ÖNSÖZ
20. yüzyılı kana bulayan iki faşist diktatör: Hitler ve Musolini
Faşizm, 20. yüzyılda doğmuş ve yayılmış bir ideoloji olarak bilinir. I. Dünya Savaşı'nın hemen ardından dünyada hızla yayılmış, Almanya ve İtalya başta olmak üzere Yunanistan, İspanya ve Japonya gibi ülkelerde faşist yönetimler iktidarı ele geçirmişlerdir.
Bu ülkelerde yaşayan insanlar faşist yönetimlerin baskıcı ve şiddet yanlısı yönetimleri yüzünden çok büyük acılar çekmişler ve insanlık dışı vahşetlere maruz kalmışlardır. Çözümü ise bu güç ve şiddet karşısında sinmekte bulmuşlardır. Kavganın, kaba kuvvetin, saldırganlığın, kan dökücülüğün, şiddetin hakim olduğu bu sistemlerde, başta bulunan faşist diktatör ve yönetici kadro, kurdukları milis organizasyonlar, gizli polis örgütleri ve faşist birliklerle toplum üzerinde terör estirmişlerdir. Üstelik faşist ideolojiyi, eğitimden kültüre, dinden sanata, devlet yapısından askeri sisteme, polis teşkilatından insanların özel yaşamına dek hemen her alanda hayata geçirmişlerdir. Faşizmin başlattığı II. Dünya Savaşı ise, insanlık tarihinin en büyük felaketlerinden biri olmuş ve ardında 55 milyon ölü bırakmıştır.
Ancak faşizm geçmişte kalan ve bugün sadece tarih sayfalarında karşılaştığımız bir ideoloji değildir. Her ne kadar bugün faşizmi adı konmuş bir rejim olarak açıkça uygulayan devletler olmasa da, faşist ruha sahip iktidarlar, siyasi gruplar ve partiler hala dünyanın birçok ülkesinde isim ve taktik değiştirerek etkin durumdadır ve insanlara benzer bir zulmü yaşatmaktadır.
Gelecekte faşizmin daha da güçlenmesine imkan tanıyacak sosyal şartların gelişmesi de ihtimal dahilindedir. Bu yüzden faşizm hala dünya için bir tehlike olmaya devam etmektedir.
![]()
Illustrated London News dergisinin kapağında yer alan "Nazilerin Londra bombardımanı" görüntüsü.
Elinizdeki çalışma, bu tehlikeye karşı kaleme alınmıştır. Böylece, dünyada bugün farklı yöntem ve kılıklarla insanların karşısına çıkan faşist akımların tanınması, bunların gerçek kökeninin ve amaçlarının görülmesi amaçlanmıştır. Kitabın kaleme alınmasındaki bir diğer amaç da, kimi zaman "dindar" görünümüne bürünen faşizmin bu maskesinin indirilmesi, faşizmin gerçekte tamamen hak dine karşı bir sistem olduğunun ortaya çıkarılmasıdır.
Bir hastalıktan kurtulmak için öncelikle ona yol açan mikrobu ya da virüsü tespit etmek, onunla mücadele etmek ve onun panzehirini bulmak gerekir. Böylece hastalığa elverişli zemin hazırlayan şartlar ortadan kalkar. Bu yapıldıktan sonra hastalığın etkilerini yok etmek kolaydır. Benzer şekilde, "faşizm" denilen kabustan kurtulmanın yolu da, faşizmin fikri dayanaklarıyla ve onu geliştiren etkenlerle yine fikri alanda mücadeleden geçmektedir.
Kitap boyunca da göreceğimiz gibi, faşizmin günümüzdeki fikri dayanaklarının en önemlisi Darwinizm'dir. Darwinizm insanlara bilimsel bir teori olarak tanıtılır, oysa gerçek bu değildir. Darwinizm, "insan gelişmiş bir hayvandır", "bazı ırklar evrim sürecinde geri kalmıştır", "doğada kıyasıya bir mücadele vardır, bu mücadelede güçlü olan kazanır, zayıf olan elenir" gibi iddialarıyla, 20. yüzyılda, başta faşizm olmak üzere birçok zararlı ideolojiye destek vermiştir. Bu açıdan, -ileride detaylı olarak ele alınacağı gibi- söz konusu ideolojilerin neden olduğu zulmün ve vahşetin baş sorumlularındandır.
