Anketimiz: Sizce Türkiye'de kürt Sorununu Konuşulmaya Başlanılmasında etkili Faktör Hangisi

Katılımcı sayısı
22. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor
  • AB Birliginin Baskısı kürt Sorununu Konuşmaya Zorlamıştır

    5 22.73%
  • ABD nin Baskısı kürt Sorununu Konuşmaya Zorlamıştır

    8 36.36%
  • pkk kürt Sorununu Konuşmaya Zorlamıştır

    7 31.82%
  • Türk Halkı kürt Halkının Sorunlarını Konuşmak İstemiştir

    0 0%
  • kürt Halkı Kendi Sorunlarını Anlatmaya Karar Vermiştir(işsizlik, egitim v.s)

    2 9.09%
Sayfa 3 Toplam 5 Sayfadan BirinciBirinci 12345 SonuncuSonuncu
21 den 30´e kadar. Toplam 49 Sayfa bulundu

Konu: Türkiye'de kürt Sorunu Tartışılması

  1. #21
    alternatif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Apr 2009
    Mesajlar
    1,811

    Standart

    devimsel sondan başlayarak yazına cevaplar vermeyim ve sorular sorayım

    Türkiye de Kürt açılımı zorlaması tabii ki ABD'nin AKP'ye baskısıyla olmuştur.Çünkü ABD'nin BOP Projesinin bir ayağıdır bu kürt açılımı safsatası

    demişssin

    böyle bir açılama gerek yoktur aslında herşey gayet normaldir mi demek oluyor bu abd oyunlarından birini oynuyoruz demişssin gibi algıladım .


    Atatürk ile ilgili söylediklerine gelince çok dogrudur çok haklısın fakat bu analar çok Atatürk ler dogurur .Atatürk gibi aydın bir devlet başkanının yerinde kim olsa idi Atatürk ün kurduğu kurumlar başlığında yazdıklarını kurardı zaten çok normal ve senin yazdıgın bu konu ilgili olarak her ne kadar konu dışıda olsa Atatürk ün kurduğu kurum ve kuruluşların yaptığı işleri Osmanlı devletinde hangi kurum ve kuruluşlar yapıyordu yada bu işler yapılmıyormuydu bunuda yazabilirsen bilgi sahibi olmuş oluruz

    ve Ayrıca Atatürk şöyle dedi böyle dedilerle bu illerin yürümediğini gördük 85 yıldır aynı yerde sayıklayıp duruyoruz ,şunu söylebilirsiniz Atatürk ün dediklerini uygulasalardı elbette yürürdü şimdi ileri devletler seviyesinde olurduk diyenler olacakta ee kardeşim çok partili döneme kadar Atatürk ün kurduğu parti ne iş yapıyordu , ne iş yapacak devleti yönetiyordu demek oluyordi ortalama 38 yıl bu ülkeyi Atatürk ün dilediği şekilde yönetememiş Atatürk ün partisi . sonraki hükümetlere de bir dünya çamur atsınlar dursunlar .




    ve küçük bir detay

    Türkiye Cumhuriyeti devleti osmanlının yerine kurulan bir devlet değil osmanlının devamı olan bir devlettir ,yani ortada yeni kurulmuş bir devlet yok devam eden ismi ,haritası, yönetim şekli değişmiş fakat devam eden bir devlet vardır. Çok kişi T.C devletinin yeni kurulduğunu söylesede buna safsata denmeyeceğim ama abartı diyeceğim.Kimse kimseye bu kadar kolay devlet kurdurmaz bu devlet kolay kurulmadı diyecekler vardır. o dönemde yaşamadığımız için kimlerin nelere taviz verdiğini bilemeden yorum yapmak yanlış olur lozan antlaşmasında T.C devletinin Oamanlının yerine devam eden bir devlet oldugu ve osmanlının mirasına sahip çıkan dolaysı ile osmanlının borclarını ödeyen bir devlet olduğıuda bu belirtilmiştir sanırım yinede arastırmak gerecektir arastırır başka bir konu başlığı altında paylaşıma acarım

    kürt konusu ile ilgili olmayan bu yorumum için özür diliyorum

    Peki nedir bu kürt açılımı?
    Valla nedir bende bilmiyorum başbakan söylesede bilsek.


    tayyip bey actı tayyip beyin yerinde kim olsaydı bu kürt açılımı denen projeyi destekleyecekti emin ol işçi partisi genel başka bile desteklerdi resimleri gördük değilmi şimdi sırf kıllık olsun başka bi halt olmasın diye artislik yapıyorlar o başka mesele
    Konu alternatif tarafından (31.08.09 Saat 09:11 ) değiştirilmiştir.

  2. #22
    CASPER_CASPER_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Nerden
    MaRDiN
    Yaş
    25
    Mesajlar
    13,022
    Blog Entries
    7

    Standart

    Pkk sorunu ve mıllıyetci sorunu var ülkemizde Kürt sorunu yok...
    2 gün önce sirnakta sirf nöbette uyudu dıye er'in elıne pimi cekılmıs bomba veren tegmen kürt degil...Pkklı da degil...
    Millet olarak böyleyiz hesabımıza gelmeyen seyleri görmeyiz öyle degilmi...

  3. #23
    alternatif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Apr 2009
    Mesajlar
    1,811

    Standart

    Alıntı CASPER_CASPER_´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Pkk sorunu ve mıllıyetci sorunu var ülkemizde Kürt sorunu yok...
    2 gün önce sirnakta sirf nöbette uyudu dıye er'in elıne pimi cekılmıs bomba veren tegmen kürt degil...Pkklı da degil...
    Millet olarak böyleyiz hesabımıza gelmeyen seyleri görmeyiz öyle degilmi...
    yani casper öyle birşey diyorsun ki karabulut cinayetinide örnek olarak verseydin bari

  4. #24
    CASPER_CASPER_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Nerden
    MaRDiN
    Yaş
    25
    Mesajlar
    13,022
    Blog Entries
    7

    Standart

    Alıntı alternatif´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    yani casper öyle birşey diyorsun ki karabulut cinayetinide örnek olarak verseydin bari


    Yukarıda yazdıklarım yanlısmı?
    Karabulut cinayeti de farkli tabi....

  5. #25
    devimsel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    600

    okk Nihat Genç, Kürt açılımını değerlendiriyor.

    Nihat Genç, Kürt açılımını değerlendiriyor


    1
    + YouTube Video
    ERROR: If you can see this, then YouTube is down or you don't have Flash installed.


    2
    + YouTube Video
    ERROR: If you can see this, then YouTube is down or you don't have Flash installed.


    3

    + YouTube Video
    ERROR: If you can see this, then YouTube is down or you don't have Flash installed.







  6. #26
    devimsel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    600

    okk Kürt açılımının gerçek yüzü 1 (Prof.Dr.Ümit Özdağ ~ Aklın yolu programı)

    Asıl sorun bölücülük

    Sırada Kürdistan var
    Prof.Dr. Ümit Özdağ, Kürt sorunu nitelemesini eleştirerek Asıl sorun geri kalmışlık, Kürtçülük ve PKKdır. Siyasi Kürtçülüğün nihai hedefi de birleşik Kürdistandır dedi



    Haber :Önsel ÜNAL
    AKPnin yürüttüğü açılım sürecini değerlendiren Prof. Dr. Ümit Özdağ, AKP hükümetinin ilk genel seçimlerden sonra PKKnın taleplerini kabul etmeyi göze almış bir görüntü verdiğini söyledi. AKPnin DTP ile masa oturarak, PKK ile müzakereyi kabul ettiğini dile getiren Özdağ, AKP Hükümeti bu yolun terör örgütü veya temsilcisi ile görüşmesi gerektiğini bildiği için daha önce görüşmeyi reddettiği DTP ile masaya oturmuştur. DTP ile yapılan görüşmeler PKK ile yapılan dolaylı görüşmelerdir dedi.




