sağol güzel paylasım için ....
ERCİYES DAĞI: Anadolu'daki Ada
Ormanları, dağ bozkırları, alpin çayırları, kuşları, kayalık yamaçları ve buzulu ile Erciyes Dağı hem habitat, hem de zengin bir canlı çeşitliliğine sahip. Endemik türlerin varlığı açısından da hassas bir alan. Bu özellikleri onu Anadolu bozkırlarında bir "ekolojik ada" yapıyor
Anadolu'da on milyon yıl önce bir dağ yükseldi. Yerkürenin derinliklerinden getirdiği bazalt ve andezitlerle besledi gövdesini.
Eteklerine ve etrafındaki ovalara, göllere tüfler saçtı. Akan kızgın lavların önünü sular kesti. Ama zamanın tekeri dönüp sular çekilince sadece Sultan sazlığı, Karasaz ve Tuzla-Palas gölleri kaldı dağın etrafında.
Antikçağın önemli coğrafyacılarından Strabon, Geographika'sında dağların en yükseği olarak bahsediyor ondan. `Argaios (Erciyes), tepesinden hiçbir zaman kar eksik olmayan dağların en yükseğidir. Ona tırmananlar berrak havada hem Pontus (Karadeniz), hem de İssikos (Akdeniz) denizini görebilirler.'
Günümüzde bin metre rakımlı İç Anadolu Platosu'ndaki Erciyes Dağı'nın denizden yüksekliği 3 bin 917 metre. Anadolu'da bir ada gibi yükseliyor. Bu adaya düşen tohumlar, canlılar kayalara hayat getiriyor; yeşillendirip, bin bir renge boyuyor onu.
Kendine has bitki ve hayvan toplulukları ile Erciyes, Anadolu'nun miras coğrafyalarından. WWF-Türkiye'nin yayımladığı Türkiye'nin Önemli Bitki Alanları adlı çalışmaya göre bir önemli bitki alanı (ÖBA) kabul edilen dağ, Erciyes Üniversitesi Kuş Gözlem Kulübü çalışmalarına göre de bir ÖKA. Bunun başlıca nedeni, başta sürmeli dağbülbülü Prunella ocularis olmak üzere dağda üreyen alpin kuş toplulukları. Erciyes, bu özellikleri nedeniyle YeşilAtlas'ın altıncı sayısında Türkiye'nin önemli doğa alanları arasında yer aldı.
Erciyes'te ÖBA çalışmasını yapan botanikçiler Galip Akaydın ve Mehtap Öztekin'ne göre İç Anadolu Platosu'ndaki bu adada, dünyada başka hiçbir yerde var olmayıp, sadece Erciyes'te görülen dokuz bitki var. Erciyes'te bulunan 840 bitki taksonundan 130'u Türkiye'ye endemik ve bunlardan 42'si tehlike altında.
Erciyes Üniversitesi Kuş Gözlem Topluluğu'yla iki yıl süreyle kare kare dağın her tarafını gezdim, kayalık yamaçlara tırmandım. Dağ steplerini ve alpin çayırları geçtim. Kalıntı ormanlarda kayboldum. Erciyes'in vadi ve göllerinde serinledim.
Her yerde kuş vardı, tarım alanlarında bile. Üreme mevsimlerinde 173 kuş türünü gözlemledik. Gördüğümüz kuşların 14'ünün nesli Avrupa'da, ayrıca 56 türün de popülasyonları Avrupa'da yoğunlaşmayıp tehlike altındaydı. Kuş türlerinden 28'i özellikle dağ biyomunu tercih ediyordu.