Ülkemizde faşist eylem ve uygulamaların olmaması, buna niyet edenlerin daha en başında engellenmiş olmaları, ayrıca Darwinizm'in yaygın kabul görmemesi, bu konuya karşı duyarsız kalınmasına neden olmamalıdır. Çünkü vicdan ve akıl sahibi her insan, yeryüzünde bozgunculuk çıkaran, barışı ve huzuru bozmaya yeltenen her türlü güç ve ideoloji ile ilmi ve fikri bir mücadele içinde olmalıdır. Çünkü barış ve güvenlik Allah'ın insanlara bir emridir. Allah Kuran'da şöyle buyurmaktadır:
Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe (İslam'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır. (Bakara Suresi, 208)
İNSANLIK TARİHİNİN EN BÜYÜK FELAKETİ
Faşist ideolojinin neden olduğu II. Dünya Savaşı, insanlık tarihinin en büyük felaketi oldu ve ardında 55 milyon ölü bıraktı.
20. yüzyıla dek savaşlar hemen her zaman bir "cephe savaşı" olmuş, sadece cephedeki ordular arasında geçmişti. Oysa II. Dünya Savaşı'nda Naziler kasıtlı olarak sivilleri bombaladılar, katlettiler, toplama kamplarında ölüme sürüklediler. Nazi toplama kamplarındaki ve gettolarındaki sivillerin korkunç görüntüleri, Nazi vahşetinin sadece bir kaç örneğiydi.
Bu vahşet, bir savaş stratejisinden öte, bir ideolojiye dayanıyordu. Yeryüzündeki ırklar arasında kanlı bir "yaşam mücadelesi" bulunduğunu ve bunun "doğanın kuralı" olduğunu iddia eden barbar bir ideolojiydi bu. Kökeninde ise, putperest bir kültür ve Darwinist bir sözde "bilim" yatıyordu.
![]()
GİRİŞ
20. yüzyılın faşist diktatörü: İtalya'yı 1922-44 yılları arasında yöneten Benito Mussolini
Faşizm, 1919 yılından sonra ilk olarak İtalya'da ve daha sonra çeşitli Avrupa ülkelerinde, I. Dünya Savaşı ile gelen politik ve sosyal değişimlere tepki olarak gelişen baskıcı politik bir harekettir. İsmi ise eski Roma'da otoriteyi temsil eden bir baltanın çevresine bağlanmış bir demet sopa anlamına gelen Latince "fascis" kelimesinden gelir.
Faşizm terimi ilk olarak, İtalya'da 1922-1944 yılları arasında iktidarda bulunan Benito Mussolini önderliğindeki yönetim tarafından kullanıldı. Balta çevresine bağlanmış sopa demetleri figürü de bu ilk faşist partinin amblemi oldu. İtalya'nın ardından 1933-1945 yılları arasında Almanya'da ve 1939-1975 yılları arasında İspanya'da faşist partiler iktidardaydı. II. Dünya Savaşı sonrasında ise Güney Amerika ve diğer bazı az gelişmiş ülkelerde kurulan diktatörlük benzeri rejimler de genel olarak faşist olarak nitelendirildi.
Faşizmin neyi ifade ettiğine baktığımızda ise, bunun cevabını en özlü olarak Mussolini'nin 1932 yılında İtalyan Ansiklopedisi için yaptığı faşizm tanımında görebiliriz:
Faşizm, günümüzde her ne kadar insanlığın gelişimini ve geleceğini politik düşüncelerden ayrı olarak ele almaktaysa da, ne sürekli bir barış olasılığına ne de bunun faydalı olacağına inanmaktadır.