    Kürtçülük sorunu
    Özdağ şunları kaydetti: Öte yandan Hükümet, gerçekleştireceği Kürt Açılımı ile ülkemizin karşı karşıya olduğu sorunu çözeceğini ifade etmektedir. Türkiye üç sorun iç içe geçmiş durumdadır. Bunlardan birinci boyutu Güneydoğu Anadolu sorunu oluşturmaktadır. Bu sorun bölgenin ekonomik ve sosyal geri kalmışlığı ile ilgilidir. İkinci boyutu, siyasal Kürtçülük oluşturmaktadır. Bu boyut PKKnın varlığından çok önce ortaya çıkmıştır ve PKKnın varlığının ortadan kalkmasından sonra da olacaktır. Siyasal Kürtçülüğün nihai amacı bağımsız-birleşik Kürdistandır.

    PKKnın olmazsa olmaz koşulları
    AKP hükümetinin Kürt Açılımı, sorunun öncelikle üçüncü boyutunu çözmek zorundadır. Sorun ise kaynağı muhatap alınarak çözülür. Eğer, PKKyı destekleyen milletin muhatap alınmasından bahsediliyor ise bu da PKK terörünün bitmesine neden olmayacaktır. PKK, kendisi ile doğrudan ilintili bu boyutun çözülmesi, yani terörü sona erdirmek için iki olmaz ise olmaz koşul ortaya koymuştur. Bunlar,
    a) Abdullah Öcalanın en kısa zamanda serbest bırakılmasının koşullarının yaratılması,
    b) Kürt kimliğinin siyasal bir kimlik olarak Anayasaya girmesi. Bu iki koşul yerine getirilmedikçe AKP Hükümetinin Kürt Açılımı çerçevesinde alacağı diğer bütün politik, kültürel ve ekonomik önlemler, PKK terörünün durmasına yol açmayacaktır.

    http://www.yenicaggazetesi.com.tr/hab...




    Kürt açılımının gerçek yüzü 1
    + YouTube Video
    ERROR: If you can see this, then YouTube is down or you don't have Flash installed.


    Kürt açılımının gerçek yüzü 2
    + YouTube Video
    ERROR: If you can see this, then YouTube is down or you don't have Flash installed.


    Kürt açılımının gerçek yüzü 3
    + YouTube Video
    ERROR: If you can see this, then YouTube is down or you don't have Flash installed.


    Kürt açılımının gerçek yüzü 4
    YouTube'den silinmiş sanırım.

    Kürt açılımının gerçek yüzü 5
    + YouTube Video
    ERROR: If you can see this, then YouTube is down or you don't have Flash installed.


    Kürt açılımının gerçek yüzü 6
    + YouTube Video
    ERROR: If you can see this, then YouTube is down or you don't have Flash installed.


    Kürt açılımının gerçek yüzü 7
    + YouTube Video
    ERROR: If you can see this, then YouTube is down or you don't have Flash installed.


    Kürt açılımının gerçek yüzü 8
    + YouTube Video
    ERROR: If you can see this, then YouTube is down or you don't have Flash installed.


  7. #27
    devimsel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    600

    okk Amerika'nın Kürt Açılımı (Prof.Dr.Yalçın Küçük)

    O KONUŞMA ÖCALAN'I İKNA ETMEK İÇİNDİR

    Son günlerde ülke gündemini Kürt açılımı belirliyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün konuşmaları, İçişleri Bakanının açılıma ilişkin görüşmeleri, muhalefetin sert açıklamaları Öcalan’ın açıklayacağı yol haritası Kürt meselesinin tansiyonunu yükseltti.
    Biz de konuyu Prof.Dr. Yalçın Küçük’e sorduk. Kürt açılımını nasıl değerlendiriyor? Başbakanın ve Cumhurbaşkanının konuşması hakkında neler düşünüyor? DTP’nin sürece katılımını nasıl yorumluyor?
    Prof.Dr. Yalçın Küçük konuyu Odatv’ye değerlendirdi. İşte Küçük’ün açıklamaları:

    Amerika’ya güvensem Musul’u alırım

    AKP hem çok telaşlı, hem de hiçbir şey yapmıyor. Dün DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk İçişleri Bakanı ile görüşmeden çıktı hiçbir söz söylemediler. Bu açılıma şöyle bakabiliriz; daha çok Aydın Doğan medyasının körüklediği bir şey oldu. Aydın Doğan medyasının yaptıkları budur. Aşırı bir körükleme var.
    Bundan bir süre önce Brüksel’de bir araştırma kuruluşunda bir söz söylendi. “Kürtler Musul’un Türkiye ile birleşmesini istiyorlar” dendi. Çok ilginçtir bu Hürriyet Gazetesinde haber olmadı. Bir iki gün sonra herhalde Ertuğrul Özkök uyarıldı, “Biz bunu önce küçümsemedik, kim söylüyor?” dedi. Bu tür haberin kimin söylediğine bakılmaz. Bu haberler bu şekilde çıkar. Demek ki gazeteciliği bilmiyorlar. Çok önemsiz bir kişi bu tür bir haber ortaya atar, sonradan bu büyütülür. Nitekim ben Musul konusunda, büyük kurtarıcı Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Paşaların vasiyetini bulduğumda da böyleydi.
    Burada bir not düşebiliriz; Amerika tarafından Türkiye’nin Musul’u alması zaman zaman söylenir. Benim bu meseleyi bilmem şuradandır; o sırada başbakan yardımcısı olan Bülent Ecevit’e Amerika diyor ki; “Musul’u alın.” Ecevit de hem vasiyeti anlatıyor hem de bir sigara yakıyor, arkasına yaslanıyor “Amerika’ya güvensem Musul’u alırım” diyor. 1999’da oluyor bu konuşma.

    İkinci bir nokta da şudur; Amerika’nın Irak’ı askeri açıdan terk edeceği belli olmuştur. Başka işaretler de şunu gösteriyor ki Amerika oradan çekildiği zaman Barzani Kürtlerinin Musul’u Arapların tazyikinden koruması mümkün değildir. Amerika bunu düşünüyor.

    Öcalan’ın Barzani liderliğine razı olması mümkün değil

    Üçüncü nokta ise: 29 Mart seçimlerinde Kürtler çok güçlenerek Türkiye güçleri diye çıktılar. O seçimlerden sonra Türkiye’den ayrılmama iradesini de herkes okudu. Benim sık sık söylediğim bir nokta vardır. Abdullah Öcalan’ın Barzani’nin liderliğinde hiçbir beraberliğe razı olması mümkün değildir. Tayyip Erdoğan’ın o gözü yaşlı konuşmalarının hepsi Abdullah Öcalan’a ricadır. Ahmedi Hani, Eyyübi, şunlar, bunlar… Bunların hepsi Öcalan’ın kitaplarında vardır. O konuşma Öcalan’a yönelik bir ağıttır. Öcalan’ı ikna etme meselesidir. Bu işin taşeronluğunu da her zaman olduğu gibi Sedat Ergin ve Milliyet Gazetesi yapmaktadır. Aynı gazetede bana hücumlar yönelten Mehmet Eymür Abdullah Öcalan’la görüşün diyor. Bir büyükelçi de “Türklerle Kürtler ayrılmalı mı, bunu referanduma koyun” diyor. Bu ilk defa olmuyor. 1992’de de Murat Belge, Ahmet Altan “ver kurtul” dediler. Şunu tespit etmiş oluyoruz; bütün bunlarda Amerika vardır.
    Şu anda AKP her zaman olduğu gibi çok çok zayıf bir noktadadır. Eğer AKP Türkiye’de hükümet ise bugün Cumhuriyet tarihinin en zayıf devletine sahibiz. Daha konjonktürel olarak söyleyecek olursak çok güçlü olan Türkiye ve dünyada güçlü olan İsrail Lobisi “İstenmeyen adam” ilan etti. Ondan sonra Putin anlaşmaları Amerika nezdinde bu hükümetin olağanüstü zayıflaması anlamındadır. Zaten İsrail’in gönlünü alıp af dilemek için Türkiye’nin güney sınırlarını onlara kiralamak için yasa çıkardı.