Erciyes'le bu kadar haşır neşir olunca, ister istemez başka canlılar da gösterdi kendini bana. Dağda 86 değişik tür gündüz kelebeğinin de kaydı var ve hemen hepsi baharda etrafta uçuyordu. Kaya kartallarının ve kızıl şahinlerin ana besin kaynağı olan tiz sesli gelengiler her yerdeydi. Arazi çalışmalarında tavşan ve tilkilerin tarlalarda ve yamaçlarda koşup kaybolmalarını izliyorduk. Niğde Üniversitesi'nden Ahmet Karataş, Erciyes ve civarında küçük fare kulaklı yarasa, serbest kuyruklu yarasa, şeritli yarasa ve cüce yarasa bulunduğunu belirtmişti. Yırtıcı kuşların avı gelincik ve sincaplar daha çok vadilerde ve tabii ormanlarda yaşıyordu. Rastlantıların eseri doğa, görkemli bir bütünlük içinde Erciyes'te kendini göstermeye devam ediyordu.
Peki niye bu kadar zengin bir biyoçeşitliliğe sahip Erciyes? Çünkü o bir ada; bizim ve bütün canlılar için. Sadece üç bin metreye yakın yükselti farklarına uyum sağlayabilenlerin çıkabildiği bir ada. Dağın değişik mikroklimatik şartlar sağladığı yamaçları var. Farklı toprak ve yeryüzü şekilleri hangi tür için uygunsa, o yerleşmiş bölgeye.
Dağdaki habitat çeşitliliği, canlıların da çeşitliliğine yol açıyor. Araştırmamızda Erciyes'i anlamak için dağın yedi değişik biyolojik topluluğunu görmemiz gerekiyordu. Önce kuzey yamaçlardaki Deliçay Vadisi'nden yukarılara doğru tırmandık. Güçlü akan çayın içine derekuşları dalarken, bir taştan diğerine dağ kuyruksallayanları atlıyordu. Vadileri dolduran ağaç türlerinin ve çalıların arasında çıtkuşu, alaca ağaçkakan, tepeli guguk, ve karatavuklar geziyordu. Bülbüller ağaçların altında, sarıasmalar ise tepedeydiler. Meşe ve ardıç ağaçlarının süslediği yamaçlarda kerkenez, çalı bülbülü, ökse ardıçlarının kaydını aldık.
Vadiden çıktığımızda, önümüzde dağ bozkırları uzanıyordu. Genelde 1300 metreden başlayan gevenlerin (Astragalus spp.) arasında tek tük cılız meşe ve ardıçlar göze çarpıyordu. Aşırı otlatmadan nasibini almış, çoğunlukla dikenli yastık bitkilerinin oluşturduğu fakir bir dağ bozkırına dönüşmüştü Erciyes'in yaylaları.
Fakat kuşlar bizi bırakmıyordu. Tepemizde bir çift kızıl şahin ve ok kadar hızlı ebabiller dönerken, yerde bozkır toygarı, tarlakuşu ve kır incirkuşu dolaşıyordu. Dağ steplerinde toplam dört kuyrukkakan türü gördük; boz, kara kulaklı, ak sırtlı ve nerdeyse her taşın üstünde oturan bildiğimiz kuyrukkakan.
Dağ bozkırlarında iki bin metrenin üstünde, dereciklerin ve su sızıntılarının etrafında gördüğümüz yoğun yeşil alanların alpin çayırlar olduğunu gördük. Derenin kenarından bir çift angıt uçtu ve tepenin ardında kayboldu. Burada bitkiler koyu yeşil yapraklı, kimi zaman tüylü, kalın kabuklu, küçük ve ince dallıydı. Erciyes Üniversitesi'nden botanikçi Cem Vural, biyolojik çeşitlilik açısından bu zengin alpin çayırlarda 11 endemik bitki türü tespit etmiş.
Bozkırların ve çayırların bittiği yerde Erciyes Dağı'nın kayalık yamaçları yükseliyor. Buralarda toprak yapısı neredeyse hiç yok ve buna bağlı olarak bitki örtüsü de zayıf. Ama kuş türleri bakımından zengin bu alanlarda gözlemlerimiz boyunca kızılşahin, kayakartalı, bıyıklıdoğan ve uludoğan gördük. Yüksek kayalık yamaçlarda birçok kuşun yanında sürüler halinde kar serçeleri uçuyordu.