Eski Roma'da bir çeşit "baltacı", Romalı devlet görevlilerinin önünden gider ve güç ve otorite sembolü bir demeti elinde tutardı.
Bundan dolayı barışseverlik doktrinini reddeder. Savaş tüm insan enerjisini en yüksek gerilim noktasına taşır ve asalet damgasını onu karşılamaya cesareti olan insanların üstüne vurur.
Mussolini, Roma'nın "balta"sını kendi sembolü haline getirdi. Üstte "Bilimsel Faşizm" başlıklı, döneme ait bir İtalyan dergisi
Tüm diğer meselelerin hiçbiri insanı ölüm ve yaşam arasında seçim yapma gibi büyük bir alternatife götüremez... Faşist, yaşamı... mücadele ve fetih olarak görür ve yakınındakilerden, uzaktakilerden, çağdaşlarından ve sonra geleceklerden çok üstün tutar.1
Mussolini'nin de üzerinde durduğu gibi faşizmin ana özelliği Darwinist bir çatışma ve savaştır. Darwinizm, giriş bölümünde de belirttiğimiz gibi, "güçlü olanın hayatta kalıp, zayıf olanın elendiğini" iddia etmekte, bu nedenle de insanların hayatta kalabilmek için daimi bir mücadele içinde olması gerektiğini öne sürmektedir. Bu fikirden yola çıkan faşizmde de, bir milletin gelişiminin ancak savaşla mümkün olacağına inanılır ve barış, gelişimi yavaşlatan bir unsur olarak görülür.
Aynı düşünce, faşizmin Siyonist Yahudiler arasındaki temsilcisi sayılan Vladimir Jabotinsky tarafından da ifade edilmiştir. İsrail radikal sağının fikri öncüsü olarak kabul edilen Jabotinsky, 1930'lardaki bir açıklamasında, faşist zihniyeti şöyle özetlemiştir:
Günümüz ahlak kuralları içinde çocuksu hümanizmin etkisi yoktur. Dünya siyasal yaşamını şekillendirecek olgu, sadece ve sadece güçtür. Komşusu ne kadar iyi ve candan olursa olsun, ona inananlar aptaldırlar. Adalete inananlar da aptaldırlar. Adalet, bileği güçlü olanın ve bu bileği büyük bir ısrarla isteklerini gerçekleştirmek için kullananındır.
Bu sözlerden anlaşıldığı -ve ilerleyen sayfalarda ayrıntılarıyla inceleyeceğimiz- gibi, faşizm aslında insanlığın, Darwinizm'in öngörüleri doğrultusunda "orman kanunlarına" göre düzenlenmesinin ideolojisidir.
Mussolini imzalı bir illüstrasyonda faşizmi sembolize eden balta ve sopalar.
Faşizmin bir diğer özelliği ırkçılığa dayalı, saldırgan bir milliyetçilik anlayışıdır. Bu milliyetçilik anlayışı, insanın kendi milletini sevmesi ve onun için çalışması olarak özetlenebilecek ılımlı milliyetçilik anlayışından çok farklıdır. Faşizmin saldırgan milliyetçiliği, kendi milletinin tüm diğer milletlere tahakküm etmesini, onları ezmesini, köleleştirmesini hedefler. Bu hayal uğruna kendi milletine büyük acılar çektirmekten de çekinmez. Faşistlerin milliyetçiliği, aslında milliyetçilik kavramını, savaş, işgal, katliam gibi siyasi emellere ve "kan dökme" hedefine alet etmekten ibarettir.
Mussolini'nin faşist partisinin amblem ve bayrakları. Baltanın çevresine bağlanmış sopa demetleri, görüldüğü gibi faşist amblemlerin temel unsuru.
