Aşk, Sevgi, Sevda, vs.. vs..
Aramızda yazışıp sohbet ederken, dertleşirken, paylaşırken bu sözcükleri sıkça kullanıyoruz. Ama, dikkatimi çekti; bunları öylesine birbirine karıştırıyoruz ki!..
Dün gece okuduğum bir konuyu bugün tekrar okuyunca şaştım, kaldım!
Sanki hepsi aynı şeymiş, aynı kapıya çıkarmış gibisinden bir hava doğmuş...
Aşk, sevgi, sevda...
Aynı şey mi bunlar?..
Bence değil, aynı değil bu üç kavram.
Sevgi, bir duygudur. Bir algılama, ve dolayısıyla bir kendilemek (empati), bir yansımadır. Vermektir. Beklentisiz...
Sevda ise, bir tutkudur. Tutku kişiyi kuşkuya götürür, kıskançlığa batırır. Herşeyi istemektir tutku; ne bahasına olursa!..
Pekiyi, ya aşk?..
Aşk bir haldir. Kişiyi sarar, kavrar, bir başka âleme taşır. Artık almışsın, vermişsin bitmiştir. Öyle bir cezbeye tutulma halidir ki aşk, tek amacı vardır: Vuslat, kavuşma, erime, yok olma, O olma!
Sevgide yarin kusurları bağışlanır, sevdada kurcalanır; aşkda ise kusur yoktur ki!
Yunus Emre'nin dediği gibi:
Benem ol aşk bahrîsi, balıklar hayran bana;
Derya benim katremdir, damlalar umman bana
Aşk budur.
Peki... Bütün aşklar ayrılıkla mı biter?
Epeyidir çevremde izliyorum; gençler, orta yaşlılar, bekarlar, evliler... Herkes aşkı ayrılıkla sonuçlandırıyor. Pardon, evliler hariç!.. Onların kimi de aşkın evlilikle sona erdiğini sanıyor!.. Halbuki, evlilikle, yani vuslat ile biten sevdadır. Hedefe ulaşılmış, hasretten doğan hırs/öfke sonuçlanmıştır.
Bu konu için yaşım ileri, tamam da, biz de ağaçta bitmedik herhalde...
Aşk kelimesinin daha geniş kapsamı olduğunu bilerek, sizlerin söz ettiğiniz şeye izninizle sevda demek istiyorum.
Neden?..
Tarafların sevdayı algılamalarına göre değişir de ondan!..
"Müslim babacılar" ayrılıkla bitirmek zorunda, elleri mahkûm! Jilete de şans vermek gerek.
"Leyla ve Mecnuncular" artık kalmadı. O nesil yok oldu.
"Disco'cular" zaten olayı ciddiye almıyorlar bile.... Onlar aşkı -ayıptır söylemesi- “bandıra bandıra” yaşıyorlar!..
Sıkıntı bence şuradan doğuyor ki, "aşkı umanlar", bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oluyorlar.
Moda şarkıların hiç birinde "uzaktan sevmek" kavramı yok farkındaysanız.
Bir anda bir araya gelmişler, hızlı çekim bir şey yaşamışlar, aynı hızla ayrılmışlar; hepsi bu!..
Bu "çekim"dir. Eski dilde "cazibe", Frenkçe "charm", daha batılılar içinse "s.e.x.appeal". (Japoncasını bilmiyorum artık!) Gençler buna "aşk" diyorsa, sözüm yok. Bu aşk ise eğer, gözlerin etrafta daha iyisini araması çok doğru. Ve de normal! Zira başlama noktası gönül değil, ten!..
Ama,
"Sevda yaratan gözlerini her zaman öpsem
Doymam güzelim haşre kadar hep seni sevsem
Ruhumda o saf duyguların nuru yanarken
Doymam güzelim haşre kadar hep seni sevsem"
Bu şarkıyı dinlerken içi titreyen birinin gözlerinin etrafta gezineceğini hiç sanmam.
İşte bu nedenledir ki, kavuşmadan ayrılık düşünenler bana hep anlaşılmaz gelmiştir.
"Tadalım hele, tutmazsa yenisine bakarız" kavramı, gençlik duygusundan çok öte bir şeyi, sakın kızmayın ama, "çifte kavrulmuşluk" duygusunu uyandırmış, hep korkutmuştur beni!
Benim "milâttan önceki devirlerden kalma" duygu ve düşüncelerimden kesitler bunlar.
İster, "antika" der, bir köşeye koyarsınız geçmiş günlerin hatırına; ister siler atarsınız, yeni neslin aklını karıştırıp kötü örnek olmamak için.
Gelelim sevgiye!..
Tarih boyunca o sevgi dediğinizi anlatan kimler kimler çıkmış. Her biri kendince yol göstermiş bize.
İstediğimizi seçip, istediğimizi kenara bırakmak kalmış bize meşrebimizce.
Bu yaştan ve bu saatten sonra benim gibilere "Fuzulî" tercüman olur olsa olsa:
Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge
Ne çalar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı
Benim anladığım sevginin felsefesinde bir çocukla, bir başağın; bir şiirle, sevgi dilenen bir terkedilmiş köpeğin; oltanın ucunda çırpınan balıkla, koklanırken koparılmaktan korkan bir çiçeğin hiç farkı yoktur.
Sevginin bence formülü şudur:
"Sevgi, sevdiğini kendinden aziz bilmektir".
Peki, ya aşk?.. Diyeceksiniz, biliyorum. Aşk dediğimiz ayrı bir yazı konusu olacak kadar zengindir. Burada devam edersek, yazıyı gereksiz uzatmaktan ve sıkıcı olmaktan korkarım.
Gelin, biz aşkı da yarın geceye bırakalım; ömrümüz vefa ederse yarın devam ederiz inşallah. Hem, başladığımız noktaya, Bülbülün güle aşkına da değiniriz.
Kalin saglicakla...
Allah`ım Her dem Sen'i anmayı,Sen'i anlayıp anlatmayı,Sen'i sevip sevdirmeyi nasip et bizlere.
YA İLAHİ ! SENDEN KIYAMETE KADAR BÜTÜN ESMA-İ HÜSNAN İLE ,
DUA EDEN BİR DİLİMİN OLMASINI İSTİYORUM !!!
Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)
Bookmarks