    Turgut Okyar sadece Öcalan’ın değil benim de yargıcımdı

    Bugün Okyar’a İmralı yargıcı deniyor. Sadece İmralı’nın değil benim de yargıcımdı. Çok saygıdeğer bir insandır. Hatta yakın bir zamanda bir yemekte buluşacaktık. Ben bir iş yapıyordum, o bir iş yapıyordu. Ama Turgut Bey Devlet Güvenlik Mahkemesi başkanı olarak bana bir celsede beşer yıldan üç tane olmak üzere 15 yıl hapis cezası verdi. Benim şu anda hiçbir kitabımda söyleyemediğim bir sözcükten dolayı; Kürt ve …stan sözcüklerinin yan yana gelmesi ile oluşan sözcükten dolayı. Şu anda da söyleyemiyorum. Şimdi çok ilginç, “herkes kendi dilinde konuşmalıdır” diyor.

    İki tane Hıristiyan bir gün bir Yahudi’yi yakalamışlar, dövüyorlar. Diğeri gelip “yahu niye dövüyorsunuz bu adamı?” Demişler ki “bu Yahudi’ler bizim İsa’yı Öldürdü, biz de bunu yakaladık” o da “iyi de bu 2 bin yıl önce oldu” demiş. Bunlar da biz yeni duyduk demişler. Bunlar yeni duyuyor. Öyle görünüyor ki bunlar Türkiye’ye yeni gelmişler. Ben söyleyecek söz bulamıyorum. Açılımmış… Şimdi şunu düşünüyorum; bunları söyledikleri için hapse girenler bu arada ben, ne yapacağız, bundan dolayı bir hukuk yolu bulacak mıyız? Tazminat alabilecek miyiz? Görüyoruz ki rol yapan birkaç kişi dışında kimse heyecanlanmıyor.

    Herkes Dersim ya da Norşin diyebilir bir kişi diyemez

    Eyyubi’yi biz Türk biliyorduk, 1970-80’li yıllarda yazdık, hayır Kürt’müş. Olabilir ne var bunda?

    Çankaya’daki zat bir şehrin adına eski adını söylüyor, Norşin diyor. Öbürü de “Mezopotamya da denir” diyor. Bir tanesi Dersim de deriz diyor. Türkiye’de Tunceli’ye Dersim dediği için hapse giren, işkence gören insan var ki…
    Her isteyen Dersim diyebilir ancak bir tek kişi Dersim veya Norşin diyemez; Eğer devlet görevlisi ise, Cumhurbaşkanı ise, Başbakan ise söyleyemez. “Nutuk’ta vardı” diyemezsiniz. Çünkü o zaman resmi adı oydu. Sonra değişti. Başbakan bugünkü adını söylemeye mecburdur.

    Büyük kurtarıcının ve İsmet Paşa’nın söylediği gibi Musul artık alınmalıdır. Amerika’nın verdiği reddedilmelidir ama Türkiye’deki Kürtler, Türkler, Türkmenler, Solcular Musul’un Türkiye’ye geçmesi için çaba sarf etmelidir. Buna paralel olarak Türkiye Azerbaycan’la birleşmek için adımları atmalıdır. Aksi takdirde bugünkü konjonktürde Türkiye’yi ayakta tutmak mümkün değildir.

    Kürtler’in Özal aşkı depreşti

    Bunlar bizim geçtiğimiz yollardan arkamızda geliyor. Onların söylediklerinin hepsi zaten söylendi. Kitaplarda var. Bunlar Türkiye’yi Osmanlı’nın en zor zamanlarında olduğu kadar düşmüş bir noktaya getiriyorlar.

    Kürtlerin ve bu arada Abdullah Öcalan’ın Demokratik Cumhuriyet sözleri artık son zamanlarda ikna edici hiçbir özelliği kalmamıştır. Ama bugün Ahmet Türk, Hasip Kaplan Türkiye’yi bölen siyasi bir ekibin arkasındadır. Bugün AKP ile Türkiye bölünmek üzeredir.
    Genelkurmay Başkanı da söylüyor, Hürriyet Gazetesi’nde Bekir Coşkun, Yılmaz Özdil söylüyor. Hepsi de “Türkiye’yi böldünüz, İslamcı dikta rejim istiyorsunuz” diyor. Bu Kürtler cumhuriyeti kurtarmak için İslamcı dikta rejimin peşindeler. Bunu kimse kabul etmez. Ahmet Türk bunu iyi bilsin. Zamanında Kürtlerin Turgut Özal aşkları trajedi ile sonuçlanmıştır. Hem Kürtler açısından, hem de Özal açısından. Biz Özal’la mücadele ederken onlar bir Turgut Özal tapınması çıkarttılar. Niye tapınırlar bilmeyiz. Benden daha mı iyi biliyorsunuz? İddianameyi okursanız her şeyi ben söylüyorum. Bir tek gün Özal’ın yol açıcı olduğunu söylemedim. Sadece şunu söyledim; Musul’u almak istiyordu, onun için öldürüldü.

    Kürtler Dimyat’a pirince giderken eldeki bulgurdan olmasın

    Kürtler şu anda Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak üzeredir. Bazıları gibi Türkiye solunun ve Türkiye’deki Kemalistlerin tükendiği hesabını yapmamalıdırlar. Öyle federasyon durumu falan da yok. Ama Kürtler bir savaş kazanır Türkiye’yi yener iradesini kırarsa olur. Öyle bir durum yok. AKP’nin iradesini kırdı ama zaten bir irade yoktu, zaten vermek üzere geldiler. Böyle bir şey yok. Bizim irademizi daha kırmadınız. Ahmet Türk’e veya Hasip Kaplan’a bunu söylemiyorum. Onlar anlamazlar. Ama diğerlerine söylüyorum. CHP şu anda Kürt meselesinde daha olumlu çözümcü bir yola gitmiştir.
    Emine Ayna ve diğerleri 3. iddianameyi okusun. O iddianameye göre hiçbir iş yapmadıklarını görürler. Kimlerin yaptığı bellidir. Bu arada 7 Eylül’de duruşma olacak Ahmet Türk, Leyla Zana, Hatip Dicle gelsinler oraya bana ayakkabı alsınlar bakalım. O İnsan Hakları Derneği’nin Başkanı Hüsnü Öndül’e de sorsunlar.” Hüsnü! Hüsnü! Bu başında olduğun derneği kim kurdu, Yalçın Küçük mü kurdu yoksa?” diye. Daha hiçbir şey kurmadınız. Kürtlerin güzel çadırları olur onu bile kuramadınız daha. Onun için Türkiye’yi kamplara ayıran bu insanların kuyruklarından ayrılmalarını tavsiye ederim.

    Ne yapılabilir

    Peki, ne yapılabilir dersek;
    Bölge planlaması yapılabilir. Hiçbir yasa değiştirmeye gerek yok. Türkiye’de 1960’lı yılların ortasında bölge planlaması olmuştur. Bir Antalya bölgesi planlaması olmuştur, Antalya, Burdur, Isparta’yı içine alan bir bölge planlamasıdır.
    Bir Çukurova bölge planlaması olmuştur. Bölge planlaması nedir derseniz;
    Vilayetleri birleştirirsiniz, orası çok büyük vilayetler haline gelir. Oranın devlet yardımıyla planlamasının, gelişmesinin, hesaplamasını yaparsınız. Çukurova bölge planlamasının ko-direktörüydüm ben. Benim adım Yalçın Küçük… Emine Ayna! Bunları öğreneceksin. Öyle laflarla olmaz.


