essentia). Bu anlayisi ile Aristoteles, artik fenomenlerden ayri, ikinci üstün bir dünya kabul etmez; nesnelerin kavram halinde bilinen varligi, fenomenlerin disinda ayri bir gerçek degildir, fenomenlerin içinde kendini gerçeklestiren öz’dür; öz (ousia), “hep olmus olan varliktir”; öz, kendi biçimlenmelerinin biricik dayanagidir, ancak bu biçimlenmelerinde “gerçek” bir seydir, bütün fenomenler de öz’ün gerçeklesmeleridir.
    Agirlik merkezini olus (genesis) kavraminda bulan Aristoteles felsefesinin, kendisinden önceki felsefelerden baslica bir ayriligi da, ereklik (teleologie) kavramini esas olarak almasidir.
    Aristoteles’e göre, varolan, form kazanmis olan maddedir. Ama madde ile form arasindaki ilinti relatiftir: Daha asagisina göre form olabilen ayni sey, daha yukaridakine göre maddedir. Örnegin tugla toprak için form, ama ev için maddedir. Bu anlayisla gelisme kavrami, nesnelerin deger bakimindan düzenlenmelerinin ilkesi oluyor.
    Felsefenin bütün alanlari gibi, doga ögretisi de Aristoteles’in metafizigine dayanir. Madde (salt olabilirlik, dynamis) hareket ettirilen seydir, kendisi kendiliginden hareket edemez. Salt form ise hareket ettirendir. Bu ikisi arasinda da –salt madde ile salt form arasinda –bütün varliklar yer alirlar. Bunlar, hareket bakimindan hem etkin, hem edilgendirler. Iste nesnelerin bu bütününe Aristoteles physis ( doga ya da evren) der.
    Aristoteles için, nitelikler (poioles, qualitas) niceliklerden (posotes, quantitas) daha az gerçek degildirler, üstelik bunlarin daha yüksek bir realitesi de vardir. Formlarin siradüzeninde iç, kavramsal belirlenim (nitelik), dis belirlenimden, matematik olarak anlatilabilen belirlenimden (nicelikten) daha degerlidir. Nitelikler niceliklerden çikmazlar; nitelik baslibasina bir sey, nicelik yaninda yeni bir seydir. Nicelikler, nesneler içindeki formlarin (entelekheia’nin) gerçeklesmesinden meydana gelirler. Aristoteles’in bu nitelikçi (qualitatif) fizigi ta Renaissance’a kadar tutunmustur.
    Psikolojisinde beden –ruh ilgisini de Aristoteles bu anlayisla ele alir. Beden madde, ruh da formdur. Ruhun görevlerini bedenin görevlerine baglayan Demokritos’tan Aristoteles burada ayriliyor. Ona göre ruh, bedenin entelekheia’sidir, bedenin içinde tasidigi erektir (telos), bedenin hareketleri ve degismeleri içinde kendini olgunlastirip gerçeklestiren formdur (morphe); ruh, bedenin biçimlenme ve hareketlerini bir erege dogru yönelten nedendir (causa finalis). Ruhun kendisi cisimsel degildir, ama bedeni hareket ettiren, ona egemen olan güçtür.
    Ruh (psykhe) üç tabakalidir, her alt tabaka üstteki için maddedir. Bitkilerde yalniz, organik hayattaki mekanik e kimyasal degismeleri erekli olarak – özümseme ve üreme olarak – biçimlendiren ruh vardir. Bitkiler ruhun yalniz fizyolojik olan bu en alt tabakasinda kalirlar. Hayvanlar dünyasinda, buna, özellikleri “kendiliginden hareket”, “istek” ve “duyum” olan hayvan ruhu eklenir. Bitki ve hayvan ruhlari üstünde yükselen “insan ruhu”nun özelligi ise akil (nous, dianoeisthai) dir. Ruhun ilk iki sekli, insana özgü olan aklin, bu formun gerçeklesmesinin maddesidirler. Akil yüzünden istek, tasavvur ve istenç bilgi (episteme) seklini alirlar. Akil, ruhun bütün bu etkinliklerine “disardan gelmis” yeni ve daha yüksek