Bütün bu doğal zenginliğine rağmen yöre halkı Erciyes'e sırtını dönmüş durumda. Dağın eteklerinde Hacılar, Hisarcık, Kızılören, Şeyhşaban, Kızık, Kulpak, Develi gibi yerleşimler bulunuyor. Bazıları hayvan otlatmak için özellikle yaz aylarında tercih edilen kırsal nitelikli yerleşimler. Başta Şeyhşaban olmak üzere bazı yayla yerleşmelerinin özgün dokuları ve barındırdıkları tarihi değerler dolayısıyla korunmaları çok önemli.
Erciyes Dağı'nın batısındaki Sürtme ve Şeyhşaban köyleri, kemerli hayvan barınaklarının yanı sıra önemli ölçüde kalıcı konutun bulunduğu yerler. Şeyhşaban köyünün kökeninin 16'ncı yüzyılda Erciyes'in batı kesimlerine dergâhını kurup, hayvancılıkla uğraşan Şeyhşaban'a kadar dayandığına inanılıyor.
Hayvancılık bu bölgede en önemli geçim kaynaklarından biri. Diğer geçim kaynağı ise bağcılık. Dağın çağlar boyunca adeta sembollerinden biri bağcılık, bugün Hacılar-Talas ekseni üzerinde kalıp, yapılaşma ile beraber eski verimli günlerinden uzaklaşmış. Halbuki volkanik yapıya bağlı olarak oluşan toprak ve arazi yapısı bağcılığa son derece elverişli imkânlar sunuyor.
Erciyes Dağı'nda bulunan biyolojik topluluklar arasında kalıntı ormanlar kendilerine özgü canlıları barındırıyor. Strabon'un İS 45 yıllarında bahsettiği Erciyes'in sık ormanlarından geriye sadece güneydoğu yamaçlarda titrekkavak ormanları, diğer yamaçlarda ise alıç, boylu ardıç, katran ardıcı, tüylü ve sarı meşe toplulukları kalmış. Dağın güneybatı eteklerinde, ağaçların arasında karatavuk, küçük ak gerdanlı ötleğen, ak gerdanlı ötleğen, ökse ardıcı ve ispinozlar ötüyor her zaman. Kayak merkezine doğru kuzey yamacındaki asfalt yoldan çıkarken 1400 metreden başlayarak yamaçlarda karaçam, meşe, kavak ve akasya ağaçlandırma bölgeleri bulunuyor, ancak bu bölgeler henüz biyolojik çeşitlilik açısından fakir kalmış.
Erciyes'te 2 bin 340 metre yükseklikte alpin bir küçük göl var: Sarı Göl. Dağlık alan deyince insanın aklına pek tarım arazileri gelmiyor. Fakat göle çıkarken 1500 metreye kadar yol boyunca bağlık alanlar ve hatta iki bin metreye kadar da kuru tarım alanları vardı. Doğal yöntemlerle yetiştirilen buğday, çavdar, yulaf, kurufasulye ve yeşilmercimek tarlalarında onlarca kuş vardı. Tepeli guguk, boğmaklı toygar, tarlakuşu, sarı kuyruksallayan, kara başlı kirazkuşu, tarla kirazkuşu gibi tarıma uyum sağlamış kuş türlerini kaydettik. Yer yer sellerle bozulmuş yoldan zorlukla çıkarken, kırmızı gagalı dağkargalarının çığlıkları eşlik ediyordu bize. En sonunda üç tepenin arasına sıkışmış Sarı Göl'e ulaştığımızda, gölün etrafında bir yılkı atı sürüsü gördük.