    Beni konuşturmasınlar. Biz Türkiye’de Kürt vardır dediğimiz zaman, Behice Boran bunun yüzünden 15 yıl hapse girdiğinde Ahmet Türk Deniz Baykal’la rakı içiyordu. O zaman Türk’tü. Ne bilir o Kürtlüğü. Otursun aşiretinden gelen paraları saysın.

    Çukurova bölge planlamasının başında da Teoman Baykal vardı. Bunları öğrenin, araştırın. Biz bunları yaptık Türkiye’de. Bunlar bozdular bunları.
    Teoman Baykal televizyonda program yapan, soyadı Baykal olan bir hanımın kayın pederidir, benim arkadaşımdır.

    Demek ki bölge planlaması yapılabilir.
    Diyarbakır ve benzeri bölgeler alınıp kalkınması yapılabilir. Ben bu işlerin uzmanıyım. Çağırırsınız o kafasız belediyelerinize öğretirim. Bugünkü sistem içinde de yapılır.

    Ben Ankara Büyükşehir Belediye başkanı danışmanıyken Türkiye’nin idari yapısıyla ilgili projeler hazırladık. Benimle beraber bir kişinin daha adını veriyorum; Dr. Adil Özkol. Şu anda CHP parti meclisi üyesidir. Deniz Baykal da öğrensin. Biz orada çok ciddi çalışarak idari yapıyı ortaya koymaya çalıştık ve bu analizlerimizin sonucunda da valilere ihtiyaç olmadığını söyledik.
    Ne zaman söyledik; 1976 yılında…
    Ne zaman bölge planlaması yaptık; 1963–1964 yıllarında…
    Bunlar tartışılır. Belediyeler büyüdü, valilere artık ihtiyaç yoktur.
    Milli eğitim, emniyet müdürleri merkezden atanır.
    Öyle federasyon dediğiniz zaman bunun iki yolu vardır. Birincisi; bizi yeneceksiniz, AKP’yi yenmek yetmez.
    İkinci ve daha iyi yolu; Musul katılacak. Musul katıldığı zaman zaten idare sistemi değişecek. Adı federasyon olur veya başka bir şey olur.
    Son olarak şunu ekleyebiliriz; büyük kurtarıcı Otonomi lafını 1923’te ortaya attığı zaman Musul’un Türkiye ile birleşeceğini düşünüyordu. Çok büyük bir ünite olduğu zaman zaten birlik içinde olacaksınız. Yalçın Küçük de bunu düşündüğü zaman “Doğu Birliği” projesini ortaya attı. Biz Beka Vadisi’ne beş taş oynamaya gitmedik. Abdullah Öcalan’a ilk önce “Benim doğu projemi biliyor musunuz?” dedim. “Hayır” dedi. Anlattım. Biraz kafalarını çalıştırsınlar. Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmasınlar. Ahmet Türk birazcık Kürtlüğü öğrensin.



    Kaynak




    Amerikanın kürt açılımı 1
    + YouTube Video
    ERROR: If you can see this, then YouTube is down or you don't have Flash installed.





    Amerikanın kürt açılımı 2
    + YouTube Video
    ERROR: If you can see this, then YouTube is down or you don't have Flash installed.


    Amerikanın kürt açılımı 3
    + YouTube Video
    ERROR: If you can see this, then YouTube is down or you don't have Flash installed.



  8. #28
    devimsel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    600

    okk Bir eli Kürt bir eli Ermeni cebinde (Onur Öymen)

    CHP iddiasında ısrarlı

    'Başbakan'ın dış telkinlerle hareket edildiği iddialarına verdiği tepki gerçeklerin ortaya çıkmasından kaynaklanıyor..'

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, Kürt açılımı konusunda iki ayrı rapor yazan araştırmacı David Phillips için "Bir eli Kürt bir eli Ermeni sorunu içinde" iddiasında bulundu. Öymen konuyla ilgili yazılı bir açıklama yaptı.

    Baykal'ın gündeme getirdiği Amerikan Atlantic Council araştırmacısı david phillips'in aynı zamanda Amerikan hükümetinin desteği ile kurulan Türk-Ermeni Uzlaştırma Komisyonu'nun başkanı olduğuna dikkat çekti.

    Öymen açıklamasında "Bu komisyonun hazırladığı yol haritası Türk ve Ermeni hükümetlerine verilmiş ancak içeriği kamuoyuna açıklanmamıştı" dedi.

    "Bazı Ermeni kaynakların yol haritasında Türkiye'nin Ermenistan sınırını ön koşulsuz açması yer alıyor" dediğini belirten Öymen, ABD Başkanı Barack Obama'nın Türkiye'deki ziyareti sırasında da benzer bir mesaj verdiğine dikkat çekti.

    Öymen açıklamasında "Gerek hükümetin son açılımı gerek Ermenistan konusundaki girişimlerinin yabancı kaynakların telkinlerinden esinlendiği yolundaki izlenimleri bu bilgiler doğruluyor" dedi.

    Onur Öymen, Başbakan'ın dış telkinlerle hareket edildiği iddialarına verdiği tepkiyi gerçeklerin ortaya çıkmasına bağladı.
    http://haber.gazetevatan.com/CHP_iddi...




    Bir eli kürt bir eli ermeni cebinde 1
    + YouTube Video
    ERROR: If you can see this, then YouTube is down or you don't have Flash installed.


    Bir eli kürt bir eli ermeni cebinde 1
    + YouTube Video
    ERROR: If you can see this, then YouTube is down or you don't have Flash installed.