bir sey olarak eklenir; ama, ancak ruhun öteki etkinliklerine dayanarak, bunlarin içinde kendini gerçeklestirebilir. Bu ilgiyi Aristoteles akli etkin ve edilgen diye ikiye ayirmakla açiklamistir. Etkin akil, aklin kendi kendine olan salt çalismasidir. Edilgin akil ise kendi kendine isleyemez, bedenin araciligi ile edinilen duyu verilerini isleyip biçimlendirir, bu gereçler bu akla isleme olanak ve vesilesini saglarlar. Buna göre edilgin akil: Aklin, tek insandaki,onun kendi görgüleriyle belirlenmis olan, görünüs biçimidir. Buna karsilik etkin akil, aklin bütün tek tek insanlar için ortak olan, her insanda bir ve ayni olan seklidir. Etkin akil meydana gelmemistir, yok da olmayacaktir; edilgin akil ise, bagli oldugu bireylerle ortaya çikar, onlarla da yok olur. Bu anlayisla Aristoteles, bireyin ölümsüzlügünü kabul etmemis oluyor.
    Aristoteles ahlak problemini de bu akil ögretisi bakimindan ele almistir. Bütün Yunan ahlakçilari gibi, Aristoteles için de bütün çabalarimizin en yüksek eregi mutluluktur (eudaimonia). Gerçi mutluluk bir bakimdan dis kosullara da baglidir, ama ahlakin asil konusu, insanin kendi içinde bulunandir, yani insanin kendi etkinligi ile elde ettigi mutluluktur, kendisinin “iyi”yi gerçeklestirmesidir.
    Ethik erdemler, istencin egitilmesiyle olusurlar. Bu egitim sayesinde insan, dogru görüslere ( phronesis) dayanarak eylemeye alisir. Ethik erdemler insana, pratik akla uymak, yani kararlarinda dogru bir görüse dayanmak yetenegini kazandirirlar.
    Aristoteles erdemlerin bir sistemini gelistirmemis, ama bazi erdemleri genislemesine ve pek derin bir anlayisla incelemistir. Ethik erdemler için genel olarak yatkinlik, aliskanlik ve dogru görüs (phronesis) gereklidir ve bu çesitli erdemlerin özü de eylemde “dogru olan orta”yi (mesotes) bulmaktir.
    Aristoteles’in, devlet, toplum felsefesi ahlak anlayisina siki sikiya baglidir. Platon gibi, onun için de insan, her seyden önce, sosyal bir varliktir;kendi deyisiyle: Bir “zoon politikon”dur. Sosyal bir yaratik oldugu için de, ahlak olgunluguna insan ancak devlette, toplumda erisebilir; yine bu yüzden devletin asil eregi, yurttaslari ahlak bakimindan biçimlendirmek, olgunlastirmaktir.
    Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz; Bu yol ki Hak yoludur, dönmek bilmeyiz, yürürüz!
    Bacımın iffeti batmakta rezilin gözüne; Acırım tükrüğe billahi ! tükürsem yüzüne.
    {Mehmet Akif ERSOY}

Konu Bilgisi

Uye Bu Konuya Bakiyor

Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)

Benzer Konular

  1. Büyük Pizza
    By alaraa-- in forum Bugun Ne yaptiniz ?
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 15.07.08, 10:16
  2. Büyük Okyanus'ta İki Büyük Deprem
    By n@r_cicegi in forum Haber Arşivi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04.06.08, 08:42
  3. 6 büyük günah
    By ChaoS in forum iLmihaL BiLgiLeri
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 19.03.08, 18:09
  4. büyük buluşma
    By alaraa-- in forum Haber Arşivi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 16.03.08, 17:05

Eklenmis Olan Tag'lar

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Yeni Konu Acamazsin
  • Konuya Cevap Yazamazsin
  • Konuya Eklenti Ekleyemezsin
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372