Faşist bir rejim, diğer milletlere tahakküm etmek istediği gibi, kendi milletine karşı da baskı ve zor kullanır. Faşizmdeki temel toplumsal politika, bir fikri dayatma, mecburen kabul ettirmedir. Faşizm, hem tek tek bireylerin, hem de bütün olarak toplumun düşünce ve davranışını aynı doğrultuda biçimlendirmeyi amaçlar. Bu amaca varabilmek için her türlü propaganda yönteminin yanısıra zor ve şiddet kullanır. Kendisi gibi düşünmeyen herkesi düşman ilan eder. Hatta, Nazi Almanyası'nda olduğu gibi geniş çaplı bir katliama kadar gidebilir.
Tüm bunlar, faşizmin oluşturduğu toplum yapısının ve siyasi rejimin çok kısa bir tarifidir. Ama asıl mesele, faşizmin nereden doğduğunu ve sonra nasıl olup da yaygınlaştığını, iktidara geldiğini, kitleleri ardından sürüklediğini anlayabilmektir. Bunu anlamak önemlidir, çünkü faşizm II. Dünya Savaşı'ndan sonra tarihe gömülmüş
sanılsa da, halen çeşitli şekillerde ortaya çıkmaktadır. Faşizm sadece bir siyasi sistem değil, aynı zamanda bir kültürdür ve bu kültür Nazi Almanyası ve Mussolini İtalyası gibi siyasi rejimler kurmasa bile, dünyanın dört bir yanında insanlara acılar çektirmeye devam etmektedir.
Bu yüzden şimdi faşist kültürün kökenini inceleyecek ve faşizmin nasıl olup da 20. yüzyılın ilk yarısında tüm dünyayı sarsan, zulümle dolduran bir güç haline gelebildiğini göreceğiz.
SONUÇ
FAŞİZMİN TEDAVİSİ KURAN AHLAKIDIR
Baştan beri açıkça görüldüğü gibi faşizm insanlığa büyük felaketler getirmiş bir ideolojidir. Yalnızca geçtiğimiz asırda milyonlarca insanın ırkları nedeniyle öldürülmesine, işkenceye uğratılmasına ve II. Dünya Savaşı gibi bir trajedinin yaşanmasına sebep olmakla kalmamış, ortaya çıktığı her yerde bir "korku toplumu" meydana getirerek tüm insani değerleri yok etmeye girişmiştir. Günümüzde ise özellikle Ortadoğu, Latin Amerika ve Afrika ülkelerinde yaygın bir rejim olarak, Batı dünyasında ise giderek güçlenen ırkçı eğilimlerle ve neo-Nazi örgütlerle karşımıza çıkmaktadır. Adı tam olarak koyulmasa da aslında dünyanın pek çok ülkesinde perde arkasında yaşanan rejim faşizmdir.
Faşist kültür, bir yandan da pek çok ülkede "sokaklara" yayılmakta, şiddetten ve kan dökmekten hoşlanan barbar kitleler meydana getirmektedir. Bu nedenle, tüm dünya için "faşizme karşı bir mücadele" gerekmektedir.
Bu ise yalnızca adli ve polisiye yöntemlerle olmaz. Neo-Nazileri takip ederek, suçlarını bulup hapse atarak bu ideoloji ortadan kaldırılamaz. Aksine daha da gelişir ve güçlenir.
Faşizmi yenmek için, öncelikle faşizmin ne olduğunu anlamak gerekmektedir. Bu kitapta ortaya ********uz gibi, faşizm asıl olarak bir kültürdür. Bu kültürün temelinde; paganizm, Darwinist "çatışma" kavramı ve Darwinist ırkçılık vardır. Faşizmin ortadan kaldırılması için, asıl olarak bu hurafelerin yok edilmesi zorunludur.
Oysa sistem aksi yönde işlemektedir. Bugün ülkelerindeki faşist çeteler ile mücadele eden, onları takip etmek, yakalamak, tutuklamak, yargılamak ve cezalandırmak için milyonlarca doları terörle mücadeleye ayıran Batılı devletler, bu faşistleri aslında kendi elleriyle imal etmektedirler. Çünkü bu devletler okullarında gençlere Darwinist bir eğitim vermektedirler.