  9. #29
    devimsel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    600

    Standart Bu gelişmeler bilinmeden mesele anlaşılamaz


    BU GELİŞMELER BİLİNMEDEN MESELE ANLAŞILAMAZ

    Ülkemizi sarsan yıkıcı ekonomik krizi hiç hissetmediği anlaşılan iktidar ve cemaati, halkımızın gündemini, kaygılarını yönlendiren yeni inisiyatifler üretmede oldukça mahir görülüyor. Ergenekon sarmalından sonra bu sefer dışarıdan ithal yeni bir paketin gündeme getirildiğini görüyoruz. Paketin içerisinde ne olduğu veya pakete ne konacağı henüz belirsizliğini koruyor. Başbakan’ın AKP Grup toplantısında, “Manifestoya(!)”benzetilen ve de gözyaşları ile sulanan konuşmasında(11.08.09), “şimdilik açıklanacak bir paketleri olmadığı, bir süreci hayırlısıyla başlattıkları” yolunda açıklamada bulunmuştur. Anlaşılan bu sürecin de, Ergenekon Davası ve AB’ye üyelik müzakereleri gibi ucu açık kalacak. Paketin adı konusunda da bir kararsızlık olduğu seziliyor. Paketin adı bir rivayete göre “Kürt Açılımı”, bir rivayete göre ise “Demokratik Açılım”.
    Bu makalenin amacı; velinimet ve cemaat memnuniyeti adına başlatılan son “Açılımı” güdümlendiren (motive eden) dışımızdaki gelişmelere dikkatleri çekmektir. Makalemizin başlığına, Kurtuluş Savaşı Destanı’ndan bir alıntı koymamızın nedeni; olan bitenin ayırdına varmadan atılacak adımların, verilen-verilecek sözlerin ülkemize kaybettireceği “mevzilerin” vahametini vurgulamak içindir.
    Açılımının Zamanlamasına İlişkin Düşünceler:
    Aydınlanma sürecinden geçememiş, gelişmekte olan toplumların gerçek anlamda demokrasiyi kurma ve yaşatma serüvenlerinin hayli zorlu ve sarsıntılı olduğu bilinen bir gerçektir. Bu tür ülkelerde iç ve dış politikanın paradigmasını çoğu kez dış dinamiklerin korelasyonu oluşturur. Ülkelerin kendi çıkarlarını koruyabilmesi basiretli, öngörülü ve çağdaş kafalı liderlerin varlığına bağlıdır. Yönetimdeki liderlerin ülkenin yaşamsal çıkarlarına ilişkin konulardaki düşünce ve eylemlerini öncelikle iman ve itikatları, heva ve hevesleri, duyguları şekillendiriyorsa; “yandı gülüm keten helvası!” “Çok iyi şeyler olacak” yolunda kehanette bulunanların, projelerini açıklamadan açıktan avans beklentisi içine girenlerin, durduğumuz noktayı, olan bitenin boyutlarını doğru okuduğundan kuşkuluyum. AKP liderlerinin eline tutuşturulan kart, önümüzdeki seçimlerin oy getirici “peyi” olarak kabul görmüşse, pey-der-pey neleri götüreceği bilinmelidir.
    Geçmişte yabancı güçler, gerek etnik kökeni Kürt olan yurttaşlarımızı ve gerekse sınırlarımıza mücavir ülkelerde yaşayan Kürtleri kendi siyasal ve ekonomik çıkarları doğrultusunda kullanmaktan çekinmedikleri görülmüştür. Bu durumdan en çok zarar görenler Kürtler olmuş, her seferinde yabancı güçler tarafından ortada bırakılmışlardır. Bilindiği gibi son olarak Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’ı istilası ve Saddam rejiminin sonlandırılmasında Irak Kürtlerinin aktif olarak rol alması, Kürtlerin tarihinde ilk defa olumlu yeni bir sayfa açılmasına vesile olmuştur.
    ABD’nin güdümünde hazırlanan Irak Anayasası ile Kürtlere Irak’ın yönetiminde, iç ve dış politikasının belirlenmesinde, varlıklarının oldukça üzerinde bir ağırlık kazanmalarını sağlamış, ödüllendirmede ölçü kaçmıştır. Iraklı Kürtler kazanımlarını tahkim etmenin ötesinde, yeni kazanımlar peşinde koşarken; dünyamızda yaşanan olağanüstü koşulların değiştirmekte olduğu küresel güç dengesi ve bu bağlamda ABD’nin stratejik önceliklerinde yapılan revizyon, Kürtlerin tarihinde açılan yeni sayfayı tehdit eder niteliktedir. Bu bağlamda Irak’ın bütününde neler olup bittiğinini irdeleyerek geleceğin nelere gebe olduğunu, bizdeki “açılımın” bağlantısını ortaya koymaya çalışalım.
    ·ABD’nin Askeri Varlığını Irak’tan Çekme Kararı:
    Amerika, Irak’ın istilası ve işgalinden beklediği hedeflerin hiçbirinin gerçekleşemeyeceğini geç de olsa anlayabilmiştir. Saddam’ın devrilmesi sadece İran’ın işine yaramış, başta Irak olmak üzere, dünyada siyasi İslam’ın, kökten dinci akımların güçlenmesine, uluslararası planda terör eylemlerinin artmasına yol açmıştır. Düzmece bahanelerle yapılan istila ve işgal, çok pahallıya mal olduğu gibi, ABD dış politikasının önemli bir yara almasına neden olmuştur. Obama Yönetimi ABD iç ve dış politikasında öncelikleri değiştirici restorasyon dönemi başlatmış, bu kapsamda öncelik Irak’tan Afganistan’a kaymıştır. Irak’taki kuvvetlerini geri çekme kararı alan ABD, bu amaçla hazırladığı planı, Irak iç güvenliğinde görülen bazı olumsuzluklara rağmen aksamadan yürütmeye özen gösterdiği gözlenmektedir.
    Plan uyarınca Irak’daki yerleşim birimlerinin güvenliğini korumaktan sorumlu Amerikan Deniz Piyadeleri, görevlerini 30 Haziran 2009 tarihinde Irak birliklerine devrederek, belirlenen garnizonlarda toparlanmış, bir bölümü ABD’ye geri dönmüştür. Önümüzdeki yıl yapılacak (Ocak 2010) genel seçimlerden sonra, yaz başına kadar 80.000 askerin daha geri çekilmesi, geriye kalan kuvvetlerin tamamının (50.000-30.000) ise 2011 yılı sonuna kadar ülkeyi terk etmesi öngörülmektedir. ABD’nin çekilmesinin ardından bölgeyi kontrol edebilecek daimi askeri bir gücü geride bırakması da(Kuzey Irak dahil) söz konusu değildir. Bu konuda Bush Yönetimi zamanında Irak’daki ABD birliklerinin hukuki statüsünü belirleyecek anlaşma (SOFA) için başlatılan görüşmeler, Irak tarafının dayattığı kesin geri çekilme takvimi ile son bulmuştur. ABD’nin istediği sonucu alamamasında İran’ın dolaylı olarak etkili olduğu bilinmektedir. Bu arada ABD önceliğinin Uzak-Doğu’ya kaydığının bir göstergesi olarak, Afganistan’da geçtiğimiz yıl sonunda 32.000 olan askeri gücünün bu yıl sonuna kadar 68.000’e ulaşacağını belirtelim.
    ·ABD-IRAK İlişkilerinde Yeni Sayfa:
    İki ülke yönetimlerinin beklenti ve önceliklerinde farklılaşması ilişkilere yansımaya başlamış, ilişkileri oldukça farklı bir platforma taşımıştır. Başkan Obama Avrupa turundan(01-07Nisan) dönüş yolunda Irak’a yaptığı beş saatten az süren ani ziyaretinde Irak halkı ve Hükümetine çok ciddi mesajlar vermiştir. Bu mesajlar, “Iraklıların kendi sorumluluk ve egemenliklerini ellerine alma zamanının geldiği, Iraklıların kendiişlerini kendilerinin yapmaları gerektiği, onların işlerini üstlenemeyecekleri” yolundadır.(1)
    Maliki Yönetimi Irak birlikleri yerleşim yerlerinin güvenliğini ABD birliklerinden devir aldığı 30 Haziran tarihini “Ulusal Egemenlik Bayramı” ilan etmiş, ayni gün Irak güvenlik güçleri 3400 kişinin yaşadığı, Bağdat’ın 100 Km. kuzeyindeki Eşref Kampı’na kanlı bir baskın düzenlemiştir. İranlı rejim muhaliflerinin yaşadığı bu kamp önceleri Saddam birliklerince korunurken, Irak’ın işgalinden sonra da Amerikan birlikleri tarafından “yaptıkları özel hizmetler” nedeniyle koruma altına alınmıştı. Bu baskında “Halkın Mücahitleri” örgütüne mensup birçok kişi yaralanmış, bir kısmı katledilmiş, bir kısmı da tutuklanmıştır. Ardından Amerikan Birlikleri ile işbirliği yapan Sünni Milislerin liderlerin de çeşitli bahanelerle birer birer tutuklanmasına başlanmıştır. Kısacası Irak’ta “bazılarının” güvendiği dağlara kar yağmaya başlamıştır.
    Temmuz 2009 başında ABD Başkan Yardımcısı Biden’in Irak’a yaptığı ziyarette Amerika’nın yeni Irak politikasının detaylarını ilgili taraflara açıkladığı anlaşılmaktadır. Bu açıklamalar içerisinde en önemlisi, “ABD’nin bundan sonra Irak’ın etnik ve mezhep çatışmalarına karışmayacaklarını, böyle bir durumda Irak’a karşı taahhütlerinin son bulacağını” kesin bir dille ifade etmiş olmasıdır. (2)
    Temmuz 2009 Sonunda İncirlikten Irak’a geçen Amerikan Savunma Bakanı Gates, Irak’daki Amerikan Kuvvetlerinin Komutanı Org. Odierno ile görüşmesinin ardından “kuvvetlerin geri çekilmesinin biraz daha hızlandırılabileceği” yolunda iyimser bir tahminde bulunmuştur. Gates’in bu son ziyarette Barzani’ye “Kürt liderlerin son yıllarda elde ettikleri kazanımları muhafaza için, Amerikan Birliklerinin geri çekilmesine kalan sürede avantajlarını kullanarak, Irak Merkezi yönetimi ile olan mevcut sorunlarını çözüme kavuşturması” yolunda Barzani’ye söylediği çok akılcı sözlerin dikkate alınıp alınmayacağını yakın gelecekte hep birlikte göreceğiz.(3)
    Bütün bu gelişmelerden, bugün için Amerikan’ın Irak’a ilişkin temel politik ve askeri mülahazasının, “zararın neresinden dönülürse kardır” anlayışı ile, askeri angajmanını sonlandırmak, Irak içinde mevcut ve çıkabilecek sorunların çözümünde uluslararası kuruluşları, “taşeronluğa teşne” ülkeleri kullanmak olduğu anlaşılmaktadır.
    ·Arap-Kürt Gerginliği:
    Gerginlik ve çatışmaların nedenlerini ararken, olağanüstü koşullarda baskıyla yapılan barış anlaşması veya düzenlemelerin neden olduğu dengesizliklere bakmak usuldendir. Kürtler Irak’ın 29 milyonluk nüfusunun ancak 4,5 milyonunu oluşturmasına karşılık, ABD’nin kotardığı Anayasal kurallara göre, Irak’ın Merkezi Yönetiminde adeta “kral seçici” (Kingmaker) bir konuma getirilmişlerdir. Başta Irak Cumhurbaşkanı, Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı olmak üzere, Irak Merkezi Yönetiminin bazı kilit “postları” Kürtlere tahsis edilmiştir. Devletin üst düzey yönetim kadrolarına personel atanması ancak Kürt tarafının onayı ile yapılabilmektedir. Kürtlerin mutlak egemenliklerini korudukları Kürdistan Yerel yönetimi dışında, Irak Merkezi Yönetiminde taşıdıkları “ağırlık” Araplar tarafından “hazmedilmiş” görülse de önümüzdeki dönemde iki toplum arasında ciddi bir çatışma potansiyeli oluşturduğu kuşkusuzdur.. Irak Başbakanı Nuri Maliki’nin Şubat 2009 başında 18 vilayetin 14’ünde yapılan yerel seçimlerde elde ettiği kesin zaferi bazı çevreler, Kürtlerin sahip oldukları geniş otonomiye bir tehdit olarak algılamış bulunmaktadır. Maliki merkezi yönetime verdiği ağırlıkla ün yapmış bulunmaktadır. (4)
    Araplar ve Kürtler arasında şimdilik gün yüzüne çıkan gerginlik, Kürdistan Yerel Yönetiminin sınırları ile petrol ve doğal gaz üretim ve gelirlerinin paylaşım sorunlarından kaynaklanmaktadır. Bu arada Irak’ın Ninova, Diyala ve Selahaddin vilayetlerinde yaşayan Kürt kökenli Irak yurttaşlarının Kuzey Ira’daki yerel yönetime bağlanması gerektiği yolundaki talepleri bulunduğunu da hatırlatalım.