Erciyes heybetli bir dağ. Her şey ondan etkilenmiş. Erciyes Matbaa, Erciyes Kaporta, Erciyes Cafe, Erciyes Emlak, Erciyes Kitabevi, Erciyes Antikacısı, Erciyes Büfesi. Erciyes'i tanımak için uzun bir maceranın sonunda diyecek çok şey var. Ama hepsinden öte, o Anadolu'nun bize bıraktığı yaşam için en önemli ve en güzel miras coğrafyalardan biri.
Erciyes Dağı, 3.917 m. yüksekliği, bulutları delen zirvesi, tepesinden eksik olmayan karı ve insana ilahî duygular veren azametiyle, Kayseri’nin sembolüdür.
Sönmüş bir “küme volkan” olan dağdaki volkanik patlamaların 30 milyon yıl önce başladığı, Erciyes'ten çıkan küllerin rüzgârla kilometrelerce uzaklara taşınarak, Hasan Dağı ile birlikte, Kapadokya bölgesindeki peri bacalarını oluşturduğu düşünülmektedir. Yüksek kısımları her mevsim karla kaplı olan Erciyes’in kuzeyinde bir kilometre uzunluğunda dağ buzulu vardır. Ayrıca dağın doruğunda bulunan, Bizans rahiplerinin inzivaya çekildiği mağaralar, kötü hava şartlarında dağcılar için sığınak olmaktadır.
Dağcılık ve kış sporlarında Türkiye’nin belli başlı merkezlerinden olan Erciyes, Kayseri’nin 30 km. güneyinde yer alır. Erciyes kayak pisti dünyanın en iyi kayak pistlerindendir.
Tepeleri
Erciyes Dağı’nın kuzey yamaçlarında, yükseklikleri 2200 m. ile 2700 m. arasında değişen birçok volkan tepesi sıralanmıştır. Bunların başlıcaları Belaşma, Yılbat, Karasığır, Lifos, Kepez ve Kefelik tepeleridir. Yine dağın bu kesimlerinde, lav akıntılarıyla oluşmuş kaya yığıntı alanları vardır. Sözkonusu yığıntılar, Peri kartını ve Selim kartını adıyla anılır. Erciyes dağı kütlesinin doğusunda, yükseklikleri 1200-1700 m. arasında değişen başka volkan tepeleri yayılmıştır. Çarıktepe, Arkatepe, Un tepesi, Büyük Kızıltepe, Küçük Kızıltepe gibi kabartıların yer aldığı bu bölgede, asıl kütleden görece ayrı iki volkanik dağ daha vardır. Bunlar Ali Dağı (1871 m.) ve Yılanlıdağ’dır (1640 m.). Dağın güney ve batı yamaçlarında da Üçtepe, Evliya Dağı, Uçukdağ, Kırmızıtepe, Göktepe, Bozdağ, At Tepesi, Şeyharslan, Beşparmak, Karasivri, Karnıyarık gibi kartınlar ve tepeler sıralanmıştır. Erciyes Dağı’nın doğusunda yer alan ve dağdan Tekir Yaylası ile ayrılan Koç Dağı ise 2700 m. yüksekliktedir.
Volkanik özelliği
Erciyes, III. Zaman ortalarından başlayarak çeşitli dönemlerde etkinlik gösteren, lav ve tüf püskürten eski bir yanardağdır. Bu özelliği ile türlü yaştaki volkanlardan oluşmuş bir küme volkan olarak nitelendirilmektedir. Toros orojenez kuşağı ile İç Anadolu masifleri arasındaki alanda, püskürmelerle ortaya çıkan kuzeydoğu-güneybatı doğrultulu dağların en önemlisi olan Erciyes, özellikle pontiyen, pliyosen ve pleistosendeki yanardağ püskürmeleri sonucu bir stratovolkan (tabakalı volkan) olarak yükselmiştir. Erciyes Dağı’nda bugünkü ana volkan konisi, bazaltlı lavlarla oluşan eski volkan temelinin, daha sonra kıvamlı andezit lavlarının püskürmesi sırasında iç basınç sonucu parçalanmasıyla açılan çukurda oluşmuştur. Ana doruğun doğusunda dağı bir yay biçiminde çeviren Koç Dağı’nın eski volkanın kalıntısı olduğu sanılmaktadır. Bu arada dağın püskürmeleri sırasında ortaya çıkan lav, tüf, dışık (cüruf) ve lapiller (yanardağ çakılı) yaklaşık 100 km. uzaklığa yayılmış ve bu volkanik malzemeler, Erciyes Dağı’nın çevresindeki tepe ve platoların buğünkü yapısını belirlemiştir.