Yani hayatın kanlı bir arena, bir savaş alanı olduğunu, ayakta kalabilmek için acımasız olmak ve sürekli çatışmak gerektiğini gençlere öğretmektedirler. Dahası, insanların maymun benzeri canlılardan türemiş bir hayvan türü olduğunu ve bu sözde evrim sürecinde "ileri" ve "geri" ırklar bulunduğunu telkin etmektedirler.
Bu eğitimi almış bir insanın faşist olmaması için hiçbir neden yoktur. Ve nitekim bu nedenle faşizm -gerek örgütlü biçimde, gerekse kültürel düzeyde- hızla yayılmaktadır.
Dolayısıyla faşist eğiten ve sonra kendi eğittiği faşistlerle mücadele etmek için çırpınan yabancı devletler büyük bir çelişki içindedirler. Zehirli yılanları dev çiftliklerde besleyip, sonra bunları insanların arasına atıp, yılanlar insanları öldürmeye başlayınca da, "bunlar neden insanları öldürüyor?" diyerek, tek tek yılanları toplayıp mücadele ettiğini söylemek gibi bir çelişkidir bu. Bir yandan zehirli yılan üretip bir yandan da "iyi takip ve iyi bir yakalama yöntemi ile bunları insanların arasından ayıklayacağız" demek, bir saçmalıktır. Çözüm, yılanların üretildiği çiftliği yok etmektir.
Faşizmin ortadan kaldırılması için, bu ideolojinin sözde bilimsel temeli olan Darwinizm çürütülürken, bir yandan da insanlara sevgi, şefkat, merhamet, tevazu, hoşgörü, adalet gibi temel ahlaki kavramların öğretilmesi ve aşılanması gereklidir. Bu kavramların kaynağı ise Kuran'dır. Faşizmin temeli olan pagan ahlak insanlara savaşı, şiddeti, kan dökmeyi, ırkçılığı telkin ederken, Yüce Rabbimiz Allah'ın bizler için belirlediği Kuran ahlakı, barış ve huzur dolu bir dünyanın temellerini tesis etmektedir.
Bu ahlakla yoğrulan bir toplum, ne faşizme ne de onun "kızıl" versiyonu olan komünizme taviz vermez. Türkiye bu konuda iyi bir örnektir. Faşist ve komünist ideolojileri ülkemize ihraç etmek için yürütülen çabalar kalıcı bir sonuç vermemiş ve Türkiye her iki totaliter ideolojiden de uzak kalmıştır. Bunun en büyük nedeni, İslam'ın Türk toplumuna kazandırmış olduğu temel ahlaki değerlerdir.
Aslında Türkiye, hem bu değerlerin temsilcisi hem de Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasçısı olarak, önce çevresinde sonra da tüm dünyada faşizmin önünü kesecek bir model oluşturabilir. Faşist vahşetle dolu olan coğrafyalara bir zamanlar Osmanlı'nın yaptığı gibi barış ve huzuru yeniden getirmek, ancak faşizme değil de dini değerlere inanan, bu değerlerden aldığı ilhamla politika yapan bir ülke tarafından başarılabilir.
Umulur ki bu gerçekleşecek ve Allah'ın
"...yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi?" (Hud Suresi, 116)
ayetiyle işaret ettiği liderler, dünyadaki faşist bozgunculuğu 21. yüzyılda bertaraf edeceklerdir.
... Sen yücesin, bize öğrettiğinden
başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen,
hüküm ve hikmet sahibi olansın.
(Bakara Suresi, 32)
Kaynak: ehlikitapbirligi Blogcu
Konu MeLDa tarafından (12.03.10 Saat 17:30 ) değiştirilmiştir.
Allah`ım Her dem Sen'i anmayı,Sen'i anlayıp anlatmayı,Sen'i sevip sevdirmeyi nasip et bizlere.
YA İLAHİ ! SENDEN KIYAMETE KADAR BÜTÜN ESMA-İ HÜSNAN İLE ,
DUA EDEN BİR DİLİMİN OLMASINI İSTİYORUM !!!
Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)
Bookmarks