    Sınırlar konusunda çıkan sorun, 15 Ekim 2005 tarihinde kabul edilen Irak Anayasası’nın 140 ncı maddesi ile geçici bir çözüme kavuşturulmuş, Kerkük vilayetinin aidiyet sorunu 2007 yılında yapılması öngörülen nüfus sayımı ve ardından yapılacak referandumla belirlenmesi kabul edilmiştir. Konuya ilişkin ortaya çıkan çeşitli anlaşmazlıklar nedeniyle bugüne kadar, ne nüfus sayımı ne de referandum yapılabilmiştir. Bu arada Kürtler bir oldu-bitti ile aidiyeti tartışmalı bölgenin bir bölümüne kendi Peşmergelerini konuşlandırmış bulunmaktadır. Bunun sonucunda Irak Hükümetine bağlı kuvvetlerle peşmergeler arasında patlak verebilecek ciddi bir çatışma, Amerikan Birliklerinin son anda araya girmesi ile önlenebilmiştir.
    Birleşmiş Milletler (BM) Örgütü geçtiğimiz Nisan ayında sorunun çözümüne yönelik hazırladığı raporda, Kerkük vilayetinin “otonom bölge” olarak kabul edilmesini önermiştir. Kürdistan Mahalli Yönetim Parlamentosu BM’lerin önerisini gözardı ederek, Haziran 2009’da kabul ettiği taslak anayasaya, Kerkük Vilayeti’nin tarihi ve coğrafi nedenlerle “Kürdistan’ın ayrılmaz bir parçası olduğunu” yolunda bir hüküm koyması gerginliği büsbütün tırmandırmış bulunmaktadır.
    Kürdistan yarı otonom bölgesinde 25 Temmuz tarihinde yapılan mahalli seçimlerde yeniden Başkan seçilen Barzani, “BM raporunun gerçekçi olmadığı, taslak anayasanın önümüzdeki Sonbahar’da halkoyuna sunulacağı, herhangi bir bölgesel ülkenin veya Bağdat’ın yahut kendi bölgelerindeki münferit kişilerin, bölgenin güvenlik ve refahını çökertmesine göz yummayacakları” yolunda uyarıda bulunmaktan çekinmemiştir.(5)
    Irak Anayasası, Irak’ın bütününde elde edilen petrol üretim ve gelirlerinin Merkezi Irak Yönetimi tarafından idare edileceğini, her bölgeye nüfusu oranında gelirlerden kaynak ayrılmasını öngörmektedir. Kürt tarafı bu anayasa hükmünün yeni bulunan petrol ve doğal gaz kaynaklarını kapsamadığını ileri sürerek, yabancılara -bu arada Türk Şirketlerine- kendi yönetimleri altındaki topraklarda petrol ve doğal gaz yatakları arama ve üretme ruhsatı vermiş bulunmaktadır. Merkezi Hükümetin buna tepki göstermesi ve yapılan işlemleri tanımaması ayrı bir gerginlik kaynağıdır. Bu konuda BM’lerin devreye girmiş olmasının soruna çözüm getirici bir sonuç vermeyeceği daha şimdiden anlaşılmış bulunmaktadır.
    ·Kuzey Irak’ta İstikrarın Kırılgan Yapısı:
    Kürdistan yerel yönetiminin kontrolü altındaki Kuzey Irak’ın, ülkenin diğer bölgelerine göre bir istikrar adası veya huzurlu bir vaha görünümü verdiği doğrudur. Ancak bu vahanın gerçekliği kalıcı mı, yoksa yanıltıcı bir serap mı, tartışma konusudur. Dileğimiz, bütün bölgenin huzur ve istikrar içerisinde olmasıdır. Bölgenin bütününde huzur ve istikrar sağlanmadıkça, ortaya çıkacak kasırga ve kum fırtınalarının yıkıcı etkisinden bütün vahaların nasibini alacağından kuşku duyulmasın. Huzur ve istikrar bölgesi olarak görülen Kuzey Irak’a dış dinamiklerin yanı sıra, yeni iç gelişmelerin de göreceli huzur ve istikrarı tehdit eder boyutları bulunmaktadır.
    Bilindiği gibi Kuzey Irak’ta mevcut yönetimin ortakları Kürdistan Demokratik Partisi(KDP) ile Kürdistan Yurtseverler Birliği(KYB), 1990’lı yıllarda amansız bir silahlı mücadele içerisinde idiler. Irak’ın ABD tarafından istilasına yardımcı olan bu partiler, savaşta kazanımlarını sağlama alma ve daha da genişletmek için, aralarındaki sürtüşme ve farklılıkları gömerek, 2005 yılında “güç paylaşımı” anlaşmasını imzalamışlardı. Bununla birlikte Kuzey Irak’taki yerel yönetimin bu iki ortağı arasında karşılıklı güvenin tam olarak tesis edildiği ve eski gerginliklerin bütünüyle son bulduğu söylenemez. Diğer taraftan son mahalli seçimlerin sonuçları 2005 yılında yapılan “güç paylaşımı” anlaşmasını tekrar masaya yatırılmasını gerektireceği değerlendirilmektedir.(6)
    Irak Bağımsız Yüksek Seçim kurulu, Kürdistan Otonom Bölgesindeki mahalli seçim sonuçlarını 07Ağustos tarihinde resmen açıklamış bulunmaktadır. Mevcut yönetimi kazanmış olmakla birlikte, 2005 yılında yapılan seçim sonuçları ile mukayese edildiğinde ciddi oy kaybına uğradıkları görülmektedir. Koalisyon ortağı iki parti 2005 seçimlerinde toplam 89 sandalye kazanmışlarken bu sayı 59’a düşmüş bulunmaktadır. Bu seçimlerde ana muhalefet koalisyonu olarak ortaya çıkan, Goran’ın (Değişim) lideri Nevşirvan Mustafa söylemleri ile çağdaş bir politikacının donanımına sahip olduğu gözlenmektedir. KYB’nin Genel Sekreter Yardımcısı iken istifa eden Nevşirvan seçimlerde KYB’nin seçmen tabanını büyük ölçüde kemirdiği gibi, KDP’den de oy alabilmiştir. Bölgede ayni anda yapılan “Cumhurbaşkanlığı” seçimini Barzani kazanmış olmakla birlikte oy oranında ciddi bir düşüş meyda gelmiştir.
    Seçimlerin oldukça sakin geçmiş olmasına karşılık; “hile yapıldığı, yerel yönetime bağlı bindirilmiş(motorize) milislerin sandık sandık dolaşarak, mükerrer oy kullandıkları, seçmenlere baskı yaptıkları”, yolunda çok sayıda şikayetler alınmıştır. Goran Hareketinin sorumluları bu şikayetleri resmen Bağdat’daki Federal Mahkeme’ye iletmiş bulunmaktadır. Görüldüğü kadarıyla, Kuzey Irak’ta “feodal” yapının kırılarak, gerçek anlamda demokratik parlamenter bir sistemin kurulması yolunda zaman zaman silahlarında konuşturulabileceği, hayli zorlu bir mücadelenin başlayacağını söyleyebiliriz. Mevcut durum itibariyle, Ocak 2010 tarihinde Irak’da yapılacak genel seçimlere Kürtlerin, 2005 yılında olduğu gibi, sadece “Kürdistan İslamcı Partisi’ni” dışarıda bıkan tek bir liste halinde girmelerinin pek mümkün olamayacağı değerlendirilmektedir.
    Bölgedeki istikrarın kırılganlığı konusunda irdelememizi, Goran Koalisyonu adına Bağdat’daki Federal Mahkeme Başkanlığı’na sunulan resmi müracaatı belirterek sonlandıralım: Yapılan müracaat, Kürdistan yerel Parlementosu’nun geçtiğimiz Haziran ayında kabul ettiği “Anayasanın” iptaline ilişkindir. Gerekçesi, anayasada yapılan düzenleme ile, yerel Cumhurbaşkanı’nın(Barzani’nin) parlamento ve yargı erkinin üzerinde yetkilerle donatılmış olmasıdır. Beklendiği gibi Barzani bu girişime şiddetle karşı çıkmış, yeni Anayasayı değiştirmek için Parlamentoda hiçbir grubun üçte iki çoğunluğa sahip olmadığını belirterek, Sonbaharda referandum yapılması konusundaki kararlılığını yinelemiştir.
    Sonuç:
    Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, Ulusal Politika ve Stratejiyi saptamak ve uygulamaya koymak konumunda olanların, günü kurtarmanın ötesinde, yarınların neler getirip götürebileceğini kavrayabilecek bir vizyona sahip olmaları gereklidir. Bu konuda görülen eksiklik ve zafiyet ülkemizi Irak’taki gelişmelerin pasif seyircisi durumuna getirmiştir. Her ne kadar dost ve bağlaşık olsak da, şimdiye kadar ABD de Türkiye’yi Irak’ta yaşanan sorunların bir parçası olarak gördüğü için, kendi çözüm arayışlarının dışında tutmaya özen göstermiştir. ABD’nin bu tutumunda Kürt liderlerinin de etkili olduğu bilinmektedir. Anlaşılan o ki, ABD askeri varlığını Irak’dan çekerken, korkulan kaosun yaşanmaması, bir ölçüde Iran’ın nüfuzunun dengelenmesi, bundan daha önemlisi de, Araplar ve Kürtler arasındaki gerinliklerin bir savaşa dönüşmemesi için, Türkiye’nin sahneye çıkarak bir rol üstlenmesine ihtiyaç duyulmaktadır. “Açılımın” dış bağlantısı bu noktada düğümlenmektedir. Anlaşılan amaç, Türkiye’yi sahneye çıkarmadan önce “abdest aldırarak” Irak’la bağlantılı kendi iç sorunundan arındırmaktır. Böylece Türkiye’nin, “velinimet” ve “cemaatler” adına bölgede oynayacağı “ılımlı ve yumuşak” arabulucu rolüne itirazların önü kesilecektir.
    Türkiye’nin bölgesinde üstleneceği roller için ne abdest almaya, ne de yabancıların yol göstericiliğine ihtiyacı vardır. Irak dahil bütün Ortadoğu’da barış ve istikrarın sağlanması elbette ülkemizin de çıkarınadır. Türkiye’nin coğrafi konumu, bölge ülke ve halklarıyla tarihi bağları, bölgedeki sorunlarının çözümüne olumlu katkıda bulunmasına olanak vermektedir. Bunu yaparken, bölgede öne çıkan liderlerle diyalog kurulmasının ötesinde, bölge halklarının gönüllerinde ve kafalarında “dost ve kardeş Türkiye” imajının yaratılmasına ağırlık verilmelidir. Türkiye bölgeye ilişkin politikalarında, şeffaf ve güven verici bir yol izlemelidir. Dış politikamızın ana çerçevesini, önyargı ve saplantılardan uzak, küçülen dünyamızın gerçeklerini dikkate alan, karşılıklı yarar ve karşılıklı bağımlılık ilkelerinin benimsendiği, uluslararası ilişkiler anlayışı belirlemelidir. Bu ilişkiler de “one minute!” gibi nafile duygusal çıkışlara yer olmadığı unutulmamalıdır. Bu konuda kendi gücümüzü azımsama, özgüvenimizi kaybetme kadar, gücümüzü abartmanın, kendimizi dünyanın merkezi sanmanın da, Ulusumuz için zararlı sonuçlar doğuracağı bilinmelidir.
    Türkiye terör sorununu elbette çözmeli, en azından marjinal hale getirmelidir. Ancak siyasi iktidarın bu bağlamda atacağı adımları dış güçlerin, güdüm ve telkinleriyle atması halinda, “abdest kaçar”, terör için aranan çözüm, ülkenin birlik ve dirliğinin “çözülmesi” olarak sonlanır. Bu nedenle “açılımın” detaylarından önce paradigmasının doğru saptanması gerekir. Bu konuda temel alınmasını uygun gördüğümüz düşüncelerimizi bir defa daha vurgulamakta yarar görmekteyiz:
    ·Terör örgütünü, onun elebaşısını ve de siyasi platformdaki sözcülerini çözüm arayışında muhatap alınması, halkın temsilcileri olarak kabulü, sadece teröristleri daha da cesaretlendirmekten öte bir işe yaramaz. Demokrasi ve terör ayni topraklarda birlikte serpilip gelişemez. Terörün kol gezdiği topraklarda halkın hür iradesi ve demokratik seçimler söz konusu olamaz. Halkın iradesinin tasallut altında olduğu yörelerde tasallut edenin sözü ve iradesi geçerlidir.
    ·Terör olgusu ile iç içe yaşayan yurttaşlarımızın gerçekten ne istediklerini yetkin kişilerin masa başında değil, alanda yapacakları bilimsel araştırmalarla belirlenmelidir. Bu suretle alınacak önlemlerle bölgede terör için var olan uygun zemin kurutulmalıdır.
    ·Türkiye Cumhuriyeti bir ulus devlettir. Bir ulus devleti oluşturan çelitli etnik kökene mensup insanların bir aidiyet sorunu yaşamamalarının ön koşulu, eşit hak ve özgürlüklere sahip olmalarıdır. Ulus devletin yurttaşları ortak kimliklerini benimsedikleri, ondan gurur duydukları gibi, kendi etnik kimliklerinden kıvanç duymaları da doğaldır. Diğer yandan da, ulus devletin oluşturan bir etnik gruba ayrıcalıklı bir konum verilmesinin nelere yol açabileceği iyi hesaplanmalıdır.
    ·Sorunu yurdumuzun belli bir bölgesinde “yönetim” ve “halkın temel hak ve özgürlükleri” sorunu olarak algılanması ve bu bölgeye ilşkin özel düzenlemeler arayışı içerisine girilmesi, Türkiye’nin üniter devlet yapısı için tehlikeli sonuçlar doğuracağı bilinmelidir. Yaşadığımız terör dahil bütün sorunların üstesinden gelebilmek için atlamamız gereken “eşik”, bütün vatan sathında “ çağdaş katılımcı demokrasiyi” kurmak ve işlerlik kazandırmak olduğu unutulmamalıdır.