Buzullar
Erciyes Dağı üzerinde IV. Zaman’da oluşan buzullar aşındırma yoluyla dağın yüksek kesiminde geniş ve derin sirkler (buz yalakları) ortaya çıkarmıştır. Dağda, 3000-3500 m. arası yükselti kuşağında yer alan bu sekiz buz yalağından birinin geniş bölümünde bir buzul bulunmaktadır. Boyu 700 m., eni yaklaşık 200 m. olan buzulun kalınlığı 20 ile 50 m. arasında değişmektedir.
Bu buzul devrinden sonra da Erciyes’te yeniden yanmalar belirmiş, bu dönemdeki püskürmeler sınırlı ve daha küçük ölçüde olmuştur. Dağın kenarlarındaki yarıklardan, çoğu kiremit renkli cüruflar püskürmüş, böylece Büyük Kızıltepe, Küçük Kızıltepe gibi nispeten ufak çapta koniler oluşmuştur. Böyle küçük püskürmeler günümüzden 2000 yıl öncesine kadar görülmüş olmalı ki, miladın başlarında coğrafyacı Strabo, Kayseri şehri yakınındaki ateş çukurlarından geceleyin fışkırdığı görülen alevlerden söz etmiştir. Bu, Erciyes’in son faaliyeti olmuştur. Günümüzde Erciyes, sönmüş genç volkan dağı olarak, 3916 m. yüksekliği, heybetli görünüşü, 1100 km2'yi geçen alanı, çevresine canlılık veren varlığı ile bölgenin tabiat zenginliğidir.
Doğal bitki örtüsü
Erciyes’in yer aldığı bölgenin doğal bitki örtüsü bozkırdır. Ancak, kimi kesimlerde yer yer çalılıklar ve nemli yerlerde meyve, kavak ve söğüt ağaçları da görülmektedir. 1500-1600 m'ye dek çıkan bozkır bitki örtüsü, yerini daha sonra 2500 m'ye ulaşabilen dağ bitkilerine bırakır. Sonraki yüksekliklerde ise yüksek dağ bitkileri yer alır.
Erciyes Dağı çevresi, eski dönemlerden beri önemli bir yerleşme merkezi olmuştur. Günümüzde Kayseri şehri dağın eteğine yakın bir bölgede bulunmaktadır. İlin önemli yerleşim merkezlerinden Develi ilçesi ise dağın güney eteklerinde yer alır.
Erciyes’in yüksek kesimindeki başlıca yol, Tekir yaylasından geçen Kayseri-Develi yoludur. Öte yandan Erciyes, bölge halkı için önemli bir dinlenme yeridir. Özellikle kuzey yamaçları, 1500-1600 m'ye kadar bağ ve bahçelerle doludur.
Tekir yaylası
Kayak pistinin de yer aldığı Tekir Yaylası, kışın olduğu kadar yazın da inanılmaz güzellikteki doğal yapısıyla ilgi çekmekte, piknik alanı olarak da hizmet vermektedir.
Tekir Yaylası ve çevresindeki yaylalar ve yöresel ''Tekir balı'', Erciyes’in vazgeçilmez güzellikleri arasındadır. Erciyes, doğal ortamlarda yaşayan ve Yılkı adı verilen yaban atlarıyla da ünlüdür.
Ulaşımın son derece rahat olduğu Erciyes, güzelliklerini ziyaretçilerle her mevsim paylaşmaktadır
Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)
Bookmarks