    ·İç politikamızın siyası yapı ve ilişkilerinin ana çerçevesini küçük hesaplar, kısır çekişmeler değil; Türk Halkı’nı aydınlık yarınlara taşıyacak katılımcı demokrasinin kurulması ve işletilmesi esasları belirlemelidir. Bu bağlamda,“eyyamcıların bulanık suda balık avlamasına” son verilmesi, “insanın insana kulluğunun yok edilmesi”, ülkede huzur ve güvenin yerleşmesi, kısaca çağdaş bir toplum ve çağdaş bir devlet yaratılması, yönetimin her kademesinde halkın sesi ve nefesinin varlığı ile gerçekleşebileceği unutulmamalıdır.
    Başbakan’ın deyişi ile “Hükümetin bu güne kadar yaptıkları yapacaklarının” teminatı olduğuna göre, “Açılımın” ülkemizin birlik ve dirliğine kastedenlere daha fazla cesaret vermekten başka bir işe yaramayacağını söylemek, bir kehanat sayılmamalıdır. Hükümetin sözüm ona çözüm arayışı çerçecesinde danıştığı ve öne çıkardığı isimlerin çoğunluğunun çözüm değil “çözülmeden” yana tavır alanlardan oluşması, gündem değiştirme isteğinin ötesinde, bilerek veya bilmeyerek, çok vahim bir adım atılmak istendiği kuşkusunu doğurmaktadır. Yeri gelmişken Çicero’nun daha evvel de alıntı yaptığım 2040 yıl önceki sözlerini tekrarlıyalım:
    “Bir ulus kendi içindeki aptal ve hatta muhteris olanlarla baş edebilir. Fakat içerisindeki satılmış ve hainlerle yaşayabilmesi olanaksızdır. Sınırları zorlayan düşman silah ve alemlerini açıkta taşıdığı için daha az tehlikelidir. Fakat bir hain, hain gibi görünmez,kurbanları ile ayni aksanda konuşur, onların çehresine bürünür ve onların argümanlarını kullanarak ulusun politik yapısına nüfus eder, bütün kapılardan serbestçe geçer,sesi en üst düzey hükümet koridorlarında duyulur, ulusun ruhunu çürütür.,politik yapıya her türlü hastalık bulaştırarak ulusun yaşam gücünü elinden alır. Bir katil daha az korkuludur.” (7)
    İşte bu nedenle yazımıza “Ateşi ve İhaneti Gördük” başlışını koyma gereğini gördük. “Dayandık” ve de dayanmaya devam edeceğiz.

    E.Org Çetin Doğan
    Notlar:
    1.Obama urges Iraqis to take charge,BBC NEWS | Middle East | Obama urges Iraqis to take charge
    2. Biden Warns of Ending Commitment by Nada Bakri, WashingtonPost, July 4,2009
    3. Gates Sees Faster Iraq Troop Pullout, by ELISABETH BUMILLER<
    http://topics.nytimes.com/top/reference/timestopics/people/b/elisabeth_bumiller/index.html?inline=nyt-per>, PETER BAKER<http://topics.nytimes.com/top/reference/timestopics/people/b/peter_baker/index.html?inline=nyt-per>, NYTimes July 29, 2009
    4. The success of Nouri al-Maliki, The Times Feb. 6, 2009
    5. New Kurdişh leader Asserts Agenda By SAM DAGHER, NYTimes july 28, 2009)
    6.The significance of the elections in Iraqi Kurdistan by Appel Michael, INSS Insight No.121
    7. “Sil Baştan”, 20.06.08, Maya sayı No: 248

    Not 2) Emekli Orgeneral Çetin Doğan bu makaleyi Maya Dergisi için kaleme almış; yayınlanması için odatv'ye de göndermiştir.


    Odatv.com
    25 Ağustos 2009

  10. #30
    PaPaTyA_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Nerden
    Manisa
    Mesajlar
    294

    Standart

    devimsel çok ayrıntılı açıklamalarda bulunmussun. Hepsini okuyamasam da şöyle bi göz gezdirdim. Katıldığım ve katılmadığım yerler var. Neticede Amerikanın ve Avrupa Ülkelerinin desteği olmasa bu PKK Belası devamlılıqını surduremezdi. Bugün de böyle konular konuşmazdık sanırım. Kendilerini Kürtlerin temsilcileri ilan ederek, sözde mücadelelerini sürdürüyorlar. Ve destekleyenlerde hala Yıllardır gerçeği göremiyor. Belki de görmek istemiyor..

    Bu ülkenin en çok para kazanan insanları çoğunlukla Kürt kökenli şarkıcılar, eğlence yeri sahipleri, işadamları, ticaret erbabı,turistik otel sahipleri, eğlence dünyasında; tv'de, gazinolarda iş
    yapan isimler (İbrahim Tatlıses, Özcan Deniz, Ceylan, Yılmaz Erdoğan vs.) değil mi?
    Hani ne oldu ''fırsat eşitsizliği vardı?'' İşin doğrusu, Böyle düşünen insanların amacı: Bir oldu-bitti
    yaratarak bu güzelim memleketi parçalamaktır. Bu kadar basit. Şu çıplak gerçeği artık ilkokula giden küçücük çocuklar bile anlayabilmektedirler. Ve bizim Aydın kesim
    dediğimiz Yazarlarımız, Gazetecilerimiz vs birçoğu bu 'Demokrasi Açılımı' nı destekliyor... Hayret ediyoruz bizde..
    Sırrım da Sızım da Bir O'na Aşina..

Konu Bilgisi

Uye Bu Konuya Bakiyor

Suan 1 Uye bu konuya bakiyor. (0 Uye ve 1 Ziyaretci)

Benzer Konular

  1. Kadınlarda uyku sorunu
    By ARZUHAL in forum Sağlık
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 29.07.09, 14:19
  2. 7 İlişki Sorunu Ve Çözümü
    By CASPER_CASPER_ in forum Aile, Evlilik, Flört
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 28.04.09, 09:09
  3. Çankaya'da KÜRT SORUNU zirvesi
    By CaTLaQQQ in forum Haber Arşivi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09.04.08, 02:00
  4. ÇizgiLerLe Başörtü Sorunu
    By Fidem in forum Komik Resimler
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 15.03.08, 15:11

Eklenmis Olan Tag'lar

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Yeni Konu Acamazsin
  • Konuya Cevap Yazamazsin
  • Konuya Eklenti Ekleyemezsin
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351